Bursa’nın kale ve mahalle kapıları

Sponsorlu Bağlantı

“Bir yere girip çıkarken geçilen ve açılıp kapanma düzeni olan duvar veya bölme açıklığı” olarak tanımlanır kapı.[1] Bazen umuda, bazen fırsata, bazen bir halden başka bir hale, bazen de bir dünyadan başka bir dünyaya açılır. Tasavvufta dört kapıdan bahsedilir. Bunlar; Şeriat, tarikat, marifet ve hakikat kapıları olarak karşımıza çıkar. Bu kapılardan geçilince ulaşılır “marifetullah”a. Bazı inanışlara göre her kapının makamı farklıdır. Dört kapı kırk makam ifadesi bu anlayışın bir tezahürüdür. Örneğin Bektâşî inancında dört kapı kırk makam, tarîkât mensubunun geçeceği maddî ve manevi aşamalardır. Hacı Bektaş Velî, öğretisini bu şekilde düzenlemiştir. Ahmet Yesevî, tarîkâtının erkânını Kırk Makam esasına göre tanzim etmiş ilk Türk sûfîsidir. Kendisini tâkîp eden pek çok Türk sûfîsinde de dört kapı sisteminin var olduğu görülmektedir.[2] İman’dan ibadete, şefkatten tövbeye, helalden harama, edepten arifliğe, iyilikten manaya kadar birçok konu bu makamlar içinde yer alır.

Kapı kavramı, mekân kavramına paralel olarak gelişmiştir. Kapının var olması için öncelikle bir mekânın oluşması gerekmektedir. Antikite’deki her kültür, insanlar duvarlarla çevrili şehirlerde yaşamaya başladığından itibaren karşımıza çıkan bir kavram olan “kapı”dan etkilenmiştir.[3] Kapılar bir bakıma mekanların önsözüdür. Girilecek olan yer ile ilgili bilgiler fısıldar, eşiğinden adım atacaklara. Mahremiyetin perdesidir; izin verilince açılan, izin verilmeyince aşılmaz bir duvar olan…

Medeniyetlerin oluşumuna şehirlerin katkısı büyüktür. Şehirlerin en önemli mimari yapıları arasında şehir kapıları vardır. Kimi sadeliği, kimi gösteriş ve heybeti ile şehirleri ele veren kapıların birçoğu bugün ya yok olmuş, ya da yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Örneğin İstanbul’da giriş ve çıkışların yapıldığı yaklaşık 60 kapının birçoğu günümüze kadar ayakta kalamasa da ‘Ahırkapı’, ‘Cibalikapı’, ‘Çatladıkapı’, ‘Eğrikapı’, ‘Topkapı’ gibi bulunduğu bölgeye verdiği isimle yaşamaya devam ediyor. Ülkemizde bu kapıların çok önemli örnekleri bugün hala varlıklarını korumaktadır. Düzce’de bulunan Prusias ad Hypium Antik Kenti’nin giriş kapısı olan Atlı Kapı, Diyarbakır Surları’ndaki Dağkapı ve Mardin Kapısı, Kars Ani Harabeleri’ndeki Aslanlı Kapı, Alacahöyük’te Hitit İmparatorluk Çağı’na tarihlenen Sfenksli Kapı, Topkapı Sarayı’nın Orta Kapısı da denilen ikinci kapısı Bâb-üs Selam, Antalya’nın Kaş ilçesindeki Mettius Modestus Zafer Kapısı, yine İstanbul’da Beyazıt meydanını süsleyen İstanbul Üniversitesi Kapısı, Van’ın Tuşpa İlçesinde bulunan Kapalı Kapı/Taş Kapı/Haldi Kapısı olarak da bilinen Meher Kapısı ve Mersin Tarsus ilçe girişinde bulunan Kleopatra Kapısı[4] bunlardan bazılarıdır. Görkemli şehir kapıları, tarih boyunca kentlerin gösterişli yapıları olarak görülmüştür. Seyyahların ilk cümleleri genelde kentin kapı veya kapılarıyla ilgili olmuştur. Kapı sayısı aynı zamanda kentin sosyo-ekonomik seviyesinin de bir göstergesiydi. Bugün ülke sınır kapılarının gördüğü işlevi, geçmişte şehir kapıları görmüştür.[5]

Bursa ve civarındaki kaleler

Tarihi dokunun yoğunlukla hissedildiği şehirler, şüphesiz içinde ‘kale’ bulunan şehirlerdir. Kaleler, bir nevi uygarlıkların tapularıdır. Kaleler, tarihin en yakın tanıklarıdır. Anadolu, binlerce yıllık kalelerden tutun da Osmanlı kalelerine kadar birçok kaleyi bağrında taşır. Şüphesiz bu gerçek, ülkemizin ne kadar derin bir tarihi ve kültürel zenginliği olduğunun da bir işaretidir. Sadece Bursa ve civarında Bursa Kalesi başta olmak üzere; Roma İmparatorluğu döneminde yapılan, Bizans döneminde büyütülüp genişletilen İznik kalesi, Kestel ilçemize adını veren Kestel Kalesi, Kite Tekfurluğu’nun yönetim merkezi olan Kite Kalesi, Osman Gazi’nin Bursa muhasarası sırasında inşa ettirdiği Aktimur Hisarı ve Balabanbey Hisarı, Roma döneminden kalma Gölyazı Kalesi, Karacabey-Bandırma yolunun güvenliğini sağlayan Tophisar kalesi, İznik Gölü civarındaki Örencik Kalesi, İznik Müşküle Köyü’ndeki Hisar Kale, İznik’in Karatekin Köyü’ndeki Karadin Kalesi, İznik’in Dırazali Köyü’ndeki Dırazali Kalesi, Orhaneli’deki Beyce Kalesi, Orhan Gazi zamanında fethedilen Yondhisar ve Yenişehir Kaleleri, Osman Gazi’nin fethettiği Yarhisar Kalesi, Yenişehir Ovası’ndaki Köprühisar Kalesi, M.S. 9. yy’dan kalma Gemlik Kalesi, İnegöl yakınlarındaki Mindos Kalesi, Kulaca, Kestelek, Koyulhisar, Gilyos, Arıkayası kaleleri[6] gibi 20’den fazla kale ve kale kalıntısı olduğu düşünülürse, bu durum Anadolu’nun geri kalanı hakkında az çok fikir verecektir.

Kalelerin tarihine baktığımızda, içlerinde antik çağlara kadar uzananları var. Bunların yanında Anadolu’nun kucak açtığı bütün medeniyetlerin izlerini taşıyan kalelere ülkemizin her köşesinde rastlamak mümkündür. Roma ve Bizans döneminde sayıları artarak devam ettirilen bu kadim gelenek, Selçuklu ve Osmanlılarca da korunup geliştirilmiştir. Seyyah İbn Battuta, Bursa’dan bahsederken, “Bursa’nın sultanı Osmancık oğlu İhtiyaruddin Orhan Bey’dir. Bu hükümdar Türk padişahlarının en ulusu olduğu kadar, toprak, asker ve varlık bakımından da onların en üstünü bulunmaktadır. Yüz kadar kalesi vardır. Çoğu zamanını bunları dolaşmakla geçirir ve her kalede bir müddet kalarak durumlarını anlamak, noksanlarını tamamlamakla meşgul olur. Anlatıldığına göre, hiçbir şehirde bir aydan fazla oturmaz, aralıksız olarak kâfirlerle savaşı sürdürür, onların kalelerini bir bir kuşatarak fethedermiş!” der.[7] Bu yapılar savunma amacının dışında farklı amaçlara da hizmet etmiştir. ‘Kale içi’, ‘sur içi’, ‘hisar içi’ gibi kavramlarla ifade edilen bir yaşam kültürü de içinde kalesi olan şehirlerle özdeşleşmiştir. Kısacası kaleler, aynı zamanda bir yaşam alanına dönüştürülmüş ve şehirlerin en önemli dokuları haline getirilmiştir. Bursa Kalesi ve kapıları

Antik kaynaklar Bursa’nın kurucusunun I. Prusias, mimarının da Kartaca Kralı Hanibal olduğunu belirtir. Hanibal, Roma ile yaptığı savaşı kaybedince birlikleriyle beraber gelip I. Prusias’a sığınır. Burada zafer kazanan bir komutan gibi karşılanır. O da karşılık olarak askerleriyle birlikte şehri inşa eder.[8] Ancak bazı kaynaklar şehrin kuruluşunun M.Ö. 245, Hanibal’ın Bitinya’ya gelişinin ise M.Ö. 186 olduğunu belirtir. Hanibal geldiğinde surların inşası 60 yıldır sürmektedir. Dolayısıyla Hanibal şehrin inşasına son aşamada müdahale etmiştir.[9] Yaklaşık 3400 metre uzunluğu, 14 burcu ve beş kapısı bulunan sur yapısı, içinde bulunan yedi mahalle, beş kilise, bir havra ve ortalama 2000 kişilik bir nüfusu korumaktadır.

Evliya Çelebi Bursa Kalesi’nden söz ederken; “Uzun süre Rumların elinde kalmış olan kaleyi, Konya Selçukluları yedi kez, 7-8’er ay kuşattıkları halde alamamışlardı” der. Bu gerçekten hareketle Osmanlılar Bursa Kalesini fethederek değil kuşatarak almışlardır. Onlar bu kalenin alınamayacağını anlayarak, uzun yıllar kuşatma altına alıp, teslim olmaya zorlamıştır.[10]

Uzun kenarıları doğudan batıya uzanan Bursa Kalesi’nin üç tarafı dik uçurumlara bakarken bir tarafı da Uludağ’ın eteklerine yaslanır. Uludağ tarafındaki kısım çift duvar olarak inşa edilmiştir. Kale’nin Uludağ tarafında Zindan ve Yer Kapıları, doğu tarafında Balıkpazarı kapısı, batı tarafında Kaplıca Kapıları vardır.[11]

Saltanat Kapısı

Bursa Kalesi’nin ana kapısı ise Tophane yokuşunda, Orta Pazar Caddesi girişindeki Bey Sarayı’na çıkan yolun başında bulunan Saltanat Kapısı’dır. Kale’nin en önemli kapısı olan bu kapının, tekfurların girip çıktığı, gösterişli alaylarda kullanıldığı biliniyor. Bu kapı aynı zamanda İpek ve Baharat yoluna çıkan ana kapıdır. Balıkpazarı ve Darphane’nin yakınında olduğu için Balıkpazarı Kapısı ve Darphane Kapısı olarak da biliniyor. 1855 depreminde büyük zarar gören kapı 1904 yılında yıktırılmış ve kitabesi müzeye kaldırılmış. Yakın geçmişte surlarda yapılan restorasyon çalışmaları kapsamında kapı tekrar ayağa kaldırılarak kitabesi yerine yerleştirilmiş.[12] Kitabe üzerinde “Emer abi-tecdîdi haze’l-bâb li-dâris-Sultan bin Sultan Mehmed bin Bâyezid Hân –hullide sultanühü- fi evâlihi Cemâziyi’s-sânî sene ehade ve ışrîne ve semâne mie”.[13]

Yerkapı

1900’lü yıllara kadar ayakta kalan ve Darulkurra Haziresi’nin hemen yanında bulunan İç Yerkapı (Bab-ı Zemin) da yol açmak için dönemin valisi tarafından yıkılan kapılardan biridir. Kalenin çift surlarla çevrili güney bölümünde dış surun Tahtakale bölgesine çıkan kapısı da Dış Yerkapı (Tahtakale Kapısı) olarak adlandırılır. 19. yüzyılın sonlarına kadar ayakta olduğu bilinen kapının haritalarda yeri belirlenmiş, gravürlerde yer alan şekliyle yeniden inşa edilmiştir.[14] Kepecioğlu, bu kapı ile ilgili olarak; “Şimal tarafındadır. Buna “Bab-ı Zemin” dahi derler. Bursa’da bu isimde bir mahalle vardır. 1639 tarihine kadar diğer kapıların bekçisi olduğu halde bu kapının bekçisi olmadığı görüldüğünden üç akçe vazife ile kapıcı tayin edilmiştir” der.[15]

Fetih Kapı (Su Kapısı)

Tarihi kayıtlarda Orhan Bey’in 1326’da Bursa’yı fethettiği kapı olarak geçer. Bu nedenle Fetih Kapısı denmiş. Uludağ’dan gelen su kaynaklarının toplanıp dağıldığı yer olması dolayısıyla Su Kapısı olarak da anılmış. Kapının bulunduğu alan Eski Bursalıların bayram yeri olarak kullandığı bir alandır. Günümüzde de Pınarbaşı Parkı ile bütünleşen alanda Fetih Şenlikleri yapılıyor.[16]

Zindankapı (Bab-ı Siccîn)

Kaplıca kapısın yaklaşık 400 metre mesafede bulunan Zindankapı, Cilimboz Deresi boyunca kayalıkların oyulması ile açılan bir yol ile ulaşılıp Uludağ eteklerine açılan ara kapı konumundadır. Pazara gelip giden köylüler tarafından kullanıldığı biliniyor.[17]

Zindankapı’da yakın geçmişte başlatılan yenileme çalışmaları esnasında kapının hem güneye hem de batıya bakan sur duvarları, kuleleri, burçları ve zindanları belirlendi. Yapılan kazılarda yaklaşık 3 metreye yakın çaplarda tünel ve özel kapılar ortaya çıkarıldı.[18]

Kaplıca Kapısı

Günümüze sadece açıklığı ulaşabilen kapı, Saltanat Kapısı’na 1210 metre uzaklıktadır. Hisarın batıya açılan kapısıdır. Hisardan Kükürtlü ve Çekirge’deki kaplıcalara giden yolda olduğundan bu Kaplıca kapısı adını almıştır.[19]

Aşağı Kale ve kapıları

Orhan Gazi, şimdiki tarihi belediye binasının olduğu yerden Ulucami’ye kadar olan kısımda yaptırdığı cami, imaret, hamam ve hanı kuşatan ikinci bir kale inşa etmiştir. Ancak şehrin günden güne genşlemesi sebebiyle bu kalenin taşları Ulucami’nin inşaatında kullanılmıştır. Demirkapı ve Taşkapı’dan başka hiçbir eseri kalmamıştır.[20]

Evliya Çelebi, Sultan III. Mehmed döneminde Karayazıcı, Kalenderoğlu, Deli Hasan ve Cennetoğlu adlı Celalî isyancılarının bursa üzerine hücum edeceklerinin duyulması üzerine Padişahın emriyle şehrin üç tarafına burçlu, köşebentli, dirsekli ve her tarafı mazgallı yalın kat bir kale inşa edildiğinden bahseder. Aşağı kale olarak inşa edilen bu yapı yeterince sağlam değildir. Uzunluğu bir, eni ise yarım fersah olan, doğudan batıya uzanan bu yapının kapıları da yeteri kadar yüksek değildir. Tatarlar kapısı tarafında hendek vardır. Kapıcılarından başka muhafızı olmayan bu kale içindeki yerleşimi 6000’den fazla bekçi ve muhafız korumaktadır. Kapıların bazısı demir, bazısı kanatlı, bazısı ise tahtadandır. Kalenin doğu tarafında Tatarlar kapısı, kuzey tarafında Filadar Kapısı ve başka taraflara açılan Hasan Paşa Kapısı vardır.[21]

Aşağı Kale’nin, Irgandı Köprüsü üzerinde de bir kapısı olduğu gibi her mahalleyi birbirinden ayıran bir çok mahalle kapısı bulunuyordu. Kapıcılar, 1603’de Bursa’daki şehir ve hisar kapılarını kapatmıyordu. Gelen bir fermanla kapıcıların kapıları zamanında kapatmaları ve şehrin muhafazasına itina göstermeleri emredildi.[22] Kapıların tamir ve bakımı

1650 yılına gelindiğinde, kalenin darphane tarafındaki ağaç kapı yıkılmış, zindan bölümündeki demir kapı zarar görmüştür. Hassa mimarları Ali Beşe ve İbrahim Bey tarafından keşifler yapılarak ağaç kapının yenilenmesi ve demir kapının tamiri için kadı tarafından Hüseyin Çavuş oğlu Mustafa Ağa’ya izin verilmiş. 1681’de gelen bir emirde “Bursa Kalesi’nin dört kapısı harap olup geceleri kapanmadığından hırsız ve haramzâdeler, kale ahalisinden birçok Müslümanın dükkan ve evlerini açıp eşyalarını çaldıkları cihetle duvarların ve kapının üstündeki gölgeliğin ve kadınların hapsedildikleri yerin 16,900 akçe ile tamiri” bildirilmiştir.[23]

Kepecioğlu, her mahallenin bir kapısı olduğunu, 1557’de İstanbul’dan gelen bir emirde “Bursa’da eskiden mahalle kapıları olup zaman geçtikçe harap olup nice müddet boş kalıp ehl-i fesad ve erbab-ı şenaat zuhur edip enva-ı fesadat vaki olduğundan eskisi gibi mahalle kapıları bina olunarak şehrin hıfz u hıraseti için çalışılması”ndan bahsederek, evkaf-ı selatin civarındaki kapıların bu vakıflar tarafından inşası emredilmiş ve Kurdoğlu köprüsü civarındaki kapı, Çelebi Mehmed vakfı tarafından yaptırılmıştır der. Meşhur kapılardan Muradiye Karıştıran kapısından da bahseder.[24]

Celali isyanlarından sonra Bursa muhafızı olan Hasan Paşa bu kapı meselesine çok ehemmiyet verir. Her mahalleyi ihata etmek üzere sokaklara bire kapı ilave eder. En büyük kapı Tatarlar Köprüsü üzerindedir. Buraya top da konulmuştur. Daimi bekçiler, muhafızlar konmuş, ve bunların yevmiyeleri için de orada fırın ve başka yerlerde binalar yaptırmıştır. Bu kapıya Hasan Paşa Kapısı derlerdi.[25]

Kale kapıları dışında mahalle ve sokaklarda inşa edilen kapıların bir otokontrol mekanizması olduğu muhakkak. Osmanlı mahallelerinin bu sayede olası saldırılardan en az şekilde etkilenmesi sağlanırken aynı zamanda mahalle ve sokaklarda istenmeyen (hırsızlık, kavga vb.) durumların önlenmesinde denetim ve kontrol vazifesi görmüştür.[26] Bursa’da Günümüzde kale kapıları dışında mahalle veya sokak kapılarından bir iz bulunmamaktadır.

  • Sefer Göltekin

Dipnot-Kaynakça

[1] Büyük Türkçe Sözlük, TDK

[2] Yrd. Doç. Dr. Hüseyin ÖZCAN, Bektâşîlikte Dört Kapı Kırk Makam, Bu çalışma Journal of Turkish Studies, Sayı. 28, No. 28/1, Harvard University, USA, Ağustos 2004

[3] Şirin Bayram, Kapı / giriş mekanı, anlam ve tasarımı için Tipolojik araştırma, 19. Yüzyıl Beyoğlu (Pera) örneği, İstanbul Teknik Üniversitesi – Fen Bilimleri Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi

[4] Türkiye’nin En Güzel Tarihi Kapıları, gezievreni.com

[5] Prof. Dr. Abdullah Ekinci, Şehrin Aynası Kapılar: Urfa Şehir Kapıları, Osmanlı Urfa’sı, Urfa Okulu Yayınları 2018, Cilt:1, Sy. 67

[6] Bursa ve civarındaki kaleler, tarihturklerdebaslar.wordpress.com

[7] Mefail Hızlı, Bursa’ya Gelen İlk Seyyah: İbn Battuta, 24.2.2011 tarihli Bursa Hayat gazetesi

[8] Bursa Kalesi ve Kale İçi Yapıları, Aziz Elbas, Bursa Araştırmaları Merkezi Yayınları, Aralık 2012, Sayfa: 9

[9] Dr. Doğan Yavaş, Bursa Kalesi, 19. Kaleli Kentler Sempozyum Bildirileri, Bursa Araştırmaları Merkezi Yayınları, Eylül 2010, Sayfa 110

[10] Raif Kaplanoğlu, Bursa Kaleleri, bursa.com

[11] Kamil Kepecioğlu, Bursa Kütüğü, Kale maddesi, Bursa Büyükşehir Belediyesi Yayınları, 2. Basım Aralık 2010, Cilt 2, Sayfa 280

[12] Dr. Doğan Yavaş, Bursa Kalesi, 19. Kaleli Kentler Sempozyum Bildirileri, Bursa Araştırmaları Merkezi Yayınları, Eylül 2010, Sayfa 112

[13] Kamil Kepecioğlu, Bursa Kütüğü, Kale maddesi, Bursa Büyükşehir Belediyesi Yayınları, 2. Basım Aralık 2010, Cilt 2, Sayfa 283

[14] Bursa Kalesi ve Kale İçi Yapıları, Aziz Elbas, Bursa Araştırmaları Merkezi Yayınları, Aralık 2012, Sayfa: 13

[15] Kamil Kepecioğlu, Bursa Kütüğü, Kale maddesi, Bursa Büyükşehir Belediyesi Yayınları, 2. Basım Aralık 2010, Cilt 4, Sayfa 249

[16] Aziz Elbas, Bursa Kalesi ve Kale İçi Yapıları, Bursa Araştırmaları Merkezi Yayınları, Aralık 2012, Sayfa: 14

[17] Dr. Doğan Yavaş, Bursa Kalesi, 19. Kaleli Kentler Sempozyum Bildirileri, Bursa Araştırmaları Merkezi Yayınları, Eylül 2010, Sayfa 112

[18] https://www.bursa.bel.tr/zindan-kapi-tarihe-isik-tutacak/haber/26352

[19] Dr. Doğan Yavaş, Bursa Kalesi, 19. Kaleli Kentler Sempozyum Bildirileri, Bursa Araştırmaları Merkezi Yayınları, Eylül 2010, Sayfa 112

[20] Kamil Kepecioğlu, Bursa Kütüğü, Kale maddesi, Bursa Büyükşehir Belediyesi Yayınları, 2. Basım Aralık 2010, Cilt 2, Sayfa 281

[21] Evliya çelebi, Seyahatname’ye Göre Ruhaniyetli Şehir Bursa, Hazırlayan: Hasan Basri Öcalan, Bursa İl Özel İdaresi yayınları, Temmuz 2008, Sayfa 37, 38

[22] Kamil Kepecioğlu, Bursa Kütüğü, Kale maddesi, Bursa Büyükşehir Belediyesi Yayınları, 2. Basım Aralık 2010, Cilt 2, Sayfa 281

[23] Kamil Kepecioğlu, Bursa Kütüğü, Kale maddesi, Bursa Büyükşehir Belediyesi Yayınları, 2. Basım Aralık 2010, Cilt 2, Sayfa 281, 282

[24] Kamil Kepecioğlu, Bursa Kütüğü, Kale maddesi, Bursa Büyükşehir Belediyesi Yayınları, 2. Basım Aralık 2010, Cilt 3, Sayfa 10

[25] Kamil Kepecioğlu, Bursa Kütüğü, Kale maddesi, Bursa Büyükşehir Belediyesi Yayınları, 2. Basım Aralık 2010, Cilt 2, Sayfa 163

[26] Doç. Dr. Bülent Şen, Kentsel Mekân ve Göç İlişkisine ‘Barınak’tan Bakmak: Tarihsel Süreçte Erkek Göçmenlerin Barınma Mekânları, Sayfa 207, dergipark.org.tr

Foto Galeri –>

613 Toplam, 11 okuma bugün

Sefer GÖLTEKİN: 1976 Orhaneli doğumlu. İlkokulu köyünde, ortaokul ve liseyi Kütahya/Tavşanlı’da tamamladı.1994 yılında başladığı radyo programcılığı ve yayın yönetmenliği görevini 8 yıl sürdürdü. 2004-2007 yılları arasında, medya planlama, editörlük, reklam ve metin yazarlığı yaptı. Şiir, deneme ve öykü çalışmaları; Gerçek Hayat, Derkenar, Yolcu, Otuzuncu Harf, Umran gibi edebiyat ve fikir dergilerinde yayınlandı. 2007 yılından bu yana Bursa’da yaşayan yazar evli ve üç çocuk babasıdır. Kitapları: Vahiyle Gelen Hayat (Pınar Yayınları, İstanbul 2004) Kardeşime Mektuplar (Pınar Yayınları, İstanbul 2008) Emanet Ve İhanet (Pınar Yayınları, İstanbul 2010) Bursa'da Yaşamak (Bursa Kültür A.Ş. Yayınları, Bursa 2011) E-Posta: goltekin@gmail.com