İnegöl’de nostaljik bir gezinti ve Kent Müzesi

Sponsorlu Bağlantı

Bursa İl Özel İdaresi tarafından çıkarılan “Bursa’dan Konya’ya Seyahat” adlı kitapta 1900’lü yılların başında İnegöl’e gelen seyyahlarımız burada gördükleri bir gölden bahsediyorlardı. Belki bu gölün adı olan Eynegöl zamanla İnegöl’e dönüşmüş. Demek ki bu göl iklim değişikliği veya başka nedenlerle kurumuş.

Değerli tarihçimiz Halil İnalcık,  Devlet-i Aliyye adlı eserinde Osmanlı Devleti’nde gümüş çıkarılan yerler arasında İnegöl’ü de sayar.(Mesruriye Köyü)

İNEGÖL’ÜN TARİHİ YERLERİ

İnegöl Bursa’nın 45 km. doğusundadır. Bilecik, Kütahya, Keles ile çevrilidir.1006 kilometrekare yüzölçümüne sahipti. Çok zengin fosil yatakları bulunmuştur. Çitli köyünde 14 milyon yaşında olduğu tahmin edilen bir fil fosili bulunmuştur. Cuma Tepe Höyüğü İnegöl’ün en eski yerleşim yeridir.

Höyüğün en alt tabakasındaki buluntular kalkotik çağa kadar uzanmaktadır. Ayrıca Hititler, Lidyalılar, Persler, Helenistik dönem, Roma ve Bizans dönemine ait tarihi eserler bulunmuştur.

İnegöl 1299 yılında Osman Bey’in komutanlarından Turgut Alp tarafından fethedilmiştir. Fetihten sonra hızla gelişmiştir. Şehir içindeki Yıldırım Bayezıt Camisi, İshak Paşa Külliyesi, Kurşunlu Kervansarayı kalıntıları dışında en önemli eser Ortaköy’deki kervansaraydır. Karaca Bey tarafından 15.yüzyılda yaptırılmıştır. Yine Ortaköy’de bugün harap vaziyette bulunan ve 1600’lü yıllarda yapılmış bir hamam vardır. Ayrıca Kurşunlu beldesinde Yıldırım Beyazıt dönemine tarihlenen bir cami vardır.

İnegöl üç kez Yunan işgaline uğramış ve 6 Eylül 1922 de Şükrü Naili Paşa tarafından kurtarılmıştır.

*

İnegöl-Bursa yolu üzerinde ilk köy Akhisar köyüdür. Burada bir höyük bulunuyor.

İNEGÖL BELEDİYESİ KENT MÜZESİ

892 ilçe içinde ilk kent müzesi İnegöl’de açılmıştır. 2005 yılında 150 yıllık eski belediye binasında başlayan çalışmalar bu işe gönül veren beş kişinin çabalarıyla 2008 yılı sonunda bitirilmiş ve 10 Ocak 2009 tarihinde Kültür Bakanı Ertuğrul Günay tarafından açılmıştır.   Müzede İnegöl’ün tarihi, sosyal hayatı ve kültürü 25 ayrı odada sergilenmektedir.

Müze üç katlıdır. Birinci ve ikinci katta İnegöl’ün fethinden başlayarak Osmanlı’nın kuruluşu, göçlerle Kafkasya ve Rumeli’nden gelenler sosyal yaşam, afetler, işgal yılları, ünlüler ve iz bırakanlar, tarım ve sanayileşme,  kültürel yaşam, Cumhuriyet dönemindeki İnegöl anlatılmaktadır. Üçüncü katta ise sağlık, turizm, spor, ipek böcekçiliği, tütüncülük, mutfak kültürü, köy odası, çeyiz odası, berber, demirci bölümleri bulunmaktadır Ayrıca kent belleği ve idari bölümler üçüncü kattadır.1054 metrekarelik müzede bulunan eserlerin büyük çoğunluğu bağışlarla oluşmuştur. Kafkas göçmenlerine ait kamalar ve silahlar müzede sergilenmektedir. Yaşamla ilgili eşyalar İnegöl’ün 91 köyü ve 5 beldesinden toplanmıştır. Müzede bulunan 17 balmumu heykel ayrı bir canlılık getirmiştir.

Cumhuriyetin ilanından sonraki iç isyanlar, dış tehditlere karşı güçlü bir hava kuvveti oluşturmak için yapılan bağış kampanyasına İnegöl ilçemiz de katkı koymuş, Toplanan bağışlarla Tayyare Cemiyeti aracılığıyla bir uçak alınmış ve uçağa İnegöl-1 adı verilmiş. Bu uçağın bir maketi müzede sergilenmektedir.

Bunlar müzenin tanıtım kitabından. Ama benim gibi bu şehirde yaşamışsanız farklı duygular yaşarsınız. Müzenin bahçesinde sergilenen fotoğraflar da bana ahşap kasalı eski otobüsleri, pikapları ve köylere ulaşımda kullanılan Willys cipleri hatırlatıyor. İnegöl İdmanyurdu ve Öğretmenler Derneği’nin bulunduğu binanın karşısında durakları vardı. Yol boyunca sıralanırlardı. Müzenin giriş katında İnegöl’ün topoğrafik haritasını ve bulunmuş fosilleri görebilirsiniz. Odaları dolaşırken arkadaşım Hasan Şendil’in abisine ait demirci dükkânı beni ortaokul yıllarıma götürdü. Hasan’ın rahmetli babası ve abisi demiri döver, çelik yaparlardı. Baltalar, kazmalar, kürekler, çapalar, oraklar sıralanmış, müşteri beklerlerdi. Zaman zaman körüğün sapına yapışır, ocağı canlandırırdım. Eski bir berber dükkânı alınıp aynen yerleştirilmiş.

Müzede gördüğüm kozalar beni yine çocukluğuma, gençliğime götürdü. Bursa bildiğiniz gibi ipekçilik merkeziydi. Köyümde (Mustafakemalpaşa’nın Güllüce Köyü) ninem ve halam ipek böceği yetiştirip kozaları Mustafakemalpaşa’da sonra Bursa Koza Han’da satarlardı. Beyaz böcekler dut yaprağıyla beslenirdi ama erkek dutların yapraklarıyla. Bu ağaçlar dut meyvesi varmezdi. Testere ağızlı bıçaklarla dut dallarını keserdik. İpek böceklerinin bu yaprakları yerken çıkardığı çıtırtı güzel bir melodiydi sanki.

İnegöl, ülkemizin tütüncülük merkezlerinin başında geliyordu. Bir zamanlar ülkemiz dünyanın önde gelen “şark tütünü” üreticisiydi. İnegöl’de 3-4 tütün deposu vardı. Şimdi Amerikan sigarası içip Amerikan tütünü alıyoruz. Üretmeyen ülke olarak daha ne kadar yaşayacağız. Tütünler olunca kırıp toplardık. Sonra ince uzun şişlere geçirip onları dizerdik. Bunları ayna dediğimiz dikdörtgen tahta çerçevelere takar, güneşte kuruturduk. Kuruyan balyalanır, alım merkezlerine getirilirdi.

Elimize yapışan zehirli nikotini zor temizlerdik. Müzede İnegöl’e Balkanlardan, Kafkaslardan gelen göçmenlere ait etnografik eşyalar da sergileniyordu. Müzede İnegöl’ün yetiştirdiği edebiyatçılar, sanatçılar ve siyasetçilere bir köşe ayrılıp hatırlanması da hoş bir jestti.

Müzeye girişte bir avlu karşılar. Avluda yer alan kafeterya hizmetinizdedir. Burada bir film makinesi bulunuyor.

Zemin katta bugün kaybolmakta olan mobilyacılık, sepetçilik, semercilik, demircilik, saatçilik, fıçıcılık, yemenicilik ve bakırcılık mesleklerinin dükkânları canlandırılmıştır. Eski İnegöl resimlerine baktıktan sonra soldaki ilk salondan gezmeğe başlarsınız. Cuma tepe Höyüğü ile 14 milyon milyon yıllık Gomphotherium cinsi fil fosilinin bulunduğu doğa bölümünden gezmeye başlayalım. Günümüzden 15 milyon yıl önce Güney Marmara bölgesinde yaşayan karasal memeli hayvanlara ait kalıntılara İnegöl çevresindeki çitli, kestanealan, Hacıkara köyüne Tahtaköprü kasabasında rastlanılmış. Oylat ve Hilmiye köylerinde yaprak fosilleri bulunmuştur. Buluntular içinde  en ilginci Gomphot herium paşalorensis adıyla bilim dünyasına tanıtılan soyu tükenmiş bir fil türüne ait sol çene kemiği üzerinde yer alan azı dişleri ve birkaç kemiktir. İsminden de belki anlaşılabileceği gibi bu türe ait kalıntılar Mustafa Kemal Paşa ilçesi Paşalar köyünde bulunmuştur.

Eski çağda İnegöl bölümü prehistorik çağa ait buluntular en erken dört bin yıl önce tarihlenmektedir. Askeri yollar üzerinde bir köy olan İnegöl’de bulunan bu çeşitli çağlara ait (Pers, Büyük İskender, Bitinya ) eserler sergilenmektedir. Müzede İnegöl’ü fetheden Turgut Alp’e ve Osmanlı’nın kuruluş yıllarında destek veren ve Osman Bey’e ait birer  bölüm mevcuttur.

Müzenin beşinci bölümünde dünden bugüne sosyal yaşama ait eserler sergilenmektedir. Bu bölümde Evliya Çelebi’nin İnegöl üzerine yazdıkları yer almaktadır. Başta Anadolu, Rumeli, Kırım, Mısır, Avusturya gibi bölgeleri dolaşan Evliya Çelebi dolaştığı kent ve kasabalar hakkında önemli bilgiler verir. Hatta efsaneleriyle birlikte, Evliya Çelebi yaşadığı dönemdeki İstanbul hakkında da geniş bilgi verir. Bugün ayakta olmayan birçok eserin izine onun yazdıklarında rastlarız. Ünlü gezgin İnegöl için şunları yazar;

“Şehir bir ulu ova içinde mamur ve müzeyyen bir Türk halkı kasabasıdır. Halkı gariplerin dostudur. Üç mahallesi bin kiremitle örtülü hanesi, beş camii vardır. Çarşı içinde İshak Paşa Camii, ulemaca meşhur İshak Paşa medresesi ve medreseye mükellef  bir han ve güzel bir hamamı vardır. Birde kiremitle örtülü Yıldırım Han Camii vardır. Ayrıca iki medrese, iki tekke ve üç mektebi sıbyan, yedi ab-ı hayat çeşme ve bir Yıldırım Han hamamı vardır. Yüz elli dükkân olup haftada bir büyük bir pazar kurulur. Şehrin has ve beyaz ekmeği ile camış–manda – kaymağı meşhurdur.”

İnegöl batıdaki birçok yerleşim gibi dışarıdan göç almıştır. Osmanlı’nın son dönemlerinde

“Evlad-ı Fatihan “ geri dönmeye başlar. Önce Kafkasyalılar – bilhassa Gürcüler gelmeye başlar. Sonra 93 harbinde (1876-77 Osmanlı-Rus savaşı) kaybedilen Rumeli topraklarında yaşanan katliamlardan ve kırımdan kurtulanlar yerleştirilir.

Sonraki salonun anıtlar–Anadolu’nun sonraki yüzyıllardaki durumunu anlatan bir yazar çıkmaz. Bu görevi yabancılar üstlenir. Amaçları  farklı da olsa Rumeli ve Anadolu’yu onlardan öğreniyoruz. Bu gezginlerin en ünlüsü Texier’dir  19.yüzyılda bütün Anadolu’yu dolaşan ve izlenimlerini “Küçük Asya; Coğrafyası, Tarihi ve Arkeolojisi” adıyla yayınlanan Fransız bilim adamı ve gezgin Texier kitabında İnegöl’ü “Başlıca sanatı keresteciliktir. Bursa ipeği adıyla satılan ipek ürünü de vardır. İstanbul Kütahya yolu üzerinde olması sebebiyle önemli bir yerdir” diye tanımlıyor. Gerçekten İnegöl camileri, kervansarayları, hanları, hamamları, medreseleri ile hep mamur bir kent olarak anıla gelmiştir.

İnegöl Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerinde Ege antik limanlarından gelip     Yenişehir-İznik-Hersek dil iskelesi üzerinden İstanbul’a ulaşan yol üzerinde bulunuyordu. Kuzeybatı Anadolu’da ayakta kalmış önemli konak yerlerinden biri olan Ortaköy kervansarayı İnegöl sınırlarında yer almaktadır. Benzeri olan kurşunlu kervansarayı günümüze ulaşamamış, Cafer Paşa/Beylik Han kervansarayının ise bir kısmı ayakta kalmıştır.

İnegöl çevresindeki görkemli ormanlar kayın, çam, köknar ağaçlarla doluydu. 18. ve 19. yüzyıllarda Osmanlı donanmasının kereste ihtiyacı İnegöl den karşılanıyordu. Gemlik tersanesinde çalışanlar genellikle İnegöl den seçilmekteydi.

Bitişik salonda İnegöl’ün kentleşmesi anlatılır. Dört mahalleden oluşan İnegöl 93 muhacirlerinin gelmesiyle yedi mahalleye çıkar. İnegöl merkezinin nüfusu hızla artar. Bursa’nın en kalabalık ilçe merkezi olan İnegöl’ün nüfusu günümüzde iki yüz elli bini bulmuştur.

Sonraki salonda kültürel yaşama ait resim ve kıyafetler sergileniyor. Yerli nüfusa eklenen Kafkas ve 93 muhacirleri yeni adetler, alışkanlıklar getirir. Toplumsal yapı iç göçlerle daha da zenginleşir.

İnegöl deki sivil toplum kuruluşlarının öncülüğünde başlar Türk Hava Kurumu, Kızılay ve yardım severler cemiyetlerinin şubeleri açılır. 1935 yılında kurulan İnegöl Halk Evi 1942 yılına değin kentte kırk dokuz temsil, yüz kırk sekiz konferans, elli sekiz konser, yirmi halka ücretsiz sinema gösterisi, dört resim ve fotoğraf sergisi, on yedi balo, yüz sekiz köy gezisi faaliyetlerinde bulunmuştur. Ayrıca gazete ve dergiler yayınlandı, Cumhuriyet idaresi Halk evleriyle kırsal kesimde kültürel hayatı canlı tutarak iç göçü önlemişti. Bugün kentte iki yüzün üzerinde sivil toplum kuruluşu bulunmaktadır.

Gezmeye devam ediyoruz. Savaş sonrası cumhuriyet dönemine ait resim ve eşyaların sergilendiği salona geçiyoruz.

Sonraki salonda İnegöl’deki sağlık hizmetlerinin gelişmesi anlatılıyor. İlk hastanenin temeli 1903 yılında o zamanki belediye başkanı Osman Bey tarafından atılır. Yirmi beş yataklı memleket hastanesi 1904 yılında kurulur. 1989 yılında hizmete giren yüz yataklı Devlet Hastanesi’ne kadar olan geçen süreye ait döneme ait resimler sergileniyor.

Üst katları dolaşmaya devam ediyoruz. Kara günler gelmiş, İzmir işgal edilmiştir. İnegöl’de protesto mitingi yapılır, işgal kınanır. Protesto telgrafları çekilir. Yunan ordusu önce Gemlik ilçesini işgal eder. 8 Temmuz 1920 de Bursa işgal edilir ve Ankara’daki meclisin kürsüsüne siyah örtü-püşude-i siyah- örtülür. Bursa bölgesinin ilk “Kuva-yi milliye” teşkilatı İnegöl’de kurulur. İstanbul’un işgalini onaylayan, Yunanlılara karşı mücadele edenleri mahkûm eden fetvasına karşı yayınlanan ve milli mücadelenin, direnmemin şart olduğunu yazan fetvaya İnegöl müftüsü de imza koyar. Yunan işgaline giren İnegöl 6 Eylül 1922 tarihinde bu işgalden kurtulur.

Sonraki salon ünlüler ve iz bırakanların sergilendiği salona geçiyoruz. Bu salonda Osman Bey ve Turgut Alp den başlayarak günümüze kadar iz bırakanlar siyasetçiler, yazarlar bu salon da tanıtılıyor. ,

Yanındaki salon İnegöl’ün bağlı olduğu sancaklar/vilayetler ve konumu anlatılıyor. İnegöl Hüdâvendigâr vilayetine (Bursa) bağlı  dokuz kara merkezinden biriydi. 1926 yılında idari açıdan Bursa iline bağlanmıştır.

İnegöl halkı tarih boyunca toprağa bağlı olmuştur. Uludağ’dan inen derelerle beslenen nemli İnegöl ovası yaşamı  kolaylaştırmıştır. Ovada buğday, arpa ve pirinç ekilirken sonraki yıllarda sebze ve meyve tarımı öne çıkmıştır. Bağcılık da sirke ve pekmez üretimi açısından önemliydi. Dağlık kesimdeyse hayvancılık önemliydi.

Bitişik salonda tarım aletleri sergileniyor. Bitişik salondaysa İnegöl’ün sanayileşmesi anlatılır. Burada öne çıkan mobilyacılıktır. Ünlü gezgin Texier 19. yüzyılda geldiği İnegöl için “başlıca sanatı keresteciliktir” diye yazar.

İnegöl’ün turistik değerlerinin sergilendiği salonda İnegöl köftesinin tarihi de anlatılmaktadır. İnegöl de Cumhuriyet döneminden önce spor olarak avcılık, atçılık, atıcılık, güreş ön plandaydı. Cumhuriyet döneminden sonra önce idman yurdu kulübü kurulur. Sonra diğer amatör kulüpler ardı ardına kurulur. Futbol, atletizm, güreş, bisiklet gibi spor branşlarında faaliyet gösterilir. Bu döneme ait resimler, kupalar sergilenmektedir.

İpeğin öyküsünün ve tütüncülüğün anlatıldığı salonlardan sonra İnegöl’deki mutfak kültürünün sergilendiği salona geçiyoruz. Mevcut yemek kültürüne Balkan ve Kafkas göçmenleri katkıda bulunur. Sonrasındaki salonlarda İnegöl evindeki oturma odası çeyiz serilen bir oda ve berber dükkânı sergileniyor.

1,628 Toplam, 6 okuma bugün

Ekrem Hayri PEKER: Kimya mühendisi, araştırmacı, yazar, STK yöneticisi. Bursa Mustafa Kemal Paşa’da (1954) doğdu. Anadolu Üniversitesi Kimya Mühendisliği bölümü mezunu. TUBİTAK veri tabanına kayıtlı “Teknoloji tabanlı Başlangıç Firmalarına Özel İş Geliştirme” mentörü, C Grubu iş Güvenliği uzmanı olarak Nano kimyasalların tekstil materyallerine uygulamalar konusunda üniversitelerde konferanslar verdi. Yayınlanmış kitaplarından bazıları: "Kuşçubaşı Hacı Sami Bey", "Özbek Mektupları", "Yeşim Taşı - Ön Türkler ve Türk Tarihinden Kesitler", "Kafkasya'dan Anadolu'ya - Zekeriya Efendi". Belgeseltarih.com kurucu ortağı ve yazarıdır. E-Posta: ekrempeker@gmail.com