Ana Sayfa Genel Tarih Kültürel Tarih Yitirdiğimiz Osmanlı Kenti: Bursa

Yitirdiğimiz Osmanlı Kenti: Bursa

  • Ekrem Hayri PEKER

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın eserlerinde Bursa’nın yeri ;
Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Bursa sevgisini incelemeden önce A.H.Tanpınar’ı kısaca tanımalıyız.A.Hamdi Tanpınar edebiyatımızda pek gün ışığına çıkarılmak istenmemiş,gölgede bırakılmış bir yazarımızdır.
Oysa adına bir araştırma enstütüsü kuracak kadar önemli bir yazarımız olduğunu düşünüyorum.
Tanpınar’ ın gençliği (Doğumu 1901) Osmanlının çöküş yıllarıdır. Bugünkü adıyla İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesini bitirdiği 1923 yılı Osmanlının yanmış yıkılmış mirasından yeni bir devletin Türkiye’nin doğduğu, cumhuriyetin ilan edildiği yıldır.
Edebiyat Fakültesinde okurken hocası Yahya Kemal Beyatlı’nın etkisiyle Divan şiirini; Bakî, Nef’i Nedim, ve Şeyh Galip gibi divan şairlerini,Fransız şiir ustalarını incelemiştir. Ahmet Haşim’in edebi tarzından da etkilenmiştir. Annesini küçük yaşta yitirmiştir şair ve ona duyduğu özlemi, içindeki acıyı ilk eserlerinde dile getirmiş içe dönük bir bakışla doğa ile iletişim kurmaya çalışmıştır.
Ahmet Hamdi Tanpınar eserlerinde geçmişle, gelecek; Doğu ile Batı arasında bir köprü kurmaya çalışmıştır. Osmanlı kültürünün geri plana itilmesini, kültürel geçmişten kopukluğumuzu daha sonra yazacağı romanlarda bilhassa Huzur adlı eserinde dile getirmiştir.
Önce şiirle başlar edebiyatımıza katkısı. Adını Musul Akşamları adlı şiirle duyurur. Sonra diğer şiirleri yayınlanır. Dergâh, Milli Mecmua, Hayat, Görüş, Ülkü, Varlık, Oluş, Kültür Haftası, Aile… dönemin edebi dergilerinde.
Ankara ve İstanbul’ daki çeşitli okullarda edebiyat öğretmenliği yapar. Anadolu’ yu tanır. 1939’ da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde kurulan Yeni Türk Edebiyatı Kürsüsü profesörlüğüne getirilir. 1942-1946 yılları arasında Maraş milletvekilidir. Bir sure Güzel Sanatlar Akademisinde Estetik dersleri verir. 1946 yılında tekrar İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesindeki eski görevine döner ve 1962 yılında ölünceye kadar bu görevde kalır.
Bir imparatorluğun yıkılmasına tanık olur, bir yandan da yeni bir devletin, bir Cumhuriyetin doğmasına.
Bir devletin dilinin, yazısının, ölçü sisteminin, takviminin, saatinin, kılık kıyafetinin benzeri bir çok şeyin çok kısa zamanda değiştine şahitlik eder.
Ülkede başlatılan eğitim hamlesini okur yazar sayısının arttırılması için açılan halk okullarını, ülkedeki okullaşmayı görür. Üniversite reformunu yaşar, katkıda bulunur.
Anadolunun demir ağlarla örüldüğü, halkı kırıp geçiren başta verem olmak üzere ve diğer hastalıklarla yapılan mücadeleyi yaşar, Onuncu yıl marşını söyler coşkuyla.
Ikinci Dünya Savaşını yaşar. Ülkenin çektiği sıkıntıların yanı sıra Hugo, Dickans, Goethe, Shiller gibi yazarları yetiştirmiş ülkelerin başlattığı ve Dünya’ yı kana boğdukları yılları izler acı acı Hümanizmin, çağdaşlığın temsilcisi olduğunu iddia eden Batı’ nın çıkmazını yaşar.
Mecliste bulunduğu 1942-1946 yılları arasında siyasi yaşam olumsuzlukları tek şef sisteminin baskıcı karakterini yakından; muhalifliğin bedelinin nasıl ödendiğini 1945 Tan olaylarında görür. Üniversiteye döndükten sonra bir daha siyasete dönmez, ilk romanlarını da bu yıllarda yayınlar. Mahur Beste (1946) ve en önemli eserlerinin başında gelen Huzur (1949) adlı romanıdır. Bu iki eser arasında yayınlanan ve İstanbul, Ankara, Konya; Bursa ve Erzurum’ u anlattığı Beş Şehri yayınlar.
Bu eserlere değinmeden önce Tanpınar’ daki zaman kavramına değinmeliyiz. Gerek içinden geldiği Osmanlı Kültürünü ve bir edebiyatçı olarak bilgi sahibi olduğu tasavvuftaki zaman kavramı Tanpınar’I etkilemiş zaman süresizliği (saat, tarih-gün, ay, yıl anlamında) en güzel şekilde Bursa’ da Zaman ve Ne içindeyim Zamanın Şiirlerinde ifade edilmiştir.
Tanpınar’ ın eserlerinde Osmanlı’ nın izlerini görürüz. Mahir Beste’ de Osmanlı Devleti’nin son günlerinde seçkin bir çevrenin özelliklerini sergiler. Kendi yaşamında izler taşıyan Huzur hem bir aşk romanıdır, hem de yazarın İstanbul’ a duyduğu sevgiyi anlatır. Roman İstanbul’un tarihi semtlerinde; Osmanlı’nın estetik anlayışının, kültürünün en yoğun yaşandığı yerlerde geçer. Mümtaz ve Nuran’ ın aşklarının arkasındaki fon Osmanlının kültür mirasıdır. Yazar bu eserinde Doğu ve Batının değer çatışmalarını, geçmişle gelecek arasındaki değer farklılıklarını dile getirir. Aşk ve toplumsal sorumluluğun arasındaki çatışmayı, bu çatışmanın getirdiği bunalımı inceler romanda geçmiş kültürün reddedilmesinden doğan üzüntüsünü dile getirir.

Bu romanda geleceğe dair ön görüler de vardır. Yazar kahramanları konuşturuken şöyle der “ şu an liseler devlet için memur yetiştiriyor, ya ilerde yeteri kadar memurumuz olduğunda bu liseleri bitirecek ne olacak?”? Eğitim sistemindeki belirsizliğe gelecek için bir hedef konmadığına dikkat çeker.
Tanpınar’ ın önemli eserlerinde biri de Beş Şehirdir. Bu eserde Osmanlının İstanbul’u, Bursa’ sı, Erzurum’una Selçuklu’nun Konya’ sı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurduğu modern kent Ankara anlatılır.
Yazarın kültür ve sistem çekişmelerini dile getirdiği diğer bir önemli eserde saatleri ayarlama esntütüsüdür. Yazar bu önemli eserde iki uygarlık (Batı-Doğu); iki ayrı değer sistemi (para-erdem) arasında bocalayan aydınların dramı incelenir. Bir yandan geçmişe özlem duyan, geçmişe saplanıp kalan diğer yandan da devlete dayanarak sınıf atlamak isteyen, başka kültürden esinlenip benzer kurumlar ülkeye getiren ama uygulandığı ülkelerdeki faydayı elde edemeyen aydınların çıkmazıdır. Çağ atlama uğruna yaratılan bürokrasiye dikkat çekilir bu eserde. (1961) Eserde 1950-1960 yıllarındaki değişimin ince hicivlerine rastlarız.
Kısaca Tanpınar’ da Osmanlıyı; onun kültürünü, estetik anlayışına duyulan özlemi görürüz. Kurulan yeni cumhuriyetin bazı kurumlarının toplumumuzla bağdaşmadığını dile getirir; kurumların toplumsal kültüre dayanmasını önerir.
Yazarın Bursa’ ya karşı özel bir sevgisi vardır. Bursa onun gözünde bir Osmanlı kentidir. Buram buram Osmanlı kokar.

İSLAM MEDENİYETİNDE KENT
Tanpınar’ ın Bursa’ sından önce islam medeniyetinde kentin önemine değinelim.
Roma İmparatorluğunun parçalanıp, çöküş sürecine girdiği beşinci yüzyıldan itibaren gerek istilacı kavimlerin etkisi gerek bozulan ekonomik düzenden dolayı Batı Roma’ nın hokum sürdüğü Avrupa’ da kentler göçer, köylülük ve bunun üzerinde yükselen feodal düzen hakim olur.
Daha sonra Bizans adını alacak olan Doğu Roma’ da da durum biraz farklıdır. Nispeten gücünü koruyan Bizans’ da şehirlerin kasabaya dönüş süreci Batı’ ya göre biraz daha uzun surer. Kentler cazibe merkezi olmaktan çıkmıştır. Kentlerde Roma kentlerinin simgeleri olan Tiyatro,stadyum, meclis binası,kütüphane, çeşmeler gibi sosyal yapılar artık görülmez. Var olanlar da yıkılıp kilise inşaatlarında kullanılmaya başlamıştır.
Oysa Abbasi halifeliğinin topları üzerinde Batı Anadolu’ dan Hindistan’ a uzanan bir imparatorluk kurmuş olan Selçuklular, onların mirasçısı Anadolu Selçukluları kent medeniyetine dayanır.
Emevilerin kurduğu ve Abbasilerin devraldığı İslam İmparatorluğu kent medeniyetine dayanır. Kent, camiler, medrese, kapalıçarşı, hanlar, hamamlar, çeşmelerden müteşekkildir. Kent etrafındaki köyler kente yönelik üretim yapar.
Osmanlıda kentler kendilerine yeterli kurumlardan müteşekkil mahallelerden oluşur. Mahalle aralarında ziraat yapılan tarlalar, bahçeler yer alır.
Osmanlının mahalleleri genellikle bir külliyenin, bir dergâhın etrafında yer alır. Cami, medrese, hamam, imaret, kütüphane çeşmeden müteşekkil külliyelerde genelde kurucusunun türbesi de yer alır. Bazı külliyeler hastanede yer alırdı.
Osmanlının kentlerinde yeralan vazgeçilmez iki unsuru da hanlar ve kapalı çarşıdır.Gelenlerin konakladığı hanlarıyla kentler çevrenin ticaret merkezidir. Gelenlerin konakladığı hanlar yer alır. Cami, medrese, hamam, imaret, kütüphane çeşmeden müteşekkül külliyelerde genelde kurucusunun türbesi bulunur.
Osmanlı’nın hanları iki türlüdür. Konaklamak amacıyla kullanılan ve imalathane olarak kullanılan hanlar.
Hanlara yakın bir çevrede kentin büyüklüğüyle orantılı kapalı çarşılar yer alır. Bugünün hipermarketi sayabileceğimiz kapalı çarşılarda altın süs eşyalarının satıldığı bedestenbulunurdu.Kapalı çarşıların civarlarında çarşılar yer alırdı. Okçular, çarcılar, arakiyeciler, bakırcılar, saraçlar…gibi.
Kentlere ulaşan ticaret yolları da kervanların rahatça konaklayacağı hanlarla güven altına alınmıştı.

OSMANLI ÖNCESİ BURSA
Osmanlı’ nın eline geçmeden önceki Bursa bugünkü Hisar semtini çevreleyen sırların içine sıkışmış ufak bir kasabaydı. Hisarın altında yer alan yahudilik semti ve Balibey hanı karşısında Rumların yaşadığı daha sonra balık pazarının kurulduğu küçük bir Rum mahallesi vardı.
Osmanlı öncesi Bursa’ da Roma’ dan, Bizans’ tan kalmış bir yapı, bir anıt göremeyiz. Sadece Bursa’ da değil İznik haricinde Marmara’ da yer alan hiçbir kentte (İstanbul hariç) tiyatro, anıtsal çeşme, hamam göremeyiz. Sadece osman Bey’ in gömülmesini vasiyet ettiği Gümüşlü Kümbetten bahsedebiliriz.
Surların içme sıkışmış bir kasaba halindeki Bursa’ yı Osmanlı savaşsız ele geçirir. On yıllık bir abluka sürecinde sonra. Bizansın gönderdiği yardım kuvvetleri bozguna uğratılır. O zamanki Orhanheli-Atranos ele geçirilir. Bu şekilde kuşatma tamamlanır.
Herşeyden umudu kesen Bursa Tekfuru Köse Mihalin arabuluculuğu ile şehiri teslim eder.Tarihte bir dönem kapanmıştır.Gitmek isteyenler götürebildikleri kadar eşya ile muhafız eşliğinde Mudanya’ ya giderler. Nüfusun büyük bir kısmı kalır, şehir yağmaya uğramaz. Bizans’ın Prusa’ sı biter.
Ve Osmanlı’ nın elinde yeni bir kent doğar. Osmanlı’ nın Bursa’ sı. Kentin ilkelerine kadar Osmanlının ruhu işler bu konumu yıllarca surer. Bu hakikati gayet iyi gören Evliya Çelebi 17. yy’ da yazdığı Seyahatnamesinde Buırsa’dan bahsederken “ruhaniyetli bir şehirdir” der. Bursa Evliyalar şehridir.
Keçecizade Fuat Paşa Bursa için Osmanlı’ nın dibacesi der. Kent Yunan işgaline uğradığı zaman Ankara’ daki meclisin kürsüsüne siyah bir örtü konur. Bu siyah örtü işgal süresinde kürsüde kalır.

OSMANLI KENTLERİ
Osmanlının belli başlı kentleri İstanbul, Edirne, Bursa, Konya ve Erzurum’ dur.
Istanbul’ u fetheden Osmanlı her ne kadar nüfusunu, geçmiş görkemini kaybetmişse de surlarıyla, atmeydanıyla, muhteşem Ayasoyfasıyla Osmanlıyı karşılar. Bunlara kariye’yi, Ayairiniyi, Çemberlitaş’ı, su kemerlerini, ekleyebilirsiniz. Osmanlı her ne kadar kenti anıtsal yapılarla (Süleymaniye, SultanAhmet, Fatih Camileri, Topkapı Sarayı.. Gibi), medreseler, çeşmelerle bezemişse de geçmiş uygarlıklar bir köşeden kendini gösterir.
Istanbul demeografik olarak Osmanlı’ nın çeşitliliğini barındırır. Kimi Osmanlılarca, kimi kendiliğinden göç etmiş, ettirilmiş büyük bir gayri-müslim nüfusa sahiptir. Bu oran 1927’lere kadar nüfusun üçte biri oranında seyretmiştir.
Edirne Osmanlının geçici, kimi zaman yazlık başkentidir. Avcı Mehmed’ in iktidar kavgasında yenilince sığındığı; sıkıntıdan kendini ava verdiği bir kenttir. Istanbul’ dan kaçmıştır ama yenilgilerin faturasını ödemekten kurtulamaz. Tahtını kaybeder.
Osmanlı Edirne’ yi aldığında Bursa’ ya gore daha stratejik ve daha kalabalık bir şehirdir. Osmanlı bu kenti sayısız eserle donatır ve Selimiye ile şükran borcunu öder.
Konya’ yı incelersek Bozkırda bir vahadır. Konya Osmanlı’ nın tüm çabasına karşı Anadolu Selçuklularının başkentidir ve Mevlananın şehri onların mirasçısı Karamanoğullarının damgasını vurduğu bir kenttir. Osmanlı sessizliğine terk eder kenti. Bağlı aşiretlere de Balkan yolları görülür.
Erzurum tarihi geçmişinin izlerini taşır; ilk çağlardan buyana şehri Saltuklular eserleriyle donatmışlardır. Osmanlıyı sessizce kabullenmiştir. Osmanlı onu serhat kentlerinde biri, ordu merkezi yapmıştır. Osmanlıyla beraber yükselmiş, onunla beraber gerilemiştir.
Anadolu dışındaki Edirne, Şam, Bağdat, Kudus, Kahire tarih mirasıyla Osmanlıya katılmıştır.
Tanpınar döneminde Bursa Mudanya üzerinden trenle ulaşılan; ipekçilik ve dokumaya dayanan bir sanayi ama ekonomisi daha çok tarım ve hayvancılığa dayanmış zaman zaman gezginlerin ve dışarıdan daha çok İstanbul’ dan gelenlerin kaplıcaları, Uludağ’ı ziyaret ettiği bir kenttir. Savaş yorgunu nüfusu 60-70 bin nüfuslu bir kenttir. Büyük bir incelikle tren yolunun kalkış noktası, garı tarihsel dokunun dışında, kent merkezine –o zaman- bir hayli mesafede kurulmuştur.
Tanpınar karşısında bir kent değil, her noktası oya gibi ince ince örülmüş yaşayan tarihi, Osmanlı’ yı görür. Canlı bir müzedir gördüğü. 1855 depremine, geçirdiği büyük yangına, Ahmet Vefik Paşa’ nın yol açma amacıyla yaptığı yıkımlara rağmen tarihsel dokusunu korur.
Bursa Osmanlı’ nın dibacesidir. Padişahların, erenlerin, evliyaların kurduğu, her taşının planlanıp konduğu bir kenttir. Onu büyüleyen bu muhteşemliktir. Kuruluş ve gelişme dönemi padişahlarının, talihsiz şehzadelerin, kısaca Osmanlı’ nın özel kabristanıdır Bursa.
Bursa’ da yazar “ ikinci bir zaman yakalar yaşadığımız, gülüp eğlendiğimiz, çalıştığımız, seviştiğimiz zamanın yanıbaşında, ondan daha çok başka, çok daha derin, takvimle saatle alakası olmayan; sanatın, ihtirasla, imanın yaşanmış hayatın ve tarihin bir şehrin havasında ebedi bir mevsim gibi ayarladığı velut ve yekpare bir zaman ”
Tanpınar’ ın ifadesiyle “ Cetlerimiz inşa etmiyorlar, ibadet ediyorlardı. Maddeye geçmesini istedik bir ruh ve iman vardı. Taş ellerinde canlanıyor, bir ruh parçası kesiliyordu. Duvar, kubbe, kemer, mihrap, çini hepsi Yeşil’ de dua eder. Muradiye’ de düşünür ve Yıldırım’ da harekete hazır, göklerin derinliğine susamış bir kartal hamlesiyle ovanın üstünde bekler. Hepsinde bir ruh terennüm eder”
Tanpınar Osmanlı Tarihini inceleyerek bunu mekâna yansıması edebi bir dille ortaya koymuştur. Hiçbir meslek adamı (mimar-şehrici yazar..) Bursa’ yı onun kadar kavramamıştır. O Bursa’ nın ruhunu kavramıştır. O Bursa’ nın görünmeyen yüzünü anlatır. Eserlerinde en güzel şekilde de Bursa’ da zaman şiirinde dile getirir.
Eski bir cami avlusundaki şadırvan, duvar, bahçedeki çınar onu alır geçmişe götürür, sanatçı bu şiirinde Osmanlı’ nın mimarisine saygısını sunar göğüs mavisi, ovanın yeşiliyle uyumlu bir kent inşa ettiği için.
Kentin sokaklarında gezer, her köşeden fışkıran cami, medrese, han, hamam, çeşme, imaret, yatır, Osmanlı’ nın büyüme devrindeki zaferleri anlatır eserlerin üzerindeki kitabeleriyle.
Şehrin semtlerinde gezinir yazar bu şiirinde. Osmanlının aile kabristanı sayılacak Muradiye’ yi gezer. Sular şehri Bursa’ nın biteviye akan çeşmelerindeki suyun Cilimboz ve Gökdere’ nin berrak suyunun sesini dinler.
Yeşil türbeyi gezer, İstanbul’ a gelip beğenmediğini yazan ama Bursa’ da yeşil türbenin güzelliği karşısında huşu ile eğilen Andre Gide hatırlatır. Çinilerdeki sinmiş Kur’an sesini ve zamandaki yolculuğunu anlatır fetih günlerine kadar uzanan.
Ve kaçınılmaz son ölüm uykusuna bu uhrevi ortamda ister yazar
“ Bir ilah uykusu olur elbette
Ölüm, bu tılsımlı ebediyete “
diyerek.

OSMANLI’NIN BURSA’YI YARATMA SÜRECİ
Osmanlı’ nın Bursa’ yı yaratma sürecini Tanpınar’ ın katkılarıyla inceleyelim.
Osmanlı Orhan Bey’ le beraber büyür. Şehir Yıldırımla beraber kapladığı alan 40 hektardan 80 hektara çıkar. Yeşil, Emirsultan, Muradiye ile beraber 200 hektara ulaşır.
Anadolu, Irak, İran gibi bölgelerdeki Moğol zulmünden kaçan ulema, sanatçının Osmanlının huzurlu başkentine sığınır. Geniş bir hoşgörü üzerinde yeni bir kültür yükselir. Gerek Bizanstan kalan yerli unsurlar; Türk, Rum, Yahudi, Ermeni, gerekse dışarıdan gelenler bu Kültüre yoğurulur, beylikten imparaturluğa geçiş süreci başlar.Kent ve insan arasındaki ilişkiyi,yaşam ve yaşam alanlarını bütünleşmesini göstern bir örnektir bu sentez.Osmanlı bu tutkuyla yeni bir mimari,yeni eserler yaratır.
Orhan Bey’ le beraber büyük Bursa, Hisar içine bir medrese yaptırır. Var olan kiliseyi camiye çevirir. Bey sarayını yapar şu anda izi bile kalmayan.
Yaptığı camilerin kandillerini, mumlarını elleriyle yakan, imaretinde pişirttiği ilk yemeği kendi eliyle dağıtan bir alp erendir; bir hükümdardan ziyade bir dervişe benzer der Tanpınar; Orhan Bey için.
“O; imparatorluğun başlangıç noktasına şefkati katar. Tarihçi Hammer ondan bir azizden bahseder gibi anlatır” der.
Sonra bugünkü adıyla Orhan Boğazında camisiyle beraber külliyesini kurar, Emir han yapılır, hanlar bölgesi doğar, kimisinde imalat yapılar, kimisinde konaklanan, kimisinde ise her ikisi yapılan.Ovaya bir köprü yapılır, Nilüfer suyuna, Nilüfer Hatun Köprüsü.
I.Murat Çekirgeye kendi külliyesini kurar. Osmanlı mimarisinin oluşumunun ipuçlarıyla, arada Hamza Bey vardır Hisar’la Çekirge’yi birbirine bağlayan bir nokta.
I.Murat Romalıların hamam geleneğini devam ettirir.
Eski kaplıcayı, kükürtlü hamamını inşa ettirir. II.Beyazıt kükürtlü hamamına ek yaptırır. Şifalı suları Bursa’ lıların hizmetine sunarlar.
Yıldırım Beyazıt zamanında Ulucami eklenir, hanlar bölgesi gelişmektedir, hisarlar arasında Taht-el kala vardır.
O kadar ince planlanmıştır ki buradaki yapılar birbirini takip eden üç terasa sırayla kurulmuştur, yukarıda Ulucami ve Orhan Camisi taraçası; aşağıda, büyük hanlar taraçası; daha aşağıda, bedesten ve öteki çarşılar taraçası.
Tanpınar’ ın ifadesiyle “mimarinin sadece muayyen bir malzemeyi, muayyen bir gaye uğrunda kullanmaktan ibaret olmadığını” Bursa somutlaştırmıştır.
Başkent Edirne’ye taşınmışsa da Bursa’ nın boynu bükük kalmamıştır. I.Murat, Yıldırım Beyazıt, II.Murat sık sık Bursa’ ya Gelmekte, Bursa’ da yaşamaktadırlar. Edirne’ ye Balkanlara yapılacak seferlerde gidilir. Yıldırım saltanatının ilk yedi yılını Bursa’ da geçirir. Yeşil’ in altındaki bir tepeye hastanesiyle beraber külliyesini kurar. Damadı Emirsultan’ da kendi adı verlecek mahalleye, Bursa ovasına bir dala tünemiş kartal misali bir külliye kurar.
Osmanlının en büyük eserlerinden birini Osmanlıyı çökerten, dağıtmaktan kurtaran ömrü iç savaşla geçmiş Çelebi Mehmet adına yapılan Yeşil Külliyesidir. Cami, hamam, medrese, imaret ve çinileriyle herkesi büyüleyen Yeşil Türbe ve türbeyi yaptıran Vezir Hacı İvazpaşa kendi adına da eserler kazandırır Bursa’ ya,gözlerine mil çekilmeden.
II.Murat için ayrı bir önem taşır Bursa. Muradiye semtine büyük bir külliye yaptırır, bahçesinde onbir türbe yer alan. Vasiyeti gereği sade bir türbe yaptırır kendine . Üstü açıktır bu türbenin, yağan rahmetten uzak kalmamak için. Külliyenin içi aile kabristanına dönüşür yapılan onbir türbeyle. Padişahlar İstanbul’ a gömülmektedir artık, bahtsız şehzadelerin cenazeleri gelmektedir alaylarla.Tanpınar’ ın ifadesiyle “şehrin yüreği burkulur; Benden uzak yaşıyorlar, öldükleri zaman bana dönüyorlar, bana da ağlamak düşüyor” diyor. Muradiye’nin küçük türbeleri arttıkça şehrin hüznü de artar, bahtsız şehzadelerin başında gelen Cem Sultan Bursa’ ya defnedilir.Ecelini kurtuluş olarak İtalya’da esaretle karşılayan.
Cem Sultan’ ın türbesini II.Murad’ ın türbesi ne kadar sade ise belki bir özürü andırırcasına o denli süslüdür. En son Şehzade Mustafa’ nın, dilsiz cellatların elinde can veren şehzadenin cenazesi gömülür bir türbeye. Türbelere bitişik inşa edilmiş bir Sibyan mektebi ölüm gerçeğini, varacağımız noktayı anlatır talebelere, yüzyıllar geçer sonra geçmiştir külliyenin ortasından hamam ve bir türbeyi başka tarafa kopartır atar.Bir çınar yatmaktadır şimdi türbelerin arasında boylu boyunca .Yaşlanmış gövedesi genç , uzun dalını taşıyamamıştır.Oysa dalı biraz budansa o yıllar nasıl tanık olduğunu bize anlatmaya devam edecekti.
Çeşitli devlet adamlarının yaptırdığı külliye ve camilerin etrafında mahalleler gelişir. Hamzabey’ le başlayan süreç Demirtaşpaşa, Hacı İvaz Bey, Başçı İbrahim Paşa, Şair Ahmet Paşa, Balibey konuralp… bunların bşr kısmıdır.
Ulema da geri kalmaz bu imar faaliyetlerinden Emir Sultan, Molla Fenari, Hacıali, Hoca Hasan, Davutdede, Davutkadı, Hacılar, Altıparmak Hoca, hoca hoca Şemsettin, Hoca İlyas..lar birer taş daha koyarlar kente. Fetihten 130 yıl sonra bir Türk, bir Osmanlı kentine dönmüştür bile.
Ama şehre ruhaniyet veren dervişlerdir. Geyikli babadır. Kuşatmaya katılır. Okçu Baba, Aptal Musa, Tezveren, Eskici Baba, Türkmen babaları nefeslerini verirler. Sonra bir semte adını veren pir emirler, tekkesini Makseme kuran Bursevi’ ler Üftadeler İsmail Hakkı’larla devam eder. Bu süreçte Aziz Mahmut Hüdayi Efendi bu ruhaniyetden İstanbul’ a da götürür. Tekkeler kapandığında yaklaşık 25 dergâh vardır Bursa’ da.
Kuşatmada taşıdığı seksen kiloluk taşla Bursa kapılarını zorlayan Geyikli baba Tanpınar’ın ifadesiyle Horasan erlerindendir. Bu dervişler Bursa’ nın etrafında zaviyelerini kurarlar, ruh kudretleri ve kerametleriyle bu şehri muhasara ederler, sonra da genç Orhan’ ın ordusuna hiç kimsenin kullanamayacağı kadar ağır silahlarla katılırlar.
Osmanlının gözü yine de eksilmez Bursa’ dan. Ataşehirleri Bursa’ ya bir mimarbaşı tayin edilmiştir. Sultan Aziz, Sultan Mehmet Reşat Bursa’ yı ziyaret ederler. Sultan Aziz hemen yerinde bir av köşkü yaptırır. Bursa için 16-17. yüzyıllardaki vilayet sicillerinde Dönüş Saltanat-I kadime sıfatı kullanılır.
Bursa sular, çınarlar, serviler şehridir aynı zamanda.Hanlarda; cami ve medrese bahçelerinde, külliyelerde yükselir asırlık çınarlar, gölge sağlarlar isteyenlere. Gölgenin yanında almasını bilene ruhaniyet verir.Asırlık servilerde yaşamın ne kadar kısa olduğunu gösterir fanilere.
Ya Bursa’ nın suları Uludağ’ ın kaynaklarından gelen Pınarbaşında, Maksem’ de taksim edilen sular mahallelere dağıtılır. Bursa’ ya sürgün edilen eski şeyhülislam, karaçelebizade Aziz Efendi iki yüz çeşme yaptırır. Bursa’ ya servetinin büyük bir kısmını bu uğurda harcamaktan çekinmez der Tanpınar. Belki iç hesaplaşmasını yapar Aziz Efendi, her yaptığını çeşme iç sıkıntını azaltıp huzura sevkediyordu. Bu su şehrini akan suyun sesini duymak, bu sesle şifa bulmak istiyordu. Tanpınar bu seslerini dinledikçe Karaçelebizade’ ye hak verir. Onu tanır, onu sever.
Şehrin sokaklarını gezerken yaşamı sorgular yazar,Hüdavendigâr Camini dolaşır. Orada rastladığı bir çocuğun gülüşünde yaşamı yakalar. “ Bu gülüş, bütün o taşlarda dinlenen ve geçmiş zamanı tahayyül eden ölüm’ e güneşten, aydınlıktan, çok sevdikten sonra açık gözlerle bırakılıp gidilen herşeyden toplanmış bir ithaftı. Emindim ki orada, o sessiz taşlara sinmiş ruhlar kendilerini bu gülüşle bir an, yeni açmış bir gül fidanı gibi taze, ıtırlı ve mesut buldular” der.
Sık sık yükselen seyrettiği Bursa Ovası’ nı da bir sanat eserine benzetir yazar.
“Tabiat bereketiyle sanki bugün etrafı ezmek istiyormuş da bundan vazgeçmiş” der; Tanpınar’ ın deyimiyle “Tepelerle çevrelenmiş, içindeki küçük, mesut manzaralı köyleriyle yer alır.” Özenle düzenlenmiş büyük bir bahçedir sanki ova.
Bursa için son sözünü şöyle söyler Tanpınar; “Bursa cinsinden şehirler daima tarihi çevreleriyle ve ona sadık kaldıkları nispette mevcutturlar. Bu tarih bizden sonra da devam edeceğine göre onu yalanlayacak, onunla çatışacak hamlelerden sakınmalıyız.
Camilerin bahçeleri özel mezarlık olur. Şeyhler, müritler, mollalar, hocalar gömülür. Yaşam, ölüm yanyanadır burada. Tanpınar “ Şark için ölümün sırrına sahip derler. Fakat şark milletleri içinde dahi ona bizim kadar hususi bir çehre veren, onu ehlileştiren baçka millet yoktur. Ve bunu ne kadar basit unsurlarla yaparız.„der.
Bursa’ ya benzeyen Floransa, Rovanna, Girnata, Brüg, Gend şehirlerinin güzelliklerini, bugünle tarihin kucak kucağa yaşaması vücuta getirir. Bu sadece tarihi eserlere hürmetle, ehemmiyetle muhafaza etmekle olmaz. Muhafaza bu işteki ilk şarttır. Ama tarihin dikte ettiği dersi iyice dinlemek lazımdır. Bursa peyzajının rahatça tahammül edeceği üslubu, şehrin alacağı manzarayı ancak o zaman getirdiği gibi tayin edebiliriz.
Tanpınar Bursa’ nın tarihi mimarisinin korunarak gelişmesini şehir planlarının tarihsel dokuyu temel alarak yapılmasını söylemiştir. Sanki bugünlerin, bu tarih ve çevre katliamını sezerek yetkilileri, Bursa’ lıları uyarmıştır.
Günümüzde Tanpınar örneklediği şehirler ( Floransa, Rovanna, Girnata, Brüg, Gend…) tarihsel dokusuyla yaşamaktadır. Biz son kırk yılda Osmanlı’ nın dibacesini tanınmaz hale getirdik. Tanpınar bu Bursa’ yı görmeden 1962’ de hayata veda eder.

Yararlanılan Kaynaklar
1) Beş Şehir Ahmet Hamdi Tanpınar
2) Huzur Ahmet Hamdi Tanpınar
3) Bursa’ da Zaman Ahmet Hamdi Tanpınar
4) Bursa Defteri Dergileri
5) Bursa’ da Yaşam Dergileri
6) Bursa Araştırma Vakfı Dergileri

311 total views, 1 views today

Comments

Comments