Ana Sayfa Kitap Tanıtımı Bilgenin Sarsılmazlığı

Bilgenin Sarsılmazlığı

LUCIUS ANNAEUS SENECA
DE CONSTANTIA SAPIENTIS Bilgenin Sarsılmazlığı

Giriş ve Açıklamalarla Birlikte,
Latinceden Çeviren:  Elif Burcu Özkan – eburcuozkan@uludag.edu.tr
Doğu Batı Yayınları, Ankara- Eylül 2017
Hamur Tipi : 2. Hamur
Ebat : 14 x 21
İlk Baskı Yılı : 2017
Baskı Sayısı : 1. Basım
Sayfa Sayısı : 67
Medya Cinsi : Ciltsiz

MÖ 4 – MS 65 yılları arasında yaşamış yazar, düşünür ve hatip Lucius Annaeus Seneca, Stoa felsefesine ilgi duyan ancak bazı tereddütleri bulunan yakını Serenus’a ithafen yazdığı bu diyalogunda kimi zaman ona, kimi zaman da hem ona hem de tüm insanlığa yönelik öğütlerde bulunur. Diyalogda genel olarak Stoa felsefesi ışığında bilgelik (sapientia), kader (fatum) talih (fortuna) ve özgürlük (libertas) kavramları ele alınır. Seneca bilge bir kişinin kendisine yapılan haksızlık ve hakaret gibi saldırılarda nasıl bir tavır takındığını, gene Stoa felsefesinin öngördüğü şekliyle etkilenmeden onları nasıl karşıladığını detaylı bir şekilde anlatır. Bu tür saldırıların sebeplerini, sonuçlarını ve kişinin istediği takdirde bunlardan etkilenmeden huzurunu nasıl koruyabileceğini konuyla ilgili mitolojik ve tarihsel olaylardan örnekler vererek ortaya koyar. Stoa ahlâkının özgürlük, “dinginlik” (ataraksia; Lat. tranquillitas) ve “duygulanımsızlık” (apatheia; Lat. impassibilitas) erdemlerinin saldırılar karşısındaki tutumuna dair açıklamalar getirerek bilge bir kişinin olaylar karşısındaki sarsılmaz duruşunu kapsamlı bir şekilde ele alır.

Latinceden Türkçeye ilk defa çevrilen bu kitap, sadece ahlâkî yönüyle değil, siyasi olaylar üzerine yaptığı halen günümüzdeki insani ilişkiler için de geçerli olabilecek usta yorumlarıyla da çarpıcı bir eserdir. Seneca’nın insanlığın her çağda benzer kusurlara sahip olup neredeyse aynı sorunlarla uğraşması ve aynı arayışlarda olması nedeniyle geçerliğini koruyan teselli cümleleri, günümüzden neredeyse 2000 yıl önce yazılan bu eseri etkileyici ve ölümsüz kılmaktadır.
(Tanıtım Bülteninden)

-Eserden İ.Ö. 4. yy. Eski Yunan tarihinden ve İ.Ö. 3. yy- İS. 1. yy. arası Roma Siyasi tarihinden olaylara ve tarihî kişiliklere yönelik seçme paragraflar –

I.3 Haksızlığa tahammül edemeyen biri olduğun için, geçenlerde Marcus Cato’nun[i] bahsi geçtiğinde onu kendi çağı hiç anlamadı diye, Pompeius’lardan[ii] ve Ceasar’lardan[iii] üstün olduğu halde Vatinius[iv] kadar bile değer vermedi diye öfkeleniyordun. Hatta Cato forum’da[v] bir yasa aleyhinde[vi] konuşma yapmak üzereyken toga’sının[vii] omuzlarından çekiştirilip yırtılması, kürsüden Fabius Kemeri’ne[viii] varıncaya kadar isyankâr halk tarafından yuhalanması, hatta bu gözü dönmüş kalabalığın küfürlerine, tükürmelerine ve başka her türlü hareketlerine katlanmak zorunda kalması sana göre utanç vericiydi.

II.1 İşte o zaman senin bir yandan Publius Clodius’un,[ix] diğer yandan Vatinius’un ve başka ne kadar hain varsa hepsinin satışa çıkardıkları devlet adına telaşlanmakta haklı olduğunu söyledim. Üstelik kör bir ihtirasa kapıldıkları için devleti satarken aslında kendilerinin de aynı duruma düştüklerinin farkında değillerdi. Hiçbir bilge haksızlığa veya hakarete maruz kalmayacağı için de sana Cato adına endişelenmemen gerektiğini söyledim. Hatta ölümsüz Tanrıların onu eski çağlardaki Ulixes[x] ve Hercules’ten[xi] daha doğru bir bilge kişi örneği olarak bize bahşetmiş olduğunu da sözlerime ekledim. Çünkü bizim Stoalı filozoflarımız bu kişileri zorluklara boyun eğmedikleri, hazzı hor gördükleri ve tüm korkuların üstesinden geldikleri için  “bilge” addettiler.

II.2 Cato avcıların ve köylülerin yaptığı gibi vahşi hayvanlarla mücadele etmedi, ateşle ya da kılıçla canavarları kovalamadı, gökyüzünün birinin omuzlarında durduğuna inanılan çağlarda da yaşamadı[xii]. Ama eski inançların artık terk edildiği ve kurnazlıkta son noktaya gelinen bir çağda; rüşvetçilikle, her türlü kötülükle ve tüm dünya üçe bölündüğü halde yine de tatmin etmeyen, sınır tanımayan iktidar hırsıyla savaştı.[xiii] Yozlaşan ve tüm heybetine rağmen çökmekte olan devletin suçlarının karşısında tek başına durdu. Cumhuriyetin düşmesini bir kişinin gücüyle yapabileceği kadar engelledi, ta ki maiyetinden uzaklaşıp uzun zaman direndiği çöküşe kendini bırakana ve birbirinden ayrılmaları hata olanlar[xiv] birlikte yok edilene kadar. Çünkü ne Cato özgürlükten, ne özgürlük Cato’dan sonra yaşadı.[xv] Bu durumda halk onu praetor’luğunu[xvi] veya toga’sını bırakmaya zorladı, onun kutsal başını ağızlarından pislikler saçarak kirletti diye böyle bir adama haksızlık yapılmış olabileceğini mi düşünüyorsun? Bilge kişi güvendedir, ona hiçbir haksızlıkla ya da hakaretle zarar verilemez.

V.6 “Poliorcetes” lâkabını alan Demetrius, Megara’yı ele geçirmişti.[xvii] Bu olaydan sonra filozof Stilpon’a[xviii] kaybettiği bir şey olup olmadığını sorunca, Stilpon ona: “Hiçbir şey kaybetmedim” demiş, “bana ait olan her şey bende!” Hâlbuki Stilpon’un mirası ganimete ayrılmış, kızlarını düşman kaçırmış ve vatanı yabancı bir yönetimin eline geçmişti; galip gelen ordusunun askerleriyle etrafı çevrelenen kral,[xix] kürsüden onu sorguluyordu.

V.7 Ama o, zaferi kraldan aldı ve şehir ele geçirildiği halde kendisinin yenilmediği gibi zarar görmediğini de kanıtladı; çünkü hiçbir elin uzanamadığı gerçek iyiliklere sahipti. Ayrıca bozguna uğratılan ve yağmalanıp götürülenleri de kendisine ait olmayan, harici ve şansın hükmündeki şeyler olarak görüyordu. Dışarıdan gelen her şeyin varlığı geçici ve güvenilmez olduğu için onlara kendisine ait olarak görmeden değer verirdi.

VI.1 Şimdi bir düşün! Savaşın, düşmanın ve meşhur şehir yağmalama sanatında uzman olan o adamın bile hiçbir şeyini alıp götüremediği bilgeye, bir hırsız, bir iftiracı, dik başlı bir komşu ya da çocuksuz geçen yaşlılığın üstünlüğünden faydalanan zengin biri haksızlık edebilir mi?

VI.2 Dört bir yanda ışıldayan kılıçların ve ganimetin üzerine üşüşen askerlerin yarattığı kargaşanın ortasında; alevlerin, yerle bir edilen kentten geriye kalan kan ve harabelerin, kendi tanrı heykellerinin üzerine düşen tapınakların gürültüsü arasında yalnızca bir kişi huzurluydu. Bu durumda senin kibirli diye yargılayabileceğin bir söz yok![xx] Eğer bana inanmıyorsan sana bir kanıt sunayım, çünkü bir insana böyle bir dayanıklılığın ve bu kadar büyük bir ruh yüceliğinin bahşedilebileceğine pek inanmıyorsun; ama şöyle söyleyen biri ortaya çıkıyor:[xxi]

VI.3 “Şuna emin olun ki ölümlü bir insan da dünyevi meselelerin üzerine çıkabilir; veya acılara, kayıplara, yaralara, felaketlere ve çevresinde tanık olduğu olayların büyük kargaşasına endişelenmeden bakabilir! Zorluklara sakince katlanıp iyi durumlara ölçülü yaklaşabilir, yani ne onlardan kaçarak ne bunlara sırtını dayayarak, farklı durumların içinde değişmeden kalabilir. Kendisi dışındaki hiçbir şeyi kendisine ait saymaz, hatta kendisine de, daha iyi olan kısmıyla[xxii] sahip olduğunu düşünür.

VI.4 Onca kenti tahrip eden o kişinin egemenliğinde koçbaşı darbesiyle kale duvarlarını harap edilebilir, kulelerin yüksekliği yeraltı geçitleriyle veya gizli hendeklerle aniden yerle bir edilebilir ve siper en yüksek kalelere eşit olsun diye yükseltilebilir; ama temeli sağlam olan bir ruhu sarsacak hiçbir savaş makinesi icat edilemez! İşte ben size bunu kanıtlamak için buradayım!

VI.5 Az önce evimin yıkıntıları arasından sürünerek çıktım ve yangınlar her tarafa yayılırken kan içinde alevlerden kaçtım; kızlarımın başına gelen olay halkın başına gelenlerden daha mı kötüdür bilemem. Tek başına ve yaşlı olduğum, çevremdeki düşmanca her şeyi gördüğüm halde, size servetimin hâlâ sağlam ve zarar görmemiş olduğunu gösteriyorum[xxiii]: Kendime ait saydığım ne varsa onu koruyorum ve ona hâlâ sahibim.

VI.6 Benim yenildiğime, sizinse zafer kazanmış olduğunuza inanmanız için hiçbir sebep yok: çünkü talihiniz benimkini yendi. O geçici ve sahibi değişen şeylerin nerede olduğunu bilmiyorum: benim sahip olduğum şeylere gelince, onlar gene benimle ve hep benimle kalacak.

VI.7 O zengin adamlar miraslarını; şehvet düşkünleri aşklarını ve utancın ağır bedeline rağmen el üstünde tuttukları hayat kadınlarını yitirdiler. Hırslı adamlar meclis binasını,[xxiv] şehir meydanını, suçlarını herkesin önünde uygulamak için belirledikleri yerleri;[xxv] tefeciler açgözlülüklerine hile yoluyla zengin olma hayali kurduran yazı levhalarını kaybettiler. Oysa ben sağlam ve eksilmeyen her şeye hâlâ sahibim. Bu yüzden siz asıl ağlayan, yas tutan, kılıçlar çekilince paralarını korumak için çıplak bedenlerini sunan, göğüsleri ağırlaşınca[xxvi] düşmandan kaçan o kişileri sorgulayın! ”

VI.8 Yani insanlara ve tanrılara özgü erdemlerle dolu olan bu kusursuz adamın hiçbir şey yitiremeyeceğini bil, Serenus! Onun iyilikleri sağlam ve aşılmaz duvarlarla çevrelenmiştir. Bilgenin duvarlarını İskender’in aştığı Babylon duvarlarıyla,[xxvii] bir kişinin gücüyle ele geçirilen Kartaca veya Numantia surlarıyla,[xxviii] Capitolium’la[xxix] veya bir kaleyle, yani düşmanın izinin kaldığı yerlerle karıştırma! Bilgenin duvarları onu korur, alevden ve saldırıdan yana güvendedir, hiçbir girişe izin vermez; üstündür, yenilmez ve tanrılara denktir.

 

AÇIKLAMALAR

[i]           Marcus Porcius Cato Uticensis (İ.Ö. 95- 46): Yaşlı Cato’nun torununun oğlu, Roma cumhuriyetinin geç döneminde yaşamış cumhuriyetçi devlet adamı. Bu eserde sık sık bahsedilerek övülen en önemli ve güçlü tarihsel kişiliklerden biridir. Cato, Roma geleneklerine ve aynı zamanda Stoa felsefesine bağlı bir devlet adamıydı. Ölene dek tipik bir Stoalı gibi davranmıştır. Vatan tek bir kişinin idaresine geçmesin diye hayatı pahasına cumhuriyeti kurtarmak için uğraşmış, Caesar’ın diktatörlüğüne karşı çıkmıştır. Caesar, sorunları halledip Roma’da istediği düzeni oluşturduktan sonra tek engelinin Cato olduğunu düşünür ve onu Afrika’da Utica kentini korumak için görevlendirir ve ardından Utica’ya gider. Caesar’ın Cato ile savaşacağını öğrenen arkadaşları, silahları gizlerler. Cato bir köleden silahını ister ve devleti yenmekten daha aşağılık bir durum olamayacağını düşünerek kendi silahı ile intihar eder. Son derece erdemli, konuşmada yetenekli olan Cato, yaşamının düzgünlüğü ve ilkelerine olan bağlılığıyla Romalıların erdem timsali sayılmıştır.

[ii]              Pompeius’lar: Gnaeus Pompeius Strabo (İ.Ö. 130-87) : İ.Ö. 89 yılı consul”udur (consul: Roma Cumhuriyetinin en yüksek devlet memuru. Devletin başında her sene yeniden seçilen ve aynı haklara sahip iki consul bulunurdu).

Gnaeus Pompeius Magnus (İ.Ö. 106- 48): Gnaeus Pompeius Strabo’nun oğlu, Romalı ünlü general ve devlet adamı. Akdeniz’i korsanlardan temizleyen, 52’de diktatör olan, 55 yılında Roma’da ilk taş tiyatroyu yaptıran kişidir. Caesar’ın ilk başta dostuydu, sonra kayınpederi oldu. 1. Triumvirlik’te (Üçler Meclisi) onun ortağı, ardından düşmanı olup, İ.Ö. 48’de Caesar’a karşı yapılan iç savaşta cumhuriyetçilerin başında savaşmış, Pharsalus’ta Caesar’a yenildikten sonra sığındığı Mısır’da öldürülmüştür.

Gnaeus Pompeius (İ.Ö. 75- 45) ve Sextus Pompeius (İ.Ö. 67- 35) ise Gnaeus Pompeius Magnus’un kendisi gibi general olan oğullarıdır.

[iii]              Caesar’lar: ‘Caesar’ kelimesi Augustus’tan başlayarak bütün imparatorların daima kullandıkları bir unvan olmuştur. Bir makam ismi olmayıp sadece şeref unvanıydı.

[iv]             Publius Vatinius: Cumhuriyetin son yıllarında yaşamış ve Romalı ünlü devlet adamı, yazar ve hatip Marcus Tullius Cicero’nun şiddetli eleştirilerine maruz kalmış devlet adamı (Cicero için bkz. Not 76). Cicero’nun consul seçildiği İ.Ö.63 yılında quaestor (Hazine-maliye bakanı/ idam cezası vermeye yetkili hâkim) oldu. İ.Ö. 59 yılında tribunus, İ.Ö. 46 yılında consul olmuştur.

[v]              forum (çarşı, pazar yeri, şehir meydanı): Bütün resmî işlerin ve törenlerin yapıldığı alan, şehir meydanı. Yunan agora’larındaki gibi şehir meydanında kamusal ve dinsel yapılar yer alırdı. Burası siyasî, ticarî ve kamusal işlemlerin yoğunluk gösterdiği alan olup yurttaşlar için sürekli bir toplantı yeriydi. Çevresi sütunlu dükkânlarla çevrili olan Roma Forumu, Palatium ve Capitolium (Roma’nın 7 tepesinden ikisi) tepeleri arasında bulunur ve kentin çekirdeğini oluştururdu.

[vi]             Caesar’ın toprak kanunu: Lex Agraria Caesaris. Roma’da özellikle İ.Ö. 49-44 yılları arasında yaptığı diktatörlükle bilinen komutan ve devlet adamı Gaius Iulius Caesar’ın İ.Ö. 59 senesinde consulluğa başladığı yıl, Senatus onun etkisiyle Gnaeus Pompeius Magnus’un veteranlarını tatmin etmek için arka arkaya birçok kanunlar çıkarmıştır. Bu kanunlardaki amaç, oligarşi idaresini biraz daha zayıflatıp devlet idaresinde ve sosyal meselelerde bazı hedeflere ulaşmaktı. Bu hedeflerin başında toprak kanunu bulunuyordu. Bu kanunda Orta İtalya’daki Campania bölgesi hariç, İtalya dâhilindeki devlete ait olan tüm toprakların paylaşımı isteniyordu. Daha sonra, Caesar halkı kendisine daha çok bağlamak istediğinden, Orta İtalya’da Campania bölgesindeki toprakları en az üç çocuklu 20000 vatandaşa dağıtma planı içeren ikinci bir toprak kanunu da çıkarmıştır. Cato’nun muhalefetine rağmen bu kanun da diğeri gibi meclisten geçmiştir. (Atlan 1970, 152).

[vii]             toga: Roma vatandaşlarının barış zamanlarında giydikleri uzun, geniş, tek parçadan oluşan ve tek omuzdan dolayarak giydikleri bir tür pelerin/üstlük.

[viii]            Fabius kemeri: Quintus Fabius’un (Allobrogicus) Gallia’da Allobrog kabilesine karşı kazandığı zaferi ölümsüzleştirmek için, Roma forumu’nun batı ucunda, Via Sacra’da İ.Ö. 121 yılında yaptırdığı kemer. (Via Sacra: Roma’nın en eski ve en ünlü caddesiydi. Forum’u Capitolium’a, yani tanrı Iuppiter’e (Yun. Zeus) adanan tepeye bağladığı ve her yanında tanrı tapınakları bulunduğu için caddeye “Kutsal yol” anlamına gelen bu isim verilmişti). (Platner 1929, 211; 456- 7).

[ix]                Publius Claudius (Clodius) Pulcher (İ.Ö. 93- 52/3): Etrafına topladığı yandaşlarıyla Roma’yı tehdit eden, Cicero’nun düşmanı ünlü devlet adamı.

[x]              Ulixes (Yun. Odysseus): Yunan mitolojisinde efsanevî Troia Savaşı’nın en önemli kahramanlarından biridir. İ.Ö. 9. yy’da yaşamış Smyrna(İzmir)’lı Yunan ozan Homeros’a atfedilen, Yunanlılar ile Troilılar arasında İ.Ö. 1200 yıllarında geçtiği varsayılan Troia Savaşı’nı anlatan “Ilias” destanında önemli rol oynayan Ithaka kralı Ulixes, savaş sonrasında yıllar süren eve dönüş yolculuğunu konu alan “Odysseia” destanının asıl kahramanıdır. Destanların aktardığına göre; bu efsanevî kahraman zeki, kurnaz, yaratıcı, sağduyulu, cesur ve belâgat sahibi biridir. Yılmayan bir savaşçıdır, öyle ki hiçbir felâket ya da talihsizlik onun cesaretini ve gücünü alt edemez ve bu özellikleriyle Seneca’nın bilge insan örneklerinden biri olarak geçmektedir. (Schmitz 1849, “Odysseus”, Vol. III, 13).

[xi]              Hercules (Yun. Herakles): Hellas’taki Dor ırkının ulusal kahramanı. Baş tanrı Zeus’un ölümlü Alkmene’den doğan oğlu Herakles, insanların ve şehirlerin fatihi olarak anılan, vahşi hayvanları alt ettiğine inanılan güç sembolü mitolojik kahramandı. (Schmitz 1873, “Heracles”, Vol II, 393).

[xii]             Gökyüzünün birisinin omuzlarında (omuzlarına bağlı) durduğu: Dünyayı omuzlarının üzerinde taşıyan titan (Eski Yunan Olympos tanrılarından önceki soy) Atlas kastediliyor.

[xiii]              Tüm dünya 3’e bölündüğü halde:

                Triumvirlik: Üçler Meclisi; Gaius Iulius Caesar, Marcus Licinius Crassus (Gallia’da- bugünkü Fransa’da- Caesar’ın elçisi) ve Gnaeus Pompeius Magnus arasında İ.Ö. 60 yılında oluşturulmuş özel siyasî bir birliktir. “Birinci Triumvirlik” adı verilen anlaşma ile bu üç kişi, bütün siyasî meselelerde birlikte hareket etmeyi birbirlerine söz vermişler, ancak İ.Ö. 56 yılında aralarında çıkan anlaşmazlık nedeniyle bu birlik bozulmuştur.

[xiv]              Cato ve özgürlük.

[xv]             Cato’nun cumhuriyeti korumak için hayatı pahasına verdiği mücadelesi, cumhuriyet rejimi sona erdiğinde intihar etmesi kastediliyor. Cumhuriyetçilerin yenilgisinden sonra Cato, diktatör Caesar’a boyun eğmek istememiş ve kendini öldürmüştür. (Bkz. not 4).

[xvi]            praetor: Baş yargıç. Yüksek Roma memuriyetlerinin ikinci derecede önemli memuru olup hukukî işlerin yöneticisiydi. Başında her sene yeniden tayin edilen iki memur (consules) vardı, sonradan Roma’da birçok praetor olmuştur. Praetor’ların askerlik yetkileri olmayıp yalnızca yargıçlık yetkileri vardı.

[xvii] Demetrius Poliorcetes  (MÖ 336-283): MÖ 294-288 yılları arasında hüküm süren ve Hellas’ın doğusundaki Megara şehrini ele geçiren Makedonya kralıdır. Şehri ele geçirdikten sonra metinde de yer aldığı şekliyle ‘şehir kuşatan, şehir yağmacısı’ anlamındaki ‘Poliorcetes’ (Yun. Poliorkētēs) lâkabını almıştır.

[xviii] Filozof Stilpon (MÖ 360-280): Erdem anlayışında Stoacıların atası sayılan Megaralı filozof. (Bkz. Sen. Ep., I, 9; 18).

[xix] Kral Demetrius.

[xx] Seneca, Serenus’un yukarıda (III. 1) geçen “Gururunuzu göklere çıkarıyorsunuz!” sözüne cevap veriyor.

[xxi] Burada Seneca, filozof Stilpon’un olayla ilgili olası görüşlerini aktarıyor.

[xxii] Erdemiyle.

[xxiii] Stilbon’un serveti olarak addettiği şey erdemidir.

[xxiv] Curia: Cumhuriyet döneminde Roma’nın meclisi, senato binası.

[xxv] Şehir meydanında (forum) halka açık söylevler verilir, siyasi çekişmeler yaşanırdı.

[xxvi] Bu kişilere para verilmesi kast ediliyor. Paralar toganın (toga için bkz. not 11) göğüs kısmında taşınırdı.

[xxvii] İskender: 3. Aleksandros (MÖ 336-323): Büyük İskender adıyla bilinen Makedonya kralı.

Babylon duvarları: Bugünkü Irak’ın Al Hillah kasabasında kurulmuş ve İskender tarafından da fethedilen Babylon kentinin duvarları. Bu duvarlar dünyanın yedi harikasından biri sayılan Babil’in asma bahçelerini çevreliyordu.

[xxviii] Carthago: Kartaca. Kuzey Afrika’da, bugünkü Tunus’un bulunduğu yerde, Tyros şehri Fenikelileri tarafından kurulan şehir. Daha sonra İspanya’nın güneydoğu sahilinde Yeni Kartaca (Carthago Nova) kurulmuştur.

Numantia: Kuzey İspanya’da bir şehir, bugünkü Garray.

Genç Scipio Africanus, Carthago’yu MÖ 146’da, Numantia’yı ise MÖ 133’te fethetmiştir.

[xxix] Capitolium (Collis Capitolinus): Baş tanrı Jupiter’in tapınağının bulunduğu, Roma’nın en küçük tepesi (uzunluğu yaklaşık 460 m). Meyilli yüzeylerle, sarp kayalıklarla ve süngertaşından duvarlarla doğal yoldan korunuyordu (Platner 1929, 96).

244 Toplam Okuma, 1 Bugün

Comments

Comments