Yunus Emre’nin Makamları ve Mezar Yeri

Sponsorlu Bağlantı

Yunus Emre’nin yattığı yer hakkında araştırma yapanlar uzun yıllar elde sağlam belgeler bulamayıp Vakfiyeler, tezkireler vb. bilgilerden yararlanmışlardır. Müracaat edilen eserlerin başında da Hacı Bektaş Veli’yi anlatan Vilâyetnâme gelir. mankabenin varlığını de göz önünde bulundurmak gerekir. Abdülbaki Gölpınarlı, “Vilâyetnâmeleri biz araştırmacılar olarak yabana atamayız” diyerek araştırmacıların Vilâyetnâme’lerden istifade etmelerini gereğine şu sözlerle dikkat çekmiştir:

“…bu eserler, tarihe de faydalı olabilir ve bunlardan faydalanmak imkânı vardır. Ancak şunu bilhassa söyleyelim ki, bu çeşit eserler, ne gibi bir bilgi verirse versinler, önce inanmamak, sonra bu bilgiyi o devrin yahut o devre yakın devirlerin tarihi kaynaklarıyla karşılaştırmamak, çok sıkı eleştirmeye tabi tutmak gerekir.”

Yunus Emre’nin yattığı yer neresidir” soru üzerine; “Yunus Karaman’dadır” ya da “Yunus Eskişehir’dedir” diyenler karşı tezlerle birbirlerinin iddialarını çürütmüşlerdir. Araştırmacılar, Yunus Emre’nin nasıl yaşadığı, nerede okuduğu, nerelerde bulunduğu, neler yaptığı hakkında kaynaklarda hiçbir kayıt bulunmadığından, bu bilgileri eserlerinden ve çeşitli belgelerden öğrenmiştir. Yunus Emre’nin hayatı, yaşadığı yer ve mezar yerleriyle ilgili bilgi ve belgeler sırasıyla şöyledir:

Kamil Kepecioğlu, Başbakanlık Devlet Arşivi’nde Yunus Emre’nin hayatını biraz aydınlatan bir belge bulmuştur. Hicri 924 yılına ait olan (1518) ve Konya’ya ait 63 No.lu defterin 238., 455 No.lu defterin 111. sayfalarında kayıtlı bulunan bu vesikadan, Yunus Emre’nin İsmail Hacı cemaatinden olduğu ve “Yerce milk-i evlâd-ı Yunus Emre be resm-i Otlak” kaydıyla da Yunus’un “Yerce” denen yeri satın aldığı anlaşılmaktadır. Yunus Emre’nin 1320’de öldüğü tahmininden hareketle Yerce denen yeri satın almasının ölümünden önceki 5 yıl içinde olduğu varsayılmaktadır. Sözü geçen belge, Yerce adlı toprağın, otlak olarak Yunus Emre’nin oğluna ait olduğunu göstermektedir. Aynı zamanda arazi, Yunus’a vakıf yahut temlik edilmiştir. Yunus burayı satın almıştır. Yine bu belgeden, Yunus’un İsmail adlı bir oğlunun olduğunu, Karacalarkuyusu, Devekuyusu denen yerlerle, suyu bulunan iki kuyuyu, şehzadeye tapulatıp kendisine mülk edindiğini anlıyoruz. Şehzadenin Bedreddin İbrahim Bey olması akla yakındır. Bu tapulatma, İbrahim Bey’in ikinci beyliği dönemine rastlamaktadır, yani 1349 yılıdır.

İbrahim Hakkı Konyalı Yedigün dergisinde “Yunus Emre Nerelidir?”adlı makalesinde bir belge yayımlamıştır. Ankara, Kuyûd-ı kadime arşivinde 580 No.da kayıtlı bulunan ve Kanunî devrine (1520-1566) ait olan defterin 191. yaprağındaki bu belgede, Yunus Emre Bey’in, Eskişehir’in Sivrihisar kazasına bağlı Sarıköy’deki çiftliğini, zaviyesine vakfettiği kaydedilmektedir.

Yunus Emre’nin mezar yeri hakkında yapılmış olan çalışmalara baktığımızda, bu ulu zata ait Anadolu’nun muhtelif yörelerinde çok sayıda makam veya mezar adından söz edilir. Son yarım yüzyıl içerisinde neşredilen eser ve makalelerde bu rivayetlerden biri benimsenmiş ve gerçek mezar yeri hakkında kesin bulgulara ulaşılmıştır.

Yunus Emre’nin gerçek mezarının Eskişehir Sivrihisar’da olduğu bilinmekle birlikte diğer mezar ve makam yerlerinin adları şunlardır: Bursa, Çayköy, Erzurum Duzcu Köyü, Ünye, Döğer, Tire, Sivas Hafik, Aksaray-Ortaköy, Kırşehir, Bolu, Keçiborlu, Uluborlu, Kula-Salihli arası, Karaman, Eskişehir Sivrihisar.

Adı geçen türbe veya makamlar arasında bugüne kadar daha ziyade, Sivrihisar ve Karaman’daki türbeler üzerinde durulmuştur. Yunus Emre, birçok yerde mezarı bulunması bakımından şeyhinin şeyhi Baba Saltuk’a bezemektedir. Bu mezarların bir kısmı, birçok yerlerde gezip dolaşan, sevilip benimsenen şairin hatırasını ebedileştirmek için yapılmış makamlar olabilir, bir kısmıysa başka Yunus’lara aittir.

Nitekim 1950 yılı başında Adnan Sadık Erzi, İstanbul’da Bayazıd Umumî Kütüphanesi’nde, 7912 No. da kayıtlı bir mecmuada Yunus Emre’nin ölümüne dair bir kayıt bulur ve “Notlar ve Vesikalar I. Yunus Emre’nin Hayatı Hakkında Bir Vesika” adlı makalesiyle bu buluşunu bilgi âlemine sunar.

Bu mecmuanın 38. b yaprağında, Osman Gazi’nin padişahlığından başlayan ve Kapudan-ı Deryâ Müezzinzâde Ali Paşa’nın, 979 hicrîde, Lepanto deniz savaşında şehit düşmesine söylenen bir tarih mısrasıyla biten kronolojik cetvelde, Osman’ın hayatından, padişahlık müddetinden, Bilecik ve Yarhisar’ın fethinden, Sultan Veled’in ölümünden sonra Yunus Emre’ye dair şu kayıt vardır:

Vefât-ı Yûnus Emre
Müddet-i ömr 82
Sene 720

Bu kayıt, Yunus’un yaşadığı devir hakkındaki tüm ihtilafları ortadan kaldıracak ve gerçeğe yakın tahminleri doğrulayacak niteliktedir. Yunus’un ölüm tarihi ve yaşadığı dönemin ortaya çıkışı bize bu kayıtın doğruluğunu gösteriyor. Şu hâlde bu belgeye göre Yunus’un doğum tarihi hicrî 638, ebediliğe göçtüğü tarihse 720 yılıdır.

1.Bursa’daki Yunus Emre Makamı

Prof. Dr. Fuat Köprülü, Türk Edebiyatında ilk Mutasavvıflar adlı eserinde “Bursa’da fetihten sonraki ilk devirlerde yaşayan eski mutasavvıfları pekâlâ biliyoruz. Eğer Yunus gibi çok maruf bir mutasavvıf orada yaşamış ve ölmüş olsaydı, ilk müverrihlerimizle beraber Evliya Çelebi, Beliğ ve Lamiî gibi müelliflerin de ondan bahsedecekleri gayet tabiidir.” sözleriyle Bursa’daki mezarın Yunus’a aidiyetini kabul etmemektedir.

Abdülbaki Gölpınarlı 1963 yılında neşredilen Yunus Emre ve Yattığı Yer adlı broşüründe Bursa’daki makamı izah ederken bu makamın Niyazi-i Mısrî’nin gördüğü bir rüya üzerine ihdas edildiğini, tekke ve merkadin H. 1143 (Milâdî 1730-31)’de Yedekçizade tarafından ihya olunduğunu yazmaktadır. Birçok kaynakta da bu yerin Niyazi-i Mısrî tarafından Emir Sultan’ı ziyarete giderken orayı işaret etmeleri üzerine bulunduğu kaydedilmektedir. Sa’dî dergâhının kurulması da ilgililerin verdikleri bilgiye ve vakıflar arşivindeki kayda göre 1200 tarihinden epeyce sonradır. O tarihe kadar burası yalnız türbe olarak kalmıştır.

Üstat Gölpınarlı ise Şeyh San’an diye maruf olan kadim mutasavvıflardan Abdürrezzak’ın kastedildiği kanaatindedir. Kitabedeki Uşşak Serbülendi tabiri buna belki delâlet edebilirse de Bursa’da Abdürrezzak adını taşıyan mahallesi ve camiinin bulunduğu bilinmektedir. Söz konusu mezarın hakiki bir mezar olması ve bahsettiğimiz zata ait olması kuvvetle muhtemeldir.

Abdülbaki Gölpınarlı ve Halim Baki Kunter, Bursa’daki mezarın Yunus Emre ile hiçbir alâkası olmadığını belgelerle ortaya koymuşlardır. Nitekim Gölpınarlı, Kara Abdürrezzak mahallesindeki mezarın Yunus Emre’ye ait olmadığına, buradaki mezarın; Emir Sultan dervişleri/Tesbih ü sena işleri/Dizilmiş hüma kuşları/Emir Sultan türbesinde gibi şiirlerle Emir Sultan’ı öven, türbesinden bahseden ve 1429’da vefat eden bir başka Yunus’a aidiyetine, Niyazi-i Mısrî’nin keşfi hakkındaki rivayetin de uydurma olduğunu inanmaktadır.

Nitekim Bursa’daki mezarın Âşık Yunus adlı başka bir şaire ait olduğu bilinmektedir. Faruk Kadri Timurtaş’a göre kimliği bilinen iki Yunus’tan biri Bursalı Âşık Yunus’tur. XV. yy. başlarında vefat eden bu şair, Yıldırım Bayezid, Çelebi Mehmet ve II. Murad devirlerinde yaşamış olan Âşık Yunus şiirlerinde Emir Sultan’ı övmektedir ki, Emir Sultan Halvetî/Kübrevî mürşidi olduğuna göre, Âşık Yunus’un da aynı okula mensup olması gerekir.

Bilindiği gibi Yunus’un şiirlerini içeren Bursa İl Halk Kütüphanesi’nde (bk: Nu: 882) bir Mecmua bulunmaktadır. XV. yy.da istinsah edilen bu kıymetli mecmuadaki şiirlerde “Âşık Yunus Fermayed” ve “Yunus Emre Fermayed” serlevhaları bulunmaktadır. Yani her iki şairin de şiirleri bu başlıkla ayrıştırılmaktadır. Demek ki Yunus Emre ile aynı devirde Âşık Yunus adlı bir şair yaşamıştır. Nitekim Mısrî Dergâhı post-nişîni Mehmed Şemseddin Efendi, Gülzâr-ı Mısrî adlı Mısrî menâkıb-nâmesi’nde Âşık Yunus’tan bahsedilmektedir. Hülâsatü’l-Vefeyât ve Tuhfetü’l-Asrî Fî-Menâkıb-ı Mısrî’de sözü geçen rivayetlerde iki ayrı Yunus’tan bahsedilmekte, Gülzâr-ı Mısrî’de ise Âşık Yunus ismi âdeta vurgulanmaktadır. Henüz Yunus’la ilgili tartışmaların başlamadığı bir zamanda yazılan bu eserlerde makam kelimesi dikkati çekmektedir. Bursa’da bulunan üç mezardan biri Yunus Emre’ye ait bir makam, diğeri Âşık Yunus’un kabri, üçüncüsü de Kara Abdürrezzak adlı bir şahsa aittir.

Bursa’nın fethinden sonra kaleme alınan kroniklerde Yunus’u ismi geçmemekte, buna mukabil Geyikli Baba’dan bahsedilmektedir. Bursalı Yunus’un mezarı bir rivayete göre Niyazî-i Mısrî tarafından bulunmuştur. Köprülü ve Gölpınarlı, bu rivayeti hatırlatarak, “bu keşfin aslı olsaydı Niyâzî’nin ölümünden sonra ona saygı gösteren Bursalı İsmail Hakkı’nın mutlaka rivayeti anması gerekirdi” demektedirler. Ayrıca Köprülü, “Yunus Emre’nin, Âşık Yunus adlı bir de halifesi olduğu hakkındaki rivayetlere tarihî bir mahiyet verilemez” diyerek Bursalı Yunus’u ve “Osmanlıca matbu ‘Yunus Divânı’nın serlevhasındaki “Âşık Yunus” ibaresini önemli bulmaz.

Öte yandan Prof. Dr. Adnan Erzi’nin bulduğu kayıtla Yunus Emre’nin H. 720’de vefat ettiği sabit olduğuna ve Bursa bu tarihten daha sonra fethedildiğine göre Yunus Emre’nin orada medfun olamayacağı âşikârdır. Vakıflar arşivinde:

Ankara’da Vakıflar Genel Müdürlüğü arşivinde Bursa muhasebe defterinin 370 sıra numarasında “Vakf-ı zaviye-i Yunus Emre der mahalle-i Kara Abdürrezzak der Bursa” diye bir kayıt varsa da vakfiyesine dair bir işaret yoktur. Vakıflar Arşivi 1 numaralı esas defterindeki kayıttan bahseden Halim Baki Kunter, “Bu kayıtlar, Sa’dî tekkesinin son şeyhi İsmail Hakkı Efendi merhumun beyanını teyid ve tasdik etmektedir. Anlaşılıyor ki, Sa’dî dergâhı Yunus Emre’ye atfolunan makama mücavir olduğundan, vakıf kaydına Yunus Emre Zaviyesi olarak geçmiş, türbe ve zaviye kaydı tevhiden Yunus Emre adına tesis olunmuştur.” demektedir.

2.Çay Köy’deki Yunus Emre Makamı

Sandıklı’nın Çayköy’ünde Yunus Emre’ye atfedilen bir mezar vardır. Profesör Fuad Köprülü’nün 1918 de neşredilen Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar adlı eserinde Yunus’a izafe edilen merkadler arasında sayılmamış olan bu mezar, Yunus Emre’ye ait eser ve yazılarda son zamanlarda sık sık bahis konusu olmuştur.

Abdülbâki Gölpnarlı da gerek Yunus Emre ve Tasavvuf adlı kitabında gerek 1963 de yayımlanan Yunus Emre’nin Yattığı Yer adlı küçük eserinde bu mezardan “rahmetli Sadettin Nüzhet bu mezarı ziyaret ettiğini söylemiştir. Eski kaynaklarda geçmemektedir.” diye bahseder ve üzerinde fazla durmaz.

Kunter, Prof. Ali Gündüz’ün 1938 yılında mahallinde yaptığı incelemelere dayanarak Ülkü dergisinin Ağustos 1938 tarihli 66. sayısında yayımladığı “Yunus Emre’nin Bir Mezarına Dair” adlı yazısında Çayköy’deki Yunus mezarı üzerine oldukça geniş bilgi verdiğinden bahsetmektedir. Ali Gündüz orada 102 yaşındaki Yörük Ali Ağa’dan Yunus’un meşhur (Dua) menkıbesini dinlemiş ve onu yazısında nakletmiştir.

Maarif Vekâletinin isteği üzerine Afyon Maarif Müdürlüğünün, Afyon Müzesi Müdürü Süleyman Gönçer’e yaptırdığı tetkikatın sonuçlarından oluşan bir rapor, 6.8.1943 gün ve 1609 sayılı yazı ile Vekâlete arz edilmiştir. Sayın Süleyman Gönçer söz konusu raporunda şu ifadelere yer vermektedir:

“Büyük halk şairimiz Yunus Emre’nin bir mezar veya makamının da Sandıklı’nın yarım saat güneyinde olduğunu tevatür ve an’aneye istinaden biliyoruz. Bundan 14 sene önce Müzeler Umum Müdürü Sayın Bay Hûmit Zübeyr Koşav ile birlikte bu mezarı ziyaret etmiştik. Sandıklı öğretmenlerinin ve halkın kuvvetli tevatürüne göre Yunus Emre ve şeyhi Taptuk Emre bu köyde yatmaktadırlar.” sözleriyle başlayıp “Mahallî tevatür ve an’aneden başka Yunus’un mezarını sıhhatlendirecek bir belgenin bulunmaması Çayköy’ün başına gelen felâketle ilgilidir…”

Halim Baki Kunter, 1946’da Çaköy’de yaptığı araştırma ve incelemeler sonucunda bu bilgiler ekleyecek yeni bilgi ve belge bulamadığından söz etmektedir.

3.Erzurum’un Tuzcu Köyündeki Yunus Emre Makamı

Erzurum’ bir saat kadar mesafede Tuzcu Köyünde Yunus Emre ve Tapdık Emre adına iki mezar vardır. Bu köyün diğer bir adı da Müşkivank’dır.
Erzurum Köyün güneyinde ve yanında tahta parmaklıkla çevrilmiş iki merkadin bir Tapduk Emre’ye, öbürü Yunus Emre’ye aittir. Tapduk’un mezar taşında, Arap harfleriyle “Al-Fâtiha-Kutb-al-ârifîn Tapduk Emre-Kaddasallâhu sırruhu-797”, Yunus’un mezar taşında, “Al-Fâtiha-Al-ârifu billâh Yunus Emre- Kaddasallâhu sırruhu-797” satırları yazılıdır. Bu mezar taşlarını, 1772’de ölen ve Ma’rifet-Nâme adlı değerli eserin sahibi Erzurumlu Şeyh İbrahim Hakkı diktirmiştir. Eski vakfiyelerde Yunus’tan bahsedilmemesine, şeyhin ve dervişinin aynı yılda ölmüş gösterilmesine, 1772’den önce, böyle iki merkadin icat edilmesine bakılırsa bu mezarı ya bir tecellinin yahut bir rüyanın meydana getirdiğine hükmetmek gerekir diyen Gölpınarlı, Hicrîde 707’de (1307-1308) kitap yazan bir kişinin, 797 Hicrîye (1394-1395) kadar yaşamasına imkân olmadığını belirtmektedir.
Öte yandan Erzurum Tarihi adlı kitabın yazarı Abdürrahim Şerif Beygu, Tuzcu kö­yündeki Yunus ve Tapdık mezarları hakkında bilgi vermiş ve bun­ların H. 1193 de yapıldıklarını kaydetmiştir.
Maarif Vekâletinin yaptığı anketi 10.9.1944 tarihinde 4538 sa­yı ile cevaplayan Erzurum Maarif Müdür Vekili Ali Oğuzcan yazısında Tuzcu köyündeki Yunus Emre ve Tapdık Emre mezarlarının Anadolu’nun birçok yerinde olduğu gibi, halk arasında dolaşan rivayet ve menkıbelerden başka bir şey olmadığını belirtmekte ve şu bilgilere yer vermektedir:
“... Bu mezarlar Erzurum Şehrinin batı yönünde bir saat kadar mesafede bulunan Tuzcu Köyünde bulunuyordu. İkisi de aynı cins taştan, aynı şekilde ve büyüklüktedir. Yanyana ve hâlâ sağlam, dikili bir halde bulunan bu mezar taşlarının etrafı taht parmaklıkla çevrilmiştir. Köyün haricinde bir kenardadır.”
Yunus Emre’ye ve Tapdık Emre’ye aidiyetini bildiren her iki mezar taşındaki kitabelerden birinde aynen :
Elfatiha Kutbülârifin Tapdak Emre Kaddesallahü taalâ S’ırrehu
Elfatiha
Kutbülârifin Tapdak Emre
Kaddesallahü taalâ
Sirrehu sene: 797

diğerinde:
Elfatiha Elârif-i Billâh Yunus Emre Kadesallahü taalâ sırrehu sene : 797
kitabeleri mevcuttur.

Halim Baki Kunter “Tarafımızdan Vakıflar Arşivinde yapılan araştırma ve incele­melerde, Erzurum’a ait 197 numaralı defterde, Yunus’a dair bir kayıt bulunamamıştır. Bu durum müvacehesinde Erzurum’da İbrahim Hakkı merhum tarafından inşa ettirilen mezarların Tapdığa ve Yunus’a ait birer makam oldukları sonucuna varıyoruz.” sözleriyle söz konusu mezarların sadece birer makam olduklarını belirtmektedir.

4.Ünye

Yunus Emre’nin Ünye’de bir mezarı bulunduğunu, eski talebe­lerinden Halit Beyin beyanına atfen, Abdülbaki Gölpınarlı Bey ilk defa 1936 da neşrettiği Yunus Emre ve Hayatı adındaki eserde yaz­mıştır. Daha sonra Yunus Emre ve Tasavvuf adlı eserinde en son da 1963’te yayımlanan Yunus Emre ve Yattığı Yer ile 1965’de yayımlanan Yunus Emre Divanı adlı eserlerde de aynı rivayeti tekrar eylemiş ve başka hiç bir kaynakta olmadığını da belirtmiştir.

Bizler de araştırmalarımıza rağmen Ünye rivayetini doğrulaya­cak ne bir söz işittik ne de herhangi bir vesikaya rastladık. Bu be­yan, mahiyeti bilinmeyen, üzerinde durmağa dahi lüzum bulun­mayan, bir tek kişiye ait mesnetsiz ve çok zayıf bir rivayetten iba­rettir.

5.Döğer

1946 senesi Eylül ayında Eskişehir-Afyon demiryolu üzerinde Döger İstasyonuna giderek gerekli araştırmalarda bulunduğunu yazan Halim Baki Kunter, Emre Sultan adının hâlen Döger İstasyonu’nun doğu istikametinde eski bir köy yerinin adı olduğunu tespit etmiştir. “İncelemelerimizi yaptığımız sırada Emre Sultan Tekkesi, hemen hemen, sağlam denilecek bir vaziyette idi. Kapının üzerinde, kareye yakın, büyük bir taş yerinde yok­tur. Bunun bir kitabe olması veya üzerinde herhangi bir işaret bulunması muhtemeldir. Nitekim o boşluğun üstünde bulunan kare biçimindeki taş üzerinde okuyup çözemediğimiz bir yazı veya işaret vardır.” diyen Kunter, Emre Sultan Tekkesi’nin o tarihte sağlam bir durumda olduğunu işaret etmekte ve şu bilgileri eklemektedir:

“Emre Sultan Tekkesi”nin Yunus Emre’ye aidiyetini tevsik edecek bir belgeye hiçbir yerde ve Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivinde rastlayamadık. Bu itibarla Yunus Emre’ye aidiyetini iddia etmek mümkün değildir. Bu mevzu üzerinde çalışanların ve ileride çalışacakların bir gün bu adı duyup tereddüde düşebilecekleri ihtimalini düşünerek Döger’deki Emre Sultan köyü ve tekkesi hakkındaki bilgilerimizi ve kanaatimizi da burada kısaca tespit etmeği lüzumlu saydık.”

6.Tire

Halim Baki Kunter, 1932-1936 yıllarında İzmir’de Vakıflar Müdürü olarak bulunduğu sırada Tire’de Yunus Emre Cami diye bir caminin dikkatini çektiğini belirtmekte ve sözlerini şöyle devam etmektedir. “Camide bu meseleyi çözmeğe yarayacak herhangi bir kitabe veya vesika mevcut olmadığı gibi Tire’de görüştüğüm yaşlı kimseler ve bu gibi işlerden anlayanlar da buraya neden Yunus Emre Cami denildiği hakkında hiçbir bilgi verememişlerdi. Bu cami halâ kadro dahilidir ve cemaate açıktır.”

Kunter Tire Vakıflar Memuru Münip Ertürk ile İzmir Vakıflar Müdürü Rıza Tuncel’den aldığı 5.4.1965 günlü mektupta şu bilgilere yer verildiğini yazmaktadır:

Yeniden yapılan incelemeler neticesinde de bu caminin Yunus Emre’ye nisbeti hakkında hiçbir bilgi elde edilemediği, Tire’de eski eserler üzerinde oldukça bilgi toplayan Müze Memuru Faik Tokluoğlu’nun da bir vesika ve bilgi elde edemediğini ifade eylediği, caminin bulunduğu mahalle halkı arasında ve Tire’de buna ait hiçbir menkıbe ve söylenti olmadığı, caminin hangi vakfa ait olduğunun, ne zaman ve kimin tarafından yaptırıldığının da meçhul olduğu bildirilmektedir.

Ankara’da Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivinde 8 numaralı Esas defterinin 2858. sırasında, Siyah Asker diye anılan defterin 278. sırasında ve Sarı Asker denilen 417 numaralı defterin 194. sı­rasında «Vakf-ı Camii Şerif-i Yunus Emre der Tire» diye bir kayıt varsa da konuyu aydınlatmağa medar olacak başka bir bilgiye rastlanamamıştır. Bunlar, o adı taşıyan camiye Hatip tayini vesaire, gibi muamelelere ait kayıtlardır.

Vakıflar Arşivinde 8 numaralı esas defterinin 2858. sırasında kayıtlı bulunan tevcih muamelesine ait berat Tire Vakıflar İdaresindeki Vakfiye defterinde şu suretle kayıtlıdır:

“Yunus Emir Mahallesinde vaki hitabet cihetinin mutasarrıfı Mehmet bin Hüseyin’in beratı suretidir. Evkaf-ı Hümayun-i Şahaneme mülhak evkaftan Tire’de Yunus Emre Cami-i Şerifi vakfından olmak üzere inha üzerine kaydı bilihrac muamele-i kalemiyyesi ledelicra cihet-i mezkûre mutasarrıf Tamsarsanoğlu Mehmedin rızasile ferağ ve kasr-ı yedinden bilimtihan ehliyeti nümayan olan diğer Mehmet bin Hüseyine mahkeme-i teftiş-i Evkaftan olunan ilâm mucibince bittevcih yedine beraeti âlişanım ita olunmak babında canib-i nezaret-i Evkaf-ı Hümayunumdan bittelhis ledel arz bin üçyüz beş senesi Saferinin dokuzuncu günü tarihile şerefsünuh ve sudur eden hattı hümayun-i şevket makrun-i şahanem mucibince hitabet-i mezkûre mumaileyhe tevcih olunmağın bu berat-ı hümayunumu verdim ve büyürdüm ki mumaileyh salifül beyan hitabet cihetine vazife-i muayyenesile mutasarrıf olup edayi hüsn-ü hizmet eyliye. Tahriren filyevmis sadis minşehri rebiül evvel sene hamse ve selâse miete ve elf”.
Aydın Arz Kalem-i cihat-ı evkaf
823 253 Esas 8
6595 2858

7.Sivas’taki Yunus Emre Makamı

Yunus Emre’nin Sivas’a giden yol üzerinde bir mezarı olduğu ve üstünde bir de taş bulunduğu rivayeti rahmetli Sadettin Nüzhet’e aittir. Sadettin Nüzhet’e bunu haber veren de Konya’da Mevlâna Müzesi Müdür Muavini rahmetli Ermenekli şair Rüşdü imiş. Yunus Emre hakkında son zamanlarda yapılan neşriyat arasında bu rivayet de yer almış bulunmaktadır.

Muhtelif arşivlerde ve eski kaynaklar üzerinde yaptığımız incelemelerde bu rivayeti teyid eden bir kayda ve işarete rastlayamadığımız gibi Vakıflar Arşivindeki inceleme ve araştırmalarımız da olumlu bir sonuç vermedi. Vaktiyle yaptığımız teşebbüs üzerine Maarif Vekâletinin gönderdiği yazıya cevaben Sivas Maarif Müdürlüğünden Vekilliğe yollanan 3.6.1943 gün ve 2580 sayılı yazıya bağlı olan Sivas Orta Okulu Türkçe Öğretmeni Vehbi Cem Aşkun’un raporunda Yunus’un Sivas’ta doğmadığı ve Sivas’ta yaşamadığı ve mezarının orada olmadığı bildirilmiştir.

Sivas’ta Yunus Emre mezarı bulunduğuna ilişkin bilgilerden söz eden Halim Baki Kunter, “1962 senesinde mahallinde yaptığı araştırmalarda Sivas ve havalisinde Yunus’a ait maddî bir ize rastlayamadığımızı belirtelim.” demektedir.

8.Aksaray Ortaköy’deki Ziyaret Tepe

Yunus’un hakiki mezarının Ziyarettepe olduğunu söyleyen araştırmacılar, yoksul bir çiftçi olan Yunus’un yetiştiği ve yaşamını sürdüğü yeri Orta Anadolu olarak tespit etmişlerdir. Sözü geçen bölgenin kuzeyinin birer ucunda Kırşehir ve Karahöyük (Hacı Bektaş), doğu açıklarında Kayseri ve Sivas yer almaktadır. Ortalarında Aksaray, Nevşehir, Ürgüp, Göreme, Ihlara, güney ucunda Niğde bulunmaktadır. Nitekim Niğde-Aksaray eski yolu üzerinde zamanının bir hayli ünlü ve önemli bir kalesi olarak bilinen Sivrihisar Kalesi’nin eteğinde 27 haneye sahip Sivrihisar köyü, Eskişehir’deki aynı adı taşıyan Yunus makamının bulunduğu yeri bize hatırlatmaktadır. Sivrihisar ve Sarıköy sözlerinin hem Eskişehir hem de Aksaray ilinin Gelveri bucağına bağlı köylerin adları olması bize “Acaba Türkiye’de aynı ada sahip, aynı özellikte kaç yer vardır?” sorusunu akla getirmektedir. Nitekim Yunus Emre’den söz eden en eski kaynaklardan biri olan Hacı Bektaş Veli’yi anlatan Vilâyetname‘nin 48. ve 49. sayfalarında geçen Sivrihisar ve Sarıköy’ün Eskişehir’deki yerler olmadığının altını çizen kimi araştırmacılar Yunus’un makamını Aksaray’da gösterme gayreti içindedirler.

Tasavvuf edebiyatında nefes, yalnızca mürşidi kâmilin sözü değil, Tanrı’dan aldığı ilhamdır aynı zamanda. Yoksul Yunus’u Yüce Yunus’luğa ulaştıran “Hünkâr Hacıbaktaş’ın nefesi yerine geldi” ifadesindeki “nefes”tir. Yunus buğday beklentisiyle Hacı Bektaş Veli’nin huzurunda iken, yanında hediye olarak götürdüğü alıçların “çekirdekleri sayısınca nefes verelim” sözüne karşılık, tam köyüne giderken aniden dönüş yapıp o “nefese” talip olmuştur. Sarıkaraman köyünün kuzeyinde, 4 km mesafesinde halkın “Ziyaret Tepe” dediği mevki bulunan Yunus Emre’nin türbesi, işte bu tepe üzerindedir. Halk, yüzyıllardır burada yatanı Yunus Emre bilir. Halkın “Ziyaret Tepe” dediği ve günümüzde hâlen ziyaret edilen bu mahal için Abdülbaki Gölpınarlı “Bu mezar da ya bir makâmdır yahut Yunus adlı bir erene aittir” demektedir. Aksaray’a 55 km. mesafedeki Sivrihisar köyü ve kuzeyindeki Sarıköy’ün yani bugünkü ismiyle Sarıkaraman köyünün çağrıştırdığı bu adlar, Eskişehir’deki aynı adlı yerlere rakip olsa gerektir.

Söz konusu türbe, şu anda Aksaray Ortaköy’ün Kırşehir sınırındaki son köyü olan Reşadiye köyü arazisindedir. Reşadiye arazisi, daha önceleri Sarıkaraman köyü yaylaları arasında idi. Ziyaret Tepe’nin rakımı 1267 m’dir. Türbenin çevresinde, burada daha önceleri evlerin ve zikir yerlerinin bulunduğunu gösteren duvar kalıntıları vardır. Türbe üzerinde hiçbir kitabe yoktur. Fakat 1944 yılına kadar bir kitabenin mevcut olduğu ileri sürülürmektedir.

Şimdiki türbe yapılmadan önceki türbe yaklaşık 12 m2’lik olup oda şeklindeydi. Batı ve güney duvarları düz, diğer duvarlar ise dairemsi şekilde birleşiyordu. Yunus’un yattığı yer, girişte sağda kıbleye düşen köşedeydi. Türbenin batısında bir badem ağacı, kıble tarafında da halkın dilek bezi bağladığı bir çitlembik bulunmaktadır. Türbeye giriş, güneybatı yönündeydi ve üstü açıktı. Birkaç ağaç ile kapatılmaya çalışılmıştı. 1982 yılında A.Ü. Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Paleoantoloji Anabilim Dalınca türbede yatanın kemikleri üzerine yapılan inceleme sonucu yazılan raporda bizim için oldukça önemli sayabileceğimiz bulgular ortaya konulmuştur. Raporun bir bölümünde şu bilgiler yer almaktadır:

“Kültür ve Turizm Bakanlığının 3 Eylül 1982 gün ve 18-18 sayılı, ayrıca eski eserler ve müzeler Genel Müdürlüğünün 13 Eylül 1982 gün ve 02.3 (06) 7091 sayılı yazı ve onayları gereğince, Kırşehir merkez ilçe köylerinden Sulhanlı (Ulupınar) köyü yakınlarındaki 1267 rakımlı Ziyaret Tepe’de yetkili resmi ve bilim kurulu tarafından açılan Yunus Emre’ye ait olduğu söylenen mezardan alınmış 12 parça kemik, bilimsel incelemesi yapılmak üzere Emekli Albay Refik H. Soykut tarafından Anabilim Dalımıza getirildi.

Söz konusu olan 12 kemikten 11 adedinin insana ve bireye ait olması, morfolojik yapılarının benzerliği bakımından kuvvetle muhtemeldir. Diğer kemiğin bir keçiye (adak hayvanı) ait olduğu, bu konunun uzmanı olan arkadaşlarımız tarafından belirtilmiştir.

1.Femur (uyluk kemiği) ’a ait olan 2 parça yapıştırılarak aynı kemiğe ait olduğu görülmüştür… Özellikle linea asperanın çok belirgin ve çıkıntılı oluşu, kemiğin sağlam ve iri yapılı erişkin bir erkeğe ait olduğunu göstermektedir….

2.Talus (aşık kemiği): Kemiğin Caput tali, Collum tali ve Processus posterior kısımlarının bazı yerleri kopmuş ve kayıptır.. Collum talus’un üzerinde tibia’nın oluşturduğu iz (çömelme faseti) mevcuttur ve kemiğin ait olduğu ferdin çömelme alışkanlığı olduğunu göstermektedir…”

Türbede senenin belirli günlerinde yağmur duası yapılmaktadır. Ayrıca buraya çocuğu olmayanlar yahut olup yaşamayanlar, kısaca her türlü dileği olanlar ziyarete gelmektedirler. Yörede doğan erkek çocuklarına Yunus, Dede Yunus, Emre gibi isimler verilmektedir. Türbedeki Yunus Emre’nin bazen kişilerin gözüne göründüğüne inanılmaktadır.

  • Abdülbaki Gölpınarlı, halk tarafından yüzyıllardır ziyaret edilegelen bu türbeden, bazı defalar top atıldığı, buna, “Yunus’un bâtın topu” denildiğini yazmaktadır. Günümüzde de yörede bu top sesi duyulunca büyük bir olayın gelip çatacağına inanılıyor. Ancak bu top atılış inancı genelde tepelerde yatan yatırlar için söylenen bir rivayettir.
  • Şimdiki türbeden önce var olan türbe yaklaşık 12 m2’lik olup oda şeklindeydi. Batı ve güney duvarları düz, diğer duvarları ise dairemsi şekilde birleşiyordu. Yunus’un yattığı yer, girişte sağda kıbleye düşen köşedeydi. Türbenin batısında bir badem ağacı, kıble tarafında da halkın dilek bezi bağladığı bir çitlembik bulunmaktadır. Türbeye giriş güneybatı yönündeydi ve türbenin üstü açıktı.
  • Ziyaret Tepe çevresinde şu anda yok olan Zaviye adlı bir köyü vardı. Tepenin eteğinde Yunus Emre’nin Çile Damı bulunmaktadır.
  • Yunus’un makamının ne gariptir ki, Aksaray ve Kırşehir sınırının bulunduğu yerde olması onun Kırşehir’de yattığını ileri sürenlere haklılık kazandırmaktadır. Ne yazık ki bu ihtimaller sadece hayali Yunus makamlarını artırmaktan başka bir işe yaramamaktadır.

9.Kırşehir

XIII. ve XIV. yüzyılda Kırşehir, önemli bir kültür merkezi idi. Hacı Bayram Veli (1208-1271), Gülşehri (XIII-XIV. yüzyıl) Ahi Evren (Öl. 1261), Âşık Paşa (1272-1333) bu çevrede faaliyet göstermişlerdir. Yunus’un bu bölgede yaşadığına ilişkin rivayetlerden birini de Yard. Doç. Dr. Doğan Kaya“Yunus Emre Niğde Ortaköy’de Yatıyor” adlı makalesinde dile getirmiştir. Kaya’nın varsayımı şöyledir:

“Yunus öküzüne alıç yükleyip -ki konu ettiğimiz bu bölgede hâlâ çok sayıda alıç ağaçları vardır-Hünkâr Hacı Bektaş Veli’nin yanına, köyü Sarıkaraman’dan kalkıp gitmiştir. Bugün Aksaray’ın Ortaköy ilçesine bağlı olan Sarıkaraman köyü, eski kaynaklarda Sarıköy biçiminde geçmektedir. Bu mesafe düz hatla 34 km.’dir. Beri taraftan Konya Karaman’ın Sulucakaraöyük (Hacı Bektaş)’e mesafesi 240 km., Eskişehir’deki Sarıköy’ün mesafesi ise 275 km.’dir. O devrin imkânlarıyla kağnı arabasıyla her iki mesafeden de Hacı Bektaş’a gitmek, en iyi ihtimalle bir ay gibi zamanı gerektirir. Bilindiği gibi alıcın, dalından koparıldıktan sonra kısa sürede yenilmesi gerekir. Kağnıya istif edilmiş alıçların tazeliğini koruması bu zaman zarfında mümkün değildir. Bu duruma göre, Yunus’un Karaman’dan yahut Eskişehir’den Hacı Bektaş’a gitmesini düşünmek bize biraz mantık dışı gelmektedir. Yunus, Hünkâr Hacı Bektaş’ın verdiği buğdayı yükleyip köyüne dönmek için yola koyulur. Bir yandan yol alırken, bir yandan da düşünür. Köyün alt başındaki hamamın yanına gelince “nefes” almadığına pişman olur, geri döner. Dönmeye karar verdiği köy, Hacı Bektaş değildir. Zira o kadar ısrara rağmen buğdayda karar kıldığı ve birkaç yüz metre sonra vazgeçtiği düşünülemez. Kafasını toplaması ve düşünmesi için mesafe gerekir. Vilâyetname’de zikredilen yer Hacı Bektaş’ın güneyinde ve buraya 16 km. uzaklıkta Gümüşkent (Eski ismi: Salanda) köyüdür. Sözü edilen hamam bugün bile durmaktadır.”

10.Bolu

Yunus Emre’nin Bolulu olduğu da söylenmiş ve yazılmıştır. Nitekim Maarif Vekâletinin Valiliklere yaptığı anketi cevaplandırmak üzere 1943 yılında Sivas Maarif Müdürlüğüne verdiği raporda o zaman Sivas Ortaokulu Türkçe Öğretmeni olan Sayın Vehbi Cem Aşkun da Yunus’un doğup ölmediği gibi orada kendisine ait menkıbe ve hikâye de bulunmadığını belirttikten sonra “Esasen bu şaire üç vilâyet sahip çıkmaktadır : Erzurum, Bolu, Eski­şehir” demektedir.

Bolu rivayetinin şimdiye kadar bilinen tek kaynağı Şekaik Tercemesidir. Diğer rivayetler hep ona dayanır. Şekaik Tercemsinde Bursalı Lâmii, Tapdık Emre için “Sakarya nam nehre karib bir karyede mutavattın idi”, Yunus Emre için de “Bolu Sancağındandır. Salifüzzikir Tapdık Emre’nin eshab ve etbaındandır.” demektedir.

Bursalı Tahir Bey, Osmanlı Müellifleri’nde “Terceme-i Şekaik‘e göre Bolu Sancağından Sakarya Nehri savahilinde” der. Prof. Fuat Köprülü Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar‘da : “Yedinci asrın son yarısında Sivrihisar civarında yahut Bolu mülhakatından Sakarya Suyu civarındaki karyelerden birinde yetişmiş bir Türkmen Köylüsü olduğunu” yazar, onu “Bolu mülhakatından bir yerde doğmuş telâkki etmenin pek de yanlış sayılamayacağını” ifadesine ekler.

Abdülbaki Gölpınarlı ne bundan önceki eserlerinde, ne de en son yayımlanan Yunus Divanında Bolu rivayetine temas etmemiştir.

Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivinde Bolu’da Yunus Emre’ye ait bir vesika veya kayıt mevcut değildir.Bolu rivayetinin dayandığı, şimdiye kadar yayımlanmamış iki kaynak daha vardır : 1. Süllem-ül Vusul, Kâtip Çelebi. 2. Mecellet-ün Nisab, Müstakim Zade Kâtip Çelebi ile Müstakim Zade’nin bahsettikleri Yunus’un başka bir Yunus olduğu ve Emre sıfat veya lâkabının sonradan adının sonuna eklendiği veya Yunus Emre’den sonra gelen ve aynı adı tam olarak taşıyan başka bir zat olduğu anlaşılmaktadır. Cahit Öztelli’de bulunan bir cönkte Yunus Emre’ye ait bir şiirin üzerinde “Yunus Emre Kadîm” kaydının bulunması bu ihtimali teyid ve takviye edecek mahiyettedir.”

11.Keçiborlu

Halim Baki Kunter, Yunus Emre’nin mezarının Keçiborlu’da olduğu belirten Bursalı İsmail Hakkı adlı kişinin bu iddiasının Yunus Emre’nin,

Çıktım erik dalına anda yedim üzümü
Bostan ıssı kakıyup der neylersin kozümü

beytine dayandığından söz etmektedir. “Bu manzumeyi şerhetmiş olan bu zat “Şeyh Yunus Kuddise sırruhu Hazretleri Anadolu Keçiborlu nam kasaba kurbünde olan gadir-i azamın canibi şarkisinde olan peşt tarafında bir kar yede neşv-ü nema bulup mezarları dahi ol karyededir” demiştir.

“Bugün Keçiborlu ve civarında Yunus Emre’ye atfolunan bir mezar ve makam yoktur.” diyen Kunter, Isparta Evkaf İdaresinde mevcut “Şeyh Şikem” vakfiyesinin kurşun kalemle istinsah edilmiş bir suretinde vakfedilen arazinin sınırları gösterilirken bir ibarenin “Kabr-i Yunus” şeklinde yazıldığını gören rahmetli Fehmi Aksu’nun, yaptığı geniş aramaya rağmen böyle bir mezar bulamadığını 1943 yılında açıkladığından söz etmiştir. Fehmi Aksu’nun bu husustaki beyanatı aynen şöyledir:

“Sınırlamada: bir kabre verilen nirengi ödevini orada gömülü olanın şöhretiyle kıymetlendiriyor ve her türkün gönlünde yatan yüce şairimizin külünün çevremiz topraklarında, belli bir yerde saklı olabilmesinin heyecanivle titriyordu. Vakfiye suretindeki o ibare ile merhum İsmail Hakkı’nın bu ifadesi beni Keçiborlu bölgesinin eski yeni bataklık ve göletlerinin dört yanındaki tepeleri, mezarlıkları, mevcut veya örenleşmiş köylerini taramağa şevketti. “Yunus” un herkesten bir beytini bir nağmesini dinledim. Fakat, bin mezarda bir «Yunus» bulamadım.”

Fehmi Aksu yaptığı araştırmalar sonunda Şeyh Şikem vakfiyesinin aslını bulup ve fotokopisini yayımladığını belirten Kunter, kurşun kalemle istinsah olunan suretteki “Kabr-i Yunus” kelimelerinin vakfiyenin aslında “Kara Yunus” şeklinde yazılı olduğunu ve Keçiborlu Bölgesinde Yunus Emre’ye aittir diye gösterilen bir mezara rastlanmadığını ispat eden Rahmetli Fehmi Aksu’nun, yazısının devamında şu cümlelerinin bulunduğunu aktarmaktadır: “Gerçi, beni yıllarca arkasında koşturan, kurşun kalemle yazılmış vakfiye suretinin aslını elde ettim amma, bana her şeyden önce gereken (O) idi!…”

Halim Baki Kunter, Fehmi Aksu’nun Şeyh Şikem’in Yunus Emre olabileceği hakkındaki tahmini için, “Rahmetlinin, zihninde yer eden bir soru işaretinden ileri geçemeyeceği aşikârdır.” diye yazmaktadır.

Abdülbaki Gölpnarlı Keçiborlu rivayeti için eserlerinin hepsinde “Bu mezardan Bursalı İsmail Hakkı bahsediyor. Şüphe yok ki bu, ya bir makamdır yahut Yunus adlı başka birisine aittir.” demektedir.

Keçiborlu ve havalisinde son zamanlarda esaslı araştırmalar yaptırdıksa da müspet bir netice elde edemedik. Bu arada Aydoğmuş Halkevi Başkanı Sayın Süleyman Uslu’dan aldığımız 21.5.1965 günlü mektupta vaki olan ricamız üzerine, “Keçiborlu’da ve köylerinde yaptığı araştırmalarda Yunus Emre’ye ait hiçbir türbe ve mezar bulunmadığı sonucuna varıldığı, yalnız Isparta’da Emre adında bir mahalle mevcut olduğu” bildirilmiştir.

12.Uluborlu

Halim Baki Kunter, Uluborlu’da Yunus Emre Kabri diye bir türbe bulunduğuna Keçiborlu ve havalisinde yapılan araştırmalar esnasında ortaya çıktığını belirtmektedir. Söz konusu türbe hakkında Aydoğmuş Halkevi Başkanı Süleyman Uslu’nun 21.5.1965 tarihli mektubu ile Uluborlu’da Emekli Öğretmen Sayın Said Demirdal’ın yazılı beyanlarında şöyle denilmektedir:

“Uluborlu’da Büyük Çeşme Mahallesinde (Yunus Emre Kabri) diye bir türbe vardır. Yunus Emre Hazretlerine ait olan bu türbe toprak damlı olduğundan otuz sene önce yıkılmıştır. Türbenin içinde bir de (Hücre) vardı. Burada Buhara, Semerkand gibi uzaklardan gelen dervişler yatar, ibadet ederlerdi. Bunları birçoklarımız gördük. Yunus Emre adına bir mahalle, bir cami adı olduğu gibi bu adla anılan fakat şimdi mevcut olmayan (Emre Köyü) de kayıtlıdır.

Yunus Emre’nin Keçiborlu ile Uluborlu arasında medfun olduğunu Bursa’lı İsmail Hakkı yazmaktadır. Fuat Köprülü Bey de Yunus Emre’nin birçok yerlerde medfun olduğuna dair iddiaları reddederek Bursa’lı İsmail Hakkı’ya hak vermektedir. Yalnız İsmail Hakkı me’haz göstermemiştir. Bize kalırsa Yunus Emre Uluborlu’da medfundur. Çünkü hükümet kaydında olduğu gibi namına izafeten Emre Mahallesi, Emre Camii ve harap köyler içinde Emre Köyü bulunmaktadır. Hicri 920 tarihlerinde (Karye-i Emre) diye kayıtlar da mevcuttur.”

Emre adını taşıyan köylere Anadolu’da daha birçok yerde rastlanmakta olduğundan Uluborlu’da bu adı taşıyan eski bir köy mevcut ise de Yunus Emre mezarının Uluborlu’da bulunduğu rivayetini ispat bakımından fazla bir şey ifade etmez.

13.Kula

Kula kasabasına üç dört saat mesafede Emre Sultan Köyü’nde bulunan bir türbenin içerisinde Tandık Emre’nin; dışarıda, kapısının önünde de Yunus Emre’nin medfun oldukları oradaki halk arasında rivayet edilmektedir.

Bu türbeden ilk önce Bursalı Tahir Bey, Osmanlı Müellifler‘inde adlı esrinde bahsetmiş, Prof. Fuat Köprülü Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar adlı eserinde ondan naklen bu rivayete yer vermiştir. Bu eserinde “Bu medfenin hakikaten Yunus’un Şeyhine veya Yunus’a ait olduğu hiçbir suretle idda edilemez” diyen Köprülü, bu kanaatlerinin neye dayandığını açıklamamıştır. Abdülbaki Gölpınarlı da Yunus Emre, Hayatı adlı eserinde bu rivayeti kaydetmiştir.

Daha sonra Manisa Halkevi üyelerinden ve Ortaokul Tarih Öğ­retmenlerinden Çağatay Uluçay 1940 yılında yayımladığı Saruhan Oğulları ve Eserlerine Dair Vesikalar kitabında (Sayfa 79 – 82) bu tezi ortaya attığı gibi, üç sene sonra da Yunus’un Mezarı adlı bir broşür yayımlayarak Yunus’un mezarının Kula ilçesinde olduğunu kesin bir ifade ile iddia etmiştir. 17 sayfadan ibaret olan, ayrıca iki sayfa üzerine basılmış iki resimle bir plânı ihtiva eden bu küçük kitap büyük bir iddia ile ortaya çıkmış ve merakla karşılanmıştır.

Kimi araştırmacılar Yunus’un mezarının Emre Sultan Köyünde olduğu konusunda ısrar etseler de Gölpınarlı, söz konusu yörede bulunan vakfiyelerin hiçbirinde Tapduk Emre adının bulunmadığını belirtmektedir.

Türbenin içerisinde ortada Tapdık Emre’ye izafe edilen mezar olmak üzere 10 mezar vardır. Bunlardan dördü çocuk mezarıdır. Yunus Emre’ye izafe edilen mezar, dışarıda, türbe kapısının önündedir. Mezar taşlarının hiç birinin üzerinde kime ait olduğunu gösteren yazı yoktur. Yunus’a atfolunan mezar taşının üzerinde görülen iki ağızlı balta resminin Yunus’un odunculuğunun resmi olduğu mahallinde ifade edilmektedir. Sayın Çağatay Uluçay da Yunus’un Mezarı adlı eserinde (s.17) Yunus’un senelerce şeyhinin dergâhına odun taşıdığını kaydettikten sonra “Çile çektiği eski günlerin hâtırası olmak üzere mezar taşının üzerine bir balta resmi hakkedilmiştir.” demektedir.

Kula’nın Emre Sultan Köyü’ndeki mezar Yunus Emre’ye ait olmadığına göre kime aittir? Başvekâlet Arişivi tasnif komisyonu üyeliğinde ve bir aralık Başkanlığında bulunmuş olan rahmetli Kâmil Kepecioğlu Nilüfer dergisinin 4. sayısında yer alan “Yunus Emre Nerede Yatıyor?” başlıklı bir yazısında bunu kesin olarak açıklanmıştır.

Kepecioğlu, söz konusu yazısında şöyle demektedir:

“Arşivlerdeki kayıtlara bakılırsa, Kula’nın Emre köyünde yatan (Yunus Emre) değil, (Ömer Emre)dir. Saruhan Oğulları devrinde bu köyün adı (Ömer Emre) idi. Bu köyü Saruhan Bey ve oğlu İlyas Bey Allah rızası için Ömer Emre’nin kendisine ve ölümünden sonra oğlu oğluna ve kızı kızına yesinler ve duaya meşgul olsunlar diye, (M. 1242) H. 640 tarihinde vakfeylemiş ve bir de berat vermiştir.”

Abdülbaki Gölpınarlı’ya göre de bu türbe Emreler topluluğundan Aliğim Emre’ye aittir. Yunus Emre’den başka Said Emre, Vehab Emre, Gevher Emre, Ömer Emre, İsmail Emre, Aliğim Emre gibi birçok kimse vardır.

14.Karaman’daki Yunus Emre Makamı

Karaman’daki Yunus Cami ve civarı, Anadolu’nun birçok yerinde, Azerbaycan gibi devletlerde, paylaşılamayan büyük tasavvuf ustasının büyük şairin yaşadığı ve mezarının bulunduğu yer görünümünü vermiyor. İnsanlara buradan seslenmiş, burada mezarı olan bu ulu kişiden zamanımıza bir hatıra bırakamadık. Kapladığı yer 12000-13000 metre kare tutan Yunus zaviyesinden, bir cami, harap bir Kabristan, bir de dışarıdan ilk bakışta belli olmayan Yunus’un türbesi kalmıştır.

Yunus Emre’nin mezarının bulunduğu iddia edilen yerlerden biri de Karaman’dır. Karaman’da Yunus Emre mezarına ilişkin rivayet eskiden beri mevcuttur.

Prof. Mehmet Fuad Köprülü, 1918’de yayımladığı Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar adlı eserinde Karaman’dan bahsetmemekte, Yunus’un Sivrihisar civarında, yahut Bolu mülhakatından, Sakarya suyu civarındaki köylerden birinde yetişmiş bir Türkmen köylüsü olduğunu kaydettikten sonra “zaman ve mahalli vefatı hiç malûm olmayan Yunus Emre’nin medfeni hakkında çok büyük bir ihtilaf vardır” demektedir. Halim Baki Kunter ise Yunus Emre Bilgiler-Belgeler adlı eserinde, Fuat Köprülü’nün, Bursa, Kula, Erzurum ve Keçiborlu rivayetlerini kayıt ve tetkik ettiğinden söz etmekte, Karaman’dan hiç bahsetmediğine dikkat çekmektedir. “Karaman rivayetini ilk defa benimseyen ve ortaya atan 1933-1934 yılında Yunus Emre Divanı’nı yayımlayan Burhan Toprak olmuştur.” diyen Kunter, Burhan Toprak’ın Karaman’daki mezarın Yunus’a ait olduğunu ispat için 1933-1934’de yayımlanan Yunus Emre Divanı adlı eserinde İstanbul’da Başbakanlık Devlet Arşivi’nde bulunan Hicrî 1175, Miladî 1761-1762 tarihli bir arîzaya yer verdiğini yazmaktadır.

Burhan Toprak’ın yalnız arz kısmını kitabına aldığı Hazine-i Evrak’ta bulunan bu belgede şu ifadeler yer almaktadır:

Karaman’da Kirişçi Baba Zaviyesi (Medine-i Lârendede medfun merhum ve mağfurleh Yunus Emrem zaviyesi)’nin mütevellisi Seyyid Ali’nin ölümü ve oğlunun bulunmaması dolayısıyla yerine, Sofuzâde İsmail Halîfe’nin tayinine dair Karaman Kadısı tarafından yazılmıştır.

Değerli araştırmacı Abdülbaki Gölpınarlı ise Karaman’da Kirişçi Baba mahallesinde bulunan ve Kirişçi adıyla anılan Yunus Emre Cami Şerifi ve zaviyesi hakkında şu bilgileri vermektedir:

“Karaman’daki bu caminin, Şeyh Hüseynoğlu Kirişçi Baba adlı birisi tarafından cami ve zaviye olarak yapıldığı, vakfiyesi bulunamamakla beraber Osmanoğullarından önceki devre ait olan bu yapının, birçok vakfiyelerde anıldığı ve zaviyenin, Halvetîlere ait olduğunun anlaşıldı. Buradaki türbede bulunan birinci kabir, cami ve zaviyeyi yaptıran Şeyh Hüseynoğlu Kirişçi Baba’nındır. İkinci kabir, Kirişçi Baba Tekkesi şeyhi, Karamanlı şair Kâtipzâde Yunus’un kabridir ki, halk bu zatı, Yunus Emre diye tanımıştır. Hâlbuki Konya’da altıncı vakıf defterinin 493. sahifesinde, Konya Kadısı Mehmedoğlu Şeyh Hasan Nesip tarafından Hicrî 918’de (1512-1513) yazılan ve Karaman soyundan Nasuh Beyoğlu Pir Ahmed’e ait olan vakfiyede bulunan “Şeyh Yunus Baba-al-ma’rûf Postnişîn-i Kirişçi Baba” biçimindeki imza da tanıklar arasındadır. Bu bilgiye göre, Kirişçi Baba Tekkesi şeyhi, Kâtipzâde Yunus, halk tarafından Yunus Emre olarak kabul edilince, buradaki üçüncü kabir de Tapduk Emre’nin kabri sayılmıştır. Dördüncü kabrin kime ait olduğu bilinmemektedir.

Halim Baki Kunter, eserinde Yunus Emre’nin Karamanlı veya Karaman’da olduğuna dair ileri sürülen vesika ve iddialar hakkında şunları söyler :

“Evvelâ Karaman’daki Kirişçi Baba Camine Yunus Emre Cami de denilmesinden ve Yunus Emre’nin burada medfun olduğu iddiasından başlayalım:

Sayın Burhan Toprak’ın yayımlamış olduğu Başvekâlet Arşivi’ndeki H. 1175 (M. 1761-1762) tarihli vesikadan başka rahmetli Kâmil Kepecioğlu’nun Nilüfer dergisindeki yazılarında belirttikle­ri veçhile; Başbakanlık Arşivi’ndeki M. Cevdet tasnifinin Vakıflar dosyalarında 18304 numaralı vesikada dahi : «Lârende’de vaki Yu­nus Emrem Türbe-i Şerifesinin zeytinyağı bahası olarak on iki ak­çe günde tahsisatı» olduğu yazılıdır.

Bu caminin, aslında Kirişçi Baba’ya ait olduğu H. 918 ve 958 ta­rihli vakfiyelerdeki şahit isimlerinden açıkça anlaşılmaktadır. Her iki vesikayı gerek Maarif Vekâletine gönderilen notta, gerekse on­dan sonraki neşriyatında Mesud Koman da yazmıştır.

Konya kadısı şeyh Hasan Nesip tarafından Hicri 918 (M. 1512-1513) de yazılan ve Karaman soyundan Nasuh Bey oğlu Pîr Ahmet’e ait olan vakfiyede (Konya’da 6. Vakıf Defteri sayfa: 493) şahitler arasında bir zatın adı “Şeyh Yunus Baba elmaruf postnişin Kirişçi Baba” diye; Eminüddin Zade Ahmet Erdoğan bey vakfının hicri 958 tarihli vakfiyesinde de yine şahitler arasında bulunan bir zatın adı «Esseyid Şeyh Ebubekir bin Ab-dülmecid zaviye-i şeyh Kirişçi Baba» olarak geçmektedir.

Bu ibarelerden anlaşıldığına göre Hicri 918 tarihinde şeyh Yu­nus Baba, Hicri 958 yılında da Abdülmecid oğlu Seyyid Şeyh Ebu­bekir. Kirişçi Baba Tekkesinin postnişini yani, şeyhi idiler. Şeyh Yunus Baba diye maruf olan zatın, vefatından sonra buraya gömül­düğü ve bu suretle Kirişçi Baba Tekkesi’nin zamanla Yunus Baba Tekkesi diye anılmağa başladığı anlaşılıyor.

Nitekim Mesut Koman da Maarif Vekilliğine takdim olunan notunda şöyle demektedir :

“Görülüyor ki halk arasında Kirişçi Baba Cami‘ne Yunus Emre Cami de denilmesi ve Yunus Emre’nin bu caminin yanındaki türbede medfun olduğuna inanılması Hicri 918 yılında (Şeyh Yunus) diye bir zatın buranın postuna oturmasından ileri gelmektedir.”

Daha önceki vesikalarda Kirişçi Baba Zaviyesi diye adı geçen bu yer Mesut Bey’in de yazılarında açıkladıkları veçhile, hem cami hem de halveti dergâhı imiş. Etrafında toplantılara mahsus odalar varmış. Yazlık olan mahallin içinde bir havuz bulunuyormuş. Ev­velce halvetilere mahsus olan bu zaviyenin sonraları Kadirîlerin elin geçtiği anlaşılıyor. 1175 Hicri tarihli vesika zamanında bura­sı Kadirî dergâhıdır.

Abdülbaki Gölpınarlı, Kirişçi Cami’nin Şeyh Hüseyin Oğlu Kirişçi Baba denen birisi tarafından cami ve zaviye olarak yapıldı­ğını yazmaktadır.

Karaman’daki Kirişçi Cami’nin Yunus Emre’ye aidiyetini is­pat etmek için ortaya sürülebilecek iki arşiv vesikası daha vardır.

Bunlardan biri «Hanikah-ı Şerif ve Tekke-i Zekiye» diye tavsif edilen mezkûr binanın bin kuruş sarfile tamir edilmesi için sada­ret makamına takdim olunan 17 Ramazan 1199 tarihli muameleli arzuhaldir.

İkinci vesika türbeye günde on iki akçe zeytinyağı bedeli tah­sisine ait berat zayi olduğundan yenisinin verilmesine dair Zaviyedarlar Şeyh Sun’ullah ve Şeyh Abdullah’ın vaki müracaatları üze­rine yeniden yazılan 23 Şevval 1235 tarihli berata ait kayıttır. Ar­şivde 18304 numarada kayıtlıdır.

“Bu son iki vesika hakkında Kunter, “…söyleyeceklerimiz de Hicrî 1175 tarihli vesika üzerine söylediklerimizden ibarettir. Bunlar, ortaya yeni bir problem çıkaracak, yeni hüküm ifade edecek mahiyette değildir.” ifadeleri ile sözlerini tamamlar.

15. Yunus Emre’nin Eskişehir Sivrihisar Sarıköy’deki Mezarı

Yunus Emre’nin hayatını ve felsefesini ciddî olarak ilk defa inceleyen âlimlerden biri Fuad Köprülü’dür. Köprülü, 1918’de yayımladığı Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar adlı eserinde Yunus’un hakiki mezarının Sarıköy’de olduğuna yazmıştır. Daha sonra bu mezar, Abdülbâki Gölpınarlı ve Faruk K. Timurtaş gibi bilginler tarafından da kabul edilir. Köprülü, o zamana kadar bilinen vesika ve bilgilere dayanarak Yunus’un “Sakarya civarındaki karyelerden birinde yetişmiş” olduğunu yazmıştır. Mezarı hakkında ise Lâmi’nin Nefehat Tercemesi zeylindeki rivayeti tercih ederek, “Yunus’un Porsuk Suyu’nun Sakarya’ya karıştığı yerde medfun olduğunu kabul etmek diğer rivayetlere nazaran daha makul görünüyor” diye kaydetmiştir.

Bilim adamlarımızın büyük çoğunluğunun ortak kanaatinin şu olduğunu sizinle paylaşmak isteriz. Hacı Bektaş-ı Velî Velâyetname‘sinde, Nefahat Tercümesi‘nde, Şakâyık Tecümesi‘nde, Kitâb-ı Mevhûb-ı Mahbûb‘ta, Ankara Kuyûd-ı Kadîme Arşivi 530 numarada kayıtlı bulunan Kanûnî devrine ait defterde ve diğer kaynaklarda Yunus’un mezarının Eskişehir’in Sivrihisar kazasına bağlı Sarıköy’de olduğu kayıtlıdır.

Ankara Etnoğrafya Müzesi Müdür Muavini Kemal Güngör başkanlığındaki heyet, 28 Haziran 1946 tarihinde Yunus Emre’nin mezarının nakli sırasında yapılan antropolojik inceleme sonucunda elde edilen bulgular rapor ederek bilim dünyasına sunulmuştur.

28 Haziran 1946’da Cumartesi sabah saat 9.30’da Halim Baki Kunter, Maarif Vekâletinden Etnoğrafya Müzesi Müdür Muavini Kemal Güngör, Müzeler Genel Müdürlüğü’nden Raci Temizer, Ahmet Adnan Saygun, Bayındırlık Müdürü Fasih Onarman, Maarif müdürlüğünden bir kişi, fotoğrafçı Hasan Bıçakçı ve yeni anıtın inşasını yapan müteahhit yüksek mühendis Mesud Gün’den meydana gelen heyet Eskişehir’in Sivrihisar Sarıköy’üne geldiler. Sarıköy’de Mihalıççık Kaymakamı ve Jandarma Kumandanı ile Sarıköy İmamı Ali Efendi ve Sarıköy Muhtarı da heyete dahil oldu.

Halim Baki Kunter yapılan işlemleri söyle kaydediyordu:

Aynı günün akşamına kadar kazının her aşaması fotoğraflarla kaydedilmiş, Kemal Güngör kemikleri topraktan alarak birer birer inceleyerek ölçmüştür. Bu kemikler büyük bir sandukaya konularak üzeri mezardan çıkan topraklardan örtülerek sonra sanduka kapatılmış ve tekrar eski mezara yerleştirilmiştir. İşte bu suretle hazırlanan sanduka 6 Mayıs 1949 günü yapılan bir törenle buradan alınıp yeni mezara yerleştirildi.”

28 Haziran 1946 Cumartesi günü Eskişehir’in Mihalıççık ilçesine bağlı Sarıköy’de bulunan Yunus Emre zaviye ve türbesinde Yunus Emre’ye atfolunan mezarın açılmasıyla çıkan iskelete ait raporda şunlar yazılıydı:

Yunus Emre’ye ait olduğu söylenen bu mezar Ankara-Eskişehir demiryolu hattı üzerinde Sarıköy istasyonundan 1300 metre mesafede kâin Sarayköy’ün 300 metre kadar güney batısındaki mezarlık civarında ve Demiryoluna muvazi (hatta 6 metre mesafede) olarak çamur harçlı ve dere taşlarından yapılmış kagir yapı içindedir.

Yunus Emre zaviye ve türbesi 1337 (1921) Yunan işgalinde yanmış olup bu yapı aynı yerde sonradan yapılmış ve üzeri sazla kapatılmış ise de tren hattı üzerinde olması hasebiyle makineden çıkan kıvılcımlarla üzerindeki sazlar yanmış olduğundan hâlen yalnız bu kaba taş duvar örgüleri ayaktadır. Mezar, haricen alelâde (orada bulunabilecek eski ve yeni taşlarla) taş ile örtülüdür. Hatta bu taşlar arasında Bizans veya Selçuk devrinden kalma işlenmiş mermer taş parçaları da vardır.” Bu sözlerle başlayan raporda devamı mezarın açılması ile ilgili ayrıntılara yer verilmektedir. Raporda zeminden 25-30 cm. derinlikte kafatasına ulaşılan iskeletin mahiyetini tam olarak tespit edebilmek için dikkat ve itina ile mala ve bıçak kullanılarak parçalanmadan ve zedelenmeden çıkarılmasının şükrana değer bir durum olduğu belirtilmektedir.

Gömülme tarzı ile bir Müslümana ait olduğu anlaşılan bu iskeletin tespit edilen morfolojik karakterlerine nazaran kafa, yüz ve havsala kemiklerinin tetkikinden bir erkeğe ait olduğuna dikkat çekilen raporda; “Orta boy yuvarlak ve çok yüksek kafa ve ince burun gibi fiziki karakteriyle Alpli ırk zümresine dahil, hususiyle kafa ve yüz özellikleri bakımından Türk ve daha çok Türkmen tipini hatırlatmakta kafa ölçüleri itibariyle de vasatın çok üstünde bir kıymet taşımaktadır.” sözlerine yer verilmektedir. Bu antropolojik özellikleri vurgulanan iskeletin normalin üstünde ve dimağı tip diye vasıflandırılan gruba dahil olduğu belirtilmekte ve “Kafasını işleten bir insana ait olduğunu ilmî donelere dayanarak tespit ve ifade edebiliriz.” denilmektedir.

  • Nevin BALTA

Kaynakça

-Erzi, Adnan Sadık, “Türkiye Kütüphanelerinden Notlar ve Vesîkalar I-Yunus Emre’nin Hayatı Hakkında Bir Vasîka”, Belleten, Cilt: XIV, Sayı: 53, TTK Yayını, Ocak 1950.

– Göçgün, Prof. Dr. Önder, –Dünden Bugüne-Yunus Emre, Atatürk Kültür Merkezi Yayını, Sayı: 92, Ankara, 1995.

– Gölpınarlı, Abdülbâki, Vilâyetname, Menakıb-ı Hünkâr Hacı Bektaş-ı Veli, İstanbul, 1990.

– Gölpınarlı, Abdülbâki, Yunus Emre ve Tasavvuf, Remzi Kitabevi, İstanbul 1961.

– Gölpınarlı, Abdülbaki, Yunus Emre ve Yattığı Yer, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1963.

-Gülensoy, Prof. Dr. Tuncer, “Yunus Emre’nin Şiirlerinde Dil ve Üslûp”, Türk Dili Yunus Emre Özel Sayısı, Sayı: 480, Aralık 1991.

-Gündüz, Ali, “Yunus Emre’nin Bir Mezarına Dair”, Ülkü, Sayı : 66, 1 Ağustos 1938.

-Güzel, Prof. Dr. Abdurrahman, “Yunus Emre’de İnsan Kavramı”, Türk Dili Yunus Emre Özel Sayısı, Sayı: 480, Aralık 1991.

-Kaya, Yard. Doç. Dr. Doğan, “Yunus Emre Niğde Ortaköy’de Yatıyor”, Halk Kültürü, 1984/2, İstanbul 1984.

-Konyalı, İbrahim Hakkı, Karaman Tarihi, Baha Matbaası, İstanbul 1967.

-Konyalı, İbrahim Hakkı, Aksaray Tarihi, C. 2, İstanbul, 1974.

-Kunter, Halim Baki, Yunus Emre Bilgiler-Belgeler, Eskişehir Turizm ve Tanıtma Derneği Yayınları: 3, 1966.

– Mazıoğlu, Prof. Dr. Hasibe, “Yunus Emre 1991 Sevgi Yılı Dolayısıyla”, Türk Dili Yunus Emre Özel Sayısı, Sayı: 480, Aralık 1991.

– Özen, Kutlu, “Hafik Emre Köyü’ndeki Yunus Emre Düşeği, Türk Halk Kültürü Araştırmaları Yunus Emre Özel Sayısı, 1991/1, Kültür Bakanlığı, Halk Kültürünü Araştırma Dairesi Yayınları: 144, Süreli Yayınlar Dizisi: 23, Ankara, 1991.

– Öztelli, Cahit, Belgelerle Yunus Emre, Ankara, 1977.

Öztelli Cahit, Yunus Emre’nin Mezarı ile İlgiliYeni Belgeler, Türk Dili, C.4, Sayı :38, Ankara, 1954.

– Soykut, Refik, Emrem Yunus, Ahiliği-Kültürü-Yurdu, Ank., 1982.

– Soykut, Refik, Hedef Dergisi, Yıl 3, S. 34, Ank., 1981, s. 18.

– Uzunçarşılı, İsmail Hakkı, Osmanlı Tarihi, TTK Basımevi, C. I, Ankara, 1972.

– Tan, Nail, “Yunus Emre’nin Duygu ve Düşünce Dünyası”, Türk Halk Kültürü Araştırmaları Yunus Emre Özel Sayısı, 1991/1,Kültür Bakanlığı Halk Kültürünü Araştırma Dairesi Yayınları: 144, Süreli Yayınlar Dizisi: 23, Ankara, 1991.

– Tatçı, Mustafa, Yunus Emre Türk Edebiyatı Külliyatı I, Yunus Emre Divânı (Tahlil), MEB Yayınları: 2867, İstanbul, 2005.

– Timurtaş, Faruk Kadri, Yunus Emre Divanı, 3. bs. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları: 308, Ankara, 1986.

2,076 Toplam, 10 okuma bugün

Nevin BALTA: Gaziantep 1968, Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Bölümü (1988) mezunu. Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Master Programını 1992’de tamamladı. Türk Dil Kurumunun açtığı sınavı kazanarak Uzman Yardımcılığı kadrosuyla 1989’da işe başladı. 3 yıl sonra Uzman kadrosuna atandı. TDK’de Kişi Adları Sözlüğü Çalışma Grubunda ve Dil Bilimi ve Dil Bilgisi Kolundaki çalışmalara katıldı. Türk Dili Dil ve Edebiyat Dergisi, Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi, Türk Dili Araştırmalar Yıllığı Belleten dergilerinin yayına hazırlanmasında görev aldı. Çeşitli gazete ve dergilerde; yer adları, dil, edebiyat, basın tarihi ve folklor konulu yazıları yayımlanmaktadır. Hâlen Türk Dil Kurumunda Uzman olarak görev yapmaktadır. Eserleri: • Türk Dış Politikası-Milliyetten Yansımalar, Lazet Ofset Yayınları, 2005. • Düşünce Okyanusu Mevlana, Kanguru Yayınları, 2. baskı, Ankara 2008. • Gaziantep Yer Adları Üzerine Bir İnceleme, Gaziantep Valiliği-İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü Ortak Yayını, Gaziantep, 2010. • Anadolu Kadın Başlıkları, Alter Yayıncılık, 2014. • Antep-Halep-Şam Üçgeninde Kuvayı Milliye (Baskı aşamasında). • E-Posta: NevinBalta@hotmail.com