Ana Sayfa Kafkasya Zikh’ler

Zikh’ler

  • Mahmut Bi

Saygıdeğer Konuklar,
Çerkes Halkının Dostları,

Prof. Giorgi Rogava’nın 110. Doğum yıldönümü münasebetiyle programlanan bu konferansı düzenleyen ve davetleri ile beni onurlandıran Çerkes Kültür Merkezi Başkanı Prof. Merab Chukhua ve Başkan yardımcısı sayın Andro Gabisonia’ya bu girişimlerinden dolayı kutluyor, teşekkür ediyorum.

Ben sizlere, “Zikh (Cikh)’lerin etnik kimliği, yabancı kaynaklarda Zikh(Cikh)’ler, Zikhler’in memleketi ve Karadeniz sahilinde oluşturdukları Zikh Birliği üzerine bir tebliğ sunacağım.

Bu konferansa iştirak etmek lütfunda bulunan tüm katılımcıları da saygı ve sevgi ile selamlıyorum.

ZİKH(CİKH)’LERİN ETNİK KİMLİĞİ

Bilindiği üzere, Kafkasya (Çerkezistan)’da en eski kabilelerden birinin yaşadığı yerin adı “Dzixya” veya “Dzixhiya” olup bu kabilenin bulunduğu bölge eski Latin tarihçileri tarafından “Cıgetiya” diye anılmış, hatta bazı tarihçiler Çerkes halkı “Cikhiya” olarak adlandırılmıştır.

Zikhler’in memleketi Tuapse kentinin her iki tarafını kapsayan bölgede, en eski zamanlardan beri  Zikhler oturur. Zikhler kendilerinden Cikhi diye söz ederler. Abhazolog B.Ö. Büyüka’ya göre; Cikh(Zikh)’ler Kafkas Sıra Set Dağlarının kuzeybatısında yaşayan bir Adıge boyu; Zyğ’ler ise Dağların güneybatısında bir Abhaz boyu idi. Bütün yazarlar Zikh’ler ile Zyğ’leri birbirine karıştırmışlardır.

N.Anfimov’a göre Meot kabile birliği içinde akraba kabilelerden oluşan  Zikhler Adıge halkının atalarıdır.  Grekler doğu Karadeniz kıyılarında yaşayan bu insanlara Zikhler diyorlardı, ancak Bospor yazılarında  “Adzaha “ sözcüğünün geçtiğini de görüyoruz, bu sözcük Adıge “Adzehler”e benziyor.

“Dzehler” ya da”Dzeh halkı”. Zikhler kendilerine böyle diyor olmalıydılar. Diğer bir görüşe göre, Adıge adı güneşe duyulan saygıdan türemedir, oradan geliyor olmalı. Eskiden “A-dığe”=Ulus-güneş=Güneş Ulusu, deyimi kullanılıyordu.(Circassiancenter)

Neiman ve Lopatinski, “Zikh” kelimesini Adıgece’deki “İnsan” anlamına gelen “Tzıfı”ten türemiştir. Lopatinski bu ismi, Abhazca’daki “Zuhuny”, Kafkasya’daki “A-zh-ua” olan “Dzikh” olarak görmektedir.

Adıge dili doğu şivesi ile insan “Tsukhu” demektir ve bu “bil !- bilen” anlamına gelir. Nitekim,  Latin dilinde, bilen çağdaş insan Homo Sapiens olarak belirtmektedir.

“Cikh” ismi eski zamanların ve Ortaçağ’ın yazarları tarafından farklı ifade edilebilmektedir: Zikhi, Zigh,  Sikhi, Sakhi, Tsikh, Ciget, Zixi, Cikhi, şekillerine girmiştir.

 

            YABANCI KAYNAKLARDA ZİKH(CİKH)’LER

Greko-Romen devrine ait vesikalarda, Kas kavimlerine ait yedi kabile arasında Zikhler de yer almaktadır. ; Aytek Namitok, Çerkesler’in Kökeni, adlı eserinde belirttiği gibi, Thophanes’un açıklamasına göre Zikhler, Ahayler ile Heniohlar’ın arasında yerleşmişlerdi. Strabonos Cikh/Zigh adını ilk defa M.Ö. 26’da kendi kitabında kullanır. Kiessling, Zigler veya Zinkleri Laka ile Yukarı Kuban arasında zikreder.

M.Ö. VI.yüzyılda Prokoppiy Kesariskiy “İlk zamanlarda Zikh Kralları Bizans tarafından belirlenmekteydi; ancak daha sonraları krallarını kendileri seçmeye başladılar.”demektedir.

Aynı yüzyılda,  Scylax eserlerinde, Kafkasya’da isimlerini zikrettiği Çerkes kabileleri arasında Jikhler veya Cikhler(Djyeks) den de söz etmektedir. M.Ö. II.-I.yüzyıl yazarı Efesli Artemidoros da Scylax’ın verilerini tekrarlamıştır.

Şora Noghumuka, Çerkes Tarihi  adlı eserinde;” Karadeniz’in doğu kıyılarına yerleşmiş olan eski Yunanlılar Çerkesler’in atalarından  genellikle “Tzukh/Ts’ıxu” veya “Cih/Cix” diye yad ettiklerinden söz etmektedir.

Noghumuka, “Dzixya”’nın çok eski bir Çerkes kabilesi olan “Tsuhi-Tsouchi” den geldiğini ve Çerkesce’de “insan, adam” anlamına gelen “Tzıfı, Tzıxu/Tsukh, Tzıkhu” sözcüğünün ilk oluşan insan toplumlarına özel ad olduğu gibi, Çerkesler’in ilk ve en eski kabilesinin de bu adın verildiğini ileri sürmüş ve iddia etmiştir. Nitekim Eski Keldani Ülkesinde, Ninova ve Babil çevresinde “Tsuhiler” vardı.

Eskiçağın ünlü coğrafyacısı Amasya’lı Strabonos, M.Ö. 26 yılında yazdığı kitabında,  Kuzeybatı Kafkasya aşiretleri arasında Akhey ve Genioklar’la birlikte ilk defa Cikhi’leri de kaydetmiştir. Strabonos’a bakılırsa Cikhi(Zikhi)’ler aşiretler olarak Bosphorus(Mitridate dönemi) kaynaklarında da geçmektedir.

Antik çağ literatüründe Flavis Arrionus, Roma İmparatoru Adrian(117-138) emri ile yaptığı araştırma gezisi ile ilgili Periplus Ponti Euxeni  Maris Erythreel adlı kitabında  ilk defa Zikh’lerin güneydoğu sınırını belirtmiş olan yazardır. Ve metinde Zikhler diye sözcük kullanmıştır. Eserinde, Genioklar(Eniokhi)’lerin adı kaybolarak yerine Abhaz boyları olan Sanyghe, Abask, Apsile toplumları anılıyor. Cikhi’ler Akhae’ları   kendi içinde asimile ediyor.  Akhae nehri de Zikh, Sanyghe’yi ayıran bir sınır  olduğunu Julius von Klapproth, Kafkasya ve Gürcistan’a yaptığı seyahat ile ilgili  kitabında söz eder. Akhae’ların adı ise bugünkü Pşade bölgesinde bir köyün adı olarak kalıyor.

M.S. V.yüzyıla ait diğer bir Peripl metnin ise değişik dönemlerde Zikhlerin oturduğu araziler hakkında özgün bilgiler içermektedir. Zikhler önceleri(M.S.II.yüzyıl) Akhenut ırmağının güneydoğusunda oturuyorlardı. V.yüzyılda ise Zikhlerin sınırı kuzeybatıda Phagra limanına ulaşmıştı.

VII.yüzyılda her yönüyle zirveye ulaşan Zikhi’ler için Bizans tarihçisi Feofen(VIII. Yüzyıl) “ Zixia büyük bir devlet olarak görünüyor.” Demektedir. Bizanslılar  Çerkezistan’ı “Tsuhiya” veya “Cikhiya”(veya Zikhiya) adıyla anmışlardır.

Bizanslı rahip Epiphannius’un IX. Yüzyılda yazdığı “Epiphannius’un Yolculuğu” adlı eserinde, Zikh ve Kasog adlarını ayrı ayrı belirtiyor. Fakat X. Yüzyıl ve sonraki belgelerde sadece Kasog adı geçmektedir.

1404yılında Kafkasya’da bulunan Başpiskopos Johannes de Galonifontibus’un notlarında Çerkesler ile ilgili şu bilgileri vermektedir:

“Çerkesya veya Zikhia adı verilen ülke Karadeniz’in arkasındaki dağların eteklerinde uzanır. Burada iki farklı kavim yaşar. Yüksek dağların üzerindeki vadilerde yaşayan dağlı kavim Kara Çerkesler(Karaçay Türkleri)’dir. Aşağılarda deniz kenarında oturanlar ise Beyaz Çerkesler(Adıgeler)’dir.

VIII.-XV. Yüzyıl arası Avrupalı tarihçiler Adıgeler’ın hepsine “Zikhi” demeye başladılar.  1502’de Kuzeybatı Kafkasya’da tetkik gezileri yapmış bulunan Ceneviz tarihçisi George Interiano, gezi sonunda kaleme aldığı La Vita Et Sito De Zichi, Chiamatı Circassi, Historia Notabile(Venetü1502) isimli kitabında, Zikh’lerin örf ve adetlerinin izahına başlarken şöyle der;

“Bu paragrafta görüldüğü gibi, Interiano, Grek ve Latinler’in Zychie, Tatar ve Türkler’in de Circassi dedikleri toplumun, kendilerini Adıge ismiyle tanımladıklarını belirtmiş bulunuyor.

Zychie, in lingua volgere, Grece et Latina cosi chiamati, et da Tatari et Turchie dimandati Circassi et in lora proprio linguaggio apeleti Adıge.”

XV.-XVI. Yüzyıllarda Kafkasya’yı ziyaret eden Alman Seyyahı Joahnn(Hans) Schiltberger ve Paho Carpini, o dönem içerisinde “Çerkes” olarak tanımlanan halkın, kendilerini “Adıge” olarak tanımladıklarından söz edilmektedir.

Kuzeybatı Kafkasya’da Adıge ülkesinin güneydoğu komşuları Abhaz ve Gürcüler, Bizanslılar tarafından Adıge ismi yerine ikame isim olarak Abhazlar’ca Azıwa, Azığa, Azkhua; Gürcü tarihçileri, örneğin  Adıgeler’e Cikh ve memleketlerine de Cikitya ismini vermişlerdir.  Çerkezistan sahiline Djikhi ve Djikheti’den başka bir ad vermemişlerdir. Dzikhi adı gerçek bir ulusal unvandır. Cikhi(Zykhe)’ler kuzeybatı Kafkasya’da ve Adıge boyu idi. Bizanslılar’ca  da Zikhie biçimlerinde kullanılmış olduğu tesbit edilmiştir.

Cikhi denilen kavim, İtalyanlar’ın hazırlamış olduğu ortaçağ haritalarında Kuban vadisinden Karadeniz kıyılarına, Pitsunda(eski Pytius) ve Pezonda’ya kadar uzanan yerlerde gösterilen Çerkes kavmidir. Bunlar eski Bizans’ın “Zikhi(Zychians) dediği kavimdir.

X.yüzyılda Bizans İmparatoru Konstantin’in  kendi yönetim dönemi ile ilgili olarak oğlu tarafından yazılmış bir kitapta bize gösteriyor ki, Prokop zamanında olduğu gibi, bu imparatorun zamanında da Çerkezistan kıyılarında yalnız iki büyük kabile “”Cixi/Zikhi”lerle “Abazği/Abasghi”lerin varlığı biliniyordu. “Papağya/Papaghia ve Kazaxhya/Kasakhia ülkelerinin halkları tamamen Çerkesler’den idiler.

Vakhuşti Bagrationi(1686-1757); Büyük ve Küçük ülke olarak belirttiği Kabardey Bölgesinin Zikhi(Jıca) dışında, Soçi-Adler Bölgesinde Sadz-Dzhigetov’dan söz eder. Dr.M.Wagner, 1843’da yayınlanan eserinde, Cigetya ve Abhaz halkı, kendi dillerinde kendilerine Apsua derler. Aslında Cİget Ubıhlarla Abhazlar arasında yaşayan ve daha çok Abhazlarla yakın olan Sadz’lara Gürcüler’in verdiği ad.(Cih+et)

T.V. Polovinkina, Çerkesya adlı eserinde(2007) şöyle diyor,” Zikhlerin, şimdiki Adıgelerin ataları olduklarına dair tez, bizim Sovyet ve Rus tarihçilerince    kabul edilmiştir.”

N.Anfimov(1987), Meot bir kabile değil, Kuzeybatı Kafkasya’da  kabilelerin ortak adıydı. Meotlarla akraba kabilelerden oluşan Zikhler ise Adıge halkının ataları olduğunu belirtmektedir.

 

ZİKH KABİLE BİRLİĞİ

Meotlarla akraba kabilelerden oluşan Zikhler  M.Ö.II.yüzyılda  Kralları Stakhemfak, Zikhler’in dünya görüşünü geliştirmek amacıyla, Roma İmparatoru’nun hizmetine girmiş imiş gibi yapıp, onlardan edindiği bilgileri toplumuna uygulamaya çalışıyordu.

Strabonos’un verdiği bilgilere göre, Zikhler’in genelde ırmak vadilerinde oturduklarını, dar vadilerde bile ekin ekmişlerdir. Zikhler Meotlar gibi hayvancılık, tarım ve balıkçılıkla geçimlerini sağlıyorlardı.

Mevsim uygun olduğunda Akheyler ve Geniohlar ile birlikte denizde egemenlik kurdukları için korsanlık yapıyorlardı. Strabonos eserinde, bu aşiretlerin 20-30 kişi alan hafif ve dar teknelere Camara’lara  sahip olduklarını, bir tür filo halinde birlikte hareket ederek ticaret gemilerine saldırdıklarını, hatta kent ve limanlara akın düzenlediklerinden söz eder.

Zikhler gemilerini Deniz Tanrısı Hatkh’ın resim ve figürleriyle süslüyorlardı. Zikhiya’da sert bir köleci düzen vardı Ele geçirdikleri köleleri Bosporos kentlerine götürüp satıyorlardı.

Samir Khotko’ya göre; Zikhiya Tarihi  Savaşçı Zikhlerin Kafkasya’nın( yaklaşık olarak Adıgelerin-Adıgeya) kuzey yamaçlarından inip Karadeniz kıyısını işgal etmeleriyle M.Ö.I. yüzyılda başlamaktadır. Bu yüzyılda Zikhler, Pontus Krallığı’nın yardımına bel bağlamış durumdaydılar. Hırsız ve komşularını yağmalamakta olmaları nedeniyle, Zikhler’in elinde bol miktarda altın birikmiş bulunuyordu.

Zikhler’in kuvvetlenme dönemi, Milattan hemen sonraki yıllarda başlamıştır. M.S. II.yüzyılda Zikh Kralı Stakhemfak, Roma’nın tebaası olduğunu açıklamıştır. Roma’nın gücünü anlayacak ve politik adımlar atabilecek bir olgunluğa sahipti. Bu durum komşu aşiretler arasında Zikhlerin siyasi ağırlığını ve prestijini de arttırıyordu. Bu anlaşma eski Gürcü Tarihi  “Kartlis Tshovreba” da da geçmektedir. Zikhler’in politik alandaki muhataplarına bakıldığında, güçleri anlaşılabilmektedir.

I.yüzyıldan beri Gagra ve Tuapse arasındaki alanda yaşayan Zikhler,  Roma’nın yardımıyla Got-Tetraksites’lere karşı V.yüzyılda verdikleri savaş neticesinde, topraklarını kuzeybatı yönünde, Gelencik’e kadar genişletmeyi başardılar.

Zikhler, İskit-Sarmat-Alan dünyasıyla bir dereceye kadar temas halindeydiler. Aynı zamanda o dönemin gelişmiş kültürüne sahip Bosphorus, Roma, Bizans devletleriyle deniz üzerinden ilişkiler kurmuşlardır.

Eski yazıtlara göre, Zikhler ve Alanlar askeri bir birliktelik kurarak, büyük bir ordu ile M.Ö. 72’de Partiyan ve  Ermenistan ile savaşmışlar.  Savaş sonrasında büyük bir ganimetle Kafkasya’ya dönmüşlerdir. Eski Rus yazıtları, Adıgelerin ve Alanların dışarıdan gelen saldırılara karşı beraber savaştıklarını yazmaktadır.

Gürcistan, Çerkesya üzerinden gerek politik gerekse kültürel etki yaratmak için fazlasıyla uzaktı. Bunun yanında Kafkas Sıra Set Dağları’ndan kaynaklanan engeller bu iki ülkeyi ayırmıştır. Bu nedenden ötürü Gürcü-Çerkes ilişkileri düzensiz bir yapıya sahipti.

Tarihçi, Nikolai G. Javakhishvili’ye göre, Gürcü Kralları tüm engellere rağmen, eski çağlardan beri Çerkesler’in doğal müttefiki idiler. I.yüzyıl ve XVI.-XVIII. yüzyıllarda tesis edilen birlik, dış düşmanlara karşı korunmak amacıyla oluşturulmuştur.

Prokopiy Kesariskiy “İlk başlarda Zikh Kralları Bizans tarafından belirlenmekteydi; ancak daha sonraları Krallarını kendileri seçmeye başladılar.”demektedir.

Gürcü kayıtlarında, Miladi 87-107 yılları arasında Azorka ve Armazeli kralları döneminde Gürcistan ordusunda bulunan Cikh’(Zikh)’ler hakkında bilgi verilmektedir.

Kral Farsman(116-140), Media, Parthia ve Ermenistan’a yaptığı askeri seferde Çerkesler ile birlikte yürümüştür.

Gürcü Kralı I. Vahtang Gurgaslan(445-499)  Osetler’e meydan okumuş ve Jikatia(Zikhiya)’dan geri dönerken onlardan saygı gösterisi olarak pek çok at ve sığır almıştır.VI.yüzyıl sonunda Zikhe yurdu daha da genişleyerek başka Adıge halkları da Zikhler’e katılmış ve Zikhler daha güçlü bir yapıya kavuşmuşlardır.

VI.yüzyılda Zikhler Hrıstiyanlığı kabul etmişlerdir. Zikhlerin birkaç büyük  şehirde papaz okulları, din görevlileri yetiştirilen okullar açılmıştır. İstanbul’daki patriğe bağlı Hrıstiyan “Zikh cemaati” oluşmuştur. Kilise yönetiminin merkezleri Taman ve  Nikopsis(Ngegepsuko)  idi. Rahip Epifanius eserinde, Bizans’ın komşuları olan Zikhler’in Hristiyanlığa yatkın, hoşgörülü ve uysal olduklarını dile getirir.

O dönemden başlayarak eski Adıge aşiretleri bütünleşme sürecinde Antik dönemin Karadeniz boylarında olan Zikhler önde gelen etnik faktör oldular. Abhaz topraklarından Taman Yarımadası’na kadar  oluşturdukları bağımsız bir “Kabile Federasyonu”, zamanla “Zikhya” Devletine dönüştü. VIII. Yüzyıl sonlarında Zikhya güçlü bir devlet sayılıyordu.

Tuapse ilçesinin Agoy ve Nebug kurganları dışında Gelencik ve Novorossiyk civarındaki ören yerleri ve mezar alanlarında yapılan arkeoloji çalışmaları, o dönemde Zikhlerde zanaat ve tarımın göreceli olarak yüksek düzeye ulaştığını göstermektedir. Ayrıca Zikhlerin diğer halklarla, deniz aşırı ülkelerle ilişkileri olduğu da kanıtlanmıştır.

Samir Khotko araştırmasına göre, Zikh’lerin Bizans ve İran arasında yapılan savaşa katılmasının temel nedeni komşu Lazica’dan sıçrayan etkiler olduğuna değinmekte;  Lazlar’da hüküm süren tabakanın kökeninin  Zikh aristokratlarına dayandığından, bu durum Lazlar’a sadık ve güvenilir Zikh’lerin müttefikliğini getirmiştir.

Şora Noghumuka, Adıge-Çerkes Tarihi, adlı eserinde;  “Justinian kendisini bir Adıge şovalyesi ve Adıge’lerin müttefiki olarak tanımlamakta; Adıge’lerin  de sıklıkla Bizans ordusuna iştirak ettiklerinden” söz etmektedir.

Örneğin 821 yılında II. Mihail’in dönemi sırasında Zikh’ler, Phom tarafından komuta edilen ve Küçük Asya’da yani Anadolu’da yayılmakta olan başkaldırıya karşı gönderilen büyük Bizans ordusuna hizmet etmişlerdir.

X.yüzyıla ait anonim bir eserde(Cambridge Document), Hazarlar ile en büyük mücadeleyi Zikhlerin yaptığını yazmaktadır.

Ruslar 965 yılında Hazar Devletini yıktıları tarihten itibaren Adıgeler ve Ruslar Batı Kafkasya’da karşı karşıya gelmişlerdir. Taman Rusların eline geçmiştir. Ve orada Tamatarh Rus Prensliği kurulmuştur.

Zikhlerin topraklarının gözle görünür gelişimi, Karadeniz kıyısındaki yerel Adıge kabilelerinin birleşme sürecini açıkça yansıtmaktadır. “Zikhya Birliği”  Adıge halkının oluşumunda temel bir unsurdur.

VIII.yüzyıl sonunda güçlü bir devlete dönen Zikhia tüm soydaş halkların kesin birliğini sağlayamadı. Batı Kafkasya’da, güneyde Apsuva(Abhaz) ve kuzeyde Kuban nehrinin öte yakasında Kasog(Adıge) olmak üzere iki yeni birlik doğdu. Bu etnik süreç, erken Ortaçağ döneminin Zikhler veKasoglar olarak bilinen iki aşiret birliği çerçevesinde devam etmiştir.

Erken Ortaçağ döneminde Adıgelerin etnik arazilerinin sınırları şöyledir: Batıda Karadeniz kıyısından Abhaz aşiretlerin sınırına kadar, Kuzey’de Kuban ırmağı, Doğuda Laba ırmaığ X.yüzyıl itibariyle belirli olarak arazisi, ortak dili ve kültürüyle Adıge halkı, genel çizgileriyle artık oluşmuştu.

Bizanslı rahip Epiphannius’un IX.yüzyılda yazdığı”Epiphannius’ un Yolculuğu” adlı eserinde, Zikh ve Kasog adlarını ayrı ayrı belirtiyor. Fakat X.yüzyıl ve sonraki belgelerde sadece Kasog adı geçmektedir.

Beni sabırla dinlediğiniz için hepinize teşekkür ederim.

 

MAHMUT Bİ

TARİHÇİ-YAZAR

11-12 ARALIK 2015

TİFLİS-GÜRCİSTAN

 

 

Konferans metnin hazırlanmasında başvurulan makale ve kaynak eserler:

1-Kadir, NATHO;  Çerkesler, Ankara, 2009.

2-T.V. , POLOVİNKİNA; Çerkesya, Ankara, 2007.

3-M.F.BROSSET; Gürcistan Tarihi, Ankara, 2003.

4-Şora, NOGHUMUKA; Adighe-Hatikhe-Çerkes Tarihi, İstanbul, 1974.

5-Nihat, BERZEG; Çerkesler, İstanbul, 2006.

6-M.F. ŞOENÜ; Tüm Eserleriyle, Kaf-dav Yayınları, Ankara, 2007.

7-Ber, HİKMET; Adıgece Fiiller Kitabı, Ankara, 2002.

8-Mahmut, Bİ; Kafkas Tarihi, 2 Cilt, Ankara, 2011.

9-M.Ç. Yusuf, İZZET; Kafkas Tarihi, Ankara, 2002.

10-M.Ç.Yusuf, İZZET;Kafkas Tarihi-Evrikalarım, Ankara, 2009.

11-Moritz, WAGNER; Çerkesler-Çeçenler-Kazaklar ve Gürcüler, İstanbul, 1999.

12-B.Ömer, BÜYÜKA;  Kafkas Kaynaklarına Göre İlk Yararatılışlar-İlk İnsanlık-Kafkas          Gerçekleri, İstanbul, 1986,Cilt 2.

13-Avledin, DUMANIŞ; Çerkes Kültürü Üzerine Etüd, Kayseri, 2004.

14-Kazım, ATAKAN; Eski Kaynaklarda Zikh ve Çerkes Kavramları, K.K.K.Dergisi, İstanbul, 1988, Sayı: 71-73.

15-İsmail, BERKOK; Tarihte Kafkasya, İstanbul, 1958.

16-Ramazan, TRAHO; Çerkesler, İstanbul, 2007.

17-Aytek, NAMİTOK; Origines Des Circassiens, Paris, 1939.

 

228 Toplam Okuma, 1 Bugün

Comments

Comments