Quantcast
Hebron ‘Ana Tanrıça’ kavramını ihraç ediyor – Belgesel Tarih

Tankut SÖZERİ
Tankut  SÖZERİ
Hebron ‘Ana Tanrıça’ kavramını ihraç ediyor
  • 02 Ekim 2020 Cuma
  • +
  • -
  • Tankut SÖZERİ /

Loading

İsa’dan önce iki binli yılların değişik dönemlerinde Mısır’da ‘Deniz İnsanları’ diye adlandırılan bir tüccar sınıfı yerleşik oldukları Ege yörelerini, Kuzey Doğu ve Güney Doğudan gelen istilacılar nedeniyle, terk ederek o sıralar oluşmuş durumda olan ticaret yolu Kuzey’e doğru yöneldiler. Haliyle Britanya’ya ve İrlanda’ya ulaşmış oldular. Bir kısmı ise aynı şekilde oluşmuş olan ticaret yolunu izleyip Ege’den Batı’ya giderek Kuzey Afrika ve İspanya yoluyla İrlanda’ya ulaştılar.

Geri kalanlar Suriye ve Kenan (Filistin, İncil’de Hz. İbrahim’e vaat edilen topraklar) istila ettiler. Bunların arasında Calep’ler (Edomite tarikatı) ile Filistin’in güneyi, Ürdün’ün batısındaki Hebron’da bulunan tapınakları işgal eden Filistinliler de bulunmaktaydı. Bunlara Calebitler, Köpek Adamlar da deniliyordu. Yakup peygamberle Leah’ın oğlu Yahuda’nın adıyla anılan bir İsrail kabilesi olan Yahuda kabilesi ile müttefik olduklarını, ancak iki yüz yıl sonra ve Filistin dininin önemli bir bölümünü kendilerine mal etmiş olduktan sonra anlamış oldular. Bu ödünç almalar,  bütün inançları bünyesinde tüm tanrıcılık (panteizm) Semitik (Yahudilik), Hint-Avrupa ve Asya efsaneleri ile bütünleşmiş bir yapıyı, toplam İsrail kabile birliği içindeki dini gelenekler halinde meydana getirmişlerdi. Bu kolun geliştirdiği ya da etkileşim içinde olduğu inançları sonra ele almak üzere diğer kolun Avrupa üzerindeki etkilerini ele almak istiyoruz.

Ege’den gelen insanlar İrlanda ve İngiltere ve İrlanda’yı istila ettikleri yerlere üç kaynaktan, İlk İbrani, Yunan ve Kelt efsanelerinin bileşimi yoluyla uygarlığı getirdiler. Giderek Akdeniz’in Anne ve Oğlu dini inancını usulca değişime uğratarak Suriye ve Hint Avrupa ‘savaşçı tanrı’ kavramını  ‘Ataerkil Teslis’ anlayışına doğru, antik zamanların hiçte istemediği doğrultuda,  bir evrime ulaştılar. Ancak bu evrime ulaşmadan önce yaşanılan bir süreç vardı.

Danaan ya da Danu;  tanrıçanın halkı demekti İrlanda ilk söylemlerinde ve zanaat sahiplerine göre de ‘ölümsüzlüğün tanrısal ağacıydı.’ Roma devleti kayıtlarına göre de İtalya ve Fransa arasında olan bölge için Alp bölgesine Donnus (Danu) adı verilmişti kutsal babanın adı KOTTİUS  (KOTY) olarak anılan Alp’lerin bu bölgesi için. Kottius (Danu) adı Trakya’da İÖ. 4. Yy. ve İs. I. Yy. arasında bir hanedan adı olarak görülür ve Kuzey Britanya’dan Trakya’ya kadar geniş bir alanda bu ad altında birçok kavme rastlanır.  Karadeniz’in güney kıyılarında (Paphlagonia) Sinop’ta aynı adı taşıyan bir hanedan da bulunmaktaydı.

Belli ki bu hanedan adı, Yunan’daki zenginliği ve sefahati ile ünlü Korint kenti ve Sicilya’daki Kottitto (KOTY) adındaki büyük ana tanrıça inançlarından almış olmalıdırlar. Strabo’nun söylediğine göre Roma’nın Demeter’inde olduğu gibi sefahat gecelerinde genç erkeklerin kendilerini iğdiş ettiği Frigya’nın aslan ve arı tanrıçası Kibele’si, İlk Yunan tahıl tanrıçası günlerinde olduğu ve Sicilya’da tanrıça Kottitya’yı simgeleyen ağaca asılan meyve ve darı çöreklerinin tanrıçası Kottity’da olduğu gibi. Ağaç motifi doğum, ölüm ve yeniden hayata gelme olup eski Mısır’da Osiris (güneş tanrısı) Hathor (ağaç ana tanrıça) İsis (Osiris’in eşi, ay tanrıçası) üçlüsünü dikkate almamızı gerektiriyor. Çünkü Hathor; toprağa gömüldükten birkaç ay sonra ilkbaharda yeniden canlanan tohum aracılığıyla doğadaki yaşamın değişkenliğini yansıtır. Kibele ve Attis efsanesi de bunu anlatır zaten.

Kibele’nin âşık olduğu çoban Attis’in, Kral’ın kızı ile evlilik törenine geldiği ve Ana tanrıçayı görünce O’na hemen âşık olan Attis’in hançerini çekerek erkeklik organını kestiğini ve kanama nedeniyle öldüğünün efsanesi ünlüdür. Tanrıça Kibele sevgilisinin ölmesine izin vermez ve O’nu her zaman canlı kalan çam ağacına dönüştürür.  Bu arada Attis’in yere dökülen kanlarından SÜMBÜLLER biter.

Aklıma hemen İstanbul’daki ‘Sümbüllü Ali Efendi’  tekke ve türbesi geldi. Türbanında hep bir sümbülle dolaşırmış. İda Dağında (günümüz Kaz Dağları) ana tanrıça Hera tanrı Zeus ile buluşacaktır.  Dört aslanın çektiği arabası ile dağa geldiğinde ayağını yere basar, yerden sümbüller biter; sümbül gizil bilgilerin simgesidir. Tanrıça o gizil bilgileri almak için gelmiştir, Tanrı Zeus’a seslenir: ‘’Gözlerden ırak mıyız?’’ Zeus yanıt verir: ‘’Bütün ölümlülerin gözlerinden ırak olarak…’’

İlkbaharda eski Yunan’da ‘Deandron’ ağaç demek olup, kutsal ayinlerde ağaç dalı taşımak ayinin bir parçasıydı; yeniden hayata gelmeyi simgeliyordu. Mısır’da Ana Tanrıça Hathor bir gerdanlık taşıyordu ve bu gerdanlık cenaze törenlerinde çınar ağacı olarak dirilişi simgeliyordu. İslâmi Menat aynı gerdanlığa Kâbe’nin ana tanrıçası olarak sahipti ve buma ‘Menat Gerdanlığı’ deniliyordu.

Roma devleti yazarlarından Apileius (İS. 125-180) şu ilginç yorumu yapıyor: ‘’Bütün dünyada değişik tapım şekilleriyle, değişik adlarla çok görünümlü olan İsis (Mısırlı ana tanrıça), Venüs (Romalı ana tanrıça), Artemis (Egeli İyonya ana tanrıçası), Kibele (Firig-Anadolu ana tanrıçası) aynı tanrıçalardır. Bütün bu tanrıçaların ağaçlarla bağlantıları var olup aşkın ve büyünün tanrıçalarıdır.’’

On üç aylı ay takviminin İrlanda ve eski Kelt alfabesinin ağaç kültü ile olan doğrudan ilişkisinin köken olarak Filistin topraklarından (Hebron) olduğu kaçınılmaz olarak ortadadır. Öyle anlaşılıyor ki, ana tanrıçalar kültü, anaerkil dönem olup, ataerkil döneme geçmeden önce Hebron’da başlayan ilgi çekici oluşumlar giderek insanların coğrafi hareketleri ile karşılaştıkları yerel inançların karışımı, günümüz inançlarının oluşumunu derinden etkileyen başlıca unsurlardır.

FACEBOOK - YORUM YAZ

Sosyal Medyada Paylaşın:
Etiketler:
tankut sözeri
  • YENİ