Ana Sayfa Genel Tarih Kültürel Tarih Bursa’nın Yakın Tarihiyle Bütünleşmiş Atatürk Anıtı’nın Yapılış Öyküsü…

Bursa’nın Yakın Tarihiyle Bütünleşmiş Atatürk Anıtı’nın Yapılış Öyküsü…

  • Deniz Dalkılınç

Bursalılar tarafından Heykel Önü veya kısaca Heykel diye bilinen Cumhuriyet Alanı, 1926 yılında Valilik (Hususi Muhasebe), Kent Müzesi (Adliye) ve Defterdarlık (Maliye) binalarının bu alanda yapılmasıyla kentin yönetildiği bir merkez konumuna gelir. 29 Ekim 1931 tarihinde açılışı gerçekleşen ve alana şimdiki adını veren Atatürk Heykeli’nin bu alana yapılması ise alana başka bir boyut kazandırır.

Bursa Cumhuriyet Alanı’ndaki Atatürk Heykeli 82 yıl önce heykeltıraş Nijat Sirel tarafından, hocası Mehmet Mahir Tomruk’un katkılarıyla yapılır. Önceleri “Gazi Heykeli” adıyla anılan anıt, Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya “Atatürk” soyadının verilmesinden sonra “Atatürk Heykeli” adını alır.

Bugün hayranlıkla baktığımız Heykel Önü fotoğrafları, “Resim… Foto…” diye seslenerek Bursalıların fotoğraflarını çeken “şipşak fotoğrafçıların” elinden çıkar. 1931 yılında Gazi Heykeli’nin yapılmasıyla…

Bugün hayranlıkla baktığımız Heykelönü fotoğrafları da “Resim… Foto…” diye seslenerek Bursalıların fotoğraflarını çeken “şipşak fotoğrafçıların” elinden 1931’den sonra Gazi Heykeli’nin yapılmasıyla çıkmaya başlar… Bir heykel şehrin tarihiyle bütünleşmeye başlamıştır artık…

Heykelin Yapımına Yol Açan Etmenler

Mustafa Kemal, Bursa’ya ikinci gelişinde, 22 Ocak 1923 günü Şark Tiyatrosu’nda, anıtlar üzerine sorulan bir soruyu Türk sanatçılarının da heykel yapmaları gerektiğini belirterek şöyle cevaplar:

” Anıtlardan söz eden arkadaşımızın amacı heykel’ olsa gerektir. Dünyada uygarlaşmak, ileri gitmek ve gelişmek isteyen herhangi bir ulus, kuşkusuz heykel yapacak ve heykeltıraş yetiştirecektir. Anıtların şuraya buraya tarihsel anı olarak dikilmesinin dine aykırı olduğunu savlayanlar, şer’i hükümleri gerektiğince incelemiş ve araştırmış olmayanlardır. Yüce Peygamber’in İslam dinini kurmasından bu ana değin, bin üç yüz bu kadar yıl geçmiştir. Peygamber Hazretleri’nin tanrısal buyrukları duyurması sırasında, karşısındakilerin kalp ve vicdanlarında putlar vardı. Bu insanları doğru yola çağırmak için, önce o taş parçalarını atmak ve bunları ceplerinden ve kalplerinden çıkarmak zorunda idi. İslâm’ın gerçekleri tümüyle anlaşıldıktan ve oluşan vicdanî inanç güçlü olaylarla da doğrulandıktan sonra, birtakım ay din insanların böyle taş parçalarına tapınmasını varsaymak ve sanmak, İslâm âlemini aşağılamak demektir. Aydın ve dindar olan ulusumuz, gelişmenin belirtilerinden biri olan heykeltıraşlığı en yüksek düzeyde ilerletecek ve ülkemizin her köşesi, atalarımızın ve bundan sonra yetişecek evlatlarımızın anılarını, güzel heykellerle dünyaya gösterecektir. Örneğin Sivas’tan Erzurum’a giderken, yol üzerinde güzel bir heykele rastlarsınız. Sonra Mısırlılar İslâm değil midir? İslâmlık, yalnız Türkiye ve Anadolu halkına mı aittir? Gezenler çok iyi bilirler ki, Mısır’da birçok ulu kişilerin heykelleri vardır.

Ulusumuz din ve dil gibi güçlü iki erdeme sahiptir. Bu erdemleri hiçbir güç, ulusumuzun kalp ve vicdanından çekip alamamıştır ve alamaz. İnsanlar gelişmiş olmak için bazı şeylere gereksinim duyarlar. Bir ulus ki resim yapmaz, bir ulus ki heykel yapmaz; kabul etmeli ki o ulusun gelişme yolunda yeri yoktur. Oysaki bizim ulusumuz, gerçek nitelikleriyle uygar ve gelişmiş olmaya yaraşır ve öyle olacaktır.”

Bursa’da bir “Gazi Anıtı” yapılmasına dair ilk öneri de Mustafa Kemal’in dördüncü Bursa gezisi sırasında kamuoyuna sunulur. Bursa’da yayımlanan Yeni Fikir gazetesinin 29 Eylül 1925 tarihli sayısında, kamuya ve devlet kuruluşlarına bu konuda yapılan çağrı şöyledir: “Ankara, İstanbul, Adana ve hatta daha bazı illerimiz Gazi Paşa’mızın heykelleriyle güzel kentlerini süslüyorlar. O büyük adamdan devrimlerin ışığı yükseliyor. Bursa’mız, çok sevdiği Gazisini birkaç kez kucaklamak mutluluğuna ulaşmıştır. Bursa’nın şimdiye dek böyle bir davranışta bulunmaması, çok büyük, affedilmeyecek bir noksanlıktır. ‘Yeni Fikir’ saygıdeğer Bursalıların dikkatini bu yönde uyarmak ister. Belediyemiz, Partimiz, Türk Ocağımız ve diğer kuruluşların bu yönde harekete geçmesini (bekliyoruz), aynı zamanda aydınlık günlerin övünç verecek anılarını da kucaklayacak bu kaçınılmaz eserin yapımına hemen başlanmalıdır.”

Heykelin Sipariş Ve Yapım Aşamaları

Yeni Fikir‘in önerisi Bursa’da yöneticiler ve halk tarafından benimsenir ve bu öneriden 4 yıl sonra 1929 yılında Bursa Valiliği anıtın yapılmasına karar verir. Çeşitli sanatçılar tarafından yapılan numuneler Güzel Sanatlar Akademisi tarafından incelenir. Heykeltıraş Nijat Bey’in yaptığı numune Maarif Vekaleti (Milli Eğitim Bakanlığı) tarafından aralık ayında onaylanır. 2 Şubat 1930 tarihinde ise 45 bin lira karşılığında ihale imzalanır. 23 Nisan 1930 tarihinde Nijat Bey’in de katılımıyla heykelin temel atma töreni yapılır ve inşaata başlanır.

Heykeltıraş Nijat Bey’e heykelin dikileceği alan olarak hükümet dairesinin bulunduğu alan gösterilir. Atatürk’ün at üzerinde tasvir edilmesi şart koşulur fakat diğer ayrıntılar boyutları da dahil sanatçıya bırakılır.

Heykelin yerli mermerlerden yapılan ve 4 metre yüksekliğindeki kaidesi Eylül 1930’da Bursa’ya getirilir ve yerine konur. Kaidenin cephesine: “Bu aziz heykelin önünde duran Türk! Hürmetle eğil. O; milletini kurtaran, Cumhuriyeti kuran, âleme yeni bir tarih yaratan Gazi Mustafa Kemal’dir.” yazılmıştır. Heykelin dikileceği alanın o zamanki adı olan Hükümet Meydanı’nda ise büyük değişiklikler yapılmaktadır. Gazi Paşa Caddesi 32 metre genişletilmekte ve parke döşenmektedir. Kaidenin dikildiği bu günlerde ise resmi açılışın ilk önce Nisan 1931’de daha sonra 23 Temmuz 1931’de yapılacağı duyurulmaktadır. Ancak heykel yapımı ancak 1931 yılının Eylül ayının ortalarında bitirilecektir.

14 Eylül 1931 tarihli Vakit gazetesinde heykelin Nijat Bey’in Şişli’deki büyük atölyesinde yapıldığı ve Azapkapı’da Çeşme meydanında Eflâtun çıkmazında kurduğu dökümhanede döküldüğü bildirilmektedir. Gazetede Nijat Sirel heykelin yapım aşamalarını şöyle anlatır:

“Bu memleket dâhilinde böyle heykel dökülmeyeceğini iddia edenlere karşı bunun mümkün olduğunu ispat etmek için gördüğünüz heykel dökümhanesini bizzat tesis ettim. Tesadüf ettiğim müşkülât saymakla bitmez. Evvelâ mali müşkülât ki bu muazzam abideyi ecnebilerin yaptıkları fiyatın nısfına ikmal ediyorum. Bunda kaidenin masrafı da dâhildir. Burada yerleşmiş olan M. Albert ismindeki mimar ustama yanına Türk çocukları aldım ve gece gündüz yalnız başına çalışarak dökümü ikmal ettim. Hem de hepsini 12 parça olarak döktüm ki en büyük bir döküm demektir. Yalnız heykel 5 metredir. Kaide ile beraber 10 metreyi buluyor. Yarından itibaren çözülerek Bursa’ya nakledilecektir.”

Gazi Heykeli 14 Eylül 1931 tarihinden itibaren İstanbul’dan Bursa’ya doğru yola çıkar. On iki parça olarak dökülen heykel bazı parçaları içten cıvatalarla birleştirilerek Bursa’ya beş parça olarak nakledilmiştir. 22 Eylül’de Mudanya’dan Bursa’ya ulaşan heykelin parçaları on beş gün içinde vinç tertibatı kurularak kaidenin üzerine yerleştirilmeye başlanır. Heykeltıraş Nijat Sirel de Bursa’dadır ve heykelin yerleştirilmesine bizzat nezaret eder. Resmi açılışın ise 29 Ekim 1931 tarihinde Cumhuriyet’in sekizinci yıldönümü kutlama törenleri sırasında yapılması kararlaştırılır.

Gazi Heykeli Açılış Töreni

29 Ekim 1931 günü Hükümet Meydanı’nı hınca hınç dolduran Bursalılar büyük bir coşku içerisindedir. O gün hem Cumhuriyet Bayramı kutlanacak hem de Gazi Heykeli’nin açılışı gerçekleşecektir. Saat dokuzda 11. Fırka Kumandanı Cemil Cahit Paşa (Toydemir), Vali Fatin Bey (Güvendiren) ile yöneticiler ve subaylar, hükümet erkanı, kurum müdürleri Gazi Heykeli’nin önünde yerlerini alırlar. Vali Fatin Bey heykelin üzerindeki beyaz örtüyü kaldıracak ipi çekerken mızıka da İstiklal Marşı’nı çalmaktadır. Heykeli gören Bursalıların alkış sesi büyük bir uğultu halinde yükselir. Orada bulunan heykeltıraş Nijat Sirel sevgi seliyle tebrikleri kabul eder. Resmi açılıştan sonra heykelin kaidesine okullar, kurum ve kuruluşlar çelenklerini koyarlar. Nijat Sirel, Cumhuriyet ve Hâkimiyet-i Milliye Bursa temsilcisi Musa Ataş’a düşüncelerini şöyle açıklar: “Bu eseri sevinçle meydana getirdim. Çünkü muhterem Bursalılar milli sanata yer vermişler, Türkiye’de bir Türk’e heykel dökmek fırsatını ilk defa olarak vermişlerdir.”

Heykelin açılmasından sonra Belediye Başkanı Muhittin Bey (Dinçsoy) sık sık alkışlarla kesilen konuşmasında Bursalılara şöyle seslenir: “Dâhinin heykelini açtığımız bu anda bu millî abidenin ulviyet (Yücelik) ve azameti karşısında ruhlarımız şükran ve itminan (huzur, güven) ile birleşiyor, coşuyor. Başkumandan üniformasıyla Türk Ordusu’nun layemut şehamet (Ölümsüz kahramanlık) ve kudretini temsil eden Gazi’mizin Bursa’mızı şereflendiren heykelini göğüslerimiz fahir (övünçlü) ve gurur dolarak seyrediyoruz… Açılma merasimini nihayetsiz sevinçler içerisinde yaptığımız bu abidenin bir Türk heykeltıraşı tarafından, Türk amelesi kullanarak vücuda getirilmiş olması ayrıca müstesna bir kıymet ve hususiyeti haizdir.”

Muhittin Bey’den sonra kürsüye çıkan Cumhuriyet Halk Fırkası İl Başkanı Hulûsi Bey (Köymen) ise Gazi Heykeli’ni Bursalılara göstererek şöyle seslenir: “Güzel Bursa’nın bağrında yükselen bu eser millet kalbinde yaşayan Gazinin bir misali müşahhasıdır (somut örneğidir). Zaman belki bu abidenin rengini soldurur, çehresini değiştirir ve fakat sana olan merbutiyet (bağlılık) ve aşkımızı hiçbir hadise tagayyür (değişim) ve tevdil (dönüşüm) edemez…

İnsan zekâsının erişemediği yüksek şahsiyetinde büyük milletimi hürmetle selamlarım. Her şey senindir, senin eserindir. Her şey senin rehakar (kurtarıcı) elinle, fikrinle meydana gelmiştir.  Var olsun Cumhuriyet.”

Bursalılar tarafından coşkuyla alkışlanan Hulûsi Beyin heyecanlı konuşmasının ardından Cumhuriyet Halk Fırkası kâtibi Saim Bey (Altıok) de bir konuşma yapar.

Ekim 1931 tarihli Gaziyolu gazetesinde H. Cemal Bey açılışla ilgili izlenimlerini şu şekilde aktarır: “Bu nutuklar verilirken etrafımdakilerin efkâr ve hissiyatına şöyle tercüman olabilirim. Mebus Doktor Nazifi Şerif Bey (Nabel) heyecanından kendini unutmuş, yüzü sararmıştı. Büyük Gazinin Heykeline ruhunu, bütün benliğini kaptırmış bir halde bakıyordu.

Bursa halkının ruhiyatı üzerinde ve bu muhterem heykelin buraya vaz’ı hususunda en müessir bir şahsiyet olan Vali Fatin Bey de sürur (sevinç) ve iftihara (övünce) gark olmuş (boğulmuş) bir halde idi.

Doktorlarımız, mesleklerine mahsus vekar (ağırbaşlılık) ve ciddiyeti çehrelerine sindirmiş muhterem hâkimler, güzide avukatlar ve memurlar, daima tebcile şayan (yüceltilen) bir Halk kütlesi, münevver Gençlik Gazinin heykeli önünde bir muhabbet, hürmet halkası çevirmişlerdi.

Resmigeçit başladı. Askeri Lise mızıkası mevkiine geldi. Malûl Gaziler geçiyordu. Bu geçiş herkesin üzerinde derin bir tesir bıraktı. Önde her iki kolunu harpte kaybetmiş Faik Bey (Yılmazipek) geçiyordu. Bu muhterem kafilei hamiyet içince Balkan harbinde Kırklareli’nde iki bacağını top mermisine kaptırmış Hasan Efendi, Kütülamarede iki güzünden mahrum kalmış Süleyman Efendi gibi dilaveranı (yiğit) millet vardı. Malûl Gazilerden sonra Askeri Lise talebesi temiz elbiseleriyle, silâhlarile şeref ve şanla dolu istikballerine doğru yol aldılar. Ondan sonra Askeri muzıka ahzı mevki etti. Güneşin, rüzgârın altında çehreleri yanmış, dünyanın en cesur, en fedakâr ve kanaatkâr insanları geçiyordu. Bunlar Türk ordusunun şerefmedar zabitler askerleri idi. Bu geçit resminde askerimizin hamiyet ve ciddiyetle daima nurlara garkolan sevimli simasını doya, doya temaşa ettik.

Mektepler, sevimli evlâtlarımız birer birer geçtiler, her birisi ayrı ayrı mukaddes duygularımızı ateşledi. Gece daha coşkun tezahüratla Cumhuriyet bayramı ve Büyük Gazinin heykelleri takdis olundu.”

Hakimiyet-i Milliye gazetesi ise 04 Kasım1931 tarihli sayısında Atatürk Heykeli’nden şöyle bahseder: “Abide halk fırkasının tam karşısında ve şimale müteveccih olarak kurulmuş olduğundan o istikametten bakanlar abidenin arkasında Uludağ’ın yeşil yamaçlarından mürekkep muhteşem bir fon müşahede ediyorlar.”

Günümüzde Ahmet Vefik Paşa Tiyatrosu’ndan heykele baktığımızda o manzara eski muhteşem görüntüsünü kaybetse de Bursalılar için Atatürk Heykeli ve Cumhuriyet Alanı vazgeçilmezliğini korumakta…

Heykel’in teknik özellikleri

Anıt, köşeleri kırık dikdörtgen prizma mermer ve kesme taş kaide üzerinde, bronzdan yapılmış at ve sırtında mareşal giysili Kurtuluş Savaşı önderi Gazi Mustafa Kemal Paşa’yı simgelemektedir.

Omuzunda pelerini ile başı Doğuya çevrilmiş, sağ eli yere paralel göğüs hizasında Batıyı işaret eder pozda betimlenen bu anıtın cephesi Kuzeye bakmaktadır. At sakin, dört ayağı üzerinde dururken dümdüz karşıya bakmaktadır.

Heykelin kaidesinin üst tarafında çepeçevre defne dalı motifi vardır. Kaidenin doğuya bakan sağ yüzünde “11 Eylül 1922 / Bursa’nın kurtuluşu”, batıya bakan sol yüzünde “29 B. Teşrin 1923 / Cumhuriyetin kuruluşu” yazmaktadır. Kuzeye bakan ön yüzünde ise, yukarıdan aşağıya şu satırlar bulunur:

“BU AZİZ HEYKELİN ÖNÜNDE DURAN TÜRK HÜRMETLE EĞİL O MİLLETİNİ KURTARAN CUMHURİYETİ KURAN ALEME YENİ BİR TARİH YARATAN GAZİ MUSTAFA KEMAL DİR”

Mimar aylık Mecmuası Ocak 1932 tarihli sayısında ….

Heykeltıraş Nijat heykelin kaidesiyle beraber bir maketini yapmış ve mevkie göre de plâstik kompozisyonu tayin etmiştir. Heykelin cephesinin kuzeye gelmesi önündeki geniş caddenin ve genel olarak meydanın vaziyetinden kaynaklanır. Bunun için abidenin cephesi mümkün olduğunca doğuya doğru yöneltilmiştir. Böylece Gazi doğuya bakan ve eliyle de batıyı işaret eden bir vaziyette kompoze edilmiştir. Pelerin ile beraber dağınık olmaktan kurtulmuş bir harekete sahip olmuştur. At durmakta ve kafası ileriye bakmaktadır. Bunun da sebebi heykele cepheden bakıldığı vakit insan kafasından iki buçuk defa büyük olan at kafası önemini kaybetmekte ve Gazi tamamen görülmektedir.

Heykel ayrıntı ve girinti ve çıkıntılardan uzaktır. Genel hatları serbest ve gayet temiz olarak göze çarpar. Ve Gazi’nin yüzü yakın ve uzaktan ve her taraftan tamam olarak gözükür.

Abidenin heykel kısmı beş metre yüksekliğinde ve beş buçuk metre genişliğindedir. Kaide gayet sade olarak yapılmıştır. Bunun da sebebi fazla taş işleme ayrıntısıyla heykelin plâstik manzarasını bozmamak içindir.

Kaidenin eni heykelin en geniş yerinden daha geniştir. Bu on metre yüksekliğindeki abidenin göze hoş gözükmesini sağlıyor.

Kaidenin inşa edildiği yer bir eğimlidir fakat bahçe vilâyete verilen bir plân şeklinde tanzim edildiği vakit abide bütün heybetiyle meydana çıkacaktır.

Taş inşaatı tamamen som mermerdendir. Temel radye temel üzerindedir.

Heykel Şişli’de 25 metre uzunluğunda, 10 metre genişliğinde ve 7 metre yüksekliğinde bir atölyede gece gündüz çalışılarak yapılmıştır. 12 ton Eyüp çamuru kullanılmıştır. Modelajı kolaylaştıracak kendi ekseni etrafında dönen ve bunun üzerinde, çamuru tutacak birtakım düzenekler sanatçı tarafından hazırlanmıştır.

Heykelin modelajı yedi ay, alçıya dökülmesi bir buçuk ay zarfında tamamlanmıştır. Bronz dökümü için yine bu atölye de sanatçı tarafından kurulan bir dökümhanede kum parça kalıp tekniği ile gerçekleştirilmiştir.

Dökümü burada yapmak için Nijat Bey özel bir atölye tesis etmek mecburiyetinde kalmıştır. Çünkü İstanbul’da böyle büyük heykelleri dökmek için bir dökümhane mevcut değildir. Bunun için de beş tonluk bir vinç ve iki yük boşaltma sistemi, sürekli dönen fırın ve büyük döküm sandıkları burada yapılmıştır. Kullanılan kum tamamen Bakırköy kumudur. Yalnız granit potalar 14 adet 100, 300, 400 kiloluk olmak üzere kısmen Fransa’dan ve kısmen de Almanya’dan getirilmiştir.

Heykel 12 büyük parça olarak çok büyük zorlukla fakat o oranda büyük başarıyla 8 ayda bizzat Nijat Bey tarafından tamamlanmıştır. Bu parçalar birbirine içinden cıvatalar ile bağlanmıştır. En büyük bir parça için 800 kilo bronz eritilmiştir. Heykelin ağırlığı 4000 kilodur.

Madenin alaşımı yüzde % 91 bakır, % 7 kalay, % 1 kurşun ve % 1 çinkodan ibarettir.

Nijat Sirel (1897-1959)

Cumhuriyet öncesinde Heykel alanında yetişmiş önemli isimlerden Nijat Sirel, 1897 yılında Amasya’da doğar. Babası Doktor İbrahim Şazi Bey, annesi Yennevveva Hanım’dır. İstanbul Sultanisi’nde gördüğü eğitimin ardından, Sanayi-i Nefise’de öğrenim görmeden kendi imkânlarıyla 1915’te Almanya’ya heykel öğrenimi için gider. Münih Güzel Sanatlar Akademisi’nde Prof. Hermann Kahn’ın atölyesinde çalışır. Münih Güzel Sanatlar Akademisi’ni bitirince yurda dönüp, 1922’de İzmir Lisesi’nde Resim öğretmeni olarak çalışmaya başlar. Vefa ve Gaziosmanpaşa okullarında da öğretmenlik yapan Nijat Sirel, ilk renklerini ve çizgi deneyimlerini eniştesi Avni Lifij’den öğrenmiştir. 1927 yılında Güzel Sanatlar Akademisi heykel öğretmenliğine atanır ve Beilling’in yanında dersler verir. 1932’de okul müdürü Burhan Toprak ile ters düşmesi nedeniyle okuldan ayrılır. 1937 yılında da okula tekrar döner. Sirel, akademide Mahir Tomruk’un öğrencisi olur.

22 Kasım 1952’de Akademi müdürlüğüne getirilen Nijat Sirel, 17 Haziran 1959 tarihinde Türkiye’de ilk bronz heykel dökümünü yaparak ülkemizde ilk bronz heykel dökümünü yapan sanatçı unvanını alır. Ama ne yazık ki anıt heykelciliği yabancı sanatçılardan devralan ilk Türk heykeltıraşlarımızdan olan Nijat Sirel, bir gün sonra 18 Haziran 1959 tarihinde ani bir kalp krizi sonucu İstanbul’da yaşamını yitirir.

Başlıca eserleri: Mithat Paşa Büstü, Abdülhak Hamit Rüştü, Ahmet Haşim Maskı, Avni Lifij Büstü, Bursa Atatürk Heykeli, Bolu Atatürk Heykeli, İzmit Atatürk Heykeli, Çanakkale Atatürk Heykeli, Malatya Atatürk Heykeli ve İnönü Heykeli.

(Şehrengiz, Ekim 2013)

482 total views, 20 views today

Deniz DALKILINÇ

Deniz DALKILINÇ

21 Mart 1973 tarihinde Samandağ’da (Hatay) doğdu. İlk ve ortaöğrenimini Kayseri ve Mersin’de tamamladı. Uludağ Üniversitesi Eğitim Fakültesi Sınıf Öğretmenliği bölümünden mezun oldu. Ağrı ve Bursa’da öğretmenlik yaptı. Hâlen Bursa Turgay Ciner İlköğretim Okulunda öğretmenlik yapmaktadır. Mart 2013 tarihinde 11. Bursa Kitap Fuarı’nda “Bursa’nın Kadın Yüzü” sergisini Güney Özkılınç ve Ceyhun İrgil’le birlikte açtı. 2013’te “Bursa’nın Kadın Yüzü” (Güney Özkılınç ve Ceyhun İrgil ile), 2017’de “Bursa Sağlık Tarihi” (Ceyhun İrgil, Çetin Tor ve Can Başaran ile) ve 2018’de Merinos Fabrikası 80 Yaşında (Nezaket Özdemir Bircan ile) adlı kitapları yayınlandı. “Şehrengiz”, “Bursa’da Yaşam” ve “Bursa’da Zaman” dergilerinde yazıları yayınlanmıştır.

Comments

Comments