Ana Sayfa Genel Tarih Kültürel Tarih Karacabey’de ulaşımın tarihçesi

Karacabey’de ulaşımın tarihçesi

Şaban YALAZI

Şaban YALAZI

Şaban Yalazı

Karacabey’de doğdu. Bursa Eğitim Enstitüsü mezunudur. A.Ü. Eğitim Fakültesinde Eğitim İdaresi ve Planlaması dalında Lisans Üstü çalışması, A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi İşletme İktisadı Enstitüsü’nde Marketing dalında Yüksek Lisans yaptı. Bir sure öğretmenliğin ardından Dışişleri Bakanlığı’na geçen Yalazı, Mainz Başkonsolosluğu’nda 33 yıl görev yaptıktan sonra emekliye ayrıldı.“Karacabey”, “Nüfus ve Temettuat Defterlerine Göre Karacabey’in Ekonomik ve Toplumsal Yapısı” kitaplarını yazan Yalazı, “Başbakanlık Osmanlı Arşivlerinde Mihaliç İle İlgili Belgeler”i 6 cilt halinde derledi. Son olarak “Hüdavendigar Vilayeti Salnamelerinde Mihaliç” kitabını yayınlayan Yalazı’nın Bursa Araştırmaları Dergisi başta olmak üzere çok sayıda dergi ve gazetede Karacabey’i konu alan yazıları yayınlanmıştır. Halen Bursa Araştırmaları Dergisi yayın kurulu üyesidir. Evli ve 3 çocukludur.
Şaban YALAZI

Latest posts by Şaban YALAZI (see all)

Karacabey konumu itibariyle, Antik çağlar dahil, her zaman ticaret yollarının kesim noktasında olmuştur. Bir kere hemen yakınında Miletepolis gibi devrin çok büyük bir yerleşim yeri varken, diğer tarafta Abolyont köyü iskelesinden yüklenen Bursa sirkelerinin   gölün Kocadere’ye akan koluyla ulaşılan deniz ulaşımı imkanı ile İstanbul’a nakli çok kolaylıkla yapılmaktadır. Antik çağlarda kullanılan bu su yolunun Bizans İmparatorluğu devrinde Türkler tarafından da kullanıldığı içindir ki, Bizans İmparatoru Aleksios Komnenos  gölün giriş çıkışını kontrol altına alabilmek için Lopadion (Uluabat) kalesini 1081 yılında yaptırmıştır. Gölün iki ucunu bağlayan köprü  kalenin içinden geçerdi. Osmanlılar döneminde de Venedik ve Ceneviz’li tüccarların Marmara Denizi’nden nehir yoluyla Uluabat (Apolyont) Gölü’ne geldiklerini, bazen de kışı gölde geçirdiklerini görüyoruz. Bu dönemde Apolyont tüccarları Bursa piyasasında önemli rol oynamakta idiler.

Aynı yol son yıllara kadar Karacabeyli tüccarlar tarafından da kullanılmakta idi. Büyük ölçekli tekneler, Marmara Denizinden Boğaz yoluyla gelerek, eskiden köy olan ve XIX. yüzyılda köy statüsünden çıkarılarak çiftlik statüsüne dönüştürülen “İskele” köyünün önünde durur ve “müruriye”lerini öderlerdi. 1899 yılında burada görevde bulunan “Boğaz İdaresi” memurları şunlardır:

Rüsumat Memuru: Bekir Efendi, Liman Reisi: Tevfik Kaptan, Katip ve Sandık Emini: Sırrı Efendi ve Kolcu: Seyit Ağa.

Kemalpaşalı esnaf ise, İstanbul’dan büyük tonajlı motorlar ile getirdiği yüklerini Kirmikir altında daha küçük tonajlı motorlara yükletip, Uluabat Gölü üzerinden Mezbaha yanında boşaltırlardı. M. Kemalpaşa mezbahasını göle birleştiren dere son yıllarda dolduğu için bu imkanları ortadan kalkmıştır.

Mudanya ve Yalova yolu ile İstanbul’a gitmek hem pahalı hem de yolları kötü olduğu için, pek tercih edilmezdi. Bandırma’da liman yapılmasından sonra Karacabeyli tüccarların, İstanbul ile bağlantılı mal alımlarını Bandırma iskelesini kullanarak yaptıklarına tanık oluyoruz. Bir çok esnaf İstanbul’a, Bandırma’dan gece saat 10. 00’da kalkan vapurla gider, sabahın ilk saatlerinde İstanbul’a varır, gün boyu işlerini görüp aynı günün akşamı Bandırma’ya geri döner ve ertesi gün işlerinin başında olurlardı. Bandırma’dan kalkan Turhan, Sus, Trak, Anafarta, Saadet ve Kadeş vapurları o günleri yaşamış olanların hafızalarında hala tatlı bir anı olarak yaşamaktadır.

Su yolunun yanında Yıldırım Beyazıt devrinde, 1396 yılında, Bursa ile Karacabey’i bağlayan kara yolu üzerinde, Uluabat’ın 5 km. doğusunda ve göl kenarında, “gelip geçen yolcuların, kervanların konaklamaları için” kervansaray (Issız Han) yaptırılması bu yolun önemini anlatmaya yeter bir kanıttır.

Çok verimli bir ovayı işleyen Karacabey’li çiftçiler, daha sonraki yıllarda tarım ürünlerini bir taraftan Bursa’ya ve Bursa üzerinden İstanbul’a, diğer taraftan İzmir’e ve bir diğer taraftan da Bandırma’ya ulaştırabilmek için çoğunlukla kara yollarını kullandılar.

Bursa ile Karacabey’i bağlayan ilk karayolu düzenlemesinin Murat II. devrinde Çekirge-Hüdavendigar Camiinin hemen altından batıya doğru, Mutluevler’den aşağıya açılan kaldırım yol olduğunu görüyoruz. 1442 yılında açılan bu yolun kitabe taşı Bursa Türk İslam Eserleri Müzesindedir.

Çekirge’den başlayıp Mutluevlerin altında basit, tek gözlü bir köprü ile devam eden bu yol, Nilüfer Çayı’nı geçen bir köprü ile devam eder. Nilüfer Çayı’nın süzme havuzu köprüsünün (regülatör) bitişiğindeki üç kemerden ibaret kalmış bulunan köprü Murat II. nin kızkardeşi Selçuk Hatun tarafından 1465’te yaptırılmıştır. (Kitabesi Bursa Türk İslam Eserleri Müzesindedir.) Bu köprüye “Mihraplı” derlerdi. 1935’e kadar bu köprünün yarısı ahşaptı. Bu tarihte şimdiki betonarme köprü yapılmıştır.

Acemler’de Mudanya yolundan ayrılan Karacabey şosesinin tam kavşak yerindeki köprünün yanındaki kitabede de yolun 1885’te yapıldığı yazılıdır. (Kitabe müzededir.)

Posta ve haberleşme işleri için, önceleri sadece Tatar soyundan gelen posta görevlileri kullanılırdı. Posta teşkilatına sonraları, değişik ırklardan, genellikle iyi binici, çevik, uzun ve yorucu yolculuklara dayanıklı gözü pek kişiler de alındı. Bunların yolculuklarında konup göçmelerini, hayvan değiştirmelerini sağlamak üzere, yurdun belirli yerlerinde „menzilhaneler“ kuruldu. Bursa Menzilhanesinde 1825 yılında bu hizmetlerde kullanılmak için 3711 beygir vardı. Bursa Menzilhanesinden çıkan 9 koldan birisi Karacabey’e çıkmaktaydı. Karacabey menzil kolu 12 saat uzaklıkta idi. Menzil kolunun uzunluğu posta ve ulaşım hizmetinden, saat hesabı ile alınacak ücretin belirlenmesine yaramaktadır.[i]             İlçemizde Hastanenin bulunduğu bölgeye Menzilci  (halk arasında  “Mezilci”) bayırı dendiği düşünülürse, burasının adının bu ulaşım sistemi ile ilişkili olabileceği akla yakın gelmektedir. Posta ulaşım hizmetleri ihale usulü verilirdi. Önceleri atlı arabaların yaptığı bu hizmetin yerini daha sonra otobüsler aldı. Bursa’ya giden posta otobüsü Postaneden çuvallar içindeki postayı alır ve genellikle PTT bayraklı olurlardı.

İnsan taşımacılığı için, şehir içinde fayton, köylere ve şehirlere gitmek için de yaylı arabalar kullanılırdı. Karacabey’in son yılların bilinen yaylı arabacıları Koca Ağaların Mustafa, Parlak Mehmet, Cemali Aga, Kız Ömer, Mehmet Aga, Çavdar İbrahim ve Hamdi Aga’dır. Toplu taşıma araçları yaygınlaşıncaya kadar Boşnak Halil yaylı arabası ile, özellikle boğaz köylerine taşımacılık yapardı.

At koşan yaylı arabacılar, kışın Bandırma’ya giderken, “hangisinin atı soğuktan Pirenlik kırında kafasını döndürecek” diye iddiaya girerler, seferden döndükten sonra, yolda birbirleriyle kapışma hikayeleri anlatırlardı.

Karacabey’den Bursa’ya giden at arabalarının Bursa’daki konaklama yeri “Arabayatağı” idi. Arabayatağı, Bursa’da Fevziçakmak (Fomora) Caddesinin batısında bulunan Emniyet Müdürlüğünün arkasında kalan bölgeye düşer.

Karacabey-Bursa arasındaki ilk muntazam karayolu, 1889-1891 yılları arasında Bursa’da valilik yapan Mahmud Celaleddin Paşa zamanında yapılmıştır. Bu yolun yapılışına ait hazırlanan yazıt taşında, şair, müzisyen ve tarihçi kişiliğiyle tanınan Vali Paşa’nın şu dizeleri kazılıdır:

            “Hazret-i Abdulhamit Han’ın uluvv-ü hikmeti
Servet ü saman-ı mülke açtı yer yer sahrah
Mihaliç semtinde yoğ iken tarik-i muntazam
Saye-i Şahanede inşa eyledi işbu rah
Eyledi ikdam ana vali iken Mahmud kulu
Hayra dair eserin hizmetin ecrinde yoktur istihab”[ii]

1928-1930 yılları arasında, ilk toplu taşıma aracı olarak, Hacıoğlu Fehmi Karacabey’e kaptıkaçtıyı getirdi. Daha sonra Arif Hikmet’in Galip (Karan) te bir kaptıkaçtı aldı.

Kaptıkaçtı’yı şimdiki nesil pek bilmez. Minibüsten büyük, otobüsten küçük bu toplu taşıma araçlarında cam kenarlarına yapılmış karşılıklı iki sıra halinde ve yolcuların yüzleri biribirine dönük olacak şekilde oturulur, eşyalar ortadaki boşluğa konurdu. Büyük olan bagajlar kaptıkaçtının üstüne çıkarılırdı. Daha önceleri atlı arabası ile Karacabey’in postasını taşıyan Arif Hikmet’in Galip kaptıkaçtısı ile Bandırma’ya giderken Pirenlik kırında kara saplandı. Yolcuları ve arabayı kurtarmaya çalışan Galip Karan bunun etkisi ile hastalandı ve taşımacılığı bıraktı. Daha sonra bahçıvanlığa başladı. Hacıoğlu Fehmi(Babadağlı) ise işini geliştirerek Bursa-Karacabey-Bandırma arasında çalışan “Zafer Otobüsleri” firmasını kurdu. Bu otobüslerde hissedar olarak Osman Ege ve Kamil Koç adındaki gençler ilk deneyimlerini kazandılar. 1934 yılında kızı Bahriye Hafız’ı Sait Kağıtçıbaşı ile evlendiren Hacıoğlu Fehmi genç yaşta vefat edince şirket dağıldı.

Hasan Doğanlı, “Karacabey 7” plakalı kaptıkaçtı ile ilk trafik kazasını yaparak Hamidiye köyünden Halil Doğan’ın sürdüğü öküz arabasına çarptı. Kazada, Halil Doğan beyni parçalanarak öldü.

Karacabey’li Osman Ege, Arap Ali’nin Hasan ve Halim Cavit (gazozcu) ortaklık kurarak “Osman Ege” otobüsleri ile toplu taşımacılığa başladılar. Bu ortaklığa daha sonra Mehmet Hızal da katıldı. Otobüsçülüğün yeni yeni gelişmeye başladığı bu yıllar zor yıllardı. İzmir’e de hat açan Osman Ege, yazıhanesine gelen bir İzmir’li kabadayının bıçaklı saldırısına uğrar. Kabadayının bıçağını eliyle karşılayan ve gözüpek bir delikanlı olan Arap Ali’nin Hasan’ın elleri kesilince tabancasına davranan Osman Ege saldırganı vurur. Bu olay üzerine Bursa’da Altan Oteli’nin altındaki yazıhanesinde otobüsçülüğe devam eden Osman Ege daha sonra otobüslerini Kamil Koç’a devretti ve otobüsçülüğü bıraktı.

1945’ten sonra Belediye aldığı 2 otobüsle Bursa’ya yolcu taşıdı.

1950’li yıllarda toplu taşımacılıkta otobüsçülük çok yaygınlaştı. 1954’te Bursa-Karacabey-Bandırma hattına Özen Otobüsleri girdi. 1951 yılında 5000 liraya aldığı Austin marka kasayı kaptıkaçtıya dönüştürerek taşımacılığa başlayan 1921 Tirilye doğumlu  Özen Mehmet (Mehmet Yürüten)’in otobüsleri 3 yıl öncesine kadar bu hattaki hizmetlerine devam etti.

1950’ye gelen yıllarda Mustafa Kırımlı, Kasap Mustafa (Ünlü) ve Şekerci İsmail ortaklığında “Beyaz Araba”lar rakip firma olarak ortaya çıktılar. Renkleri beyaz olan bu otobüslerin ortakları aynı zamanda Demokrat Parti’nin de kurucuları olduğu için halk arasında bu otobüslere “Demokrat arabaları” denilirdi.

İşte bu yıllarda otobüsçülük öyle bir duruma geldi ki, küçük küçük otobüs işletmeleri kurulmaya ve hepsi de ayakta durmaya çalıştılar. Ancak zaman içerisinde çoğu piyasadan çekildi. Osman Ege ile bir süre ortak olan Mehmet Hızal’ın “Hızal Otobüsleri” ve Fahri Kurt’un “Kurt Otobüsleri” buna örnektir. Rekabet öyle güçlü idi ki, otobüs garajlarında yazıhane açabilmek, oralarda tutunabilmek ayrı bir dertti. Hatta 1930’lu yılların başında Osman Ege kendisi gibi Karacabey’li ortağı Arap Ali’nin Hasan ile Bursa-İzmir seferlerini yapabilmek için İzmir’de yazıhane açmışlar. İzmirli bir kabadayı da buna mani olmak istemiş. Çıkan münakaşada kabadayı bıçağını çekmiş. Gözü pek bir delikanlı olan Arap Ali’nin Hasan bıçağa eli ile sarılınca eli kesilmiş. Bunun üzerine Osman Ege’de tabanca ile kabadayıyı vurmuş. Tabii bu olaydan şahıs olarak Osman Ege de, işletmesi de çok zarar gördü. Bir süre Bursa Ulacami’nin yanında havuzların bulunduğu meydana bakan Altan Oteli’nin altındaki kahvehaneyi yazıhaneye çevirerek işine devam etti ama bu direnmesi çok uzun sürmedi ve otobüs firmasını Kamil Koç’a devretti.

Şimdiki Ziraat Bankası`nın bulunduğu sahadan kalkarak Bursa`ya Ulu Camiin arkasına giden ve yolcuları oradan alarak Karacabey`e dönen beyaz arabaların piyasaya girdiği günlerde Belediye de 2 otobüs alarak Bursa-Karacabey arasında yolcu taşımaya başladı.

16 Mayıs 1952’de, Başbakan Adnan Menderes’in ilçemizi ziyaretinden birkaç gün önce, yeni yapılan Uluabat köprüsü hizmete açıldı. 800 bin liraya malolan yeni köprü, şimdi sadece ayaklarının kalıntıları bulunan tahta köprüden geçilirken, yolcuları otobüsten inmekten ve güvenlik gerekçesiyle köprüyü yürüyerek geçmekten kurtardı.

Karacabey’e ilk ticarî taksiyi (Dodge marka) 1952’de taksici Kenan getirdi.

5 Nisan 1954 Pazartesi günü, Çingençeşme virajını alamayan otobüsün çeşmeye çarpmasından meydana gelen kazada 9 er şehit oldu.

Hava taşımacılığı için, çatırıktan sonra Hara istikametinde giderken, benzin istasyonlarını geçtikten sonra sağ tarafta bulunan “öküz çayırı”nın yanına, II. Dünya Savaşı sırasında, 1940-41 yıllarında askeri amaçlı bir havaalanı yapıldı. Havaalanının yapımına Yd. Sb. Adil Demirtaş nezaret etti. Şimdi kullanılmıyor.

Son olarak şunu da söylemek lazım.Yukarıda adı geçen otobüs işletmelerinin adı altında ve o sistem içinde hizmet veren çok sayıda Karacabeyli otobüs sahibi vardı. O yıllarda da Dünya’yı sarsan 1929 buhranı halkı gerek askerlik, gerekse bürokrasi mesleklerine yönelmek için okumaya sevketti. Otobüsçü oldukları için ulaşım rahatlığından istifadeyle bu ailelerden bazıları çocuklarını, yakınlarını daha rahat okutabilmek imkanlarını iyi değerlendirdiler. Arif Hikmet, Kara Bekir’in İbrahim, dava vekili Kasım Alp, Sulugöz Mehmet Efendi, Ahmet Çakıray bu ailelere örnektir. Ancak unutmamak lazım ki, gerek at arabaları ile gerekse bir otobüs firmasının adı altında mal sahibi olarak veya şoför olarak ulaşım hizmeti veren bu insanlarımız, hava şartları ne olursa olsun, Karacabeylilere hizmeti aksatmadılar. Hem yaşadığımız güzel günlerimizde sevinçlerimizi, hem de acı günlerimizde üzüntülerimizi paylaşmada, umuda yolculuklarımızda ve hayatımızın her evresinde onların ulaşım hizmetinden istifade ettik. Tabii bu vefakar hizmet erbabı sadece yukarıda andığımız isimlerden ibaret değil. Bu vesile ile, şimdi hiçbiri hayatta olmayan Kara Cevat, Çamur Şevket, Meryem Ali, Fanto Osman, Kara Hüsnü, Tatar Kemal, Koca Kamil, Tiykara İsmail, Rahim Elbir, Hulusi Onur, Cavit Sezer, Lütfi Atış, Naim Torun, Boşnaklardan İsmet, Pehlivan Adem, Salih(Kankılıç), Erdoğan(Dinçer), Şevki(Mergen), Münir(Kolaç), Hasan-Hüseyin(Sayıoğlu), Yusuf-Recep(Çapriç), Sedat(Yavuz) ve Arnavut Fikret’i minnetle anıyorum.

DİPNOTLAR

[i] M. Çadırcı, Tanzimat Döneminde Anadolu Kentlerinin Sosyal ve Ekonomik Yapıları, S. 779, Ankara 1991

[ii] Bursa Ansiklopedisi, S.152

640 total views, 1 views today

Şaban YALAZI

Şaban YALAZI

Şaban Yalazı Karacabey’de doğdu. Bursa Eğitim Enstitüsü mezunudur. A.Ü. Eğitim Fakültesinde Eğitim İdaresi ve Planlaması dalında Lisans Üstü çalışması, A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi İşletme İktisadı Enstitüsü’nde Marketing dalında Yüksek Lisans yaptı. Bir sure öğretmenliğin ardından Dışişleri Bakanlığı’na geçen Yalazı, Mainz Başkonsolosluğu’nda 33 yıl görev yaptıktan sonra emekliye ayrıldı. “Karacabey”, “Nüfus ve Temettuat Defterlerine Göre Karacabey’in Ekonomik ve Toplumsal Yapısı” kitaplarını yazan Yalazı, “Başbakanlık Osmanlı Arşivlerinde Mihaliç İle İlgili Belgeler”i 6 cilt halinde derledi. Son olarak “Hüdavendigar Vilayeti Salnamelerinde Mihaliç” kitabını yayınlayan Yalazı’nın Bursa Araştırmaları Dergisi başta olmak üzere çok sayıda dergi ve gazetede Karacabey’i konu alan yazıları yayınlanmıştır. Halen Bursa Araştırmaları Dergisi yayın kurulu üyesidir. Evli ve 3 çocukludur.

Comments

Comments