Hebron konumuza geri dönüyoruz (Günümüzde El Halil)

Sponsorlu Bağlantı

Hebron bir TEMEL KEHANET MERKEZİYDİ. Bir üst oktavı olarak önemli bir kehanet merkezi de Ağrı Dağının günümüzde Ermenistan sınırları içinde kalan Metsamor’du. ¾ bin yıl öncesine tarihlenen günümüz kenti arkeolojik müzesinin girişinde taştan yontulmuş ve bereketi simgeleyen fallus heykellerini görürsünüz. Yani Ana Tanrıçayı dölleyen erkek tanrıyı simgeleyen fallusu. Bu yerleşim yeri Hitit ülkesinin kuzeydoğusunda kalıyordu. Şuppiluliumas döneminde Metsamor’u bilen, oraları ziyaret etmiş kuzeydoğu kentlerinden bir grup Hititlinin Hebron’a göç etmelerinin nedeni bu olmalıydı. Yani temel kehanet merkezi olan Hebron’a gitmek, aşina oldukları kehanetin tam merkezine gitmek. Kehanet, günümüz insanını dahi çokça uğraştırırken 3/4 bin yıl öncesini haydi haydi uğraştırır.

Sevgili Raif Kaplanoğlu arkadaşımla bir sohbette Hebron’daki kehanet olayını anlattığımda, ‘’Uludağ’da da üç yerde kehanet merkezleri olduğu’’ bilgisini aldım. Yani, kolay değil insan olmak!

Hebron, Behdetle aynı boylamdaydı. Bu sözün anlamı ve önemi şu ki; antik dönemde bu yerin adı EDFU’dur.  Osiris’in oğlu, eşi İsis’ten olan Horus’un kenti. Fakat Büyük İskender’in Mısır’ı işgal ettiğinde askerlerince karşılaştıkları kehanet sahibi Mısırlı Thot’a ‘üç defa Hermes’ anlamında ‘trismegistus Hermes’ ya da Asclepius dedikleri hazreti Thot’tan söz ediyoruz demektir bu. Çünkü İsis’i tanrı thet’in yasaklarından kurtararak 360 günlü ay takvimine, yaptığı hesaplarla aydan artan ışıklarla 5 gün daha eklediği takvim günlerinde tanrının bilgisi dışında kalan o 5 gün içinde ve her gün bir çocuk doğuracağı hamile kalmasını sağladığı yer. Osiris’in eli değmeden Horus’un doğduğu, yani Horus kehanetlerinin merkezi olan kent. Kocasının eli değmeden hamile kalan Meryem söylemine ne kadar da benziyor. Horus yoksa ilk İsa mı? Hz. Thot da Hz. İdris’in ilk hali olmasın sakın! Hermes zaten Yunanlı’nın Hürmüz dediği…

Ya Metsmor müzesi girişindeki o fallus taşları… Diyanizos kır gelenekleri ile sıkıca bağlı mıdır, nedir! Yoksa dilimizdeki ‘‘Turp gibi sağlıklı!’ sözünün de kaynağı mı? Neden olmasın.  Bunları sonradan açıklamak üzere konumuza, yani Hebron’a dönelim.

Âdem, Machpelah mağarasında (önceki yazılarımızda açıklandı) asıl kehanet kahramanı gibidir. Calep, İbrahim’in değil, O’nun ruhuna başvurur. Ya da Âdem ve İbrahim aynı kehanetsel kahramanın adı da olabilir. 15. Yy. İbranî yorumcusu Elias Levi, Rachel’in babası Laban’dan çaldığı Teraphim’in(eski Musevilerde falcılıkta kullanılan ev tanrıları) mumyalanmış kehanetsel başlar olduğunu anlatır. Elbette bunlar arasında Âdem’in de başı bulunmaktadır. Yani yaratılış ile ilgili anlatılar, Hebron’daki kehanetsel mabedin Saul’lu (İsraillerin ilk kralı İ.Ö. 11. Yy.) Benjaminitler tarafından Celabitlerden ele geçirmişlerdir. Celabitler  Lut Gölünün güneyinde Edom denilen bölgede yaşayan Edom diye de bilinen Ays’ın (Esav-Esau Yakub’un kötücül ikizi)) torunlarına verilen Edomite tarikatının üyelerine deniyordu.

Benjaminit ise: Benjamin;  (Tudelalı 12 yy. ) İspanya’dan kutsal topraklar Bağdat, İran ve Mısır’a seyahat etmiş ve yolu üzerinde karşılaştığı çeşitli Yahudi cemaati üyelerinden dinlediği söylenleri kayıt altına almıştır. Fırat nehri kenarında içinde Ezekiel’in ilk defa yaktığı ve halen yanmakta devam eden bir ateşin bulunduğu mabetten söz eder. Mabette Ezekiel tarafından yazılmış ilk mabet günlerini anlatan bir tomar halinde Tevrat’ın bulunduğunu da yazmaktadır.  Yazılarında bu belgelerde Ararat (Ağrı) dağında Nuh’un gemisinden, sonradan buraya bir mescıt yapıldığından,  Şeytani  kral Asmodeus    (kötü ruhlar) tarafından Lübnan’da tuz sütunları üzerine inşa edilmiş Filistin’in her yerinden görülebilen Süleyman’ın sarayından, bu sarayda Daniel Peygamberin tabutunun bir köprüden sallandırıldığını ve bir devin kafatasından yapılmış ve bir defada üç kişinin yıkanabildiği kocaman bir hamam bulunduğunu anlatmaktadır.  Bu seyyahın izleyicilerine de Benjaminit denmektedir. Gizli bilgileri anlatan bir seyyahtır O. Süleyman Mabedi (sarayı, Eric Fon Daniken’in ‘Tanrıların Arabaları’nda Azteklerin Güneş kültü tapınak yapıları ile inşa ve plan açısından karşılaştırılmıştır. Ancak bu tapınaklarda insan kurbanı geleneği de vardı. Ayrıca Süleyman mabedinin inşaatında gizlilik esası üzerinden günümüzde sadece üyelerine açık yasal bir dernek şeklinde Masonluk geleneği sürmektedir.

Caleb ve calebistler Edom’un Âdem ile özdeş olduğunu söylüyorlardı. Yani Şeytanla. Çünkü ikisi de KIRMIZI anlamına gelen iki ayrı kelimeydi. Eğer Âdem Edom ise Esau’nun başı da Edomitlerin atası olan bir geleneğin de olması gerekmektedir ve elbette vardı bu gelenek ve günümüzü de etkilemiştir. Bu durumda Esau’nun başı Hebron’daki ‘Kehanetler’ mağarasında gömülü olmalıdır.  Yahudiliğin bütün bilgilerinin bulunduğu Talmud zaten bunu doğruluyor. Bedeni oğulları tarafından Sedir dağına, başı ise Yusuf tarafından Hebron’a gömülür.

Yahudilikte ‘’Yargı göğüslüğü’’ denilen Hoşen Mispat üzerinde değerli taşların bulunduğu göğse takılan kare şeklinde bir takıdır. Bu göğüslükte bulunan taşların kare mi yoksa yuvarlak mı olduğu belirgin değildir. Hani birisi tytar böyle bir şey’e takılır diye yazıyorum. Ancak bizi taşların ifade ettiği anlam ve değerler ilgilendirmektedir.

Talmud’a göre 28 14-17: ‘’Tititzlikle hesaplanmış (örgüyle) bir  Hoşen Mispat yap. Onu Efod’un yapıldığı şekilde yapacaksın. Altın (sırma), gök mavisi, erguvanî ve KIRMIZI (yönlerin), eğrilmiş ketenle (bükülmesinden elde edilmiş ipliklerle) yap onu. İkiye katlandığında… dört sıra taş (yerleştirilecek şekilde) taş yuvaları ile doldur ODEM, Puda ve Bereket ile bir sıra…’’

ODEM (BU TAŞIN diğer ADI ADOM) = kırmızı ile ilgilidir. Yukarıdan beri anlatıyoruz ki bu sözcük ESAU’nun adı olup ŞEYTAN anlamına gelmektedir. ÂDEM de Kırmızı anlamında olup Adomistlere göre de ikisi de aynıdır. Üstelik her ikisi de cennetten kovulmuştur ve ikisinin de kafası HEBRON’daki yüksek kehanetler mağarası Machpelah’tadır.

Hoşem Mispat üzerindeki bu şeytani taş Akik ve endüstriyel akik olan Karnelia ile yakut taşlarıdır. İçerdikleri yüksek düzeydeki demir oksit yüzünden kırmızı renk ve tonlarında kriptokristal kuvars cinsi bir taştır. Elbette Âdem ve Adom ile özdeşleşip Yahudi dini rütüelinde Yargı (karar) göğüslüğü üzerinde dört yönden birini gösterdiğine göre bir takım özelliklere de sahip olmalıydı yani gizil anlamda.  Örneğin bu taş öğütülüp toz haline getirilerek kısır bir kadına verilmesi halinde hamile kalacağı söylenir. Yani Reuven’in  (Yakup ile Leah’ın büyük oğlu.) annesine getirdiği adamotu (gene bir sihir. Süleyman peygamberin yüzüğü üzerinde bulunurdu.) ile elde edilen etkiye bedeldir.  Reuven’in adını şundan verdim; yakut taşının adı, sonradan bir İsrail kabilesinin adı olmuştur) bu ad ile anılmakta olup Rubi denilmektedir.

Elbette akik taşı hakkında İslâmî hadis (peygamberin hayırlı sözleri. Uyulması sünnettir) bulunmaktadır. ‘’Akik taşını bulundurunuz. Sizi hastalıktan ve nazardan korur.’’

Kırmızı işi kolay bir konu değil demek ki.

913 Toplam, 6 okuma bugün