Ana Sayfa Genel Tarih Kültürel Tarih I’nci Richard ve Beraberindekilerin Kutsal Topraklara Yaptıkları Yolculuğun Notları

I’nci Richard ve Beraberindekilerin Kutsal Topraklara Yaptıkları Yolculuğun Notları

Çeviri: Prof. Dr. Ata ATUN

GEOFFREY DE VINSAUF
I’nci Richard ve Beraberindekilerin Kutsal TopraklaraYaptıkları Yolculuğun Notları
(Itinerary of Richard I. and others, to the Holy Land)
(Yaklaşık) M.S. 1191 ve 1192
(Excerpts on Cyprus, Sayfa 5)[1]

[Aslan Yürekli] Richard ve diğerlerinin Kutsal Topraklar’a yaptıkları yolculuk ile ilgili, çok az şey bilinmektedir. Adı ile ilgili doğru tanımlama ne olursa olsun, Geoffrey de Vinsauf’un genel olarak Norman[2] bir aileden geldiğine ve doğum yeri nedeni ile de İngiliz olduğuna inanılmaktadır. Sayısız yazıları bulunmaktadır fakat eserleri arasında en önemlisi ve çok değerli olanı “İngiliz Kralı Birinci Richard ve Fransa [Kralı] Philip Augustus Komutasında Üçüncü Haçlı Seferi Tarihi” adlı olanıdır.

Günlük olaylarının gözlemlenerek yazılmış olan yegâne kayıt belgesidir ve Richard Devizes’in eserine kıyasla, her bakımdan daha üstün olduğu kabul edilmektedir.

Bu notlar, aşağıdaki alıntılarla birlikte, George Bell & Sons tarafından 1892 yılında Londra’da basılan ‘Bohn’sun Tarihi Eserler Serisi’nden (Bohn’s Historical Libraries Series) alınmıştır.

“Aynı zamanda, limanına giren yolcuları tutuklamayı adet haline getirmiş o merhametsiz zorba hükümdar Kıbrıs İmparatoru Isaac Comnenus hakkında araştırma yaptı”.

Anafora Rağmen Kral Richard’ın Rodos’tan Yola Çıkması Ve Kraliçenin Kıbrıs’a Varışı Hakkında…

Rodos’tan ayrıldıktan sonra filosu çok kötü hava şartları ile karşılaşır, geri dönmek zorunda kalır ve açık denize sürüklenir. Bununla birlikte, içinde Kraliçelerin bulunduğu Lyons’tan gelen gemi, önce Kıbrıs adasındaki Limozin [Limasol] limanına girdi ve sonra, karaya çıkmak amacı ile gelmemelerine rağmen, karadan uzakta demir attı.

Özellikle, Kıbrıs Hükümdarı Yüzünden Kutsal Topraklar’da Yer Alan Bir Çok Felâket Hakkında

… Bütün bu ve diğer bir çok şanssızlıklar, Kutsal Topraklar’ın geri alınmasına mani oldu. Şansızlıkların her biri, bu nedeni daha da kötüleştirmeye yeterliydi. Fakat hepsinin üzerinde daha önemli olan bir nokta vardı : Kıbrıs’la ilgili olandan bahsetmekteyiz. Kudüs, Kıbrıs adasından her yıl, hiç de küçümsenmeyecek menfaatler elde etmekteydi; fakat şimdi, adayı hükmü altına almış olanın boyunduruğundan kurtardıktan sonra, adada, Bizans İmparatorluğu’nun yetkilerine zorla el koyan zalim hükümdarının emri ile Kudüs’e her hangi bir menfaat sağlamaya tenezzül etmedi. Tüm kötü adamların en adisi olan, kalleşlikte Yahudileri ve hükümdara karşı hıyanette Gyenelon’ları[3] geçen bu kişi, Hıristiyan dinini öğreten herkese sebepsiz yere eziyet etti. Salahaddin’in [Eyyubi] arkadaşı olduğu söylenmekte ve ortak bir antlaşmanın ifadesi ve simgesi olarak, sanki dışarı akan kanı karıştırmakla gerçekte bir erkek akraba olacaklarmış niyeti ile birbirlerinin kanını içerek, kan kardeşi oldukları belirtilmektedir. Bütün bunlar, bir süre sonra görülmeye başlanan kimi delillerle de, açıkça ortaya çıkmıştır.

Bu ilişkilerle kendine güven sağlayan ve bağlı olduğu Bi-zans Hükümdarı ile bağlarını koparıp İmparatorun adını sahtekârlıkla gasp eden zalim hükümdar, zenginlerden kelle parası talep etmekte, fakirleri de zorla köle yapmaktaydı. Kendi arzusuyla adaya gelen veya denizdeki fırtınayla sürüklenen herkesi yakalamayı, adet edinmişti. Değişik bir filonun geldiğini öğrendiği vakit, alışkanlıkları uyarınca gemide bulunan herkesi tutsak almayı ve kıymetli mallarını yağmalayıp el koymayı adet edindi.

Gemilerin Kazaya Uğraması Ve Adamlarımızdan Bazılarının Şanssızlığı, Yakalanmaları Ve Tutsak Edilmeleri; Ve Aynı Zamanda Kıbrıs’lılara Karşı Yaptıkları Saldırı Ve Kazandıkları Zafer Hakkında…

 Evangelist Aziz Mark Yortusu arifesinde, gün batımından çok az evvel, ufku, koyu bulutlar kapladı, fırtınanın gücü his-sedilmeye başladı ve rüzgârın şiddeti suları azgınlaştırdı. Rüz-gârın biçim değiştirmesi ile etrafa saçılmış olan gemilerimiz-den bazıları, fırtına kendilerini yakalamadan evvel Kıbrıs’a ulaşma çabası içindeyken, elverişsiz rüzgâr ve ters dalgalar tarafından kayaların üstüne sürüklendi. Denizciler kendilerini sürükleyen rüzgâra karşı koymak için elden gelen en yoğun çabayı göstermelerine rağmen, kralın gemilerinden üç tanesi rüzgârın şiddetine karşı koyamadı ve parçalara ayrıldı. Gemide bulunanlardan bazıları boğuldu; şans eseri geminin enkaz tahtalarına tutunabilen bazıları yüzen tahtaların yardımı ile çok yoğun çaba harcadılar ve dalgaların kıyıya doğru sürüklemesi ile  ve parasız olarak sahile çıktılar. Boğu-lanlar arasında, soyadı Malus Catulus olan, Kralın mühürdarı Bay Roger de bulunmaktaydı ve mühür de kaybolmuştu. Birisi, denizin yükselmesi ile kıyıya vuran ölmüş bedeni üzerinde mührü buldu ve satmak amacı ile ordu mensuplarına getirdi; böylece mühür kurtarıldı ve Krala iade edildi.

Ada yerlileri, kıyıya savrulmuş olan denizcilerin gelişlerini dostluk maskesi altında neşe içinde selâmlayarak karşıladılar. Onları sağlıklarına kavuşturmak bahanesi ile yakınlardaki bir kaleye götürdüler. Canını kurtarmak için karaya çıkmış olanların hepsi, Griffon’lar [Rumlar] tarafından silâhlarından arındırıldı ve onlar da aynı kaleye nakledildiler. Bu dostluk gösterisi yapılırken de, ‘eğer silâhlı olurlarsa casus gibi görüneceklerini veya adaya saldıracakları izlenimini vereceklerini’ iddia ettiler ve İmparatorun düşüncelerinin ne olduğu öğrenilene kadar, beklemeleri gerektiğini söylediler.

Fakat gözetim altında tutulan kazazedelere merhamet duyan bizim asilzadelerimiz, onlara elbise ve diğer gerekli malzemeleri gönderdiler. Aynı zamanda Kralın idare memuru ve hazinedarı olan Stephen de Turnham, onlara bol miktarda yiyecek gönderdi. Yiyecekler, tutsak edilenler için kale kapısına getirildiği anda, Rumlar ve kale muhafızları tarafından talan edildi. Bununla birlikte sahte sözlerle onları yatıştırdılar ve yine de kötü niyetlerini açıkça göstermediler. İmparatora neler olduğu hakkında bilgi verilene kadar da, kendilerini serbest bırakmadılar.

Bu arada, kurnazca sözlerle, gerekli olan her şeyi vere-ceklerine dair vaatte bulundular.

Sonra, adanın asilzadelerini toplantıya çağırdılar ve ya-kalayabildikleri kadar yolcuyu kurnazlıkla tutsak etmeyi, sonra da onları öldürme konusunu tartışmaya başladılar.

Bizim adamlarımız tarafından asıl düşünceleri öğrenilince savunmaya geçtiler ve güvenlik açısından konumlarına en uygun olacak şekilde, kendi kendilerini kaleye kilitlediler ve bazıları da ada yerlileri tarafından öldürüldüler. Böylece bu tehlikenin, kendilerini gerçekten tehdit ettiğini dikkate alarak, Hıristiyanlara eziyet eden dinsizlerin ellerinde açlıktan ölmektense, savaşmak riskini göze aldılar. Bu nedenle kaleden çıkıp düzlük araziye geldikleri zaman, ada yerlileri etraflarını sarmaya ve onları öldürmeye başladılar. Silâhsız olmalarına rağmen ellerinden geldiğince karşı koydular. Ellerinde kendilerini savunmak için yerlilerden sakladıkları sadece üç tane yayları vardı. O üç yay ile, düşmanlarından geri kalmayacak denli adam öldürdüler.

Bunların arasında, dişi bir at bulup üstüne binmiş olan Roger de Hardecurt isimli biri vardı ki, kendine karşı koyan herkesin üzerine atını sürdü. Aynı zamanda bir Norman olan ve çok iyi ok atan William du Bois vardı. Hiç durmaksızın attığı oklarla ve kısa mızraklarla önce bunları, daha sonra da diğerlerini dağıttı. Hâlâ daha gemide bulunmakta olan askerler ise bu çarpışmayı görünce, derhal, silâhları ile birlikte yardıma geldiler. Rumlar da, ellerindeki yaylar ve sapanlarla karşılarına geçerek, elden geldiğince karaya çıkmalarına engel olmaya çalıştılar. Fakat, Tanrı’nın koruması ile gemilerinden sahile, hiç yara almadan gelmeyi başardılar. Nihayet, Rumlar dağıtıldıktan ve yolları açıldıktan sonra, az önce bahsettiğimiz yolcular da kendilerini savunarak kaleden dışarıya çıktılar ve arka taraftan geçerek, limana ulaştılar. Orada, kayıklarından sahile ayak basmış, ancak, bütün güçleri ile kendilerine karşı koymaya çalışarak Rumlarla çarpışan bizim adamlarımızı buldular. Böylece bir araya gelerek güçlendiler ve Rumları dağıtarak, Limasol limanını ele geçirdiler.

Limanda, daha evvel de söylediğimiz gibi, Kral Richard gelmeden önce limana sığınan ve her iki kraliçeyi taşıyan gemi bulunmaktaydı. Fakat adanın durumu hakkında bilgileri bulunmadığından ve İmparatorun zalimliğinden de korkmaları nedeniyle henüz karaya çıkmamışlardı.

Kral Richard’ın Kıbrıs’a Varışı Hakkında :

Aynı gün akşama doğru, yolcuların, daha önce sözünü ettiğimiz limandan çıkışları sonrasında, yani Perşembe günü, gelişlerinden haberdar olan Kıbrıs İmparatoru şehre geldi.

Yolcular, karşılaştıkları adaletsizlikten bahsedince, İmparator, her ne şekilde olursa olsun, verilen zararı tazmin edeceğine ve kazaya uğramış kişilerden alınan paraları geri iade edeceği sözünü verdi; aynı zamanda, karşılıklı olarak dörder adamın rehine olması teminatıyla Limasol şehrine giriş – çıkış için de izin alındı. Bu arada İmparator, imparatorluğundaki tüm savaşçıların toplanarak, güçlü bir ordu kurulması için emirler verdi.

Bir gün sonra da İmparator, gemilerinde bulunan iki Kraliçeye kurnazca bir mesaj göndererek, daha güvenilir bir koruma altında olmaları ve kendi halkından kötü bir davranış görmeden veya kendilerine sarkıntılık yapılmadan istedikleri gibi dolaşmaları için, kıyıya çıkmaları teklifini yaptı. Bu teklif reddedildi. Teklifin reddedilmesi üzerine, ertesi gün onlara, saygı göstermek bahanesi ile ekmek, koç eti ve dünya üzerinde kalitesine ulaşacak daha başkası olmadığı iddia edilen, Kıbrıs’ın bağlarından yapılmış şarap gönderdi. Üçüncü gün, yine hafif yiyecekler ve yanıltıcı mesajlarla onları aldatmayı denedi.

Öte yandan Kraliçeler, Kral Richard’ın adaya ne zaman varabileceğini bilmedikleri gibi, filosunun iyi durumda olup olmadığını da, bilmiyorlardı. İşte bu belirsizlik içerisinde, eğer İmparatoru dinlerlerse kendilerini esir alabilir korkusunu taşıyorlardı. Ya da, İmparatorun teklifini sert bir şekilde reddederlerse, aynı sertlikle yanıt alabileceklerinin tereddütü içerisindeydiler. Bu belirsizlikle Kraliçeler, biraz zaman kazanmak için, kendilerini, bir gün sonra İmparatorun emrine verecek-leri mesajını göndererek, bu kez İmparatoru kararsızlık içinde bıraktılar.

Bu sözün yerine getirilmesi beklentisi ile İmparator, sessiz kaldı. Kraliçeler de yoğun bir kaygı ve üzüntü içinde, ne yapılması gerektiğini konuşmaya başladılar. Aynı gün (Pazar), uzakta, kıvrılan suların köpüklü tepesinde, aynen kargalar gibi rüzgâr tarafından öne doğru itilen ve kendilerine doğru hızla gelen iki gemi gördüler. Kraliçeler ve onlarla birlikte olanlar, bu gemilerin kimin olabileceği endişesiyle seyrederlerken, arkalarından, bir grup geminin daha geldiğini fark ettiler. Limana doğru hızlı bir seyir yapmakta olan tüm filo iyice tanınır olduktan sonra, bu gemilerin, Kral Richardın filosu olduğu anlaşıldı.

Kraliçeler ve beraberindekiler, terkedilmiş duygusuyla tüm umutlarını yitirmek üzereyken yardımlarına gelinmesinden, çok büyük sevinç duydular. Böylece, savaşın şiddetine karşı koyamayacakları için bir çok adam geri çekildikten sonra, Allah’ın yardımı ile Kral Richard Limasol’a ulaştı.

Oklar yoğun bir şekilde uçuşmaya başlayınca, her se-ferinde, kürekli çektirmelerden (forsa) üç veya dört kişi denize düştü ve suyun altına dalıp, sığınacak bir yer aramak için kaçışırlarken birbirlerine çarparak can verdiler. Kürekli çektirmeler böylece ele geçirildi ve bizim gemilerimiz kıyıya yanaştı. Bizim taş fırlatıcılar ve okçular elde ettikleri başarıdan cesaret alarak, karaya çıkış yerini kontrol altında tutanlara yağmur gibi ok attılar.

Saldırıya karşı koyamayan Rumlar kıyıdan geri çekilerek, daha korunaklı bir yere gittiler. Bu esnada onların ve bizim mızrakçılarımızın hiç durmadan kısa mızrak atmalarından dolayı gök yüzü karardı ve sakin bir havada olan gün, ok yağmurundan dolayı gece gibi karardı.

Bu arada insanlar, yığınlar halinde şehirde toplanmaya başladılar ve civardaki yakın yerler, savaş aletlerini kullanan insan kalabalığıyla doldu. Uzun bir süre, savaşı hangi tarafın kazandığı veya kimin daha üstün olduğu belli olmadı…

Birliklerimiz, tüm güçleriyle çarpışmalarına rağmen her hangi bir üstünlük sağlayamadılar.

Kral Richard, adamlarının gemilerden çıkıp sahile ulaşmaya cesaret edemediklerini görünce, en önde bulunan kürekli çektirmesinden büyük bir cesaretle denize atladı ve Rumlara saldırdı. Kralın bu öncü tavrı üzerine askerleri de Krallarının peşinden büyük bir şevkle koşarak, düşmanı geri çekilmeye zorladılar. Düşman, bu yoğun baskı üzerine geri çekilmeye mecbur kaldı. Ardından, uçuşan küçük boy mızrakların sağanağı ve birbiri ardına yere düşen Rumlar görüldü. Savaşanların homurtuları, ölmekte olanların inlemeleri ve geri kaçanların bağrışmaları duyuldu.

Bizim adamlarımız bir bütün halinde, şaşkınlıkla kaçışan Rumları geri sürmeye devam etti ve önce şehrin içine, sonra da şehrin arkasındaki tarlalara kadar püskürttüler. Kral, İmparatorun peşinden gitmek için ileri doğru saldırırken sıradan bir at buldu ve bir mızrağın yardımıyla üstüne sıçradı. Mızrağı, eğerin arkasına yerleştirdi, mızrağın iplerini de üzengi gibi kullanarak atı sürdü.

Kral, bu şekilde atını hızla sürerken, İmparatorun arkasından da : “İmparator Efendimiz, sizi teke tek savaşa davet ediyorum” diye bağırmaktaydı. Fakat İmparator, sanki sağırmış gibi süratle uzaklaşarak, kaçtı. Kral, şehri almış olduğundan Kraliçelerin gemiden karaya çıkmalarını ve Limasol şehrine yerleşmelerini sağladı.

Orada, deniz yolculuklarının tüm yorgunluğu ve tehlikesinden sonra, emniyet içinde sağlıklarına kavuştular.

Kral ve İmparator Arasındaki Savaş Sonrası, Kralın Zaferi ve İmparatorun Lefkoşa’ya Kaçışı Hakkında…

Kral, aynı gece çadırına yerleşti ve atlarının Esneckar’-lar[4] tarafından karaya çıkarılmasına emir verdi. Fakat İmparator, Kralın atlarının olmadığını düşünerek ve bu nedenle her hangi bir korku duymadan, iki fersah uzakta kamp kurarak, geceyi orda geçirdi. Kral, ertesi gün saat iki civarında atına bindi ve çok uzakta olmayan bir zeytin ağacı bahçesinde göz kamaştırıcı bayraklarla bir takım Rumların durduklarını gördü. Rumlar kaçmaya başlayınca, onları takip etti. Fakat atlarımız, bir ay müddetle denizde sallanmaktan rahatsız olduklarından dolayı, askerlerimiz atlarımızı dinlenmeye bırakarak, geceyi vadide geçirmiş İmparatorun ordusunu görene kadar düzgün adımlarla ilerlediler ve takibe son verdiler.

Korkunç bir yaygara ile haykıran Rumlar adamlarımıza hakaret etmeye başladılar. Gürültüye uyanan İmparator yata-ğından kalktı ve atına binerek, ordusu ile birlikte bizimkilere doğru yavaş yavaş ilerlemeye başladı. Yakınlardaki bir tepeye kadar geldi ve savaş hazırlıklarına bakmak için, tepe üzerinde yerini aldı. Rumlar, sadece oklarını ve sapanlarını kullanarak, adamlarımızın hareket edemez halde olduklarını bağırmaya başladılar. Sonra, adı Hugo de Mara olarak bilinen bir memur – yönetici silâhlı olarak geldi ve Kral’a, “Kralımız efendimiz, böylesi, sayıca çok fazla ve çok büyük bir kalabalık karşısında geri çekilmenin zekice bir plân olduğu görülmektedir” dedi.

Kral kendisini, “Sayın kâtip, sen yazı yazmakla meşgul ol, kalabalıktan uzak durmaya çalış ve savaşmayı bize bırak” diyerek yanıtladı.

Diğerleri de, benzeri şekilde Kralı, bu denli güçlü bir kalabalığa karşı savaşmaktan vazgeçirmeye çalıştı. Gerçekte, o anda beraberinde elli kişiden fazla adamı yoktu; fakat düşmanın düzensiz bir halde olmasından cesaret alarak atını mahmuzladı ve aniden düşmana saldırdı.

Saflarını delip geçerek onları ikiye böldü ve önce birinci gruba, sonra da ikinci gruba saldırarak düşmanı kısa zaman içinde dağıttı. İmparatorun askerleri, düşmanın toparlanıp bir araya geldiğini görünce cesaretleri kayboldu ve kaçmaya başladılar. Hızlı ve çevik atları olanlar kaçabildiler fakat, kaçmaya uygun olmayan piyadeler ile sıradan insanlar, Kralın oraya ani gelişiye hiçbir yere kaçamadılar ve ayırım yapılmadan her taraftan saldırıya uğrayarak, kılıçtan geçirildiler. İmparator, askerlerini savaşmak için şevke getirip cesaretlendirirken; Kral aniden geriye döndü, son süratle üzerine doğru geldi ve mızrağı ile İmparatora vurarak, onu atından düşürdü. Fakat İmparator, aynı çabuklukla bir başka at buldu ve kalabalığın içerisine karışarak, kaçmayı başardı. Bununla birlikte refakatçilerinden bazıları da kayboldu.

Tanrım! Kaç tane asil atın orada katledildiğini, zırhların, çelik başlıkların, kılıçların, mızrakların, flamaların ve çeşitli şekillerdeki sancakların yere düştüğünü, sayılamayacak kadar ölü insanların cansız bedenlerinin kendi kanları içinde yüzüstü yattığını ve bazılarının hâlâ son nefeslerini verdiğini görmek, mümkündü.

İmparator, bizim adamlarımızın gözü pekliğini görünce ve kendi adamlarının da kaçtığını fark edince, kendisine sadece geri kalan olarak gördüğü mahmuzlarını da unutmadan, en çabuk bir şekilde dağlara kaçtı. Kral, İmparatorun sancağına vurarak yere düşürdü ve bu muhteşem ve güzel sancağın, kendisi için özenle saklanması emrini verdi.

Sonra bizim süvarilerimiz, kaçakları, en hızlı bir şekilde iki mil kadar kovaladılar…hızları, tekrar normal adımla gidişe dönüşünce, sessizce geriye döndüler. İnsanlarımız, yağmaya koşuştular. Çok fazla miktarda silâh ve pahalı giysiden oluşan malların hepsi de yağmalandı. Ve sıra, İmparatorun çadırına geldi… orada bulunan tüm altın ve gümüş kaplar, muhteşem güzellikteki giysiler, günlük kullanılan mutfak ve ev eşyaları hızla yağmalandı… bunlara ilâveten zırh, kask, seçkin savaş atları ve katırlara el kondu. Çok miktarda koyun, büyük baş hayvan, keçi, soylu kısrak ve katır, domuz, kümes hayvanı ve tavuk elde edildi; ayrıca seçkin şarap ve her tür yiyecek bulundu ve çok sayıda esir alındı. Böylece, bu çok fazla miktardaki ganimetten dolayı müşkülpesent oldular.

– Doğrusunu söylemek gerekirse, herkes ganimetten doy-muştu ve yeteri kadar ganimet sahibi olduklarından dolayı da kendilerine sunulan her hangi bir kıymetli şeyi dahi, artık dikkate almıyorlardı –

Tüm bunlar gerçekleştikten sonra, Kral, ada sakinlerinden her kim olursa olsun huzur ve barış isteyenlerin, Kralın adamlarından her hangi bir zarar görmeden evlerine dönebileceklerine ve sorunsuz bir özgürlüğün tadını çıkarabileceklerine; fakat Kralı düşman olarak görecek kişilere ve İmparato-run askerlerine kesinlikle düşman muamelesi yapılacağı için, Kralın eline düşmemeye gayret göstermelerini ve kendisine karşı durdukları vakit de, onlara karşı, hiç çekinmeden gücü-nü ispatlayacağına dair bir emirname yayınladı.

Bu emirname nedeni ile İmparator, kendisini, geri dönmemek üzere terk eden bir çok adamını kaybetti.

Nihayet, savaşta, bir İmparator olarak hedefine ulaşamamanın üzüntüsü ve şaşkınlığıyla kendisini, savunması çok güçlü olan Lefkoşa isimli bir kaleye attı.

Kral Guy’ın [De Lusignan] Adaya Gelişi …

Ertesi Cumartesi günü ufukta, üç tane, kürekli harp gemisi göründü. Herkes nereden geldikleri ve ne amaçla geldikleri konusunda şüpheye düştü. Her zaman hazır ve titiz olan Kral, alçak gönüllülükle, küreklerle hareket edebilen küçük bir tekneye bindi ve gelenlerin kim olduklarını tespit ve nereden geldiklerini öğrenmek için onları karşılamaya gitti. Gelenin, Guy de Lusignan olduğu söylenince, Kral çabucak geri döndü ve gelen misafirler için derhal yemek hazırlanması emrini verdi. Kral, Guy karaya ayak basınca kendisini büyük bir saygı ile karşıladı ve çok içten bir şekilde ağırladı.

Kral Guy, daha evvel konuştuğumuz markilerin Kudüs Kralı yapılmasını ve Kral Guy’ın görevden alınmasını tasarlayan Fransa Kralına karşı Kral Richard’ın tavsiyelerini ve yardımlarını almak için gelmişti. Bundan dolayı Kral Richard kendisini büyük bir şefkatle karşıladı. Fakir ve servetsiz olduğundan, çeşitli kıymetli hediyelerle onurlandırdı. Kendisine iki bin gümüş mark ve her biri yüz beş mark değerinde yirmi kap verdi. Bunlardan iki tanesi, saf altından yapılmıştı.

Kral Richard İle Berengeria’nın Düğün
Ve Kralın Kalyonlarının Adaya Varışı Hakkında …

Ertesi sabah, Aziz Pancras Yortusu olan Pazar günü, Kral Richard ile Navarre Kralının kızı olan Berengeria’nın nikâhları kıyıldı ve düğün töreni de, Limasol şehrinde yapıldı. Prenses, büyük meziyetlere sahip, çok görgülü bir küçük hanımdı ve Limasol’da kraliçe olarak taç giydirildi. Düğün merasiminde Başpiskopos, Evreux[5] piskoposu ve Baneria[6] piskoposu ile birlikte bir çok önemli dini ve resmi kişiler ile, asiller yer aldı.

Kral, bu mutlu gününde çok olağanüstüydü.

Herkese karşı çok neşeli, çok şakacı ve lütûfkardı.

Düğün merasimi krallara yakışır bir biçimde kutlandık-tan bir gün sonra, Kralın, büyük bir merakla beklenen tüm kalyonları limana geldi: mükemmel silâhlarla donanmışlardı ve bu muhteşem silâhlarla savunulmaktaydılar. Hiç kimse, bu güne kadar, bunlardan daha iyilerini görmemişti. Kral, bu büyük gücüne, İmparatordan ele geçirmiş olduğu beş kadırgayı da ekledi.

Böylece Kralın, kırk tane silâhlı kadırgası, altmış tane de çok iyi kalitede diğer tip gemileri oldu.

Kral ve İmparator Arasında Barış Sağlamak İçin
Gösterilen Çabalar ve Yapılan Görüşmeler Hakkında.

Bu kıvançlı başarısından dolayı mutlu olan Kral, kaderin kendisine güldüğünü düşündü; bu nedenle askerlerini keşif yapmaları için uyardı ve İmparatorun kendilerine aniden saldırı yapması olasılığına karşı her şeyi hazır etmeleri ve dikkatli olmaları emrini verdi. Çevreye gözcüler koydu ve orduyu korumak için nöbetçiler dikti. Bütün bu önlemlerden sonra da Kral, İmparator her nereye giderse gitsin, güç kullanarak kendisini teslim almak veya teslim olmaya zorlamak için, ordusuyla takip ederek, peşine düştü…

Kudüs’ün, Baş Rahip (Hz. İsa) Şövalyeleri [Hospitallers of Jerusalem] ile, tarikatı ileri gelenlerinin içten gelen ricaları ve arabuluculuğunda; adamlarını kaybetmekten dolayı büyük bir keder içinde bulunan ve Kralın önünden utanılacak bir biçimde Lefkoşa’ya kaçmak zorunda kalan İmparator ile ada yerlilerinin kendisinden nefret ettiği ve kendisinin de onların yardımına daha fazla güvenemeyeceğinden dolayı İmparatoru daha da öteye takip etmekten çekinmekte olan Kral arasında bir görüşme yapılması kararı verildi.

Bu nedenle Kral, toplayabildiği kadar insanı yanına alarak, Limasol şehrine yakın, denizle ana yol arasındaki çok geniş bir düzlüğe ilerledi. Çok kuvvetli, iri yapılı, yüksek omuzları ve sivri kulakları ile mükemmel görünümlü bir İspanyol savaş atına binili idi. Boynu uzun ve fidan gibi, uylukları ise kusursuzdu. Ayakları geniş ve bacakları hiçbir ressamın tam bir benzerlikle çizemeyeceği denli kusursuz bir yapıdaydı.

Altın gemlerle kontrol edilmeyi reddederek ve sanki kendisini daha hızlı bir harekete hazırlıyormuş gibi birbiri ardına ayaklarını değiştirmekte, bir seferinde geridekileri ileri doğru, diğer seferinde de ön ayaklarını ileri doğru atmaktaydı. Kral, ışıltılı eyeri üzerinde sekmekteydi. Eyer, çeşitli yerlerine kırmızıların serpiştirildiği altın madeni pulcuklarla süslü idi ve arka tarafında birbirine dönük iki altın aslan bulunmaktaydı. Aslanların ağızları açık ve birbirlerini, ileriye doğru uzatılmış ön ayakları ile sanki yiyecekmiş gibi görünmekteydiler.

Kralın ayakları altın mahmuzlarla süslü idi ve giydiği elbise, gül kırmızısı rengindeydi. Elbisesi, büyük bir bereketle ışıldayan güneş küreleri gibi sıra sıra hilâl şeklinde yekpare gümüşten yapılmış hilâllerle süslüydü.

Bu şekilde giyinmiş olan Kral, atını, ileri doğru sürdü. Kabzası altın dokuma kemerli ve sağlamlığı denenmiş, çelikten imal edilen bir kılıç kuşanmıştı. Kılıç kınının ağız kısmı gümüştü. Başında, kırmızı şapkası bulunmaktaydı ve bu şapkanın üzerinde de el ile yapılmış ve etrafına iğne ile dikilerek tutturulmuş çeşitli kuş ve hayvanlar yer almaktaydı. Elinde bir sancak tutmaktaydı ve taşıma biçimi de, kendisinin en yüksek rütbede bir asker olduğunu ispatlamaktaydı.

Kendisini gören herkesi, büyük bir sevinçe boğmaktaydı.

Kral ve İmparator arasında, her iki taraftan yapılan bir çok öneriden sonra; İmparator, her yönden kendisine bağlılık yemini önerdi. Ayrıca Allah adına, Kralın emrinde ve komutasında olmak üzere Kudüs’e beş yüz adet şövalye gönderecekti ve tüm bunlara ilâveten de Kralı tamamen tatmin etmesi ve aklında hiçbir şüphe bırakmaması için tüm kale ve hisarları Kralın muhafızlarına teslim etmeyi önerdi. Bunların yanında, paralarını kaybetmiş ve paraları yağmalanmış olanları tazmin etmek için üç bin beş yüz mark ödeyecekti; eğer Kral, aralarındaki antlaşmaya göre kendisinin ve adamlarının sadakat ile savaştıklarını düşünürse, İmparatora tüm toprakları, kaleler ve hisarları ile birlikte geri verilecek; aralarındaki dostluk, bundan sonra da aynı şekilde kalacaktı.

Kral, bu önerileri arkadaşlarına incelemeleri ve böylesi bir anlaşma ile Kralın şerefini küçük düşürücü her hangi bir şey olup olmadığını araştırmaları için sunduğu ve tümünün de tatmin olup olmadıklarını sorduğu vakit, verdikleri yanıtta, her yönü ile Kralın şerefini koruduğunu ve tamamen hoşnut olduklarını belirttiler. Kral bunları duyduktan sonra, İmparator, derhal başta söylenen koşulların tümüne sadıkane bir biçimde uyacağına dair yemin etti ve barış öpüşmesinden sonra, anlatılan tarzda güç birliği yaptılar.

Bu görüşmeden dönen Kral, derhal, daha evvel bahsedilen savaşta ele geçirilen İmparator çadırını, yapılan barış ve dostluk nişanesi olarak İmparatora geri gönderdi. Ayrıca, ele geçirdiği gemilerini de iade etti ve barış görüşmelerinin yapıldığı yerde, çadırlar kurulmasını emretti.

İmparatorun Kantara’ya Kadar Kaçıs
ve Lefkoşa’nın Alınması Hakkında …

Aynı günün gecesi, Pain de Caiffa isimli güvenilmez bir şövalyenin önerisi üzerine İmparator, karanlıktan faydalanarak, çok kıymetli ve gözde bir atın üzerinde, hızla oradan ay-rıldı. Şövalye, o gece, Kral Richard’ın İmparatoru yakalamak ve zincire vurmak niyetinde olduğunu söylemişti…İmparator da bu sözlere inanır olabileceklerden korkar ve arkasında çadırını, savaş atlarını ve tüm ev eşyalarını bırakarak Mağusa şehrine kaçar. Bu kaçışı duyan Kral Richard, yalan yere yemin ettiği ve sözünü tutmadığı suçlamasıyla İmparatorun arkasından gemileri ile takipçiler gönderdi.

Kral Guya, ordusuna komuta etmesi ve karadan Mağu-sa’ya gitmesi görevini verdi. Ordu, üçüncü gün Mağusa’ya vardı ve şehri, terk edilmiş buldu. Bir kuşatma anında güvenlik altında olamayacağına inanmış olan İmparator, içine girilmesi zor olan, fakat adamlarımız içinden geçmek riskini göze aldıkları takdirde pusu kurup kendilerine saldırabileceği uygun bir ormana gizlenmişti.

Kral Mağusa’ya ulaştığı vakit, eğer İmparator denizden kaçmak isterse kendisini yakalamak ve esir alabilmek için, gemilerdeki askerlerine, kıyı boyunu çok sıkı şekilde kontrol altında tutmalarını ve dikkatli olmalarını emretti.

Kralın burada bulunduğu üçüncü gün, Beauvais piskoposu ve çok ünlü bir kişi olan Drogo de Mirle adındaki asilzade elçi olarak geldiler ve Fransa Kralının, Richard gelmeden ’ya saldırı yapmayacağını, bu nedenle de hiç gecikmeden Kudüs’e gitmesi gerektiğini söyleyerek, Kral Richard’ı, İmpa-ratoru takipten vazgeçirmeye çalıştılar. Elçiler, bu sözleri yanında Richard’a; ana konuları ihmal ettiği, kahramanlığı çok kudretli olmasına rağmen, denendiği vakit hiçbir benzeri olamayacağı bir kez daha ortaya çıkacak olan kendisinin, yan taraftaki topraklarda bulunan binlerce Saraken’e saldırmak dururken, çabalarını, boş işler için harcayarak tükettiği ve masum Hıristiyanlara küstahça zülüm ettiği konusunda serze-nişte bulundular. Kral, aldığı mesaja, burada bahsedilmesi uygun olmayacak kelimelerle sinirli bir şekilde yanıt verdi…

Elçiler; Kral Richard’ın derhal Kudüs’e gitmesi ve Kudüs toprakları için çok gerekli olan bir adanın zaptı ısrarında her tür görüş ve konuyu ortaya koymalarına rağmen, bu çabaları sonuçsuz kaldı. Çünkü Richard, İmparator ve adamlarını ta-kiple gelen sonuca çok yakın olduğu düşüncesindeydi ve Rumlara, hak ettikleri şekilde saldırmak plânlarıyla meşgul-dü.

Kralı, bu niyetinden döndürmek mümkün olmadı.

Kral, elçilerin sözlerini dikkate almayarak Lefkoşa’ya doğru ilerledi. Orası bir bozkır olduğu için, her iki kral [Ric-hard ve Guy] kendisi için yeterli olan yiyecek maddesini bera-berinde getirdi. İmparatorun kendilerine tuzak kurma niyeti olduğunu öğrendiklerinden, savaş düzeni içinde ileri doğru ilerlemeye başladılar. Kral, saldırılara karşı koymak için arka-dan ilerlemekteydi. Ve aniden, yaklaşık yedi yüz Rum ile birlikte İmparator, saklandığı yerden fırlayarak Richarda saldırdı. İmparatorun mızrakçıları, mızraklarını, en ön sırada bulunan askerlerimize atmak için tüm becerilerini ortaya koydular. Ancak askerlerimiz çok iyi bir düzen içinde ve hep bir arada olduklarından, bu ok ve mızrak yağmuru bile askerlerimizin dağılmasına neden olamadı.

İmparator, ordumuzun yan tarafını kontrol etmek amacı ile yavaşça ilerlerken, düzenli saflarımızı dağıtmak ya da Kralı bulup vurmak için karmakarışık bir şekilde üzerlerine saldırdı ve Kralın arka tarafta bulunduğunu öğrenince, Krala, iki tane zehirli ok attı. Bu oklar Kralı sinir küpüne çevirdi ve atını mahmuzlayarak, mızrağıyla vurmak için, atını, İmparatorun üstüne sürdü. Fakat İmparator bu saldırıdan kurtuldu ve yapmak istediklerini yapamamanın dehşet ve şaşkınlığıyla, daha evvel bahsettiğimiz Kantara Kalesi’ne doğru, olabilen en hızlı bir biçimde, kaçtı.

Kral, koşuda çok hızlı ve azimli olan ve bu güne kadar hiçbir koşuda kendisini geçebilen başka bir atın olmadığı ünlü İspanyol atıyla kaçan İmparatoru yakalayabileceğinden şüphe duydu ve çok uzaklara kadar onu, ısrarla takip etmekten vazgeçti.

İmparatoru takipten vazgeçen Kral, ordusu ve savaşta ele geçirdiği çok büyük insan gücü yanında seçkin ve asil atla birlikte Lefkoşa üzerine yürüdü. Lefkoşa şehri sakinleri, ken-disini kutlamak ve efendileri olduğunu kabul ettiklerini beyan etmek amacıyla, kalabalık olarak Kralı karşıladılar. Kral, kar-şılayıcılarını barış içinde kabul etti ve efendilerinin değişmesinin simgesi olarak, sakallarının kesilmesini emretti.

Bunu duyan İmparator, büyük bir öfkeye kapıldı.

Öfkesiyle beraber, derhal ve mümkün olduğunca çok, Kralın askerlerinden yakalanmasını emretti.

İmparator, intikamını almak ve acılarını unutmak için, öfkeyle verdiği emri üzerine yakalananların gözlerini oydurt-tuğu gibi, kol, bacak ve burunlarını da acımasızca kestirtti.

Bu arada Kral, İmparatorun idaresinden vaz geçen asil Rumlardan kendine bağlılık sunanları memnuniyetle kabul etti ve bir rahatsızlık nedeniyle kendini hasta hissedince de, dinlenmek ve iyileşmek için Kıbrıs’ta kalmaya karar verdi.

Birinde, İmparatorun Kızı Ve Hazinesi Bulunan Üç Kalenin
Ele Geçirilmesi Hakkında …

Kral Guy; Kral Richard tarafından üç gruba ayrılmış olan kendi ordusuyla Girne, St. Hilarion ve Buffavento kalelerini kuşattı ve ilk iki kaleyi hızla ele geçirdi. Yolları ve ulaşması zor olan yerleri iyi bilen bir rehberin yardımı ile ordu, denizden ve karadan Girne Kalesi’ne saldırdı. Kalede bulunanlar, her hangi bir yardım beklemedikleri için karşı koymadan, kaleyi teslim ettiler.

Teslim alınan kalede İmparatorun kızıyla, hazinesi vardı.

İmparator kaleyi kaybettiğini duyunca büyük bir üzüntü ile kahroldu ve bu kahır, neredeyse kendini deliye çevirdi.

Kalenin burçlarına Kral Richard’ın sancaklarını asan Kral Guy, ardından, askerleriyle birlikte St. Hilarion olarak anılan ikinci kaleye yürüdü. Kale, konumu nedeniyle savunması çok güçlü ve yalnızca, bir yanıyla saldırıya açıktı. Kaledekiler, teslim olmamak için savunma başlattılar ve İmparatordan tes-lim olmaları emri gelinceye kadar da, birkaç gün boyunca, kaleyi kuşatanlara karşı taş ve küçük mızraklar attılar. Kral Guy, sonuçta kaleyi teslim aldı ve İmparatorun kızını da, kaleye her hangi bir saldırı düzenlenmemesi için, orada bıraktı.

Kral Guy, buradan, Kral Richard’ın hasta olarak yatmak-ta olduğu Lefkoşa’daki orduya geri döndü ve kısa süre dinlendikten sonra, bu güne değin ele geçirilmez olarak varsayılan Buffavento Kalesine saldırarak, kaleyi ele geçirdi.

 

İmparatorun Lefkoşa’dan Kantara’ya Nasıl Geldiği ve Kral Richard’ın Ayağına Kapanarak Kıbrıs’ı Kendisine Teslim Etmesi Hakkında …

Yitirilmiş olan İmparatorun muazzam serveti!

İyi olan her şeyin, bol miktarda bulunduğu topraklar!

Her hangi bir düşmanın hiçbir savaş aleti ile ele geçirile-meyecek, ihanet veya kıtlıktan başka hiçbir nedenle alınamayacak olan konumları bakımından, çok sağlam olan kaleler!

İmparator, kötü kaderi tarafından yeteri kadar ezildiği düşüncesindeydi… hayatının bağlı olduğu kızı esir alınmış, kaleleri kuşatılmış ya da ele geçirilmişti… halkı, kendisinden uzaklaştırılmıştı.. kendisi adamları tarafından sevilmemiş, fakat adamları onu hoş görü ile karşılamışlardı… karşı koyacak hiçbir gücü kalmadığı gibi, Kral Richarddan, yenilen taraf olarak barış ve merhamet istemesi gerekiyordu…

Çaresizdi…

Kral Richard’a, kendisini affetmesini rica etmek üzere elçiler gönderdi. Ve elçilerin ardından da, Kral Richard’ın kendisine hoş görü ile yaklaşacağı eğilimi üzerine, üzüntüsünü gösteren giysileri ve kederli yüzüyle, onları takip etti.

Kral Richard’ın huzuruna gelince onurunu kırarak onun önünde diz çöktü ve elinde hiçbir toprağı ve kalesi kalmadığını, kendisini onun merhametine terk ettiğini ve eğer kendisini demir zincirlere vurmazsa, Kralı, her şeyin efendisi olarak kabul edeceğini söyledi.

Kral üzüntü ile hareket ederek kendisini ayağa kaldırdı ve yanına oturttu. Kızının getirtilmesini emretti. İmparator kızını görünce büyük bir sevinç duydu. Sevgi dolu bir şekilde kızına sarıldı ve gözlerinden yaşlar akarken, kızını, öpücüklere boğdu. Bu olay, Aziz Augustine Yortusundan sonraki ve Pentacost’tan evvelki Cuma günü gerçekleşti. Kral, İmparatoru demir zincirler yerine, gümüş zincirlere vurdu.

Kral, Kıbrıs’ı Ele Geçirip Düzene Soktuktan Sonra, Kudüs Seferi İçin Nasıl Hazırlık Yaptı ve Ordusunu Limasol’a, Nasıl Gönderdi ?

Kral, Kıbrıs’ın tümünü on beş günde ele geçirdi ve oturmaları için, adamlarına verdi. Tüm hisarlar sağlamlaştırılmış, ele geçen kaleler hazinelerle doluydu. Bu kalelerden çok çeşitli pahalı eşyalar, altın kupalar, vazolar, tabaklar, bunlarla birlikte gümüş kaplar, kazanlar ve büyük boy fıçılar; altından eyer, gem ve mahmuzlar; ve yine büyük miktarda çok değerli taşlar ele geçirildi. Aynı zamanda çok pahalı, kırmızı renkte, güzel desenli ve el örgüsü giysiler buldu.

Daha fazlasını anlatmaya ne gerek var ?, diyoruz…

Kral Richard, serveti ile ünlü Lidya Kralı Karun’un nesi olduğu söylenmişse, İmparatorun da aynı şeylere sahip oldu-ğunu gördü ve Kudüs’e yapacağı sefer için gerekli olduğundan, sanki kendisi için hazırlanmış gibi onları sahiplendi.

Cesareti fazla olan kişiyi servetin başarısız kılması, ya da zenginliğin, karakteri zayıf olana gitmesi çok seyrek gerçek-leşmektedir.

Tüm bunlar olduktan sonra Kral Richard, ordusunu, Kraliçelerle hizmetçilerin, eşyaları ile birlikte bulundukları Limasol’a geri gönderdi ve Kudüs’e gidebilmek için donanmanın bakım ve onarımına çok dikkat edilmesi emrini verdi.

İmparatoru, Kral Guyun gözetimine bırakan Richard, kü-çük kız kardeşini yetiştirmesi ve eğitmesi için de, eşi olan Kraliçeye götürdü.

Kral Richard’ın Donanması Akka’ya Doğru Giderken, Çok Büyük Bir Saraken Gemisinin Ortaya Çıkması Ve Kralın,
O Gemiye Saldırarak Ele Geçirmesi Hakkında…

Kral Richard, tüm bu çalışmaları bitirdikten sonra tüm dikkatini deniz seferine yoğunlaştırdı. Gerekli yol eşyaları gemilere yerleştirildi ve uygun bir rüzgâr beklenmeye başlandı. Filo, rüzgârın sefere uygunluğuyla birlikte yelken açarak sahilden ayrıldı. Kraliçeler, Kralla beraber en önde yola çıktılar. Kral, gerekli olan ve Kıbrıs’ta çok miktarda bulunan buğday, mısır, arpa, et ve her tür canlı hayvan gibi erzakın tedariki için, cesur ve görevine düşkün insanları adada bıraktı.

Bunlar olurken, Akka’nın ele geçirilmek üzere olduğu haberi etrafa yayıldı. Kral, çok derinden iç çekerek, şöyle dedi :

– Allah’ım.. bu kadar uzun süren bir kuşatmadan sonra, Akka’nın alınışını ben gelene kadar geciktir.. ve böylece zafer, Allah’ın yardımı ile en şerefli olanın olacaktır”

Richard, işte böyle bir duyguyla en çabuk bir şekilde hazırlandı, en büyük ve en hızlı gemilerinden birine Mağusa’da bindi ve geç kalmış olmaktan dolayı sabırsızlanarak, arzu ettiği gibi en önde yola koyuldu. Diğer gemileri de onu, iyice hazırlıklı olarak ve hiçbir engelden korkmayan bir güçle takip ettiler.

Kral Richard; Savaşta Gösterdiği Başarıdan Dolayı
Ve Kaybettiği Kudüs Krallığı Nedeni İle Kral Guy’e
Nasıl Merhametli Davrandı Ve Teselli Etmek İçin
Kıbrıs Adasını Ödül Olarak Kendisine Nasıl Verdi ?

Bir başkasının düşüşü olmadan, diğer bir insanın yük-selmesi çok zor gerçekleşebildiğinden, birinin kaybı, diğerinin kazanımına dönüşmektedir…

Kral Guy, uğruna bir çok kez savaştığı ve Kont Henrynin ele geçirmekle şöhret kazandığı krallığından, şimdi yoksun kalmıştır. Kraliyet davranışlarına veya karakterine uygun, on-dan başka bir kral daha bulunamayacağı gerçeğine rağmen, (davranışlarından dolayı Krallığı hak etmediği için değil) yap-macıksız ve politik entrikalarda deneyimsiz olduğu için ve sa-dece bu nedenden dolayı, şimdi orada, basit bir yurttaş gibi yaşamaya başlar..

Bu konuda daha çok hürmet edilmesi gerekirken (ki, öyle yapılması gerekirdi), daha da aşağılık kabul edildi. Çok başarılı bir askerdi ve Türkler tarafından işgal altındayken, Akka kuşatmasını büyük bir enerji ve azimle yönetti. Ancak… denize bakan tarafta düşman sayısının gittikçe artması nedeni ile şehre saldırıp, ele geçiremedi.

Sonraları iki Kral, çok zorluklar çekerek şehri alabildiler.

… büyük bir olasılıkla karakterinin sessizliği, en doğal haklarını sağlaması bakımından, kendisine zarar verdi..

Çağın tersliği, bu şekilde idi… Hareketlerinde, her kim ki merhametsiz olarak biliniyorsa, en büyük şerefe ve şöhrete, onun lâyık olduğu kabul edilmekteydi… ve böylece, şimdiki zamanımızda açıkgözlülüğün geçerli bir haslet olması nedeni ile kurnazlık saygı kazanırken, dindarlık ve dürüst davranış, kabul görmeyen hareketler sınıfı içine gömüldü…

Bu arada Kıbrıs adası da, Templar Şövalyeleri tarafından satın alınır… Ve Kral Guy; Richard’ın kendisi için şefkatle hareket etmesine ve çok iyi bilinen dürüstlüğüyle de Kıbrıs ada-sının hükümranlığını koşulsuz olarak kendisine vermesine kadar, krallığı olmayan bir Kral oldu…

… böylece, Templar Şövalyeleri tarafından adayı satın alma koşulları bir kenara bırakılarak, Kral Guy, Kıbrıs İmparatoru yapıldı.

 

DİPNOTLAR:

[1] Bu yazı, Geoffrey de Vinsauf tarafından “I’nci Richard ve Beraberindekilerin Kutsal Topraklara Yaptıkları Yolculuğun Notları” (Itinerary of Richard I. and others, to the Holy Land) başlığı altında yaklaşık) M.S. 1191 ve 1192 yıllarında yazılmış olup, Claude Cobham’ın Excerpts on Cyprus adlı kitabının 5’inci sayfasından başlamak üzere alınmış ve Prof Dr Ata Atun tarafından Türkçe’ye çevrilmiştir.

[2]    Norman : Fransa’nın İngiliz Kanalına kıyısı olan kuzey yöresinde Norman-diya adlı bölgede yaşayan ve Fransızca konuşan topluluk üyeleri. [ENC]

[3]    Gyenelon : Tarihte bu olayla ilgili her hangi güvenilir bir kaynak olmama-sına rağmen, Gyenelon’un, Yunanistan’daki Pelopones bölgesinin güney sahilinde yer alan Yithion (Gythelon) şehri olduğuna ve halkının hükümdara karşı bir davranışıyla da ilgili olarak ‘Gyenelon’ deyiminin bir genelleme olarak kullanıldığına inanmaktayım.- [A. A.]

[4] Esneckar : Denizde hayvan taşımaya uygun tabanı düz tekne. [A.A]

[5] Evreux : Fransa’nın kuzey batısındaki Haute-Normanida bölgesindeki Eure bölgesinin başkenti. [EB]

[6] Baneria : Fransa’nın kuzey batısındaki Haute-Normanida bölgesinde, 10’n-cu yüzyıla ait bir şehir. [EB]

292 Toplam Okuma, 7 Bugün

Comments

Comments