Ana Sayfa Osmanlı Tarihi 93 Harbi Hükümet-i Muvakkate / Rodop Geçici İdaresi

Hükümet-i Muvakkate / Rodop Geçici İdaresi

  • Ekrem Hayri PEKER

1774 yılında Rus Çarlığı ile imzaladığımız Küçük Kaynarca anlaşması Osmanlı İmparatorluğu için ikinci kırılma noktası oldu. Kırım Hanlığı’nı ve Kafkasya’yı kaybetti. İmparatorluğu’nu çöküşten Fransız ihtilalinin Avrupa’da yarattığı sarsıntı kurtardı. Rus Çarlığı ve Avusturya-Macaristan İmparatorluklarıyla yaptığımız ve yenilgimizle biten savaşlarda, Kırım Hanlığı’nın Rus çarlığına ilhakını onaylama dışında İmparatorluğun ciddi bir kaybı toprak kaybı olmadı. İmparatorluk göçle tanıştı. Kırım’dan yaklaşık 200 binden fazla insan Romanya ve Dobruca Bölgelerine yerleşti.

Napolyon’un 1798 de Mısır’a saldırısıyla başlayan süreç Viyana’da imzalanan barış antlaşmasıyla sona erdi. 1815yılında Avusturya-Macaristan imparatorluğu’nun Başbakanı Metternich’in gayretiyle sınırlara saygı temelinde bir konsensus sağlandı. 1815-1830 yılları Avrupa kıtasının barış yılları olmuştur.Gün geçtikçe zayıflayan Osmanlı İmparatorluğu’nun Rus Çarlığı ve Avusturya imparatorluğu gibi iki büyük düşmanından başka bir düşmanı daha çıktı; milliyetçilik. Topçulukta gerileme, tüfek kullanan piyadenin öne çıkması, ordunun disiplinsizliği, Subay yetiştiren okulların açılmayışı, ordunun yeni tekniklerden uzak kalması, bitmeyen ve sürekli kaybedilen savaşlar yüzünden bozulan devlet ekonomisi, kiliselerin öncülüğündeki milliyetçilik hareketi Osmanlı İmparatorluğunda ayrılıkçı isyanları başlattı.

Osmanlı’ya karşı ilk isyanlar Sırbistan’da başladı.
Osmanlı vergi sisteminin bozulması, hukuk sisteminde keyfiliğin yayılması, yeniçerilerin keyfi davranışlarının Sırp isyanının tetikleyici olduğu konusunda tarihçiler hemfikirdir. İsyan sonunda otonom bir Sırp bölgesi kuruldu.

Kilisenin çabaları ve önderliği ile Mora Yarımadası’nda yaşayan Yunanlıların isyan etti. Fenerli Rumların Eflak Eyaletinde İpsilanti Bey’in önderliğinde kurduğu Etnik-i Eterya Cemiyeti bölgede yıllardır faaliyetteydi. /Peloponez yarımadasında Hristiyan Arnavutların bölgedeki nüfusun çoğunluğunu oluşturduğu ve Greklerin azınlık durumunda olduğu nedense tarihçiler tarafından es geçilir. Sırp ihtilalinde bu denli görülmeyen veya kayıtlara geçmeyen katliamlar bu ayaklanmada görülür. Mora Yarımadası’nda yaşayan otuz bin Müslüman halktan iki bin kişinin kurtulduğu. Kadın ve çocukların bir kısmı köle yapılmak için sağ bırakılır. Yabancı konsolosların aracılığıyla teslim olan Preveze kalesindeki Müslümanlar ve Atina’daki Akropol’e sığınan Müslümanlar verilen sözlere rağmen katliama uğrar.Balkanlarda bağımsızlık hareketi, milli devletlerin kuruluşu etnik temizlik temelinde yükselir. Mısır’dan gelen Kavala’lı Mehmet Ali Paşa’nın oğlu İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetlerin yardımıyla isyan bastırıldı. Ancak Avrupalı aydınların baskıları hükümetin üzerinde etkili olur. Osmanlı Donanması Navarin Limanında İngiliz-Fransız ve Rus Donanması tarafından yakılır ve İmparatorluğa Yunanistan’ın bağımsızlığı kabul ettirilir. Yunanistan’ın bağımsızlığına giden süreç Avrupalı Aydınlarca başlatılmıştır. Kısacası Yunan Devleti için Avrupalı Aydınların eseridir diyebiliriz.Eflak Beyliği’nde çıkan ayaklanmada diğerleri gibi katliamla başlar. Türkler, asker, esnaf, köylü olduğuna bakılmaksızın öldürülürler. Ancak Rus Çarlığı’ndan umulan destek gelmeyince bu isyan başarılı olmaz, kısa bir sürede bastırılır, isyancılar Rusya’ya kaçar. Yunanistan’ın başına Alman kökenli bir prens getirilir. Ancak İngilizler bu devleti himayelerine alır. Napolyon savaşlarından sonra ele geçirdiği Venediklilere ait adalar 1862 yılında bu yeni devlete bırakılır.

Tanzimat Yöneticilerinin yaptığı reformlar ve devlet yönetiminde yaptığı yenilikler Avrupa’da olumlu karşılanır ve destek görür. Rus Çarlığı’nın bazı istekleri öne sürerek Osmanlı Topraklarına saldırması tepkiyle karşılanır. Avrupa devletleri Osmanlı İmparatorluğu’nun yanında yer alır. Dünya savaşının ilk provası yapılır. Çarlık yenilgiye uğratılır. 1856’da imzalanan barış anlaşması Rusya’nın gücünü kırmaz. Polonya yine Çarlığa bırakılır. Kafkasya konusu boşlukta kalır. İmparatorluğa Kırım’dan ikinci bir göç dalgası başlar. Serbest kalan Çarlık Kafkasya’ya ve Batı Türkistan’a saldırır. On yıl geçmeden Kafkasya’daki soykırım denebilecek katliamdan kaçan 1,5 milyon göçmen Osmanlı topraklarına yönelirler. Batı Türkistan Çarlığın denetimine girer.

Osmanlıda devir değişmiş, Tanzimat Dönemi’nin ünlü paşaları Ali ve Fuat Paşalar vefat etmişti. Bulgarlar Ortodoks olmaları nedeniyle ibadet açısından Osmanlılar tarafından İstanbul’daki Rum Ortodoks Patrikhanesi’ne bağlanmışlardı. Bulgarlar arasında milliyetçilik yayılmaya başlayınca bu durumdan hoşnutsuzluk duymaya başladılar ve bağımsız Bulgar Kilise’si için mücadeleye başladılar. 28 Şubat 1870 tarihinde Osmanlı padişahı Abdülaziz Bulgar Eksarhanesi’nin, yani Rumlardan bağımsız Bulgar Ortodoks Kilisesi) kurulmasına izin verdi. Kilisenin kurulması Bulgar Milliyetçiliği’nin daha da güçlenmesini sağladı.

BULGAR İSYANI
İmparatorlukta yeni reformlar yapılmasını, İmparatorluğun devamını Meşruti Yönetimde gören ve Avrupa’nın Meşrutiyetle yönetilen İmparatorluk ve Krallıklarında olduğu gibi ülke yönetiminde söz sahibi bir meclisin kurulmasını isteyen reformistler Mithat Paşa önderliğinde 1876 yılında Sultan Abdülaziz’i Osmanlı tahtından indirdiler. Yerine tahta geçirilen Sultan V.Murat psikolojik problemleri yüzünden iktidarda kalamadı. Meşruti yönetimi ve yetkilerini Meclisle paylaşmayı kabul eden veliaht Sultan Abdülhamit 31 Ağustos 1876 Osmanlı tahtına getirildi. 23 Aralık Anayasa yani Kanun-i Esasi kabul edildi. 19 Şubat 1877’de seçimler yapıldı. Osmanlı Meclis-i Umumi’si (Meclis-i Mebusan) 19 Mayıs 1877 tarihinde toplandı.

Osmanlı Devletinde bu gelişmeler sürerken Bosna-Hersek Eyaletinde İsyan başladı. Osmanlı Devleti Karadağ prensliği’nin isyana müdahil olmaması için İsyanı bastırmakta ağır davrandı. İsyan öncesi Bulgaristan’da iç karışıklıklar başlamıştı. Mithat Paşa’nın Tuna vilayetinde yaptığı reformların devamı gelmemiş, aksine durum daha kötüleşmişti. 1876yılının Nisan ayında Bulgaristan’da başlayan Bulgar İsyanları bütün bölgeye yayıldı. Bu dönemde bölgeye Rusya tarafından Kafkasya’daki yurtlarından zorla atılmış birçok Kafkasyalı Müslüman bölgeye yerleştirilmişti. Bulgarlarla, Ruslardan büyük eziyet çekmiş Kafkasyalı Müslümanlar arasında karşılıklı katliamlar yaşandı. Osmanlılar bu isyanları gönüllü milisler kullanarak kısa zamanda bastırdılar. Ancak batı dünyasında Osmanlı Devleti’nin bu isyanların bastırılmasında kullandığı yöntemler büyük eleştirilere neden oldu. Bulgarların öldürülmesi tek taraflı olarak kamuoyuna yansıtıldı. Müslümanların uğradığı katliamlar göz ardı edildi. Eski İngiltere başbakanı Gladstone, bilim adamı Darwin, yazar Oscar Wilde ve Victor Hugo ve İtalyan Birliği’ni sağlayan Garibaldi gibi etkili kişiler Osmanlı Devleti aleyhinde büyük bir kamuoyu oluşturdular. Tüm Avrupa’da Bulgarların yanında yer aldı. Rus Çarlığına karşı Osmanlı Devletini savunan İngiliz ve Fransız siyasetçiler etkisiz kaldılar.

TERSANE KONFERANSI
Avrupa kamuoyunun etkisiyle zamanın büyük devletleri İngiltere’nin önderliğinde Osmanlı Devleti’nin bilhassa Hristiyan tebaası için yapması gereken reformları görüşmek için İstanbul’da bir toplantı yapmaya karar verdiler. Tarihe Tersane konferansı olarak geçen bu toplantı 23 Aralık 1876 yılında İstanbul Haliç Tersane’sindeki Bahriye Nezareti’nde başladı. 23 Aralık 1876’da toplanan bu konferansa İngiltere, Prusya, Rusya, Fransa ve Osmanlı Devleti katıldı. Konferanstan Osmanlı Devleti’nin Balkanlardaki topraklarını elinden alacak kararların çıkacağını anlayan Osmanlı yetkilileri konferansı etkisiz kılmak için tahta yeni çıkmış olan II. Abdülhamit’i konferansın toplandığı gün Anayasayı ilan etmeye ikna ettiler. Osmanlı yetkilileri, Balkanlardaki Hıristiyanların Kanun-i Esasi’yle kazandıkları özgürlüklerden dolayı, Avrupa ülkeleri tarafından Osmanlı Devleti’nin yönetimini altında bırakılacaklarını hesaplanmıştı. Ancak konferansa katılan devletler Osmanlı Devleti’nin bu hareketini ciddiye almadılar. Konferansta,
• Sırbistan ve Karadağ için bağımsızlık kararı alındı.
• Bulgaristan ve Bosna-Hersek’e özerklik verilmesi kararlaştırıldı.
Dönemin Osmanlı yöneticileri durumu tahlil edemediler. 1853 yılında olduğu gibi Rus Çarlığı ile çıkacak olası bir savaşta Avrupa Devletlerinin kendilerine destek olacağını sandılar. Osmanlı Ordunun durumu pek iç açıcı değildi. 93 Harbinden sonra “Başımıza Gelenler” adı altında Doğu Cephesindeki durumu yazan Arif Bey, Osmanlı Ordusunun halini acı acı anlatır.
Osmanlı yönetimi Konferans kararlarını kabul etmeyince 24 Nisan 1877’de Rusya ve ardından Karadağ Prensliği Osmanlı Devleti’ne savaş açtı. Böylece 93 Harbi (1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı) başladı.
Rus Çarlığı savaş sırasında tarafsız kalması için Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’na Bosna-Hersek Bölgesi’ni işgal etmesini teklif eder. Savaş başlayınca Avusturya-Maceristan Birlikleri “Geçici İşgal” adı altında Bosna-Hersek Bölgesini işgal eder. Ordusunun General Gurko komutasında yaz aylarında başlattığı askeri harekât, Tulça üzerinden Tuna nehrine doğru, Dobruca Ovası boyunca hızla ilerler.

93 HARBİ
Osmanlı Devletinin savaş planı, Rus ordularının Tuna nehrinden aşağı inmesine engel olmaktır. Tuna Orduları Genel Komutanı Müşir Abdülkerim Paşa, bu plan doğrultusunda Kuzey Dobruca’yı boşaltır ve tüm kuvvetlerini Tuna nehrinin güneyinde toplar. Ruslar da bu gelişme karşısında hiçbir engelle karşılaşmadan Kuzey Dobruca’dan Tuna’ya doğru hızla ilerleme olanağı elde ederler. Kuzey Dobruca’da, Rus ilerleyişiyle beraber yoğun da bir göç ve Bulgaristan’da Müslüman katliamı başlar. Tulça, hızla boşalır. Tulça ile birlikte Maçin, Hırsova ve Babadağı’nda yaşayan ahali de 23 Haziran 1877’den itibaren güneye; arkadan gelen Rus ordularının önü sıra Varna’ya doğru çekilir. Bunu yapmayıp kalanlar ya da bölgeyi terk etmekte gecikenleri daha kötü bir son beklemektedir; Bulgar İsyancıları tarafından yağmalanmak ve öldürülmek. Bulgarlar bölgede yaşayan Rumlar ve Yahudiler’i de katlederler. Müslüman kasaba ve köyleri Rus Ordusu’ndaki Kazaklar, bazen de Rus Askerleri tarafından kuşatılır, halkın silahları toplanır, sonrasında Bulgarlar katliama girişirlerdi. Bazen Rus topçusu köy ve kasabaları top ateşine tutulurdu. Türklerin yanı sıra Rum ve Yahudiler de güneye; Varna’ya doğru hızla kaçtılar. Kaçamayanları ölüm bekliyordu.
Rus ordusunun saldırıların hedefi askeri olduğu kadar sivillerdir de. Saldırıların asıl hedefi yani Müslümanlardı. Aksi takdirde nüfusunun büyük çoğunluğunu Bulgar olmayanların, özellikle de Türklerin oluşturduğu Bulgaristan coğrafyasında bağımsız bir Bulgaristan devletinin kurulmasının ve yaşamasının olanağı da yoktu. Üstelik sivil halkın kaçışı Osmanlı Askerleri’nin ikmal hatlarını kullanmasını engellediği gibi, askerler arasında yılgınlık ve paniğe sebep oluyordu. Ruslar efsane olarak tarihe altın harflerle yazılan Plevne savunması dışında çok büyük bir direnişle karşılaşmadan hızla ilerlerler. Plevne Savaşına Özerk Romanya Prensliği’de Rusların yanında katılır.

Ruslar Osmanlı ordusunun karargâhının bulunduğu Şumnu, Varna ile silahlı halk direnişinin olduğu Rodoplar’a giremezler. Rus Orduları Balkan dağlarını aşıp Filibe ovasına inerler, oradan da hızla Trakya’ya doğru yürürler. Bulgar milli devletinin oluşumunu sağlamak amacıyla kurulmuş bulunan Bulgar Milli İdare Teşkilatı ile Ruslar, Türkler konusunda genel bir “Türkleri ve Müslümanları yok etme” fikrinde birleşmişlerdi. Sivil Müslümanlardan oluşan araba kafileleri katliam amacıyla Rus Ordusu tarafından top ateşine tutulur.

Yaşanan saldırılar ve katliamlar karşısında başta bölgenin en büyük kenti olan Rusçuk’da yaşayanlar olmak üzere, bombalamadan ve katliamlardan sağ kurtulan siviller doğdukları, yaşadıkları yerleri hızla boşaltıp güneye doğru kaçmaya başlar. Kaçanların ve katledilenlerin sayısı Rus ordusunun ilerlediği her gün ve girdiği her şehir boyunca katlanarak artar. Rus ordularının önünden kendi canını ve çocuklarının canını kurtarmak için güneye ve doğuya doğru can havliyle kaçan çoğu kadın ve yaşlı yüz binlerce insanın tek hedefi vardı; Bir an evvel İstanbul’a ulaşmak, oradan da Anadolu’ya geçmektir. Yüz binlerce insan bu hayaline kavuşur. Fakat katliamlardan, salgın hastalıklardan ve dondurucu soğuklardan kurtulan önemli sayıda insan nüfusun çoğunluğunu Türklerin oluşturduğu Rodoplar’a sığınır. Herkes, dehşet içindedir. Çünkü herkes, o güne kadar yaşananları sadece kulaktan duymuştur. Etkili bir direnişle karşılaşmayan Rus Ordusu direniş gösteren bölgelere saldırmadan Edirne üzerinden İstanbul’a yönelir. Amaçları Avrupa Devletlerinin müdahalesi olmadan İstanbul’u ele geçirmektir. Rodop Bölgesi’nin direniş gösterdiğini ve yaptıkları keşif taarruzlarının püskürtüldüğünü gören Rus Ordusu bölgeyi geride bırakarak harekâtına devam eder. Rus Ordusu’nun planı tutar. 1829’da ele geçirdikleri Edirne’yi kolayca işgal ederler. Sırada İstanbul vardır. Osmanlı İmparatorluğu çaresizdir. Bir tarafta ilerleyen Rus Askerleri, diğer tarafta Rusların önünden kaçan yüz binlerce göçmen. Rus orduları artık İstanbul’a bir adım mesafede, yani Yeşilköy’e, o zamanki adıyla Ayastesanos’a gelirler.
Rus ordusunun İstanbul’un kapılarına dayanması başta İngiltere olmak üzere Avrupa’nın büyük devletlerini rahatsız eder. İngilizler donanmalarını İstanbul’a gönderirler. Berlin, Paris, Viyana devreye girer. Gelişmelerden çok rahatsız olmuşlardır. Osmanlı Devleti’nin bu kadar kolay çökeceğini tahmin etmemişlerdi. İstanbul’un ve dolayısıyla boğazların Rusya’nın hâkimiyeti altına girmesi, Hindistan yolunun tehdit altında olmasından başka bir şey değildir. İngiltere, zaman geçirmeden devreye girer. Bu arda halen üslerinin bulunduğu Kıbrıs Adasına asker çıkarır. Çarlık mesajı almıştır. Kırım Savaşı örneğinde de olduğu gibi ortak cephe oluşturmaları savaşın seyrinin değiştirip, kazandıklarının bir kısmının kaybedilmesi ne sebep olabilirdi. Bu gelişme üzerine Osmanlı devleti ve Rus Çarlığı arasında, 3 Mart 1878’de Ayastefanos Barış Antlaşması imzalanır. Antlaşmayla Karadeniz’den Akdeniz’e uzanan “Büyük Bulgaristan” Devleti kurulur. Büyük Bulgaristan’ın kurulduğu Tuna, Edirne ve Selanik vilayetlerindeki 16 sancak üzerinde 2 milyon 580 bin Bulgar’a karşılık 3 milyon 980 bin Bulgar olmayan insan yaşamaktadır.

Antlaşmanın sonucu beğenmeyenlerin başında İngiltere, Fransa, Almanya, Avusturya vardır. Rusya’nın kurulan Büyük Bulgaristan sayesinde Balkanlar’da tek başına bu kadar etkinlik kazanmasından rahatsız olurlar. Bölgedeki katliam haberleri Avrupa kamuoyunda şaşkınlık yaratmıştır Bulgarların yaptığı katliamların korkunçluğu daha önce Osmanlılar aleyhinde yapılan haberleri geride bırakmıştı. Üstelik bölgede, Rodoplarda yaşayan Müslümanlar anlaşmayı tanımaz ve silahlı direnişe devam ederler. Rodoplar’daki Türkler’in şikâyetlerini dinlemek ve olan biteni yerinde incelemek üzere hemen bir uluslararası komisyon kurulur. Ardından da Bismarck’ın davet etmesiyle taraflar, Berlin’de bir araya gelir.
Berlinde bir Konferans toplanır. Rodoplar’daki Müslümanlar Hükümet-i Muvakkate adıyla bağımsız bir yönetim oluştururlar.

HÜKÜMET-İ MUVAKKATE
Bölgede ilk direniş Ayastefanos Anlaşmasının kırkıncı gününde başlar. Çirmen yakınlarında Türklerle Kazaklar arasında başlayan silahlı çatışma çıkar. Başlayan ayaklanma kısa sürede Doğu Rumeli ve Rodoplara yayılır. Direniş merkezleri Kırcaali ve Rodop Dağlarının Kuzeyidir. Türklerin direnişine bölgede yaşayan Rum, ermeni, Hristiyan Arnavutlar ve Yahudiler destek verir. Hükümet-i Muvakkate bir kaynağa göre 4 Mart 1878, başka bir kaynağa göre ise 16 Mayıs 1878’de Sultan Yeri kazasının Kara Tarla köyünde kurulmuştur. Bulgarca adı Çerna Niva olan köyde kurulan Hükümet-i Muvakkate’nin dört kişiden oluşan bir kurucular heyeti bulunmaktadır. Daha çok Ahmet Aga Timirski ile özdeşleşen bu hükümetin diğer kurucuları Hacı İsmail Efendi, Kara Yusuf Çavuş ile İngiliz asıllı Hidayet Paşa yani Mr. Sinclair’dir. Hükümetin ayrıca 30 kişiden oluşan bir Temsilciler Meclisi bulunmaktadır.

Hükümet-i Muvakkate demokratik anlayışla yönetilen bir siyasal oluşumdur. O kadar ki, alınan kararlara köy muhtarları da katılmıştır. Bab-ı Ali’ye, basına ve yabancı devletlere verilen muhtıra, müracaat ve dilekçeleri n altında 25-30 halk vekili ve yüz kadar köy meclisinin mühürü bulunurdu. Çoğunluğunu Türklerin oluşturduğu yaklaşık 4 milyon insanın yaşadığı bir coğrafyada kurulan Hükümet-i Muvakkate, varlığını sürdürdüğü 8 yıl boyunca egemenliği altındaki bölgeyi önce Ruslara, daha sonra da Bulgarlara karşı başarıyla savunmuştur.

Rus kuvvetleri ve komitacılar ayaklanmayı bastırmak için harekete geçer. Her türlü şiddeti kullanan bu kuvvetler, ayrıca ihtilalcilerden silahlarını da teslim etmelerini isterler. Silahların tesliminin 93 Harbi’nde yaşanan örneklerde de olduğu üzere ölüme açık davet demek olduğunu bilen Rodopluların yanıtı kesindir: Ya istiklal, ya ölüm. Süleyman Paşa’nın çekilirken silahlarını bölge halkına bırakması, bölgeye sığınan az sayıda subay ve asker direnişin oluşmasını sağlar.

Rus ordusu ve Bulgar komitacılar, bir taraftan direnişçilerden silahlarını teslim etmelerini isterlerken, diğer taraftan da saldırılarını sürdürmekten geri durmazlar. Özellikle Filibe yani Plovdiv ve Hasköy yani Haskovo civarında önemli askeri harekâtlar gerçekleştirirler. Bu bölgenin antlaşma gereğince kendilerine bırakıldığını ileri sürerek Türklerden, silahlarını teslim etmelerini ve direnişten vazgeçmelerini isterler. Rus birlikleri tarafından işgal edilme tehlikesi yaşayan Hasköy’deki 21 Türk köyünün ahalisi silahlanarak dağlara çekilir. Köylerinin işgal ve yağma edilmesi üzerine de 500 silahlı Türk, Çakınalı Hüseyin Ağa önderliğinde işgal güçlerine karşı direnişe geçer.

KIRCAALİ SAVAŞLARI

Kırcaali’nin Fındıcak köyünden Murat Ağa, Şıpka’da savaşan askerler arasında yer almıştı. Süleyman paşa, harp sahasına girilirken Kırcaali’den geçtiği sırada fazla silah ve cephanesini orada bırakmıştı. Rus alayının ve Bulgarların, Kırcaali’yi Bulgaristan’a katmaya çalıştıklarını işiten Murat Ağa; yanına aldığı dağlı delikanlılarla, Bulgar ve Rusların ilerledikleri geçit noktalarını tuttu ve Rusları bu çatışmada iki karşılıklı ateş altına alarak boğaza girenlerin bir tanesinin bile kurtulmasına imkân vermedi. Murat Ağa Kırcaali’nin bütün Türk olan köylerine adam göndererek, yunus oğullarından İsmail Ağayı Halil Ağa’yı, Ahi Çelebi’yi seferber etti. Mestanlı ve civarından 1000 kadar silahlı gönüllü dağlı koşup geldi. Müthiş bir savaş başladı. General Herkisof kumandasında Rus piyade alayı, bir Kazak alayı, 4 batarya topla taarruza geçtiler. Murat Ağa kuvvetleri Boğazın doğal bir istihkâm olan iki yanını tutmuşlardı, topları yoktu. Bir alay haline getirilmiş Bulgarlar da Ruslara yardım ediyorlardı. Murat Ağa, Kilise kule’nin yanından Arda boyuna yayılarak, dağlıları arkadan sarmak isteyen Bulgarları, Murat Ağa önceden fark ederek gelenleri içeri alıp bire varıncaya kadar kırdı. Kurtulan olmadı. Murat Ağa, 354 köyden ibaret olan dağ kolunda teşkilatı kurarak, kendi nüfus başına mısır unu, kurutulmuş yoğurt, keçi pastırması, mekkare katırı, salması çıkardı.

Ruslar şiddetli bir top ateşi ile dağlı gazilerin gözünü korkutmak istedi. Lakin düşen mermiler yalçın taşlara çarpıp dağılıyor, taş kovuklarında, elinde “Martin”, düşmanı bir adım ileri attırmayan dağlılardan hiç birinin burnu kanamıyordu. General, hücum emri vermişti. Dar boğazdan giren Rus askerlerinin üzerine öyle şiddetli bir ateş açılmıştı ki, yalçın kayalardan yağan bu cehennem ateşi bütün Rus taburlarında bozgun etkisi yaptı. Hepsi dağlıların önünde kaçıyordu. Ruslar ve Bulgarlar dağlara giremeyip ümitsizce geri döndüler. Dağ kolu asla istila görmemişti. Ümitleri kesilen Rus generali, Murat Ağa’ya haber gönderdi. Kendisi ile görüşmek istedi. Murat Ağa lüleli çubuğu ensesine sokulu, elinde Martin’i, bir katıra binerek yalnız başına generalin karargâhına gitti. General Murat Ağa’yı bütün askerleri selama dizerek karşılamış. Görüştüler. Murat Ağa dağlardan bir karış yere kimseyi sokmayacaklarını kesin olarak söyledi. O toprakları kurtarmadaki en etkili unsurun; Süleyman Paşa’nın fazla silah ve cephaneyi Kırcaali’de depo etmesi ve bunun Murat Ağa tarafından fark edilmesi olduğu bilinir. Bu büyük şans için dağlılar Süleyman Paşa’yı şükranla anar.

Rusya isyanı bastırmak için Babı Ali’den yardım ister. Sultan Abdülhamit’ten, ihtilalcilerin silahlarını bırakmaları ve teslim olmaları konusunda devreye girmesini ister. Padişah tarafından gönderilen heyetin söylediklerine, silah bırakıp teslim olma çağrılarına, bu amaçla verilen kimsi tavizler kulak asmazlar.

Rodoplularla Rus orduları arasındaki en kanlı çarpışmalar Kırcaali ve çevresine karşılık gelen bir bölgede yaşanır. Rus ordusu, ihtilalcilere karşı koyabilmek için buradaki kuvvetlerini takviye etme yoluna gider. Bunun için de Edirne ve Filibe’den yeni birlikleri ve dağ toplarını bölgeye gönderir.

Aynı şekilde Hasköy’ün yani Haskova’nın sınırları içinde yer alan Ortaköy’ün yakınında yerleşik bulunan Demirler Cemaati’nin saldırılarına karşı buraya da takviye birlikler gönderilir. Ruslar Nisan 1878’de 11 tabur ve Bulgar gönüllülerle bölgeye taarruza kalkarlar, isyancılar tarafından püskürtülürler. Yapılan takviyelere, gerçekleştirilen tüm saldırılara rağmen ihtilal küçülmek bir yana her geçen gün büyür. O kadar ki, direnişin kapsadığı alan, Haziran 1878’in sonlarına doğru, güneyde ve güneydoğuda Gümülcine, Dimetoka ve Mustafa Paşa; kuzeyde Selvi, Lofça, Tırnova, Plevne; kuzeydoğuda Edirne ile Karadeniz arasına; batıda ise Paşmaklıda’dan Samakov ve Cuma-i Bala’ya (Blagoevgrad) kadar tüm Rodop dağları boyunca yayılır. Bu kadar geniş bir alana yayılan ihtilal hareketinin Doğu Balkanlar’daki kumandanı Yusuf Çavuş’tur. Mestanlı ve Kırcaali’de, kısaca tüm Rodoplar’da; Gabrovo ve Köprülü de dâhil olmak üzere Rus ve Bulgar komitacılara karşı savunmayı organize eden kişi Hacı İsmail’dir. Dimetoka’dan Nevrekop’a kadar uzanan saha ise İngiliz asıllı Hidayet Paşa’nın kontrolü altındadır. Hidayet Paşa’nın görüş ayrılıklarına düşüp bölgeden ayrılması mücadeleyi sekteye uğratmaz.

İhtilalcilerin sayısı Süleyman Paşa’nın geriye kalan askerlerinin de katılmasıyla iyice artmıştır. İngiliz belgelerine göre silâhaltında 35 bin insan vardır. Fakat malzeme eksikliği nedeniyle silahaltına alınamayan yine bir o kadar insan bulunmaktadır. Rodoplu direnişçilerin en büyük sorunu silah ve cephane eksikliğidir. Özellikle güçlü Rus ordusu ve Bulgar komitacılarla kanlı çarpışmaların yaşandığı bir dönemde böyle bir eksiklik çok büyük ve önemli bir sorundur. Hükümet-i Muvakkate yönetimi sorunun çözümü için Babı Ali’ye başvurur. Sultan Abdülhamit’ten silah ve cephane yardımı talebinde bulunur. Fakat boşuna. Çünkü Rusya’dan çekinen Padişah, Rodop Türkleri’nin bu isteklerine karşılık hiçbir yardımda bulunamaz.

İhtilalciler direnişin sürdüğü bir dönemde sorunu görüşmeler yoluyla çözme konusunda da girişimde bulunurlar. Önce Rus orduları komutanı Grandük Nikola’ya başvururlar ve kendisinden zulümlere son verilmesini isterler. Talepler dikkate alınmaz. Dahası geri dönen elçiler, Bulgar komitacılar tarafından katledilir. Fakat ihtilalciler sorunu çözme ve konuyu uluslararası kamuoyuna taşıma konusunda kararlıdırlar. Bunun için 16 Mayıs 1878’de harekete geçerler. Hükümet-i Muvakkate imzalı bir bildiriyi 1856 Paris Antlaşması’nın tarafı olan ülkelerin İstanbul’daki temsilciliklerine gönderirler.

Rodoplu ihtilalciler, köy meclis üyelerinin de imzalarını taşıyan muhtırada, Rus ordusunun ve Bulgar komitacıların yaptıkları zulmü ortaya koyarlar. Ayrıca Osmanlı egemenliğinden başka bir egemenliği tanımayacaklarını, bunun için gerekirse kanlarının son damlasına kadar savaşacaklarını üstünü vurgulayarak belirtirler: “Ayastefanos Antlaşması’nı şiddetle protesto ederiz. Müslümanların idare ettikleri yerlerle, Ruslar ve Bulgarlar tarafında idare olunan yerler arasındaki büyük farkı görmek üzere kimi isterseniz gönderiniz. Meriç’in güney-batı tarafındaki topraklardan, yeni Bulgaristan’a bir karış yer vermemenizi istirham ederiz. Çünkü idaremiz altında bulunan 4 milyon Müslüman, işitilmemiş cinayetlerle ismini kirletmiş olan ve her zaman düşmanımız bulunan bir hükümete boyun eğmektense yok olmayı tercih eder.

16 Mayıs 1878 – Hükümet-i Muvakkate”

BERLİN KONFERANSI

Balkan sorununun çözümü için toplanan Berlin kongresi 13 Temmuz 1878’de imzalanan bir anlaşmayla son bulur. Rusya ve Bulgar Prensliği hariç herkes memnundur. Londra, Berlin, Viyana ve Paris, bölgede Rusya’nın etkisini sınırladıkları; Rodoplu Müslümanlar da Osmanlı devleti sınırları içinde kalma amacına ulaştıkları için mutludurlar.

Berlin Kongresi’yle Büyük Bulgaristan üçe bölünür. Bulgar Prensliği, Balkan dağlarının kuzeyinde Osmanlı Devletine bağlı küçük bir ülke olarak bırakılır. Rodoplar’da ve kuzeyinde Türk direnişinin olduğu bölgede ise başkenti Filibe yani Plovdiv olan Şarki Rumeli Vilayeti kurulur.
Berlin Kongresinde alınan kararlara göre oluşturulan Şarkî Rumeli Vilâyeti, idarî ve siyasî açıdan İstanbul’a bağlı bir vilâyettir, Osmanlı toprağıdır. Bölge valiliğine beş yıl için Aleko Paşa atanır. Başında Bulgar Kalpağı ile Filibe’ye gelip göreve başlar. Fakat gerçekte egemen olan yine Bulgar komitacılar ile Bulgar polisi ve jandarmasıdır. Vali anlaşmaya aykırı olarak her göreve Bulgarları atar. Resmi dairelerde sadece Bulgarca konuşulmasına, işlem yapılmasına ses çıkarmaz, destek verir. Vilayette on beş bin kişilik milis gücü görev yaparken, Bulgarların kurduğu yarı askeri Jimnastik klüplerinin seksen bin üyesi vardır. Üstelik vilayetin Bulgaristan ile olan sınır yolgeçen hanına dönmüştür. Türklerin durumunu zorlaştıran bu durum ayrılıkçı resmî ya da gayrı resmî Bulgarlar için tam bir cennettir. Bölge milis gücü altında örgütlenen Bulgar polisi, jandarması Kırcaali olmak üzere Rodoplara gönderilir. Görevleri, Müslümanların yani Türklerin silâhlarını teslim etmelerini sağlamaktır. Fakat sonuç hiç de bekledikleri gibi değildir, yanıt olumsuzdur. Bulgar jandarma, polis ve komitacılarına güvenmeyen bölge insanı silâhlarını teslim etmezler. Dahası Osmanlı Devletinin parçası olana kadar bölgelerinde kendi idarelerini kurarlar. Mahkemelerini ve jandarma birliklerini oluştururlar.

Osmanlı Devleti, uluslararası konjonktür uygun olduğu halde, Berlin Antlaşmasının kendisine tanıdığı hakkı kullanmaz, kullanamaz. Doğu Rumeli vilâyetiyle Bulgaristan Prensliği sınırına, asi Bulgarların direnişi ve büyük güçlerin müdahale edebileceği endişesiyle asker yerleştiremez. Bunun sonuçları çok ağır olur. Görevi biten Aleko Paşa yerine, Gavril Paşa atanır. Gavril Paşa’nın Osmanlı yönetimini yeniden kurma çabaları sonuç vermez. Aksine Bölgenin Bulgaristan’a ilhakını çabuklaştırır. Önce Filibe’de 19 Mayıs 1885 günü Osmanlı Milli Marşını söyleyen Vilayet Bandosu saldırıya uğrar ve dağıtılır. Osmanlı Devletinin pasifliğinden yararlanan Bulgar Liberal Parti milislerin yardımıyla 18 Eylül Akşamı iktidarı ele geçirir. Gavril Paşa ve üst düzey Osmanlı Memurları tutuklanır. Kurulan geçici komite bölgenin Bulgaristan’a ilhakını ilan eder. Bulgar Prensi ertesi gün Filibe’ye gelip, “Hâkimiyetini tanıdığım Osmanlı Devletine karşı bir husumet maksadı olmaksızın hükümeti elime aldım ve iki Bulgaristan’ı birleştirdim” diye beyanat verir.

Kırcaali ve Ropcaz dâhil, bütün Şarkî Rumeli Vilâyeti artık Bulgar toprağıdır. Kırcaali ve Ropcaz’daki direnişçiler yani Müslümanlar, ilhakı protesto ederler. Bölge ileri gelenleri, verdikleri muhtıra ile Padişaha bağlı olarak kalacaklarını, kesinlikle bir başka yönetimin emri altında yaşayamayacaklarını net bir şekilde bildirirler. Ayrıca bu amaca ulaşmak için sonuna kadar savaşacaklarını da yine açıkça ifade ederler.

Osmanlı Devleti ve Sultan Abdülhamit gelişmelere seyirci kalır. Bulgaristan’a karşı bir harekâta girişmez. İngilizlerin Edirne’de toplanmış bulunan altı tümenimizin Bulgar Prensliği’ne karşı tehdit amacıyla nümayiş hareketinde bulunma önerisini, isteğini ancak aylar sonra ve iş işten geçtikten sonra yapar.

Olayı protesto etmek için Filibe’de toplanan Türk Milletvekilleri toplanmadan dağıtılır. Bir kısmı tutuklanır, bir kısmı jandarmayla geldikleri bölgelere gönderilirler. Daha önce Rodoplulara kumanda eden, Ruslarla Bulgarları bölgeye sokmayan İsmail Ağa Gümülcine’ye gider. Mutasarrıf Ali Kemali Bey’le görüşerek, kendisine Rodop ahalisinin Hasköy’ü işgal ve Filibe’ye yürümeye hazır olduğunu bildirmiştir. Mutasarrıf kendilerine sadece bulundukları bölgeyi savunmalarını tavsiye eder. Bölge halkı sadece Padişah’ın idaresi altında yaşayacağını Avrupa Devletlerine bildirir.

Rus Çarlığının girişimiyle İstanbul’da sorunu çözmek için bir konferans düzenlenir. 5 Nisan 1886’da imzalanan İstanbul Konferansı Antlaşmasıyla bölge halkının talepleri kabul edilir.
1886 Antlaşmasında Osmanlı Devletinin tek kazancı olmuştur. Hiç ilgilenmediği halde Rodoplardaki Türklerin yani Müslümanların, verdikleri mücadeleyle bir miktar toprak kazanmıştır. Deyim yerindeyse Padişaha ve İstanbul’a rağmen Rodoplarda bulunan Müslümanlar tüm olumsuz koşullara rağmen verdikler onurlu mücadeleyle, 50.000’e yakın Türk nüfuslu Kırcaali ile Pomakların yaşadığı köylerden oluşan Ropcaz kazalarının Osmanlı Devletinde kalmalarını sağlamışlardır.

Bölgede ihtilale önderlik edecek bir lider çıksaydı belki Balkanlarda bağımsız bir Türk Devleti kurulabilirdi. Ancak bu gerçekleşmedi.

93 Harbiyle bölgeden 600 bin Müslüman kaçmıştır. Resmi kayıtlara göre yarım milyon insan katledilmiştir. Doğu Rumeli vilayetinin Bulgaristan’a katılmasıyla binlerce Müslüman yerinden olmuş, tekrar Osmanlı topraklarına göç etmek zorunda kalmıştır.

Kaynakça:
–ARTUNÇ, İbrahim Balkan Savaşı, İstanbul 1988
– BALKAN, Fuat, Bir Komitecinin Anıları, İstanbul 2008
– BANOĞLU, N. Ahmet, Tarihte Girit ve Osmanlılar Dönemi, İstanbul 1991
-BIYIKLIOĞLU, Tevfik, Trakya’da Milli Mücadele Ankara, 1992 Halil Erdoğan
– CENGİZ, Halil Erdoğan, Haz: Enver Paşa’nın Anıları (19-1908), İstanbul 2008
-KURTULUŞ,Ümit, Batı Trakya’nın Dünü Bugünü İstanbul 1973
-KÜÇÜK,Pr.Dr.Yalçın, Sırlar, İstanbul
-PEKER,Ekrem Hayri, Teşkilat-ı Mahsusa’dan Hacı Sami Bey, İstanbul, 2012
-UZER,Tahsin Makedonya Eşkıyalık Tarihi ve Son Osmanlı Yönetimi, Ankara, 1999

 

461 total views, 1 views today

Ekrem Hayri PEKER

Ekrem Hayri PEKER

Kimya mühendisi, araştırmacı, yazar, STK yöneticisi. Bursa Mustafa Kemal Paşa’da (1954) doğdu. Anadolu Üniversitesi Kimya Mühendisliği bölümü mezunu. TUBİTAK veri tabanına kayıtlı “Teknoloji tabanlı Başlangıç Firmalarına Özel İş Geliştirme” mentörü, C Grubu iş Güvenliği uzmanı olarak Nano kimyasalların tekstil materyallerine uygulamalar konusunda üniversitelerde konferanslar verdi. Yayınlanmış kitaplarından bazıları: "Kuşçubaşı Hacı Sami Bey", "Özbek Mektupları", "Yeşim Taşı - Ön Türkler ve Türk Tarihinden Kesitler", "Kafkasya'dan Anadolu'ya - Zekeriya Efendi". Belgeseltarih.com kurucu ortağı, yazarı ve yayın yönetmenidir.

Comments

Comments