Ana Sayfa Osmanlı Tarihi Enver Paşa… Katıldığı iki kurultay ve 2 bildirisi…

Enver Paşa… Katıldığı iki kurultay ve 2 bildirisi…

Rusya’da iktidarı ele geçiren ve Beyaz Ordu’yu bozguna uğratan Bolşevikler, Ekim Devrimi’nin ardından dünyadaki “milliyetler meselesinin işçi sınıfının önderliğinde nasıl çözüleceğine dair yol haritasını hazırlamak” üzere bu konferansı düzenlediler.
Kurultayın düzenlenmesi Üçüncü Enternasyonal’in ikinci kongresinde kararlaştırılmıştı. Kurultayın başkanlığını, o dönem “Lenin’in sağ kolu” diye bilinen Alexander Zinovyev üstlendi. Kurultay hazırlıklarını yapmakla görevlendirilen komite, bütün Doğu ülkelerine çağrı yaptı ve konferansa delege göndermelerini istedi. Türkiye, İran, Mısır, Hindistan, Afganistan, Çin, Japonya, Kore, Arabistan, Suriye, Filistin, Buhara, Dağıstan, Ermenistan, Gürcistan gibi ülkelerden 2000’e yakın delegenin katıldığı kongrede (Azeriler dâhil) Türkler, 235 delegeyle kurultaya katılan en büyük grubu oluşturdu. Başta Mustafa Suphi, Ethem Nejat olmak üzere Rusya’da kurulan Türkiye Komünist Fırkası’nın temsilcileri de Kurultay’da delege olarak bulundular.
Mustafa Kemal’e bağlı TBMM Hükûmeti’nin temsilcileri, Mustafa Suphi ve arkadaşlarından oluşan Türk komünistler, Kurultay’a katılan Enver Paşa ve arkadaşlarından oluşan İttihatçılar, birbiriyle çekişen 3 ayrı grup idi
Kurultay, 1 Eylül 1920 ‘de Azerbaycan Cumhurbaşkanı Neriman Nerimanov’un bir konuşmasıyla açıldı.
Anadolu’daki Türk Kurtuluş Savaşı, Kurultay’ın önemli tartışma konuları arasında yer aldı. Kurultaya TBMM hükümeti o sırada Moskova’da bulunan Türk heyeti üyelerinden Dr. İbrahim Talî Öngören’in başkanlığında, Trabzon mebusu Hafız Mehmet, Mühendis Aziz ve Yarbay Arif Bey’den oluşan bir heyetle gözlemci olarak katıldı. Enver Paşa , Halil Paşa ve Bahattin Şakir de, kurultaya Fas, Cezayir, Tunus, Trablusgarp, Mısır, Arabistan ve Hindistan Devrimci Örgütleri Birliği’ni temsilen kabul edilmişti.
Kongrenin dördüncü oturumunda Enver Paşa’nın ve İbrahim Tali Bey’in kurultaya sundukları birer bildiri okundu Kurultay, Ankara hükümeti önderliğindeki kurtuluş hareketini destekleme kararı aldı. Bu nedenle kurultayın Türk Kurtuluş Savaşı tarihinde önemli yeri vardır.
Kurultay, 7 Eylül’de coşkun konuşmalar, alkışlar ve Enternasyonal marşlarıyla kapandı.
Kurultaya 1273’ü Bolşevikler delege 1891 kişi katılmıştı. Kadın delege sayısı 55’ti. Bu kurultay, aslında İngilizlere verilen bir gözdağıydı. Bolşevikler, İngilizleri bir anlaşmaya zorluyorlardı. Aksi takdirde devrimi sömürgelere yayacaklardı.
Kurultayın yıldızı halifenin damadı, İngilizlere kafa tutan Enver Paşa’ydı. Türkistan’dan, Afrika ve Asya’daki Müslümanların ilk görüştüğü kişi Enver Paşa’ydı. Bolşevikler, Enver Paşa’ya gösterilen ilgiden rahatsızdılar. Enver Paşa bu kurultayın yıldızıydı.
Kurultay, Bolşevikler açısından amacına ulaştı. 1921 yılı başında İngilizlerle bir ticaret anlaşması yaptılar. Bu anlaşmadan sonra Enver Paşa Anadolu’ya gitmek istediyse de, Bolşevikler izin vermediler. Enver Paşa, kaderinin çizdiği yoldan yürüdü.
Mustafa Suphi’nin kaderi farklı olmadı. Mustafa Suphi, Birinci Doğu Halkları Kurultayı’nın başkanlık divanında yer almıştır. Sovyet hükümeti tarafından güvenilen ve Anadolu’daki komünist hareketin gelecekteki lideri olarak görülen Suphi, partinin aldığı karar doğrultusunda Anadolu’ya geçme ve Türkiye’deki komünist harekete yön verme kararını aldı. Bu kapsamda işgale karşı Anadolu’da savaşmak üzere Sovyetler Birliği’nde bulunan Türk askerlerden bir Bolşevik Tabur oluşturduysa da bu birliğin askerleri değişik birliklere dağıtıldı.
1921 yılının Ocak ayında Ankara’ya doğru yola çıkan Suphi ve arkadaşlarının sonu acı oldu. Türkiye’de siyasi kargaşa çıkartmak istediğinden şüphelenen TBMM ve Doğu Cephesi Komutanlığı kendilerine koruma vermedi. Aksine halkı kışkırttılar. Kars ve Erzurum’da linç girişimlerine uğramalarına ilgisiz kalırlar 1921 yılının 28 Ocağı’nı 29’a bağlayan gecesi 14 yoldaşı ile birlikte Trabzon’dan Sovyetler’e geri gönderilmek için bindirildikleri teknede Kayıkçılar Kahyası Yahya Kahya tarafından öldürüldüler.

***

Enver Paşa 1 – 7 Eylül 1920 tarihinde Bakü’de toplanan Şark Halkları Kurultayı’na sunduğu ve 4 Eylül günü bir görevli tarafından okunan bildirisinde şunları söylemişti:

“Arkadaşlar!

Bugün Bakü şehrinde dünya emperyalizm ve kapitalizmine karşı harbeden şarkın ihtilalcı alemi, vekilleri olan bizlerin burada toplanmasına vesile olan Üçüncü Enternasyonal’e ve bunun azimkâr reislerine umum arkadaşlarım namına teşekkür ederim.

Arkadaşlar!

Bugün bizi asırlardan beri ezen ve çırılçıplak soymakla kalmayarak kanımızı emen, öldüren dünya emperyalist ve kapitalistlerine karşı mücadelemizde elini tutacak ve Avrupa politikacıların yalancılığının büyüklüğü nisbetinde Hakk yolunda doğru ve sözüne inanılır ve milletlerin hukuk-i hürriyetini tanımağı programına yazmış olan Üçüncü Enternasyonal gibi bir müttefikin yanında mevki almakla mübahi olduğumuzdan (iftihar ettiğimizden) birbirimizi tebrik edelim.

Arkadaşlar!

Türkiye, Harb-i Umumi’ye girdiği zaman dünya ikiye ayrılmış idi. Birisi emperyalist ve kapitalist olan eski Çar Rusyası ve müttefikleri, diğeri de yine emperyalist ve kapitalist olan Almanya ve müttefiki idi. Bu iki guruptan bizi doğrudan doğruya boğazlamak ve mahv etmek isteyen Çar Rusyası ve İngiltere dostlarına karşı, yalnız hayatımızı bağışlamaya razı olan Almanlarla yan yana harbettik. Fakat biz her vakit emperyalizm aleyhinde bulunduk. Alman emperyalizmi de bizden kendi maksadına göre istifade etmek istemiş olabilir. Fakat biz istiklâlimizi muhafazadan başka bir hedef ta’kib etmedik.

Arkadaşlar!

Bizleri Berlin’in müreffeh hayatından Tırablus’un kızgın çöllerine, fakir bedevi çadırlarına sevk eden ve onlarla hayatın en sık ve ağır günlerini yaşattıran his, hiç bir zaman emperyalizm hissi değil idi. Biz nasıl Tırablus’u Tırabluslular içün kurtarmağa çalıştık ve nihayet tam dokuz sene mücadeleden sonra İtalya emperyalistlerini tard ettiklerini görmekle mübahi (müftehir) olduk ise, Azerbaycan’da başka bir emel beslemedik. Biz Azerbaycanı Azerbaycanlıların biliriz, Yalnız ahvalin inkişafı esnasında zuhur eden zararlara pek müteessifiz.

Arkadaşlar!

Ben Harb-i Umumi’de en mühim bir mevkide bulundum. Fakat sizi temin ederim ki, bu harbde yan yana harb ettiğimiz Almanlar içerisinde emperyalist düşüncelerin bulunmuş olmasına muteessifim ve Alman emperyalizm ve emperyalistlerine de aynı İngiliz emperyalizm ve emperyalistleri derecesinde hasımım. Bence bila-amel [çalışmadan] halkın kesesinden zengin olmağı düşünen her beyin parçalanmağa layıktır. İşte benim emperyalizm hakkındaki düşüncelerim.

Arkadaşlar!

Sizi temin ederim ki, eğer bugünkü Rusya o zaman mevcud olarak şimdiki gaye ile harb etseydi, biz muhakkak bugün olduğu gibi Rusya’nın yanı başında bize has olduğunu emsaliyle gösterdiğimiz hulus ile ahz-ı mevki’ ederdik. Bu maksadımızı biraz daha izah içün şunu söylemek isterim ki, Rus Şuralar hükümeti ile beraber çalışmaya karar verip teşebbüs ettiğimiz zaman Yudeniç ordusu Petersburg civarına kadar yaklaşmış, Kolçak Uralları aşmış, Denikin Moskova cenubuna doğru takarrüb etmiş (yakınlaşmış) idi. Bu kuklaları oynatan Avrupa emperyalistleri de bu oyunu artık kazanılmış sayarak, yırtıcı dişlerini göstererek, ellerini sevinçle oturuyorlardı. Biz bu vaz’iyette Rusya ile hemhal olmaya çalıştık. Eğer Karadeniz’in kasırgaları bindiğim geminin direklerini kırarak beni geri atmamış ve Kovno, Riga hapishanelerinin demir parmaklıkları ve bindiğim tayyarelerin düşüp parçalanması gibi mevani’[mani’ler] yoldan alıkoymamış bulunsa idi, ben Rusya’nın en sıkışmış bir zamanında aranızda bulunarak, bu lüzumsuz hikâyeleri size söyleyerek, ba’zı arkadaşları tenvire (aydınlatmaya) lüzum görmeyecektim.

Arkadaşlar!

Bildiğiniz gibi Cihan harbinin ilk emperyalistleri mücadelesinde mağlub olduk. Fakat ben mazlumlar mücadelesi nokta-yı nazarından mağlub olduğumuzu kabul etmiyorum. Çünkü Türkiye Boğazları kapamakla ceberruti ve dünyayı yutmakla doymak bilmeyen Çarlık Rusyasının yıkılmasındaki ve yerine bugün dünya ezilenleri için tabi’i bir müttefik haline geçen Rusya Şuralar hükümetinin gelmesindeki amillerden biri oldu ve böylece mazlumlar âleminin kurtuluş yolunun açılmasına yardım etti. Ben bunu dünya mazlumları içün bir galibiyet addederim.

Arkadaşlar!

Bugün bütün emperyalist dünyasına karşı meydan okuyacak kadar cesaret gösteren ve kuvvetini Türkiye köylülerinden alan mücahidler ordusu, dediğim gibi mağlub olmadı idi. Yalnız bir an içün silahını bırakmıştı. İşte hele son on beş seneden beri mütemadi harb ettiği bu düşmanlara karşı iki senedir, en büyük mahrumiyetler içinde yeniden uğraşıyor. Fakat bugünkü uğraşma bundan evvelkilere makis değildir [kıyaslanamaz]. Bahusus böyle şark âleminin Üçüncü Enternasyonal ile birlikte, ya’ni dünyanın mazlum halkı ile mazlum sınıflarının kendi muhikk (haklı) da’vasına iştirakini görünce kat’i bir ümid-i muzafferiyet ile çalışacaktır.

Arkadaşlar!

Tıransval muharebesinden başlayan Cihan harbin büyük meydan muharebesi, 1914’ten 1918’e kadar devam ve emperyalistler arasında bitti. Fakat şimdi harb, asil kat’i devresine girmiş bulunuyor ve herhalde bizim, ya’ni mazlumların galibiyetiyle, emperyalizmin değil teslim-i silah, fakat mahvıyla neticelenecektir.

Bu kongrenin ictima’i [toplanması], mazlumlar müdafa’asında elindeki bayrağı kanla boyayan Kızılordu ile Türk muhariplerine yeni bir i’timad-i nefs [kendine güven] bahşedecek ve herhalde bu mücadelenin bizim tarafın galibiyetiyle neticelenmesine yardım edecektir. Bizi Üçüncü Enternasyonal’e sevk eden sebep yalnız girdiğimiz mücadelede kendimize bir dayanacak yer bulmak değildir. Belki aynı zamanda prensiplerin de birbirine yakınlığıdır. Biz her vakit ihtilâl kuvvetimizi halktan, halkın ezilen kısmı olan köylüden aldık. Belki bizim fabrika amelemiz de kuvvetli olsa idi, onları başta sayardım. Ma’amafih onlar da bizimle idi. Bunlar istekleriyle, ruhlarıyla beraber çalıştılar. Şimdi de öyledir. Binaenaleyh işte bu suretle halkın ezilmiş kısmına dayanarak onun dertlerini dinliyoruz. Onunla yaşıyoruz. Onunla öleceğiz.

 

Arkadaşlar!

Biz halkın arzusunu dinlediğimize göre onu da kararını vermekte serbest bırakmak tarafdarıyız. Biz, bizi isteyenle birlik de yaşar, onunla birlikde ölürüz. İstemeyen halkın da kendi işini kendisinin düzmesi tarafdarıyız. İşte bizim milletler hakkındaki nokta-yı nazarımız bu.

Arkadaşlar!

Biz harb, ya’ni insanların tecebbür (üstünlük) içün birbirini boğazlaması[nın] aleyhindeyiz ve işte ebedİ bir sulha varmak içün de Üçüncü Enternasyonal ile birlikte gidiyoruz. Buna binaendir ki, biz bugün her türlü mevani’e (mani’lere) rağmen, en kanlı mücadelelerde bulunuruz ve devam edeceğiz.

Arkadaşlar!

Biz çalışan halkın refahı tarafdarıyız. Ya’ni gerek Avrupalı ve gerek yerli murabahacı ve muhtekirlerin halkın emeklerini gasb etmesi aleyhindeyiz. Memleketimizin büyük mikyasda zira’at ve sanayi’in inkişafında müşterek sa’yin (çalışmanın) neticesinden istifade tarafdarıyız. Virgülerin (vergilerin) müterakki surette tevzi’iyle, çalışan fukaranın menafi’ini muhafazayı hedef edinmişizdir. İşte bugünkü iktisadi düşüncelerimiz.

Arkadaşlar!

Biz çalışan halkın ancak benliğini tanımasıyla refah ve hürriyet bulacağı kana’atindeyiz. Bunun içün de sa’y ile birlikte giden ve halkın mukaddesatıma hürmet ederek hürriyet-i hakikiyeyi temin eden esasli bir ma’arifin memleketi tenvir etmesi tarafdarıyız. Bu yolda ve amelde erkek ve kadın farkı bilmeyiz. İşte ictima’i düşüncelerimiz.

Arkadaşlar!

Size şunu teşbir ederim ki, bu mücadelemizde beni vekil olarak buraya göndermiş olan Cezayir, Tunus, Tırablusgarb, Mısır ve Arabistan’la, Hindistan İhtilâl Cem’iyetleri İttihadı bu maksadda tamamiyle bizimle müşterektirler ve o suretle azmetmişlerdir ki, kullanacağı her türlü vasıta-yı ihtilâliye ile üzerlerine çöküp benliklerini kemiren vahşi hayvanların en nihayet dişlerini kırarak, onları önlerinde yere serilmiş göreceklerine imanları tamdır.

Arkadaşlar!

Bu maksad etrafında birleşen azimkâr ruhların tahrik ettiği eller, burada birbirine uzatılmış bulunuyor. Ben arkadaşlarım namına bu uzun ve ancak galebemizle neticeleneceğine tamamıyla iman ettiğim mücadelede sonuna kadar beraber işleyecek olan elleri sıkar ve hepiniz içün Hakk’tan muvaffakiyetler temenni ederim. Yaşasın mazlumlar ittifakı! Kahrolsun bu ittifak karşısında titreyen zalimler!”

Enver Paşa Moskova’da sömürgelerden gelen heyetlerin Lenin’den sonra görüştükleri ikinci kişi konumundaydı.

Üçüncü Enternasyonal’in 2 Haziran — 12 Temmuz 1921 tarihleri arasında Moskova’da toplanan 3. Kongresine katılmış ve nutkunda şunları söylemiştir:

“Bakü’de Şark Miletleri ictima’ından beri geçen zaman bir seneye yaklaşıyor. Bahr-i Muhit-i Atlasi (Atlas okyanusu)’den Afrika şimalini geçerek ta Çin’e kadar Bahr-i Muhit-i Kebir’e mümtedd  (Büyük okyanusa uzanan) ve beşte dört ekseriyeti Müslümanlık gibi insanları hürriyete teşne (Susamış) kılan bir akide ile bağlı beş yüz milyondan fazla olan bu halkın istihsâl-i hürriyete doğru olan bu harekâtını nazar-ı memnuniyetle görüyoruz.

İslam Ihtilâl Cem’iyetleri İttihadına dahil olan Fas, Cezayir, Tunus, Tırablusgarb, Mısır, Arnavudluk, Yemen, Suriye, Irak, Iran, Hindistan ihtilâl teşebbüslerinin fa’aliyeti ve elde edilen netayic (neticeler), ümidimizi sür’atle kuvvetlendiriyor.

Bütün bu teşkilâta istinad noktası olmakla beraber yegâne hürr kalmış olan Türkiye’deki arkadaşlarımız, o zamandan beri Sovyet Rusyası sulh devresine girdiği halde silahlarını terk etmemiş, yapayalnız, bir zulüm dünyasına karşı mücadelelerinde devam ediyorlar. Türkiye’nin vaz’iyetine bakılırsa, şimdiki vaz’iyet geçen sene bu zamanki vaz’iyete göre pek çok farklı bulunduğu anlaşılır.

Şarkın ufak emperyalistleri olan Taşnakların Komünist Partisine terk-i mevki’ etmesiyle hâsıl olan vaz’iyet, dünya emperyalistleri hesabına beyhude akmakta olan Türk ve Ermeni kanının artık durmasına bir vesile-yi hasene (güzel bir vesile) olmuştur.

Şark tehlikesini bertaraf eden Türkiye, garbde İngiliz emperyalistlerinin kör hizmetçisi olan Yunanilere ise iki defa haddini bildirdi. Yakında bu tehlikeyi de bütün bütün def ederek, Anadolu halkına pek muhtaç olduğu sulhü getirecek bir surette Hakk’ın galebe edeceğine ümid-i kat’imiz vardır.

Bu mücadele Anadolu halkının aralarındaki her türlü hususi fikir ve maksadları bir tarafa bırakarak el birliğiyle çalışmasıyla vasıl oldukları neticedir. Bu da bütün mazlum milletler için istihsâl-i hürriyet mücadelesinde bir misal teşkil eder.

Fas’ta Fıransızların milyarlar sarfına mukabil elde ettikleri netice, Fas ihtilâlcilerinin tevsi’—i fa’aliyetine [faaliyetlerini genişletmesine] ve taraf taraf Fıransız emperyalistlerini mağlub etmelerine mani’ olamamıştır. Fas’taki teşkilâtımızın mühim uzuvlarından olup Şarki Fas’ta kahramanca mücadelâtıyla isbat-i celâdet etmiş bulunan kardeşimiz Emir Abdülkadir zade Emir Abdülmalik rüfeka-yi cihadını (cihad arkadaşlarını) burada hürmetle yâd etmeden geçemem.

Geçen seneden ben muhtelif noktalarda münferiden uğraşan ihtilâl rüesasını merkezi teşkilâta rabt hususunda görülen muvaffakiyet, bize pek büyük ümidler vermiştir. İhtilâlin henüz hazırlık devresinde bulunduğu Cezayir, Tunus hakkında fazla söz söylemeyerek, yalnız ümidimizin burada da pek kuvvetli olduğunu söyler ve Tırablusgarb’a geçeriz.

Burada on senedir devam eden mücadele milyarlarla para ve la-akall (en azından) yüz bin İtalyan neferinin mahvına sebeb olduğunu ve bugün bütün ma’nasıyla bura halkının İtalyan tahakkümüne galib geldiğini, son üç sene zarfında İtalyan ordusundan yalnız Tırablus’ta yetmiş bin tüfeng zabtedilmiş ve otuz be bin nefer mahv edilmiş olduğunu söylersek, bura vaz’iyeti hakkında iyi bir fikir edinilmiş olur. Şimdi burada teessüs eden idare tamamiyle halk tarafından müntahab (seçilmiş) ve heyet-i merkeziye elindedir.

Burada teşkilâtımız ihzarat [hazırlık] devresini çoktan geçirmiş, müsellâh (silahlı) ihtilâle geçerek istihsâl-i hürriyet [hürriyeti elde] etmiş, memleketi bizzat idare eder bir vaz’iyette bulunmuştur.

Bin kilometreden uzun sahilin, yalniz Bingazi de dâhil olduğu halde dört nokta[sın]da tutunabilmekte olan İtalyanlar, buradan hiç bir fayda görmedikleri halde her sene bir kaç milyar fırank sarfetmektedirler. Fakat kâmilen tard edilmeleri uzak değildir.

Mısır’a dair fazla söz söylemek istemeyiz. Daha geçenlerde İngiliz hakimiyetine karşı sopa ile, taş ile hücum eden halkın techizi  (donanımı) ikmâl edilince, Mısır’da başka sahnelere şahid olacağız. Mısır’da ittihada dâhil olan Hizb-ül Vatan’ı ve Serbest Nil ve terörist cem’iyetleri, hele son Zalul Paşa teşebbüsünden sonra tamamiyle fikrimize gelerek hürriyetin ancak kuvvetle alınacağını, yoksa tahakküm eden emperyalist hükümetin ihsanını dilenmenin ma’nasız bir tezellül [alçalma] olacağını anlayarak ona göre hazırlanmaktadırlar.

Daha şarka geçmeden Arnavud milletinin harekât-i istihlâskâranesinden (kurtuluş harekâtından) bahsetmek isteriz. Garbden İtalya, cenubdan Yunanistan, şark ve şimalden Sırbistan emperyalistleri hücumlarına uğrayan bu cesur kavmin garbdeki kısmının, müdafaa-yı nefsden galib çıktığını ve bugün tamamiyle müstakil ve müstevlilerini [istilacılarını] tard etmiş olduğunu görerek müftehir bulunuyoruz. Vakı’a henüz dünkü mağlublar ve yoldaşları olan zaleme (zalimler) istiklâlini tanımak istemiyorlarsa da, hürr Rusya’nın zalim emperyalistlere de bu hususta iyi bir ders vererek bu milletle münasebata girişeceğini ümid ederiz.

Türkiye’den tekrar bahse lüzum görmüyoruz. Yalnız Tırakya kıt’asında müstevlilerin tecridine karşı on binlerce can feda ettikleri halde Tırakyalıların hâlâ mücadelâtına devam etmekte bulunduklarını ve keza Anadolu’nun garb kısmında Yunan cebhesi gerisinde şimdiye kadar iki yüz bin erkek, kadın, çoluk çocuk ba‘zı yerde diri diri yakılmak suretiyle Yunan vahşileri tarafından imha edildiği halde, burada müdafa’a-yı hürriyet içün uğraşmaya devam edildiğini söylemeden geçemeyiz.

Biçare İran halkının da hiç bir taraftan ümid beklemeyerek kendi kendisini kurtarmak mecburiyetinde olduğunu ve bu suretle burada da ittihadımıza dâhil teşkilâtın başladığını ma’aI-memnuniye görüyoruz. Hindistan’da ise ittihada dâhil olmakla beraber şimdiye kadar mukavemeti muslihane (barışçıl direnme) ile istihsâl-i hürriyete varılacağına kani’ olarak ta’biyece (taktikçe) bizden ayrılan arkadaşlarımızın, nihayet demire demirle mukabeleden başka çare olmadığını anlayarak hakiki ihtilâl yoluna girdiklerini görmekle müftehiriz. Bundan baka Cava’daki Şeri’atül İslâm Cem’iyeti ve saire gibi cem’iyatın [cemiyetlerin] da aynı maksadda bizimle müttehid bulunduğunu ilave ederiz. İşte biz İslâm İhtilâl Cem’iyetleri İttihadı, Mısır’da Kıbtiler ve Hindistan’da Hindular ve Suriye’de Hıristiyanlar gibi aynı zulmün tesirinde bulunan mazlum gayr-i müslim milletlerle tevhid-i mesa’i ettiğimiz gibi, mücahedelerini kemal-i tebcil (büyük yüceltme) ve hayretle ta’kib ettiğimiz İrlanda kahramanlarıyla da münasebat-ı daimada bulunuyoruz.

Arkadaşlar!

İşte biz bu mesa’imizle bizi ezen aynı emperyalistlere karşı mücahedede sizinle beraber bulunduğumuz hakkında Bakü’de verdiğimiz söze sabitkadem (uygun) olarak bugün sizi aynı hiss-i hürmetle selamlar ve hassaten Fıransız ve İtalyan arkadaşların bu hususta gösterdikleri samimi hüsn-i kabule teşekkürler ederiz. Üçüncü Enternasyonal şark milletlerine hürriyetlerinin istihsâlinde verdiği sözde sabit kaldıkça, bizlerin daima yanı başınızda en samimi cidal [mücadele] dostu olarak kalacağımızı tekrar ederiz.

Bu hususta komünist arkadaşlardan, şark milletlerinin istihlâsı [kurtulması] esnasında Rusya Komünist Partisinin hükümet üzerine lazım gelen tesiri icradan hali kalmayarak, eski Rusya dâhilinde bulunan akvam-i sairenin (diğer kavimlerin), hassaten Çar idaresi zamanında pek çok tazyike maruz kalmış olan, Sovyet idaresinin tesisine pek çok kan dökmüş olan Müslüman kitlesinin mev’ud (va’dedilen) serbestilerinin halelden vikayesine nigehban (bozulmadan korunmasına bekçi) olacaklarına emniyetimiz kavidir. Böylece şark milletleri arasında emperyalistler yapmakta oldukları propaganda da kendiliğinden hükümden iskat edilmiş olur.

Arabistan’a gelince esasen kendilerine idarede ve hukukta aynı mevki’i vermiş olan Türklerden, himaye suretiyle ayırdıkları memleketlerine müstevli olan İngiliz ve Fıransız gâsıbları hakkında ve bunların pençesine geçmiş olan memleketlerin bunlara kaça mal olduğunu ve oralarda eski sükûn ve refah yerine bugün kitâl (öldürme) ve zulm kaim olduğunu bilmeyen yoktur. Fıransızların daha dün kendilerini hüsn-i kabûl ettiklerini bağıra bağıra söyledikleri Suriye’den 24 Haziran’da ceneral Guru (Gouraud)‘nun yalnız gömleğinin koluna isabet eden iki kurşun ile tercemanını katl ve Fıransızların Şam hükümetine reis yaptıkları Hakkıyyül Azm’a isabet eden üç kurşun, Suriyelilerin Fıransız işgalini ne kadar hüsn-i telakki ettiklerini gösterir yeni bir delildir. Fakat iş bununla kalmayacaktır.

Arkadaşlar!

Suriye, Fıransız emperyalizminin mezarı olacaktır.

Arkadaşlar!

Fıransızların müstemlekât-i askeri, hem sizin ve hem de bizim içün tehlikeli görünüyor. Fakat 1857 Hind isyanını tedkik ederseniz, bu teşkilâtın iyi çalışırsak, herhalde bize pek nafi’ [yararlı] olacağını anlamakta gecikmezsiniz. Suriye içün müttefikleri İngilizlerin, buranın şarkında bir emaret teşkiline teşebbüsünü, Fıransız emperyalistlerine hazırlamakta oldukları tuzak ve sonra eski Suriye emiri Faysal’ı Irak kralı yaparak ve bu cihetten Fıransızlara karşı oynamak istedikleri oyun, bunlar arasında da yakında bize faydalı ve ferah-bahş (sevinç verecek) büyük ihtilâfların çıkacağını gösterir.

Yemen’de arkadaşlarımızla teşrik-i mesa’i eden ve dört milyon halk tarafından müntahab (seçilmiş) İmam Yahya’nın daha dün İngilizleri Hudeyde’den koğmak suretiyle İngiliz emperyalizmine karşı gösterdiği mukavemet şayan-ı zikrdir.

Arabistan şibh-i ceziresinin [yarım adasının] merkezinde Riyad emiri Ibnüssu’ud da bu ecnebi tahakkümüne karşı mücadelede daimdir. Irak’ta, Tırablus tahlisinde (kurtarılmasında) Afrika merkezine doğru yirmi milyon halk arasındaki mühim teşkilâtlarıyla bizimle teşrik-i mesa’i ederek Tırablus ve Bingazi’nin tahlisine yardım etmiş olan Sunusilerin büyük reisleri Seyyid Ahmed Şerif kardeşimizin etrafında toplanmış olan Necd emiriI İbnür Reşid, Aneze reisi Hâcim ve Şammar reisi Cüheymilerin gittikçe tekemmül etmekte olan mücahedat teşkilâtlarının, öyle İngilizlerin uydurma kralları önünde aldanmayacak ve kırılmayacak kadar kuvvetli olduğunu söylemekten geri duramam. Burada İngilizlerin elan yüz yirmi bin nefer beslemekte ve altmış milyon altun sarfetmekte olduklarını söylersem, bu harekâtın ehemmiyeti anlaşılır.

İşte geçen sene Şark Milletleri Kongresinde Bakü’de zikrettiğimiz esasat sabit kalmak üzere, beşeriyetin bütün ezilen kısmıyla refah ve hürriyet-i umuminin teminine yürümekte azmetmiş olarak hepimiz içün muvaffakiyetler temenni ederiz.

Arkadaşlar!

Geçen sene de dediğimiz gibi emperyalistler arasında 1914’te başlamış olan harb, hâlâ devam ediyor. Gözleri doymak bilmeyen bu canavarlar yere devirdiği mazlum milletlerin vücudu üzerinde daha çok didişeceklerdir. Yeter ki biz dünya ihtilâli içün hazırlanmakta devam edelim de vakt-i münasebette el birliğiyle hareket ederek hep birlikde kurtulalım. Zaman bizim lehimize çalışıyor, uyumayalım. Cesaretle ilerleyelim. Elbette El-Hakku ya’lû ve lâ yu lâ aleyhi.

451 Toplam Okuma, 9 Bugün

Comments

Comments