Quantcast
Karacabey Çiftlikleri – Belgesel Tarih

Şaban YALAZI
Şaban  YALAZI
Karacabey Çiftlikleri
  • 21 Ağustos 2018 Salı
  • +
  • -
  • Şaban YALAZI /

Loading

Karacabey çiftliklerini inceleyebilmek için önce tarihsel süreci kısaca gözden geçirmek gerekir. Bilindiği üzere, Orhan Gazi 1326’da Bursa’yı aldıktan sonra 1336’da Karesi (Balıkesir) seferine çıktı. Bu sefer sırasında geçilen yörelerdeki Lopadion/Uluabat Kalesi Tekfuru ve Mihaliç Vilayeti’nin hakimi Kayzer evlatlarından Mihalici/Mihalce ile kardeşi Kirmastı Vilayetinin hakimesi Kirmastorya (veya Kiri Mastorya, Gir Mastorya, Kali Mastorya, Kalo Mastorya) Orhan Gazi’ye itaatlerini bildirdiler. Padişah da buna karşılık kendilerine iltifat etti. Ve vilayetlerini kendilerine bıraktı. Diğer taraftan, Osmanlı topraklarına katılan bölgeye Türk aileler getirilerek yerleştirilmeye başlandı. Daha sonra bu toprakların idaresi Osman Gazi’nin silah arkadaşlarından Emir Karaca Ali’nin sülalesine bırakıldı.

Osmanlı Devletinde, çoğunluğu teşkil eden miri (devlete ait) arazinin tasarrufu, yani kullanılması, işletilmesi başında Sultan’ın bulunduğu yüksek otorite sahibi bir kurula bırakılmıştır. Bu arazinin tasarruf şekli de, padişahların vezirlere ve benzeri devlet adamlarına “has” şeklinde tahsis edilmesi olarak ifade edilebilir. Bu has’ların içinde en önemli yeri padişah has’ları demek olan “Havass-ı Hümayun” işgal etmektedir. Mihaliç de bir padişah hassıdır. Fatih Sultan Mehmet zamanında çıkarılan “Mihaliç Kanunnamesi” ve “İkizce Kanunnamesi” Padişah haslarının idaresinde uygulanacak kuralları belirler. Osmanlı Devleti’nin ilk kuruluş yıllarından itibaren bazı yüksek rütbeli devlet memurları, vezirler yaptırdıkları hayır kurumlarının işlerliğini sağlayabilmek için çatılı malların yanı sıra kendilerine has tarzında tahsis edilen arazi, çiftlik, köy gibi yerleri bu hayır kurumlarına vakfetmekte idiler. Vakıf malları vakfeden kişinin belirlediği şarta göre kullanılırdı. Daha sonraki yıllarda, miri(devlete ait) toprakların bir tür dokunulmaz mülk edinilmesinin aracı durumuna getirilmesinin etkisiyle hazinenin temel gelir kaynağının azalmasına yol açması doğaldır. Bu nedenle, Fatih Sultan Mehmet ataları tarafından bağışı yapılan çatılı mallar dışında kalan köy, arazi ve akar cinsinden olan vakıflara ait toprakları 885/1480 tarihinde yayınladığı Ferman ile “fütuhat(fetihler) için askere ihtiyaç olduğundan geçersiz sayarak” tımara çevirmiştir. Fatih’in bu tutumunun yüksek rütbeli devlet erkanında yarattığı hoşnutsuzluk ve yakınmalar nedeniyle II. Bayezit bu yerleri vakıf kurumlarına yeniden geri verdirtmiştir.

Bütün bunları neden anlattık? Çünkü, Karacabey’deki çiftlikleri incelerken vakıf malları ile sıkça karşılaşacağız. Bu kısa açıklamadan sonra Mihaliç/Karacabey’deki vakıf arazilerine bir göz atalım.

Başbakanlık Arşivindeki “İl Yazıcı Defteri”nin 30. Yaprağında Uluabat’a bağlı Damağıl ve Dağkoca köylerinin Murat Hüdavendigar tarafından Beylerbeyi Karacabey’e verildiği yazılıdır. Daha sonra bu köyler kızları Hundi Hatun ve Seniye’nin tasarrufuna geçmiştir. Hundi Hatun da hissesini Bursa’daki mektebine vakfetmiştir. Aynı şekilde, Uluabat’a bağlı bir köy olan Aklekçi, II.Murat tarafından Emir Sultan’ın kızı Mülk Hatun’a verilmiş daha sonra da Mehmet Paşa kölelerinden Hacı Hamza burayı satın alarak Manyas’taki mescide vakfetmiştir. Önceleri I. Murat’ın korusu olan Çamlıca Köyü daha sonra Hüseyin Paşa’ya geçmiş, o da burasını Kütahya’daki camisine vakfetmiştir. Beylik Köyü Hüdavendigar Vakfı köylerindendir. Çavuş Köy İsabey İmareti’nin vakıflarındandır. 1521 tarihli tahrirat defterinde adı Hotani olarak geçen Hotanlı Köyü Bursa’daki Şehzadeler Türbesi vakıf köyüdür. Karaköy/Akhisar ve İsmetpaşa/Kelesen köylerinin gelirleri Umur Bey’in Akçardak Mahallesi’ndeki mescidine vakfedilmiştir. Tophisar Bursa Muradiye Türbelerinin vakıf köyüdür. Canbaz Köyü, Ekmekçi(Ekmekçi Merası), Çeribaşı Çiftliği ve Melde Çiftliği Abdülhamit’in mülkleridir.

Has’larda çiftçilik ve hayvancılık yapılır. Osmanlı Devleti’nde harp sahalarından elde edilen esirler (çiftçilikten anlayan reaya), tam köle statüsünde kullanılmak yerine “ortakçı kullar” adıyla “Havass-ı Hümayun” arazilerini işletmekle görevlendirilmişti. Bunlara tohumu devlet verir. Elde edilen ürün tohum çıkarıldıktan sonra hazine ile yarı yarıya bölüşülür. Böylelikle esir köleler, hem azad edilinceye kadar resmen bir çeşit hürriyetlerine kavuşmuş olacak, hem de has gelirlerinin yarısı hazineye ait olacaktır.

Savaşlardan elde edilen esirlerin devlete ait beşte biri hassa çiftliklerde istihdam edildiği gibi, hazineye ait koyun ve sığırların yetiştirildiği bölgelerde de istihdam edilmişlerdir. Bu tür köleler ve cariyeler de bu yöntemle yarı hür statülerine kavuşmuşlardı. İleride bunlardan koyun ve sığırlara bakanları “koyun kafirleri, sığırcı kullar”, beytülmal’a ait bağlarda çalışanları “bağban kafirleri” olarak göreceğiz.

Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluş yıllarında, Sultanların 75 baş sığırına bakan 13 hane kul soylunun yaşadığı gösterilen Karamihal Köyü, Osman Gazi’nin silah arkadaşı Yarhisar Tekfuru Gazi Köse Mihal’in mülküdür. Köse Mihal bu çiftliği kızı Nilüfer Hatun ile Orhan Gazi’nin düğününde kızının çeyizi olarak Orhan Gazi’ye vermiştir. Orta Çiftlik denilen bu topraklara I. Hüdavendigar zamanında eski bir Rum köyü olan Gerdeme, Sultan Mahmut zamanında da Bursa’daki Şehzadeler Türbesi’nin vakıf köyleri olan Kayzer(Kayseri) ve XVI. yüzyılda 18 hanenin yaşadığı bildirilen Kabaağaç Köyleri dahil edilmiştir. Sultan Aziz devrinde Çörekli ve Haremağılı, Sultan II. Abdülhamit devrinde de Gönü, Çeribaşı ve savaş esiri koyun kafirlerinin oturduğu Melde Çiftliklerinin mübayaa edilmesiyle(satın alınmasıyla) oluşturulan “Çiftlikat-ı Hümayun”(Padişah veya Saray Çiftlikleri), Hazine-i Hassa’ya kar elde ettirmek, binek atı yetiştirmek, çuha yapımına elverişli yapağı üretmek, sarayın et, süt, krema, yağ gibi ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla çalıştırılıyordu. 1881 yılından itibaren ülkenin diğer yerlerinde bulunan çiftlikleri de içine alan Çiftlikat-ı Hümayun, 1924 yılında saltanatın kaldırılmasıyla hazineye devredilerek Ziraat Bakanlığı’na bağlanmış ve 29 Mayıs 1926 tarihli ve 867 sayılı yasa ile “Karacabey Harası” olarak kurulmuştur. 1929 yılında da, Galip Paşa’nın varislerinin sahibi olduğu 9000 dönümlük Poyrazbahçe Çiftliği, 60.000 TL karşılığında “topçeker beygirlere kültürel çayır yetiştirmek” gerekçesiyle istimlak edilerek bu günkü 98.730 hektarlık büyüklüğüne ulaşmıştır. Karacabey Harası 8 Haziran 1984’te çıkarılan Kanun Hükmünde Kararname ile Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü’ne (TİGEM) bağlanmıştır.

Buraya kadar bölgemizdeki en büyük çiftliğin oluşumunu kısaca açıklamaya çalıştık. Şimdi de özel mülkiyete geçmiş çiftlikleri incelemeye geçmeden önce Karacabey’deki köle köylerini bir gözden geçirelim.

1521 tarihli tahrirat defterinde adı geçen Akçasusurluk(Akçasığırlık) Köyü, 75 baş beğlik(devlete, saraya ait)sığırlara bakmakla yükümlü “sığırcı kullar” imiş. Eski adı “Suvla” olan Arap Çiftliği’nde sultanların su sığırlarına(mandalarına),Bakırköy/Makriköy’de beylik sığırlarına bakılırmış. Bir Padişah Hassı olan İkizce’de, Sultan Süleyman tahrirlerine göre, 21 kul (köle) soylu hane 2.643 koyuna bakıyordu. Eski adı “Bulgarlar Köyü” olan Hamidiye Köyü’nde 25 hane kul soylu vardı. Karakoca/Karakuvaç Köyü’nde 1521 tarihli tahrirat defteri kayıtlarına göre, Padişah Has’larında çalıştırılmakta olan 14 hane kul soylu(koyun kafiri) 1.432 koyuna bakmakla görevliydi. Subaşı/Subaşıağılı köylüleri 7 sürü ve 2.370 koyundan oluşan beğlik koyunlara bakmakla görevli imiş. Keza, yine 1521 tarihli Sultan Süleyman tahrirlerinde adı “Kemeryon” olarak geçen Kemerbent/Taşpınar’da yaşamakta olan 19 hane savaş esiri kul soylu(koyun kafiri) 1.448 koyuna bakmaktaydı.

Karacabey arazisinin tarihsel süreç içerisinde yönetimi ve Karacabey Harası’nın (şimdiki adıyla TİGEM) oluşumu hakkında bu kısa girişten sonra yazımızın esas konusu olan özel çiftliklere geçelim. Binlerce dönüm toprağı işleyerek bölgeye bir o kadar istihdam sağlayan kişileri aileleri tanıyalım. Sadece istihdam sağlamakla kalmayıp, yer yer 100 metreye ulaşan alüvyon dolgudan oluşan bu verimli toprakları işleyerek ülke ekonomisine katkıda bulunan bu toprak aşıkları aileler kimler?

Geçmişe gittiğimizde göreceğiz ki, ova tabanı yer yer bataklıklarla, sazlıklarla kaplı bir taşkın alanıdır. Hatta bataklıklar o kadar çoktur ki, ovanın bir çok yerinde beğlik(sultana, devlete ait) susığırlarına(mandalarına) bakmakla görevli köyler vardır. Nitekim, 1908 yıllığında Mihaliç’e bağlı “Susığırlığı Cennetliği” adı verilen bir yerleşim yerinden söz edilmektedir. Ovayı geçen akarsular setlerle kontrol altına alınmadığı için hayvancılık ve meracılığın daha yaygın olması doğaldır. Ancak, 93 Harbi göçmenlerine yerleşim alanı kazandırma ihtiyacı bataklıkların kurutulmasını ve yerleşim yeri kazanma gerekliliğini doğuracaktır. Bataklıkların kurutulma çalışmaları yaygınlaştıktan ve hele Marshall yardımı ile tarımda kullanılan makinelerin gelmesiyle ovada tarım hayvancılığın önüne geçecektir. İşte hayvancılık ve meracılığın yaygın olduğu o yıllarda geçimini canlı hayvan ticareti ile sağlayan ve bu ticaretten büyük paralar sağlayarak geniş topraklar sahibi olan Arnavut aileleri görüyoruz. Bu ailelerden en büyüğü Arnavut Galip Paşa’nın ailesidir. Ailenin diğer fertlerini de sırasıyla inceleyeceğiz. Ancak, Galip Paşa adı üzerinde en çok spekülasyon yapılan, çok tartışılan kişi olduğu için sıklıkla bu ismi telaffuz edeceğiz. Galip Paşa’nın soyu Kör Süleyman Ağa’ya dayanır. Süleyman Ağa Enderun’a alınmış ve yeniçeri ağalığına kadar yükselmiştir. Zaman içinde yozlaşmış ve devlete zararlı bir kurum haline gelmiş olan Yeniçeri ve Kapıkulu Ocakları’nın II. Mahmut tarafından kışlaları topa tutulmak suretiyle ortadan kaldırılması olayında (Vak’a-i Hayriye, 15 Haziran 1826) gözünden yara alan, bu nedenle “Kör” lakabıyla anılan Süleyman Ağa Manastır’a kaçmış. Oğlu Abdülcelil Ağa da 2 kardeşi ile Mihaliç Ovası’na Manastır’dan, Makedonya’dan canlı hayvan sürüleri getirir, satar ve kazandıkları paralar ile Camandıra ve Poyrazbahçe Çiftliklerini satın alırlar. Abdülcelil Ağa’nın 3 oğlu olur. Molla Osman, Ömer Ağa ve Hasan Ağa. Bunlardan Molla Osman’ın 3 oğlu, 3 kızı olur. Galip, Mustafa, Kerim, Gülsüm, Hasibe ve Habibe. (Habibe Eskişehir’deki Gam-Gam Un Fabrikaları sahiplerinin annesidir.) Ömer Ağa’nın da Şükriye adında bir kızı olur. (Şükriye daha sonra Adem Balto ile evlenecektir.) Biz şimdi Abdülcelil Ağa’nın çocukları Molla Osman, Ömer Ağa ve Hasan Ağa’ya dönelim. Molla Osman Ağa ve Ömer Ağa babalarında önce vefat ederler. Hasan Ağa, Abdülcelil Ağa’dan gelen hisseleriyle birlikte kardeşlerinin çocuklarından kızların hisselerini de kendi üstüne alarak çiftliklerin 2/3 hissesinin sahibi olmuş. Galip Paşa ve kardeşlerine de 1/3 hisse kalmış. Büyük toprak sahibi olan Hasan Ağa Erdek’in zeytin mültezimliğini almış. Bilindiği gibi, iltizam, “devlet gelirlerinin belli bir bedel karşılığında, açık arttırmada en yüksek bedeli teklif eden kişi tarafından tahsil edilmesi” demektir. Bu işi üstlenenlere “mültezim” denir. Hasan Ağa’nın mültezimlikte işi ters gider. Devlete taahhüt ettiği bedeli ödeyemez, iflas eder. Galip Paşa ve kardeşleri de borçları ödeyerek toprakları geri alırlar. Hasan Ağa da, arazilerini elinden aldılar diye Galip Paşa ve kardeşlerine düşman olur. Adı da “Deli Hasan Bey”e çıkar ve yoksulluk içinde ölür.

Galip Paşa Camandıra Çiftliği’ne 1903 yılında, bu gün bile hala ihtişamını koruyan çiftlik binasını yaptırır. Binanın planını Dolmabahçe Sarayı’nın mimarı çizer, inşaatı da Macar ustalar yapar. Galip Ağa, 20 Mayıs 1324/1908’de üçüncü rütbeden büyük Osmanlı nişanı ile “Paşa” ünvanını alır. Karacabey’deki işlerini, sahibi olduğu ilçenin en büyük hanındaki bürosundan takip eder. Bu han, Yunanlıların Karacabey’i yaktıklarında meydandaki belediye dükkanlarının yerinde idi. 1909 yılına gelindiğinde Çerkesler ve Arnavutlar arasındaki gerginlik had safhaya gelmiştir. 1909 yılında Galip Paşa’nın bir adamının Tophisar Köyü’nden Çerkes Ahmet Bey’i öldürmesi ile başlayan olaylar tam 10 yıl sürecektir. Çatışmalar olur. Ovadaki Camandıra ve diğer Arnavut çiftlikleri Çerkesler tarafından yağmalanır. 1919 Kasım’ında da Galip Paşa’nın hanından başlayıp sokaklarda devam eden, Çerkeslerle askeri birliklerin çatışması vuku bulur.

Soyadı Kanunu çıktığında Galip Paşa’nın ailesi “Üstün”, kardeşi Kerim Bey “Erkal”, diğer kardeşi Mustafa da “Üstünkal” soyadlarını alırlar. Ailenin bu soyadı dağılımını bilhassa belirtmemin sebebi, bu kadar geniş toprakların mirasçılar, evlilikler yoluyla bölünmesinin daha iyi takip edilebilmesi içindir.

Galip Paşa 3 evlilik yaptı. İlki Gül Hanım, Yugoslavya’da kaldı, Türkiye’ye hiç gelmedi. Rabiye Hanım ile ikinci evliliğinden Harun, Saniye(Kurtiş), Ziya ve Yunus adında 4 evladı oldu. Harun Bey’in Selma(Ayyıldız) ve Muzaffer(Külik) adında 2 kızı oldu. Saniye(Kurtiş)’nin de Muammer(Tümer), Vedia(Hıncal) ve Hayrünnisa(Akçay) adlarında 3 kızı oldu.

Galip Paşa 42 yaşında iken Bandırmalı çok zengin bir ailenin 17 yaşındaki kızı Pakize’ye aşık oldu. Kızı ailesi önce vermedi. Uzun uğraşlardan sonra aile ikna edildi. Evlendiler ama, dillere destan güzelliği olan bu kız 23’ünde verem hastalığından vefat etti. Galip Paşa çok kıskanç olduğu için eşini hastalığı süresince doktora bile göstermemişti. Paşa’nın seyahatte olduğu bir gün, daha sonra Bursa Milletvekili olacak olan Saadettin Karacabey’in doktor olan babası Pakize hanımı gizlice muayene ettiğinde hastalığın adı konmuş. Galip Paşa da 1924’te vefat ettiğinde İstanbul’da Eyüp Sultan Mezarlığına defnedildi. Çiftin bu evlilikten Hilmi ve Rahmi adında iki oğlu oldu. Bizim dönemimizin gençleri olarak Hilmi ve Rahmi Beyleri tanıma zevkine eriştik. İki kardeş de birbirinden zarif, kibar ve beyefendi insanlar idiler. Hilmi Üstün’ün bir oğlu oldu. Adını Galip koydu. İlkokulu Karacabey’de okuyan Galip, Galatasaray Lisesi’nden mezun olduktan sonra Paris’te gazetecilik eğitimi aldı. Tercüman, Vatan ve Son Havadis gazetelerinin dış haberler bölümünde çalıştı. Rahmi Üstün de St. Benoit ve Galatasaray Liselerinde okudu. İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’ni bitirdikten sonra bir süre Ticaret Bakanlığı’nda çalıştı. 1943’te Bakanlıktan ayrılarak çiftlikleri yönetmeye başladı. Rahmi Bey’in Hilmiye Hanım ile evliliğinden Pakize(Erdin) ve Seher(Pehlivan) adlarında iki kızı oldu. Çiftliği, babalarından miras zarafetleriyle, şimdi bu iki “hanımağa” kardeş yönetmekte.

Galip Paşa’nın kardeşleri Kerim Bey ve Mustafa Bey’den yukarıda söz etmiştik. Kerim Erkal’ın kızı Hadiye, Mehmet Sırrı Taştan ile evlenir. Bu evlilikten Tarık Sırrı ve Nuray adında iki oğlu ile Eynel adında bir kızı olur. Çiftliği, çok yakın bir geçmişte vefat edinceye kadar Tarık Sırrı Bey yönetiyordu. Bu çalışmayı hazırlarken gerek hanımağalar Pakize ve Seher hanımlar, gerekse (Allah nur içinde yatırsın) Tarık Bey o kadar içten yardım ettiler ki burada isimlerine anarken kendilerine bir kez daha şükranlarımı sunuyorum.

Gelelim diğer kardeş Mustafa Üstünkal’ın ailesine. Mustafa Bey’in Vehbi ve Rüveyde adında iki çocuğu oldu. Vehbi Üstünkal’ın da babası gibi bir oğlu bir kızı oldu. Ersin ve Aysen. Mustafa Üstünkal’ın kızı Rüveyde, o da bir Arnavut olan Rasim Çağan ile evlendi. Rasim Çağan, aşağıda Necip Ağa’nın ailesini incelerken göreceğimiz Derviş Ağa’nın damadı Hacı Hasan’ın kardeşi Hacı İslam Çağan’ın oğludur. Rasim Çağan’ın Molla Osman’ın oğlu Mustafa’nın kızı Rüveyde ile evliliğinden Ayfer, Mebruke, Ali İhsan ve Orhan adında 4 çocuğu oldu. Tipik bir beyefendi örneği olan Ali İhsan Bey’i geçtiğimiz yıl kaybettik. Çiftliği şu anda Orhan Çağan Bey yönetmekte.

Galip Paşa’nın dedesi Abdülcelil Ağa’nın 2 kardeşi olduğundan söz etmiştik. Bu Arnavut kardeşler Marmara Çiftliği’ni ve XVI. Yüzyıl tahrirat defterlerinde ellici köyler arasında gösterilen Fevzipaşa ile Sultaniye arasında bulunan Hacıköy’deki çiftlikleri satın aldılar. Kardeşlerden Arif Ağa’nın 3 oğlu oldu. Şemsi, Zeynul ve Hatip. Şemsi’nin oğlu Şuayip Tepe şu anda Tepecik çiftliği’ni yönetmekte. Zeynul Ağa’nın Sultaniye Köyü hudutları içinde ve Karadere boyunda, Hasip Ağa’nın da Sultaniye ile Tophisar arasında ve Karadere boyunda çiftlikleri var. Abdülcelil Ağa’nın diğer kardeşinin oğlu İskender Bey de Marmara Çiftliğinin sahibi.

Tekrar Abdülcelil Ağa’ya dönelim. Ağa’nın Molla Osman, Ömer Ağa ve Hasan Ağa(nam-ı diğer Deli Hasan Bey) adında 3 oğlu olduğundan, Ömer Ağa’nın kızının Adem Balto ile evlendiğinden söz etmiştik. Adem Balto da Arnavuttur. Babası Emrullah Balto Kalkandelenlidir (şimdiki adı Tetova). Adem Balto’nun Cemil, Abdurrahman, Abdurrahim adında 3 oğlu ile Ülfet(Göçmen), Hayriye ve Nedime adında 3 kızı oldu. Bunlardan Abdurrahman Balto’nun İsmozade Hüseyin’in kızı ile evliliğinden olan Ercüment Balto, Sorbon Üniversitesinde Uluslararası İlişkiler okudu.

Bir de Tophisar Köyü hudutları içinde, çevrede Esma Hanımın Çiftliği diye anılan bir çiftlik var. Esma Hanım Doğasar/Tophisar’lı Osman Ağa’nın kızıdır. Nuri Tursal da o yıllarda Karacabey Harası’nda müdürlük yapmaktadır. Tanışırlar, evlenirler. Nuri Tursal yangından önceki yıllarda Karacabey’de Belediye Başkanlığı da yapacaktır. Bu evlilikten Fahri, Osman, Asım ve Vehbiye(Kayal) olur.

Şimdi sıra Arnavut Necip Ağa’da. Herhalde bir insana ağalık sözcüğü bu kadar yakışır. Necip Ağa kardeşi Şemsettin Ağa ile Manastır’da Üniversite eğitimi almış. Türkiye’ye gelince de Hacı Hasan’ın kızı Rabiye(Çağan) ile evlenmiş. Hacı Hasan ise Derviş Ağa’nın damadı. O halde sırası gelmişken biraz da Derviş Ağa’dan bahsedelim. Derviş Ağa, Selanik-Manastır arasında içinden 7 tren istasyonu geçen çiftliklerin sahibidir. Atatürk’ün hayat hikayesini bilenler hatırlayacaklardır; Mustafa Kemal çocukluğunda (adı daha Mustafa iken) dayısının çalıştığı çiftlikte karga kovalamaktadır. İşte o çiftlik burasıdır. Atatürk’ün çocukluğunun en güzel günlerinin geçtiği çiftlikteki oyun arkadaşı da Derviş Ağa’nın kayınbiraderinin oğlu Tahsin(Uzel)’dir. (Tahsin Uzel daha sonra milletvekili olacaktır.) Hacı Hasan da Derviş Ağa’nın kızı Emine ile 2. evliliğini yapar. Hacı Hasan’ın ilk evliliğinden Hüseyin ve Yahya adında iki oğlu vardır. Derviş Ağa’nın da Emine’den başka iki kızı (Şahseleme ve Tevhide) daha var. Hacı Hasan ilk eşinden olan oğlu Hüseyin’e baldızı Şahseleme’yi, Yahya’ya da küçük baldızı Tevhide’yi alır. Oğulları ile aynı zamanda bacanak olur. Derviş Ağa öyle bir düğün yapar ki, Şahseleme’nin düğünde giydiği 5 kg. altınla işli gelinliği halen Selanik Müzesi’nde teşhir edilmektedir. Mübadele yıllarında Türkiye’ye gelen Hacı Hasan İstanbul Rami’de Karaköşk’ü ve Karacabey Ovası’nda Hotanlı-Sultaniye arasındaki çiftliği satın alarak Bandırma’ya yerleşir. Satın aldığı yerler arasında Ayıgübre sadece atların bakıldığı yerdir. Hacı Hasan Çağan’ın Emine’den 4 çocuğu olur. Recep, Rabiye, Süleyman ve Münire. Yukarıda da belirttiğimiz gibi Arnavut Necip(Şen) Ağa, Rabiye Çağan ile evlenir. Bu evlilikten Hacer(Dağcan), Havva(Gençay), Mustafa, Fatma(Tüzel) ve Muzaffer(Onur) olur. Necip Ağa’nın ilk evliliğinden olan oğlu Tahsin Oruç’u Karacabeyliler Ayıgübreli Tahsin olarak tanır. Biz onun futbolculuk yıllarının sonuna yetiştik. Bu vesileyle, Hacer Dağcan’ın kızı Nilgün Ertan’a aile ile ilgili verdiği değerli bilgiler için burada teşekkür ediyoruz.

Doğancılı Adil Bey, Nefsen Dikat adlı ilk benzin istasyonunu kuran, Firestone lastiklerinin ve Studbeker (halk dilinde Üstübekar) marka arabaların Türkiye Mümessilliğini yapan bir iş adamı olarak 1935’te Doğancı Çiftliğini satın alır. Adil Bey’in soyu, Orman Kadıköy’den büyük su baskınında Karacabey’e geçerken sele kapılarak boğulan Voyvoda Emir Ali’ye dayanır. Emir Ali’nin oğlu Mehmet’in Nizam-ı Cedid birliklerinden sonra kurulan Nizamiye Ordusu’ndaki askerlik hayatı ailenin “Nizamzade” ünvanı ile anılmasını getirir. Mehmet(Nizam)’ın Ümmühan ile evliliğinden Nizamzade Hüseyin ve Fatma olur. Başbakanlık Osmanlı Arşivlerinde bulunan 1331 tarihli bir belgede “Mihaliç Çiftlikat-ı Hümayun(Saray Çiftlikleri-Daha sonra Karacabey Harası) hakkında mezkur kasaba ahalisinin umumi vekili olarak dava vekili Nizamzade Hüseyin Hüsnü Efendi’nin şukkası(dilekçesi)” var. Nizamzade Hüseyin’in Osman Ağa’nın kızı Ümmüş ile evliliğinden de Adil(Sezer) doğar. Adil Sezer’in kızı Mualla’nın Lütfü Kağıtçıbaşı ile evliliğinden Nizam ve Esra olur. Doğancı Çiftliği’ni şimdi bu iki kardeş yönetmekte. Esra, Yeşim Tekstil’in Genel Müdürü Şenol Şankaya ile evli. Diğer çiftliklerden çok farklı bir şekilde yönetilen 2000 dönüm araziye sahip Doğancı Çiftliği, yüksek kalitede ve katma değerli süt ürünlerinin butik üretimini yaparak, ürettikleri mamulleri kendi adını taşıyan şarküterilerde satıyor.

Gelelim Gebekilise Çiftliği’ne. Yunan işgali yıllarında çiftliğin sahibi Arnavut Emin Ağa’dır. Emin Ağa aynı zamanda Bakırköy ile Uluabat arasında bulunan Mihal Çiftliği’nin de sahibidir. Bu çiftliğin adı sanıyorum oğlu Yunus’a izafeten daha sonraları Yunus Çiftliği olarak anılmaya başlandı. Emin Ağa’nın Kamil adında bir oğlu daha vardır. Bursa’daki Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin kurucuları arasında yer alan Emin Ağa 11 Eylül 1922 Pazartesi günü ilçeyi yakmakta ve yağmalamakta olan Yunan askerleri tarafından Gebeklise Çiftliği’ne götürüldü ve kasası açtırılarak paralarına el konuldu. Sonra da çenesine bir kurşun sıkılarak öldürüldükten sonra çiftliği ile birlikte yakıldı.

Gebekilise Çiftliğinin yanında Karadere yatağından Hacetpınar’a kadar olan topraklar Karacabey’in yerlilerinden (manavlardan) Arif Ağa’nındır. Arif Ağa’nın Fatiş ve Şerif adında iki kızı vardır. Fatiş Arnavut Hasip Ağa ile evlendi. Bu evlilikten Burhanettin (Irlat), Mustafa (Soyadı önce Irlat, sonra Altıntop), Arif Ağa ve Nebahat (Oğuz) adında çocukları oldu. Diğer kardeş Şerif hanımın İbrahim(Altıntop) adında bir oğlu ile, Adalet(Köprülü), Zehra(Önal) ve Esna(Öztan) adında 3 kızı oldu.

Ovanın diğer tarafına, Bakırköy ve civarına geçelim. Burada Nuri Bey ile kardeşi Osman Bey’i görüyoruz. Şimdiye kadar incelediğimiz ailelerden farklı olarak bu aile manavlardan. Yani Karacabey’in yerlilerinden. Nuri ve Osman Beyler, 1521 tarihli Sultan Süleyman tahrirlerinde 11 hane kul soylunun 56 baş sığıra bakmakla görevli olduğu gösterilen toplam 7.000 dönümlük Vasil Çiftliği’ni satın aldılar. Ayrıca, Boğaz Çiftliği’nin de sahibi olan kardeşlerin varisleri Orhan Karaca, Mihriban Bademlioğlu ve Selahattin Karacagil hisselerini Artvin’den gelen 80 haneye 1973’te sattılar. Buraya Boğazköy kuruldu. Dalyan’ların da intifa hakkını (kullanma hakkını) ellerinde bulunduran aile bu hakkı 1975’te eski Sağlık Bakanı Avukat Cengiz Gökçek’e sattı. Bilindiği gibi Dalyanlar, yumurtalarını Meksika Körfezi’ne bırakan yılan balıklarının yavrularının gelerek yaşadığı yerdir. Nuri Bey’in Kurtuluş Savaşı mücadelesindeki maddi yardımları Atatürk ile yakın dostluk kurmasının nedenleri olmuştur. İstiklal Madalyası sahibi Nuri Bey’in Atatürk ile yakın dostluğu vefat edinceye kadar devam etmiştir. Soyadı Kanunu çıktığında Nuri Bey “Karaca”, kardeşi Osman ise “Karacagil” soyadını almıştır. Nuri Bey’in kızı Mihriban’ın Hüsnü Bademlioğlu ile evliliğinden Sait, Tahir ve Nur oldu. Nuri Bey’in oğlu Orhan’ın 2 oğlu (Nuri ve Ali) ile 2 kızı (Gülsüm ve Elmas) oldu. Çiftliği Nuri Karaca yönetmekte. Osman Karacagil’in tek oğlu oldu. Adını Selahattin koydu. Selahattin Karacagil Abdülhamit devrinin Sadrazamlarından Cemal Paşa’nın kardeşi ve yaveri Şakir Paşa’nın torunu Füreya ile evlendi. Ayşe Kulin’in “Füreya” adlı eseri, fırtınalı geçen bu evliliği anlatır. Cevat Şakir Kabaağaçlı (Halikarnas Balıkçısı) Füreya’nın dayısıdır. Seramik sanatçısı olan Füreya Selahattin Karacagil’den boşandıktan sonra İstiklal Mahkemesi Başkanlarından Kılıç Ali ile ikinci evliliğini yaptı. Selahattin Bey de devrin Boğaziçi güzeli seçilen Selma Hanım ile evlendi. XI. Dönem Bursa Milletvekilliği yaptı.

Kocadere’nin Marmara Denizi’ne döküldüğü havzada, Bakacaklar’ın çiftliği var. Kepekçi Çiftliği dediğimiz bu çiftlikte şu anda küçük-büyükbaş hayvancılık ve çiftçilik yapılmakta. Eski yıllarda sadece manda yetiştirildiğini söylemek fazla abartı sayılmaz. Bu çiftliğe eskiler Magörgeç(Manda) Çiftliği derlerdi. 5.000 dönümlük bu çiftliğin sahipleri Yörüklerden bir Türkmen beyi olan Kör Veli ile Emine Hanımın kızı Tevhide’nin Abdullah Bakacak ile evlenmesinden Ertuğrul ve Sabahat(Ahsen) olur. Sabahat Ahsen’in oğlu Vefa Ahsen şu anda Kocaeli Üniversitesi Dekanı ve TÜBİTAK’ta Yüksek Kimya Mühendisliği görevini yürütmekte.

Son olarak da Arapçiftliği’ne geçelim. Ovada yer alan çiftliklerde ağırlıklı olarak Arnavut aileleri görmüştük. Hayvancılığı çok iyi yapan Arnavutlar yetiştirdikleri sürüleri su yolu ile İstanbul’a götürüp satarak canlı hayvan ticaretinden iyi paralar kazandılar. Kazandıkları paralarla da otlakiye olarak kullandıkları, icarla tuttukları arazileri satın alarak büyük toprakların sahibi oldular. Boğaz’da yer alan çiftliklerde ise bu kez Arnavut kökenli aileler yerine Türkmenleri görüyoruz. Ballıkaya Köyü Türkmen, eski adı “Suvla” olan Arapçiftliği/Ekinli Köyü Çerkes köyüdür. Bu köylerin arazilerinde de vakıf yerleri karşımıza çıkıyor. Vakıf arazilerinin bir kısmında yararlanma hakkı, bir kısmında da mülkiyet hakkı şerhi vardır. Arapçiftliği arazisi III. Mustafa’nın kızı Beyhan Sultan Vakfı’nındır. Vakıf mallarını mütevelliler yönetirdi. Arapçiftliği arazilerinin mütevellisi de bir Arap idi. Olasıdır ki bu nedenle o çiftliğe Arapçiftliği deniyordu. Mora Yenişehir/Larissa’nın Keşilli Köyü’nden olan Nail Ağa kayınvalidesinin çiftliğini satarak Türkiye’ye getirmek üzere hayvan satın alıyor. Selanik’te iken satın aldığı bütün hayvanlar çiçek hastalığından telef oluyor. Karacabey’de tüccarlık yapmakta olan ve kendisi de Mora Yenişehir’li olan İsmozade Mehmet Efendi’nin kefaletiyle Karacabeyli bir Ermeni’den faizle para alan Nail Ağa tekrar geri dönerek canlı hayvan alıyor. Karacabey’e gelen Nail Ağa kiraladığı otlakiyelerde yetiştirdiği sürüleri su yolu ile İstanbul’a götürüp satıyor. Hayvancılıktan iyi para kazanan Nail Ağa’nın kızı ile evlenen İsmail (Büyükşekerci) Efendi Yunanlıların kaçarken Karacabey’i yaktıkları günlerde Kulakpınar’a sığınır. Bir ticaret adamı olan İsmail Efendi önce Kulakpınarlıların daha sonra da 1929 buhranı yıllarının etkisi ile satın aldıkları vakıf arazilerinin borçlarını ödeyemeyen Arapçiftliği köylülerinin topraklarını satın alır. Bir Romanya göçmeni olan İsmail Ağa verem hastalığından vefat edince çiftliği oğlu Hilmi Büyükşekerci yönetmeye başladı. Ancak, diğer çiftliklerde olduğu gibi bu çiftlik te varisler arasında, varislerin varisleri arasında bölünmenin doğal sonucu olarak büyüklüğünü kaybetmekten kurtulamadı.

Kaynaklar:

Doç.Dr. Ahmet Akgündüz, Osmanlı Kanunnameleri, Fey Vakfı, 1990
Raif Kaplanoğlu, Bursa Yer Adları Ansiklopedisi, İstanbul, 1996

Şaban YALAZI

Karacabey’de doğdu. Bursa Eğitim Enstitüsü mezunudur. A.Ü. Eğitim Fakültesinde Eğitim İdaresi ve Planlaması dalında Lisans Üstü çalışması, A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi İşletme İktisadı Enstitüsü’nde Marketing dalında Yüksek Lisans yaptı. Bir sure öğretmenliğin ardından Dışişleri Bakanlığı’na geçen Yalazı, Mainz Başkonsolosluğu’nda 33 yıl görev yaptıktan sonra emekliye ayrıldı. “Karacabey”, “Nüfus ve Temettuat Defterlerine Göre Karacabey’in Ekonomik ve Toplumsal Yapısı” kitaplarını yazan Yalazı, “Başbakanlık Osmanlı Arşivlerinde Mihaliç İle İlgili Belgeler”i 6 cilt halinde derledi. Son olarak “Hüdavendigar Vilayeti Salnamelerinde Mihaliç” kitabını yayınlayan Yalazı’nın Bursa Araştırmaları Dergisi başta olmak üzere çok sayıda dergi ve gazetede Karacabey’i konu alan yazıları yayınlanmıştır. Halen Bursa Araştırmaları Dergisi yayın kurulu üyesidir. Evli ve 3 çocukludur. E-Posta: [email protected]

FACEBOOK - YORUM YAZ

Sosyal Medyada Paylaşın:
Etiketler:
Şaban YALAZI

BU MAKALELER İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR!

  • YENİ