Sinemalar üzerine bildiğim kadarıyla yazan tek şair ve hayatını Bursa/Umurbey Mahallesi’nde geçirmiş olan Güner Özoğuz‘un (1950-1979) basılmış dört şiir kitabı bulunuyor; Üniversiteye Giden Bıyıksız Kedi (1965), Makara İpliği (1993), İplik Zamparası (1998), Para saymasını Bilmeyen Napolyon (2003).
1998 yılında basılan, “İplik Zamparası”nın önsözünün ilk üç sayfada şair kendini, şiir tarzını ve Bursa’nın onu çekememesini anlatıyor.
“Korkunç atom savaşına barışçı bir yol getirmek şiirlerimdeki amaç…
Bursa benimle çok uğraştı…
İnsanın yetmiş, seksen gazetede ve dergilerde şiirleri çıkınca çok uğraşılıyormuş.
Bu çekememezlik neden?
“Ey Bursa!
Benim “Güneşten Kopma Değil Dünya” adlı kitabımı Türkiye ve Dünya kabul etti. Siz de edin. Benim büyük şairliğim sizin yorumunuza kaldı…
Mezarıma şu beyiti yazın: “Gözüm yaşlı geldi dünyaya ve dullar sağlığında çok uğraştınız onunla.
Öldükten sonra bırakın, uğraşmayın. Çünkü büyük şairdi, fazlalık gelmedi dünyaya”. (İplik Zamparası, Bursa 2006)
Özoğuz’un şiirlerinde küçük yaşta anne ve babasını, genç yaşında abisini Ali Özoğuz (1975) kaybetmesinin acısını görüyoruz.
Özoğuz, İplik Zamparası kitabında sinemalar üzerine yazdığı iki şiire de yer verir. Ayrıca Ahmet Tarık Tekçe ve Ayhan Işık gibi sanatçılarla yaptığı söyleşilerden bir bölümüne de kitabında kısaca yer verir. Kitabımda, şiir ve söyleşilerine yer vererek onu anmak istedim.
Ancak bu söyleşiler daha sonra yapılmış olmalıdır. Zira söz konusu filmler çekildiğinde Özoğuz 11-12 yaşındadır.
Tekel ve Polylen’de memurluk yapan şairimizin, “Yıldız Kenter, Ulvi uras, Semih Sergen, Aziz Basmacı, Kenan Büke, İsmail Dümbüllü ve Ayhan Işık gibi sanatçılarla yaptığı röportajlar Bursa Millet ve Haber gazetelerinde yayınlandı.
Şair bu şiirinde sinemaların sosyal bir yönünü de dile getirir, “Sabahtan akşama kadar tek biletle film seyrederek zaman geçirmek”.
YENİ SİNEMA
Soğuktan korunmak için
Akşama kadar film seyrederdik
Yeni Sinema’da;
Çorap kokuları, horlamalar…
Garibanlar sinemasıydı; Yeni Sinema.
Ayhan Işığı orada tanımıştık
Rahmetli nasıl da döverdi beş kişiyi!…
“Kanun Namına” filmi unutulur mu?
Ya Orhan Günşıray’ın vurdulu kırdılı filmleri…
En çok Orhan Günşıray’ı severdim.
Bakmayın öyle adam dövdüğüne,
Aslında çok severim.
Yufka yürekli Orhan ağabeyimi…
Bence gerçek kral O’ydu.
Eşref Kolçak’ın filmleri ne heyecanlıydı!
Eline sağlık Eşref Abi, “vur” derdik.
Sadri Alışıklar, Göksel Arsoylar,
Suphi Kanerler, Ahmet tarık Tekçe’yi…
Hep orada tanıdık, sevdik.
Arada; “Baytekin ve Tarzan” filmleri de gelirdi.
Yeni Sinema’ya…
Yüzelli kuruşa, soğuktan korunmak için
Akşama kadar film seyrederdim.
Bursa’nın gariban sineması;
Yeni Sinema’da…
Şimdi Yeni Sinema’nın önünden geçerken
Hayalini görüyorum.
Orhan Günşıray’ın
Yeni Sinema’da…
*
Şair, “Eski Anılar” şiirinde yine sinemalara değinir.
ESKİ ANILAR
“…Eskileri bilirsiniz
Bir zamanlar Yeni sinemada
Tarzan filmleri, Baytekin filmleri oynardı
Soğunmak korunmak için
Isınırdık akşama kadar Yeni sinemada
Dilek sinemasında “Herkül” filmleri seyredilir
Tenzilatlı halk günleri olurdu
Tayyare sinemasında Sadri Alışık’ın
“Kanun Namına” filmi nasıldı?
Beş kişiyi döverdi Ayhan Işık
Orhan Günşıray’ın vurdulu kırdılı filmleri…
Unutulur mu!…
Kolej kızları dağılırdı saat dörtte
Dilek Sineması’nın önünde kızlara
Laf atardınız, beni tanırdınız
Kız Enstitüsü’nde sevgilimi beklerdim
Kız Lisesi’nde sevgilim vardı
İhsan Çizakça kızları ne güzel şeylerdi!…
Nerede o eski kolej, enstitü!..
Kız Liseli kızlar nerede…nerede…
Dilek Sineması yüzelli kuruşluk
Tenzilatlı halk günleri gelir mi?
Kayboldu gençliğimiz
Eski sinema köşelerinde…
*
Ahmet Tarık Tekçe;
Şair, sayfanın başına “Kitapsız ilim Tekçe’siz film olmaz” başlığını koymuş. Tekçe ile İskender Kebap yerken karşılamış. Oyuncu şairin sorularına
-Nerelisiniz? / Balıkesirliyim,
-En sevdiğiniz rol? /Toros Canavarı’ndaki rolüm,
-En beğendiğiniz aktör? / Ayhan Işık, Tamer Yiğit, Reha Yurdakul.
-Sevdiğiniz yazarlar? / Berthol Breth, A. Çehov, Jhon Stainbeck, Attila İlhan, Orhan Veli, Ümit Yaşar Oğuzcan…
Beyazperde’nin kötü rolündeki hassas, şair ruhlu iyi adamının; şanssız bir şekilde araba kazasında ölümü beni çok üzdü. Dev yapılı kötü rollerin iyi kalpli adamı daimi kalbimizde iyiliksever insan olarak kalacak. (s.79)
Not: Toros Canavarı 1961 yılında çevrildi.
*
Beyaz Perde’nin kralı Ayhan Işık’la konuştum:
“Otobüs Yolcuları” filmiyle Bursa’nın şimdiki Sönmez İş Sarayı’nın yanındaki Yeni Sinema’ya gala gecesine gelmişti. Boyu tahminimce 1.85 kadardı.
Üstünde beyaz pardesü, siyah takım elbise, beyaz gömlek ve lacivert krvatıyla tam bir beyefendiydi. Yanına yaklaşıp kendisiyle röportaj yapmak istedim, ricamı kırmadı.
-Doğum yeriniz? / İzmirliyim. Beyazperde’ye bir mecmuanın açtığı yarışmayla girdim. “Güzel Sanatlar Resim Bölümü” mezunuyum. Esas mesleğim ressamlık.
-Amerika’da bulundunuz mu? / Muzaffer Tema ile birlikte Hollywood’da film çevirdik. Ayrı ayrı filmlerde oynadık.
-En unutamadığınız anınız? / Saatim yoktu. Sete bazen geç gelirdim. İlk filmden aldığım parayla kendime saat aldım. Ondan sonra randevularıma hiç geç gelmedim.
“Beyazperde’nin kralı”ndan vedalaşıp ayrıldım. Bir halterciyi andırıyordu. (s.85)
Not: Bu film 1961 yılında çekilmiştir.
*
“Gençliğimiz, sinema şeridi gibi gelip gitti. Ben, Burt Lanchester’in, Gary Cooper’in birinci vizyon filmlerini gördüm.
Ahmet Tarık Tekçe’nin: “Toros Canavarı”nı, Ayham-n Işığın: “Kanun Namına” filmini, Orhan Günşıray’ın; “Dolandırıcılar Şahı”nı, Suphi Kaner’in, Göksel Ardoy’un belleğimize ve fırtınalı gençlik yaşamamızda iz bırakan filmleri seyrettim. Kirletilmemiş, endişesiz, bakir, ne güzel gençlik yıllarıydı.
—
Evlerin bodrumlarında minyatür makinelerle elli kuruşa sinema oynatırlardı bazen Setbaşı’nda, Şark Sineması’nın tenzilatlı halk günlerinde yüzelli kuruşa Masis’li, Herkül’lü filmleri izlemek için sabahtan kuyruğa girerdim. Tabanı çakıl döşenmiş yazlık cıvıl cıvıl bahçe sinemalarının tahta sandalyelerine kurulup, yirmibeş kuruşa gazoz içerdim.” (s.85)
Not: Şairin yazdığı gibi alınmış, gramere müdahale edilmemiştir.



