Ana Sayfa Cumhuriyet Tarihi Kurtuluş Savaşı Kurtuluş Savaşı ve Demirkapı Köyü

Kurtuluş Savaşı ve Demirkapı Köyü

  • Ekrem Hayri PEKER /

Susurluk’u geçip, İzmir’e doğru giderken ortası göçmüş,  eski bir köprüyü hiç fark ettiniz mi? Ya da yolun kenarındaki Outlet centerin karşısında yer alan masa şeklindeki yükseltileri fark ettiniz mi? Size bunların öyküsünü anlatmak istiyorum.

Büyük dedenizin, adına kitaplarda rastladığınızda nasıl bir duyguya kapılırsınız? Üstelik madencilik alanında ilk milli direnişin önderi olduğunu okuduğunuzda hissedersiniz? Dostum Makine Mühendisi Bilal Barsbey, milli maden mücadelesini anlatan ve Ankara Ticaret Odası tarafından yayınlanan “ULUSAL MADEN VARLIĞIMIZ ve BOR GERÇEĞİ”   kitabını okuduğunda karşısına Büyük dedesi Hacı Şeyh Efendi’yle çıkar.

Babasının dedesi Hacı Şeyh Barsbiy, ülkemizdeki maden sömürüsüne karşı ilk direnişi başlatan insandır. Araştırmaya devam edince bu konuda ilk yazının1967 yılında bir tarih dergisinde çıktığını öğrenir. İş güvenliği tedbirleri alınmadığı için maden kazalarında yüzlerce insanın öldüğü, mermer, taş ocağı ve HES kurma adına doğanın acımasızca yok edildiği günümüzde bu direnişi tekrar hatırlatmak istedim.

Hacı Şeyh Efendi, Rus Çarlığı tarafından Çerkesya’dan sürülen Çerkeslerdendir. Kafkasya’dan gelen Çerkesler’in bir kısmı güney Marmara’ya yerleştirilirler. Hacı Şeyh Efendi ve akrabaları Balıkesir yakınlarında, Bursa-İzmir Yolu üzerinde stratejik bir öneme sahip Demirkapı köyünü kurarlar.

Kısaca köyün tarihçesi;

Demirkapı, Balıkesir ilinin Susurluk ilçesine bağlı bir köydür. Balıkesir iline 28 km, Susurluk ilçesine 16 km uzaklıktadır. Köy, Bursa-İzmir karayolu üzerindedir. Ilıman bir iklimi alanı içerisindedir. Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır.

Köyde yaşayanların büyük çoğunluğu Çerkes kökenlidir. 1864’te Kafkasya’dan sürülüp önce Balkanlar’a yerleştirilen, oradan da sürülüp gelen Abzah ve Şapsığlardan  oluşmuş bu Çerkesler, 1878’de çevredeki Manav köylerine (Atanaz,   Karamanköy, Köylüköy, Ayşebacı, Üçpınar) 15-20 hane biçiminde devletçe dağıtılmışlardır. Dört Abzah aile önderi, Hacı Şeyh Barsbiy,  Ahmet Efendi, Hafız Tahir Efendi, Hacı Ömer Efendi o dönemde Ömerköy’e ait bir mera olan şimdiki yerlerinde toplanarak Demirkapı’yı kurmuşlardır.  İlk kurulduğunda, köy 500 hane ve 2000 nüfusluydu. Daha sonra Muhacirlerinde yerleştirilmesiyle köy hızla büyümüştür.

Aile Kafkasya’daki Adıgey Cumhuriyet’inin olduğu bölgede, Maykop’un 40 km. kadar kuzeyinde bulunan Fars nehri kıyısında kurulu bulunan Hakurinehabl  (orijinal adı Khakurinokhabl –bir diğer adı da Şogenhabl ) köyünden gelmiştir. Habl/Hable Çerkes dilinde mahalle-köy anlamına gelir. Adigey deki bir kaç Abzeh köyünden biridir.

Büyük büyük dede ise Barsbiy  Mosözkoher olarak geçiyor. Aile adı olarak da ana vatanda Barsbiy Meş’oh ( dilimizde ateş böceği demek) olarak biliniyorlar.

Köyde kurulan ortaokulda öğrenciler yetmişli yılların başında köyde yaşayanlara tiyatro gösterisi yaparlardı. Köyde 1960’ların başında açılan kapalı sinema on yıl hizmet vermiştir.

Kadın ve erkeklerin eşit olduğu ve tek eşliliğin egemen olduğu Çerkes Köylerindeki yaşam şehirlerden farksızdı. Teknolojik gelişmeler takip edilirdi. Köye ilk radyoyu Barsbey ailesi getirmişti.

Fikriye Barsbey

Dışarıya göçler nedeniyle Demirkapı nüfusu şimdilerde 150 haneye düşmüştür. Kurulduğunda adı Çınarlı olan köy, söylentilere göre, köye giriş çıkışları denetleyen demirden kapılar yapılmış olması nedeniyle DEMİRKAPI adını almıştır. O dönemlerde, kervan yolu üzerinde yer alan, pazar kurulan ve kumaş satılan dükkânları da bulunan Demirkapı günümüzde dışarıya göç veriyor olmasına karşın İstanbul-İzmir karayolu üzerinde bulunması, Ömerköy demiryoluna, Balıkesir il merkezine ve Susurluk ilçesine yakınlığı nedeniyle önem taşıyan bir yerleşim yeridir.

Çerkes kültürünün yaşandığı köyde düğünler Çerkes geleneklerine göre devam etmektedir.

Dil, gençler arasında unutulmaya yüz tutmuşsa da yemek ve danslarda kültür devam etmektedir. Çerkes peyniri, kaçamak(pasta), çerkes tavuğu, şıpsı, haluj, psıhaluv(psıjohaluj-metaz) ile vazgeçilmez mutfağı vardır.

Kurtuluş Savaşı yıllarında Ethem Bey Ve yurt gezileri sırasında Atatürk köyde Adil Bey’in evinde konaklamışlardır.

Bilal Barsbey’den direnişin öyküsünü dinleyelim, “Büyük dedem Hacı Şeyh Efendi yörede bir efsaneydi. Türkçeyi az biliyordu,  Çerkesce ve Arapça konuşurdu. Köyü kurduktan sonra Mısır’a El-Ezher Medresesi’ne öğrenim görmeğe gitmiş. Yaşlılarca anlatılan bir rivayete göre köye misafir geleceğini önceden bilir, hazırlık yaptırır ve köyün başına karşılamaya gidermiş. Köyün şimdiki bulunduğu yere kurulmasını sağlamıştır. Köyün evlerinin duvarlarını dışa doğru yaptırmış. Kısaca bir nevi küçük bir kale olmuş.  Giriş çıkışları emniyete almak için, köyün girişine demir kapılar yaptırmıştır.”

Oğlu Ali’yi, yani benim dedemi 6 yaşındayken yanına alarak Mekke’ye hac ziyaretine gitmiş. Ali’yi Kabe’nin kenarına oturtarak ona “Ben tavaf edip şimdi döneceğim, sakın buradan ayrılma.” demiş. Bir müddet sonra döndüğünde “Aferin, ayrılmamışsın.” diyerek onu sever. Dedem der; “ Baba, sen gittiğinde yeşil elbiseli bir adam içeriden (Kabe’den) çıktı, başımı okşadı ve tekrar içeriye girdi.” . Hacı Şeyh bunun üzerine, “Şükürler olsun, bende bunu bekliyordum.” demiş. Dedemin bundan sonra toprağa yalın ayak basmadığı ve hep mest giydiği anlatılır.

Büyük dedem, köyün içerisinde düğün yapılmasına izin vermezmiş. Düğünler köyün dışında bir yerde yapılırmış. Bir gün düğün yapılırken düğün yerine yolu düşmüş. Saygıdan mı, yoksa korkudan mıdır bilinmez, herkes çil yavrusu gibi sağa sola kaçışmış. Yalnız gelin ortada kala kalmış. Bunu üzerine Hacı Şeyh’in “Görmüyor musun, herkes gitti, sen ne duruyorsun?” demesiyle gelinde düğün yerinden hızla kaçmış.

Gelelim bor madenine;

1850’li yılların başında, Bebek’te mermer işleri ile uğraşan Polonyalı mülteci, Henri Groppler eski ortağı Fransız Mühendis Camille Desmazures’e alçı taşından yapıldığını sandığı heykeller hediye eder. Heykellerde yüksek oranda boraks olduğunu anlayan Fransız Camille Desmazures, eski ortağıyla birlikte Türkiye’de boraks aramaya başlarlar. Aradıkları boraks Balıkesir ili Susurluk ilçesi yakınlarındaki Sultançayırı mevkiinde bulurlar. Buldukları “Pandermit” adı verilen bir bor minerali türüdür. Esasen bu saha 13 ye 14. Yüzyıllarda Romalılar tarafından işletilen bir sahadır. Hemen buldukları pandermitin işletilmesine dönük olarak sultandan 37 dönüm arazi üzerine sözde “Alçıtaşı” madeni çıkarmak üzere 20 sene müddetle işletme izni alırlar. Desmazures ve ortağı Groppler Pandermit (bor) üretimi yapacaklarını padişahtan, aynı zamanda diğer yabancı şirketlerden saklamışlardır. Çünkü bu yıllarda bor ticareti oldukça iyi para kazandırmaktadır. Bir ton bor madeni Avrupa’da 8 bin dolar fiyatla alıcı bulabilmektedir. Sultançayırı işletmesinin üretime başlamasını müteakip Desmazures Paris civarında bir boraks rafine tesisi kurmuş, Sultançayırı’ndan çıkardıkları bor cevherini alçıtaşı adı altında yıllarca ucuz değer ve harçlar ödeyerek yurt dışına çıkarmışlardır.

Balıkesir’de çıkardığı bor cevherini ülkemizde işleyecek bir tesis kurmadan Fransa’da ki fabrikasına taşıyan Desmazures ile bu kez, Osmanlı tebasından Mihran Şirinyan adlı bir ermeni arasında Pandermit (bor) işletme ruhsat sınırları üzerine anlaşmazlık çıkar.

“Desmazures, Mihran Şirinyan’Ia arasında anlaşmazIığa konu olan bölgeye bir saat mesafede 37 dönüm arazide alçıtaşı çıkarmak için 20 sene müddetle ve padişahın fermanıyla bir imtiyaz elde etmiş, o zaandan beri verilen imtiyaza aykırı (kaçak) olarak bor madeni çıkarıp dilediği gibi Avrupa’ya göndermiştir.

Mihran Şirinyan’a Maliye Nazırı Agop Kazasyan Paşa tarafından Padişahın haberi olmaksızın Susurluk nahiyesi’ne bağlı Demirkapı Çerkesbeyleri köyü yakınında Yağmurköy denilen yerden 500 ton bor madeni teslim edilmesi, Balıkesir Valiliği’ne emronulur.

Yöre halkının gösterdiği tepkilerden korkan Şirinyan, 500 ton Bor cevherini Jandarma mahiyetinde almayı istemektedir. Bu çerçevede Maliye Nazırı Agop Kazasyan Paşa’nın emri Vilayet Jandarma Kumandanlığı’na tebliğ edilir. Vilayet Jandarma Kumandanı (Alaybeyi) Halil Rıza, 500 ton bor cevherini Şirinyan’ın alabilmesine nezaret etmek üzere Vilayet Yüzbaşısı Mehmet Ağa’yı görevlendirir.

Mehmet Ağa ve mahiyetindeki erler ile Şirinciyan’la birlikte Bor cevherlerinin olduğu yere varırlar. Durumu öğrenen Çerkesler toplanarak Şirinyan’ın bor cevherlerini almasına karşı koyarlar. Çıkan arbedeyi jandarma önleyemez. Çerkesler zaptiye erlerinin bazılarını ve hayvanları kazık ve sopalarla döverler, Jandarma ve Şirinyan bor cevherini bırakıp geri dönmek zorunda kalırlar.

Daha sonra Balıkesir valisi; bor cevherlerinin Şirinciyan tarafından alınmasını sağlamak üzere, Vilayet Jandarma Kumandanı (Alaybeyi) Halil Rıza Efendiyi görevlendirir.

Vilayet Jandarma Kumandanı Halil Rıza Efendi mahiyetinde jandarma erleri ve Şirinyan’la birlikte bor cevherlerinin bulunduğu yere gelir. Karşılarında Çerkes Hacı Şeyh Efendi başkanlığında 50 kadar köylü ellerinde sopalarla beklemektedir. Köylüler, “Bu Hıristiyan yine mi geldi?” diyerek Jandarma ve Şirinyan’ın üzerine hücum ederler. Şirinciyan köylüler tarafından bir güzel dövülür. Kan revan içinde kalan Şirinyan’ı bizzat Vilayet Jandarma Kumandanı Halil Rıza Efendi, kucağında köyün içine kadar taşıyarak bir evin içine sokar. Bilahare oradan çıkılarak Şirinyan’la birlikte Balıkesir’e dönerler.

Padişahın haberi olmaksızın yabancıların menfaatlerinin korunması ve hatta bu uğurda Osmanlı Devletinin zaptiye güçlerinin kullanılmaya çalışılması sonuçta yerli halkı galeyana getirmiş devlete ve kolluk güçlerine zor kullanacak, karşı koyacak bir noktaya ulaştırmıştır.

Nihayetinde Hacı Şeyh ve üç arkadaşı Bandırma’da yakalanıp Balıkesir vilayetine getirilerek vali huzuruna çıkarılırlar. Valinin “Siz niçin Hükümete karşı gelirsiniz ve Alay Beyini döğersiniz? “ sorusu üzerine, Hacı Şeyh; “ Sultan Aziz gibi bir Padişahı hal’eden vükalaya ne yaptılar ki? Biz Alay Beyi’ni döğersek ne lazım gelir. Şayet Padişahımız bize bu madeni verin…  diye ferman ederse o vakit bir şey demeyeceklerini ” söylerler. Ardından Hacı Şeyh Barsbiy ve arkadaşları valinin huzurundan ellerini kollarını sallayarak çıkıp giderler.

Bu olayı müteakip tüm yerli halk direnişine karşın Sultançayırı bor madeni imtiyazi Cove ve Hanson şirketi ile Desmazures ve ortaklarına verilmiş,

1889 yılında Societe Lyonnaise de Borate de Chaux adlı bir Fransız şirketi de Sultançayırı yakınında Aziziye’yi de kapsayan civar sahaların imtiyazını almıştır. (50)

Bu şirket çıkardığı bor minerallerini Bandırma Limanı’na suyoluyla rahatça taşımak için tek engel olan ve yöre halkı arasında Ceneviz Köprüsü olarak bilinen eski Roma köprüsünün 1897 yılında dinamitle havaya uçurulduğu seyyah Antony Monro’nun anılarında yazılıdır. (14.Yüzyıldan Cumhuriyet Dönemine Kadar Yabancı Seyyahların Gözünden Bursa İlindeki Tarihi Eserler s,187)

SULTAN ÇAYIRI ÇARPIŞMASI

Padişahın emriyle Biga taraflarında Milli Mücadele karşıtı faaliyetlerde bulunan Ahmet Anzavur, Kasım 1919’da 300 kişiyle Susurluk’a gelen Anzavur, Balıkesir’deki millî kuvvetleri arkadan vurmak niyetinde olduğu halde halka “Yunanlılara karşı çarpışmak üzere Balıkesir’e gideceğini” söylemişti. Bu arada maiyeti kışlayı yağma etmiş, halkın hayvanlarını almış ve toplara da el koymuştur..

Bu durumdan faydalanan Ahmet Anzavur, 13 Kasım 1919 günü Susurluk’ta bir müfreze bırakarak Susurluk-Balıkesir yolu üzerinde bulunan Demirkapı’ya hareket etmiştir. Bunu duyan 61. Tümen Komutanı Albay Kazım Özalp, Anzavur’un Balıkesir’e girmesini önlemek için 14 Kasım 1919 sabahı topladığı kuvvetlerle Demirkapı istikametinde yola çıkmıştır. Aynı gün Karacabey’deki 174. Alay müfrezesi Susurluk’a doğru yönelmiştir. Ayrıca Yarbay Rahmi Bey aldığı bir emirle 14 Kasım 1919 günü 125 piyade, 35 süvari ile Karacabey’den Susurluk’a hareket etmiştir.

Tümen Komutanı Albay Kazım Özalp, 15 Kasım 1919 saat 15.30’da Demirkapı sırtlarına gelmiş, Anzavur da kuvvetlerinin çoğu ile Demirkapı’nın güney sırtlarını tutmuş, bir kısım kuvvetlerini de gerisini tehdit etmekte olan Yarbay Rahmi Bey müfrezesine karşı Susurluk cihetine göndermiştir. 16 İki ateş arasında kalan Anzavur, iki ateş kısa bir çarpışmadan sonra, Susurluk’tan getirmiş olduğu topları, cephaneleri ile birlikte bırakarak kaçtı. Geride 10 Kadar ölü 40 tane de yaralı bırakmıştı. Millî Müfreze’den ise iki subay, 15 er yaralanmış, 8 er de şehit olmuştur.

16/17 Kasım gecesi maiyeti ile birlikte Susurluk-Mustafakemalpaşa istikametine doğru kaçan Ahmet Anzavur, Der-i-kebir köyü civarında 20 kişilik bir müfreze ile çarpışmış Anzavur’un atı bu çarpışmada vurulmuş fakat kendisi kurtulmuştur.  Bunun üzerine bölgeyi tamamen temizlemek gayesi ile Salihli cephesinde bulunan Ethem Bey, vazifelendirilmiştir. Ethem Bey, 150 atlı ile 19/20 Kasım 1919’da Balıkesir’e gelerek, Tenkil Kuvvetlen Komutanı Yarbay Rahmi Bey’in yardımcısı olarak vazifesine başlamış ve diğer millî kuvvetlerle beraber yaptığı takip hareketi bir ay kadar sürmüştür.

21 Kasım 1919 günü akşamı Ethem Bey, Susurluk’a geldiğinde, Ahmet Anzavur 22 Kasım 1922 günü Gönen’e geçmiş, telgrafhaneyi ele geçirerek Yusuf İzzet Paşa’ya ve Ethem Bey’e tehdit telgrafları çekmiştir. Gönen’de mevcudunu 130 kişiye çıkaran Anzavur, 25 Kasım’da Gönen’e gelen Ethem Bey’le çatışmaya girmeden Bayramiç’e bilahare Saraçlar köyüne çekilmiş ve Ethem Bey’in yaptığı taarruz sonunda 10 kadar ölü bırakarak buradan da kaçmıştır. Ethem Bey ‘inkuvvetleri  âsileri takip ederek Karacabey’e geldi. Ahmet Anzavur burada da tutunamayarak Kirmasti’ye (Mustafakemalpaşa) sığınmak istedi. Fakat gönüllülerden teşekkül eden halk, 11 subay ve 110 er ilçenin etrafını ablukaya alınca buraya da giremeyen Anzavur, Kirmasti’nin 12 kilometre kadar doğusunda bulunan Söğütalan köyüne sığındı. Yarbay Rahmi Bey, Ethem Bey’in kuvvetleri ile birlikte elindeki bütün arabalara erleri bindirmek suretiyle 30 Kasım 1919 günü Söğütalan köyünü sararak Ahmet Anzavur’u sıkıştırdı. 41 Araziyi çok iyi tanıyan Anzavur yakalanacağını anlayınca, bütün hayvanlarını bırakarak buradan da kaçmayı başarmış, Demirkapı-Sultançayırı-Susurluk yolu ile Manyas’a geçmiştir.

ANZAVUR İSYANI

Kafkasya’dan göç eden ve Biga havalisinde yerleşen Çerkes bir aileye mensuptur. Ahmet Bey, bilahare Kütahya’da tabur kumandanlığında bulunmuştur. Alaylı bir subay olarak yükseldiği jandarma binbaşılığı rütbesindeyken emekli olduktan sonra, Biga’da oturan Anzavur, itibarlı biri olarak tanınırdı. 23 Nisan 1919 tarihinde İzmit sancağı mutasarrıflığına tayin edilen Ahmet Anzavur, 1919 yılı Ağustos ayına kadar bu görevde kaldı. 1919 yılının Ekim ayında ilk ayaklanmayı başlattı.

1920 yılı ortalarına kadar Balıkesir ve çevresiyle Adapazarı dolaylarında millî harekete karşı mücadele eden Anzavur, 16 Şubat 1920’de ayaklanan Pomakların başına geçti. İstanbul Hükümeti onu 8 Nisan 1920 tarihinde Mirimiranlık rütbesiyle Karesi sancağı mutasarrıflığına tayin etti. Bu isyan milli kuvvetlerin müdahalesi ile 16 Nisan 1920’de sona erdi.

Bu bölgede Anzavur’a yardımcı olan Şah İsmail ve Davut çeteleri gibi kuvvetler de vardı.

İsyanı bastırmak için Salihli cephesinde bulunan Ethem Bey vazifelendirildi. Ethem Bey, Anzavur’u takip etmeye başladı. Takip hareketi bir ay kadar sürdü. Anzavur, 25 Kasım’da Gönen’e gelen Ethem Bey’le çatışmaya girmeden Bayramiç’e bilahare Saraçlar köyüne çekilmiş ve Ethem Bey’in yaptığı taarruz üzerine buradan da kaçtı. Anzavur, Kirmasti’nin 12 kilometre kadar doğusunda bulunan Söğütalan köyüne sığındı.

Yarbay Rahmi Bey, Ethem Bey’in kuvvetleri ile birlikte 30 Kasım 1919 günü Söğütalan köyünü sararak Ahmet Anzavur’u sıkıştırdı. Araziyi çok iyi tanıyan Anzavur yakalanacağını anlayınca, buradan da kaçıp, Demirkapı-Sultan Çayırı-Susurluk yolu ile Manyas’a geçti. Oradan İstanbul’a kaçtı. (Akkılıç Yılmaz; Kurtuluş Savaşında Bursa, Bursa 2008).

KAYNAKÇA:

– Akkılıç Yılmaz; Kurtuluş Savaşında Bursa, Bursa 2008
-Çınkı, M. Mustafa, Ulusal Maden Varlığımız ve Bor Gerçeği,  Ankara 2002
-Mutluçağ, Hayri, Belgelerle Türk tarihi S:1 Ekim 1967 s,24
-Yıldırım, Fahri, 14.Yüzyıldan Cumhuriyet Dönemine Kadar Yabancı Seyyahların Gözünden Bursa İlindeki Tarihi Eserler Bursa-Kasım 2014

726 Toplam Okuma, 1 Bugün

Ekrem Hayri PEKER

Ekrem Hayri PEKER

Kimya mühendisi, araştırmacı, yazar, STK yöneticisi. Bursa Mustafa Kemal Paşa’da (1954) doğdu. Anadolu Üniversitesi Kimya Mühendisliği bölümü mezunu. TUBİTAK veri tabanına kayıtlı “Teknoloji tabanlı Başlangıç Firmalarına Özel İş Geliştirme” mentörü, C Grubu iş Güvenliği uzmanı olarak Nano kimyasalların tekstil materyallerine uygulamalar konusunda üniversitelerde konferanslar verdi. Yayınlanmış kitaplarından bazıları: "Kuşçubaşı Hacı Sami Bey", "Özbek Mektupları", "Yeşim Taşı - Ön Türkler ve Türk Tarihinden Kesitler", "Kafkasya'dan Anadolu'ya - Zekeriya Efendi". Belgeseltarih.com kurucu ortağı, yazarı ve yayın yönetmenidir.

Comments

Comments