Quantcast
Strabon’dan Anadolu Notları – Belgesel Tarih

Tahsin ŞİMŞEK
Tahsin  ŞİMŞEK
Strabon’dan Anadolu Notları
  • 10 Aralık 2023 Pazar
  • +
  • -
  • Tahsin ŞİMŞEK /

Loading

Her çağın bir Evliya Çelebi’si var. Coğrafyaların diliyle kültürüyle buluşanı…  İlkçağ Anadolu’sunun Çelebi’leri de var; Halikarnaslı Herodot, Amasyalı Strabon, Samsatlı Lukianos…

Strabon, Anadolu’yu, 17 ciltlik Coğrafyası’nın (Geographıka) XII, XIII, XIV. ciltlerinde anlatır; hem de bir uçtan bir uca. Eksiği, Güneydoğu Anadolu; Yesemek’e, Zeugma, Urfa’ya yolu düşmez. Batı’da da uğramadığı yerler vardır. Örneğin, Menderes’in güneyine pek inmez. Afrodisyas’a tek sözcükle yer verir, Gerga’ya, Labraunda’ya hiç değinmez, Karya Tarihi’nin yazarı Afrodisyaslı Apollonius’tan ve çağdaşı Zoilos’tan hiç söz etmez.

XIV. kitabın 1. Bölümünde, benim coğrafyam var: Smyrna, Efes, Milet, Myous, Heraklia, Mikale, Priene, Tralles, Magnessia,  Nisa… Strabon, Nisa’da okuduğu için olmalı, bu yerlerle ilgili, başka hiçbir yerde görmediğim nice ayrıntıyla bu kitapta buluştum. Örneğin, Nisa’nın üstündeki Leimon’la… Magnessia yöresindeki o küçücük çayların adlarıyla, çocukluğumun Gümüş (Lethaios) ve Naipli çaylarıyla…

Anadolu’nun her coğrafyasına özgü ayrıntıları görmem, onca ilgi çekici notla buluşmam nedeniyle, fosforlu kalemim elimden hiç düşmedi; tükenmezim de altta, üstte hiç boş yer bırakmadı. 

Halklar

Pontus’la özdeşleşen, Mithridates’tir. Anadolu’nun onca ilkçağ egemeninden biri. Ermenistan’dan Amasra’nın batısına değin Kızılırmak Havzası’nın içinde kalan bütün bölge, Pontus krallığına aittir. Bu imparatorluğa son veren Pompeus’tur. Mithridates gibi ülkesini savunanlar vardır, Attalos gibi bir pula satanlar; üstelik saldırgan da aynı saldırgandır. “Attalos, beş yıl saltanat sürdü ve bir hastalıktan öldü. Ölürken ülkesini miras olarak Romalılara bıraktı. (XIII. Kitap, 4. Bölüm, 2. Paragraf)”

Akalarla Troya’nın, İskender’le bütün Anadolu’nun işgalinden sonra, Batı’nın Anadolu’yu üçüncü işgalidir bu. Bu saldırıların üçü de Friglerin, Kimmerlerin, Galatların o ardı ardına gelen göç dalgalarından çok farklı bir eylemdir kuşkusuz.

Pontus kralı Mithridates’ten söz etmişken, bir Trallesli-Aydınlı olarak,  Doğu Karadeniz ile ilgili şu notu da düşmem gerekiyor hemen: “Fakat Kolhis’e kadar uzanan Tibaran’lar ve Khaldai ülkesi ve Pharnakia ile Trapezosia, akıllı ve devlet işlerinde ehil bir kadın olan Pythodoris tarafından yönetilir. O Tralleisli Pythodoros’un kızıdır. (XII. Kitap, 3. Bölüm, 29. Paragraf)” Trapezosia, bugünün Trabzon’u. Bu ilişki nedeniyle olmalı, Trallesliler, öteki Karyalılardan farklı davranıp Roma’ya direnen Mitriades’in yanında yer alıp onu desteklerler. Elbette bedelini de ağır öderler. Yurdu savunmak bedel ister!

Strabon, Troya ve yakın çevresinden yola çıkarak Batı Anadolu’nun özetini, ayrıntılı bir biçimde birçok kez yapar:

“Çünkü Troia’nın alınmasından sonra hem Phrygialılar hem de Mysialılar ve daha sonra Lydialılar ve onlarla beraber Aiolisliler ve İonialılar ve ondan sonra Persler ve Makedonialılar ve son olarak da Romalılar buralarda egemen olmuşlardır ve bu çeşitli yönetimlerde ülke değişik parçalara bölündüğünde halk diyalekt ve isimlerini kaybetmiştir. (XII. Kitap, 4. Bölüm, 6. Paragraf)” Şu da kuşkusuz, fetheden de fethedilmiştir.

“Homeros, Troia savaşlarından önce Rhodos ve Kos gibi adaların Helenler tarafından işgaline açıkça tanıklık etmektedir. (XII. Kitap, 8. Bölüm, 6. Paragraf)” İlyada’da taraflar sayılıp dökülürken, hiçbir ada halkının Troya’nın yanında yer almadığını görürüz. Bugünün de gerçeğidir bu.

“Troya Savaşlarından sonra Helenlerin ve Trerlerin göçleri ve Kimmerlerin ve Lydyalıların bundan sonra Perslerin ve Makedonialıların ve son olarak da Galatların saldırısı her şeyi alt üst etti ve karıştırdı. (XII. Kitap, 8. Bölüm, 7. Paragraf)”

Homer’in yüreğinin hangi taraf için çarptığına Strabon da şu tümceleriyle tanıklık eder: “Ozanın ‘Troialar azametle ve kuşlar gibi öterek ilerliyorlardı’ ve karşı taraf için söylediği ‘Fakat Akhalar sessizce ve öfke püskürerek ilerliyorlardı’ şeklindeki sözleri düşüncesini yansıtmaktadır. (XII. Kitap, 8. Bölüm, 7. Paragraf)”

Troya ilgisi, bütün büyük adamların ortak paydasıdır; İskender, Fatih, Mustafa Kemal’in… Aşil olmak isteyenlerin, Hektor’un öcünü alanların… “Granikos zaferinden sonra Büyük İskender buraya gelince tapınağı adaklarla donattı, kasabaya kent unvanını verdi, yeni yapıların yapılmasını emretti, ona bağımsızlık vererek haraç vermekten bağışık kıldı.  Persleri tamamen yendikten sonra İlion’u büyük bir kent haline getireceğini, görkemli bir tapınak yaptıracağını ve kutsal bayramlar koyacağını vaat eden nazik bir mektup gönderdi. (XIII. Kitap, 1. Bölüm, 26. Paragraf)”

Leleg coğrafyası, nice kaynakta Karya’yla, hatta salt Bodrum Yarımadası ile sınırlı olarak gösterilir. Strabon, Troya’ya çok yakın bölgedeki Lelegler, Pelasglar, Kilikyalılardan söz eder; Lelegler için şunları söyler: “Ey Altes, sen Santnioeis üzerindeki yalçın Pedasos’u elinde tutan, savaş aşığı Leleglerin efendisi (XIII. Kitap, 1. Bölüm, 50. Paragraf)” / “… burası Akhilleus tarafından talan edilince Karia’ya göçerek bugünkü Halikarnassos dolaylarını ele geçirmişlerdir. (XIII. Kitap, 1. Bölüm, 58. Paragraf)”

Troya Kralı Priamos’un karısı Hekabe ile ilgili şu saptamayı da not edelim: “Hektor’un erkek kardeşi olan Lykaon şöyle der: ‘Anam beni kısacık bir zaman içinde doğurdu. O savaş sever Leleglerin kralı Altes’in kızıdır. (XIII. Kitap, 3. Bölüm, 1. Paragraf)” Hekabe adı, Karya coğrafyasının kutsalı Hekate’ye ne çok benziyor.

“Kilikialıların toprakları Leleglerinkinin devamıdır ve Kilikialılar İda Dağı’nın güney eteklerine kadar uzanır. (XIII. Kitap, 1. Bölüm, 51. Paragraf)” /  Hektor’un karısı Andomakhe, Kilikyalıdır; ancak bu Klikya, Burhaniye-Ören yöresi olmalı; Torosların güneyindeki Kilikya ile karıştırmamak gerekir.

Şu yeryüzünde İlyada kadar sorgulanan, üzerine onca yazı yazılan başka bir yapıt yok. Onlardan biri de Aleksandreialı Hestiaia’dır. Strabon da özel ilgi duyar İlyada’ya ve Homer’e.  Bir de şu gerçeği vurgular: “Troas’taki yerleşim yerlerinin çoğu, gerçekte Lesboslulara aittir. (XIII. Kitap, 1. Bölüm, 38. Paragraf)”

“… hepsi de barışsever insanlar olan Phryglialılar, Lydyalılar ve Karialılarla komşudur. Fakat Kilikialıların birçok özelliklerini paylaşan Pamphylialılar, ne korsanlık yapmaktan çekinirler, ne de kendileri Taurosların güney yamaçlarında yerleşmiş oldukları halde, sınırdaki insanların barış halinde yaşamasına izin verirler. (XII. Kitap, 7. Bölüm, 1. Paragraf)” Strabon böyle dese de o barış kavramı, hep görecelidir;  “Smyrna, Lidyalılar tarafından yerle bir edildikten sonra halkı dört yüz yıl kadar köylerde yaşamaya devam etti. (XIV. Kitap, I. Bölüm, 37. Paragraf)”

Frigya ile Likya arasındaki Pisidya’dan ve doruktaki kent Selge’den söz eden Strabon, o ilk çağ halkları bağlamında, Anadolu’nun karakteristik özelliğine ilişkin şu notu düşer: “Tauroslara kadar uzanan kısımlar, o kadar iç içe girmişlerdir ki, Phryialılarla, Karialılar, Lydialılar ve Mysialılar birbirlerine karıştıklarından beri bunları ayırt etmek zordur. (XIII. Kitap, 4. Bölüm, 12. Paragraf)” Anadolu, bu karakteristik özelliğini, bugün de sürdürmektedir.

“Magnessia’dan sonra yol Tralleis’e ulaşır. Mesogis Dağı solda, yolun sağında Lydialılar, Karialılar, İonialılar, Miletoslular, Mysialılar ve de Magnessia’nın Aiolisleri tarafından işgal edilmiş Maiandros Irmağı’nın Ovası bulunur. Aynı tür topoğrafya, Nysa ve Antiokheia’ya kadar devam eder. (XIV. Kitap, I. Bölüm, 42. Paragraf)”

“Lykialılar, öyle uygar ve nezih bir şekilde yaşamlarını sürdürdüler ki, şimdiye kadar hiç utanç verici kazanç istekleri olmadı ve atadan kalma Lykia Birliği’nin nüfuz alanı içinde kaldılar. (XIV. Kitap, 3. Bölüm, 2. Paragraf)”

“Şimdi … ‘Denizi bilmeyen ve hatta tuz katılmış besin yemeyen’ Pisidialılara sınırdaş olan birçok halk ve Homanadeisler nereye yerleştirilecek? (XIV. Kitap, 5. Bölüm, 24. Paragraf)””

Anadolu adını bildiğimiz 42 uygarlığa analık yapmıştır. Adını bilmediğimiz, sütannelik yaptığı kim bilir başka kaç halk vardır?

Kentler

Anadolu’da birçok yer adı, bir anıya dayanır, bir somutlamadır. Strabon, bize yer adlarıyla ilgili yepyeni bilgiler sunar.

“Parthenios – Bartın Çayı (= genç kız gibi) girland yapmak için kullanılan bir çiçeğin ismi. (XII. Kitap, 3. Bölüm, 8. Paragraf)”

“Amastris – Amasra, Herakliya (Ereğli) tiranı Dionysios’un karısı… (XII. Kitap, 3. Bölüm, 10. Paragraf)” Amastris, en iyi şimşir ağacının da yetiştiği yerdir.

Nikaia – İznik, ilk defa Philippos oğlu Antigonos tarafından kuruldu ve buraya Antigonia ismini verdi; sonradan Lysimakhos’un karısının ismine izafeten buraya Nikaia dendi. (XII. Kitap, 5. Bölüm, 2. Paragraf)

Ankara, “Ankyra Kalesi, Tektosaglara aittir. (XII. Kitap, 3. Bölüm, 21. Paragraf)” O Teknosaglar, Galatların bir koludur.

“Apameia – Dinar, kent ismini kralın annesi olan Apama’dan almıştır. (XII. Kitap, 8. Bölüm, 15. Paragraf)”

“Ephesos vaktiyle Karialılar tarafından iskân edilmişti.  (XIV. Kitap, 1. Bölüm, 3. Paragraf)”, “Smyrna, Ephesos’u ele geçiren bir Amazon’dur ve o zamandan beri hem kent, hem kentliler onun ismini almıştır, …  Ephesos’un bir bölgesi Smyrna adını taşımıştır. (XIV. Kitap, 1. Bölüm, 4. Paragraf)” Evet, Efes’i, hâlâ salt Helenlere ait bilenlere, özellikle tur rehberlerine duyurulur.

Priene, “Bir Boiotialı olan Philotas tarafından kurulduğundan, bazı yazarlar Priene’ye Kadme demişlerdir. (XIV. Kitap, 1. Bölüm, 12. Paragraf)”

Selge, dorukta bir Toros kentidir. Derin vadileri, dik kanyonları aşmak, ancak köprülerle olanaklıdır. O köprülerden bugün de geçiliyor. “… bir zamanlar buranın nüfusu yirmi bine yükseldi. /… / … (burada) en çok günlük ağacı vardır. (XII. Kitap, 7. Bölüm, 2. Paragraf)” Termessos da benzer özellikleri taşır.

“Smyrnalılar, Homeros üzerinde özellikle hak iddia ederler ve gerçekten de kentin bir tip tunç sikkesi Homereion adını taşır. (XIV. Kitap, I. Bölüm, 37. Paragraf)”

“… isimlerini Amazonların vermiş olduğu belirli kentler vardır. Ephesos, Smyrna, Kyme ve Myrina gibi. (XII. Kitap, 3. Bölüm, 21. Paragraf)”

Sinop’u Miletliler kurmuştur, burada bir deniz üstüne sahiptirler. Skespis (İda eteğinde bir kent) ile Samsun’u kuran da Miletlilerdir.

“Mesogis’in güney bölgesine doğru, Leimon denen bir yer vardır. Oraya Nysalılar ve hemen hemen bütün halk, bayramlarını kutlamaya giderler. (XIV. Kitap, I. Bölüm, 45. Paragraf)” Bugün de nevruzlar için kırlara çıkılmıyor mu? Yörük kültürü, kendi kutsalını o kırlarda, o “Asia Çayırlığı’nda (XIV. Kitap, 1. Bölüm, 45. Paragraf)” ya da İda’nın Sarıkız’ında aramıyor mu?

Mylasa’ı (Milas), “… kimin bu kadar akılsızca, böyle bir kayalığın hakim olduğu dik bir yokuşun eteğinde kenti kurduğuna şaşılabilir. Bu nedenle komutanlardan birsinin bu duruma şaşarak şöyle dediği söylenir: ‘Şayet bu kenti kuran adam korkmadıysa hiç de mi utanmadı?’ (XIV. Kitap, 2. Bölüm, 23. Paragraf)”

“Alabanda (Araphisar) da tepelerin eşiğinde kurulmuştu, küfelerle yüklü bir eşek görünümünde olan birleşmiş iki tepe. Gerçekten Apollonios Malakos, kenti bu görünümünden hem de burada çok sayıda akrep bulunduğundan ötürü alaya alırken, kentin ‘Akrep küfeleriyle yüklü eşek’ olduğunu söyler. (XIV. Kitap, 2. Bölüm, 26. Paragraf)” Alabanda, adını burada kutsanan Alabandos adlı bir tanrıdan almıştır. Anadolu’nun kendi kültürüne özgü ne çok tanrısı, tanrıçası vardır. Ma, Kapodokyalıların savaş tanrıçası değil mi? Ma’dan Enyo’ya, Kbele’den Artemis’e daha çok yol var.

Olbia’yı, çoğu kişi, Akdeniz Üniversitesi yerleşkesinin bir mekânı olarak bilir.  Cengiz Bektaş’ın yarattığı, Ağahan ödüllü, 2008 Mayıs’ında Akdeniz güneşiyle buluştuğum mekân… “Phaselis’ten sonra Pamphylia’nın başlangıcı ve büyük bir kale olan Olbia’ya ve oradan büyük hacimde ve sesi uzaktan duyulabilen, çok şiddetle yüksek bir kayadan aşağı çarparak düşen ve Kataraktes olarak adlandırılan ırmağa varılır.  (XIV. Kitap, Iv. Bölüm, 1. Paragraf)” Düden’dir o ırmak.

Kaç kişi bilir bilmem, Troya bölgesi kentleri, Aleksandreia Troas ile Antigonia, Eski İstanbul olarak da adlandırılır.

Mitoloji

Geographıka’ı ilginç kılan özelliklerden biri de okuru, çok ilginç mitolojik öykülerle karşılaşmasıdır.  İşte onlarda birkaçı:

“Kendi kıyılarındaki ülkelerin sınırlarını değiştirdiği ve çıkıntılı dirsekler şeklindeki toprakları silip süpürdüğü içim Maiandros’un tanrı tarafından dava edildiği mahkûm olduğu zamanda para cezasının, karşıdan karşıya geçen ırmak taşıtlarından alınan ücretlerle ödendiği söylenir. (XII. Kitap, 8. Bölüm, 19. Paragraf)”

Troya coğrafyasındaki bir Apollon tapınağında, tanrı heykeli, ayaklarının altındaki fareyle betimlenir. Neden mi? “… bir kehanete göre, ‘canlıların onlara saldırdıkları yerde durmaları’ gerekiyordu; saldırı, Hamaksitos civarında oldu. Geceleyin çok miktarda tarla faresi topraktan sürüler halinde çıkarak onların silah ve teçhizatlarındaki deri kısımları yediler. Bu olay üzerine Kretalılar oraya yerleştiler. (XIII. Kitap, 1. Bölüm, 48. Paragraf)” Efes’in de kuruluşunda benzer bir durum yok mudur? Hani şu bilinen yaban domuzu öyküsü?…

Strabon Heykeli – Amasya

Adaları Anadolu’dan koparan, kukusuz Helenlerdir. Ama şiiri koparamamışlardır Anadolu’dan; Safo’yu Sardlı sevgiliden… Starobon’un çoğu değerlendirmesi, çağlar aşan bir öngörüdür. Örneğin, Sapho ile ilgili söyledikleri: “… buradan mükemmel bir kadın olan Sappho da yetişmiştir.  Eski Çağ’a ait elimizde bulunan kayıtlara dayanarak Sappho’yla şiir alanında en alt düzeyde bile yarışabilecek hiçbir kadının varlığını tanımıyorum.  (XIII. Kitap, 2. Bölüm, 3. Paragraf)”

“Sardeis’te, Alyattes’in büyük tümülüsü vardır. Herodotos’a göre bu tümülüs, halkın ve çoğunlukla fahişelerin eseridir ve o ülkenin bütün kadınlarının fahişe olduklarını söyler ve bazıları Alyattes’in mezarına fahişelik anıtı demektedir. (XIII. Kitap, 4. Bölüm, 7. Paragraf)”

Efes yöresi, tarihin her döneminin kutsal mekânıdır. Yedi Uyurlar da oradadır, Meryem ile Aziz Yuhanna ve S. Paul da. Ama öncesi de var. “Ortygia’nın ortasından  Kenkhrios Çayı geçer; burada Leto’nun doğum sancısından sonra yıkandığı söylenir. Çünkü efsanevi doğum sahnesi burada meydana gelmiştir. (XIV. Kitap, 1. Bölüm, 20. Paragraf)” Ortygia, Efes Limanı’nı çeviren koruluktur. Leto, Artemis ile Apollon’un annesidir, Hesiodos’a göre salt Anadolu’nun tanrıçası Hekate, Leto’nun Asterie’den olan torunudur. Dünyanın yedi harikasından biri olan o görkemli Artemis Tapınağı, işte bu nedenle buradadır.

Efes’te “Rahip olarak kendilerinin Megabyzos olarak adlandırdıkları hadımlar vardı. Bu, yükselmeye uygun kimseler, başka yerlerden getirilir ve onlara büyük paye verilirdi. Bunlar görevlerini yaparken, görevleri gereği bakireler onlara yardım etmek zorundaydılar. (XIV. Kitap, 1. Bölüm, 23. Paragraf)” Öncesi de var, Kibele’nin hadım rahiplerine de Galler denir. Onlar,  salt o çağların insanları değildir; Bizans’tan Osmanlı’ya, kiliseden saraya, süren bir geleneğin öncüleridir onlar. Onlar, her çağda devletin hızla yükselen değerli evlatlarıdır. Hadım Ali Paşa’dan Hadım Sinan Paşa’ya…

“Salmakis adındaki ünlü çeşmede buradadır. Oradan su içenlerin tümünü kadınsı yapmasının nedenini bilemiyorum. Öyle görülüyor ki, bir erkeğin kadınlaşması, havaya veya suya bırakılmıştır. Lâkin böyle değildir, daha ziyade zenginlik ve sefahat düşkünü yaşantı, işte bunlar kadınlaşmanın nedenleridir. (XIV. Kitap, 2. Bölüm, 16. Paragraf)” Görülen o ki Bodrum’un dünü ile bugünü arasında pek bir fark yok. Strabon da konuya, her çağda olduğu gibi, dar açıdan bakmayı yeğliyor.

Kültür – Sanat

Strabon, Anadolu’ya zenginlik katan hangi ürün varsa onlardan da söz eder. Elbette birçok kültürel öğeden ve gelenekten de… O geleneklerin birçoğu da bugüne değin yaşamaktadır. Bir de toplumu zenginleştiren ünlülerden… İşte onlardan bazıları:

Sinop, Mithridates’in doğup büyüdüğü yerdir. Diyojen, Patrion, Diphilos, Baton gibi ünlüler buralıdır. Sinoplular balıkçılıkta ikinci, Bizanslılar üçüncüdür.

Sikespisli Theophrastos, “…bir kitaplığın nasıl düzenleneceğini ilk öğreten kişidir. (XIII. Kitap, 1. Bölüm, 54. Paragraf)”

“Magnessia’nın ünlü yerlileri şunlardır: Hatip Hegesias, herkesten fazla Asia stilinin öncülüğünü yaparak kurulmuş olan Attika geleneğini yıktı; lirik şair Simos da daha önceki lirik şairlerin sürdüregeldikleri stili bozmuş Simoedia’yı kabul etmiştir. Bu stil de sonradan (…) küfürbazlar arasında rağbet bulan, lehçede ve stilde ifrata kaçan bir şekilde daha da bozularak değiştirilmiştir. (XIV. Kitap, 1. Bölüm, 41. Paragraf)” Simoedia, serbest şarkı stilidir. Magnessia, küfrün şiirleştirildiği yerdir. Dahası noktalamasız şiir de salt bugünün işi değildir; onun da ilk örnekleri Magnessia’dadır. Magnessia’nın bir başka ünlüsü Kitharacı ve şarkıcı Anaksenor’dur.

Strabon der ki, “Ben gençken ve Aristodemos’un yaşlılık çağında, onun bütün derslerine Nysa’da devam etmiştim. (…) Sabahları retorik, öğleden sonraları da gramer öğretirdi. (XIV. Kitap, 1. Bölüm, 48. Paragraf)” Bugün, retorik (hitabet) şöyle durun, çocuklarımıza “gramer”i bile çok görüyoruz!

“Söylentiye göre Hipokrates tarafından yapılan perhiz uygulaması, çoğunlukla buradaki adak tabletlerinde kayıtlı olan tedavi şekillerinden çıkarılmıştır. (XIV. Kitap, 2. Bölüm, 19. Paragraf)” Söylentiye rağbet, her çağın değerlisi. Strabon da sorgulamıyor o rağbetliyi.

“Bir kithara şarkıcısı konser verirken bütün halk bir süre onu dinler fakat balık satışını duyuran çan çalınca ağır işiten bir kişi dışında herkes onu bırakarak balık pazarına yönelir. Bunun üzerine kitharayla şarkı söyleyen ona der ki: ‘Bayım bana verdiğiniz onurdan ve müzik sevginizden dolayı size minnettarım, çünkü bütün ötekiler çanın sesini duydukları an, hepsi gittiler.’ Adam der ki: ‘Ne söylüyorsun çan çalmış mıydı?’ ve şarkıcı ‘Evet’ deyince adam ‘Uğurlar olsun’ der, kalkar ve uzaklaşır. (XIV. Kitap, 2. Bölüm, 21. Paragraf)”  Daha çok Priyen için özgülenen bu öyküyü, Strabon, İasos için anlatır.

“Benim zamanımda Mylasa’da iki ünlü kişi vardı: Euthydemos ve Hybreas. (…) O (Euthydemos) hem okulunda tarih dersleri anlatırdı. (…) kısa bir süre için Antiokheialı Diotrephes’in öğrencisi oldu… (XIV. Kitap, 2. Bölüm, 24. Paragraf)”  Dandalas’ın Menderes’e kavuştuğu yerde bulunun Antiokheia, o günlerin önemli bir kültür özeğiydi; Milo Venüsü’nün yontucusu Antiyokhos da buralıdır.

***

“Morimene civarında çok sayıda eşek otlar. Kappadokia’da ayrıca “Sinope’li” olarak adlandırılan aşı boyası yapılır. /… / Ayrıca belirli bir yerde fildişine benzeyen beyaz bir taş bulunur ve bundan küçük biley taşları ölçüsünde parçalar elde edilir ve bu parçalardan küçük hançerler için saplar yapılır. (XII. Kitap, 2. Bölüm, 10. Paragraf)”

“Bunlar, oltayla tutulan yunusların yağlarını her maksat için kullanan yegâne insanlardır. (XII. Kitap, 3. Bölüm, 19. Paragraf)” Kimler midir onlar; Trabzon’un doğusunda yaşayanlar.

Prokonesos – Marmara Adası, mermeriyle ünlüdür. “Kyzikos’taki güzel sanat eserlerinin çoğu bu mermerden yapılmıştır. (XIII. Kitap, 1. Bölüm, 15. Paragraf)” Anımsayalım, Ayasofya’nın mermerleri de Marmara Adası’ndandır.

“Tıbbi perhizlerde kullanılan Amblada şarabı buradan ihraç edilir. (XII. Kitap, 7. Bölüm, 1. Paragraf)” Amblada, Pisidya’nın bir sınır kenti.

“Aromeus denen en iyi Mesogites şarabının elde edildiği Aroma vardır. (XIV. Kitap, 1. Bölüm, 47. Paragraf)” Aroma, Sultanhisar’ın üst kısmındaki dağlık bölgede bir yer. Aroma adının, bugün damak tadımızı ifade eden  “aroma”yla anlamca örtüşmesi çok da ilginç değil mi?

“…ağaçtan sızarken donan sakız saftır. /…/ Bu madde tanrıları kutsayanlar tarafından buhur olarak kullanılır. Halk, Selge süsenini ve ondan yapılan merhemi över. (XII. Kitap, 7. Bölüm, 2. Paragraf)” O ağaç, günlüktür, bugün de halk tıbbının vazgeçilmesidir; özellikle ülser sağaltımında.

“Laodikeia dolaylarındaki ülkede, bir koyun türü yetiştirilir. Bunlar sadece Milotoslularınkinden üstün olan yumuşaklığıyla değil; fakat aynı zamanda kuzguni siyah renkleriyle de mükemmeldir. (XII. Kitap, 8. Bölüm, 16. Paragraf)” O günden bugüne Denizli ve Buldan bir dokumacı özeğidir. Coğrafya, geçmişini asla yadsımıyor. “Hierapolis’teki su, yün boyaması için olağanüstü uygundur. Köklerle boyanan yünler, kırmızı ve morla boyanan yünlerden çok üstündür. (XIII. Kitap, 4. Bölüm, 14. Paragraf)”

“Maiandros üzerindeki Antiokheialıların kentini kastediyorum. Buraya gelen bir kimse Karia’ya gelmiş sayılır. (…) Burada, çok fazla miktarda Antiokheia kuru incir üretilir Bazıları bu incire yapraklı da der. (XIII. Kitap, 4. Bölüm, 15. Paragraf)”

“Bu tür toprak, bağcılığa iyi uyum sağlar. Halen en iyi ve bol miktarda şarap elde edilen, üzeri külle kaplı Katana toprağında olduğu gibi. (XIII. Kitap, 4. Bölüm, 11. Paragraf)” Manisa-Sard toprağı, hâlâ ülkemin üzüm toprağı. Katana, Sicilya’da bir bölge. Gezgin, karşılaştırmayı bilen kişidir.

***

Anadolu, tapınaklar coğrafyasıdır; daha çok da Artemis ve Apollon tapınaklarının coğrafyası. Onlar, Hitit’ten, Luvi’den, Karya’dan evrilen Anadolu tanrılarıdır. Elbette Afrodit de… Magnessia’da “… Artemis Leukophryene Tapınağı bulunur Bu tapınağın kutsal alanının ölçüleri ve adak eşyalarının sayısı, Ephesos’tan daha aşağıdır; fakat kutsal alanının yapılışındaki incelik ve uyum ondan daha yüksektir. Ephesos ve Didyme’deki iki tapınak dışında, ölçü bakımından Asia’da bulunan bütün kutsal yerleri geçer. (XIV. Kitap, 1. Bölüm, 40. Paragraf)”

“Hatta ‘Karia’yı’ yazan Philoppos’a göre bu dilin içinde pek çok Helence sözcük vardır. Kanımca ‘barbar’ sözcüğü ilk önce, sözcükleri zorlukla, kabaca, boğuk sesle, ses benzerliği yaparak konuşan halk için söylenmiştir. (…)  Bu nedenle onlar, barbar sözcüğünü ilk önceleri o insanlar sözcükleri boğuk ve kaba olarak söylediklerinden dolayı, onlarla alay etmek için özel anlamda kullandılar. (…) Karia dili konuşanlar için değil de Helenceyi kötü konuşanlar için kullanırız. (XIV. Kitap, 2. Bölüm, 28. Paragraf)” Strabon’a göre, barbar sözcüğünün “uygarlaşmamış, çok zalim, kırıcı, yabanıl” anlamlarını kazanması, daha sonraki zamanların işidir.

“Yazarlar, askerlik işlerindeki şevklerinin bir kanıtı olarak kalkan kulplarını, kalkan armalarını ve sorguçları gösterirler, çünkü bunlar Karialı olarak adlandırılır. (XIV. Kitap, 2. Bölüm, 27. Paragraf)”

“Alabanda çok sayıda arp çalan kızlarla dolu, halkı lüks ve sefahat içinde yaşayan bir kenttir. (XIV. Kitap, 2. Bölüm, 26. Paragraf)”

“Özellikle domuz eti yenmesi ve bu hayvanın kente sokulması yasaklanmıştı. (XII. Kitap, 8. Bölüm, 9. Paragraf)” cümlesi, özellikle Mysialılara ve Frigyalılara özgü eski bir Anadolu geleneğini anlatır. Dinler de dünden soyutlanamaz; dinlerin yersel yanı, göksel yanından daha ağırdır kuşkusuz.

***

Smyrna ile ilgili bir saptama, bizi başka bir gerçekle yüzleştirir. “Fakat kentin hiç de küçük olmayan bir kusuru vardır. Bu kusur mühendislerin yaptığı işten ötürüdür. Şöyle ki: Caddeleri döşedikleri zaman, yeraltında kanal sistemi yapmamışlardı; pislik yüzeye yayılır ve özellikle yağmur sırasında caddeler üzerine boşalır. (XIV. Kitap, 1. Bölüm, 37. Paragraf)”

Evet, Karya’nın ve Güney İyonya’nın yaşamsal, anıtsal ve mimari zenginliğini, Anadolu’nun başka bölgelerinde görmemiz pek olası değil; özellikle Efes, Laodikya, Tripolis’te gördüğümüz latrinaları (genel tuvalet), Prien’in kanalizasyon altyapısını… Prien, Efes, Laodikya, Tripolis’i görüp de bugünün altyapısız Anadolu köy, kasaba ve tatil yörelerini düşündükçe sormadan edemiyorum; biz, o 2500 yılı boşuna mı yaşadık? Zamanı kokutmak için mi?…

Anadolu coğrafyasının geçmişi ile bir sorunu olanlar, önce küçük bir kuyu başında, sıkı bir gargara ile ağızlarını temizlemeliler. Bilen bilir, İda’nın denize kavuştuğu yerdeki Küçükkuyu’nun antik çağdaki adı, Gargara’dır.

Zamanı da ağzımızı da kokutmamak elimizde; eğitimle, kültürle, yönetimle… Bu coğrafyanın kültür sürekliliğini, halk biliyor da bir tek o uygarlık potasında erimeyi bilmeyen o bilecenler bilmiyor. Onlar, bu Cihannüma’da (dünya atlası) hâlâ kendilerine yer yurt arayanlardır. Evet, bu toprakların her köşesi bir gömüdür. Bu topraklar, nice klasik çınarın gölgesiyle serinler. O çınarlardan biri de Strabon’un coğrafyasıdır. Dalları, Piri Reis’e, Katip Çelebi’ye uzanan bir coğrafya. Gelip, Mustafa Kemal’in “Yurttaşlık Bilgisi”nde somutlanan…

* Turnalar, 91. Sayı, Temmuz-Ağustos-Eylül 2023

Tahsin ŞİMŞEK

1948’de Karacasu’ya bağlı Işıklar köyünde doğdu. İlkokulu köyünde bitirdi. Ortaöğretimini Ortaklar İlköğretmen Okulu’nda; yükseköğrenimini Necati Eğitim Enstitüsü ve Anadolu Üniversitesi’nde tamamladı. Afrodisyas Sanat’ın Sorumlu Yazı İşleri Müdürlüğünü yaptı (2007-215, 54 sayı). Karacasu “Afrodisyas Sanat” Edebiyat Günleri’ni (2009-2012) düzenledi. ŞİİR KİTAPLARI: Külaltı Söz (Etki Yay. İzmir, 1995) Yarını Tanelemek (Toplum Yay. Ankara, 2003), Geçmişi Kınalı (Ürün Yay. Ankara, 2005), Sevgilim Şiir (Afrodisyas Sanat Yay. 2007), Bir Gökyüzü Sohbetinden (Afrodisyas Sanat Yay. 2012), Hep Gençtir Mitoloji (Arkeoloji ve Sanat Yayınları 2017), Mitolojide Tanrıçalar Akşamı (Arkeoloji ve Sanat Yayınları 2019) DENEME-GEZİ: Afrodisyas’tan “Günaydın Yeryüzü”ne (Afrodisyas Sanat Yay. 2008); DERLEME: Şiire “Yüklü” Halk Bahçesi – Dikinesözler Kitabı (Afrodisyas Sanat Yay. 2010) ARAŞTIRMA-DENEME: Afrodisyas O Beyaz Merhaba (Arkeoloji ve Sanat Yayınları 2013), Mustafa Kemal Sınavı (Afrodisyas Sanat Yay. 2015). “Sevgilim Şiir” adlı yapıtıyla “2006 Ş. Avni Ölez Şiir Emeği Ödülü”nü aldı. “Sevgilim Şiir” adlı şiiriyle “2006 Mustafa Kemal Yılmaz Şiir Ödülü”nün, “Irak’ta Ana Olmak” adlı şiiriyle de “2006 Aykırı Sanat Şiir Ödülü” birincisi oldu. “Japonya Gezi Notları” başlıklı yazıları, “2007 Behzat Ay Yazın Ödülü”nde övgüye değer bulundu. Email: [email protected]

FACEBOOK - YORUM YAZ

Sosyal Medyada Paylaşın:
Etiketler:
Tahsin Şimşek
  • YENİ
Tarihi Göztepe-Konak Tramvay Hattı

Tarihi Göztepe-Konak Tramvay Hattı

Hüseyin Yörükoğlu, 11 Nisan 2024
Bursa’nın Lezzet Durakları ve Değişim

Bursa’nın Lezzet Durakları ve Değişim

Ekrem Hayri PEKER, 2 Nisan 2024
YOLUN SONU! Çerkez Ethem ve Kardeşleri

YOLUN SONU! Çerkez Ethem ve Kardeşleri

Haber Merkezi, 29 Mart 2024
Bir Mektup.. Bir Tehdit… Bir İsyan…

Bir Mektup.. Bir Tehdit… Bir İsyan…

Haber Merkezi, 13 Mart 2024
Kalfatlı – Kalafatlı ve Kültürel Kimliği

Kalfatlı – Kalafatlı ve Kültürel Kimliği

Dr. Yaşar KALAFAT, 11 Mart 2024
İnegöl’de Bir Yıldız Söndü

İnegöl’de Bir Yıldız Söndü

Haber Merkezi, 11 Mart 2024