Ana Sayfa Göçler Bursa-Yenişehir’in Çerkes Kavaklı Köyü

Bursa-Yenişehir’in Çerkes Kavaklı Köyü

  • Mahmut Bİ

Bu yazıda, XIX. Yüzyılda Bursa, daha doğrusu Yenişehir bölgesine yapılan göçler neticesinde Çerkesler  tarafından yeniden kurulan Kavaklı köyünü büyüteç altına alıp, etüd etmeye çalışacağım.

Konuya Giriş

Bu   çalışmam   demografik   bir   çalışma   olduğu   kadar,   bu   köyde   yaşayan Çerkeslerin   sosyal   ve   kültürel   yapısına   yönelik   genel   bazı   değerlendirmeler   de yapılacaktır.

Yenişehir ilçesi; 40-41 kuzey enlemi ile, 29-30 doğu boylamı arasındaki arazi üzerinde   kurulmuştur.   Doğusunda   Bilecik,  kuzeyinde   İznik,   batısında   Bursa, güneyinde de İnegöl yer almaktadır.

20.yüzyılın başlarında, 1908 yılında köylerle birlikte 1300 Km.karelik bir alanı kaplayan Yenişehir bugün 772 Km.karelik bir alanı kaplar. 70.000 dönümlük bir kısmı ilçe sınırları içinde kalan ovayı Katırlı, Avdan, Ahi ve Samanlı Dağları çevirir.

Anadolu’nun   çok   önemli   bir   hattı   olan   Samanlı   Dağları,   Adapazarı’ndan Armutlu’ya kadar olan bölge Osmanlı Döneminde askeri açıdan stratejik bir bölgeydi.

Bu bölgenin bir önemi de bu hat üzerinde neredeyse Hıristiyan nüfus İslam nüfusa yakın idi. Devlet, gayrimüslim nüfusun yüksek olduğu Vilayetlerde son yıllarda yükselen gayrimüslim unsurlar karşısında Müslüman nüfusu arttırmak için, Rumeli’den zorunlu olarak  göç eden Türk  ve  diğer  halklardan Müslüman  göçmenleri  belli  bir siyaset dahilinde yerleştiriyordu.

Buna   verilebilecek   en   belirgin   örneklerden   birisi   de   Hüdavendigar   Vilayeti örneğidir.   H.Özdeğer’in   yaptığı  hesaplamaya   göre,   1487   yılında   Bursa’da gayrimüslimlerin   oranı   yüzde   1.44’tür.   X   VI.   Yüzyılda   altılarda  dolaşan gayrimüslimlerin   nüfusu   1831’de   yüzde   34.69’a,   1876’da   ise   yüzde   36.08’lere tırmanmıştır.

XIX.   yüzyılda   gayrimüslimlerin   oranı   Müslümanlar   karşısında   artmasında, Müslümanların   seferlerde   (   savaşlarda   )   kırılması,   Bursalı   gayrimüslimlerden devşirme   alınmaması   ve   gayrimüslim   ailelerin   daha   fazla   çocuk  yapmaları   gibi nedenler olarak sayılabilir.

Dolayısıyle, devlet Bursa’daki Müslüman nüfusu arttırma gayretine girişmiştir.

Halk arasında “ 93 Harbi “ diye bilinen 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşında göçmen durumuna giren Türk ve diğer Müslüman unsurları çoğunlukla Bursa civarına iskan edilmiştir.

1877-1891   yılları   arasında   İstanbul’dan   Anadolu’ya   sevk   edilen   toplam 474.638 göçmenden 162.028’i İstanbul’dan olmak üzere, Hüdavendigar Vilayeti’ne toplam 189.028 göçmen gönderilmiştir.

Sevk edilen göçmenlerin arasında zorunlu olarak Kafkasya’dan göç eden Çerkes   ve   diğer   Kafkaslı   göçmenlerin   sayısı   bir   hayli   fazlaydı.   Bursa,   Balkan Savaşları ve Cumhuriyet Döneminde de göç almaya devam etmiştir. Özellikle 93 Harbinden sonra Bursa “ Göçmen Şehri “ olarak anılır.

Kavaklı Köyünün Tarihçesi

Kavaklı   köyü,   Yenişehir   ilçesinin   batısında,   17   Km.   uzaklıkta   bir   vadinin yamacındadır.

Raif  Kaplanoğlu’nun araştırmasına göre, Yıldırım   Bayezid’in  (1389-1402) vakıf  köyü   olarak  belgelerde gösterilen Kavaklı’da Müsellem adı verilen kimseler yaşardı.   Bunlar,   Osmanlıların   teşekkülü   sıralarında   ve   Orhan   Bey  zamanında vergiden   muafiyet   süretiyle   askerlik   hizmetinde   bulunurlardı.   Bu   adın   verilmesi vergiden muaf tutulmuş olmalarından dolayı idi.

Müsellemler orduda geri hizmetlerde yol ve köprü yapımı, kale onarımı gibi işlerde çalıştırılırdı. Müsellemlerin baltadan başka silahları yoktu. Seferden sonra bir tımar   şeklinde   sahiplendikleri   arazilere   dönüp,   ziraatle   uğraşırlardı.

Müsellemlerin sayısı  sınırlı  değildi. Müsellemlik Hicri  onbirinci asırda yani Miladi XVII. Yüzyılda ortadan kaldırılmıştır. XVIII. yüzyılda ise önemini tamamen kaybetmiştir.

Bir   zamanlar   çeltik   ekimi   yapılan   Kavaklı  arazisinde   üç  çiftlik   yeri   varmış.

Köyün geliri o tarihlerde Sultanın imaretine harcanmaktaymış.

Köy  sakinlerinden   Çerkes   Musa  Hatun   (1950), “Çerkeslerin   Yenişehir’e geldikleri tarihlerde Kavaklı köyünde Cemal Bey. Ali Bey ve Rıza Beyler çiftlik sahibi idiler. Fakat zamanla boşalan köy arazisi önemini kaybetmiştir.” diyor.

Kavaklı köyü, ancak 1880’li yılların başında Rumeli’den zorunlu olarak göç eden Çerkesler tarafından yeniden iskana açılmak suretiyle şenlendirilmiştir.

Musa Hatun’un  ifadesine göre,  Bursa’ya sevk edilen   Çerkesler bir  müddet Arabayatağı’nda konaklamışlar. O tarihlerde Yenişehir’de büyük arazi sahibi Mir-i  miran olarak anılan İbrahim Ethem Paşa ( Yenişehir ? – 1922 ) idi. Onbinlerce dönüm arazisinin   sahibi   olan   Ethem   Paşa’nın   arazileri   üzerinde   köyler   kurulmuş   olup, bunlardan birisi de Çerkes Kavaklı köyüdür

Köylülerin anlattıklarına göre; Yenişehir’e gelen Çerkes Beyleri Ethem Paşa’ya müracaatta bulunarak kendilerine yerleşmek için yer isterler. Paşa da kendilerine beş yer gösteriyor. Çerkesler önerilen yerleri beğenmiyorlar. Bunun üzerine, beğendiğiniz yerde köyünüzü kurun diyor. Atlarıyla arazileri dolaşan Çerkesler sonunda bugünkü Kavaklı arazisi üzerinde mutabık kalıyorlar. O tarihlerde Beybaba çiftliği olarak anılan bu arazide yaşayan Küçük Bey ile nahoş olaylar yaşanır. Sonunda Küçük Bey bölgeyi terk ede. Çerkeslerin Thamade tabir ettikleri  önderlerinden Nuri Bey İstanbul’a giderek, şimdiki arazide köy kurulmasını sağlar ve tescil ettirir.

Çerkesler Neden Göç Ettiler

İşgalci Rus ordularına karşı yüzyıla yakın bir süre içinde ( 1763-1864) sürdürülen kutsal “ Özgürlük Savaşı “ Çerkesler aleyhine sonuçlanması üzerine, binlerce yıldır yaşadıkları anavatan Kafkasya’dan Osmanlı topraklarına doğru gerçekleşen kitlesel Çerkes göçleri dünya tarihinde yaşanan en büyük felaketlerden sayılan bir insanlık dramıdır.

Bu olay tarihte; “ Muhaceret “, “ Sürgün “, “ Büyük Göç “, “ Soykırım “, “ Karagün “, “ Yistanbulakue( İstanbul yolculuğu) “ gibi adlarla anılmıştır. Her yıl 21 Mayıs tarihinde, Kafkasya’da ve diasporada Çerkeslerin sürgün edilmeleri ile ilgili çeşitli etkinlikler düzenlenmektedir.

1863 yılından itibaren ilk zamanlar göçe zorlanan Çerkesler Osmanlı Hükümetince Anadolu’nun çeşitli Vilayetlerine, daha sonraları Balkanlara yerleştirildikleri biliniyor.

Çerkesler ve diğer Kafkaslıların, sürgün edildikleri Balkanlar’da iyi kötü yerleşmelerinin üzerinden on yıl geçmesinden sonra başlayan ve halk arasında “ 93 Harbi “ diye anılan 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı Çerkeslere yeni sürgünler yeni yıkımlar getirdi.

Savaşın ilk günlerinden başlamak üzere, masum Müslüman Türk ve diğer Halklara karşı girişilen acımasız katliam ( Soykırım ) gayri insani mezalim haline dönüşmüş ve bu katliamlardan kurtulabilen, işgal edilmeyen iç bölgelere, Rumeli ve İstanbul istikametine doğru mal ve mülkünü terk etmiş olarak can havlıyla zorunlu olarak göç etmeye başlamıştır.

Bilal N. Şimşir’e göre, bu olay Türk tarihinin ve Türk insanının vicdanında “ Koca Bozgun “, “ Bulgar Mezalimi “, “ 93 Göçleri “ olarak yer alan büyük “ Sıngın “ günümüze kadar devam etmekte olan Türk ve Kafkas tarihinin en acılı ve en unutulmaması gereken sayfalardan birini teşkil etmektedir.

1863-1864 yıllarında Osmanlı topraklarına gelen Çerkes ve diğer Kafkas kökenli göçmenlerin iskanları ancak 1868-1869 yıllarında, 93 Harbi ve sonrasında Rumeli topraklarından gelenlerin iskanı ise 1880’li yıllarda tamamlanabilmiştir.

O tarihte yapılan nüfus sayımına göre, Yenişehir ilçesinin toplam nüfusu 25.914 idi. Bu rakamın 22.890’ı Müslüman, geri kalan ise gayrimüslimdi. Hicri 1303 ( 1885/1886 ) tarihli Hüdavendigar ( Bursa ) Vilayeti Salnamesinde toplam köy sayısı 108, hane sayısı ise 5.107 olarak verilmiştir.

Salname, bir senelik olayları göstermek üzere düzenlenen eserler için kullanılan bir tabirdir. Sene, yıl demek olan “ Sal “ ile mektup, kitap anlamına gelen “ Name “ den oluşan bu tabirin tam karşılığı “ Yıllık “ tır.

Osmanlılarda ilk resmi salname 1263 ( 1847 ) yılında, Hüdavendigar ( Bursa ) Vilayeti ise 1287 ( 1870 ) yılından itibaren 1927 yılına dek 34 kez ve en son olarak 1927 yılında yayınlanmıştır.

1303 tarihli Salnamede, Muhacir nüfusu gösteren cetvele göre, Yenişehir İlçesinin toplam 16 köyüne 2.516 hanede 2.229 göçmen iskan edilmiştir. Kavaklı köyüne ise 66 hanede 278 nüfus iskan edilmiştir. Kavaklı köyüne yerleşenlerin tamamı Çerkeslerin Şapsığ kabilesinden oluşmakta olup, kendilerine kendi dillerinde “ Adığe “ demektedir. Anlamı “ Güneşin oğlu “ olup ilahi ve dini bir kavramdır.

Köyün Adının Kaynağı 

Köyün batıdan, ilk girişinde Koca Çeşmenin olduğu yerde ilk zamanlar çok büyük bir kavak ağacının bulunması nedeniyle köye “ Kavaklı “ denmiştir.Raif Kaplanoğlu’nun ifadesine göre, daha sonraları “ Kavaklar “ olarak da anılmıştır.

Köy sakinlerinden Şıxuj sülalesinden olup, Karahasanlar diye bilinen Burhanettin Demircan ( 1937 ), kendinden daha yaşlı ve bu gün hayatta olmayan büyüklerinden edindiği bilgiye göre, Çerkesler köye iskan edildiği yıllarda imece usulü ile inşa ettikleri ilk ibadet yeri olan cami ( mescit ) için gerekli olan kerestenin köydeki sözkonusu büyük kavak ağacından karşılanmıştır. Ancak, günümüzde sözü geçen yaşlı kavak ağaçlarından maalesef hiç kalmamıştır.

Gerçi eskiden Türkler çınar ağacını kavak türünden saydıkları bilinmektedir. Kayıtlarda bu konuda şöyle bir bilgiye rastlıyoruz ; Baba Sultan ( Geyikli Baba ), Osmanlı ordusunun Bursa şehrine girerken Orhan Beyin ilk ayak bastığı yere bir kavak fidanı diker. Günümüzde Bursa Hisar içinde “ Kavak Caddesi “ üzerinde “ Kavak Camii “ nin önünde bulunan çınar ağacı Baba Sultanın diktiği ağaç olarak bilinmektedir.

Ancak, köy sakinleri köylerinin adının kavak’tan kaynaklandığını, çınar ağacı ile bir ilgisi olmadığında hem fikirdirler. Çünkü yakın bir göçmen köyü olan Selimiye köyünün eski adı “ Kabaçınar “ idi. Köyün adı da girişte bulunan yaşlı bir çınardan almıştır.

Aynı şekilde Kavaklı olarak anılan Kavaklı köyünde bir zamanlar yaşlı kavak ağaçları vardı.

Köyün Kuruluşunda Önderlik Yapan Çerkes Beyleri

1880’li yılların başında Yenişehir’e gelen Çerkesler, bölgenin zenginlerinden Ethem Paşa ile görüşüp, mutabık kaldıktan sonra başlarında; Aslan Bey, Nuri Bey, Zekeriya Bey, İshak Bey ve Süleyman Bey olmak üzere Kavaklı köyünde yamaca doğru evlerini inşa ederek yerleşiyorlar.

Rumi 1307 ( 1891/1892 ) tarihli Hüdavendigar ( Bursa ) Vilayeti Salnamesine göre; göçmenlerin iskan edildikleri tüm köylerin arazisi münbit ve mahsuldar olup, buğday, arpa, çavdar, burçak, susam, yulaf, mısır, mercimek, nohut, haşhaş, yonca gibi ürünler yanı sıra çok miktarda kavun ve karpuz ve ceviz ve üzüm yetişirdi. Meralarında 47.756 koyun beslenirdi.

Köyde yaşayan Çerkesler ile yapılan görüşmelerde; son döneme kadar köyde yaşayan belli başlı Çerkes sülaleleri( aileler ) şunlardır; Vuşi ( Vaşo ), Baranokh, Sinanapkh, Hağur, Şıxuj ve Şoşuğ’dur.

Köy sakinlerinden Vuşi Kazım Çetin ( 1932 )in anlattığına göre; köyün kuruluşunda önderlik eden Thamadelerden ( Beylerden ) İshak Bey büyük dedesi oluyormuş. Dedesi İsmail Ağa köyün zenginlerindendi. Fakirleri gözetirdi. Yılkı atları vardı. Köyde sevgi-saygı vardı. Adetler uygulanıyordu. Çerkesler mısır, buğday, arpa ekiyorlardı. Türk göçmenleri geldikten sonra köyü zenginleştirdiler. Çok çalışkandılar. Çerkesleri de çalışmaya teşvik ettiler.

Kazım Çetin’in kardeşi İsmail Çetin ( 1942 ) bildiklerini aktardı; köyde üçgün üç gece düğün yapılırdı. Çerkesler köyde “ Patakır “ adını verdikleri bugünün bir çeşit Amerikan beyzbol oynunu oynarlardı.

Kavaklı köyünden olan eşim Hayriye Bİ ( Özer )in anlattığına göre; kangren olmuş ayağa balık renginde derlerdi. Ayaklar kesilmezdi. Merhemle tedavi edilirdi. Bu işe bakan kadının adı Kozdereli nine lakaplı Habze olup, babaannesinin ablası idi.

Mezit köyünde Abaza Cebra sülalesinden Faiz Ayda ( 1938 ) ile yaptığım bir görüşmede, bana kangren olmuş yarayı babası Sırahkem nasıl tedavi ettiğini şöyle anlattı; kangren olmuş yara önce inek yağı, sütü ve arpa ile kaçamak şeklinde yapılan merhemle kaplanıyor. Bu merhem Kararmış yarayı temizliyor. Ovularak içindeki pislik açılan bir delikten dışarı atılıyor.

Kavaklı Köyünün Nüfusu

1880’li yılların başında Kavaklı köyüne yerleşen Çerkeslerin nüfusu ile ilgili bilgi, Hicri 1303 ( 1885/1886 ) tarihli Hüdavendigar ( Bursa ) Vilayeti Salnamesinde belirtilmiş olup, 66 hanede 278 nüfus yaşamakta idi. Daha sonraki yıllarda bir yakın göçmen köyü olan Kirazlıyayla’da daha önce Rumeli göçmenleri ile birlikte yerleşmiş olan birkaç Çerkes ailesi de sonradan gelip köye yerleşmişlerdir.

Nitekim, Hicri 1316 ( 1898/1899 ) yılı Hüdavendigar ( Bursa ) Vilayeti Salnamesinde yer alan cetvelde; Kavaklı köyünde hane sayısının 74’e nüfusun ise 392’ye yükseldiği görülmektedir.

Hicri 1325 ( 1907/1908 ) tarihli Salnamede ise, sadece hane sayıları kaydedilmiş olup, Kavaklı köyünde hane sayısı 74 olarak belirtilmektedir. Köy sakinlerinden Yörük Hasan Ayvaz ( 1945 ) ın açıkladığına göre; konar göçer bir hayat süren Yörüklerin köyün kuzeyindeki dağlık alanda yaşıyorlardı. Benim dedem Kütahya’dan gelip yerleşmişti.

Yenişehir ilçesi 1920-1922 yılları arasında Yunan işgali altında idi. 28 Ekim 1920 tarihinde Yenişehir bölgesinde barbarca davrandılar. Çevredeki köyleri ve bu arada Çerkes Kavaklı köyünü de ateşe verdiler.

Yunanlıların Yenişehir ve civarında yaptıkları katliam ve zayiatlardan sonra köyün kuzeyindeki dağlık alanda yaşayan Yörükler, dağdan inip, Kavaklı köyüne yerleşiyorlar.

Bugün Yörüklerden üç hane köyün girişinde sağda, dokuz hanesi ise solda, diğer üç hane de köyün üst yamacındadır.

O tarihlerde konar –göçer olan ve hayvancılıkla geçinen Yörükler, Kavaklı köyüne yerleştikten sonra ziraatle uğraşmaya başlamışlardır. Balıkesir yöresinde ziraatle uğraşan Yörükler, kendilerini “ Manav “ olarak adlandırmaktadırlar.

1927 YILI Bursa Vilayeti Salnamesine göre; Kavaklı köyünde, hane ve nüfusta bir artış kaydedilmiştir. Köyler ve nüfuslarını gösterir cetvele göre; Kavaklı köyünde hane sayısı 133’tür. Köyde 272’si kadın, 271’i erkek olmak üzere toplam 443 nüfus yaşamakta idi.

Köyde yaşayan Rumeli göçmenlerin bir kısmı 1880’li yıllarda, Çerkeslerden sonra Koyunhisar köyünden gelip yerleşmişlerdir. Nitekim 1898, 1908 ve 1927 yılı Salnamelerinde bu artış gözlenmektedir.

Bilindiği gibi, 1925 Türk-Bulgar İkamet Sözleşmesi çerçevesinde 1949 yılına kadar Bulgaristan’dan Türkiye’ye yeni göçler gerçekleşmiştir.

Filiz Doğanay’ın araştırmasına göre; 1950-1960 yılları arasında Rumeliden göç eden 35.496 aile içinde çiftçi olan 2.185 aile ile, zanaatkar 1.356 aile Bursa Vilayeti sınırları dahilinde iskan edilmişlerdir.

Bunlar arasında kırsal alanda yerleşmek isteyen ailelerin bir kısmı da 1937 ve 1951 yıllarında Kavaklı köyüne yerleştirilmişlerdir.

Bulgaristan göçmenlerinin Çerkes Kavaklı köyüne iskan edilmeleri ile birlikte nüfusta bir artış kaydedilmiştir. Nitekim, 1965 yılında yapılan nüfus sayımında köyüntoplam nüfusu 876 idi. Bu rakamın 250’sini Çerkesler oluşturuyordu.

1970 nüfus sayımında, 912 olan toplam nüfus, 1990 yılında 885’e inmiştir.

1991 yılında Bulgaristan’dan serbest göçmen olarak gelenlerin bir kısmı ise, daha önce akraba ve komşularının yerleştikleri Kavaklı köyüne kendi imkanları ile yerleşmişlerdir. Yeni gelenlere rağmen, nüfusta artış yerine bir düşüş kaydedilmiştir. Bunun başlıca nedenlerinden biri, Çerkeslerin köyü terk edip Yenişehir, İnegöl ve Bursa gibi daha büyük kentlere yerleşmelerinden kaynaklanmaktadır.

Nitekim, 1997 nüfus sayımında Kavaklı köyünde toplam 850 kişi kayıtlı gözüküyordu. Çerkesler dışında diğer göçmenlerden bazı ailelerin de büyük kentlere göç etmeleriyle köyün nüfusunda azalma devam etmiştir. 2007 yılı nüfus sayımında köyde toplam 638 kişi kayıtlı olduğu tespit edilmiştir.

Ekim 2013 ayında köyde yaptığım sözlü tarih araştırmasında; 260 hanede toplam 1100 nüfusun yaşadığı Kavaklı köyünde, 30 hanede 130 Çerkes, geriye kalan 970 nüfusun 70’ini Yörükler, 900’ünü ise Rumeliden gelen göçmenlerin oluşturduğu söylenmektedir.

Kuruluşta Çerkeslerden oluşan Kavaklı köyü, XX. Yüzyılın başlarına dek ( 1913 ) “ Çerkes Kavaklı “ olarak anılmıştır. Çerkesler, daha sonra gelip yerleşen Yörük ve Rumeli göçmenleri ile birlikte karma bir köye dönüşen Kavaklı’da bugün birlikte huzur içinde yaşamaktadırlar.

Kavaklı’da Çerkes Göçmen Kültürü

Çerkesler, başlangıçtan itibaren Kavaklı köyünde dışa kapalı bir şekilde yaşam sürmeleri sayesinde kendi ana dilleri olan Çerkesçe’yi ve milli Çerkes kültürünün bütün özelliklerini yaşatma olanağını bulmuşlardı.

Gerçekten de o dönemde o çerçrve içinde köyde köye Pşıne ( Çerkes mızıkası ) ve Pxaçiç ( ritimsaz ) sesleri yankılandı, kızlı-erkekli kafileler Hacıkara ve Fındıklı Çerkes köyleri ile, Mezit ( Ormanlık ) boğazındaki diğer Abaza köylerinde düzenlenen Çerkes düğünlerine dört tekerlekli öküz arabaları ile gidip geldiler. O dönemde Anadolu köylüsünde iki tekerlekli kağnı arabaları kullanılıyordu. O dar çerçeve içinde Çerkes dili ve kültürü yaşam buluyordu. Kavaklı Çerkesleri geleneksel ve içe kapalı yaşamlarını uzun süre sürdürebildiler.

Alman Johannes Holstenin 1960’lı yıllardaki tespitlerine göre; göçmenlerin henüz kendi örf ve adetlerini uyguladıkları gibi, kendi ana dllerini de kullanıyorlardı. Evlenmeler tercihen kendi etnik grupları içinde yapılıyordu.

Çerkeslerin ve diğer Kafkaslıların kısmen hala at sırtında, bir çok kişinin de hala geleneksel kıyafetleri içinde geldiği ( Yenişehir’e ) hafta pazarları rengarenk bir etnik çoğulluk tablosu sergilenmekteydi.

Yörüklerden Hasan Ayvaz ( 1945 ) ile Rumeli göçmenlerinden Mestan Mutlu ( 1941 )nun anlattıklarına göre; köye yerleşen Türk göçmenleri benimsedikleri Çerkes dilini günlük hayatta kullandıkları gibi, Çerkes örf ve adetlere de uyum sağlıyorlardı.

Çerkesler arasında akraba evliliği yoktur Hatta köylerde evliliklerin bir kısmı, başka köyden kız alma şeklinde olurdu. Bunun nedeni, Çerkes köyleri arasında sosyal ilişkilerin fazla olması, insanların birbirlerini tanımalarıdır.

Çerkesler başka milletlerden kız alıp verme konusunda tereddüt gösterir, hoş görmezlerdi. Ama, Çerkesler kendi kültürlerinden biriyle evliliği tercih etseler bile zaman zaman bunu başaramıyorlar.

Nitekim, Kavaklı köyünde bir zamanlar Çerkeslerle evlenen göçmen kızları Çerkes dilini çok güzel konuşuyorlardı. Hatta genç kızlar Çerkes düğünlerine katılır ve Çerkes oyunlarını çok güzel oynarlardı.

Çerkesler, gerek kızın evinde ve gerekse delikanlının evinde iki ayrı düğün gerçekleştirirlerdi : Biri kızın köyünde “ Gelin getirme düğünü ( NISAŞE Ceug ) “, ikincisi delikanlının köyünde “ Gelin çıkarma düğünü ( Nısaşe Kıeşığ Ceug ) “ dür.

Daha sonraki yıllarda; Çerkeslerin kentlere göçetmeleri ve bu arada köye iskan edilen Bulgaristan göçmenlerin köyün nüfus dengesini değiştirmeleri sonucunda Türkçenin köyde geçerli dil olması karşısında köyde nüfus açısından azınlık durumuna düşen Çerkeslerin dili ve dolayısıyle kültürü geçen zaman içerisinde değişime uğramıştır.

İnsan hangi dili konuşuyorsa o dille düşünür. Dilin değişimi, kültür ve kimlik değişimini de beraberinde getirir.

Bugün Kavaklı köyünde yaşayan Çerkesler Türkçe konuşuyorlarsa kimlikleri, duygusal boyutta Çerkes kimliği olarak kalsa bile somut olarak Türk kültürel kimliğine dönüşmüş demektir.

Dolayısıyle yaşam kaybeden ve unutulan Çerkes kültürel özellikleri, sadece yetmiş yaşın üzerindeki insanların belleklerinde tatlı bir anı olarak yaşıyor.

Diğer taraftan; Çerkeslerin yüzlerce yıldan süzülerek bugüne ulaşan kültüründe önemli bir yer işgal eden mutfak geleneği büyük kentlerde belli bir kuşaktan sonra unutulmuş olmakla birlikte, bugün sayıları yüzelliyi bulan Dernek ve Vakıf çatısı altında örgütlenerek kültürlerini yaşatma ve geliştirme çabası içine girdiler. Zaman zaman “ Zexes “ adı altında düzenlenen etkinliklerde otantik müzikler, danslar ve Çerkes yemekleri sunulmak suretiyle bu kültür geleneğinin yaşatılmasına çalışmaktadırlar.

Kavaklı köyünde Çerkes nüfusun azlığı nedeniyle, evlerde pişirilen otantik yemekler dışında, hiçbir Çerkes kültürel faaliyet yaşanmamaktadır.

Geleneksel Çerkes Yemekleri

Çerkes yemekleri kendine has bir durumdadır. Yemekte çeşitlilikten ziyade gıdai bir meziyet ve gösterişten fazla bir lezzet ararlar. Az ve kuvvetli yemek yemek adetleri olduğundan yemekler daha çok et, süt ve yoğurttan oluşur. Mideyi şişiren sebzeye pek itibar etmezlerdi.

Çerkes kültürünün vazgeçilmez ögelerinden olup, Kavaklı köyünde Çerkes evlerinde yapılan bazı Çerkes yemekleri şunlardır:

ÇERKES TAVUĞU; Tavuk eti kullanılarak yapılan bu yemeğe Kavaklı Çerkesleri tarafından “ LEBSI “ olarak adlandırılmaktadır. Bu yemek mısır unundan yapılan “ PASTA “ yani “ KAÇAMAK “ ile yenir. İsteğe göre “ HALUGUJ “ veya “ TUĞUJİ “ denen yağda kızartılmış mayalı hamurla da yenir.

GEŞİPSI; Baklagillerden kuru fasulye ve barbunya ile yapılan bu yemeğe “ fasulye ezmesi “ denmektedir.

METAZZ;Çerkes toplumunda genel olarak “ PSIHALUVE “ diye adlandırılan bu Çerkes Mantısına Kavaklı köyünde “ METAZZ “ denmekte olup, ceviz kullanılarak yapılmaktadır. Diğer Çerkes toplumunda ceviz dışında peynir, et, ezilmiş haşhaş, patates v.s. kullanılmaktadır.

PASTA;Çerkesler, ekmek yerine “ PASTA “ dedikleri ve ufak darı, yahut son zamanlarda kavrulmuş mısır unundan pişirilmiş Lapayı yani “ KAÇAMAĞI “ tercih ederler. Çerkes tavuğu( LEBSI ile yendiği gibi, kaymak konmuş peynir, söğüş et helva ile de yenmektedir.

ÇERKES PEYNİRİ;toplumda Çerkes peyniri deyince, özel olarak yapılan bu peynirin tazesi akla gelir. Adiğeler yani Çerkesler tarafından “ METEKOY “ diye tabir edilen ise, bu peynirin kurutulmuş şeklidir.

HALUĞUJ;Kavaklı köyünde “ HALUĞUJ “ denen bir ekmek cinsi vardır. Bu ekmek, hamur ve somun halindeyken, içine soğan, ceviz ve az salça konularak kızgın fırında pişirilir.

TUĞUJİ; Mayalı hamurdan ceviz büyüklüğünde hamur elde açılarak kızgın yağda pişirilir. Kavaklı köyü Çerkesleri buna “ TUĞUJİ “ derler. Diğer Çerkes köylerinde “ ŞELAME “, “ HALIBE “ ve “ LOKUM “ diye tabir edilmektedir. Sade yendiği gibi, Çerkes tavuğu ile birlikte de yenir.

BAKSIME/MAKSIME; Çerkesler eskiden “ BAKSIME “ diye adlandırılan boza türü bir içki kullanırlardı. Darıdan yapılan bu içkiye “ Leten” denilen darı mayası kullanılırdı. Bugün mısır ve buğday unu ile yapılmakta olup, Vefa bozasını andırır. Özellikle kış günlerinde misafirlere ikramdan pek hoşlanırlardı.

Kavaklıköyünde yaşayan Çerkes bayanların ifadelerine göre, bugün dahi Çerkeslerle evli olan göçmen hanımları Çerkes yemeklerini gayet güzel yapıyorlar.

Örneğin, Ekim 2013 ayında köyde ziyaret ettiğimiz, eşimin akrabalarından Şıxuj Zeki Özer ( 1957 ) ile evli olan Fikriye’nin pişirdiği “ LEBSI “ tabir edilen Çerkes tavuğu, bununla birlikte yenen ve “ PASTA ( KAÇAMAK ) tabir edilen mısır lapası pek lezzetliydi. Bu yemeğin yanında ikram edilen ev yapımı yoğurt gayet güzeldi. Köyde yaptığımız görüşmelerden döndükten sonra, fırında pişirdikleri “ HALUĞ ( EKMEK ) “ ile cevizli “ HALUĞUJ “un lezzetine diyecek yoktu. İkram edilen Çerkes yemeklerin tadını hala damağımda hissediyorum.

Bilindiği üzere; Anadolu toprakları etnik, kültürel ve dinsel itibariyle bir çiçek bahçesidir. Ancak, günümüze dek izlenen politikalar nedeniyle, Türkiye’de var olan etnik-dinsel-kültürel toplulukları ortak bir üst kimlikte bir arada tutacak siyasi örgütlenme tam anlamıyla başarılamadı.

Bunun sonucu olarak, Türkiye’de var olan farklı kimlikler arasında yeni bir ayrışma ortamı doğmaktadır. Oysa bir arada ve birlikte yaşamayı esas alarak, farklı

etnik-kültürel kümelerin kendi özelliklerini korudukları ve özgürce geliştirebildikleri bir ortamın oluşması gerekir. Farklılıklarımızı sorun değil, zenginlik kaynağımız olarak değerlendirmeliyiz.

NOT; Bu Yazı; Yenişehir Belediyesi’nin Uludağ Üniversitesi Kent Tarihi Araştırmaları Merkezi (KETAM ) ile işbirliği içinde 25-26-27 Ekim 2013 tarihinde Yenişehir’de düzenlediği “Tarihten Günümüze Yenişehir Sempozyumu”nda, alanında uzmankıymetli akademisyenler ve araştırmacılar tarafından sunulan bildiriler arasında yer almıştır.

 

1,221 total views, 1 views today

Mahmut Bİ

Mahmut Bİ

1945 yılında Amman'da doğdu. Kuzey Kafkasya’dan Büyük Çerkes Sürgünü’nde (1864) önce Balkanlar’a, ardından Ürdün’e yerleşen Abzah (Hatko) boyuna mensup (Haluğ-Natko) ailesindedir. İlköğrenimini 1952 yılında Türkiye’ye göç ettikten sonra tamamlayarak, 1970 yılında Ankara Dil-Tarih ve Coğrafya Fakültesi Tarih bölümünden mezun oldu. Birleşik Kafkasya Konseyi’nin kuruluş çalışmalarına katılan Mahmut Bi; 1994 yılında emekli olduktan sonra Bursa’ya yerleşmiş ve 11 Mayıs 1996 tarihinde Bursa’da kurulan Birleşik Kafkasya Derneği’nin kurucu başkanlığını yapmıştır. Tarihçi Mahmut Bi’nin uzun bir zamandan beri üzerinde çalıştığı “Kafkas Tarihi” adlı eserinin Birinci cildi 2007 yılında Selenge Yayınevi tarafından yayınlanmıştır. Mahmut Bi, 29-9-2017 tarihinde aramızdan ayrılmıştır.

Comments

Comments