Ana Sayfa Balkanlar Üçüncü Batı Trakya İdaresi

Üçüncü Batı Trakya İdaresi

  • Ekrem Hayri PEKER

Balkanlarda Kiliselerin öncülüğünde başlayan milliyetçilik hareketi Osmanlı İmparatorluğu’nda ayrılıkçı isyanları başlattı. Osmanlı’ya karşı ilk isyanlar Sırbistan’da başladı.

Osmanlı vergi sisteminin bozulması, hukuk sisteminde keyfiliğin yayılması, yeniçerilerin keyfi davranışlarının Sırp isyanının tetikleyici olduğu konusunda tarihçiler hemfikirdir. Süreç otonom bir Sırp bölgesinin ve yarı bağımsız Eflak Eyaletinin kurulmasıyla sonuçlandı.

Kilisenin çabalarıyla Mora Yarımadasında yaşayan Yunanlıların  isyan etti. Fenerli Rumların Eflak Eyaletinde kurduğu (İpsilanti kurmuştur) Etnik-i Eterya Cemiyeti bölgede yıllardır Faaliyetteydi. Mora/Peloponez yarımadasında Hristiyan Arnavutların nufusun çoğunluğunu oluşturduğu ve bölgede yaşayan Greklerin azınlık durumunda olduğu nedense tarihçiler tarafından es geçilir. Sırp ihtilalinde bu denli görülmeyen veya kayıtlara geçmeyen katliamlar bu ayaklanmada görülür. Mora Yarımadası’nda yaşayan otuz bin Müslüman halktan iki bin kişinin kurtulduğu çoğu Arnavut kökenli yazılıdır. Kadın ve çocukların bir kısmı köle yapılmak için sağ bırakılır. Yabancı konsolosların aracılığıyla teslim olan Preveze kalesindeki Müslümanlar ve Atina’daki Akropol’e sığınan Müslümanlar verilen sözlere rağmen katliama uğrar. Balkanlarda bağımsızlık hareketi, milli devletlerin kuruluşu etnik temizlik temelinde yükselir. Mısır’dan gelen Kavala’lı Mehmet Ali Paşa’nın oğlu İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetlerin yardımıyla isyan bastırıldı. Ancak Avrupalı aydınların baskıları hükümetin üzerinde etkili olur. Osmanlı Donanması Navarin Körfezinde yakılır ve Yunanistan’ın bağımsızlığı kabul edilir. Yunanistan’ın bağımsızlığına giden süreç Avrupalı Aydınlarca başlatılmıştır. Kısacası Yunan Devleti Avrupalı Aydınların eseridir diyebiliriz. Yunanistan’ın başına Alman kökenli bir prens getirilir. Ancak İngilizler bu devleti himayelerine alır. Napolyon savaşlarından sonra ele geçirdiği Venediklilere ait adalar yeni devlete bırakılır(1862).

Yunan Devleti fırsat buldukça topraklarını büyütmek için Osmanlılara saldırdı. 1841’de Girit Adası’nda ayaklanma başlatır. Kırım Savaşı sürerken (1853-1856) Yunan kuvvetleri Teselya ve Epir bölgelerine saldırır, ancak İngiliz ve Fransız baskısıyla geri çekilirler.

Girit’te yaşayan Rumlar 1866 yılında ikinci bir ayaklanma başlatılsa da Osmanlılar tarafından bastırılır.1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı Yunanistan için bir fırsat olur. Berlin Antlaşması’na konulan bir maddeden faydalanarak Teselya’nın büyük bir bölümü ve Epir bölgesinden bir bölge Yunanistan’a geçer.

1896’da Girit’te yeni bir ayaklanma başlar. Ada da çatışmalar sürerken 1897’de Osmanlı Devleti’ne saldırırlar. Kısa bir sürede mağlup olsalar da masadan galip kalkarlar ve Girit Adası’nda özerk bir yönetim kurulur. 1841 ve 1896 yılları arasında adada yaşayan Müslümanlar katliama uğrar. Bir kısmı da Anadolu’ya göç eder. Ada 1908’de Yunanistan’a katılır.

Çok geçmeden 1912’de Balkan Savaşı patlak verir. Balkanlar kan içinde kalır. Osmanlı orduları art arda yenilir. Yunan kuvvetleri Selanik kapısına dayanır. O dönemde Selanik şehrinin yüzde 40’ı Müslüman, yüzde40’ı Yahudi ve kalan yüzde 20 Rum, Arnavut, Bulgar gibi çeşitli halklardan oluşuyordu. Bölgenin ticaret merkezi olan Selanik Osmanlı İmparatorluğu’nun en zengin kentlerinin başında geliyordu, şehrin zarar görmesini istemeyen Burjuvalar Şükrü Paşa’yı ikna ederek tek bir silah atılmadan şehrin teslimini sağlarlar. Bulgar kuvvetleri de Batı Trakya ve Edirne’yi işgal etti, Birinci Balkan Savaşı ve İkinci Balkan Savaşı sonrası yaşananları biliyoruz. Sonunda birkaç cephede savaşmak zorunda kalan ve bir kısmı başka bölgelere gönderilen Bulgar kuvvetlerine karşı Enver Paşa komutasındaki gönüllü kuvvetler Edirne’yi kurtarır. Süleyman askeri Kuşçubaşı Eşref ve Sami Beyler, Yakup Cemil gibi daha sonra Teşkilat-ı mahsusa da görev almış kahramanlar yöredeki Bulgar kuvvetlerini art arda bozguna uğratarak Stuma-Karasu’na kadar olan yöreyi kurtarıp Batı Trakya Türk Cumhuriyeti Devleti’ni kurar. Bu devlet Yunanistan, Fransa ve Bulgaristan bu ülkeyi tanırlar.

Belki ismi cumhuriyet oluşundan belki İttihat ve Terakki içindeki çekişmeler, Balkan Savaşı’nda arabulucu olan devletleri küstürmemek sebebiyle bu Cumhuriyet’i tanımadılar ve yıkılması için çaba gösterdiler. Batı Trakya Cumhuriyet’i Cemal Paşa’nın baskısıyla yıkıldı ve Batı Trakya bölgesi Bulgaristan’a teslim edildi. Konuyla ilgili çok sayıda yayın olduğu için burada noktayı koyalım.

İkinci Trakya İdaresini İskeçe ve Sturuma Nehri arasında kurulan İkinci Batı Trakya Cunta yönetimi tarihimizin tozlu sayfaları arasında kaybolmuştur.  Batı Trakya Türklerinin ve Teşkilat-ı Mahsusa’nın bölgedeki çalışmaları hiç sona ermedi.

Birinci dünya Savaşı’ndan sonra bölge Fransız işgali altına girer. Yunan Başbakanı Venizelos Bölgeyi Yunanistan’a katmak istemektedir.

Venizelos kulis çalışmaları netice verir, 27 Kasım 1919 tarihli Neuilliy Antlaşmasına Batı Trakya’ da halkın hangi devlete bağlanacağına dair bir referandum yapılmasıyla ilgili bir madde kaydırdı (48. madde). Bu antlaşmanın kabulünden sonra Venizelos bölgedeki faaliyetlerini arttırdı. Bölgedeki türk çiftlik ağlarını satın almaya çalıştı.

Bölgedeki 4 ilin Gümülcine, Dedeağaç, Sofulu ve Dimetoka’ nın nüfus yapısı (Lozan Tutanaklarına göre):

Bulgar; 26266
Rum; 33904
Ermeni; 923
Yahudi; 1374
Türkler (Müslümanlar) 129118 idi.
Görüldüğü gibi bölgede yaşayan Türk nüfusu Rumların dört katıydı. Üstelik Bulgarlar karşıydılar. İstanbul’ u da içine alan bölgeyi Yunanistan’a katmak isteyen Venizelos’un verdiği rakamlara göre bölgede yaşayan (1919 Yılı) nüfusun dağılımı şöyleydi:

Rum – 730.822
Bulgar – 112.174
Ermeni – 183.213
Musevi – 65.821
Diğer Milletler – 151.151 (Yahudiler, Ulahlar, Arnavutlar)
Türkler/Müslüman 957.425
Toplam nüfusun (2.200.646) %32,3’ü Rumdu. Venizelos’un etkisi altında kalan Fransız Valisi General Charpier referandum sonuçlarını değiştirmeyi başardı. İstanbul ve Ankara hükümetleri arasındaki iç savaş bölgenin Yunanistan’a geçmesini kolaylaştırdı. Referandum neticesi halkın Yunanistan’a ilhakı olarak ilan edildi. Yunan kuvvetleri Plesibitten sonra ciddi bir karşı koyma olmadan bölgeyi işgale başladılar. İşgal 22 Mayıs 1920’de sona erdi. Bölgedeki Türklerin bir kısmı işgali tanımayarak, 21 Mayıs 1920’de Gümülcine’nin Hemitli Bölgesinde Batı Trakya Ulusal Hükümeti Kurdular. Hükümetin başkanı Peştereli Tavfik Bey’di. Genel Kurmay Başkanlığına tanıdığımız, gerilla savaşı ya da komitacılıkta uzman bir isim getirildi. Yüzbaşı Fuat Alkan getirildi. Yardımcılığına ise sonraki yıllarda TBMM’de tabi senatörlük görevinde bulunan Fahri Özdilek seçildi. Bu hükümet 24 Temmuz 1923 Yılı’na kadar mücadelesini siyasi ve askeri alanda sürdürmüştür. Gerilla tarzı mücadelesiyle Yunanistan’ın bölgeye, Trakya ve Anadolu’ya asker ve silah sevkiyatını engellenmeye çalışılmıştır. Bu amaçla telefon ve telgraf hatları kesilmiş, köprüler havaya uçurulmuştur. Bölge halkının destek vermesiyle eylemler devam etmiş, demiryolu hatları tahrip edilmiş, istasyon binaları basılmıştır. Bölgedeki yunan askeri birliklerini de karşı baskınlar verilmiş, çok sayıda yunan askeri öldürülmüştür.  4-5 Nisan günlerinde Fuat Balkan ve Şevket Bey’in komutasındaki 1 müfreze Gümülcine Şehrini topa tutarak kenti alt üst ettiler. Askeri mücadele sürerken Batı Trakya Ulusal Hükümeti Viyana, Roma, Paris ve Barış antlaşmaları sürerken Lozan’a Temsilciler gönderilmiştir. Lozan Mücadelesi sürerken mücadeleye verilen lojistik destek durdu. Lozan’da görüşmeler sürerken konuyu müzakere masasına getiren heyetimiz bu konuda pek başarılı olamamıştır. Romanya, Bulgaristan ve Sırp -Hırvat Krallığı ( Yugoslavya) Yunanistan’ı desteklemişlerdir. Yunanlılar bölgenin Bulgaristan’dan Neuilly antlaşmasına göre yapılan plesibitle Yunanistan’a katıldı. Dimetoka’yı Osmanlı Devleti’nin kendi istekleriyle Bulgaristan’a verdiklerini öne sürmüşlerdir. Kral’a hükümetin yıkılıp sürgünden geri dönüp başkanlığı üstlenen Veizelos’un karşımızda oluşu Türkiye için büyük bir dezavantaj olmuştu. Türk heyeti plesibit isteği destek görmemiştir. Bulgar heyeti bölgede özerk bir yönetim veya daha önce olduğu gibi müttefiklerinin yönetiminde 1 idare kurulmasını istediler. Türk yönetiminin bölgedeki arazilerinin %84 ‘ünün Türklere ait olduğunu ileri sürmüşse de Plesibit telebi kabul edilmemiştir. Lozan Antlaşmasına bölgeyle ilgili konan 36 -37-38-39-40-41-42 ve 43. maddelerle din, dil, mülklerini muhafaza etmeleri bölge nüfus yapısının korunması kabul edilen son nokta konulmuştur. Norveç Temsilcisi Nansen’in teklifi ile nüfus mübadelesi yapılmış Mesta ve Serez arasında yaşayan Müslümanlar Türkiye’deki Rumlarla değiştirilerek oradaki Türk varlığını son verilmiştir.

 

Kaynakça:

1) Batı Trakya’nın Dünü Bugünü Ümit Kurtuluş  İstanbul 1973
2) Bir Komitecinin Anıları Fuat Balkan İstanbul
3)Sırlar Prof. Dr. Yalçın Küçük  İstanbul
4)Teşkilat-ı Mahsusa’dan Hacı Sami Bey  Ekrem Hayri Peker İstanbul 2012
5) Tarihte Girit ve Osmanlılar Dönemi N. Ahmet Benguoğlu  İstanbul
6) Balkan Savaşı İbrahim Artunç İstanbul
7) Enver Paşa’nın Anıları (19-1908) Hazırlayan:Halil Erdoğan Cengiz İstanbul 1908

166 Toplam Okuma, 1 Bugün

Comments

Comments