Pek tanınmış bir hemşehrimiz: ‘Altın Ağızlı’ Dion (II)

Sponsorlu Bağlantı

Bursa Araştırmaları Dergisi’nin bir önceki sayısında (33) MS 1.-2. yüzyılın tanınmış şahsiyetlerinden Bursalı hatip Dion Khrysostomos (MS 40-112) hakkındaki incelememize başlamış, adı geçenin hayatını, sürgün cezasının kaldırıldığı MS 96 yılına değin getirmiştik. Bu sayıda ise hayat hikayesini tamamlayıp onun 39 numaralı söylevinin Türkçeleştirilmesi yolunda ilk tuğlayı koyacağız. Dion’un yazdıklarından herhangi bir satırın şimdiye dek dilimize çevrilmediğini hatırlatıp bu yönde bir dilekte bulunduktan sonra hitabet gücü yüzünden ‘Altın ağızlı (Khrysostomos)’ lakabını alan hemşerimizi, sürgün cezasının kaldırılmasından sonra geldiği Prusa (antik Bursa) sokaklarında izlemeye devam edelim.

Dion, muhtemelen MS 97’de, kentine döndüğünde ailesinden kalan ve kent dışında yer alan çiftliklerden birine yerleşmiş ve tarımsal faaliyetlerin geliri ile ömrünü sürdürmüştür. Hemşerilerinin onun dönüşünden hoşnut kaldıkları 44. söylevin girişinden anlaşılabilir(1). Dion ise konuşmasına Odysseus’tan “hiçbir şey memleketten tatlı değildir” alıntısı(2) eli başlar ve “tüm Yunan ve Roma dünyasının bana hayranlık duyup övgüler düzmesi, sizin yüzlerinizi görüp seslerinizi işitmekten daha mutlu etmemiştir seni” diyerek onlara karşılık verir.

Gelirinin büyük kısmının şarapçılık ve hayvancılıktan geldiğini Dion’un kendi ağzından öğreniyoruz (46.8). Kente daha yakın bir bölgede, “sıcak su kaynakları yakınında” ise başka bir evi ve atölyeleri vardı. Dion, mal varlığının sanıldığının aksine çok büyük olmadığını, üstelik babasından kendine 400 bin drakhme borç kaldığını da bildirir. Bu, dönem şartlarına göre büyük bir borçtur ve aklımıza, Dion’un babasının yüksek faizle borç veren biri olabileceği ihtimalini getirir.

Dion yaşadığı zorlu sürgün yıllarından sonra “soluklanmak ümidiyle” (40.12) memleketine dönmüştür, kalan ömrünü sakince geçirmek ister. Ancak sosyal konumunun gerektirdiği şekilde yaşayacak, zengin asilzadelerden yapmaları beklenen hayır işlerini de üstlenecektir hem de çocuklarına, kendininkinden daha düşük seviyede olmayan bir hayat hazırlayacaktır(40.2). Siyasete yakın durmaz. Siyasi partilerden birine üye olmadığı gibi konsey toplantılarına da çok az gider. Tek bir sefer dışında herhangi bir kamu görevi de üstlenmez. İlk iş olarak kentin asilzade sınıfının güvenini kazanma çabasına girer. Kimseye bir kötülük yapmadığını, kıtlık zamanında tahıl stoklayarak fiyatları yükseltmediğini, hiçbir komşusunun kendisinden şikayetçi olmadığını söyler. Daha da ileri giderek “istediğiniz zaman evimi yakabilirsiniz, karımı ve çocuğumu alıp giderim” der (46.13). Ancak bunu söylerken Roma imparatoru ile olan yakın bağlarını da dinleyicilere sezdirmekten geri durmaz (44.12).

Dion’un Prusa’ya geri döndükten sonra üstlendiği tek kamu görevi Roma imparatoru huzuruna çıkacak bir elçi heyetinde yer almasıdır. Yeni imparatora şükran ve minnet

Dion döneminde hatiplerin yapıkları el hareketlerinin anlamları

duyguları ifade edilecek, bu arada bazı imtiyazlar koparılmaya çalışılacaktır. Ancak Dion hastalanır, heyetin gidişi ertelenir ve Dion “kendisini seven eski bir dostunu”(45.2) görme fırsatını kaçırır. Çünkü Dion’un sağlığı düzeldiğinde imparator Nerva’nın öldüğü haberi gelir(MS 98). Heyet yeni imparator Traianus ile görüşebilmek için iki yıl beklemek zorunda kalır zira imparator Dacia seferindedir. Dion bu arada çalışmalarına devam eder ve imparator önünde okuyacağı söylevler yazar(3). Dion söylevlerinde iki yerde (45.3; 47.22) Traianus ile arasının çok iyi olduğunu söyler. Hatip Philostratus (4) ise Roma’daki zafer alayı sırasında Traianus’un Dion’u yanına oturttuğunu ve arada bir ona “neden bahsettiğini anlamıyorum ama seni kendimi sevdiğim gibi seviyorum” dediğini aktarır(5). Ancak bu bilgiyi doğrulayan başka hiçbir kaynak yoktur. Modern araştırmacılardan C. P. Jones, Traianus ile Dion’un Almanya’da Ren bölgesinde görüştüklerini(6) söylese de bu ikili arasında yakın ilişki olduğu genelde kuşku ile karşılanır. Nihayet MS 100 yılında Prusa’dan giden heyet imparator ile görüşür. Heyetin başlıca iki isteği vardır. Dion’un dedesinin zamanında imparator Neron, Yunanistan’da Akhaia bölgesi(7) kentlerine özerklik hakkı vermişti. Aynı hakkı talep eden Prusa heyeti bunu elde edemedi. Zira bu hakkı talep eden çok fazla kent vardı ve bunun verilmesi imparatorluk maliyesi için gelir kaybı demekti. Bu istek geri çevrilirken Prusa’nın, Roma’nın bir zamanki büyük düşmanı Kartacalı Hannibal tarafından kurulmuş olması da hatırlanmış olabilir. Heyetin ikinci talebi kent konseyinin sayıca büyütülmesiydi ki bu istekleri yerine getirildi(44.11). Ayrıca bazı adli ayrıcalıklar da kopartılmış, Prusa mahkeme merkezi olma hakkı kazanmıştı.

Elçi heyeti Prusa’ya döndükten sonra Dion ilk hayal kırıklığı ile karşılaşır: görevini başarı ile yaptığını düşünürken suçlamalara karşı karıya kalmıştır. Güya imparator onu görmekten memnun olmamış da ilgisiz davranmış: güya Prusa heyeti ile birlikte huzura çıkan Smyrna (İzmir) heyeti imparatordan pek çok hediye ve değerli eşyanın almanın yanı sıra kent konseyindeki üye sayısının on bine çıkarılması ayrıcalığını da kopartmış(40.13-14). Dion bu iddiaları yalanlar. Kenti adına tatmin edici ayrıcalıklar koparıldığını söyler. Ayrıca üst düzey Romalılar arasındaki saygılığına rağmen görüşme sırasında kendi kişisel çıkarına hizmet edecek en küçük bir şey bile istemeyip tüm çabasını kentinin çıkarları için harcadığını söyler(45.3).

Dion’un ikinci hayal kırıklığı kentine yaptığı hayır işleriyle ilgili suçlanmasındır. Dion Roma’da yaşamış, sürgün yıllarında pek çok kentte bulunmuş ve Smyrna(İzmir), Efes, Tarsus ve Antakya’da kentleri güzelleştirmek için imar hareketlerinin başladığından haberdar olmuştur(40.10). Büyük bir kent olmayan kendi kenti için hayalleri vardır: Sütunlu caddeler, çeşmeler, mümkün olursa sur duvarları, liman ve tersane inşa ettirmek; kentini yakın komşuları ile kuracağı bir federasyonun merkezi yapmak ister(45.13). Ancak bu boyuttaki hayallere karşı çıkanlar da çok olacaktır. Bir süre sonra Dion’un kenti yıkıp parçaladığı, her şeyi bozduğu, kent sakinlerini kovduğu, eski günlerin hatıralarına saygı göstermediği lafları ortalıkta dolaşmaya başlar (40.8). Dion ise kendini eleştirenlerin kullandıkları “kentlerin ve kalelerin yağmacısı” ifadesini alay yollu tekrarlayarak sadece çirkin ve sefil görüntü arz eden binaların yıkılmasının düşünüldüğünü söyler (47.11). Manevi değer atfedilen yer ise yıkılmak üzere olan küçük bir demirci dükkânıdır (40.11-12) ona göre(8).

Dion’un döneminde kentte hayır işi yapmak isteyen seçkinler önce bunu halkın toplandığı meydanlarda ilan etmek, yapacakları işi hangi şartlarda gerçekleştireceklerini anlatıp halkı ikna etmek durumunda idiler. Asilzadeler halka baskı yaparak istediklerini kabul ettirme imkânına sahip değillerdi(9). Kentine sütunlu bir cadde yaptırmak isteyen Dion da aynı yolu izleyip projesini halka anlattı (45. ve 47. söylevler). Bu sırada diğer asilzadeler ve onların mensubu olduğu siyasi partilerle sözlü bir mücadeleye girişti. Bu mücadelede başarılı oldu ve hem halkın, asilzadelerin ve Romalı yöneticinin onayını aldı, hem de asilzadelerden maddi destek sağladı (40.6; 45.15-16). Giriştiği imar işleri sırasında yaptıklarından biri de biri Zeus Tapınağı’nı değirmenlerin bulunduğu yerden kentin en görünür yerine taşımak oldu(10).

Dion imar projelerini halka anlatıyor (temsili resim)

Bu değişiklik yüzünden kendini tiran gibi davranmakla suçlayanlara Dion “Tapınaktaki yangını da ben mi çıkardım? Kült heykellerini alevlerden ben kurtardım. Ve şu anda kentin en göz alıcı noktasına yerleştirildiler” şelinde cevap verir(47.18). Bu arada Macrinus adındaki biri de Prusa’nın kurucusu olan Prusias I’ın mezarı ve heykelini Pazar yerinin bulunduğu bölgeden başka bir bölgeye taşıtmıştır (47.17). Bu faaliyetler ile büyüyen Prusa’da bir kütüphane, bir gymnasium, bir stadyum, bir açıkhava tiyatrosu(11), iki tapınak ve Traianus adına yapılmış bir anıt olduğu, kentin günümüzdeki Gökdere’ye kadar yayıldığı, 36 stadion (yakl. 6500 m.) büyüklükteki Antakya’dan daha büyük bir kent haline geldiği iddia edilmiştir(12). Dion, övündüğü bu icraatları ile Prusa’nın diğer Helen kentleri arasında hiç de geride kalmadığını, ilk sıralarda yer alacak denli geliştiğini söyler (44.8).

Dion’a yöneltilen bir başka suçlama ise imparatorun verdiği ayrıcalık ile üye sayısı yüz kişi artacak olan kent konseyine kendi yandaşlarının doldurmaya niyetlendiğidir(45.7). Dion bunu da kabul etmez. Yanlış anlaşılmalara meydan vermemek için seçimlerin yapıldığı 1-2 gün boyunca Prusa dışına çıktığını söyler(45.10). Dahası, çevirisini verdiğimiz 39. söylevde de belirttiği gibi, Dion kent konseyinde bu türde siyasi kamplaşmalar oluşturulmasını kentteki uyumu bozan bir şey olarak görüp şiddetle eleştirir. Dion’un yakınmalarından anlıyoruz ki, kendisini eleştirenleri sosyal statüleri en az kendisininkine eşti(45.6). Yani Dion’un muhalifleri de Prusa’nın asilzadeleri idi(13).

Dion hayalindeki Prusa’yı yaratmaya girişir. Ancak hasımları da boş durmaz. Çok geçmeden, muhtemelen 111 yılında, bir başka suçlamaya maruz kalır. Filozof Flavius Archippus ve avukatı Claudius Eumpolos’a göre Dion iki suç işlemiştir: 1-Kent yararına başlattığı ve masraflarını konsey üyelerinden talep ettiği bir imar projesinin mali hesaplarını halkın kontrolüne açmamış, 2- Aynı proje kapsamında iyileştirme yapılan bir bina Dion’un oğlu ve karısının mezarlarını içerdiği halde Dion oraya bir de imparatorun büstünü koyarak imparatora karşı suç işlemişti(14). İkinci suç ağır bir suç gibi görünse de pratikte bir şey ifade etmiyordu çünkü Traianus tahta çıktığından beri bu suçtan mahkûm olan olmamıştı(15). Ayrıca bahsedilen mezarlar ile imparatorun büstü yapının farklı yerlerinde idi. Bu noktada sahneye antik çağın önemli kişilerinden biri olan Genç Plinius çıkar(16). Plinius eyalet valisi sıfatıyla davaya bakacak olan kişidir. Taraflardan suçlama ve savunmaya ilişkin dilekçelerini ister. Bu işten bir an önce kurtulmak isteyen Dion savunmasını verir. Ancak iddia tarafı işi ağırdan almaktadır, nihayet Plinius’a herhangi bir belge sunmaz. Plinius üst düzey Romalılarla yakın ilişkisi olan Dion hakkındaki son kararı Traianus’a bırakır. İmparator Dion hakkında bir cezaya hükmetmez ancak onun mali hesapları kamu denetimine açmasını ister(17).

Ölümünden bir yıl önceki bu dava Dion hakkındaki bilgilerimizin sonudur. Geride en az bir oğul bırakmıştır. Nikaialı tarihçi ve devlet adamı Dio Cassius’un Dion’un torunu olması olasılık dahilindedir. Dion’un karısına dair ise hiçbir şey bilmiyoruz.

Roma’da geçirdiği süre içinde Tyana’lı Apollonius ve Tyre’li Euphrates ile ahbaplık eden Dion, günümüze ulaşan seksen kadar söylevi ile kendisinden sonra gelen Eunapius ve Synesius gibi yazarları etkilemiştir. Hayatının ilk dönemlerinde kendini sofist olarak görürken sonraları Platonculuk ve Stoacılığın etkisine girmiştir. Buna karşın herhangi bir ekole açıkça bağlanmamıştır. Atina’da konuşulan Yunanca ile yazmış ve bu dilin gelişimine katkı sağlamıştır. Cümleleri uzundur, sıkça yan cümlecikler içerir. Tüm söylevlerini içeren ilk çevirisi 1476’da Milano’da basılmıştır(18).  Paolo Desideri’ye göre Dion, Plutarkhos’la beraber Roma İmparatorluğunun olgun çağında Grek Rönesansı denen dönemin en önemli yazarıdır(19).

—————

DİPNOTLAR

* Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde doktora öğrencisi (Tarih)

(1) İzleyen bölümlerde parantez içinde verilen numaralar Dion’un söylevlerinden alıntıları göstermektedir.

(2) Homeros, Odysseia, IX.34

(3) Dion’un 1,2,3,4 numaralı söylevleri “Krallık Üstüne” adını taşır ve günümüze ulaşmıştır.

(4) Philostratus, Lucius Flavius (y. MS 170-244): ‘Atinalı’ lakabı ile tanınan yazar ve hatip

(5) Bioi Sophiston (Sofistlerin Hayatı), I.7

(6) C.P. Jones, The Roman World of Dio Chrysostom, Harvard University Press, 1978, s 52

(7) Yunanistan’ın güneyindeki Peloponnesos (günümüzde Mora) Yarımadası’nın kuzey sahili

(8)Dion’un kentte harabe halindeki binaların varlığına ilişkin tespitleri iki yıla yakın bir süre Bithynia valiliği yapan Genç Plinius’un gözlemleri ile de doğrulanır: Mektuplar, 10.23 ve 10.70

(9) Zuiderhoek, A., “On the Political Sociology of the Imperial Greek City”, Greek, Roman, and Byzantine Studies 48 (2008):420-423

(10) Kandes, V. I., Bursa: Kuruluşundan XIX. Yüzyıl Sonlarına Kadar,Gaye Kitabevi, Bursa, 2008 (ilk basım: Atina, 1883), s. 28. “Değirmenlerin bulunduğu yer” ifadesi ile, kentin Uludağ yamaçlarına bitiştiği güney bölgesi, yani günümüzde Pınarbaşı semtinin bulunduğu bölge kast ediliyor.

(11) Dion 40. söylevini Prusa’daki tiyatroda vermiştir(40.6).

(12) Kandes, a.g.e., s. 29-31. Yazar bu iddiasına temel olarak Gökdere yatağındaki binaların temel kazıları sırasında ele geçen ve üzerinde Grekçe yazılar olan buluntuları gösterir.

(13) Prusalı asilzadelerin bu yöndeki suçlamalarında Dion’un asıl hedef olmadığı, üye sayısı arttırılmış bir kent konseyinde orta sınıfın daha çok yer işgal edip asilzadelerin egemen konumunu tehdit edeceği endişesinin etkili olduğu düşünülebilir. Atina için pek çok imar faaliyeti yürüten Herodes Attikus’un da asilzade sınıfından benzer bir muhalefet gördüğü hatırlanabilir.

(14) Genç Plinius, Epistulae, X.81

(15)Bekker-Nielsen, T., Urban life and local politics in Roman Bithynia: The small world of Dion Chrysostomos, Aarhus University Press, 2008, s. 134

(16) Plinius Caecilius Secundus, Gaius(=Genç Plinius, MS 61/62-113): Romalı yazar ve devlet adamı. On beş yaşındayken babasının ölmesi üzerine dayısı Plinius(yaşlı) tarafından evlat edinilmiştir. Başarılı bir avukat olarak adli kurumlarda çalıştı, daha sonra senatör ve MS 100’de konsül oldu. Ayrıca mali konularda da çok yetenekliydi, önce askeri hazinenin sonra da senato hazinesinin idaresine getirildi. 110/111’da Bithynia-Pontos eyalet valiliğine atandı ve 113’teki ölümüne dek bu görevde kaldı. Asıl ünü Epistulae (Mektuplar) adlı eserine dayanır. Bu eserin onuncu kitabı Bithynia meseleleri hakkında imparator Traianus’a yazdıkları ve bunlara aldığı karşılıklardan oluşur.

(17) Genç Plinius, Epistulae, X.82

(18) Smith, W., Dictionary of Greek and Roman Biography and Mythology, Dion Chrysostomus, Boston, 1867

(19) Desideri, P., “City and country in Dio”, içinde: Dio Chrysostom- Politics, Letters and Philosophy, (ed. Simon Swain), Oxford University Press, 2002, s. 93

———

Dion Khrysostomos’un 39. Söylevi
Nicaea’da Sivil Kargaşanın Sona ermesi Üzerine
Yapılan Anlaşma Hakkında
İngilizceden çeviren: Yasemin Kaya

Açıklama: Roma idaresindeki Bithynia çalkantılı bir eyalettir.
Bu söylevin adı da zaten bunu gösteriyor. Söz konusu çatışmanın
tarihi ya da başlangıç sebebi bilinmiyor. Bazı araştırmacılar bu
söylevi Dion’un sürgünden dönmesinden hemen sonraki bir tarihe
yerleştirirken bazıları da üslup özelliklerine bakarak bu söylevi
Dion’un daha geç bir dönemine tarihlerler. Yazarın sağlığının
iyi olmadığı bir dönemde olduğunu ima etmesi ikinci görüşe
kanıt sunmaktadır.

1 Sizin tarafınızdan onurlandırılmaktan memnunum; güçlü, ihtişamlı, asil soylu; oradan buradan gelmiş sefil adamlardan oluşan küçük grupları değil de hem Yunanlıların hem de Makedonyalıların arasından gelen liderleri içeren; en önemlisi de kurucuları olarak hem kahramanlara(2) hem de tanrılara sahip olan bir kent tarafından onurlandırılan bir kişinin hakikaten sağlam muhakemesi olan biri olması beklenir.

2 Fakat, kentleri tanrılar tarafından kurulan kişilerin barış ve uyumu koruması, birbirlerine karşı dostluk beslemeleri yakışık alır. Son derece şanslı ve tanrı tarafından kutsanmış olduklarını; iyi talih konusunda bir dereceye kadar diğerlerinden üstün olduklarını, bunun yalnızca bir taklit ya da boş bir tabir değil de gerçek bir şey olarak doğduğunu göstermek zorunda olduklarını ve bunu arzuladıklarını göstermezlerse, bu utanç verici olur. Kurucuları, akrabaları ve tanrılar olan ataları, halklarının, güzel bir ülkeye, ürün bolluğuna, ya da kalabalık bir nüfusa değil, daha çok, ılımlılık, erdemlilik, düzenli yönetim, iyileri onurlandırma, kötüleri ayıplama gibi şeylere sahip olmalarını arzu ederler. 3 Ben kendim bile şu anda sizin aynı kıyafetleri giydiğinizi, aynı dili konuştuğunuzu ve aynı şeyleri arzuladığınızı görmekten memnunum. Aslında hangi görüntü, amacında birlik olan bir kentten daha büyüleyici ve hangi ses onun ahenkli sesinden daha heybetlidir ki? Hangi kent, konseyini bir araya toplayabilen bir kentten daha akıllıdır? Hangi kent birlikte hareket eden bir kentten daha düzgün hareket eder? Hangi kent, aynı politikaları destekleyen bir kente göre başarısızlıktan daha uzaktır? Nimetler, tek akıl ve tek yürek olanlardan başka kime daha lezizdir? Izdıraplar, onu ağır bir yük gibi birlikte sırtlayanlardan başka kime hafif gelir? Zorluklar, birbirlerini müdafaa edenlerden başka kime seyrek olarak uğrar? 4 Hangi şehir insanlarına karşı daha sevecen, arkadaşlarına daha faydalı, düşmanlarına karşı daha ürkütücüdür? Kimin övgüsü daha çok güvenilir, kimin eleştirisi daha gerçekçidir? Kim onur konusunda kendi yöneticilerine denk bir durumdadır ve yöneticiler kime daha fazla saygı gösterirler? İyi yöneticiler kime bu kadar hayranlık duyarlar ve kötü yöneticiler kimi daha az küçümserler? Sivil kargaşa içindeki insanlar birbirlerinin söylediklerini bile duyamazken uyum içinde yaşayanlara sadece idarecilerin değil tanrıların bile kulak verdikleri neden aşikâr değildir? Kentler anlaşmazlık içindeyken, insanların ağızlarından çıkanlar birbirini tutmuyorken hiç kimse kelimeleri dinlemeye istekli olmadığı için.

5Ayrıca, hangi tür yapılar, hangi büyüklükte bir arazi, ne kadar bir nüfus bir topluluğu, onu iç uyumunun kıldığından daha güçlü kılar? Örneğin bir şehir uyum içindeyse, ne kadar çok yurttaş olursa olsun, birçoğu şehrin çıkarını gören gözleridir, birçoğu duyan kulaklarıdır, birçoğu nasihat eden dilleridir, birçoğu onun adına uğraşan akıllarıdır; bunun nedeni ise, bazı tanrıların böylesine harika ve kalabalık bir şehir için sanki tek bir ruh yaratmış gibi olmasıdır. Bunun tersine, ne zenginliğin bereketi, ne insan sayısı ne de gücün herhangi başka bir unsuru bölünmüş insanlar için bir avantaj değildir; tüm bu şeyler aslında zarar ziyandan yana olan şeylerdir ve bölünme ne kadar çoksa zararı da o kadar büyük ve ağır olur. Sanırım insan vücutlarında da aynısı olur; sağlığı yerinde olan vücut boy ve hacim olarak formdadır ancak hastalıklı ve kötü şartlarda olan vücut büyüt tehlikelerle karşı karşıyadır.

6 Buna benzer olarak, kaptan ve mürettebatı arasında var olan bir uyumla denize açılan herhangi bir gemi sadece kendisinin değil, aynı zamanda güvertedekilerin de güvende olmasını sağlar; ancak aksi durumda, yolcular ne kadar çoksa fırtınanın etkisi o kadar şiddetli ve karmaşa da o kadar büyük olur. Aynı şey savaş arabası için de geçerlidir; eğer sürücü doğru kontrolü nasıl sağlayacağını biliyorsa ve aynı zamanda atlar sadece birbirleriyle anlaşma içerisinde değil, aynı zamanda sürücüye karşı da itaatkârlarsa, yarışta böyle bir savaş arabasının ödülü kazanacağı, savaş sırasında güvende olacağı umudu vardır; ancak aksi takdirde, ortada çatışma ve karmaşa varsa, tehlike atların gücü ve hızı oranında artar. 7 Aynı şekilde bir kent uyum içindeyken zenginlikler, büyük nüfus, şeref, ün ve gücün tadı çıkarılır; lakin tersi durumda bunların kullanılması zor ve sıkıntılıdır; tıpkı birçok vahşi hayvan ya da sığırın aynı barikatın içinde tutulup, tek bir çitin içinde ağıla koyulduğunda, birbirlerine boynuz atmaya, tepmeye ve birbirlerinin üstüne atlamaya başlamaları gibi.

Şu durumda, bana sağlam bir sağlık bahşedilmiş olsaydı eğer, konuşmamı, yeteneğimin gerektirdiğince tartışmadan bitirmezdim. Ancak hem siz başka konularla daha ilgilisiniz hem de ben konuyu vurgulamak için (bugün) yeterince güçlü değilim. 8 Bu nedenle, yapmam için bana kalan tek şey, en kısa ve en etkili yalvarışı yapmak. Tanrılara yalvarışı kastediyorum. Çünkü tanrılar, insanlar fısıl fısıl konuştuğunda bile onların ne demek istediklerini bilirler. İyi niyetli biri için bu çok tipiktir, örneğin iyi babalar fırsat buldukları yerde çocuklarına nasihatlerde bulunurlar, fakat ikna güçleri başarısız olduğunda onların adına tanrıya dua ederler. Dolayısıyla, ben bu şehrin atası Dionysios’a, kurucusu Herakles’e, şehirlerin koruyucusu Zeus’a, Athena’ya, Aphrodit’e, dostluğun geliştiricisine, Uyum ve İntikam tanrıçalarına(3) ve diğer tüm tanrılara, bugünden sonsuza kadar bu şehirde, şehrin kendisine karşı bir özlem, tutkulu bir sevgi, tek bir amaç, arzu ve düşünce birliği aşılayabilmeleri ve diğer taraftan da, kargaşayı, kavgacılığı ve kıskançlığı kovabilmeleri adına dua ediyorum, böylelikle bu şehir tüm zamanların en başarılı ve en yüce şehirleri arasında yer alabilir.

—————–

(1) Ne sebeple onurlandırıldığı bilinmiyor. (Söylev 38’deki gibi) Nicomedia kenti tarafından kendisine vatandaşlık hakkı verilmesine benzer bir durum olabilir.

(2) Açıkçası Nicaea’yı kuran kahramanlarla bağlantılı olarak sadece bir kahramanın, Herakles’in adı geçer, onu da sadece Dion, bu söylevinde anar.

(3) Sikkeler ve yazıtlardaki bilgilere göre Nicaea’da Yunun kökenli olmayan tanrı ve tanrıçalar da tapım görüyordu. Dion burada sadece Yunan kökenli tanrıları anıyor.

Dion’un 39. söylevini çevirirken kullandığımız İngilizce metin, Loeb Yayınevinin klasikler dizisinden 1946’da basılmış.

962 Toplam, 7 okuma bugün

Alper CAN: 1971 yılında Erzurum’da doğdu. 42 yıldır Bursa’da yaşıyor. 1996’da Hacettepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nden mezun oldu, serbest diş hekimi olarak çalışıyor. 2009’da Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Arkeoloji Bölümü yüksek lisans programından mezun oldu. Aynı yıl Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih bölümünde başladığı doktora eğitimini yarıda bıraktı. 2003’te Nilüfer Kent Konseyi gönüllüsü oldu. Bu kurumda tarih, felsefe, edebiyat alanındaki çalışmaları grupla birlikte sürdürüyor. Bursa’nın kültür sanat alanlarını kapsayan internet sitesinin (www.bursadakultur.org) 12 senedir yayıncısı. “Antik Çağ Sözlüğü” ve “Kadim Bursa” adında iki kitap yayınladı. e-posta: alperca@hotmail.com