Ana Sayfa Osmanlı Tarihi Çanakkale Savaşı Enver Paşa, Liman von Sanders, Mustafa Kemal

Enver Paşa, Liman von Sanders, Mustafa Kemal

  • Tayfun Çavuşoğlu

Çanakkale Savaşları’nın sona ermesiyle Mustafa Kemal’in ordu müfettişi unvanıyla 19 Mayıs’ta Samsun’a çıkışına kadar geçen süre aslında kesinlikle detaylarıyla bilinmesi geren bir dönem…

Tayfun ÇAVUŞOĞLU

Mustafa Kemal’in Samsun’a gidişinden önceki dönemi kesinlikle detaylarıyla öğrenmek gerek, çünkü padişahın emriyle imzalanan Mondros Ateşkes Anlaşması, bir yandan Osmanlı’nın 1. Dünya Savaşı’ndaki yenilgisini tescillerken bir yandan da Çanakkale’de elde edilen müthiş zaferin anlamını bir anda sıfıra indiriyor, Çanakkale’yi silah zoruyla geçmeyi başaramayan düşman donanması elini kolunu sallaya sallaya Marmara’ya girip Osmanlı başkenti İstanbul’u fiilen işgal ediyor, o dönemde yurdu kurtarmanın yollarını araştıranların önemlice bir bölümü ‘manda yönetimleri’ üzerinde durup “İngiltere’nin mi, ABD’nin mi kanatları altına (boyunduruğuna) girelim” seçenekleri üzerinde kavga ederken, başını Mustafa Kemal Paşa’nın çektiği bir avuç vatansever de bağımsız bir ülkeye kavuşmanın yollarını arıyordu…

Dolayısıyla Kurtuluş Savaşı konusuna girmeden önce, 1916-1919 arasındaki üç yılı çok iyi değerlendirmek gerek… O üç yıllık sürede yaşananlar, zaten Samsun’un şifrelerini ortaya koyar….

ÇANAKKALE’DE KAZANILAN MÜTHİŞ ÖZGÜVEN

Çanakkale Savaşları’nda sona doğru gelinmişti… Müttefikler, Gelibolu Yarımadası’nda sıkıştıkları dar sahil şeridinden bir adım bile ileriye gidemez durumdaydı. Emrindeki kuvvetlerin sayısı 100 bin kişiyi aşan Anafartalar Grup komutanı Albay Mustafa Kemal’in Liman von Sanders ile anlaşmazlıkları da sık sık gündeme geliyordu.

“Polemiklerle nereye varmak istiyorlar” başlıklı yazımızda bu konudaki bilgilere yer vermiştik:
“…Mustafa Kemal’in ihtiyat komutanlığı, muharebenin başlamasıyla biter. Muharebenin ilk gününden itibaren Arıburnu Kuvvetleri Komutanı olur, kuruluşundaki üç piyade, bir topçu alayına ilaveten bir piyade alayı daha emrine verirler, yani ilk gün beş alaya komuta eder. 27 Nisandan itibaren 7 alaya yani iki tümene, 1 Mayıstan itibaren 11 alaya yani yaklaşık 4 tümene komuta eder ve rütbesi yarbaydır. (bir ay sonra, 1 Haziran’da başarısından dolayı albaylığa yükseltilir, savaşın geri kalanında birliklerini bu rütbeyle yönetir) Anafartalar Grubu Komutanı olduğu 8 Ağustos’tan itibaren önce 8 tümene, sonra 3 kolorduya olmak üzere yaklaşık 10 tümene komuta eder. Mustafa Kemal’in emrindeki kuvvetler, Kuzey Grubu ile Güney Grubu kuvvetlerinin toplamından daha büyüktür ve cephedeki kuvvetlerin yarısından fazlasına komuta etmektedir.”
(1)

10 Ağustos 1915’teki Conkbayırı muharebesi, çıkartma kuvvetlerinin Gelibolu Yarımadası’nda, kara muharebelerinde müttefiklerin artık hiçbir şansları kalmadığını ortaya koydu. O tarihten sonra Büyük Britanya ve ve onun emrinde çarpışan Avustralya, Yeni Zelanda ve Hindistan askerlerinden hiçbir grup, 10 Ağustos’ta terk ettikleri topraklara bir daha ulaşamadı. O günden sonra da hiçbir düşman askeri Conkbayırı hattı, Besimtepe, hele Kocacimen üzerinden Çanakkale Boğazı sularını seyredemedi. (2)

Çaresizlik içindeki müttefikler üstelik birliklerini de takviye ederek bu kez 13 Ağustos’ta İkinci Anafartalar muharebesini verdi. Bütün saldırıları püskürtüldü.
15-17 Ağustos’ta Anafartalar cephesinde Kanlıtepe, Aslantepe ve Kireçtepe’yi hedef alan 3. Anfartalar Muharebesi’ni de kaybettiler. Bunun üzerine 21-22 Ağustos’taki son Anafartalar Muharebesi’ne tam 6 tümenlik kuvvetle girişen müttefikler, bir kez daha başarısız olunca, yelkenler suya indi… Müttefikler açısından artık Gelibolu’da yapacak bir şey kalmamıştı.

Müttefik taarruzları durdu. Çanakkale Savaşları, o günden sonra siper ve lağım muharebelerine dönüştü. Fakat taarruzla alınamayan sonucu, lağım ve siper muharebeleriyle almanın zaten olanağı yoktu.

“…Albay Mustafa Kemal, düşmanın çekileceğini sezinlemişti. Düşmanın Gelibolu topraklarında başarı şansı kalmadığını anlamıştı. Düşmanın sessizce kaçmasına meydan bırakmamak, ona son cezasını da vermek için yeni bir taarruz teklif etti. Fakat ona verilen cevap, artık tek bir asker bile feda edilecek durumda bulunulmadığıdır. Fakat Mustafa Kemal’in teklifi gibi, yüksek kumandanlığın bu ret gerekçesini de, aynı iyi niyetle ve sağduyu ile değerlendirmek yerinde olur.” (Tek Adam, cilt-1, s. 248)
Albay Mustafa Kemal bunun üzerine hastalığını gerekçe göstererek 27 Kasım 1915’te görevinden ayrılır. Yerine Fevzi (Çakmak) Paşa getirilir. Mustafa Kemal de İstanbul’a döner…
Mustafa Kemal’in istifa girişimi, Liman von Sanders’in Enver Paşaya yazdığı mektup, daha doğrusu bu konudaki yazışmalar, kesinlikli iyi bilinmes i gereken detayları ifade eder. Az sonra o konuya döneceğiz…

Mustafa Kemal cepheden ayrıldıktan 23 gün sonra… 19-20 Aralık 1915’te müttefik komutanlığı sessizce önce Arıburnu-Suvla (Anafartalar) cephelerini boşalttı. 3-9 Ocak’taki Seddilbahir cephesinin boşaltılmasıyla da, Gelibolu düşmandan tamamen temizlenmiş oldu.
Bu yenilgi ve kaçış, Avustralyalı yazar Alan Moorehead’e şu satırları yazdıracaktı:
“O genç ve dahi Türk şefinin (Mustafa Kemal) o esnada orada bulunması, müttefikler bakımından, talihin en acı darbelerinden biridir.”

ARALARI HİÇBİR ZAMAN SÜT LİMAN OLMADI

Enver Paşa

Mustafa Kemal’in hayat hikayesini okuduğunuzda, karşınıza çıkan ilk gerçek şudur: Enver Paşa ile sürekli gerginlik, Enver kaynaklı bir çekimserlik ve soğukluk… Üstelik Enver’in saraya damat olup bir anda iki rütbe birden atlayarak ‘paşa’lığa yükseltilmesini bir kenara bıraksak bile, o artık aynı zamanda başkomutan (padişah) vekidilir… Mustafa Kemal de, hırslı bir askerdir… Enver’in bu hızlı gidişinden memnuniyet duymaz. Aralarındaki bu negatif enerji, taa Balkan’lardan buyana peşlerini bırakmamış, son gelişmelerle iyice su yüzüne çıkmıştır.

Mustafa Kemal, Çanakkale Savaşları’nın başlangıcında yarbay rütbesinde bir tümen komutanıdır. Ancak bu durum onun, yeri ve zamanı geldiğinde doğruları hiç çekinmeden ortaya koymasına engel değildir. Nitekim kara muharebelerinin başladığı ilk günlerde, düşman askerinin Gelibolu’ya ayak basmasına karşı yeterli ve ciddi önlem alınmadığı gerekçesiyle V. Ordu Komutanı Liman von Sanders’i eleştirir. Üstelik Sanders’le ilgili bu eleştirilerini tüm ordu kademelerini atlayarak, doğrudan doğruya Enver Paşa’ya yazar, hatta Enver Paşa’yı durumu yerinde görmesi için cepheye de çağırır. Mustafa Kemal bu yazıda daha evvelce Enver Paşa’ya yazdığı bir başkayazıya da temas eder. Çanakkale muharebeleri başlarken Maydos bölgesine ilk çıkan kuvvetleri nasıl perişan ettiğini, “fakat Liman Paşa’nın düşmanın çıkarma bölgelerini kamilen (tümüyle) açık bırakan bir tertibat alması nedeniyle, düşmanın karaya çıkışını kolaylaştırdığını” yazar. Mustafa Kemal’in Alman komutanlara güveni yoktur, bunu sıklıkla ifade eder, bu yukarıda sözünü ettiğimiz mektupta da vurgular. Cepheyi gezmesini istediği Enver Paşa’dan “başta Liman von Sanders olmak üzere, bütün Almanların fikir yeterliliğine itimat olunmamasını ve bizzat kendisinin cepheye gelerek, vaziyetin icabına göre harekatı sevk etmesini” rica eder.

İşte savaşın sonuna doğru Mustafa Kemal’in istifasını sunduğu, ancak kendisinin Mustafa Kemal hakkında çok üstün takdirlerle dolu bir yazıyı Enver Paşa’ya gönderen ordu kumandanı, bu Mareşal Liman von Sanders’tir. Aynı Sanders, Yarbay Mustafa Kemal’den Albay Mustafa Kemal’e geçişi, Anafartalar Grubu’nda 100 binden fazla askere komuta eden bir askeri dehanın yükselişinin de tanığıdır. Nitekim o istifayı başkumandanlığa göndermemiş, sadece hava değişimine dönüştürmüştür.

Bunun üzerine de Enver Paşa, bir mektup yazarak Mustafa Kemal’in gönlünü almış, Mustafa Kemal de çok sıcak ve heyecanlı bir cevapla mukabelede bulunmuştur.

Enver Paşa’nın Mustafa Kemal’e yazdığı, yeni rütbesini kutlayan mektubu ile Liman von Sanders’in Enver Paşa’ya yazdığı mektubu, Şevket Süreyya Aydemir’in ‘Tek Adam – 1. Cilt’ten alarak aynen veriyoruz. Bu metinler, günü gününe yazılmış olduğundan, o güne ve geleceğe ilişkin tarihsel önemi çok büyüktür.

Enver Paşa’nın Mustafa Kemal’e yazdığı kutlama yazısı:
“On Dokuzuncu Fırka Kumandanı Miralay (Albay) Mustafa Kemal Beye,
Rütbei cedidenizi tebrik ederim. Bu terfi ve görmekte olduğunuz büyük ve fedekarane hizmetlerinize mukabil bir mükafat değil, ancak memleketimize daha mühim ve ordumuza daha kıymettar hidemat ifa edebilecek mevaiki ihraz için geçilmesi lazım bir kademedir.
İnşallaah yakında bu gibi meratibi de ihraza muvaffak ve muvaffakıyet-i aliyeye mazhar olursunuz.

Terfii bugün telgrafla tebliğ edilmiştir. 21.3.1331 (3 Hazıran 1915)
Başkumandan Vekili ve
Harbiye Nazırı
Enver”

Şevket Süreyya Aydemir, bu tebrik yazısını değerlendirirken, bir noktanın altını ısrarla çiziyor. Bu yazıda gelecekten nişan veren, gelecek için müjdeler taşıyan bir işaret vardır. Çünkü bir başkomutan vekili ve harbiye nazırının, bir albay veya yarbaya, bu denli uzun, içten ve üstün tebrik yazısı göndermesi usülden değildir. Fakat ne var ki, yarbaylıktan albaylığa yükseltilen bu Mustafa Kemal, artık Çanakkale savaşlarının muzaffer kahramanı Mustafa Kemal’dir.

1. Belge

17-7-1331 (Miladi takvimle eylül 1915)
Ekselans
Enver Paşa,
Osmanlı İmparatorluğu Ordusu ve Donanması Başkumandan Vekili, Zatı Şahanenin Yaver-i Ekremi
Ekselanslarınıza Albay Mustafa Kemal Bey’in yazılı bir dilekçe ve (hizmetten) ayrılmasını dilemiş olduğunu bildirmekle şeref duyarım.
Bu dilekçeyi destekleyemem, çünkü Mustafa Kemal Bey’i, vatanın bu büyük savaşta hizmetlerine muhakkak surette muhtaç olduğu, çok müstesna kabiliyetli, yetkili ve cesur bir subay olarak tanımayı ve takdir etmeyi öğrendim.
Albay Mustafa Kemal Bey, 5 ay önceki ilk karaya çıkış hareketinden beri: XVX. Tümenin başında parlak bir şekilde savaşmış ve İngilizlerin Anafarta kanadında son büyük çıkarma hareketleri esnasında müşkül bir anda kumandayı üzerine almak zorunda kalmıştır; çünkü bu hususta görevlendirilmiş olan XVI. Kolordu Komutanı, VII. ve XII. Tümenlerle hücuma geçmesi yolunda verilen mükerrer emri yerine getirmemiştir.
Albay Mustafa Kemal Bey burada da görevini büyük bir cesaretle ve iyi ve açık tertibat alarak ifa etmiştir. Öyle ki, kendisine -vazifem icabı olarak- takdirimi ve şükranımı tekrar tekrar ifade etmek isterim.
Albay Mustafa Kemal Bey ayrılmak istiyor, çünkü ekselanslarının, (İmparatorluk ordusunun Başkumandan Vekili ve en yüksek mafevkinin) güvenine sahip olmadığı kanısındadır. O, bunu bilhasta ekselanslarınızın son defa burada bulundukları sırada, o zaman ve halen hasta olduğu halde ve öbür üç grubun şeflerini ziyaretlerinizle şereflendirmiş olmanıza rağmen, kendisini aramamış olmanızdan istidlal ettiğine inanmaktadır.
Ben Albay Mustafa Kemal Bey’e, ziyaretin sırf zaman yetersizliği yüzünden yapılamadığını ve ekselanslarınızın kendisinin hizmetlerini her halde takdir ettiklerini ifade ettim.
Şimdilik ilişikte takdim etmediğim ayrılma dilekçesini, ekselanslarının güvenini belirtmek suretiyle reddetmek lütfunda bulunmalarını rica ediyorum.
Ekselanslarınızın daima en derin hürmetkarı.
LİMAN VON SANDERS


2. Belge

Anafartalar Grubu Kumandanı Miralay Mustafa Kemal Bey’e
Zata mahsustur

Rahatsızlığınızı işittim, müteessir oldum. Son defaki Çanakkale ziyaretimde muhtelif mevazii görmek istediğimden sizi ziyarete vakit kalmamıştı. İnşaallah yakında tamamen kesb-i afiyet eyler (iyileşir) ve bugüne kadar olduğu gibi kumanda ettiğiniz kıtaatın başında muvaffakiyetle ifay-ı vazife eylersiniz.
Enver

Liman Paşa Hazretlerine
mahrem: Zata mahsustur

Tahrirat-ı samilerini aldım. Arzu-yi devletleri veçhile, Mustafa Kemal Bey’e yazdım.
Enver

3. Belge
Başkumandan Vekili Enver Paşa Hazretlerine
Zata mahsustur

Rahatsızlığımdan dolayı iltifat ve teveccühat-ı samilerine arz-1 teşekkürat-ı mahsusa eylerim. Bendenizi ank-karip hudusu memul vekayi için ihzar olunan kuvvetin başında da bulundurarak zat-ı devletlerine daha büyük hidemat ifasına mazhariyetle taltif bulunacağınızdan eminim.
21 Eylül 331
Anafartalar Grubu Kumandanı
Miralay Kemal

 

…VE PERDE KAPANIYOR

Çanakkale Savaşı’nın zayiatı konusunda Türk kaynaklarının rakamları çelişkili olmakla birlikte, yabancı kaynaklar fazla farklılık göstermez. Avustralyalı yazar Alan Moorehead’in 1956’da yazdığı ‘Galipoli’ isimli eserinde tarafların Çanakkale zayiatı şöyle sıralanır:
Türkler 251.309
İngilizler 205.000
Fransızlar 47.000
Aynı eserde Türk zayiatının detaylarına da iner:
Şehit: 55.127, yaralı 100.177, meçhul 10.067, hastalıktan ölen 21.498, hastalanan 64.440. Bu arada yaralananlardan tedavi sırasında ölenlerin rakamları verilmemiştir. (Tek Adam, Cilt 1, s.248)

MÜTTEFİK ASKERLERİ GELİBOLU’DAN ÇEKİLİYOR
Albay Mustafa Kemal, düşmanın çekileceğini sezmişti. Bu nedenle düşmana son ve bitirici darbeyi vurma arzusuyla, yeni bir taarruz planlar. Yukarıda da söz ettiğimiz üzere, bu taarruza ‘kaybedecek tek bir askerimiz bile yoktur’ gerekçesiyle izin verilmez. Albay Mustafa Kemal Bey görevinden ayrılır, İstanbul’a dönmek üzere, Kızılay işaretleri yapıştırılmış bir hastane vapuruna biner..

“…Amacı savaş meydanında geçen bu aylardan sonra, ilk kez mermi ve bomba seslerinin olmadığı, kusursuz bir uyku çekmektir. Ama çok düşüncelidir, uyku tutmaz… Daha sonra da zaten bu vapur yolculuğunu hiç unutmayacak, sık sık antalacaktır. Aslında İstanbul’a, “İstanbul’u kurtaran kumandan” olarak dönmektedir. Genç, kudretli ve muzaffer bir kumandan… Ama henüz paşa değil. Ama paşalık onun hakkı değil mi? Bir hafta içinde iki rütbe atlayan, paşa olan, nazır ve başkumandan vekili olan Enver, hani şu 90.000 kişilik bir orduyu bir nefeste ve maksatsızca eriten Enver’in yanında kendisinin, Büyük Britanya’nın inadını ve kudretini yenmesi? Bu elbette takdir edilecektir. Bu elbette takdir edilmelidir. İstanbul’da kendisini, paşalık buyrultusunun beklemesi mümkündür. Hatta belki Enver, ilk karşılaştıkları dakikada ona elini verecek ve göğsüne Osmanlı Devleti’nin en büyük nişanını takacaktır. Gerçi o bu savaşları ne rütbe ne de nişan için yapmıştır. Ama ne var ki, daha büyük kuvvetlere kumanda etmesi, ordu kumandanı, ordular grubu kumandanı olması ve hatta yarın belki de?.. Öyle ya, niçin olmasın?
Hayalleri bu noktada düğümlenince, Enver Paşa ile nasıl karşılaşacağını düşünür. Sofya Ateşemiliterliğinden dönüp de kendisine, nerede olduğu dahi bilinmeyen derme çatma bir tümenin kumandanlığını verdikleri zaman ve tümenine hareketten önce Enver Paşa ile konuşmalarını hatırlar. O ne soğuk, ne kısa hatta ne umursanmaz bir karşılanıştı. Halbuki şimdi? Hem de aradan geçen zaman ancak onüç aydan ibaretti. Ama kendisinin Gelibolu yarımadasına gönderilişinin daha dokuzuncu ayında o, nice tümenleri emrinde bulundurarak kanlı bir cephe harbine kumanda etmiştir. Muzaffer olmuştur. Fakat ne var ki, Enver şimdi feriktir (korgeneral) ve emrinde bütün İmparatorluğun gücü vardır.
Ama ne önemi var? Onun alnındaki Sarıkamış yenilgisine karşılık, kendi başında parlayan zafer tacı?.. Hem hiç şüphe yok ki, şimdi İstanbul’da namı dillerde dolaşmaktadır…”
(Tek Adam, Cilt-1, s. 250)

İşler pek de Mustafa Kemal’in düşündüğü gibi yürümez… Kısacası İstanbul onu tatmin etmez… Çanakkale’den düşmanın çekildiğini bildiren haberlerde birkaç kez adı zikredilir. Ama düşündüğü gibi, adı dalga dalga tüm kitlelelere yayılmaz. Hatta bir gün kulağına bir bilgi gelir. Harbiye Nezaretinin (Savaş Bakanlığı) çıkardığı ‘Harp Mecmuası‘nın kapağına ‘Çanakkale Kahramanı‘ olarak konulan resmi, tam dergi basılacağı sırada, klişesi alınarak dergiden çıkarılmıştır. Yerine Enver Paşa’nın emriyle, Enver’in amcası Halil Paşa’nın resmi konmuştur. Söylendiğine göre Enver Paşa, “Muvaffakiyet askerindir. Şahsı sivriltmeye lüzum yok!” emrini vermiştir. Muvaffakiyetin askerin, milletin olduğu doğrudur. Ama niçin kumandanın da bu zaferde üstün bir payı olmasın?
Mustafa Kemal ile Enver Paşa ile aradaki buzlar bir türlü erimez… Mustafa Kemal’in her hareketinde, Enver Paşa muhalifi olduğunun izleri görülür… Zaten osmanlı Genelkurmayı’nın her tavrında da, Mustafa Kemal’e karşı ‘soğukluk’ bundan sonra da, giderek artan tonlarda hissedilecektir…


En yakın tanığın ifadeleri… Cevat Abbas anlatıyor…
Mustafa Kemal’in; gerek Ordu Karargahı’nın ve gerekse Umumi Karargah ve Başkomutanlığın kendisi hakkında olumlu düşünmediği ve haklarını korumadıkları düşüncesinde olduğunu gösteren bazı belirtiler, Çanakkale günlerinden başlayarak Mustafa Kemal’in önce emir subaylığını daha sonra da yaverliğini yapan Cevat Abbas’ın (Gürer) yayınladığı hatıralarda da göze çarpıyor.
“…Cevat Abbas’ın naklettiğine göre, Çanakkale’de Ordu Kumandanı Liman von Sanders’in karargahı, Mustafa Kemal’in tekliflerini çok defa dikkate almaz ve ancak zorda kaldıkları için bir ara mevcudu 135.000 kişiye ulaşan Anafartalar Grup Kumandanlığını ona istemeyerek verirler.
Yine Cevat Abbas’a göre, düşmanın Çanakkale cephesini boşaltmak üzere hazırlığa başladığını ilk fark eden Mustafa Kemal’dir. Nitekim bir tümenin sessizce Çanakkale’den ayrıldığı ve Selanik’e çıkarıldığı istihbaratı da alınmıştır. Mustafa Kemal, genel bir taarruzla düşmanın artık ümitsizleşen kuvvetlerini mahfetmek teklifinde bulunur. Fakat Ordu ve Umumi Karargah (Enver ve Liman von Sanders) artık bir tek neferin bile feda edilemeyeceği gerekçesiyle teklifi reddeder. Bunun üzerinedir ki, Mustafa Kemal Ordu Kumandanı Liman von Sanders’e cephe komutanlığından istifasını vermiş, fakat Liman von Sanders bu istifayı hava değişimine çevirmiş, Mustafa Kemal Çanakkale’den ayrılmıştır.
Mustafa Kemal’in İstanbul’a dönmesinden 23 gün sonra, düşman Gelibolu’yu tümüyle tahliye ederek kuvvetlerini kurtarmayı ve bu birliklerini Makedonya’ya sevk ederek yeni bir cephe açmayı başarmıştır.
Çanakkale’de kendi emrinde çalışan Albay Ali Rıza’nın Mustafa Kemal’in teklifiyle paşalığa yükseltilmesine rağmen, kendisinin albaylıkta bırakılması da, herhalde bir kırgınlık konusu olmuştur. Bundan başka, daha Conkbayırı sırasında kolordu kumandanlığı resmen tekerrür ettiği halde, bu kendisine tebliğ edilmemiş görünmektedir. Anafartalar’da emrine 135.000 kişilik bir kuvvet verilen Mustafa Kemal’in Çanakkale’den ayrılınca iki tümenlik 16. Kolorduya tayini de yadırganmış görünmektedir. Paşalığa terfisi de, merkezi Edirne’de olan 16. Kolordu’daki 40 günlük kısa bir görevden sonra yalnız karargahı ile birlikte görevlendirildiği şark cephesinde kendisine tebliğ olunmuş, bu cephede 2. Ordu Komutanlığına getirilmiştir. Cevat Abbas’ın hatıralarından alınan verilere göre, tüm bu haller, Mustafa Kemal’in çevresinde her halde bazı ruh buruklukları yaratmış görünmektedir.” (Tek Adam, Cilt-1, s.252)

Mustafa Kemal’in resmi sicil özetinde, Anafartalar Grup Kumandanlığına getirilmeden önceki askeri görevi 6 Ağustos 1915- 13 Ekim 1915 arasında 16. Kolordu Kamandanı olarak görünür. Fakat diğer yayınlarda ve Genelkurmay yayınlarında onun 16. Kolordu Kumandanlığı, Çanakkale savaşları sona erdikten sonra, Ocak 1916 başlarında başlamış görünmektedir.
Bu farkın, (daha önce de tartışmalarına yer verildiği üzere) kolordu kumandanlığının 6 Ağustos’ta kararlaştırıldığı halde kendisine tebliğe edilmemiş ve bu teklifin geciktirilmiş olmasından ileri gelmiş olabileceği sanılıyor.
KAYNAKÇA:
1) Görgülü, İsmet (Çanakkale Savaşı İlk Günde Biterdi), Bilgi, birinci basım, Ekim 2008, sayfa 184
2) Aydemir, Şevket Süreyya (Tek Adam, Mustafa Kemal, cilt-1), 18. Basım, Remzi Kitabevi, sayfa 241

541 Toplam Okuma, 7 Bugün

Tayfun ÇAVUŞOĞLU

Tayfun ÇAVUŞOĞLU

Gazeteci / Yazar - Uludağ Üniversitesi Eğitim Fakültesi Alman Dili Anabilim Dalı (1985) mezunu. 1983'ten itibaren yerel yayın organlarında muhabir, yazı işleri müdürü ve genel yayın yönetmeni olarak çalıştı. Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD) Bursa Şubesi eski (1997-2001) başkanlarından. Bursa Ansiklopedisi'ne (Yılmaz Akkılıç, 1. baskı 2002, Burdef Yayınları No:3) madde yazarlığı yaptı. E-Kitap Yayıncılık tarafından (Şubat 2018) yayınlanan “Nutuk“ için editör olarak Atatürk ve Kurtuluş Savaşı kronolojisini hazırladı. Belgeseltarih.com kurucu ortağı ve yazarıdır. Yayınlanmış Kitapları: 1) “Çanakkale 1915 – İftiralar, Yalanlar, Polemikler“, Şubat-2014, Kastaş Yayınevi-İstanbul 2) "1915 - Çanakkale Savaşında Trakya", Eylül 2018, Haber Ajansı yayınları-İstanbul

Comments

Comments