Ana Sayfa Manşet Kafkasya’dan İspanya’ya, Anadolu’dan Orta Doğu’ya dolmenler

Kafkasya’dan İspanya’ya, Anadolu’dan Orta Doğu’ya dolmenler

  • Ekrem Hayri PEKER

Etimolojik olarak “megalit” kelimesinin, Yunanca “mega” (büyük) ve “lithos” (taş) kelimelerinden oluştuğu görülür. Yakındoğu’nun antik çağlardaki yapısını inceleyen, Gordon Childe göre megalitler, batıl inançlar ve ayinler gibi bazı dinsel olaylar için büyük taşlardan yapılmış olan anıtlardır.

Dolmenler(Megalitlerin oda biçimli ve birçok türü olan mezar anıtlar), menhirler(Genellikle tek başına duran, büyük boyutlu işlenmiş, ya da işlenmemiş kaba taşlar), sıra ile dizilmiş dik taşlar ve kromlekleri(Cromlech-Dik Çevrek taşlar) kapsayan megalit anıtlar, Avrupa, Afrika, Asya ve Amerika’da olmak üzere yeryüzünün büyük bir kesimine yayılmışlardır.

Birçok bilim adamının ilkel büyük taş anıtlar olarak tanımladığı megalit anıtlar, yapılarında büyük blok taşları bulunduran dolmenler, kapalı, yollar, menhirler, sıra ile dizilmiş dik taşlar ve kromlekleri bünyesinde toplar. Ayrıca bazı araştırmacılar dikilmelerindeki temel amacın toplu gömmeler olması ve planlarındaki benzerlikler nedeniyle, kaya mezarlarını da megalit anıtlar kapsamı içine alarak, ayrı bir grup oluşturma eğilimindedirler.

Megalitler, Kuzey Avrupa’da en çok Polonya, İngiltere, Fransa’nın Atlantik kıyıları, Hollanda, Almanya, İsveç, Danimarka ve Belçika’da görülmektedir. Megalit anıtlar, “bereketli hilal” olarak adlandırılan bölgede; Suriye, Lübnan, İsrail, lrak, İran, Anadolu, Türkmenistan, Kafkaslar ve Bulgaristan’da olmak üzere çok geniş alanda görülürler. Megalitler İtalya’nın topuğundan, Kuzeybatı İrlanda’ya, Güney İspanya’dan ve Portekiz’den Danimarka’ya ve Güney İsveç’e kadar uzanırlar. Filistin, Ürdün ve İsrail’de çok sayıda dolmen görülmektedir.  Bazen birbirinden çok uzakta olan anıtlar arasında büyük benzerlikler görülebiliyor iken; birbirine çok yakın mekânlardaki birbirinden çok farklı olabiliyor? Bu kadar yaygın olması ayrı bir araştırma konusu olduğu için üzerinde durmayacağız.

Ancak dolmen gruplarının aralarında uzun mesafeler bulunması, gerekse bu dolmen gruplarının kendine özgü hali etkiler taşıması açısından bağımsız birer merkez olarak görülmesi gibi nedenlerle tek çıkış merkezli olma olasılığı zayıflamaktadır. Megalitizmi deniz yollarıyla göç eden bir halka mal eden ve anıtların ilk çıktıkları yerlerin Akdeniz olabileceğini savunanlar olduğu gibi, megalitizminin kurucularının Kafkasya bölgesinden gelmiş olabileceğini savunan bilim adamı çoktur.

Konunun işlevsel boyutu ile ilgilenenler megalitlerin gömme için kullanılmalarından başka sosyal gruplaşmalarda sembolik, anıtsal ve dini bedelli bir kalıcılık sağlayarak ölüler ve yaşayanlar dünyası arasında bir iletişim aracı gibi görülmüş olabileceklerini savunurlar.

*

Dolmenlerin, Balkanlarda Tunç dönemi, Levant’ta Neolitikten (Neolitik Çağ, insanın yoğun avcılık-toplayıcılıktan üretime, göçebelikten yerleşik yaşama geçtiği, MÖ yaklaşık 10.000 yıl öncesinden başlayan ve “İlk Üretimciliğe Geçiş Evresi” olarak da adlandırılan Neolitik Çağ’ın en önemli özelliği, besin sorunlarının çözümüyle gerçekleştirilen büyük bir “devrim” olmasıdır. Neolitik Çağ insanı, bazı bitkileri tarıma almış, birçok hayvanın da evcilleştirilmesini gerçekleştirmiş; avcılığın yerine hayvancılık, toplayıcılığın yerine ise   tarım ya da rençberlik geçmiştir). Orta Tunç çağına kadar olan dönemde, Kafkaslarda M.Ö. 6000’den M.Ö. 4000’e kadar olan süreçte yapılmaya başlandığı sanılmaktadır. Bölgelere göre değişmekle beraber, dolmenler için, Neolitik dönemden M.Ö. 1300’lere kadar olan zaman aralığını göz önünde bulundurmak gerekmektedir.

*

Doğu Anadolu’daki Kars dolmenlerinin Kafkas, Güneydoğudaki Adıyaman ve Gaziantep dolmenlerinin ise Levant dolmenleri ile benzerlik içerisinde oldukları tespit edilmiştir.  Levant denilen (Suriye-Ürdün-Filistin-İsrail-Sina Yarımadası) bölgesindeki dolmenler Kafkas dolmenlerine benzer özellikler sahiptir.

Türkiye’de genel anlamda 3 farklı dolmen tipi vardır. Türkiye’deki dolmenlerin komşu bölgelerdekine benzemesine karşılık, benzer özellikler dışında yerel farklılaşmalar göstermektedir.

Bulundukları arazilerin konumlarından dolayı Türkiye’deki dolmenlerin de, Levant ve Kafkas dolmenleri için öne sörüldüğü gibi göçebe topluluklarce yapılmış ve uygulanan bir hipotetik (varsayımsal) yaklaşımın sonuçlarına göre küçük gruplarca kurulmuş olabilecekleri düşünülmektedir.

Adıyaman – Gaziantep grubu yapımcıları ile Kars grubu yapımcıları arasında manevi inançlar açısından da ayrıntıda farklar olduğu düşünülmektedir. Bu fark Kafkas kökenli kabilelerin farklı kültürlerde oluşuyla açıklanabilir. Türkiye’ye komşu bölgelerdeki anıtların tarihlemesinde, dolmenler, Kaltolitik ve Tunç çağlarına aittir.

KAFKAS DOLMENLERİ

Kafkaslar’da Kabardino-Balkarya, Stavrapol ve Krasnodar bölgesinin doğu kısmında yaygın olan Kuban kültürünün, ana hatlarının şekillendiği ilk safha (M.Ö. 12-11.y.y.), bazı değişkenlerinin görüldüğü ikinci safha (M.Ö. 10. y.y. -7.y.y.) ve kuban sitleri, tümülüs grupları ve kült yapılarının yer aldığı; kültürel malzemenin yerel kuban özelliklerinde olduğu, daha sonraki kültürlerin kuban özelliklerini de taşıyan, İskitlere mal edilen üçüncü safha olmak üzere üç safhalıdır.

Kafkas kuban sitlerinin gömme geleneğinde çok fazla sayıda inhumasyona(ölünün beden bütünlüğünün korunarak defnedilmesi) ve kremasyona rastlanır. Yapılan araştırmalarda cinsiyete göre bir yön farklılaşmasının olduğu, kadınların bükük durumda sol tarafa, erkeklerin sağ tarafa olmak üzere kuzey-batıya yönlendirilerek gömüldükleri vurgulanmaktadır. Araştırmacıya göre ilk safha ve son safha kubanları arasında karışık bir süreç vardır. Bu karışık dönem Trans-Kafkasya’nın Geç Bronz kültürünün erken safha kültürüdür. Bu kültür kuzey yükseltilere doğru yayılarak, Kafkasya eteklerindeki ve hatta batı Avrupa bölgelerindeki kültür elemanları ile karışıp etkileşmiş ve “Kuban kültürü” denen yeni bir kültür yaratmıştır. Bu da Geç Bronz Çağı’ndan Erken Demir Çağı’na bir kültür geçişi olarak yorumlanmaktadır. (Bakiye Yükmen: 2003: 9)

Kafkas Dolmenlerinin Tipoloji, Tarihlendirme ve Mimari Kökeni

Abhazya ve Krasnodar bölgesinin yer aldığı Batı Kafkasya bölgesinde saptanan 2308 dolmenin incelenmesi sonucunda yapılan tipolojiye göre Batı Kafkasya Dolmenleri levha, bütün, tekne ve yekpare taş yapılar olarak ayrılırlar ve bütün tiplerde ön kısımda bir delik vardır. Dikdörtgen ve yuvarlak delikliler, oval ve ark şekilli kapı ve pencereleri olan dolmenlerden daha eskidirler. Bu dolmenlerdeki delikler özel levhalarla veya bir çıkıntısı olan tıkaçlarla tam olarak kapatılmıştır. Adıgeler bu yapılara, “Spun-Cüce evleri” denilmektedir.(Markovin 1982: 108).

Levha dolmenler, özel kanallarla işlenmiş beş levhadan oluşur. En erken örnekler çıkıntılı dikdörtgen odalara, daha sonrakiler trapez şekilli formlara sahiptir. Belirgin bir girişleri vardır. Büyük levha ve blokların birleşmesi ile ise bütün dolmenler oluşmuştur. Tekne şekilli dolmenler, büyük kayalardan kesilmiş ve ayrı levha şeklinde birleştirilmiştir. Dikdörtgenden güğüm şekillerine kadar değişen odalara sahiptirler. Çatı da dâhil olmak üzere bütünüyle kayaya oyulmuş olan dolmenler de yekpare taş dolmenlerdir (Markovin 1982: 109). M.Ö. II. binin ilk yarısında trapez planlı levha dolmenler ve bütün dolmenler yaygınlık kazanırken, büyük kayalar üzerine, sıkça, tekne şekilli yapılar da oyulmuş ve dönemin sonuna doğru levha dolmenlerin parça belirginliğini kaybetmesi ile yapılar arasında yalancı tonozlu yapılar belirmiş, tekne şekilli yapıların odaları güğüm şeklini kazanmış ve giderek yekpare dolmenler ortaya çıkmıştır (Markovin 1982: 110-111).

Kafkas dolmenlerinin birinci tipi, çok yoğun olarak rastlanan, monolitik, dikdörtgenimsi sandık mezar tipidir. Novovosbodnaya bölgesinde tespit edilmiş olan çift odalı dolmenler tek bir kapak altındadırlar ve tümülüs örtülüdürler. Anıtlardan çıkan zengin arkeolojik malzeme arasında, bakırdan hançerler, kazmalar, çengelli iğneler, saplı baltalar, altın ya da gümüşten toplu iğneler ve bronzdan kazanlar gibi Kafkasya’nın erken metal safhasını veren birçok obje yer almaktadır. Çokgen bir odanın olduğu ikinci tip, karışık dilim taş bloklara sahiptir. Bölgesel olarak çok az sayıda bulunan yalak biçimli üçüncü tip, bir taş bloğun oyulması ile yaratılmıştır. Dördüncü tip, odasının tamamen yekpare biçimde monolitik bir bloğa oyulması ile yapılmasından dolayı dolmenlerden ayrılırken, dairesel girişleri ile de dolmen tipi anıtların mimarisine uymaktadır.

Kafkasya’daki ilk araştırmalar P.S.Pallas’ın 1790’larda Abhazya bölgesindeki dolmenlerle Kuban kıyısındaki dolmenleri haber verdiği araştırmadır. Joussaume’a göre Maykop kültürünün yaşadığı bu topraklardaki en eski dolmenler yine bu kültürle çağdaş olarak M.Ö. 2400’lere aittir.

Markovin, deliksiz levhalardan oluşmuş olan dolmenleri en eskileri olarak yorumlar. Uzun odalı ve yan yüzeyleri bütün levhalardan oluşmuş olan dolmenlerin, bunlardan hemen sonraki bir tarihe (M.Ö. 2300) denk düştüğünü; bunların hemen arkasından ise kare planda odalı dolmenlerin çıktığını ve M.Ö. 2100’lere doğru trapez kesim ve plana sahip ilk yapıların doğduğunun düşünüldüğünü belirterek; erken dönem, levhalı dolmenlerle deliksiz ilk tekne şekilli dolmenlerin hemen hemen aynı tarihlerde görüldüğünü belirtir.

En geç dönemde dikilen tiplerden olan bütün dolmenlerden sonra M.Ö 1400-1300 yıllarına doğru Kafkasya’daki dolmenlerin inşasının durduğunu kaydeden araştırmacıya göre bu dönemdeki tekne şekilli dolmenler giderek güğüm şekline dönüşmüş ve dönemin sonuna doğru yekpare dolmenler belirginleşmiştir.

Markovin tarihsel belirlemeye yardımcı olan dolmenlerdeki gömme geleneği degişikliklerini vurgularken erken dönem dolmenlerinin genelde kişisel mezarlar olduğuna ve seyrek olarak ta büyük bir toprak örtünün altına konulmuş 2-3 ölü için kullanıldığına, gelişme dönemindeki dolmenlerde gömme töreninde ölülerin çoğunluğunun odanın merkezine ve köşelerine konulduğuna ve kemiklerdeki boya miktarının azaldığına, geç dönem dolmenlerinin ise genelde kemik koruma yeri olarak kullanıldığına değinmektedir.

Kafkas kronolojisinde yeni araştırmalar yapıldıkça sürekli oynamalar olmaktadır. Örneğin Narimanov’un yaptığı araştırmalara göre, son 60-70 yıllık çalışmalar sonucunda Batı Kafkas kronolojisinde oynamalar olduğuna değinerek geçmişte kabaca M.Ö. V-IV bin yılları olarak verilen erken tarım yerleşimlerinin tarihlerinin, yeni anıtların bulunuşu ve bu anıtlarda bulunan malzemenin C14 yöntemi ile yaşlandırılması sonucunda M.Ö IV-Vl binyıllarına kaydığını bildirmektedir. Araştırmacı Güney Kafkasya’da Azerbaycan’daki erken tarım yerleşmelerin de ele geçen arkeolojik malzemenin aynı yöntem ile incelenmesi sonucunda M.Ö. V. bine tarihlendirildiğini haber vermektedir.(Bakiye Yükmen:2003:11)

Morgan, içlerinde bulunan arkeolojik malzemeye dayanarak Kuzey Kafkasya dolmenlerinin Bronz dönemi insanlarınca yapıldığını ve Demir dönemi insanlarınca da sonradan kullanıldığını öne sürmektedir. (Bakiye Yükmen: 2003: 11)

Abhazya bölgesinde kendini gösteren güney dolmen kültürünün taşıyıcıları, hazır formları kullanmışlardır. Örneğin bazı tasvirlerden Samsun-Trabzon-Amasya yöresinde yaşamış, Kaşkilerin bu formları yaygın olarak kullandıkları anlaşılmaktadır. Y. A. Federov da Kaşkileri Abhazların uzak ataları ile ilgili görmekte ve dolmenleri yapanların kültürünü onlara bağlamaktadır.

Markovin (1982: 111-116) gibi, araştırmacıların çogu Batı Kafkas dolmenlerinin kökenini Akdeniz ile bağdaştırır. Mesela Fars nehrindeki (Kuban) çok kenarlı dolmen, plan olarak Portekiz’deki bir yapıya yaklaştırılırken, Novosvobodnaya’nin iki odalı ve bölumlü dolmenleri ile Katalanya dolmenleri, Korsika’nın yer üstü yapıları ile Kafkasya’daki yapılar benzer tutulmakta ve Kafkasya’dakileri andıran bütün dolmenlerin Sardunya adasında da bulunduğu öne sürülerek, Ürdün ve Suriye’deki dolmen anıtların da Kafkasyada’kilerden uzak olmadığına, Tarihi Trakya topraklarında yani bügünki Bulgaristan ve Türkiye’de bütün levha ve dikdörtgen delikli dolmenler ile karşılaşıldığına değinilerek Batı Kafkasya anıtlarının Akdeniz anıtlarından biraz daha eski olduğu vurgulanmaktadır.

Markovin ayrıca, N. Ya. Merpert’in ekonomik faktörün önemli olduğu ikinci bir göç modeli şeması önerdiğini dile getirmektedir. Bu teorinin dayanak noktası olarak, halkın büyüyerek yeni topraklar aramak zorunda kalması gösterilmekte, (Akdeniz’de batıdan doğuya doğru Afrika’nın kuzey kıyısı boyunca oluşan deniz akıntılarının yardımcı olduğu göç sadece deniz aracılığı ile olmuştur. Bu dönemde İstanbul boğazı henüz oluşmamıştır ve Marmara Denizi ile Kara Denizi de daha küçük akıntılar birleştirmektedir) ve kafkas dolmenlerindeki farklılıkların, bu yeni gelenlerin dolmen yapımında Kafkas koşullarının yeni çizgiler yaratmış olmasından kaynaklandığı belirtilmektedir. Bazı araştırmacılar Adıgelerin Basklılarla ilişkisini bu göçe bağlar.

Joussaume (1985: 327) Karadeniz kıyısı boyunca Kırım’da Gaspra ve Alauça bölgesi ve Baydar vadisindeki çok sayıda anıtın çevresinin genelde iri taşlar ile daire biçiminde çevrelenerek desteklendikten sonra topraktan bir tümülüs ile örtülmüş olduğunu haber vererek Kafkas dolmenlerinde tümülüs kavramının varlığına dikkat çekmektedir.

Joussaume (1985: 325-326) Maikop ile dolmen popülasyonu arasındaki bağların bu topluluğun yerleşim sitlerinin belirlenebilmesi ile kanıtlanabileceğini belirtmektedir. Joussaume’a göre Kafkas anıtları ile M.Ö 3. binin sonuna tarihlenen Hint dolmenleri arasında bir Kafkas kökeninin varlığı söz konusudur. Kafkas ve Suriye arasındaki ilişki ise M.Ö. 4. binden önce kurulan Filistin dolmenleri arasında bir bağ ile açıklanabilmektedir. Ancak Kafkas megalitizminde daha çok bölgesellik söz konusu olduğu daha kabul edilebilir bir gerçektir.

***

Kafkas dolmenleri Trans Kafkasya ile Kafkasya’nın kuzey kesimlerinde, Azerbeycan ve Ermenistan sınırları içinde yayılıyor görünmektedirler.

Genellikle dağlık alanlarda ve dağların yüksek kesimlerindeki yerleşim yerleri yakınlarında yayılım gösteren Kafkas dolmenlerinden Karadeniz boyunca yer almış olan Batı Kafkasya dolmenleri Kıyıdan 70 km. içerilerdeki dağların nehirleri yakınlarında veya eski yolların ya da geçitlerin yakınında görülmektedirler.

Morgan (1927: 191) Azerbeycan’da Lenkoran’da Doğu-Batı ve Kuzey-Güney uzanımlı dolmenlerin varlığını haber verirken, Joussaume (1985: 325), Lavrov’un araştırdığı 400 dolmende ve diğer yerlerdeki dolmenlerin girişinde bazı delikler bulunduğunu ve bu deliklerin işlevinin araştırmacılarca tartışma konusu olduğunu belirterek bunların hiç bir zaman kuzeye doğru bakmayıp genelde doğuya, çok az sayıda ise güneydoğuya ve güneye açıldığına değinmektedir.

Bu iki grupta rastlanan yön birliğindeki çeşitlilik, Kafkas dolmenlerinde tek bir yön eğilimi yerine karışık bir yön kavramının varlığını göstermektedir. (Bakiye Yükmen: 2003: 13)

Ölü gömme gelenekleri

Batı Kafkaslardaki dolmenler genelde iki ya da üç ölü için kullanılmıştır. Gömme töreni değiş-mektedir. Ölülerin çoğunluğu odanın merkezine ve köşelere konulmaktadır. Kemiklerdeki boyanın miktarı azalmaktadır. M.Ö.11. binin ikinci yarısının sonuna doğru dolmen yapılar kemik koruma yeri olarak kullanılmıştır (Markovin 1982: 112).

Kuzey Kafkaslarda dolmenler, Kubanlar ve Güney Maykoplar olmak üzere iki gruba ayrılır: Afkazi ve Belayer nehrinin yüksek vadileri, Novorosisk’in doğusu ve güneydoğusu bu bölgeye aittir. Kırım’dakilerle ilişkili olabilecek bu anıtlar Rusya’nın Güney bölgelerinde yaşamış insanların eserleri olabilir (Morgan 1927: 219).

Bronz dönemi sonu-demir dönemi başlangıcında (~M.Ö. 1000), Kafkasların geniş bir kısmında ismini Kuban köyü (Tiflis’in 200 km. kuzeyinde)’nden alan “Kuban Kültürü” vardır. Kuzey Kafkasların merkezi kısımlarındaki dağlara ve tepelerin eteklerine yayılan ve M.Ö.7.y.y.’a kadar olan bu kültürün karakteristik ürünleri uzun, dar ve kıvrık özel baltalar, hatta bakır vazolar ve bakır iğneler gibi çeşitli takılar, geniş tokalı kemerler, çengelli iğneli broşlar ve bileziklerdir. Ölü gömme geleneğinde bazen taş halkalarla çevrili taş lahitler, bazen de ağaç sandık içerisinde iskeletler vardır.

Ekonomileri temel olarak hayvan gütmeye dayalı olan Kuban kültürünün yaygın olduğu Kuzey Kafkaslarda Kuban vadisindeki Maikop tepesi (M.Ö. 3. binin ortalarına ait bakır dönemi mezar tepeleri), Dolinks (Tiflis’e. 200km. kuzeyde) siti, Aşağı Don, Dinyeper, Volga ve Güney Sibirya’nın eski step kültürleri önemli bakır dönemi kültürleri içerir. Batı Kafkasya’daki Abkhazi’de Kafkas bronz döneminin en eski kalıntılarını içeren, toplu gömmeler için, kaba taş dilimlerden yapılmış ve birkaç kez kullanılmış dolmenler bulunmaktadır.

M.Ö. 2. binin ortalarında yerleşimciler, sert kavgalardan sığırlarını ve insanları koruyabilmek için, yüksek tepelere kiklopik yapılar kurmuşlar ve etrafını duvarlar ile çevirmişlerdir. Bu kiklopik yapılar Ermenistan, Gürcistan, Transkafkasya’da Azerbaycan’da bulunmuştur. Kafkas bronz döneminin en eski kültür alanlarından biri olan, Gürcistan’daki Trialeti (Tiflis’in güneydoğusuna 110 km.) tümülüsü M.Ö. 1800-1700 tarihlerini vermiştir. Tümülüslerin altında oda mezarlar şeklindeki mezarlarda bulunan yanmış ölü külleri bazen 4 tekerli arabaya ait bir odun parçasının üzerinde bulunmuştur. Tekerleğin çevresinde küçük sığırların kalıntıları ile birlikte çok sayıda aşırı süslü pişmiş toprak kaplar, bazen gümüş fakat daha çok bronz ve çakmaktaşından ok uçları ele geçmiştir. Bulunan mezarlarda insan kurbanı izine hiç rastlanılmamıştır.

Dolmen kültürü Karadeniz boyunca, Kuban boyunca ve Abhazya’da yaygındır. Belirgin olmayan bir bağlantı ile Drevnin Vostokon ile ilişkilendirilen Kuzey Kafkasya dolmen kültürü A. M. Tallgren’e göre bu bölgede kendi deyimiyle “katakomb” mezar kültürünü yaşayan topluluklarla ilişkilidir (Markovin 1960: 22). Güneydeki ve kuzeydeki megalit anıtlar arasında belirgin farklılaşmalar vardır. Kuzeydoğu Kafkas anıtları pastoral kültüre sahip insanlara atfedilmektedir. Kafkaslar ve Kafkas ötesi halklar arasındaki geniş kültürel benzerliklerin nedeni metal ilişkilerine götürülmektedir.

Maikop kültürü ile diğer Sümer sanatı ve Troya 2’nin kültürleri arasında yakınlaşmalar kurulmaktadır. Hatta Troya 2’nin yıkımının Maykop kültürünün değişmesinin nedeni ve Novosvobodnaya olarak adlandırılan ikinci safhaya geçiş ile ilişkili olabileceği öne sürülmektedir.

Yapılan çalışmalar Ön Asya’nın, Doğu Akdeniz ve Balkan Yarımadasının, Tuna Havzası, Ukrayna’nın Eneolitik kültürleri ile Çeçen-İnguş bölgelerinin Eneolitik kültürleri arasında farklılık olduğunu göstermektedir. Enolitik dönemlerde Kafkaslarda iki kültürün yaşadığı ve bu iki kültür arasında ilişkiler olduğu ele geçen kültür belgelerinden anlaşılmaktadır. Bu kültürlerden biri tüm Kafkas ötesi, Doğu Anadolu, Dağıstan, Çeçen inguş, ve Kuzey Osetya’yı içine alır. Oysa Eneolitik dönem dışında Kafkas ötesi, Kuzeydoğu Kafkas, Doğu Anadolu kültürleri arasında çok fazla yakınlık bulunmamaktadır. Anadolu ile bugünkü Çeçenistan’da yaşayan halklar arasında önemli bir benzerlik bulunmaktadır.

Çatalhöyük’te günümüzden yaklaşık 8500- 10000 bin öncesine ait kalıntılarda Çeçenistan’da 20. Yüzyılda bu kulelerin taştan yapılmış benzerleri mevcuttur.

Orta Doğu (Levant) dolmenleri

Genel olarak Akdeniz’in doğusu olarak adlandırabileceğimiz, kıyı kesimler Güneydoğu Anadolu’nun Akdeniz kıyısı kentlerini, Suriye, Lübnan ve İsrail’i, iç kesimlerde ise yine bu bölgeler ile Ürdün’ü kapsayan ve “Arabistan Platformu”nun İskenderun Körfezinden başlayıp ve Sina Yarımadasına kadar uzanarak Doğu Akdeniz topraklarını içeren Levant bölgesinde çok sayıda dolmen bulunmaktadır.

Günümüzde yapılan bazı çalışmalar, bu anıtların inşasında kullanılan taş malzemelerin hacimsel ölçülerinden elde edilen ağırlık ölçüleri, kabaca bir tahminle, bu seçilen anıtın dikilmesi için gereken iş gücü sayısını verebiimektedir. Arkeolog Jean Pierre Mohen, bu tür bilgileri sorgulayanlardan biridir. Mohen 1979’da, Fransa’daki Betondon Bougon (Deux Sevres) dolmeninin kapak taşını örnek alıp, 32 ton ağırlığındaki bu objeyi 200 insan yardımıyla, kütükleri yuvarlayarak, ipler ve ahşaptan levyeler ile 40m. uzaklığa taşımıştır. Dilim taşlarının 40- 50 ton arasında olduğu bildirilen Roche-aux-Fees d’Esse (Ille-et-Vilaine) dolmeninin yapımı sırasında, 4 km.’den fazla bir mesafenin aşılmış olduğu belirtilmektedir. 8m. uzunluğunda ve 100 ton ağırlığında kapaktaşına sahip Antequera (Endülüs) dolmeni ile ölçülen uzunluğu 20m., tahmini ağırlığı 340 ton olan Locmariaquer (Morbihan) menhirinin dikilmesinin de yıllarca sürmüş ve bu bölgelerin tüm nüfusunun kullanılmış olabileceği belirtilmektedir.

*

Gaziantep dolmenlerinin mimari öğeleri ele alındığında, Yan taşların ağırlık ortalamaları 2.4 ton, kapak taşlarının ağırlık ortalamaları 3.1 ton, Arka kapama taşlarının ağırlık ortalamaları 0.7 tondur. Adıyaman-Kargalı dolmenlerinden küçük yapılı dolmenlerden birisinde, bir dolmenin, yan taşları, kapak taşı, ön kapama taşı ve arka kapama taşı hacimsel kütlelerinin ağırlık toplamı 6.2 tondur. Gaziantep’teki incelenen bir dolmenin, kapak taşı 5.6 ton gelirken, yan taşlarından biri 8.4 tondur. Tüm ana mimari ögeler düşünüldüğünde, anıtın bu taşlarının toplam ağırlığı 22.8 tondur. Adıyaman dolmenlerinin mimari öğeleri düşünüldüğünde, yan taşların ağırlık ortalamaları 2.9 ton, kapak taşlarının ağırlık ortalamaları 2.2 ton, ön taşlarının ağırlık ortalamaları 0.25 ton arka kapama taşlarının ağırlık ortalamaları 0.35 tondur.

Kars dolmenleri, mimari ögeleri açısından Adıyaman ve Gaziantep dolmenlerine benzemediği için, ağırlık örnekleri olarak, sadece kapak taşlarının özellikleri hakkında bilgi vermek yerinde olacaktır. Bu taşlar, hem dolmenlerin odaları üzerinde hem de koridorları üzerinde yer almaktadır. Teknik özellikleri açısından, ağırlık ortalamalarının 1.13 ton olduğunu ve en ağır kapak taşının 4.6 ton, en hafif kapak taşının da 0.35 ton geldiğini söyleyebiliriz. (Bakiye Yükmen: 2003: 41)

Fransa’da megalit anıtlarla ilgili çok sayıda kazı ve araştırma yapan ve bir tümülüsü oluşturma aşamalarının üzerinde duran Claude Masset, bu anıtların tümülüslerini inşa edenlerin, belli bir alışkanlığa sahip olduklarını, yoksa bu kadar büyük ağırlık altındaki kütlenin hareket ederek çökebileceğini öne sürmektedir.

Gaziantep ve Adıyaman bölgesi dolmenlerinin örtüleri incelendiğinde, bir dolmenin örtüsünün yaklaşık 26 m3 toprak hacmine sahip olduğu görülmüştür. Bu da, 25.3 ton ağırlığında bir dolgu malzemesi demektir.

Kars dolmenlerinin örtüleri incelendiğinde, bir dolmenin 72 m3 toprak hacmine sahip olduğu anlaşılmıştır. Bu sayıya, dolmenin koridorunu kapatan örtünün toprak hacmi de dahildir.

Dolmenleri yapan grubun kaç kişiden oluşabileceği araştırılmıştır. J.P.Mohen’in 1989 yılında yapmış olduğu deneyin sonuçlarını göre,200 kişi 32 ton taşıyabiliyor. Bu çalışmayı örnek olarak alırsak, bir dolmenin kapaktaşını 58 kişinin taşımış olabileceği düşünülebilir. (Bakiye Yükmen: 2003: 42)

***

Konuyu toparlarsak:

-Kars dolmenlerinin hepsinin, vadiyi ikiye bölerek akan bir dere yakınında yapıldığı görülüyor.

-Bu kadar geniş bir bölgede, Kafkasya’dan Ukrayna’ya; Kafkasya’dan Süveyş Kanalına, Anadolu’ya, bugünkü Azerbaycan, Ermenistan topraklarına, İtalya ve Sardunya’ya kadar uzanan bir bölgede yer alması aynı kültürel kökene ve göçlerle yayılan bir kültürel etkileşimi işaret eder.

Bu anıtlar Kafkasya’da vadi ve ormanlık bölgelere yapılıyordu ve genellikle güney yönüne bakıyordu. Bunlara bakarak iklimsel değişiklikleri de öğrenebiliriz.

Ülkemizde bulunan ve yok olmaktan kurtulan dolmenler geniş bir yayılım gösterirler. Trakya, Ankara, Kastamonu, Kars, Adıyaman, Gaziantep, Van, Antalya bölgelerinde görülürler. Çok sayıda dolmen taşları inşaatlarda kullanıldığı için yok olmuştur.

Karadeniz bölgesinde Amasya, Bartın, Güneyde Likya denilen tarihi bölgede bulunan Kaya Mezarları da bu kültürel bağlamda değerlendirilmelidirler. Lik’lerin Girit ve Kiklat adalarından geldiklerini ve bu adalarda kullanılmış olan Lineer-B yazısının hala çözülmediğini hatırlayalım.

663 total views, 1 views today

Ekrem Hayri PEKER

Ekrem Hayri PEKER

Kimya mühendisi, araştırmacı, yazar, STK yöneticisi. Bursa Mustafa Kemal Paşa’da (1954) doğdu. Anadolu Üniversitesi Kimya Mühendisliği bölümü mezunu. TUBİTAK veri tabanına kayıtlı “Teknoloji tabanlı Başlangıç Firmalarına Özel İş Geliştirme” mentörü, C Grubu iş Güvenliği uzmanı olarak Nano kimyasalların tekstil materyallerine uygulamalar konusunda üniversitelerde konferanslar verdi. Yayınlanmış kitaplarından bazıları: "Kuşçubaşı Hacı Sami Bey", "Özbek Mektupları", "Yeşim Taşı - Ön Türkler ve Türk Tarihinden Kesitler", "Kafkasya'dan Anadolu'ya - Zekeriya Efendi". Belgeseltarih.com kurucu ortağı, yazarı ve yayın yönetmenidir.

Comments

Comments