Organizatör Hayri Küçük: “Hayri Küçük, Allah büyük”

Sponsorlu Bağlantı

Hayri Küçük arkadaşlarıyla bir iddiaya tutuşur. Kendini bir mezara gömdürür. Arkadaşları iki saat sonra mezarı kazıp, kendisini çıkaracaklardır. Arkadaşları mezarlıkta beklemek istemezler. Vkit geçsin diye bir kahveye giderler. Oyuna otururlar ve saatler sonra arkadaşları akıllarına gelir.  Arkadaşlarını mezara koyduktan bu yana yaklaşık altı saat geçmiştir. Aceleyle mezara koşup, korkuyla kazmaya başlarlar.  Neden sonra arkadaşlarını sağ salim çıkarırlar. Hayri Küçük, meşhur sözünü söyler; “HAYRİ küçük, Allah büyük”

Size bir zamanlar Bursa’nın eğlence kralı Hayri Küçük’ü tanıtmaya ve Bursa’ya katkılarını anlatmaya çalışacağım. Renkli kişiliği olan Hayri Küçük, aynı zamanda evlilik şampiyonudur. Yirmiye yakın evlilik yapmıştır. Gönül Yazar ilk kocasıdır. Evlendiği kadınlar arasında Ayşe Tunalı gibi assolistler de vardı. 21 kere nikâh masasına oturmuş. İlk evliliğini 23 yaşında yapan Hayri Küçük, 17. Nikâhını Selma Meriç’le, 18. Nikâhını 76 yaşındaki Müyesser Kılıç’la 1997 yılında kıymış. Renkli bir kişiliğe sahip olan Küçük, Bursa’da ilklere imza atmış bir kişidir.

Bursa’nın bayram yeri Pınarbaşı’dır. Panayırlarda gördüğümüz eğlence dünyasının fazlası buradaydı. Doksanlı yıllarda bile burada bisiklet, motosiklet kiralanır, ata binilirdi. Salıncaklar, dönme dolaplar, sihirbazlar, çadır tiyatroları aylar önce kurulurdu.

Ellili yılların sonunda Bursa’nın eğlence fenomeni Hayri Küçük, burayı mesken tutmuştur. Ünlü bir menajer olan Hayri Küçük, Gönül Akkor’un kocasıydı. Birkaç bayram orada çadır tiyatrosu kurmuş ve daha sonra Devlet Tiyatrosu binasının alt katındaki eğitim araçları salonunu Hayri Küçük Tiyatrosu adıyla eğlence merkezi yapmıştır.

Şinasi Çelikkol’dan Pınarbaşı’ndaki bayram yerini şöyle anlattı; “Pınarbaşı, Osmanlı devrinden bu yana bayram yeri olmuştu. Dini bayramlar Fetih Kapısının önündeki alan bayram yeriydi. Bayramdan 15 gün önce oyuncaklar gelmeye başlardı. Devamlı gelen bir uçak vardı, salıncaklar vardı. İki direk arasına gerilen telden kayılırdı. Burada çok büyük çınarlar vardı. Hepsi kuruyup gitti. Tiyatro kumpanyaları geliyordu. Tiyatro toplulukları, dansözler, orta oyuncuları gösteri yaparlardı. Burada cambazlar gösteri yaparlardı. Sirklerin olduğu çadırlarda aslanlar, kurtlar, ayılar, yılanlar, fok balıkları, tilkiler olurdu.

Bayram yerinde her çeşit satıcı bulunuyordu. Simitçiler, turşucular, köfteciler, dönerciler, horoz şekeri, elma şekeri gibi yiyecek satanlar yanında değişik eşyalar satanlar da bulunurdu. Radyoların, pikapların hoparlörleri sonuna kadar açılırdı. Bir cambaz o kadar beğenildi ki üç ay gösteri yaptı. Bursa’nın köylerinden kadınlar erkekler akın-akın gelirdi.

Bir bayram 9 çadır tiyatrosu birden gelmişti. Hayri Küçük’ün çadır tiyatrosu çok tutulurdu. En çok dansöz Babuş tutuluyordu. Kadınlar, erkekler ailecek Babuş’u seyretmeye gelirlerdi.

Zati Sungur kurduğu çadırda gösteri yapmıştı. Sihirbazlar, Şahmat, Abra-kadabra, Mandrake burada çadır kurup gösteri yaparlardı.

1957’de Açık Hava Tiyatrosu üç ay çalıştı. Bursalılar doldurdu…    Düşün ki, Bursa nüfusu 100’bindi… Köylüler gelirdi… Köy kadınları geleneksel giysileri feraceleriyle  tüm gün oyunları izlerlerdi… Öyle ki, Pınarbaşı Mezarlığı’nda da dinlenirlerdi

1960’da Çadır Tiyatrosu geldi; ikisi büyük, yedisi küçüktü… Küçük tiyatro 30 kuruş iken büyüğü 50 kuruştu… İki oyuna bir bilet alan paydosa çıkmaz ise bir oyun bedavaya gelirdi.

Yarım Kız’ çadırı diye bir tiyatro vardı. Vücudunun yarısı görünmeyen sihirbaz kızı seyrederken mutlu olurduk…  Bir bakıyorduk ki  balık kız oluyor. Çocukluğun mutluluğunu yaşadık, türlü oyun gösterileriyle.

.”

*

Marmara Sineması, bugünkü Eğitim Araçları Salonu’ndaydı. Hayri Küçük burayı tiyatro yaptı.  Burası Hayri Küçük Tiyatrosu(1955), daha sonra 1956 yılında Tan Tiyatrosu,  1957 yılında Marmara Sineması oldu.

Uğur Ozan Özen, Bursa Oda Tiyatrosu tarihi, (Bursa-2013) kitabında şunları yazar:

“Hayri Küçük Tiyatrosu [1] “36 artistten oluşan kadrosu ve bazı ses sanatkârları da dâhil edilerek” 1955 yılında kurulmuş ve Tan Sineması’nda oyun sahnelemeye başlamıştır. [2] Tan Sineması’nın yeri “eski Eğitim Araçları Salonu, bugünkü adıyla Dede Efendi Salonu” dur. Bu salon Halkevi’nin mimarı Münevver Belen’in projesinde müsamere salonu olarak planlanmıştır.

Tiyatro ilk hedefini 8 ay boyunca 30 oyun sahnelemek olarak açıklamış ve 6 Ekim’den itibaren ilk oyun olarak “O Kadın” sahnelemeye başlamıştır. Ardından sırasıyla “Canavar”, “Çanakkale Geçilmez”, “Batak Kız” oyunları sahnelenmiştir. Gazetede yayınlanan ilanda “6 Ekim’de, çok kıymetli sanatkârlardan müteşekkir kadrosu ile Tan sinemasında değerli yazarlarımızın seçkin eserlerini temsil etmektedir. Temsillerden evvel fevkâlade sürprizler” [3] ve “…Çok kıymetli sanatkârlardan müteşekkil tam kadrosu ile Tan Sinemasında. Kadınlar fasıl kadrosu 19.30’da başlar. Umumi program varyeteler 20.30 da başlar. Caz-Saz-Raks-Skeç-Varyete-Temsil komedi… Her gece değişik program. Her Pazar saat: 14’de. Halk matinesi. Fevkalade sürprizler” denilmiştir. Tiyatronun suare ve matine fiyatları: numaralı koltuk 150 kuruş, duhuliye 100 kuruştur. 12 Ekim Çarşamba günü saat: 14.00’da talebe matinesi, 14 Ekim Cuma günü aile matinesi, 16 Ekim Pazar günüyse halk matinesinde oyunlar sahnelenmiştir. 17 Ekim’den itibaren, İstanbul’dan ilk defa Bursa’ya gelen “eşsiz film dansözü” Asuman Çintay ve arkadaşları, Saadet Cici, Birsev Çintay, Belgüzar Şen sahneye çıkmıştır.

                                                          *

Şinasi Çelikkol, “Hayri Küçük iki bayram arası burada çadır kurup, gösteri yaptı. Büyük ilgi görünce Marmara sinemasını kiralayıp, gösteri yaptı. Daha sonra Kapalı Zafer sineması diye bilinen yeri tiyatro ve gösteri merkezi yaptı.”

Kapalı Zafer sineması, Pirinç Han’ın karşısındaki dükkânların hemen arkasında, Abolyont Han’ın yanındaki sokağın girişindeydi. Bir ara mobilya mağazası olan binada şimdi Ekin Kitabevi, mağazası var. Şinasi Çelikkol; “Binanın üst katı sinemaydı. Bu sinemaya daha çok kadınlar giderdi. Tiyatro ve müzik gösterileri yapılıyordu”

Aynı bilgileri Kapalı Çarşı esnaflarından İsmail Konçi de teyit ediyor. 19 Ocak 2015 Pazartesi günü yaptığımız söyleşide burada kısa bir süre film gösterildiğini ifade etti.

*

Bursa Tiyatro tarihi üzerine araştırmalar yapan Uğur Ozan Özen; “Hayri Küçük Tiyatrosu’nun gazeteye verdiği son ilan da  Zafer  Meydanı Küçük Sinema Salonu olarak geçmektedir. İlanı gazetede görüp bir kenara not etmiştim. Ancak Tan Tiyatrosunun yaptıklarını pek tiyatro diyemeyiz. İlan yayınlandığı yer ve tarih:  Yeni Ant Gazetesi, 12-13 Şubat 1961. İlan şöyleydi:

Her Gece Zafer Meydanı Küçük Sinema Salonunda. Yepyeni görülmemiş kadrosuyla Bursa Tan Tiyatrosu programlarına devam ediyor. Dansözler: Şükran Cansu, Gülçin Gül, Sevim Polat, Tülây Gülenay, Gülây Günyay. Her yer: 250 kuruştur. Değerli Halk Komedyeni Orhan Pişkin ve arkadaşları. Yüksek ses san’atkârı Semra Özbay (Raci) şarkısının bestekârı Sinan Subaşı. Tanınmış üstatlardan müteşekkil saz 20.00’de başlar. Her Çarşamba saat: 14.00’da yalnız  Bayanlara; her Pazar saat: 14’de umuma ucuz matine. (Programı organize eden: Nevzat Metin).” (Uğur Ozan Özen, Bursa Oda Tiyatrosu tarihi, Bursa-2013)

*

Hayri küçük çadır tiyatrosuyla Anadolu’yu gezer. Ümit Fehmi Sorgunlu’nun kaleminden.

“Kayseri’de yaz günleri şehir, kışa oranla biraz daha hareketli olur, müzikal çadır tiyatroları, cambazlar eğlenceye susayan gençlerin imdadına yetişirdi. Şimdiki Hilton Otelinin bulunduğu yerde Durak Çay Bahçesinin yanında bir alan sürekli bu gibi işler için boş tutulurdu.

Hemencecik büyük bir çadır kurulur, şehrin içinde reklâma çıkılırdı. Dansözlerin, çeşitli müziklerin ve küçük skeçlerin bulunduğu çadır tiyatrosu bilhassa gençler tarafından ilgi görürdü. O günlerin rağbet gören isimlerinden biri de Hayri Küçük Tiyatrosuydu. Arada bir küçük sirkler ve cambazlar da düşe                                                            *

Bursa’dan İstanbul’a giden Hayri Küçük, burada da ilginç uygulamalara imza atar. Üstat Münir Nurettin’i gazino sahnesine çıkarır. Bu olayın öyküsünü Gazeteci Tevfik Yener’den dinleyelim: ‘Bir tatlı huzur almaya geldim, Kalamış’tan’ şarkısı dillerden düşmeyen Münir Nurettin, ‘İstanbul’u sevmezse gönül aşkı ne anlar?’ der.”

‘Sana bir gün tepeden baktım Aziz İstanbul’ diyen üstadı kimse sahneye çıkaramaz. Altmışlı yıllar, gazinoların altın çağıdır. Organizatör Hayri Küçük, Bebek Gazinosu sahibi İslam Bey’e gelir ve “Baba bir fikrim var. Üstadı çıkaralım!” der.
İslam Bey, ‘Münir Bey içkili gazinoya çıkmaz’ dediyse de Hayri Küçük her zamanki esprisiyle, “Allah büyük, Hayri küçük” diyerek astronomik bir teklifle üstadın kapısına dayanır. Üstat, başlangıçta bu teklifi ret eder. Hayri Küçük, pes etmez. Israr, neredeyse bir servet teklif eder. Hayri Küçük, sevinçle gazinoya döner. ‘Münir Bey sadece 20 günlük programa razı oldu.’müjdesini verir.
Üstat, yaşlanmıştır.  O güne dek içkili gazinoya adım atmamış, gazino sahibinde, doğal olarak iş yapar mı endişesi var. Gazete ilanları yayınlanıyor ve şok! 20 günlük rezervasyon ful. Görülmemiş rağbet var. Gazino patronu ‘Üstadın ne kadar hayranı varmış’” diyor Gala gecesi. Saat 21.00 ve gazinoda boş masa yok. Herkes memnun da, şef patronun odasına dalıyor. ‘İslam Bey, felaket, müşterinin yaş ortalaması 60, sofra kurdurmuyor, yemek içki istemiyorlar. Perhizdeyiz, şekerim var’ falan diyorlar. Sadece adaçayı, ıhlamur filan ısmarlıyorlar. Biz bunlardan çay kahve parası alırsak battık.’ ‘Vayyy!’ diyor patron.
Hayri Küçük limon sarısı… Az sonra şef yine geliyor, ‘Müşteri, Şampanya içsek, istakoz yesek ne öderdik, işte bizden o hesabı alacaksınız’ diyor ve peşinen ödüyorlar!’ Patron bir ‘Vayy!’ daha çekiyor.
O görgülü dinleyicilerine üstat, Nihavend Kalamış’ı, Uşşak gazel Aheste Çek Kürekleri Mehtap Uyanmasın’ı, Segah Rindlerin Akşamı’nı kimsenin okuyamayacağı güzellikte söyledi. Ben de adaçayı içerek bu konseri dinledim.
Münir Nurettin Selçuk (1900-1981) çıtayı en yükseğe dikmiş Türk Sanat Musikisi’nde devrim yapmış üstattı.”

1971’de Gönül Akkor’la evlenir. Gönül Akkor’un ikinci evliliğiydi. Ayşe Tunalı ile yapar. G.B. Show’un Pygmalion eseri defalarca filme alınmıştır. Shaw’ın bu eserinin kahramanı ağzı bozuk, gramer bilmeyen çiçekçi bir kızdır. Zengin bir fonotik uzmanı bu kızı eğitir ve bir leydi yapar. Eski çiçekçi kız, yeni leydi öğretmenine âşık olur.

Ayşe Tunalı, 1972 yılında ailesinin yaşadığı Frankfurt’ta bir çiçekçide çalışmaya başlar. Tesadüfler sonunda Türk lokalinde sahneye çıkar ve şarkı söylemeye devam eder. 1975 yılında annesiyle İstanbul’a gelir Neşe Karaböcek’in kadrosunda üvertür olarak sahneye çıkar.

Gazino sahibi Osman Kavran 15 yaşındaki şarkıcı adayını çok beğenir ve Hayri Küçük’ten onu yetiştirmesini ister. Çiçekçi kız hikâyesi gerçek olur. Ayşe Tunalı, öğretmenine âşık olur ve evlenirler.

Hayri Küçük, yapılmayanları yapmaya devam eder. 1975 yılında yine farklı bir işe imza atar. İşte o yıllardan bir haber: “ÜÇ KONSERE ÜÇ YÜZ BİN LİRA

Onun hakkında kim ne derse desin, kim ne yazarsa yazsın Zeki Müren yine bir numara olduğunu ispatladı. Geçen hafta içinde Ankara’ya uçan organizatör Hayri Küçük ile ortağı Ayman Artun, Zeki Müren’i Almanya’da konser vermesi için zor ikna ettiler ve mukavele imzalattılar. Müren, 13 Haziran’da Berlin’de, 14 Haziran’da Frankfurt ve 15 Haziran’da da Münih’te üç konser verecek. Konser vereceği salonların en küçüğü 10 bin kişilik. Alacağı para mı? Onu hiç sormayın. Yeni bir rekor Üç konser için tamı tamına 300 bin lira. Ve bu rakama da nazlandı Zeki Müren.”

*

Gazeteci Yalçın Pekşen kendisiyle bir röportaj yapar. Hayri Küçük, bu röportajda şunları anlatır:

“Ben tabanın da tabanından geldim bugünlere. ‘’Hayrı Küçük, Allah büyük’’ dediniz mi bilirler beni. Çadır tiyatrolarında çok dolaştım ben. Yirmi sene ölümle pençeleştim. Akrobattım. Tel cambazıydım. En kuvvetli akrobat cambazdım. Tel üzerinde numaralar yapıyordum. Akrobatlık yaparken on tane kaburgamı kırdım. Asıl soyadım Sarıoğlu’dur. Fakat bana ‘’Küçük Hayri’’ derlerdi. Sonra bunu soyadı gibi aldım.

Akrobasiden sonra çadır tiyatroları açtım. Anadolu’da turneler yaptım. Tiyatrolarla birlikte menajerlik hayatım başladı. Emel (Sayın), Gönül (Akkor), Ayşe Tunalı, Bülent Ersoy… Bunların menajerliğini yaptım.

Bülent Ersoy’u ilk kez ben sahneye çıkardım. Fahrettin Arslan’a ilk’e ben götürdüm. Bülent Ersoy’u bana, Hulki Saner’in oğlu, Adnan getirmişti. O haliyle yardımcı oldum. Gönül Akkor ile evliydim o zamanlar.

Çok evlendim, ama eşlerim şöhret olunca bana tekmeyi vuruyorlar. Şöhret olunca hazmedemiyorlar. Nota falan bilmem ama yıllar yılı bu işin içinde olduğum için halkımın müzik açısından ne beklediğini biliyorum.”

*

Kaleci Varol’u sahneye çıkarır. Bu öyküyü kaleci Varol’un ağzından dinleyelim: “Kaleci Varol, Altay’a transfer olmuştum. Organizatör Hayri Küçük, turne teklifinde bulundu. “Abi artistlerden kimler var?” dedim, güzel artist varsa çıkacağım! “Dansöz Babuş var” dedi, “Tamam. Ama benim Çek milli maçım var, ondan sonra” dedim. İyi bir peşin para da aldım.

Çek milli maçı 6-0 bitti. 6 gol yiyince sahneye çıkmak istemedim. “Manyak mısın, Varol’lu turne diye sattık” diye ısrar edince çıktım. Sahnede Çekler’den nasıl 6 gol yediğimi anlattım, milli takıma alınmadım. İyi kaleci olduğum için bir sene sonra tekrar aldılar”.

*

Filiz akın’ı assolist olarak 1976 yılında İzmir Fuarı’nda sahneye çıkarır. Gerçi ünlü yıldız bekleneni veremez, fuarı terk etmeye kalkar. Alt kadronun zayıflığını öne sürer. Kadroda olup, ortada görünmeyen Mine Koşan yerine Esengül gelir ve Filiz Akın programına devam eder.

30 Kasım 1980. Evine gelen jandarmalara hakaret eden Bülent Ersoy,  45 gün hapis cezasına çarptırılır. Bülent Ersoy, jandarmalar arasında cezasını çekeceği Buca Cezaevi’ne giderken yanında Hayri Küçük vardır.

Yıllar sonra bir gazete de şu habere rastladım, “Şarkıcı ve şovmen Mikrop Hikmet sosyal sorumluluk projeleri çerçevesinde yaklaşık 150 hayranı ile aynı teknede buluştu. İçinde Hayri Küçük’ün bulunduğu bu grup, üst üste gelen şehit haberleri ve hayatını kaybeden 61 mülteci için siyah kurdeleleri kırmızı karanfillere bağlayarak denize bırakarak, protesto gerçekleştirdiler”. (18 Eylül 2012)

[1] Hayri Küçük 1950’li yıllarda çadır tiyatrolarında çalışmıştır. Cemalettin Ergün (Papyon Kemal) Hayri Küçük ile ilgili şunları anlatmaktadır: “Feridun Tandoğan vardı rahmetli Hayri Küçük’ün ustası. Hayri abi, Feridun abiye laf söyletmezdi hiç kesinlikle. Feridun eski komik ama bilgili bilinçli komikti. Hayri Küçük de onun adabıyla gene komiği oynuyordu ve işte Hayri Küçük’le Adana’da çalıştım. Sonra Emirgan açıldı, çadır tiyatrosunu bıraktık Emirgan’a geçtik, program yapıyorduk İsmail Rona da vardı o zaman”. Güzeloğlu (2003) s. 263-275. Erdal Özdür’den öğrendiğimize göre Hayri Küçük Gönül Akkor (Kamuran Akkor’un ablası) ile evlenmiştir.

[2] Tan Sineması, Dr. Tarık Sekban ve Ali Sekban’ın sahip oldukları sinemaydı.  Hayri Küçük Tiyatrosu’yla ilgili olarak Ömer Tuncer aracılığıyla Mustafa Özcan’dan öğrendiğimiz bilgi şöyledir: “Sinema perdesinin önüne derme çatma bir sahne kurdu (Bir defasında hamile anaç bir dansöz çürümüş tahtalardan birine basarak lambur lumbur aşağıya yuvarlandı ve sahne çöktü. Dansöze ve karnındaki bebeğe bir şey olmadı) Bazen seyircinin kulağına gırnata sesini bastıran bebek ağlamaları gelirdi kulisten. Sahnedeki dansöz bebeğini emzirmek için kulise koşarken öbür taraftan onun yerine bir başka dansöz sahneye fırladı. Bu sahnede sırayla dansözler çıkıp göbek attılar. Gösterileri tam 2 saat sürmekteydi. İki saatin sonunda mutlaka yarım saatlik bir “piyes – temsil” yapılırdı. Temsilde Hayri Küçük “komiklik” adı altında olmadık maskaralıklar daha doğrusu sululuklar yapar halk da bunlara gülerdi. Sonra da anons edildiği şekliyle “facia aktörü Feyyaz” sahneye elinde bir kafatasıyla çıkar ve “…vah zavallı kelle… Öyleyse hadi şimdi yallah hemen fırla git efendine söyle…” diyerek Hamlet’ten tirad atardı. Seyirci buna da gülerdi. Haftada bir gün sadece kadınlara matine yapılırdı ve kadınlar buraya evde “elcağızlarıyla” yaptıkları tencere dolusu dolmaları ve börekleri yer birbirlerine de ikram ederlerdi.

1,501 Toplam, 14 okuma bugün

Ekrem Hayri PEKER: Kimya mühendisi, araştırmacı, yazar, STK yöneticisi. Bursa Mustafa Kemal Paşa’da (1954) doğdu. Anadolu Üniversitesi Kimya Mühendisliği bölümü mezunu. TUBİTAK veri tabanına kayıtlı “Teknoloji tabanlı Başlangıç Firmalarına Özel İş Geliştirme” mentörü, C Grubu iş Güvenliği uzmanı olarak Nano kimyasalların tekstil materyallerine uygulamalar konusunda üniversitelerde konferanslar verdi. Yayınlanmış kitaplarından bazıları: "Kuşçubaşı Hacı Sami Bey", "Özbek Mektupları", "Yeşim Taşı - Ön Türkler ve Türk Tarihinden Kesitler", "Kafkasya'dan Anadolu'ya - Zekeriya Efendi". Belgeseltarih.com kurucu ortağı ve yazarıdır. E-Posta: ekrempeker@gmail.com