Ana Sayfa Basından Tarih Haberleri Bursa Eski Eserleri Sevenler Kurumu

Bursa Eski Eserleri Sevenler Kurumu

BURSA ESKİ ESERLERİ SEVENLER KURUMU

  • Zafer Ünver[1]

Bursa Eski Eserleri Sevenler Kurumu merkezi Bursa’da olan bir (STK) Sivil Toplum Kuruluşudur.1946 yılında kurulan Kurum Merkez olarak Bursa Müzesini göstermiş, Kurum

İlk toplantısını Bursa Halkevi salonunda, 26 Şu-bat 1946 da yapmıştır. Kazım BAYKAL ve bir grup arkadaşının başlattığı çalışmalar II. Dünya Savaşının olumsuz etkilerini üstlenmek durumunda kalmıştır. Tarihi ve doğal çevrenin korunması ve yaşatılması için hizmet veren Kurum, Bursa’nın 2014 yılında UNESCO tarafından Dünya Mirası Listesine alınmasıyla haklı bir gurura da ortak olmuştur. Kazım BAYKAL bir kitabının önsözünde:

“Bir millet atalarını anıtları ile anar ve tarihinin değerlerini onlarla tanıtır” demiştir.

Bursa’nın tarihi kimliğine sahip çıkmada öncülüğü elden bırakmayacak olan Kurum Bursa’nın tarihsel ve doğal varlığını tanıtmayı sürdürmüş, bu süre içersinde 136 tane eski eser taşınmazın onarımını gerçekleştirmiş, kamu yararına kullanıma açmıştır.

Halkevi salonunda yapılan ilk toplantıda kurucu üyeler şu isimlerden oluşmuştur. Vali Muavini Abdülkadir KESKİN, Öğretmen Hilmi ERÖZDEM, Avukat Hulusi KÖYMEN, Öğretmen Kazım BAYKAL, Öğretmen Ahmet Muhtar AYKUT, Tüccar Hüseyin KOCABAŞ, Tüccar Rıza İLOVA, emekli Yarbay Necip KARTALKAYA, Müze Müdür Muavini Vecdi KALYONCUOĞLU ve Müze Müdürü Neşet KÖSEOĞLU.

İlk toplantılarını Rıza İLOVA’nın Kozahan’daki bürosunda yapan Kurum Hulusi KÖYMEN’i başkanlığa getirir. Kısa süren başkanlığı döneminde Kurum’a yeni katılımlar olur. Yeni üyeler kentin yönetim ve ticaret hayatındaki etkili kişilerdir. Bu üyelerden bazılarını sayarsak; Sigortacı Naci KURTUL, Tüccar Kadri ERGİNDEMİR, Tütüncü Ahmet Fikri BOZKAYA, Yüksek mimar Beşir DÜVENLİ, Fabrikatör Selim SÜTER ile Belediye Başkanı Dr. Edip Rüştü AKYÜREK’dir.

Bursalıların gösterdiği ilgi ve güven Kurum’u kısa bir sürede” Kamu Yararına Çalışan Dernekler” arasına sokmuştur.(Tarih 11.12.1947, sayı:6671)

1946 yılında çalışmalarına Zağferanlık Mahallesi’ndeki Bekir Dede Türbesi ile Karamazak Mahallesi’ndeki Kara Abdürrezzak Türbesinin onarımı ile başlayan Kurum, bunun ardından askeri depo olarak kullanılmakta olan Şehadet ve Abdal Camilerinin temizleyerek ibadete açmıştır. Demirtaş ile Hoca Alizade camilerinin hazirelerini düzenlemiş, Kozahan’ı içindeki 1855 depreminde kubbesi çöken Beyazıt Veli Mescidi’ni onarmıştır. Yıllar içersinde sadece anıt eserler değil bunun yanı sıra Bursa’nın simgesi olmuş anıtsal ağaçlar da korunmuştur. Kazım BAYKAL ile her zaman yardımlaşan Ekrem Hakkı AYVERDİ Eski Eserleri Sevenler Kurumu için ”Bursa’nın emsalsiz derneği” olmayı hak ettiğini söylemiştir. Tarihsel ve doğal çevre ile bunlara sahip çıkacak olan insan varlığını bir bütün olarak kabul eden Kurum Bursa ve yakın çevresinde hizmetini sürdürmekte, koruma ve kentlilik bilincini yerleştirmeye çalışmaktadır.

Mülkiyeti Vakıflar Bölge Müdürlüğüne ait olan;  88 cami, 3 medrese, 1 muallimhane, 10 türbe, 7 mezar ve 10 mezarlık, 3 hamam, 6 çeşme,2 ihata duvarı,1 köprü onarımı gerçekleştirmiştir. Ayrıca 7 tane istimlâk ile 7 tane de koruma uygulamasını hayata geçirmiştir.1995 yılına kadar süren onarım çalışmaları Kurum Yayınları ile daha güç bulmuş Bursalıların ve akademik çevrelerin övgüsünü kazanmıştır.

Bu hizmetler sırasında Kurum Yönetim Kurullarının özverili çalışmaları yanında, başta Vakıflar Bölge Müdürlüğü olmak üzere Valilerin, Belediye Başkanlarının samimi desteklerinden söz etmek gerekir. Bunun farkında olan Kurum özellikle Vakıflar Bölge Müdürlüğü ile olan ilişkilerine önem vermiş, mimar ve uzmanlarıyla iyi ilişkiler kurmuştur.

Bir onarıma başlanırken, ilk önce anıt yapının inşaatında kullanılan malzemenin ne olduğu, taş kullanılmışsa çevredeki hangi taşocağından getirildiği, kaplama malzemesi ile kullanılan kiremitin ölçülerine kadar incelerdik.  Söz konusu taşocağı halen açıksa, kullanılacak taşın nasıl ve hangi boyutlarda hazırlanacağı planlardık.

Anıt yapıların çoğu kesmetaş dediğimiz taş ustalarının yüz açtığı blok taşlarla oluşturulur. Bu kesme taşları hazırlamak emek istediğinden sadece yapının dış yüzünde uygulanır. Moloz taş dediğimiz dere yataklarından temin edilen yuvarlak taşlar arkada kalır, sadece dolgu amaçlıdır. Aksi halde köşe taşlarını kapı, pencere boşluklarını oluşturan hatları düzgün yapamazsınız.

Kurumun ilk ve en önemli işlerinden olan Süleyman Çelebi Türbesi yapımında işlemesi çok kolay olan belirli sertlikteki Kemalpaşa İlçesi civarından bir taş kullanılmıştır. Türbenin zarif bir işçilik arz eden korkuluk şebekeleri böylelikle oluşmuştur.

Korumacılığın üzerinde görüş birliği oluşan ilk yasalarına (1931 tarihli Atina antlaşması ile 1964 yılında yayınlanan Venedik Tüzüğüne) göre onarım uzmanlık gerektiren bir iştir ” Onarım kendine temel aldığı orijinal malzeme ile güvenilir belgelere saygı ile bağlıdır. Varsayımın başladığı yerde onarım durmalıdır” diyen ilgili tüzük Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulunca 24 Eylül 1967 tarih ve 3674 sayılı kararı ile kabul edilmiştir.

Valiliği sırasında Haşim İŞCAN özellikle Süleyman Çelebi Türbesi İnşaatında nakdi yardım sağlamış, Hacılar Camiindeki onarımda ise Vali Cahit ORTAÇ parayı kendi cebinden vermiştir. Kamberler Camii yapılırken de Vali İhsan Sabri ÇAĞLAYANGİL’in yardımları olmuştur. Vakıflar Genel Müdürlüğü ile olumlu ilişkiler kurulmuş, Müdürlüğün baş mimarı Ali Saim ÜLGEN ile Kazım BAYKAL arasında güçlü bir dostluk doğmuştur.1957 yılında harap haldeki Darülkurrayı onaran Kurum, Vakıfların tahsis etmesinden sonra burayı Kurum Merkezi olarak kullanmıştır.

Bunca hizmeti gerçekleştiren Kurum çalışmalarında tutarlı olmaya özen göstermiş, bilimsel düşünceye ve onun temsilcilerine öncelik vermiştir. Çünkü yasal boşlukların sürdüğü, koruma ilkelerinin bilinmediği bir ortamda hizmet vermek kolay olmamış, yönetim doğru bildiği konularda sonuna kadar direnmiştir. Ayrıca ehil usta bulmak zorluk yaratmış, Vakıfların elindeki az sayıdaki mimardan yardım ve destek alınamamıştır. Bütün bunlara rağmen elbirliği yaparak, danışarak,deneyimi olan kişilerle konuşarak güçlükleri yenme başarısını göstermiştir.

Bu noktada Eski Eserleri Sevenler Kurumunun en azından Kazım BAYKAL’ın vefatına kadar olan dönemde kurumsallaşmayı nasıl başardığı, bu gücü nasıl oluşturduğu akla gelebilir. Öncelikle BAYKAL Yönetim Kurulu Başkanı olarak şehrin tanınmış, işinde başarılı olmuş isimlerine yer verirken, bunların Kurum misyonuna, vizyonuna ve faaliyetlerine inanmış kişiler olmasını istemiştir. Bu kişiler resmi görevlerde bulunsalar da Başkan’a destek

olmayı bir görev saymışlardır. Bunu Bursa’nın kayıp, harap tarihsel ve doğal çevresini kurtarmak, ayağa kaldırmak adına yaparken, Başkan çalışmaları yerinde takip edip, projeleri ortak bir amaç için aksamadan yürütmüştür. Faaliyetleri sürdürenler konuları gündeme getirmişler, kendi başlarına karar alabilmişlerdir.

Başkan üst düzeyde ilişkileri başlatırken, kaynak bulma ve teknik ayrıntıları aşmak için anıt yapıların sahibi olan Vakıflar Müdürlüğü veya kişilerle diyalog kurmuş, bazen bu diyalogların (Sedat ÇETİNTAŞ ve Cahide TAMER örneklerinde olduğu gibi)sert biçimde sürdürmüştür. Kazım BAYKAL’ın doğru bildiklerinden geri adım atmadığı, tezini şer’i mahkeme tutanaklarından edindiği gerekçelere dayandırdığı görülmüştür.

Bu arada 24 02 2008 tarihinde yapılan olağan Genel Kurulda, Kurumun geleceği ile ilgili olarak üyelerin görüşleri dikkate alınarak Kurum Tüzüğünün tamamında değişiklik yapılmış, böylelikle sembolik üye aidatları dışında geliri olmayan Kurumun tüzük amaçlarının gerçekleştirilmesi için gereksindiği yurt içinden ve dışından bağış kabul etmek, işletmeler kurmak ve işletmek taşınmaz mal satın almak, satmak, kiraya vermek, bunların üzerinde ayni hak tesis etmek gibi özetlenebilecek yeni gelir kaynaklarına sahip olması olanağı doğmuştur.

Haşim İŞCAN, Cahit ORTAÇ, İhsan Sabri ÇAĞLAYANGİL gibi kimi mülki amirler Kurum çalışmalarına destek verirken:

-kısa dönem için atanan valilerin günümüzde bu ilişkiyi sürdürmekte isteksiz ve yetersiz olması,

-Kentdeki nüfus artışının etkisiyle, dayanışma ve hemşerilik duygularını yaşatacak olan kesimin azınlıkta kalması,

-Hızlı Kentleşmenin yol açtığı olumsuzluklar ve kontrol dışı yapılanmanın öncelikle tarihsel dokuya zarar vermesi, rant beklentilerinin daha tercih edilir olması,

-Yerel İdarelerin “Tarihi ve Doğal Çevre” konusunda Tarihi Kentler Birliği, Kaleli Kentler Birliği gibi birlik düzeyinde örgütlenmeleri

-Bunun getirdiği kaynak yaratma, kaynak kullanma olanaklarının yerel idareler lehine değişmesi(emlak vergilerinden yapılan %10’luk kesintinin çevre fonunda toplanması)

1946 yılının zor koşullarında ortaya çıkan Kurumun bunca askeri müdahale dönemlerinde bile kapısı kapanmamış, siyasi parti ilintilerinin dışında kalmayı başarmıştır

Hayır sahiplerinin desteği Kurumu bugünlere ulaştırırken ortaya konan Koruma Modeli kendi kaynağını yaratma çabasındaki Sivil Toplum Kuruluşları için örnek olmayı sürdürecektir.

[1] Yüksek Mimar / Bursa Eski Eserleri Sevenler Derneği Başkanı

 

81 Toplam Okuma, 1 Bugün

Comments

Comments