Ana Sayfa Osmanlı Tarihi Çanakkale Savaşı Polemik-3: “Mustafa Kemal Çanakkale’de komutan değil, karargah subayıydı”

Polemik-3: “Mustafa Kemal Çanakkale’de komutan değil, karargah subayıydı”

  • Tayfun ÇAVUŞOĞLU

Sadece yabancılar değil, aklı başındaki Türk yazarlar da Mustafa Kemal’in 25 Nisan’da tamamen kendi inisiyatifiyle yaptığı taarruzun gayet başarılı olduğunu, Çanakkale Savaşı’nın kaderini değiştirdiğini ve hatta ilk günden savaşın sonucunu etkilediğini yazıyor. Bizim bir kısım yazarlar ise bunları tümüyle görmezden gelip, ısrarla tam tersini savunuyor.

Çünkü 25 Nisan’daki taarruz, Mustafa Kemal’in Çanakkale’deki ilk büyük başarısıdır.

Çıkarma harekâtı yürüten müttefiklerin Gelibolu’ya hâkim olmak için yaptığı harekâtın stratejisini çok erken çözen Yarbay Mustafa Kemal, Conkbayırı’na kadar ilerlemiş düşmanı önce durdurmuş, sonra da birliklerini taarruza kaldırarak kıyıya kadar sürmüştür.

Eğer bunu yapmamış ya da bu hamleyi yaptığı halde gerçekten başarısız kalmış olsaydı –Kadir Mısıroğlu’nun “harekâtı riske atmak” ifadesi çok hafif gelir- zaten Gelibolu aynı gün düşer, Osmanlı İmparatorluğu da Çanakkale Savaşı’nı daha ilk gününde kaybederdi…

Bu sıradan bir muharebe kaybı olmazdı elbette… Müttefiklerin İstanbul’u işgal arzusu da daha ilk günden mümkün hale gelmiş olurdu…

Abdurrahman Dilipak:
Mustafa Kemal Çanakkale’de komutan değil, karargâh subayı idi.”[1]

Dilipak, Mustafa Kemal’in kronolojisine bir göz atıverse… Yalnızca 31 Mart Vakası ve Balkan Savaşları sırasında karargâh subayı olduğunu, bunun dışında hep komutan olarak görev yaptığını görecek…

Kadir Mısıroğlu:
“…İsraf derecesinde asker kullanmış…[2]
…Muharebenin ilk günü 25 Nisan’da, kendi kararı ile yaptığı taarruzda başarılı olamamış, üstelik Çanakkale cephesindeki harekâtı, ihtiyatı (yedek birlikler) kullandığı için riske atmıştır.[3]

Bizim bazı “sivil” yazarlar ısrarla yalan-yanlış yaza, hattâ fütursuzca iftira ata dursun, Çanakkale Savaşı’nda fiilen görev almış, bu savaşın resmi tarihini de yazmış olan İngiliz General Oglander’in o günü, Mustafa Kemal’in 25 Nisan 1915 tarihindeki taarruzunu anlatan sözlerine, bu bölümün ilerleyen sayfalarında yer vereceğiz… Biz yeniden, gayrı resmi tarih yazıcılarına dönelim…

Milli Mücadele karşıtı gazeteci Ali Kemal:
Çanakkale müdafaasının en birinci kahramanı ne Liman Paşa, ne bilmem ne paşa idi.. Ateşe bile atılmaktan korkmayan Türk askeri idi.[4]

Kadir Mısıroğlu:
“Çanakkale muharebeleri Mehmetçik için büyük bir şeref olduğu halde, orada kumandanlık etmiş subaylar için hiç de yüz ağartıcı değildir. Çanakkale sırtlarında dört yüz bin vatan evladını gömen bir subay kadrosunun muvaffakiyetinden elbette bahsedilemez. Muharebede zayiatın bir numaralı etkeni, muhakkak ki kötü sevk ve idaredir. Buna göre oradaki kumandanlardan herhangi birisine ‘kahramanlık’ veya ‘kurtarıcılık’ sıfatları elbette izafe edilemez. Edilirse mutlak yalan ve sahtekârlıktan başka bir şey olmaz. Bu kumandan M. Kemal Paşa olsa bile.[5]

Görüldüğü gibi Mısıroğlu Çanakkale’deki şehit sayısını hiçbir belge ya da bilgiye dayanmaksızın 400 bine yükseltmiş. Sonra bu sayı kademe kademe 500 binlere kadar da geliyor. Oysa Osmanlı ordusunun Çanakkale’ye gönderdiği toplam asker sayısı 350 bindir. 350 bin askerle savaşa girip, 400 bin şehit vermek, gerçeküstü (!) beceri ister. [Kimi kaynaklarda, Çanakkale’de savaşa giren Osmanlı askeri sayısı, sonradan gelen destek birlikleri de dahil edilerek 500 bin olarak geçiyor. Öyle bile olsa, şehit sayısı asla 400 bin değil.]

Demem o ki, yanlış bilgiyle yola çıkıp, gerçeğe-doğruya ulaşılması elbette mümkün görünmüyor.

Yalçın Küçük:
“…Gelibolu, kahraman komutanı imkânsız bir mücadele alanıdır. Gelibolu’da ancak inatçı kütleler savaşabiliyor; her iki tarafta da kütlelerin inatçılığı ve kahramanlığı söz konusu olabiliyor. Gelibolu topografyası gereği, kahramanı olmayan bir direniştir. Kahramanlar, sadece iki taraftan savaşa katılan askerlerdir.”[6]

“…Gelibolu savaşını bir yarbayın (Yani M. Kemal’in) hanesine yazmak, tarihin tam bir falsifikasyonu (çarpıtılması) ve aklın tümden bozulması demek.”[7]

Görüldüğü gibi, Yalçın Küçük’ün de tek derdi var: Aman zafer Mustafa Kemal’in adına yazılmasın! Bu durumu Turgut Özakman şöyle değerlendiriyor:

“…Bu yazarlara kalırsa, Çanakkale Savaşı’nı kahraman erlerimiz kendi başlarına kazanmış. Onları eğitip yetiştiren, onların önüne düşüp hücuma kaldıran subayların, bütün yönetim ve komuta kadrosunun da hiçbir etkisi, katkısı, yararı olmamış; hepsi başarısız, biri bile kahraman değil.
Anlaşılan 8.5 ay süren Çanakkale Savaşı meydan kavgası gibi bir şey. Tümden sağduyuya aykırı bu ucuz iddiaların tek sebebi var: Aman M. Kemal’e zaferden bir pay düşmesin! Bu hırsla, iki bin şehit ve yaralı vermiş olan subayların ve komutanların hakkını bile yemekten çekinmiyorlar.[8]

Gayri Resmi Yakın Tarih Ansiklopedisi:
“…Çanakkale Savaşı’nın gerçek kahramanları, Cevat ve Selahaddin Adil Paşalar unutturuldu.[9]
…Mustafa Kemal’in tümeni yedeğin yedeği idi.[10]
…M. Kemal kara harplerinde geri planda vazife yaptı.[11]
…Devletin kitaplarının yanında, TRT’nin de aynı yanlışı tekrarlaması, Yarbay M. Kemal Bey’in ‘Çanakkale Kahramanı’ zannedilmesine sebep olmuştur. M. Kemal Paşa, Çanakkale’de göğsünü düşmana siper etmiş 1.887 subaydan sadece birisidir. İstiklal Harbinde bile vatanı kurtardığı söylenemez.”[12]

Neymiş! Mustafa Kemal’in İstiklal Harbi’nde vatanı kurtardığı bile söylenemezmiş!
Peki böyle bir cümleyi nasıl ciddiye alacağız?

Vehbi Vakkasoğlu:
“(1919’da) Halk ve hattâ münevver (aydın) zümre M. Kemal Paşa’yı tanımamaktadır.”[13]

Oysa Mehmet Emin Yurdakul, Eylül 1915’te, yani henüz Gelibolu’daki savaş sürerken, “Tan Sesleri” adını verdiği şiir kitabını yayınlar. İşte bu kitaptaki “Ordunun Destanı” adlı uzun manzumenin ilk dörtlüğü:

Ey bugüne şahit olan sarp hisarlar
Ey kahraman Mehmet Çavuş siperleri
Ey Mustafa Kemal’lerin aziz yeri
Ey toprağı kanlı dağlar, yanık yerler.[14]

Kadir Mısıroğlu:
(Birinci Anafartalar’da) …Elde edilen başarı Mustafa Kemal’e mal edilmek istenmişse de bu tarihen ve fiilen doğru değildir.[15]

Yalçın Küçük:
“Mustafa Kemal için Anafartalar’daki rolü ehemmiyetsiz diyorum. Neden Anafartalar kahramanı diyoruz? Kemal bu savaştan sonra bir anlamda açığa alınıyor, terfi ettirilmiyor.[16]

Açığa alınma konusu gerçekleri yansıtmıyor… Savaş alanından –ve müttefikler yarımadayı boşaltmadan birkaç hafta önce- rahatsızlığı nedeniyle Gelibolu’dan ayrılarak İstanbul’a dönen Mustafa Kemal, savaş bittikten hemen sonra terfi ettirilerek yeni bir göreve atanır.

“…Gelibolu’da hiçbir komutanın (Mustafa Kemal’in) kahraman olma imkânı bulunmuyor. Bir ihtiyat tümeni komutanının, bütün birlikleri aşarak savaşı kazanmasını ve kahramanlık iddiasında bulunmasını, hiçbir ciddi tarih yazıcısının ciddiye almasını imkân dâhilinde göremiyorum. Kemal Paşa için parlak bir askeri geçmiş yaratmak için bulunabilen ve seçilen tek yer Gelibolu oluyor. Yaptıklarından dolayı zamanında bir kahraman sayılmıyor. Kahramanlığının ilanı çok sonraki yıllara denk düşüyor. Mustafa Kemal Paşa’nın (Çanakkale) kahramanlığı da, Kurtuluş Savaşını yönetmesi ve liderliğini perçinlemesinden sonra yaratılıyor… Çanakkale direnişinde M. Kemal’in rolü, daha sonraki zamanlarda, çok fazla abartılıyor. Kemal Bey daha çok kuzeyde, bir ihtiyat tümeninin başında bulunuyor. Aylar süren Gelibolu direnişini, Anafartalar’daki anlık bir çıkıya(?) bağlamak, ancak aptal tarihçilerin işi olabilir.[17]

Bünyamin Ateş:
…M. Kemal’in rütbesi yarbaydı. Onun üzerinde albaylar, paşalar vardı. Padişah adına Başkumandan Vekili de Enver Paşaydı. Onun ve diğer paşaların tedbir, plan, sevk ve idaresi, 250 bin şehidin (!) kanı ile Çanakkale destanı yazılmıştır. Bu gerçeklere, hattâ M. Kemal’in sarih ifadesine rağmen koskoca destanın sevabını, götürüp M. Kemal’e boca etmek insafa, mantığa ve akla sığar mı?”[18]

Mustafa Kemal, bir ihtiyat tümeninin komutanıdır, doğru… Peki ne zaman? Çıkarma günü sabahına kadar… Savaşın başladığı saatlerde emrindeki birliklerin başında fiilen savaşa müdahale etmiş, başarılı, inatçı hücumlarla –üstelik görece az sayıdaki askeriyle- düşmanı sahile kadar sürmüştür. Aynı günün akşamı Arıburnu kuvvetleri komutanı olur, emrine ilave 3 alay daha verilir.

27, 33 ve 64. alayların da katılımıyla M. Kemal’in komutası altında tam 6 alay, bir diğer deyimle 2 tümen asker toplanmıştır. M. Kemal savaşın ilk saatlerinden itibaren fiilen savaşın içindedir.

Oysa Mustafa Kemal’den yedeğin de yedeği bir ihtiyat tümeni komutanı diye söz edip, [kendilerince “M. Kemal’in savaşla da zaferle de ilgisi yoktu” deme gayretiyle gerçekleri tahribe kalkışanlar] kitaplarının başka yerlerinde, güya başarısız hücumlardan söz edip, “askeri gereksiz yere kırdırdığı” iddiasında bulunurken bile kendileriyle çelişmiş olmuyorlar mı?

Madem savaşla ilgisi yoktu, yedeğin de yedeği bir tümenin komutanıydı -varsayalım ki başarısız bile olsa- nasıl ve hangi yetkiyle ‘hücum’ düzenleyebilmişti ki?

Mustafa Kemal Paşa için parlak bir askeri geçmiş yaratıldığı iddiası çok büyük iftiradır…  Fiilen yönettiği ordusuyla Kurtuluş Savaşı’nı kazanıp ülkesini kurtaran bir “Başkomutan”, ayrıca neden geçmişini parlatmak zorunda olsun? Buna neden ihtiyaç duysun?

Ayrıca Mustafa Kemal, daha Çanakkale savaşı sürerken, Harp Mecmuası’nın 1915’te çıkan 2 ve 4’ncü sayılarında haberlere konu olmuş ve Çanakkale (Anafartalar) kahramanı unvanıyla anılmıştır. Serveti Fünun dergisinin 24 Aralık 1915 tarihli sayısının kapağını da, Albay Mustafa Kemal Bey’in cephede silah arkadaşlarıyla birlikte çekilmiş bir fotoğrafı süslemektedir.  1918 tarihli Ruşen Eşref röportajında da, Mustafa Kemal’den Çanakkale kahramanı diye söz edilir. Üstelik henüz savaş devam ederken ve kanlı muharebeler sırasında yerli ve yabancı gazetecilerin Mustafa Kemal’e ilgisi yoğundur. Bütün bu insanların onca komutan dururken, bir karargah subayını ziyarete gelmiş olduklarını düşünebilmek, Abdurrahman Dilipak’ın hayal gücüne mahsus bir şey olsa gerek!

2.Anafartalar zaferinden sonra bu ilgi daha da artar. Devletin gönderdiği heyetlerin yanı sıra Mustafa Kemal ile doğrudan görüşebilmek için 21 Ağustos’ta Polonyalı bir bayan gazeteci gelir ve 2. Anafartalar zaferinin coşkusunu Mustafa Kemal ile birlikte yaşar. 2 Eylül’de bir Alman gazeteci gelir. 8 Eylül’de Türkiye’nin ilk filmcisi Necati Bey gelir ve 3 gün çekimler yapar.[19]

Buraya kısaca bir not düşmekte yarar var. Org. İzzettin Çalışlar, yukarıdaki anılarında cepheye gelen kadın gazeteciden isim vermeksizin Polonyalı diye söz ediyor.

Burasicanakkale.com internet sitesinde okuduğum bir yazıdaki ilave bilgi dikkatimi çekti. Bu haberdeki bilgileri aktarmam gerek.

Osmanlı arşivlerinde Çanakkale Savaşları’nı araştıran Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ahmet Esenkaya, kayıtlarda Bulgar gazeteci Wanda Zembrzuska’nın Çanakkale cephesinde görev yapan tek kadın gazeteci olarak göründüğünü söylüyor. Esenkaya’ya göre, cepheye batılı ülkelerden gelen gazeteci sayısı 50’nin üzerinde. Esenkaya bu durumu şöyle yorumluyor:

Çanakkale cephesi açıldıktan sonra, birinci Cihan Harbi’nin diğer cephelerinde oldukça bir yavaşlama, hattâ bekleme süreci başlıyor. Çünkü Çanakkale’de İngilizler kazanırsa, ki ümitleri tamamen o. Hemen İstanbul’u elde edip Mayıs ayında Almanlara karşı güçlü bir taarruzla Almanların işini bitirip, harbi en geç Haziran 1915’de tamamlamayı planlıyorlardı. Fakat Türklerin hem 18 Mart, hem de sonrasında kara muhaberelerinde kahramanca mücadelesi sonucunda bütün devletler Gelibolu’da ne oluyor diye hiç umulmadık derecede, sayısı 50’yi aşkın muhabirler grubunu bölgeye gönderiyordu. Wanda hanım da bunlardan biri. Bulgaristan’ın Otro Gazetesi’nin muhabiri Wanda Zembrzuska, 19 Ağustos 1915’te savaşları takip etmek için Osmanlı Genel Karargâhı’ndan izin talep etmiş. O zaman henüz 24 yaşında olan Bulgar gazeteci, Rumence, Fransızca, Bulgarca ve Almanca biliyor. Cephedeki ilk haberini ise Otro gazetesine 2 Eylül 1915’te ulaştırmış.

Osmanlı arşivlerinden Bulgar gazetecinin 13 günlük serüvenini incelediğini ve 5 haberini bulduğunu belirten Yrd. Doç. Dr. Esenkaya, şunları anlatıyor:

“…Bunların ilkinde, İstanbul’dan çıkıp Tekirdağ’a kadar olan yolculuğundan bahsediyor. Bir torpido botuna bindiklerini belirtiyor ve İstanbul’daki Çanakkale harbinin izlerini çok net biçimde aktarıyor. Tekirdağ’da mola verdiklerinde, cepheye yiyecek götüren deniz araçlarının tamamen bakliyat, kavun ve karpuz yüklü olduğunu gördüğü bilgilerine yer vermiş. Bu bilgiler ise bugün bize her yerden Çanakkale’ye büyük bir destek sağlandığını gösteriyor. Karargâh izlenimlerini anlatan bir diğer haberinde ise, karargâha yaklaşırken bir uçak bombardımanı ile karşılaştıklarını, ancak ciddi anlamda bir panik yaşamadıklarından bahsediyor. Bir başka haberinde bir yüzbaşı tarafından götürüldükleri Liman von Sanders ile karşılaşmasında, 64 yaşındaki komutandan ‘ne kadar diri duruyor’ diye bahsediyor. Ayrıca 5’inci Ordu karargâhının toprak üstünde olmadığını, tamamen zeminde olduğu bilgisini veriyor. Mesela bizde böyle bir bilgi yoktu. Onun anısından öğrendik. Alman Paşa Liman Von Sanders ile yaptığı konuşmaya ilişkin notlarında ise Sanders’in kendisine, ‘Cephede tek kadın muhabir olarak görev yapmaktan korkmuyor musunuz’ diye sorduğundan bahsediyor. Ayrıca etraftaki iki farklı karargâhtan bahsediyor. Birisi Alman, diğerinin ise Türk geleneklerine uygun karargâhlar olduğunu söylüyor’’ sözleriyle konuya iyice açıklık getiriyor.”

Bu durumda, cepheye gelen kadın gazetecinin kimliği konusunda tereddüt kalmıyor. Zembrzuska’nın ziyaret tarihi anlatılanları tuttuğundan, 21 Ağustos’ta Mustafa Kemal’i de ziyaret eden kadın gazetecinin Bulgar Wanda Zembrzuska olduğundan emin olmamak için neden yok. Tekrar konumuza dönersek…

10 Eylül’de tarih yazarı Ekrem Bey, 21 Ekim’de ise Suriyeli yazar ve şairler heyeti gelir.[20]

Bu heyetten Uryanizade Ali Vahid 1915 yılında yazdığı kitapçıkta Mustafa Kemal Bey’i ve Anafartalar’ı şöyle anlatır:

“…Anafartalar’a gitmek üzere sabah erken hareket olundu. O grupta bu heyet bir gün yaşadı ki, dünyada anlatımı mümkün olmaz. Karşılama, iyi muamele, ağırlama, mihmandarlık olsa da, Allah için bu kadar olur…

Bu grubun kahramanı Mustafa Kemal Bey’e, bu büyük kumandana, bütün Müslümanlar ve müttefiklerimiz şükran borçludurlar. Anafartalar’ın en nazik bir zamanında Mustafa Kemal Bey’in aldığı tertibat ve tertip ettiği bir hücum sayesinde Boğaz büyük bir tehlikeden kurtulmuştur. Heyet bu büyük kişiye esasen gıyabında önceden gönül vermiş idi… (Görüştükten sonra) Mustafa Kemal Bey, heyeti büsbütün kendine tutkun kıldı.”[21]

Özetle, muharebeler sırasında o dönemin yazarları, çizerleri, ressam ve şairlerinin büyük bölümü başarılarından dolayı Mustafa Kemal ile tanışmak için cepheye gelmiş ve izlenimlerini halka anlatmışlardır.

İşte bu anlatımlar nedeniyle Mustafa Kemal, halkın gözünde milli kahraman olur.

Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Mustafa Kemal hakkında duyduklarını nasıl masalımsı bir üslupla anlattığına göz atalım:
…Bu genç kumandan, yanında bir avuç süngülü askerle, yerden, gökten, denizden gelen sürekli bir gülle, kurşun ve şarapnel sağanağının ortasında durmadan ileri doğru atılıyor ve kollarıyla, kızgın boyunlarından yakalayıp denize yuvarlayacakmış gibi düşmanın yanı sıra topları üstüne saldırıyor. Bu insan ateşte yanmıyordu. Vücuduna kurşun işlemiyordu ve zırhlıların (savaş gemilerinin) attığı gülleler başının üstünden munisleşmiş, yırtıcı kuşlar gibi geçip gidiyordu.”[22]

Bu anlatım Mustafa Kemal’in bir masal kahramanı gibi algılandığını gösteriyor ki, o neslin de böyle büyük bir beklenti içinde olduğunu Yakup kadri, daha kitabının başında ifade eder:

“…Gençlik yıllarımız bir milli kahramana hasret geçti.”

Yakup Kadri’nin yazdıkları, Mustafa Kemal’in masal kahramanı gibi algılanması, Türk ulusunun geleceği için de belirleyici olmuştur. Bu nedenle çok önemlidir.

Mustafa Kemal, Çanakkale Savaşı’nda gösterdiği kahramanlıklarından dolayı, anlatıldığı gibi halkın gönlüne girip insanüstü bir varlık gibi algılanınca, kurşun işlemeyen, ateşte yanmayan bir komutan olarak kabul görünce, 19 Mayıs’tan sonra bu efsanevi komutan halkı yeniden savaşa çağırdığında, halk peşine takılmıştır. Savaşlardan bıkmış olmasına rağmen, elinde avucunda bir şey kalmamış olmasına rağmen Milli Mücadele’ye kalkışmıştır. Çünkü işin başında yine o komutan varsa, bu işi başarır düşüncesi yaygındır.

“…Masal kahramanı gibi algılanması ise o yıllardaki sosyal yapımızdan ve haberleşme sistemimizden doğmuştur.

O yıllarda radyo, televizyon ve telefon yok. Var olan dergi ve gazeteler de çok yaygın değil, daha ziyade büyük şehirlerde ve dar bir kesim tarafından okunuyor, halkın büyük çoğunluğu gazete görmüyor, bulsa bile okuyamıyor. Okuryazar oranımız %5. Bu durum bir meslek grubu doğurmuştur: Destancılar… Bunlar, ellerinde saz, köy köy dolaşır, halkın ilgisini çekecek olayları, yeni haberleri sazları ile manzum şekilde destanlaştırarak anlatırlar. Anlatırken de hayal güçleri oranında haberi-olayı zenginleştirirler.

Çanakkale muharebeleri sırasında da cephe ile ilgili duyulan her haber, destancılar tarafından halka aktarılır. Halk Mustafa Kemal adını destancılar vasıtasıyla duyar, onların zenginleştirilmiş anlatımları ile onu kurşun işlemeyen, ateşte yanmayan bir komutan olarak algılar.”[23]

Nitekim Erzurum’da çıkan Albayrak gazetesinde 14 Temmuz 1919 tarihinde yayınlanan şu cümle, Mustafa Kemal’in Anafartalar’da yaptıklarıyla halkın gözünde nasıl büyük bir kahraman olduğunu anlatan yukarıdaki teşhisin ne kadar doğru olduğunu gösterir:

“…Anafartalar’da milli şerefi, tarihin bugünkü nesilden beklemekte olduğu mukaddes vazifeyi yükselten ve yücelten bu muhterem komutanı bugün de Milli Mücadelenin başında görmek mesut bir görüntüdür.[24]

Anlaşılacağı üzere daha savaş sırasında Mustafa Kemal ismi efsaneleşmiştir. Halkın en büyük isteği kendisini görmektir.

Nitekim Çanakkale Savaşı bittikten sadece bir hafta sonra komutanlığına atandığı 16. Kolordu Komutanı olarak 1916’nın ocak ayında Edirne”ye girişinde Edirneliler sokaklara dökülür.

Mustafa Kemal’in Çanakkale’de ve sonrasında kurmay başkanlığını yapmış olan İzzettin Çalışlar (sonradan orgeneral), günlüğünde bu olayı anlatır ve M. Kemal’in “Yaşasın Arıburnu ve Anafartalar Kahramanı Mustafa Kemal Bey” yazılı pankartlarla karşılandığını aktarır.

Yani zamane yazarlarının yazdığı gibi, bu şöhretin sonradan yakıştırma olmadığı çok açık. Sadece bunlarla da sınırlı değil. Turgut Özakman’ın “Vahidettin, M. Kemal ve Milli Mücadele” kitabından birkaç örnek aktaralım:

Eski Sultan II. Abdülhamit:
…Rabbime şükürler olsun ki (Çanakkale ile ilgili) ummaya bile cesaret edemediğim zafer haberi ulaştı… Bu büyük zaferi, Mustafa Kemal Bey adında bir miralay (albay) kazanmış. Allah, devletime hizmeti geçenlerden razı olsun.”[25]

Lütfi Simavi (Saray Başmabeyincisi):
Bu gezide, Çanakkale kahramanlarından Mustafa Kemal Paşa da bulunmaktaydı. Mustafa Kemal Paşa’yı ilk defa olarak 1917 yılı aralık ayında, Veliaht Vahidettin Efendi’nin beraberinde Almanya’ya gideceğimiz gün gördüm… Çanakkale’deki övünç ve gurur verici hizmetleriyle herkes gibi ben de kendisini gıyaben tanıyordum. Hizmetlerinden, başarılarından dolayı kendisini orada tebrik ettim.”[26]

Veliaht Vahidettin:
“(15 Aralık 1917’de Almanya seyahatinin ilk günü, trende) Affedersiniz Paşa Hazretleri, birkaç dakika evveline kadar kiminle seyahat etmekte olduğumu bana izah etmemişlerdi. Ancak trenin hareketinden sonra aldığım bilgi üzerine gıyaben çok iyi tanıdığım ve takdir ettiğim bir komutanımızla bulunduğumuzu anladım.Ben sizi çok iyi bilirim. Arıburnu’nda ve Anafartalar’da yaptığınız bütün icraat ve kazandığınız muvaffakiyetler tamamen malumumdur. İstanbul’u ve her şeyi kurtarmış bir komutanımızsınız, beraber seyahat etmekte olduğum için çok memnunum ve bundan şeref duyuyorum.”[27]

Alman İmparatoru Kaiser II. Wilhelm:
(19 Aralık 1917: Mustafa Kemal’in ağzından, İmparator’a takdimi) …Eliyle benim elimi tuttu ve çok yüksek bir sesle Almanca olarak, ’16. Kolordu’, ‘Anafarta’ sözlerini telaffuz etti. Bütün hazır bulunanlar İmparator’un bu uyarısı üzerine bana döndüler. Ben Kaiser’in ne demek istediğini anladığımdan biraz sıkıldım ve önüme baktım.

İmparator, benim bu mahcup ve mütevazı vaziyetimden şüphelenerek yanlış bir hitapta bulunmuş olması ihtimalini düşünmüş olsa gerek bana sordu:

-‘Siz 16. Kolordu Komutanlığını ve Anafartalar’ı yapmış olan Mustafa Kemal değil misiniz?’

-‘Evet Ekselans!’[28]

İsmail Hakkı Okday (Vahidettin’in damadı):
Vahidettin Efendi bu seyahate çıkarken… O zaman ‘Anafartalar Kahramanı’ diye anılan Mustafa kemal Paşa’yı da yanına almıştı.”[29]

Rıza Tevfik, 19 Ağustos 1918:
Tevfik Fikret’e yapılan ilk anma töreni için… Geldiği zaman kendisini orada bulunanlara ve Tevfik Fikret’in eşine ‘Anafartalar Kahramanı Meşhur Miralay Mustafa Kemal Beyefendi’ diye takdim etmiştim.[30]

İşin özü şu ki… Cumhuriyet kurulduktan sonra geriye dönüp, tarihe takla attırılıp, sahte bir kahraman yaratılmış değildir.

Bakınız, M. Zekeriya Sertel, henüz Samsun’a yolculuk, Sivas Kongresi, TBMM ortalarda yokken, 20 Mart 1919’da yayınlanan Büyük Mecmua’nın 3. sayısında şunları yazıyor:

“…Osmanlı tarihinin en şerefli sayfasını işgal edeceğine şüphe olmayan Çanakkale başarısı, orada çarpışan Türklük ruhunu, Türklük fedakârlığını ispat ettiği gibi, bir de M. Kemal gibi büyük bir kahramana malik olduğumuzu gösterdi. Tarih Çanakkale vakasını kaydederken, hiç şüphesiz M. Kemal ve Cevat paşaların isimlerini de altın harflerle yazacaktır.”[31]

Fazla söze gerek var mı?

Müttefik Başkomutanı General Hamilton’un Gelibolu’ya çıkarmanın başladığı 25 Nisan’da günlüğüne yazdıklarından birkaç cümle konunun çok net anlaşılmasına katkı sağlayacaktır:

“…(Sabah) Kabatepe açıklarındayız.

…Askerler Sarıbayır’a ulaşmaya çalışıyorlar. Dalgalar halinde ilerliyor ve kaybolan izler ardında yeni dalgalar beliriyor.

…Türklerin bir sürpriz yapıp bu manzarayı bozmayacaklarını umarım. Mısır gazetelerinin yayınlarına, İstanbul casuslarının çabalarına rağmen, taktik darbemizi onlara kendi topraklarında indirdik ve düşmanımızın komutanını [Liman von Sanders] şaşırttık. Kabatepe ve Sağırdere kıyılarını kaplayan Y Kumsalı alanında Türklerden ses yok! Avustralyalılar Türk ordusunu Maltepe’den (Sarıbayır’ın doğusu) tamamen silkip atarlarsa, Gelibolu yarımadası kazanılmış olacak.

…Savaş gemileri Türk siperlerine mermi yağdırıyor. Zafere ulaşma yolundayız.”[32]

Hamilton’un korktuğu, çok gecikmeden başına gelir. Bilin bakalım Hamilton’a o sürprizi yapan Türk komutanı kimdir?

NOT:
Bu yazının derlenmesinde kullanılan kaynak: Tayfun Çavuşoğlu, “Çanakkale 1915 – Yalanlar, İftiralar, Polemikler”, Kastaş Yayınevi, 1. Baskı İstanbul 2014

DİPNOTLAR:

[1]        Abdurrahman Dilipak, (Cumhuriyete Giden Yol, s.21) (Turgut Özakman, “Vahidettin, M. Kemal ve Milli Mücadele”, s.100-102)

[2]        Kadir Mısıroğlu, Lozan, 1.C., s.158, (Turgut Özakman, “Vahidettin, M. Kemal ve Milli Mücadele”, s.100-102)

[3]        Kadir Mısıroğlu, Lozan, 1.C., s.158, (Turgut Özakman, “Vahidettin, M. Kemal ve Milli Mücadele”, s.100-102)

[4]        Ş. Kutlu, (Ali Kemal), s. 74, HTM, sayı 12, Ocak 1971 (Alıntılayan: Turgut Özakman, “Vahidettin, M. Kemal ve Milli Mücadele”, s.100-102)

[5]        Kadir Mısıroğlu, Lozan, 1.C., s.156, (Turgut Özakman, “Vahidettin, M. Kemal ve Milli Mücadele”, s.100-102)

[6]        Yalçın Küçük, Türkiye Üzerine Tezler 5, s. 67, 255

[7]        Yalçın Küçük, Türkiye Üzerine Tezler 5, s. 83

[8]        Aktaran:Turgut Özakman, “Vahidettin, M. Kemal ve Milli Mücadele”, s.104

[9]        Gayrı Resmi Yakın Tarih Ansiklopedisi, 1. Cilt, s. 55, 115,116 (Turgut Özakman, “Vahidettin, M. Kemal ve Milli Mücadele”, s.100-102)

[10]      Gayrı Resmi Yakın Tarih Ansiklopedisi, 1. Cilt, s. 85, 115,116 (Turgut Özakman, “Vahidettin, M. Kemal ve Milli Mücadele”, s.100-102)

[11]      Gayrı Resmi Yakın Tarih Ansiklopedisi, 1. Cilt, s. 121, 115,116 (Turgut Özakman, “Vahidettin, M. Kemal ve Milli Mücadele”, s.100-102)

[12]      Gayrı Resmi Yakın Tarih Ansiklopedisi, 1. Cilt, s. 133, 115,116 (Turgut Özakman, “Vahidettin, M. Kemal ve Milli Mücadele”, s.100-102)

[13]      Vehbi Vakkasoğlu, Son Bozgun, 3.C., s.19, dipnot, (Turgut Özakman, “Vahidettin, M. Kemal ve Milli Mücadele”, s.100-102)

[14]      Oktay Akbal, Milliyet, 28 Mart 1992 (İsmet Görgülü, “Çanakkale Savaşı İlk Günde Biterdi”, s. 186)

[15]      Kadir Mısıroğlu, Lozan, 1.C., s.164 (Turgut Özakman, “Vahidettin, M. Kemal ve Milli Mücadele”, s.100-102)

[16]      Erkekçe dergisi, Ekim 1986, s.169 (Turgut Özakman, “Vahidettin, M. Kemal ve Milli Mücadele”, s.100-102)

[17]      Yalçın Küçük, Türkiye Üzerine Tezler 5, s. 102, 248, 255

[18]      Yeni Nesil Gazetesi, 20 Mart 1988 tarihli sayı, Gayrı Resmi Yakın Tarih Ansiklopedisi, 1. Cilt, s. 62 (Alıntılayan: Turgut Özakman, “Vahidettin, M. Kemal ve Milli Mücadele”, s.105)

[19]      Org. İzzettin Çalışlar, Atatürk’le 2,5 yıl, s.53 (İsmet Görgülü, “Çanakkale Savaşı İlk Günde Biterdi”, s.188)

[20]      İsmet Görgülü, “Çanakkale Savaşı İlk Günde Biterdi”, s. 188

[21]      Uryanizade Ali Vahid, Çanakkale Cephesinde Duyup Düşündüklerim, sayfa 19-20 (İsmet Görgülü, “Çanakkale Savaşı İlk Günde Biterdi”, s.188)

[22]      Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Atatürk, İletişim Yayınları, s.29 (İsmet Görgülü, “Çanakkale Savaşı İlk Günde Biterdi”, s.189)

[23]      İsmet Görgülü, “Çanakkale Savaşı İlk Günde Biterdi”, s.190

[24]      İsmet Görgülü, “Çanakkale Savaşı İlk Günde Biterdi”, s.193

[25]      Sultan Abdülhamit’in Hatıra Defteri, s.158 (Turgut Özakman, “Vahidettin, M. Kemal ve Milli Mücadele”, s.113)

[26]      Lütfi Simavi, Osmanlı Sarayının Son Günleri, s.114 (Turgut Özakman, “Vahidettin, M. Kemal ve Milli Mücadele”, s.113)

[27]      Atatürk”ün Anıları, Yayına Hazırlayan İsmet Görgülü, Bilgi, 1997, s.74 (Turgut Özakman, “Vahidettin, M. Kemal ve Milli Mücadele”, s.114), ayrıca İsmet Görgülü, “Çanakkale Savaşı İlk Günde Biterdi”, s.192

[28]      Atatürk”ün Anıları, Yayına Hazırlayan İsmet Görgülü, Bilgi, 1997 (İsmet Görgülü, “Çanakkale Savaşı İlk Günde Biterdi”, s.192)

[29]      İsmail Hakkı Okday, “Yanya’dan Ankara’ya” s.329, (Turgut Özakman, “Vahidettin, M. Kemal ve Milli Mücadele”, s.114)

[30]      Rıza Tevfik Bölükbaşı, “Biraz da Ben Konuşayım”, s.49, İletişim Yayınları, İstanbul 1993 (Turgut Özakman, “Vahidettin, M. Kemal ve Milli Mücadele”, s.114)

[31]      Büyük Mecmua, 20 Mart 1919, sayı-3, M. Kaplan, Devrin Yazarları, 1. C. s. 84 (Alıntılayan: T. Özakman, Vahidettin, M. Kemal ve Milli Mücadele, s.114

[32]      Ian Hamilton, Gelibolu Hatıraları-1915, s.101-103

KAYNAKLAR
Ian Hamilton, “Gelibolu Hatıraları 1915”, Örgün Yayınları, 2. Baskı, 2006
İsmet Görgülü, “Çanakkale Savaşı İlk Günde Biterdi”, Bilgi, birinci basım, Ekim 2008
Tayfun Çavuşoğlu, “Çanakkale 1915 – Yalanlar, İftiralar, Polemikler”, Kastaş Yayınevi, 1. Baskı İstanbul 2014
Turgut Özakman, “Vahidettin, M. Kemal ve Milli Mücadele”, Bilgi, 4. Basım, Ekim 2005
Yalçın Küçük, “Türkiye üzerine Tezler 5”, Tekin Yayınevi, 1. Basım 1992

224 Toplam Okuma, 1 Bugün

Tayfun ÇAVUŞOĞLU

Tayfun ÇAVUŞOĞLU

Gazeteci / Yazar - Uludağ Üniversitesi Eğitim Fakültesi Alman Dili Anabilim Dalı (1985) mezunu. 1983'ten itibaren yerel yayın organlarında muhabir, yazı işleri müdürü ve genel yayın yönetmeni olarak çalıştı. Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD) Bursa Şubesi eski (1997-2001) başkanlarından. Bursa Ansiklopedisi'ne (Yılmaz Akkılıç, 1. baskı 2002, Burdef Yayınları No:3) madde yazarlığı yaptı. E-Kitap Yayıncılık tarafından (Şubat 2018) yayınlanan “Nutuk“ için editör olarak Atatürk ve Kurtuluş Savaşı kronolojisini hazırladı. Yayınlanmış Kitabı: “Çanakkale 1915 – İftiralar, Yalanlar, Polemikler“ (Şubat-2014, Kastaş Yayınevi) Belgeseltarih.com kurucu ortağı ve yazarıdır.

Comments

Comments