Ana Sayfa Kafkasya 18.Yüzyıl sonu Osmanlı-Kafkas ilişkileri ve Ferah Ali Paşa

18.Yüzyıl sonu Osmanlı-Kafkas ilişkileri ve Ferah Ali Paşa

  • Ekrem Hayri PEKER

Küçük Kaynarca Antlaşması Osmanlı Devleti tarafından geçici bir mütareke olarak görüldü. Kırım’ın kurtarılması için uygun bir zamanda bir savaş başlatılmalıydı. İki koldan Rusya’ya saldırılacaktı. Tunaboyu ve Kuban.

Kuban boyunun kontrolü ve bölgedeki Çerkes kabilelerinin itaat altına alınması için yetenekli bir yöneticinin bölgede görevlendirilmesi düşünüldü. Vezirlerden Gürcü kökenli Ferah Ali Paşa bu göreve getirildi. Kendisi sancaklarda görev yapmış, Bursa’da Mutasarrıf olarak bulunmuş, 1768-1774 Osmanlı – Rus savaşında aktif görev almış becerikli bir yöneticiydi. Kendisinden sonra bu görevlere getirilen Bicanzade Ali Paşa ve Battal Hüseyin Paşa aynı dirayeti gösteremediler. Sarasker olarak görevlendirilen Battal Hüseyin Paşa’nın görevlendirilmesi tam bir felaket olmuştu.

Ferah Ali Paşa önce Soğucak’a gelmiş, bölge kabileleriyle iyi ilişkiler kurmuş, bölgedeki bir Çerkes kabilesinin beyinin kızıyla evlenerek akrabalık tesis etmiş, ve maiyetini de bu yönde teşvik etmişti. Kurduğu Anapa kalesi bir şehre, Soğucak bir kasabaya dönmüştür. Donanma için uygun bir liman olan Gelincik tabyalarla tahkim edilmiş, bölgede çok sayıda küçük kale ve tabyalar kurularak bölge halkının güveni kazanılmıştır.

Ancak Ferah Ali Paşa’nın köle ticaretine izin vermemesi, ondan cariye, halayık bekleyen İstanbul’daki devlet yöneticilerinde rahatsızlık yaratmıştır. Bölgeden İstanbul’a gönderilen raporlarda, Çerkesler için 11 beylik halinde olduklarını, “bazısı müslim ve bazısı kafirdir” yazılmıştır.

Ferah Ali Paşa bölgeye sığınan 30 bin Nogay Tatarını üçe böler. 10 binini Labe Nehri civarına, 10 binini Hatukay kabilesi civarına ve 10 binini Anapa Kalesi civarına yerleştirir. Bu şekilde asker ve inşaat işleri için gerekli insan kaynağını yaratır.

Kırım Hanı olan Şahin Giray, Rusların yönetim modelini örnek almış ve benzer bir ordu oluşturmuştur. Daha sonra bölgedeki Çerkes, abaza ve Tatar kabilelerini ziyaret ederek hediyeler, tehditlerle kendine bağlamaya çalışmıştır. Rus askerleri de Kuban Nehrini aşarak Tatar ve Çerkes kabilelerini talan etmeye başlamışlardır. Kurduğu ordusuyla ve Rus askerleri desteğiyle Kuban’ı geçen Şahin Giray bölgeye saldırı düzenlemiştir. Şahin Giray’ın ordusu Çerkesler ve Osmanlı askerleri tarafından bozguna uğratılmıştır. Bu bozgundan kısa bir süre sonra Kırım’da iç savaş çıkmış, sonunda Şahin Giray Kırım’ı Rus Çarlığına bırakmaya zorlanmıştır. Daha sonra belirttiğimiz gibi Osmanlılara sığınan Şahin Giray sürüldüğü Rodos’da idam edilir.

Han Ailesinden Şahbaz Giray Han bölgeye Kırım Hanı sülalesinden bir hanzade yerine Osmanlıların bir yönetici atamasını ister. Şahbaz Giray Han’a göre bölgedeki Osmanlı askeri varlığı güçlendirilmeli ve bölgedeki kabileler çeşitli yollarla Osmanlı Devletine bağlanmalıydı. Bu yapıldığı takdirde, Rumeli tarafından yapılacak bir Osmanlı saldırısından sonra Kafkas kabilelerinin de Rusya’ya saldıracağını söyler. Bunlar yapılmadığı takdirde Rusların aynı yöntemlere başvuracak kabileler üzerinde nüfuz kurup, o bölgeden askerlerini Gürcistan taraflarına geçirerek Faş, Sohum, Batum’u işgal edip, hatta Anadolu’ya bile girebileceği uyarısında bulundu. Bu sebeple Kuzey Kafkasya Halkları elde iken bir işe yaramasalar dahi Rus ilerleyişi önünde bir set vazifesi görebileceğini söylemiştir. (Fedakar, 45; 2014)

Şahbaz Giray’a Kabardaylar hakkında düşünceleri sorulduğunda onların Osmanlı Devleti’nin himayesine can attıklarını, şayet kazanırlarsa Çeçen, Kumuk ve Dağıstanlıların da Osmanlı tabiyetine gireceğini belirtmişti. Kabardeylerin Çerkes ve Abazalardan iki kat fazla nüfusa sahip bulunduklarını ve de dindar olduklarını, bunların dilerse Rus sınırını aşarak toprak kaleleri bile zapt edebileceklerini belirtti… Şahbaz, Kabartayların güçlü bir kavim olduğunu belirttikten sonra, Rusların beş – on senedir onlarla savaştığını ve sulh yapmak zorunda kaldığını, Kabartaylarda top olmadığından sulha razı olduklarını söyledi. (fedakar: 45-46, 2014)

Bölgeyi iyi bildiği anlaşılan Şahbaz giray Çerkes ve abaza kabilelerinin şüphesiz yiğit ve bahadır olduklarını fakat sayılarının da az olduğunu, Abad Giray’ın kabilesi olan Şabsıh (Şapsuğ)’ın diğer kabilelerden daha kalabalık olduğunu, Soğucak ve Anapa taraflarına bir saldırı olduğunda 15 bin asker çıkarabileceklerini belirtti. (fedakar: 47, 2014)

Soğucak’a yerleştikten sonra bölgeyi gezen Ferah Ali Paşa İstanbul’a gönderdiği takdirde: “Eğer bölgede tahkimat yapılırsa Kırım gibi bir memleket olacağını, düşmana güçlü bir set çekeceğini” bildirmiştir (Fedakar: 49, 2014). Anapa Kalesinin konumu daha önce de farkedilmiştir. Ferah Ali Paşa Anapa Limanına geldiğinde Cenevizlilerden kalma kale ve bina kalıntılarıyla karşılaşır ve Kaleyi buraya yapmaya karar verir.

Ferah Ali Paşa’dan sonra bölgeye gönderilen Bicanzade Ali Paşa, Ferah Ali Paşa gibi, bölgede meskûn Abaza, Çerkes ve Nogay kabilelerinin gönlünün hoş tutulması gerektiğini belirtir. Bu kabilelerde savaşçı en az 60 bin kişi bulunduğunu belirterek bölge kabilelerine hediyeler verilmesini ister (Fedakar: 49, 2014). Bicanzade’nin İstanbul’daki devlet ricaline cariyeler göndererek bu makama geldiğini söyleyen Ferah Ali Paşa’nın kâtibi Haşim Efendi; Bicanzadenin ve maiyetinin köle ticareti yaptığını ve bunun kabilelerle olan ilişkiler bozulmaya yüz tutmuştur. Bicanzade Ali Paşa, İstanbul’a gönderdiği raporda, tıpkı Ferah Ali Paşa gibi bölgede meskûn Abaza, Çerkes ve Nogay kabilelerinin gönlünün hoş tutulması gerektiğini belirtir. Bunlarda savaşçı en az 60 bin kişi bulunduğunu belirtir (Fedakar: 91, 2014). Köle ticaretinin yarattığı tepki üzerine Bicanzade Anapa’dan Abazaların yaşadığı bölgeye kaçar. Bicanzade’nin rütbesi indirilip, Bursa’ya sürülür.

Anapa ve Soğucak Seraskerliğine asker toplamak kaydıyla Trabzon Valiliği görevi de verilerek Battal Hüseyin Paşa getirilir.

1787 yılında Osmanlı Devleti Balkanlar’dan ve Kuban bölgesinden Rusya’ya saldırılacaktı. Kaptan-ı Derya Hasan Paşa komutasındaki donanma Kırım’a çıkarma yapacaktı. Çıkarmayı yapacak kuvvetlere Erzurum Valisi Abdullah görevlendirilmiştir.

Bölgeye perdeypey 25 bin civarında asker gönderilmişti. Bölgedeki Kabileler ve yerel Hanlar destek verecekti. Dağıstan hanlarından Avar umm Han Çıldır Valisi Süleyman Paşa’ya yazdığı mektup’ta maiyetindeki 30 bin askerle ister Gürcistan, isterse Rusya tarafı olsun istenilen yere gideceğini yazmıştı. (Fedakar: 117, 2014)

Savaş öncesi Kırımlı Hanzadelere ve Kalgaylar bölgede savaş hazırlıklarına başladılar.

1787 yılına gelindiğinde Avrupa’da bir kamplaşma başlamıştı. Avusturya ikinci Viyana kuşatmasından sonra Osmanlılara karşı sürekli Ruslarla ittifak halindeydi.

Osmanlılar sürekli olarak bu iki devletle savaşmış, Prens Eugeni’nin ölümünden sonra Avusturya’ya galip gelmişse de iki cephede savaşması yüzünden Ruslarla yaptığı savaşları kaybetti. 18. Yüzyılda Avusturya ve Ruslarla yapılan savaş yetmezmiş gibi İranla da neticesiz savaşlar yapılmıştır.

1787 yılında Avrupada iki cephe oluşmuştu. Fransa – Avusturya – Rusya cephesi, diğer yanda İngiltere – Prusya – Hollanda (Felemenk) vardı. İsveç’te bu cepheye yakındı.

Osmanlılar İngiltere’nin kışkırtmasıyla hazırlıklarını tamamlamadan savaşa girdi. Osmanlı Devleti saldırı planını uygulamaya geçirdi. Balkanlarda Ozi’den, Kafkasyada Anapa’dan hucum edilecek, Kırım Serdarı olan Erzurum Valisi Abdullah Paşa da denizden Kırım’a saldıracaktı.

İMAM MANSUR:

Savaş hazırlıkları sürerken 1785 tarihinde Çeçenistan – Dağıstan bölgesinde Nakşibendi tarikatına mensup İmam Mansur ortaya çıkar. Savaş sonunda ruslardan 12 top ele geçirilir. Daha sonra bu toplar anapa’daki Osmanlı kuvvetlerine gönderildi.

İmam Mansur, Rusların bölgedeki en büyük kalesi olan Kızlar Kale’sine (Kızılyar) hucüm etti, fakat başarılı olamadı. Vur – kaç saldırısına başladı. Mansur Ferah Ali Paşa’dan yardım istedi. Ancak Osmanlı Devleti yetkilileri bu talebe soğuk baktı. Mansur’un bölgedeki ünü gün geçtikçe yayılıyordu. İmam Mansur’a sadece Kafkas kabileleri değil, Anadoludan gönüllüler katılmaya başlamıştı.

Gaziantep ulemasından Seyyid Halil Efendi’nin talebelerinden 100 – 200 kişi Ruslarla yaptığı savaşa destek vermek için Kafkasya’ya gitmişti. (Fedakar: 133, 2014)

O dönemde Nakşibendilik Anadolu’da fazla yaygın değildi. İmam Mansur’un hacca ve Anadoluya gidenlere verdiği mühürlü mektuplarıyla bu savaşa destek vermesi Osmanlı Devletini tedirgin etmişti. Tedirginlik hem sınır ihlallerinin Osmanlı Devletinin hazır olmadan Rusya’yla arayı açma tehlikesi ve Halifelik makamına karşı bir rakip olmasıydı.

Savaş başlamasıyla Kırım’da görevli Rus generali Tekeli Kabarday üzerinden Anapa’ya hucüm etme emrini alır.

Savaş esnasında 1790 yılında çıkan kıtlık bölgede açlıktan ölümlere sebep olmuştur. Bölge kabileleri Anapa’daki kuvvetlere yeterince destek veremediler.

Savaş başlar, ancak Battal Hüseyin Paşa Anapa’ya gidişi sürekli olarak erteler. Ruslar taaruza geçer. General Potemkin Ozi Kalesine, General Tekeli ise Anapa üzerine yürür. Casuslar bu taaruzu İstanbul’a bildirirler. Buna rağmen Battal Hüseyin Paşa Canik’ten bölgeye gitmez.

General Bibikov komutasındaki Rus ordusu Anapa’ya saldırır. 25 Mart 1790’da kaleyi kuşatırlar. Ancak büyük kayıp vererek çekilirler. Bu sırada Ruslar Ozi Kalesini ele geçirmişti.

Nihayet bölgeye giden Battal Hüseyin Paşa Anapa Kalesindeyken Rus ordusu 7 Mayıs 1970 günü tekrar saldırdı ve bozguna uğradı.

Battal Hüseyin Paşa istemeyerek de olsa Kuban’ı geçip Kabardey bölgesine gitmişti. Ancak bölgeye yaklaşırken askerleri terhis edip, geri göndermeye başlamıştı. Kabardey bölgesi yakınındaki az sayıda Rus kuvvetine saldırmak yerine askerleri dağıtmış, yakın adamlarıyla Rus ordusuna sığınmıştır. Dağılan Osmanlı birliklerini Ruslara esir düşmekten Çerkes kabilelerinin Ruslara saldırması kurtarmıştır.

Battal Hüseyin Paşa’nın kaçması bölgedeki dengeleri alt-üst etmişti. 20 – 25 bin kişilik Osmanlı ordusu dağılmıştı. Bölgedeki kabilelerin Osmanlı Devşetine güveni sarsılmıştı. Kırım Seraskeri Abdullah Paşa bölgeye gitmemiştir.

Bu durumdan faydalanan Ruslar tekrar Anapa’ya hücuma kalktılar. Bu sırada İmam Mansur Anapa’ya gelerek, Osmanlı Devletinin yanında Ruslarla savaşmaya gelmişti.

Ruslar bölgeye gelerek 10 Temmuz’da kaleyi kuşatmaya başladılar ve 26 Temmuz 1791’de kale Rusların eline geçti. Kalede bulunan İmam Mansur Rusların eline esir düştü. Mansur hapsedildiği Solovki adasında öldü. Bölgeye gitmeyen Erzurum Valisi Abdullah Paşa idam edildi.

Kale düştükten bir müddet sonra Ruslarla mütareke imzalandı (10 Ağustos 1791). 8 ay sonra 1792 yılında Yaş anlaşması imzalandı ve savaş sona erdi. Anapa ve Soğucak kaleleri Osmanlılara teslim edildi. Kafkasya sınırı yine aynı kaldı. Kuban iki devlet arasında sınır oldu. Osmanlı yetkilileri bölgedeki Rus topraklarına yapılacak yağma akınlarını önlemekle sorumlu tutuldular. Barışla beraber bölgede köle ticareti yeniden başladı.

Bölgeye atanan, kimisi görev yerine getirmeyen Paşalar yüzünden Osmanlı’nın ve bölgenin kaderi değişti. Erzurum valisi askerleriyle bölgeye gelse Ruslar Anapa’ya saldırmayı cesaret edemeyeceklerdi. Ruslarla barış daha uygun şartlarla yapılacaktı. Battal Hüseyin Paşa’nın yerine yetenekli bir Paşa atansa bölge halkının desteğiyle belki Kırım kurtulabilecekti. Yapılan planlar ve hazırlıklar yeteneksiz yöneticiler elinde başarısız oldu.

İRAN – KAFKASYA – OSMANLI İLİŞKİLERİ

Osmanlı Devleti önce ipek ticareti güzergâhını, sonra baharat ticaret yollarını ele geçirmek için yaptığı savaşlar, İran Devleti ile Osmanlı Devletini karşı karşıya getirdi. Bu savaşlar, Kanuni devrinde mezhepsel temele oturdu. Kanuni devrinde ulema ülke yönetiminde etkili oldu. Ulema tarafından politik fetvalar verilmeye başlandı.

İran’da kurulmuş Türk Safevi Devletine karşı mezhepsel fetvalar çıkarılarak Türkmenlerin üzerindeki Safevi etkisi kırılmak istendi. Kanuni Sultan Süleyman döneminde Anadolu Türkmenleri arasında babaların, dedelerin önderlik ettiği ayaklanmalar çıktı. Başta Dulkadir Beyliğine bağlı Türkmek aşiretleri olamk üzere çok sayıda Türkmen Azarbeycan ve İran’a göç etti. Osmanlılar defalarca Azerbeycanı ve İranı işgal ettilerse de mezhepsel ayrılık bölgeye hâkim olmalarını engelledi.

Osmanlılar Kırım Hanlığı vasıtasıyla Batı Kafkasya’yı kontrol ederken Safeviler’in yönettiği İran Gürcistan ve Doğu Kafkasya’yı kendine bağlamıştı. Burada yaşayanlar Safii mezhebindendi. Bu yüzden İran’a soğuk, Osmanlılara sempatiyle bakıyorlardı.

Bu iki imparatorluğun (mezhepsel gözüken aslında ticari kökenli) bitip – tükenmez savaşları Moskova çevresinde etkili olan Moskova Büyük Prensliğini İmparatorluk haline getirmiş, yaklaşık iki yüzyıl sonra Ruslar Doğu Anadolu’yu ele geçirmişti.

357 Toplam Okuma, 1 Bugün

Comments

Comments