Quantcast
Öklid’ten Nasireddin Tusi’ye, Tusi’den Uluğ Bey’e Bilim – Belgesel Tarih

Mümin CEYHAN
Mümin  CEYHAN
Öklid’ten Nasireddin Tusi’ye, Tusi’den Uluğ Bey’e Bilim
  • 03 Aralık 2019 Salı
  • +
  • -
  • Mümin CEYHAN /

Toplam: 5,002 , Bugün: 1 Okuma

Şirince, Ege Bölgemizde ”şirince” bir köy.Tarihle yaşayan Selçuk İlçemizin 8 kilometre uzağında; acı­ların çokça yaşandığı bir mübadele köyü. Şimdilerde acılar, yerini turizmin o renkli yanına bırakmış.

Sözünü etmek istediğim Şirince değil; Şirince’nin içinde, Şirince’den de şirin, yapay bir köy. Yani köy içinde bir köy… Nesin Matematik Köyü…

Fotoğraf: Ali Emre Öztürk

Şirince girişinden hemen sola dönünce, anlaşıl­ması zor üç yol görürsünüz. Bu üç yoldan en dar ve en köylü yol!, sizi Nesin Matematik Köyü’ne götürür. Ama sanmayın ki harika bir asfaltta yol alacağınızı ya da hiç değilse parke bir yol olacağını…

Tam aksi, toprak ve iki aracın geçmesine olanak vermeyen daracık bir yol. Sanki bu köye öyle kolay gelinmez, burada her şey “kent içinde şatafat yok­tur” mesajını veriyor gibidir. Köyü bulup aracınızı bir yerlere park edersiniz-Bu Köy’e genellikle insanlar Şirince’den bir km yolu yürüyerek gelirler-Bu bize ders oldu.

Köy’e girişte sizi muhtarlık binası, çeşitli sanat ya­pıtları yontular ve Köy’e katkı koyanların büyükçe bir liste de isimleri yazılı tabelası karşılar. Tarihi bir Köy zannedilecek Köy’ün tarihi ise aslında çok yenidir (K.T:2007). Düşünce mimarı Ali Nesin, şimdilik orada dersler vermektedir. Köy’ün uygulama mimarı Sevan Nişanyan ise hapistedir. Gerekçe ise- aşağı yukarı, Tabiat Varlıkları Koruma Kanunu’na aykırı davran­maktır. Bu mimar, Şirince’yi dünyaya armağan etmiş şimdi cezasını çekmektedir. Nişanyan, Matematik Köyü’nün karşısındaki kayalara sembolik, mitolojik, mezar anıtını yapmış- Dahası, bu anıt mezar içinde yargılanmaktaymış.

Fotoğraf: EMO

2.Akademik Kamp Şirince’de Yapıldı

Şimdi gelelim sadede: Bizim Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) bu Matematik Köyü’ne bir süredir takmış vaziyette… Hiç işi gücü yokmuş, sanki üstlerine va­zifeymiş gibi Bilimsel Dergi çıkarıp bunu uluslararası geçerliği olan bir şekle sokarak, bilim dünyasına katkı yapma sevdasına düşmüş. Altı ayda bir çıkan bu der­gi, yedinci sayısına ulaşmış; Bu derginin omurgasını oluşturan bilim insanları ise böyle zamanlarda Mate­matik Köyü gibi yerlerde aydınlatma söyleşileri yapar olmuşlar. Bunun için de, 16-19 Nisan 2015 tarihinde, Şirince’de EMO 2. Akademik Kamp’ı yapmaya karar vermişler. Kampa, EMO tarafından, 36 üniversiteden 52 yüksek lisans ve doktora öğrencisi (20 Kadın, 32 Erkek) davet edilmiş. Ayrıca 11 farklı üniversiteden 14 değerli öğretim üyesini de unutmayalım. 4 gün süren sabah saat 09.00’dan, akşam saat 22.00’lara kadar süren seminer ve ders programı düzenlediler. Yük­sek düzeyde ve genç beyinlerin, o doyumsuz, güzel sorularla bilgi edinmenin doruğuna ulaştığı bu prog­rama katılmak benim için de ayrıcalıktı.

 “Bu yıl yapılan akademik kampın konusu, “Görüntü İşlemede İleri Uygulamalar ve Son Gelişmeler” idi.

İsteyenin EMO kanalı ile katılabileceği bu etkinliğe, EMO Bursa Şubesi’ni arayarak bende dahil oldum.

Köye Bakış

Önce Köy’ün atmosferinden, sonra etkinlik kap­samında düzenlenen söyleşilerden inanılmaz etkilen­dim. Köy’ün içinde katkılarla yapılan üniteler, misafir ağırlama koğuşları; ama ille de kütüphane- aynı za­manda konferans salonu.

Fotoğraf: EMO

Protesto kulesi’nin en tepesine çıkıp Şirince’yi ve vadiyi seyretmek doyumsuz güzel, doğal olarak ye­tiştirilmiş ağaç ve bitki zenginliği… Gencecik lise öğ­rencilerinin Köy içinde özgüvenle dolaşmaları; kendi istekleri ile heyecanla Ali Nesin’in matematik dersle­rini izlemeleri, sürekli sorular sormaları çok etkileyi­ciydi…

Fotoğraf: EMO

Bunlar bir yana bizim aydınlatma platformunda neler oldu? Bir kısmını yazmak istiyorum. Bir kısmını diyorum çünkü, bu dört gün süren etkinliğin tamamı­nı buraya sığdırmak, benim entelektüel dağarcığımla mümkün olmayabilir Onun için algılayabildiğim kada­rını yazacağım. İşin kolayına kaçıp kendimi saklamak için de konuyu biraz da mizahi yolla anlatacağım ki anlamadıklarım anlaşılmasın.

Programın başında EMO, Kamp ve Bilimsel Der­gi’ye ilişkin bilgileri EMO Yönetim Kurulu Başkanımız Hüseyin Yeşil ve Meslek İçi Sürekli Eğitim Merkezi (MİSEM) Komisyonu Başkanı Orhan Örücü verdi. “Bu tanıtım bilimsel değildi tabii; bildiğimiz EMO tanıtımı­na yönelikti.…”

Programda 14 seçkin akademisyenin olduğunu söylemiştik. Bunlar kendi alanlarında yetkin kişiler­di. Onları öğrenciler can kulağı ile dinleyerek sorular sordular salondaki akademik seviyeyi görünce biraz komplekse kapılmadım dersem yalan olur.

Fotoğraf: EMO

Ben diğerlerinden özür dileyerek, izlediğim, anla­maya çalıştığım, programdaki birkaç bilimsel sunum­dan söz edeceğim:

Bilimde Naklin Değil, Aklın Önemi

“Bilim, Mühendislik ve Öğretim Kurumları” başlığı altında EMO Bilimsel Dergi Baş Editörü Prof. Dr. Ha­mit Serbest yaptığı sunumda, bilimin nasıl yapılması gerektiğini, bilimde naklin değil aklın önemini vurgu­ladıktan sonra, inançlı insanların da bilim yapabilece­ğini yalnız, inançla bilimin ayrı düşünülmesini, aklın egemen olmasını bize bir güzel anlattı.

Serbest, öğretim kurumlarındaki gerileme ve yoz­laşmayı örneklerle anlattı ki, dersi dinleyenler geldik­leri üniversitelerde bunu yaşadıkları için en az Hoca kadar konuya örnekler verdiler. Sorular ve cevaplar insanın canını acıtacak kadar Türkiye’deki eğitimin kalitesinin durumunu gözler önüne seriyordu. ”Eski dostlar bu sunumu izlerken içimizden, 40 yıl önce devri Süleyman’a haksızlık ettiklerini düşündüler mi acaba?”

Prof. Dr. Tayfun AKGÜL Bilim Hırsızlığını Anlattı

Etkinliğin ilk günü programı kapsamında Prof. Dr. Tayfun Akgül tarafından öğleden önce, “Bilim Etiği” öğleden sonra ise “Yüzsüz Yüz tanıma” başlığı altın­da sunumlar gerçekleştirildi.

Akgül, Bilim Etiği’ni anlatmaya başladığında ben, Türkiye de bilimin nasıl yapıldığını anlatacağını san­dım. O ise nasıl yapılmadığını, koca üniversitelerde intihal yapmak için “ nasıl bilimsel yollar” bulundu­ğunu anlattı.

Hatta intihal ” bilimsel hırsızlık” yoluyla kişilerin, Türkiye’de önce profesör sonra, dekan, rektör, bece­rikli veya yandaş isen nasıl YÖK Başkanlığı’na kadar uzanabileceğini; sizin anlayacağınız bilim hırsızlarının Türkiye’de makbul kişiler olduğunu örnekler vererek anlattı.

Tayfun Akgül’ün öğleden sonraki sunumunda ise, gerçekten bilimsel metotlarla insanların ilk bakışta tanınamayacak fotoğraflarından nasıl tanınabileceği incelendi.- Benim Hoca’dan buradaki beklentim: bir önceki sunumunda bahsettiği yüzsüz intihalcilerin kobay olarak kullanacağı yönünde idi; ama o bütün nezaketi ile bizim tanımadığımız örnekler seçmişti.

Tayfun Hoca’nın ikinci bir şapkası daha var; o şöh­reti sınırları çok aşmış bir karikatür sanatçısı. EMO yayınlarından çıkan “Fenni Karikatürler” kitabında da o sözünü edilen tiplerden bolca bulunuyor.

Akademik Kamp’ın bu bölümü çok merak uyan­dırdığı için katılımcıların yanında sunum yapacak di­ğer akademisyenlerde bu bölümü izledi.

Öklid’ten Nasireddin Tusi’ye, Tusi’den Uluğ Bey’e Bilim

Konu başlığı, “Öklid’ten Nasireddin Tusi’ye, Tu­si’den Uluğ Bey’e Bilim” olan sunum Prof. Dr. Atil­la Bir tarafından gerçekleştirildi. Bir, İstanbul Teknik Üniversitesi’nden (İTÜ) emekli, asıl işi elektrik- elekt­ronik ama şimdilerde İstanbul Üniversitesi’nde, Bilim Tarihi dersleri veriyor.

Prof. Dr. Atilla Bir

Öncelikle söylemeliyim ki, beni en çok şaşırtan ve bilgi eksikliğimi besleyen Prof. Dr. Atilla Bir Hoca’nın “Öklid’ten Nasireddin Tusi’ye, Tusi’den Uluğ Bey’e Bilim’’ konulu sunumu oldu. Hoca bu konulara hobi olarak başlamış ama dünya çapında uzmanlaşmış.

Sunumdan önce görüştüğümüz için kendisi bana, “Sunum başlamadan sana büyük sürprizim var” dedi. Sürpriz daha sonra anlaşıldı. Döneminin en büyük alimlerinden Kadızade-i Rumi Bursalı ve Bursa’da ilim yapmış. Hoca sunumuna başlarken bizi şaşırt­tı. Bir, “Biliyor musunuz İslam Tarihi’nde çok büyük bilim adamları ve bunların çok eserleri vardır; Arap­ça ve çok azı Farsça yazılan bu eserlerin sahiplerinin yüzde sekseni Türk asıllıdır” dedi.

Hoppala! Ben işte bunu bilmiyordum. Dikkatimi daha fazla verdim. Sonra Atilla Bir, başladı bunların yazdıklarını ve bilime yaptıklarını saymaya. Önce, Hoca işi biraz geriye sardı. Büyük İskender’in dün­yayı fethetmek için yola çıktığını sonunda ise genç yaşta fetih yollarında ölünce, döneminden sonra, fethettiği ülkelerin parçalandığını ve bunun dünyada köklü değişikliklere neden olduğunu vurguladı. Hele­nistik Çağ’ın bunun sonucu olduğunu ve bunun bizim coğrafyamızda da sonuçları olduğunu söylüyordu. Bilimsel düşüncenin ilk kez (M.Ö: 330-30) yıllarında Helenistik Dönem’de ortaya çıktığına işaret eden Bir, bu dönemde şehirlerde okul, kütüphane, tiyatro, ta­pınaklar ve spor tesisleri kurulduğunu belirti. Sunum­dan, Helenistik Çağ’da bilim insanlarının etnik köken­lerinin sorulmadığı anlaşılıyor.

İskender sonrasında (M.Ö: 300) Anadolu’da birçok devlet ve medeniyet ortaya çıkıyor. İşte hepimizin yakından bildiği büyük matematikçi, Öklid (M.Ö: 330- 275) bu dönemde yaşıyor. Öklid’in birçok hipotez ve ispatının yanında, daha sonra bulunan bir yapıtta bu dahinin 2. Kitap, 6 öneri (a+b)2-(2a+b).b+a2 ilişkisinin kanıtı gösteriliyor.

Aynı çağda, İskenderiyeli Heron ise (M.S:10-70) bugünkü bilimin öncüsü oluyor ve günümüze 13 ki­tabı ulaşıyor Bunlardan günümüze ışık tutan 3 kitap mekanik ile ilgili olduğu, ayrıca ‘Pnömatik Çalışmaları ve Heron Çeşmesi’ de anılmaya değer görülüyor.

Buhar motoru dediğimiz şeyin işleyiş mantığı ilk kez Heron tarafından ortaya konuluyor. Dahası var ki, Otomatik kapılar, robot mekanizmaları, para otomat­ları Heron’un çalışmalarıdır.

HERON Otomatik kapı çalışması

Üçgen alanı hesaplamak için HERON Formülü:
Aynı dönemde Eratosthenes (M.Ö: 276-196) otur­duğu yerde % 1,6 hata ile dünyanın çevresini buluyor. Bu arada dünyanın tam küre olduğunu da düşünüyor. Günümüzde Dünya’nın düz olduğunu iddia eden İs­lam alimlerine M.Ö. ki yıllardan bir ispat.

Antik Yunan’da, Batlamyus, Menelaus, gibi bilgin­ler evrenin sırlarını bilim yoluyla çözmeye çalışıyorlar.

Gelelim bizimkilere:

Helenistik Çağ’ın başlattığı bilgi çağı, İslam coğ­rafyasında da etkisini gösteriyor,

(1201-1274) Nasireddin Tusi tarih sahnesinde ye­rini alarak dünyanın tanınmış bilginlerinden biri olu­yor. “Kelam, Felsefe, Hadis ve Matematik” çalışma­ları olan Tusibir dönem meşhur Alamut Kalesi’nde saklanarak çalışmalarını yürütüyor.

Ünlü Maraga Rasathanesi’ni kuran Tusi’nin bura­da da dört yüz bin kitabı bu­lunduğu söyleniyor.

Timur’un torunu Uluğ Bey ise (1393-1449), hü­kümdarlığı döneminde hem ülkeyi yönetiyor, hem de matematik ve gök bilimleriyle uğraşıyor.

Uluğ Bey Rasathanesi’nde devasa bir ekvatoryal güneş saati bulunmaktadır(1417). -Şimdilerde İTÜ’de bu saatin aynısı inşa edilmiştir- (Tasarım:M.Erkök, M.Barutçu, A.Bir).

Sunumlar: Prof Dr Atilla Bir Arşivinden

Gelelim Kadızade-i Rumi’ye (1364-1436). Bur­sa Kadısı Mehmet Çelebi’nin oğlu olan Kadızade-i Rumi, Bursa’da gördüğü eğitimden sonra, matema­tik ve astronomi öğrenmek için Horasan’a gidiyor. Semerkant’daki Rasathane’de çalışıyor. Astronomi ile ilgili birçok eseri bulunan Bursalı bu hemşerimizin Türbesi Semerkant ’da yer alıyor.

Aynı dönemde Uluğ Bey’in Kuşcusu olan Ali Kuş­cu (bu adı oradan gelir) yukarda adı geçen bilginler­den ders alıyor. Fatih Dönemi’nde gelip Ayasofya Medresesi’nde müderris oluyor ve birçok esere imza atıyor. Fatih Camii’nde restore edilen güneş saatini onundur. Ayrıca astronomi ile ilgili birçok eseri bulun­maktadır.

1575 yılında kurulan Osmanlı bilgini Takiyuddin ta­rafından kurulan gözlem evini bilmeyenimiz, duyma­yanımız yoktur. Yine bu rasathane kurulduktan kısa bir süre sonra III. Murat tarafından topa tutularak yı­kıldığı unutulacak gibi değildir.

Şimdi kısaca yazdıklarımızı ve yazamadığımız, Hocamızın ifadesi ile % 80 Türk olan diğer bilim in­sanlarına baktığımızda Bunların çoğu Osmanlı için­de “Tasavvuf, Fıkıh, Kelam” gibi şeyler öğrenirken; Astronomi, Matematik gibi pozitif bilimleri öğrenmek için Semerkant’a gidiyor. Çoğunun türbeleri de orada bulunuyor. O zaman da insanın aklına şu soru geli­yor,“Demek ki Osmanlı da pozitif bilim yapılmazdı ve aydınlanma Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasını mı bekledi?”

Ali NESİN 2×2=4 Eder

Gelelim Matematik Köyü’nün yaratıcısı Ali Nesin’in matematik sunumuna. Etkinliğin ikinci günü Nesin’i Köy’ün girişinde ilk gördüğümde; mitolojideki hey­keller gibi sakallı, yürüyen bir heykeldi sanki. Adeta zıplayarak yürüyordu. Sunum akşam saat 20.00’da başladı. O yan taraftaki derslikten, liselilere verdiği dersten çıkarak geldi.

Karikatüre çok uygun yapısı ve davranışları olduğu için Tayfun Akgül Hoca her an onu karikatürleştiriyor.

Fotoğraf: EMO

Ali Nesin’in sunumunun ana başlığı “Mühendisler ve Matematik; Sayı Ne Demektir” olunca, “Eyvah kırk yıl önce öğrendiklerimizden bir de imtihan edilirsek” diye düşünürken, Ali Nesin belki otuz metrelik kara tahtanın-bu tahta yeşildi önündeki kutudan beyaz te­beşirleri ve silgiyi kaptı; raylı tahtayı ortada birleştirdi ve hızla bize dönüp,:“Dersimiz 2×2 kaç eder bunu is­pat etmeye çalışacağız” demez mi!…

“Bunu bilemeyecek ne var” demeye kalmadan. Dersimiz başladı.” X=0, 1=2 ? , 2=Sn, Sn=sonsuz, x(0,1,2) ne oluyoruz?” Kocaman bir daire; dairede üst küme, alt küme v.s. tanımlamalar 1,2,3… teorem, aksiyom v.s… şimdi ispat… İspat çok önemli ispat olmadan olmaz…

Bu arada Ali Hoca 30 metrelik tahtanın bir ucun­dan bir ucuna uçarak geliyor, sanki zaman geçerse ispatı kaçıracak gibi hareket ediyor. Bir ara bize dö­nerek bir soru sordu. O kadar “sivri kişi” değişik ce­vaplar verdi.

Belli ki yeteri kadar tatmin olmamıştı. “Alt küme, alt küme diyor…” Önce sol kolunu hızla döndürmeye başladı. Eyvah yana uçacak sandım!. Daha sonra iki kolunu birden pervane gibi döndürmeye başlayınca bu sefer havalanacak sandım!. Bu arada “üst küme alt küme, ispat” diyor. Kurduğu denklemde buldu­ğu yanlışı düzeltip, “İşte ispatı görüyorsunuz 2×2=4 müş” diyor. Bu sonuca 30 metrelik tahtayı iki kez doldurduktan sonra varıyor. Gömleği pantolonundan çıkmış ter içinde kalmış bir şekilde ispatını adeta bi­zimle beraber kutluyor.

Ders bitince aklıma bir gün önce Takıyeddin Bin Ma’rufun’un Padişaha gök bilimlerini inandırmakla ilgili zorluğu geldi. Acaba Takiyeddin‘e “2×2 kaçtır deseydik nasıl cevap verirdi” diye aklımdan geçirdim.

Sonra da düşündüm ki; Ali Nesin’in durumu Taki­yuddin Bin Ma’ruftan iyi değil.

Böylesi bir etkinlikte emeği geçenlere ve katılımcı­lara en içten dileklerimle teşekkür ediyorum.

*Mümin Ceyhan, Elektrik Mühendisi (Bursa 20 Nisan 2015)

Not: Kampa neden katılmak istediğini anlatan bir katılımcının düşüncelerini paylaşmadan ede­meyeceğim.

“Katıldığım 1. Sinyal ve Görüntü İşlemede Son Ge­lişmeler Kamp’ı, benim için çok büyük bir dönüm nok­tası oldu. Amerika’dan döneli 1 sene olmuştu ve özel bir Şirkette Ar&Ge mühendisi olarak çalışmaktaydım. Kamp’da katıldığım konuşmalar, tanıştığım hocalar ve arkadaşlar sayesinde okula yeniden dönmem gerektiğini ve ancak daha çok öğrenerek ve araştırarak mutlu olabileceğimi fark ettim. Ardından işten ayrıldım ve Boğaziçi Üniversitesi’nde yüksek lisansa başladım. Şu anda sevdiğim bir konu üzerinde çalışıyorum ve eskisinden çok daha mutluyum. Düzenlenen birinci kampa katılmasaydım, ne bu kararı verecek cesareti kendimde bulabilir, ne de hala görüştüğüm arkadaşlarıma sahip olabilirdim. Bunun yanı sıra, şu anda fMRI üzerine bir projede çalıştığım ve tezimi de bu konu üzerine yapmak istediğim için, bu akademik kamp­ta katılacağım konuşmaların bana çok büyük bir fayda sağlayacağını düşünüyorum.’’

Mümin CEYHAN

Bulgaristan’ın Filibe şehrinde 1948 yılında doğdu. Ailesiyle birlikte 1949’da göç ederek Bursa’ya yerleşti. Yıldırım İlkokulu’nu, Bursa Erkek Sanat Enstitüsü Elektrik Bölümünü ’nü tamamladıktan sonra, İstanbul’da Yıldız Teknik Üniversitesi Elektrik Mühendisliği Fakültesinden mezun oldu. Bir süre kamuda görev yaptı, 1979 yılından buyana serbest çalışıyor. TMMOB’da görev aldı. 1995’te kurulan Bursa Çağdaş Eğitim Kooperatifi’nin (ÇEK) 23 kurucusundan biri oldu. Bu Eğitim örgütlenmesi Atatürk ilke ve devrimlerini, laik ve bilimsel eğitimi ortak payda olarak kabul eden ilk ve örnek bir model oldu. ÇEK’in 2004-2010 yılları arasında üç dönem yönetim kurulu başkanlığını yaptı. Kurucularından olduğu Bursa Defter grubu, Bursa Defteri Dergisi’nin yanı sıra Bursa Ansiklopedisi’nin yayınlanmasında aktif rol üstlendi. Mümin Ceyhan Bursa Kent Kültürü Araştırma Kütüphanesinin kurucusudur. Entelektüel birikimini Atatürk ilke ve devrimleri ile genç nesiller yetiştiren ÇEK ile ilgili faaliyetlere ve Bursa ile ilgili yaptığı araştırma ve yazdığı yazılara aktarmaktadır. E-Posta: [email protected]
Sosyal Medyada Paylaşın:
  • YENİ
Ahmet Vefik Paşa Tiyatrosu’nun Açılışı

Ahmet Vefik Paşa Tiyatrosu’nun Açılışı

Ekrem Hayri PEKER, 25 Eylül 2022
Prekaz–Balkanlardan Göç Hikâyesi

Prekaz–Balkanlardan Göç Hikâyesi

Haber Merkezi, 16 Eylül 2022
Küçük Asya’da Selçuklular

Küçük Asya’da Selçuklular

Ekrem Hayri PEKER, 16 Eylül 2022
Bursa’ya Kimler Geldi, Kimler Geçti

Bursa’ya Kimler Geldi, Kimler Geçti

Ekrem Hayri PEKER, 11 Eylül 2022
“İhtiyar Savaşçı” ve Sürgün

“İhtiyar Savaşçı” ve Sürgün

Prof. Dr. Hilmi ÖZDEN, 6 Eylül 2022
Yâr Bana Bir Eğlence!

Yâr Bana Bir Eğlence!

Fikret ALKAN, 4 Eylül 2022
Büyük Taarruz’un 100. Yılı

Büyük Taarruz’un 100. Yılı

Nevin BALTA, 26 Ağustos 2022
D.Ahsen Batur’a Veda

D.Ahsen Batur’a Veda

Ekrem Hayri PEKER, 7 Ağustos 2022
Muradiye’de Cinayeti Gördüm

Muradiye’de Cinayeti Gördüm

Ekrem Hayri PEKER, 20 Temmuz 2022
Türkler

Türkler

Hasip ÖZTÜRK, 11 Temmuz 2022
İstanbul: Üç Şehrin Hikayesi

İstanbul: Üç Şehrin Hikayesi

Mesut YILMAZ, 28 Haziran 2022
Barak Ellerinin Talihsiz Ezo’su

Barak Ellerinin Talihsiz Ezo’su

Dr. Halil ATILGAN, 29 Mayıs 2022
3 Dilde Resimli Mimarlık ve Restorasyon Terimleri Sözlüğü

3 Dilde Resimli Mimarlık ve Restorasyon Terimleri Sözlüğü

A.Gülçin KÜÇÜKKAYA, 29 Mayıs 2022
Babaeski Semiz Ali Paşa Külliyesi

Babaeski Semiz Ali Paşa Külliyesi

A.Gülçin KÜÇÜKKAYA, 29 Mayıs 2022