Ana Sayfa Osmanlı Tarihi Çanakkale Savaşı Polemik-2: TRT’nin Çanakkale Özel Programı

Polemik-2: TRT’nin Çanakkale Özel Programı

  • Tayfun ÇAVUŞOĞLU

TRT’nin 18 Mart 1988’de Çanakkale Zaferi dolayısıyla yayınladığı program, o dönem çok tartışılmıştı. Programın önemlice bir bölümü Mehmet Akif’in Çanakkale şiirinin animasyonundan oluşmaktaydı.Programda Mustafa Kemal’in adı da hiç geçmemiş, bu konu tartışmalara yol açmıştı. Tartışmalar üzerine yazılanlara bir göz atalım.[1]

Gayr-ı Resmi Yakın Tarih Ansiklopedisi:
“Program tarih yanlışı yapmadığı için ister istemez Atatürk’ten bahsetmemişti. Çünkü 18 Mart 1915 günü noktalanan muharebelerde böyle bir isim yoktur.
…Olayın tarihi gerçeklere uygun bir şekilde sahnelenmesi üzerine, yanlışı gerçek zannedenler kazan kaldırdılar.

…18 Mart’a kadar deniz muharebeleri cereyan etmiştir ve M. Kemal ismi yoktur. Daha sonra cereyan eden kara muharebeleri esnasında ise, M. Kemal sadece o harplerde bulunmuş bir yarbaydır.[2]

Önce bir konunun altını çizelim…

18 Mart törenlerinde sadece deniz zaferi anılmaz, çünkü Çanakkale Zaferi yalnızca o günkü deniz savaşından ibaret değildir. Hemen ardından başlayan ve 8,5 ay süren, üstelik asıl büyük can kaybının yaşandığı bir kara harbi de vardır. 18 Mart çok uzun yıllardan buyana deniz ve kara savaşlarının birlikte anıldığı bir gün olarak kabul edilmiş ve uygulana gelmiştir. Dolayısıyla, 18 Mart tarihinde deniz savaşları da anılır, kara savaşları da… Ve tam da bu nedenlerle, Mustafa Kemal’in adı olmadan “Çanakkale Günü” olmaz. Ama niyet Mustafa Kemal’in adını hiç anmamak ise, 18 Mart’ı deniz savaşlarının yıldönümü diye yutturmaya kalkarsınız, o başka bir konu. 1988’lerde bu cümleler yazılıyordu, gereken cevaplar verildi, kaynaklar gösterildi, bir bir izah edildi, peki ne değişti? Daha yakın tarihlere baktığımızda, bu cevapları da görmezden gelip, ısrarla aynı şeyleri hala yazanlar var. Bu bölüm sonunda konuya tekrar döneceğiz.

Bir bilgiyi daha paylaşalım… Türkiye Cumhuriyeti döneminde, Osmanlı’dan miras olarak kabul edilen tek milli gün, 18 Mart Çanakkale Zaferini Anma Günü’dür.[3]

İlk kez 18 Mart 1918’de kutlanmaya başlanan Çanakkale Zaferi[4], Osmanlı döneminde de deniz-kara tek zafer olarak kutlana gelmiştir. Yani bu zaferin kutlanışı Cumhuriyet döneminde başlamamıştır. Dolayısıyla 18 Mart, hem deniz hem kara savaşlarını anlatır.

Gayr-ı Resmi Yakın Tarih Ansiklopedisi, M. Kemal için “…sadece o harplerde bulunmuş bir yarbaydır” ifadesine de yer veriyor… İlk bakışta akla pek yatkın gelen bu ifadenin yanlışlığını ve GRYK’nın ne yapmaya çalıştığını detaylarıyla anlatacağız…

Tuncay Öztürk (program yapımcısı):
“Program metni, M. Akif Ersoy’un Boğaz Harbi adlı şiirinden yola çıkılarak yazılmıştır. Şiirde de hiçbir isim geçmemektedir. Biz Atatürk’ü vermeyi düşündük. Ancak şiirin ve metnin içinde yama gibi kalacağını gördüğümüz için vazgeçtik.[5]

Mustafa Kaplan:
“Atatürk’e yer verilmemesi, programa inandırıcılığı artırmıştır. Çünkü Çanakkale harbinin merhum Akif tarafından ebedileştirilen tabloları, 1914 kışı ile 18 Martı arasında cereyan eden deniz hücumlarına gösterilen mukavemet esnasında gerçekleşmiştir.
Yanlışlarla beyin yıkamanın vakti geçmiştir… O kısımda rütbesi kaymakam (yarbay) olan M. Kemal Bey’in bir rolü yoktu.”[6]

Kaplan, öyle sakin sakin ve kendinden emin anlatıyor ki, şiiri bilmesek, ikna oluvermek işten değil…
Oysa… Mehmet Akif’in hepimizin bildiği ölümsüz şiirinin giriş bölümü aşağıda.
Bir daha göz atıp, deniz savaşını mı anlatıyor, kara savaşını mı anlatıyor, ikisinden mi söz ediyor, değerlendirelim.
Tabii, “yalanlarla beyin yıkama” girişiminin asıl kaynağı konusunda karar vermeyi de okurlara bırakıyoruz.

Çanakkale Şehitlerine

“..Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi.
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya-
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.

Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde-gösterdiği vahşetle ‘bu: bir Avrupalı’
Dedirir-Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!

Eski Dünyâ, yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, mahşer mi, hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihânın duruyor karşında,
Avustralya’yla beraber bakıyorsun: Kanada!

Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk:
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ…
Hani, tâuna da züldür bu rezil istilâ!

Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyle, sefil,
Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına…”

Eğer bu şiirde sadece deniz savaşı anlatılıyor iddiasındaysanız, “Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya”, “Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya”, “Avustralya’yla beraber bakıyorsun: Kanada”, “Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk”, “Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına” ifadelerinin deniz savaşıyla ne ilgisi olabilir sorularına net yanıtlar vermeniz icap etmez mi?

Çünkü 18 Mart deniz savaşı aynı gün içinde başlayıp bitmiştir… Mehmetçiğin karşısında aylarca durmak ne ola ki!
Ayrıca, Avustralya’nın, Kanada’nın, sömürge askerlerinin deniz savaşıyla ne tür bir ilgisi var?
Hâlbuki ne diyordu Mustafa Kaplan? “Mustafa Kemal’e yer vermeyince, programın inandırıcılığı artmışmış(!)…”   Anladınız siz onu!

Yeni Nesil Gazetesi:
“…Zaferin nüvesini teşkil eden deniz savaşları yapılırken, M. Kemal harbin bilfiil içinde değildir. [..] İstibdatla tarihe yön verip suni olarak şekillendirmenin bir çare olmadığını, son hadise ortaya koymuştur.”[7]

Aktüel Yazarı Sefa Kaplan:
“Belki şaşıracaksınız ama M. Kemal Paşa, 18 Mart’taki savaşta kendisinin pek fazla rolü olmadığını yine kendisi söylüyor. Ruşen Eşref’e şunları söylüyor M. Kemal: ‘Bu tamamıyla bir deniz harekâtıdır. Kıyı savunması Cevat Paşa hazretlerinin emri altında bulunuyordu.’”[8]

Yalçın Küçük:
“Türkiye’de her yılın mart ayının 18’inde top atışlarıyla kutlanan zafer, aslında bu kısa süreli deniz savaşıdır. Kemal’in hiçbir rolü bulunmuyor.”[9]

18 Mart’taki Deniz Savaşı’nda Mustafa Kemal’in çok önemli bir rolü olduğunu öne süren mi var? Yok! Ama bir yandan Yeni Nesil Gazetesi, bir yandan Yalçın Küçük, sanal yel değirmenlerine saldırıyor.

Sefa Kaplan ise Atatürk’ün 1918’deki röportajda söylediklerini –ilk kez okumuş olmalı- bir heyecan fırtınası içerisinde aktarıyor… Yine de durumdan çok emin olamadığı anlaşılıyor, “…M. Kemal Paşa, 18 Mart’taki savaşta kendisinin pek fazla rolü olmadığını yine kendisi söylüyor” ifadesiyle anlatmayı yeğliyor.

Oysa M. Kemal, Ruşen Eşref’e verdiği röportajda, 18 Mart’taki deniz savaşıyla ilgisini aktarırken, “pek fazla”, “az”, “çok” diye bir niteleme kullanmıyor ve olayı şöyle anlatıyor:

“…Fakat bu tamamen bahrî (denizle ilgili) bir harekettir. Sahil müdafaası Cevat Paşa Hazretlerinin tahtı emrinde bulunuyordu. Benim bu hareketle alâkam, dolayısıyladır. Yalnız 5 Mart (miladi 18 mart 1915) gününün sabahı Cevat Paşa Hazretleri… Maydos’ta bulunan karargâhıma gelmişti. Kendisine Seddülbahir sahil mıntıkasındaki tertibatı göstermek üzere beraber Kirte’ye gittik. Oraya vardığımız zaman, düşman donanmasının Kirte ve Alçıtepe istikametlerinde açtığı ateşin altında kaldık…
[..] Mezkûr mıntıkanın (bu bölgenin) muhafazasına memur (korunmasıyla görevli) 26’ncı alay kumandanına icap eden talimatı şifahiyemi (sözlü emir) verdim. Ve Cevat Paşa ile birlikte vazife başında bulunabilmek için Maydos’a döndük. Düşmanın mağlûbiyetiyle neticelenen bu 5 mart muharebeyi bahriyesinde (miladi 18 Mart deniz savaşlarında) kara mıntıkasının muhafazası benim uhdemde (bana ait) idi. O gün, düşmanın bazı gemileriyle sahili ateş altında bulundurmuş olmasından başka zikre şayan (söylemeye değer) hiçbir şey vuku bulmamıştır. O gün sahil bataryalarımızda bulunan askerler, zabitler ve kumandanlar cidden şayanı takdir bir fedakârlıkla, hani cesaretin, tevekkülün haddi azamîsiyle (en yüksek) sonuna kadar toplarını kullanmışlar, vazifelerini ifa etmişlerdir. Düşünün ki birçok çökmeler, infilâklar, yangınlar, zayiat arasında, daimî ateş karşısında, muharip endahtlar altında bunlar hiç titremeden vazifelerini yapmışlardır.”

Bir kara subayının, deniz savaşlarında elbette işi olmaz. Ama göz önünde bulundurmak gereken önemli bir detay var.
Burada söz konusu olan, iki donanma arasındaki bir savaş değil. Düşman donanması karadaki istihkâmları ve askeri anlamda stratejik önem taşıyan yapıları bombalıyor. Bölge eğer görev alanı içerisindeyse, elbette bu konu karacı bir subayı ilgilendirir. Nitekim Mustafa Kemal de röportajda, düşman gemilerinin bombardıman ettiği sahil kesiminin savunmasının kendi görev alanında olduğunu belirtiyor. Konuyla ilgisi olduğu kadarını anlatıyor, topçu bataryalarında görevlerini büyük fedakârlıkla yerine getiren asker ve subaylara övgü yağdırıyor.

Bir karacı asker bakışıyla ve kendi birlikleri açısından da, “O gün, düşmanın bazı gemileriyle sahili ateş altında bulundurmuş olmasından başka zikre şayan (söylemeye değer) hiçbir şey vuku bulmamıştır” diye eklemeyi ihmal etmiyor.

Belki inanmayacaksınız ama Yalçın Küçük, Mustafa Kemal’in verdiği bu gerçekçi ve objektif bilgiye de itiraz ediyor:

“…Söylediklerinin gerçekle hiçbir ilgisini bulamıyorum. Cevat Paşa’nın, Gelibolu’da, Maydos yakınındaki karargâha giderek, bir ihtiyat tümeninin yarbay rütbesindeki komutanını ziyaret etmesi imkân dâhilinde görünmüyor; usule ve savaşın gereklerine denk düşmüyor.”[10]

Yalçın Küçük, Cevat Paşa’nın o günlerdeki rütbesinin (tenzili rütbe uygulaması nedeniyle) albay olduğunu  da aktarıyor.
Bu durumda işi garantiye almak için, bu ziyaretin asıl kahramanı (ve tanıklarından) biri olan Albay Cevat Bey ne diyor diye bakmak gerekmez mi?
Bakınız, Cevat Çobanlı o günü şöyle anlatıyor:

“İlk gün Mustafa Kemal ile beraberdik. O kara cihetine, ben deniz cihetine bağlıydık. Seddülbahir’e gittik. Düşman donanmasının ilerlemekte olduğunu görünce, geriye dönüp Alçıtepe’nin yolunu tuttuk. O esnada ilk düşman mermisi başımızın üstünden geçerek Alçıtepe’ye düştü. 18 Mart sabahı böyle başlamıştı.”[11]

Yalçın Küçük’e küçük bir sürpriz de, Selahaddin Adil Bey’den gelsin…

Yarbay Selahaddin Adil Bey, 18 Mart Çanakkale Deniz Savaşı sırasında, Müstahkem Mevki Komutanı Cevat Bey’in kurmay başkanıdır. 18 Mart Çanakkale Deniz Savaşı’ndan 4,5 ay önce, yine aynı görevdeyken terfi ettirilerek binbaşılıktan yarbaylığa yükseltilmiştir. Müttefiklerin Gelibolu yarımadasında giriştiği kara harekâtı sırasında tümen komutanlığı görevinde de bulunmuş, deniz savaşında birleşik donanmaya, ardından Seddülbahir kara muharebelerinde İngiliz ve Fransızlara, Anafartalar’da İngilizlere karşı savaşmıştır. Selahaddin Adil Bey, hem deniz savaşında hem de karada olmak üzere her ikisinde de görev yapıp, askeri tarihimizde onurlu ve ayrıcalıklı bir yer edinmiştir. Fakat onun hayatı büyük sürprizlerle doludur.

1.Dünya Savaşı’nın son günlerinde bu kez Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanı olduğu sırada imzalanan Mondros Mütarekesi’nin ağır şartları gereği, geçmişte düşmana kaptırmamak için her cephesinde savaştığı Çanakkale Boğazı’nı 11 Kasım 1918’de İtilaf Devletleri’ne teslim etmek zorunda kalmış, üzüntüsünün sınırı olmayan bir yurtseverdir o.

Mondros Ateşkesi’nden sonra inancını, çalışma azmini asla kaybetmez. Milli Mücadele’ye de katılır. Selahaddin Adil Paşa, Ankara Hükümeti’nin temsilcisi olarak İstanbul’da görev yaparken, Lozan Antlaşması uyarınca 2 Ekim 1923’te İstanbul’u boşaltmak zorunda kalan işgalci devletlerin komutanlarından İstanbul’u teslim alan isimdir. Düşünün, İstanbul’un işgalden kurtulduğu böyle bir an, 1918’de Çanakkale Boğazı’nı düşmana teslim edip İstanbul’un yolunu açmak zorunda kalmanın acısını yıllarca yaşayan yurtsever bir asker için ne büyük bir mutluluktur. İşte bu Selahaddin Adil Paşa anılarında, yarbay rütbesiyle ve kurmay başkanı olarak Müstahkem Mevki’de görev yaptığı 18 Mart Çanakkale Deniz Savaşı’nı ve Albay Cevat Bey’in o gün nerede olduğunu net ifadeyle anlatmaktadır:

“…18 Mart 1915 sabahının ilk saatlerinde Bozcaada civarında toplanmış olan birleşik düşman donanmasında bazı hareketler görüldüğü ve bir müddet sonra Boğaza yöneldikleri Kumkale güneyindeki Yenişehir Tepesi gözetleme yerinden bildirilmiş ve kati taarruzun başlayacağı anlaşılmış idi.
…Pek erkenci olan Cevat Paşa, Gelibolu’ya gelmiş olan 3. Kolordu Kumandanı Esat Paşa’yı (Yanyalı) ziyaret ve Bolayır istihkâmlarını teftiş etmek üzere Gelibolu’ya hareket etmiş olduğundan, durum kendisine telgrafla bildirildiği gibi Harbiye Nezareti’ne de malumat verildi.”[12]

Selahattin Adil Bey’e Esat Paşa’yı ziyaret edeceğini söyleyip yola çıkan Cevat Bey -kendi verdiği bilgiye göre- Esat Paşa ile değil Mustafa Kemal ile görüşmüştür. 18 Mart günü, Cevat Bey’in yokluğunda saat 10.30’da başlayan deniz savaşında Türk tabya ve bataryalarını fiilen idare eden Kurmay Başkanı Yarbay Selahaddin Adil Bey, ancak saat 14.30’da geri dönebilen Albay Cevat Bey’e komutayı devretmişti. Bu konuya deniz savaşlarını anlattığımız bölümde yeniden döneceğiz…

Yarbay Mustafa Kemal’in 18 Mart’la ilgili değerlendirmesini -güya- yalanlarken ne diyordu Yalçın Küçük: “…Söylediklerinin gerçekle hiçbir ilgisini bulamıyorum.”
Kimse darılmasın, gücenmesin, “Söylediklerinin gerçekle hiçbir ilgisini bulamıyorum” cümlesi asıl Yalçın Küçük’ün bu konuda yazdıkları konusunda geçerli olabilir.

Belki bu haksız değerlendirmeyi bu denli ciddiye almak gerekmiyor olabilirdi. Ama şunu belirtmezsek, detayları da altını çizerek bir kez daha hatırlatmazsak haksızlık ederiz:

Yarbay Mustafa Kemal Bey’in 19. Tümeni 18 Mart 1915 günü itibarıyla hem 3. Kolordu’ya ve hem de (ihtiyaç durumuna göre, gerektiğinde) Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanlığı’na bağlıdır. 18 Mart Deniz Savaşı’nın hemen ertesi günü, 5. Ordu’nun da kuruluyor olması nedeniyle savaş düzeni yeniden şekillendirilmiştir. Yarbay Mustafa Kemal’in 19. Tümeni yukarıdaki sahnenin (18 Mart Deniz Savaşı) anlatıldığı tarihten tam beş gün sonra, 23 Mart 1915’te ihtiyat-ı umumi (genel yedek) olarak görevlendirildi.

Yani Cevat Bey’in Çanakkale Deniz Savaşı’nın henüz ilk saatlerinde ziyaret ettiği 19. Tümen, o tarih itibarıyla ihtiyat tümeni değildi. Yarbay Mustafa Kemal Bey, aynı zamanda Eceabat Bölgesi (Maydos Mıntıkası) Kuvvetleri Komutanıydı. Düşmanın çıkarma yapması beklenen bölgelerde ve sahilde geniş güvenlik önlemleri alınmıştı.

5.Ordu Komutanlığı’na atanarak daha sonra Gelibolu’ya gelen Liman von Sanders Paşa ilk iş olarak Yarbay Mustafa Kemal’in aldığı ve düşmanı daha karaya ayak basarken imha etmeyi öngören tedbirleri değiştirmiştir. Mustafa Kemal, Bu değişikliğe sözlü olarak itiraz etmiştir.

Bazı tarihçiler, Mustafa Kemal’in 19. Tümeninin ihtiyata alınmasında, Sanders’in planına itirazlarının etkili olmuş olabileceğini düşünüyor.

Görev değişikliği yapılınca 9 Tümen, Eceabat Bölgesi Komutanlığını 19. Tümen’den devraldı. 9. Tümen Komutanı Albay Halil Sami Bey, karargâhıyla birlikte Maydos’a geldi. Görevi devraldığı Mustafa Kemal’in savunmaya ilişkin görüşlerini benimseyen Albay Halil Sami Bey de, Sanders’in savunma planlarına yazılı olarak itiraz etti. Ama değişen bir şey olmadı. Dile getirdiği itirazların dikkate alınmamasına çok içerleyen ve bu savunma planıyla düşmanın Gelibolu’ya çıkmasına adeta yardım edildiğini düşünen Yarbay Mustafa Kemal Bey, çıkarmanın üzerinden bir hafta bile geçmeden, mektup yazarak bu durumu Başkomutan Vekili Enver Paşa’ya şikâyet etmiştir.

Bu arada, bir ilave bilgi daha… 19. Tümen’e yeni yapılanma ışığında 23 Mart’ta verilen ihtiyatlık görevi de sadece bir ay sürmüş, müttefik birliklerinin Gelibolu yarımadasına çıkarılmaya başlandığı 25 Nisan gününün ilk saatlerinde savaşa katılmasıyla da fiili olarak sona ermiştir.

Kısacası… 19. Tümen açısından “ihtiyatlık” durumu, Gelibolu’ya çıkarma başlamadan önceki 1 aylık süre için geçerlidir. Bunun dışındaki tüm zamanlar hep muharip birlik pozisyonuyla geçmiştir. Ama ortada tarihi bir gerçek olarak bir “ihtiyat tümeni” sözü var ya, Yalçın Küçük de maalesef –diğerleri gibi- Mustafa Kemal’i değersiz gösterecek bir yol, sağlam bir gerekçe bulduğunu zannetmiş, kronolojiye hiç bakmaksızın içinden geldiği gibi yazmıştır…

DİPNOTLAR

[1]  Bu makalenin genel derlemesinde kullanılan kaynak: Tayfun Çavuşoğlu, “Çanakkale 1915 – Yalanlar, İftiralar, Polemikler”, Kastaş Yayınevi, 1. Baskı İstanbul 2014

[2]    Gayrı Resmi Yakın Tarih Ansiklopedisi, s.58-60-61 (Aktaran Turgut Özakman, “Vahidettin, M. Kemal ve Milli Mücadele”, s.100-102)

[3]    İsmet Görgülü, “Çanakkale Savaşı İlk Günde Biterdi”, s.165

[4]    Org. İzzettin Çalışlar, On Yıllık Savaşın Günlüğü, s. 277 (İsmet Görgülü, “Çanakkale Savaşı İlk Günde Biterdi”, s.165)

[5]    Gayrı Resmi Yakın Tarih Ansiklopedisi, 1. Cilt, s.61 (Aktaran Turgut Özakman, “Vahidettin, M. Kemal ve Milli Mücadele”, s.100-102)

[6]    Gayrı Resmi Yakın Tarih Ansiklopedisi, s.63-71 (Turgut Özakman, “Vahidettin, M. Kemal ve Milli Mücadele”, s.100-102)

[7]    Yeni Nesil, 21 Mart 1988, Tahlil adlı imzasız köşe yazısı, Gayrı Resmi Yakın Tarih Ansiklopedisi, s.65 (Alıntılayan Turgut Özakman, “Vahidettin, M. Kemal ve Milli Mücadele”, s.100-102)

[8]    Sefa Kaplan, Çanakkale Savaşı: Zafer mi, yas mı?, Aktüel Dergisi, sayı 36,12-18 Mart 1992 (Turgut Özakman, “Vahidettin, M. Kemal ve Milli Mücadele”, s.101) Mustafa Kemal’in Ruşen Eşref ile röportajının Türkçesi sadeleştirilmiş hali son olarak Karma Kitaplar’dan yayınlandı. Bkz. Ruşen Eşref, “Mustafa Kemal Çanakkale’yi Anlatıyor”, s.18)

[9]    Yalçın Küçük, Türkiye Üzerine Tezler 5, s.64, 66

[10]  Yalçın Küçük, Türkiye Üzerine Tezler 5, s. 71

[11]  Yakın Tarihimiz, 1.C, s.77 (Turgut Özakman, “Vahidettin, M. Kemal ve Milli Mücadele”, s.102, dipnotlar)

[12]  Selahaddin Adil Paşa, “Çanakkale Cephesinden Mektuplar-Hatıralar”, s.66-67

KAYNAKLAR:

  • İsmet Görgülü, “Çanakkale Savaşı İlk Günde Biterdi”, Bilgi, birinci basım, Ekim 2008
  • Ruşen Eşref, “Mustafa Kemal Çanakkale’yi Anlatıyor”, Karma Kitaplar, birinci basım, Ekim 2007
  • Selahaddin Adil Paşa, “Çanakkale Cephesinden Mektuplar-Hatıralar”, Yeditepe Yayınları, 1. Baskı, Şubat 2007
  • Tayfun Çavuşoğlu, “Çanakkale 1915 – Yalanlar, İftiralar, Polemikler”, Kastaş Yayınevi, 1. Baskı İstanbul 2014
  • Turgut Özakman, “Vahidettin, M. Kemal ve Milli Mücadele”, Bilgi, 4. Basım, Ekim 2005
  • Yalçın Küçük, “Türkiye üzerine Tezler 5”, Tekin Yayınevi, 1. Basım 1992

149 Toplam Okuma, 1 Bugün

Tayfun ÇAVUŞOĞLU

Tayfun ÇAVUŞOĞLU

Gazeteci / Yazar - Uludağ Üniversitesi Eğitim Fakültesi Alman Dili Anabilim Dalı (1985) mezunu. 1983'ten itibaren yerel yayın organlarında muhabir, yazı işleri müdürü ve genel yayın yönetmeni olarak çalıştı. Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD) Bursa Şubesi eski (1997-2001) başkanlarından. Bursa Ansiklopedisi'ne (Yılmaz Akkılıç, 1. baskı 2002, Burdef Yayınları No:3) madde yazarlığı yaptı. E-Kitap Yayıncılık tarafından (Şubat 2018) yayınlanan “Nutuk“ için editör olarak Atatürk ve Kurtuluş Savaşı kronolojisini hazırladı. Yayınlanmış Kitabı: “Çanakkale 1915 – İftiralar, Yalanlar, Polemikler“ (Şubat-2014, Kastaş Yayınevi) Belgeseltarih.com kurucu ortağı ve yazarıdır.

Comments

Comments