Kapalıçarşı yangınından sonra Yorgancılar Çarşısı nasıl açıldı

Sponsorlu Bağlantı

1958 yılının bir Ağustos günü Kapalıçarşı’da Cavit Cemreli’nin ciltçi dükkânında bir yangın başladı. Yangın kısa sürede çok büyüdü. Yangının bu kadar hızla yayılmasının sebebi 1855 depreminden sonra kapalıçarşının yıkılan bazı bölümlerinin ahşap olarak yapılmasıydı.

Bu konu yeterince yazıldı. Ben Kapalıçarşı’nın yangından sonra yapılıp tekrar açıldığı döneme kadar yorgancılar çarşısının öyküsünü anlatmak istiyorum. Bunun için Kapalıçarşı’nın duayenlerinden İsmail Konci’yle buldum ve ondan yangın sonrası ne yaptıklarını öğrendim. İsmail Konci’den yangın sonrasını dinleyelim.

“Yangından önce Geyve Han’da ot yastıktan sedir minderleri yapıyordum. Bu işin ustasıyım, otlardan yaptığımız minderler / kırlentler çok tutuluyordu. Yanımda yedi kişi çalışıyordu.

Yangın 3 -4 gün sürdü. Her yer harabeye döndü, ama çalışmak lazım, hayat sürüyor. Geyve Han harabe. Benim dükkân gitmiş. Kapalıçarşı’da yangının büyümesine ve etkili olmasına bir kısım dükkânların ahşap olması yol açmıştı.

1855 Nisanındaki deprem ve çıkan yangında Camiler, Hanlar ve Kapalıçarşı hasar görmüştü. Depremden sonraki yıllarda Bursa’ya gelen seyyahlar çarşının ayağa kaldırıldığından bahsederler. Gezi notlarında deprem sonrası yapılan bu yapıların ahşap olduğunu yazarlar. Bugün Bakırcılar Çarşısı olan bölüm ahşaptı.

Yangından sonra Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Başbakan Adnan Menderes ve Ana Muhalefet Lideri İsmet İnönü hemen Bursa’ya gelip, yangın yerinde incelemelerde bulundular. Başbakanın talimatıyla Kızılay yangından zarar gören esnafa cüzi bir yardım da bulundu.

Kiralık dükkânımın olduğu Geyve Han’ın bugün açık olan kapısı deprem sonrası kapatılmış, araya bir dükkân yapılmıştı. Burada kiradaydım. Birşeyler yapmam gerekiyordu. Hemen Geyve Hanın girişindeki dükkanın sahibine gittim. Bana dükkanı kiralar mısın dedim. Adam şaşırdı, ortada ne han var, ne dükkan. Neyse dükkanı kiraladım, kepenk yok. Kırlentten bir perde yaptım, dükkânın kepengi oldu.

Beni gören esnaf dükkânını temizleyip, geldi. Birer perde asarak işe devam ettik. 1960 yılına kadar böyle devam ettik. İşimizi yoluna koyduk, müşterilerimize hizmet vermeye devam ettik.

Derken 1960 yılında belediye Kapalıçarşı’yı ayaklandırmak için bir proje hazırladı. Ankara projeyi onayladıktan sonra inşaata başlamak için hazırlık yaptı ve bizim gibi çalışan esnaftan dükkanları boşaltmamızı istedi. Bu arada belediye Orhan Boğazı’nda dükkânlar yapıp, Kapalıçarşı esnafına dağıttı. Zafer meydanından Altıparmak’a gidiş istikametinde sıra dükanlar yaptı. Kuyumcular Mahfel’in karşısında yeniden yapılan binaya taşındılar.

Dükkânı boşaltınca ne yaparım diye düşündüm. Almanya’ya gitmeye karar verdim. Babam karşı çıktı. Burada kal ve mesleğin olan yorgancılığa devam et dedi.

Ne yapacağım diye düşündüm. Cumhuriyet Caddesi o zamanlar Arnavut kaldırım olan bir sokaktı. Cadde üzerinde İnci sineması bulunuyordu. Yangında burası da iyice harap olmuştu. Sahibi olan Faruk Bey’e gittim, kendisine “Yorgancılar adına geldim, burayı kiralamak istiyorum” dedim. ” Burada 13 dükkân yapacağız ve Kapalıçarşı devreye girene kadar müşterilerimize hizmet vereceğiz”. Burayı kiralayıp, 13 baraka yaptım. L tipindeydi. Girişi tekti. Barakalar için kura çektik, bana ikinci dükkân düştü. Kapalıçarşı açılana kadar (Ekim 1963) üç yıl burada ticaret yaptım. Şimdi yerinde halı mağazası bulunuyor.

                                         OT MİNDERLER

Koltuk, kanepe, sandalye gibi eşyalar hayatımıza çok sonra girdi. İmalatı az olduğu için çok pahalıydılar. Ayrıca halkın alım gücü çok düşüktü. Yaşam kendi çözümünü üretiyor, ot minderler bunların yerine kullanılıyordu.

Eşek tabir edilen ve tahtadan yapılan çatmaların üzerine tahtalar konulurdu. Bu tahtaların üzerine kilim veya keçe konulur, onların üzerine de minder ve koyun postları konulurdu. Duvar kısmına da içi ot dolu kırtlentler konulurdu. İşte sana bir sedir.

Şu an kullandığımız bazaları aklınıza getirin. Bazanın üstünü tahta olarak düşünün.  Bu tahtanın üzerine ot minderlerden bir yatak konulurdu. Sert olduğu için de üzerine tercihan yünden yatak ve yorgan konulurdu. Oldu sana yatak takımı. Tabi bu yataklar 140-150-160 cm. gibi farklı enlerde olurdu. Karyolaların başı pirinçten yapılır ve desenli olurdu. Pamuk yorgan ve yataklar sonraki yıllarda yaygınlaştı.

Ot deyip, geçmeyelim, bu iş için pirinç sapı ve Çayır Otu denilen bir ot kullanırdık. Karacabey, Mustafakemalpaşa ve Bandırma yörelerinde yetişen bu otu üreticiler balyalar, önceleri at arabalarıyla, daha sonra kamyon sayısı artınca kamyonla gönderirlerdi. Telefonla sipariş verirdik. Otlar 125 cm. uzunlukta baylanırdı. Balyalar 50-60 kilo olurdu.

Daha önce sadece ot minder imal edip, toptan satanlara veriyordum. Yorgancılar Çarşısı’nda dükkân açınca kendim satmaya başladım. Müşteriler yaptıklarımdan seçtikleri gibi dükkânımdaki kumaş çeşitlerden istediklerini seçerlerdi, bizde o kumaşları kaplardık.

Ustalaşınca her mindere ne kadar ot gideceğini bilirdiniz. Sonra bu otları önceden hazırladığınız keten minderlere doldurursunuz. Sonra bunları ezersiniz. Olduğu zaman kenarlarından 2-3 santim dikersiniz buna çıta veya fitil denilir.

Kapalıçarşı’nın Yorgancılar Çarşısı’nda1963’de ilk dükkânımı açınca yorgancılığa başladım. Dükkânımda yatak-yorgan, yastık, ot minder ve yatak altlığından başka ev için ne gerekliyse halı, kilim, battaniye, karyola başı gibi ev eşyaların da dükkânımda satmaya başladım. Sattığım eşyaların kaliteli olması konusunda titizlik gösterdim ve bu güne kadar titizliğimi sürdürdüm. Atölyeyi Tayakadın Mahallesi’ndeki evimizin bahçesine taşıdım.

***

1963’de Kapalıçarşı açılınca boşta kaldım. Çünkü ben kiracıydım. Daha önce Geyve Handaki dükkânıma sahibi taşındı. Kapalıçarşı açıldı. Birçok dükkan küçüldü. Mobilyacılar Çarşısı ve Gelincik Çarşısı da çok dardı, genişletildi. Bu arada bazı dükkanlar ortadan kalktı. Nice değerli ustala, dükkânları ellerinden gittiği için zora düşüp, Almanya’ya işçi olarak yazıldılar.

Babam Almanya’ya işçi olarak gitmeme izin vermeyince kendime kiralık dükkân aradım.

Kapalıçarşı’da kiralık bir dükkân aramaya başladım. Yorgancılar Çarşısı girişinde bir dükkan buldum, satılık veya kiralık diyordu. Sahibi bir kadındı, eşiyle beraber bugünkü Karamürsel mağazasının arkasındaki apartmanda oturuyorlardı.

Dükkan sahibinin eşi yer için 80 bin lira para istedi. Oysa o büyüklükteki bir dükkanın değeri 30 – 35 bin liraydı. Beraber geldiğimiz esnaf büyüğüm çarşı esnafından Mehmet (Ayhan) Abi’ye “Kalkalım, bu fiyata birşey yapamam” dedim. Çıkmaya hazırlanırken eşi(Saniye Kadı Çelebi) bana; “Sen kimin oğlusun, Rıza Efendi’nin oğlu musun?” diye sordu. Babam Bursa Emniyet Teşkilatında görevliydi. Kadının bizim oturduğumuz yerde bir bahçesi varmış. Kadın o zaman kiracı oturun dedi. 40 – 50 TL ister derken 150 Lira istedi. Mecburen kabul ettim ve hızla işe başladım.

Birkaç sene sonra kadının Tayakadındaki bahçesine/arsasına talip çıkmış. Benden yardım istedi, araştırdım, yer parselleniyormuş. Parsellettim ve ilk teklif edilenden üç katı fiyata satılmasını sağladım.

1967 Kasımında yan taraftaki dükkânı, 1993 yılında karşıdaki iki katlı yeri satın aldım.

30 yıl Kapalıçarşıdaki Yorgancılar Derneği başkanlığı yaptım. Ekrem Barışık’ın Kapalıçarşıya çok faydası oldu. Kablolar toplandı, görüntü güzelleşti. Kapalıçarşının kapıları yoktu. Her taraf, her sokak açıktı. Güvenliği o dönem emniyete bağlı gece bekçileri sağlıyordu. Kapılar yaptırdık ve belli saatlerde kapılar kapatılmaya başladı. İlk zamanlarda şikayet edenler olduysada onlar da zamanla alıştılar.

Çabalarımızla Borsa binası ve 1940’lı yıllarda yapılan ve son dönemde Sağlık Ocağı olan binalar yıkıldı. Meydan açıldı, Koza Han’ın o muhteşem kapıları gözüktü. Geyve Han’ın meydana açılan kapısı 1855 depreminden sonra yapılan tamiratla kapatılmıştı, açılmasını sağladık.

1940’lı yıllarda Hanın alt kısmına Ziraat Müdürlüğü binası yapılmıştı. Yangından zarar gören Borsa binası üzerine iki kat çıkıldı. Çok şükür ileriki yıllarda bu binaların yıkılmasını sağladım. Geyve Han’ın önü açıldı. Küçük bir meydan oluşturuldu

Uzun yıllar Sayın Kazım Baykal’ın kurduğu Bursa Eski Eserleri Sevenler Kurumunda görev yaptım. O dönem belediyelerin bu konularda bütçesi ve gayreti yoktu. Beraberce Bursa’da çok sayıda tarihi eseri ayağa kaldırdık.

Bursa yoğun göçle boğuldu, kültürel yapı değişti. Esnafların yapısı da değişti. O saygı – sevgi, dayanışma kalmadı. Biz de unutulduk, Bursa Eski Eserleri Sevenler Kurumu da”.

Kısmen hüzünlü bir öykü bütün bu yaşananlar. Her geçen kentin hafızaları toprağın altına giriyor. Öykülerini de, gördüklerini de yanlarında götürüyorlar. Oluşturulacak kent bellekleri bu ve benzer öyküleri kaydetmeli.

1,409 Toplam, 6 okuma bugün

Ekrem Hayri PEKER: Kimya mühendisi, araştırmacı, yazar, STK yöneticisi. Bursa Mustafa Kemal Paşa’da (1954) doğdu. Anadolu Üniversitesi Kimya Mühendisliği bölümü mezunu. TUBİTAK veri tabanına kayıtlı “Teknoloji tabanlı Başlangıç Firmalarına Özel İş Geliştirme” mentörü, C Grubu iş Güvenliği uzmanı olarak Nano kimyasalların tekstil materyallerine uygulamalar konusunda üniversitelerde konferanslar verdi. Yayınlanmış kitaplarından bazıları: "Kuşçubaşı Hacı Sami Bey", "Özbek Mektupları", "Yeşim Taşı - Ön Türkler ve Türk Tarihinden Kesitler", "Kafkasya'dan Anadolu'ya - Zekeriya Efendi". Belgeseltarih.com kurucu ortağı ve yazarıdır. E-Posta: ekrempeker@gmail.com