Tankut Sözeri – Hayatı… Eserleri…

Sponsorlu Bağlantı

Mart 1943 tarihinde Tekirdağ/Şarköy’de kent PTT müdürünün 4’ncü çocuğu olarak dünyaya geldi. Baba emekli olunca 1954 yılında Bursa’ya yerleşildi ve nüfus kütüğü de Bursa’ya taşındı. Artık aile Bursalı olmayı seçmiş oldu.

İlkokul son, ortaokul ve lise eğitimini sırasıyla; Şerif Artış İlkokulu, Mehmet Çelebi Ortaokulu ve Bursa Erkek Lisesi’nde tamamladı.1962 yılında Ankara Hukuk Fakültesi’ne girdi. 3 yıl sonra 1965 yılında askere giderek eğitimini sona erdirdi. Askerlikten sonra 1967 yılı eylülünde Yapı Kredi Bankası’nda Ankara’da muhasebe memuru olarak işe başladı.

1973 yılında çalıştığı banka tarafından Amerika/Newyork kentine ABD bankacılığını öğrenmek üzere gönderildi. 6 ay uluslararası ve Amerikan bankacılığını inceledi. Dönünce 2.müdür olarak Kızılay/Ankara’da kambiyo müdürü olarak görev yaptı. 1976 yılında Avustralya Bankalar Birliği’nce düzenlenen “Gelişen Çevrede Bankacılık” adlı bir ay süren ve dünyadaki bütün ülkelerin müdürler düzeyinde temsil edildiği Melbourne Üniversitesi’ndeki seminerde ülkeyi temsil etti. Tebliğler sundu tartışmalara katıldı.

1978 senesinde çalıştığı bankadan istifa ederek serbest hayata intikal etti ve inşaat malzemeleri alım ve satım (demir ticareti) işlerine girdi. Serbest ticarette istediği başarıyı elde edemeyince 1984 yılında tekrar Bursa’ya döndü.

1985 yılında Muradiye semtinde turistlere yönelik ticarethane açtı ve 1989 yılı ocak ayında Kapalıçarşı’da etnografik eserler üzerine antikacılığa başladı. 2006 yılında Kapalıçarşı’daki dükkânını kapatarak Bodrum’da 2008/9 yıllarında antika dükkânı açtı. İstediği verimi elde edemeyince Bodrum’dan tekrar Bursa’ya döndü ve ticareti bıraktı.

2000 yılında Uludağ Üniversite’nin düzenlediği Halk Kültürü Sempozyumu’na katıldı, iki tebliğ sundu, üniversitenin sempozyumla ilgili olarak çıkardığı kitabında tebliğleri yayınlandı. 2000 yılında Kültürlerde Şahmeran, 2006 yılında da İnançlarda Şahmeran ve Mistik/Gizil Simgeler Gelenek ve Kavramlar adılı kitaplarını yayınladı.

Bursa’nın yerel gazetesi Haber gazetesinde uzun yıllar yazdı. Daha sonra Yeni Bursa adlı internet gazetesinde Halk kültürleri, Orta Doğu, ülke sorunları, futbol, Bursaspor ve güncel konularda yazılar yazdı. Barış Partisi Kuruculuğu ve il Başkanlığı yaptı 1999 seçimlerinden sonra siyaseti bıraktı. Siyasetten sonra Bursa Haber Gazetesi’nde 2007 yılına kadar köşe yazarlığı yaptığı gibi Yeni Bursa internet Gazetesi’nde yazıları yayınlandı. 2013 yılı Eylül ayında vefat etti.

Bunlar, internette hakkında yazılı olanlar. Yazılmayanlar, az sayıda dostunun anılarında yaşıyor.

İsmini Bursa siyasetinden ve daha sonra gazetelerdeki yazılarından biliyordum. Haber gazetesindeki yazılarında “eşekler” çok güzel yazılar yazdığını anımsıyorum. “Vefa” diye bir kavramı unuttuğumuz için gazete sahip değiştirince yazarlar kısmından yazıları kaldırıldı.

Daha sonra gazeteci Mehmet Ali Yılmaz’ın kurduğu Yeni Bursa sitesinde yazmaya başladı. Sitedeki son yazısı 4 Ekim 2013 tarihini taşıyor.

Antikacı dükkânına taşlara meraklı bir arkadaşımla gitmiştim. Arkadaşım, akik taşlı bir yüzük aldı.  20004 yılı sonunda Özbekistan’a gittim. Dört ay sonra hastalanıp döndüm. 2005 yılında tekrar gittim. Özbekistan’da yaşarken Bursa ve Anadolu’yla benzerliklerimi kaleme almaya başladım. 2008 yılında döndükten sonra Irgandı köprüsündeki Bursa Araştırmaları Vakfı ofisinde karşılaştığımızda sohbet ediyorduk. Sonra beni Bursa yerel basınında iyi bir yere sahip olan Meydan gazetesine götürdü. Bu gazetenin kültür sayfalarında yazmaya başladım.

Sonra Bodrum’a gitti. Arada geldiğinde yazar kasasını Bodrum Vergi Dairesi’ne kaydettiremediğini, bu nedenle kredi kartıyla satış yapamadığından yakınıyordu. Kızı da o sırada Bodrumda veteriner hekim olarak bir klinikte çalışıyordu. Bir trafik kazası geçirdi. Belkemiği kırışmıştı. İyileşince Bursa’ya döndü. Yeşil civarında deri süsü eşyaları yapan birisiyle beraber bir antikacı dükkânı açtı. Daha sonra Hisar’da orduevinin kapısı karşısında bir yer tuttu. Ankara ve İstanbul’daki antika pazarlarına da gidiyordu.

Özel hayatıyla ilgili bir şey sormadım, o da bir şey anlatmazdı. İstanbul’da bir oğlu, veteriner hekim bir kızı vardı. Kızının düğününe davet etti ama gelip orada ayakbağı olmak istemedim. Oğluyla İstanbul’da onu ziyaret ettiğimde, kızı ve damadıyla vefatından sonra tanıştım.

*

“Bursaspor.net” sitesinde Bursaspor üzerine yazdığı yazıları binlerce kişi okuyordu.

Bana , “Olaylı TİP Kongresi”ne katıldığını anlatmıştı. Türkiye İşçi Partisi kurulduktan sonra sadece aydınlar arasında değil; işçiler, Marmara ve Ege köylüleri arasında kök salmaya başlamıştı. Nazım Hikmet’in Bursa’daki hapishane arkadaşı İsmail Başaran’ın İznik’teki köyü Müşkile’de TİP kök salmıştı.

Başlarında kasketleriyle bir grup Müşkileli, TİP’in seçim propagandalarına katılması, sadece Bursa’da değil tüm ülkede ilgiyle karşılanıyordu.

1965 yılındaki Bursa TİP kongresi toplandı. Komünizmle Mücadele Derneği, Aybar’ın Bursa’ya geleceğini duyunca, çevre ilçelerden topladığı bir gurubu Setbaşı’nda kongrenin yapıldığı Saray Sineması’na doğru yönlendirmişti. “Komünistler Moskova’ya” diye bağıran bu gurup, sinemanın kapılarını zorlayıp içeri girmiş, parti yönetici ve delegelerini dövmeye başlamıştı. Avukat Şükrü Akmansoy, Mahfel’de dövülürken, genel sekreter Cemal. H. Selek ise yerlerde sürülmüş, Adnan Cemgil ve Ali Karcı da ağır biçimde yaralanmıştı.

Olaylar sırasında Tankut Sözeri, Nihat Behram ve Fevzi Kavuk canlarını, Setbaşı Köprüsünden dereye atlamasıyla kurtarmıştı. (Tankut Bey, bana “Kongreden kaçıp, Irgandı Köprüsüne giden sokağa bağlantılı çıkmazın girişindeki evin ikinci kat penceresinden içeri girdiğini, evin mutfağından bir bıçak alıp kongreye döndüğünü” anlatmıştı.)

Senatör Suphi Karaman mecliste; “31 Mart’tan beri Bursa böyle bir vahşet yaşamadı. Olaylar olurken, Hükümetin kılı bile kıpırdamadı. Yoksa 31 Mart’ta olduğu gibi Selanik’ten bir ordunun gelmesi mi bekleniyor.” diye bir konuşma yapması üzerine olay, ertesi günü gazetelere manşet olmuş, Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel de, Komünizmle Mücadele Derneği fahri başkanlıktan istifa etmişti.

*

İlk kitabı yayınevinden çıkmış, İkinci kitabı “İNANÇLARDA ŞAHMERAN” Bursalı kitapçı ve yayıncı Mecit Bilgin’in Asa Yayınları tarafından yayınlandı. Kitabı okuyunca büyük bir şaşkınlık geçirdim. Halk kültürü üzerine müthiş bir bilgisi vardı. Daha sonra evindeki kütüphanedeki tarih kitaplarını görünce bu bilginin kaynağını öğrendim.

Tankut Bey, sadece antikalar, eski yazmalar ve eşyalar alıp satmamış. Zamanla o eşyaların ve inançların kökenini tarihsel köklerine doğru yola çıkmış.

Bir gece beni evine davet etti. Meze hazırlamayı çok iyi biliyordu. “Aşçılığım iyidir” demişti. Salonundaki kitapları görünce kendimden geçtim. Müthiş bir kitaplığı vardı. Tarih, halk kültürleri ve okütizm üzerine çok sayıda seçme eserler mevcuttu. Bektaşi kültürüne vakıf olması, Bektaşi dedesi olması da sanırım gizil bilimleri araştırmasında etkili olmuştu.

Kitaplığında henüz Türkçeye çevrilmemiş bir kitabı gördüm, “Black Lady”. Alanında kült bir kitaptı. Nereden bulduğunu sordum, Newyork’tan oğluna aldırdığını söylemişti.

Antik çağlarda Orion takımyıldızı insanoğlu için gizemli iki yıldızdan birisiydi. Bu takımyıldızı; Alnitak, Alnilam ve Mintaka isimlerine sahip gökyüzünün en ünlü yıldız dizilerinden birini de içinde barındırıyor. Sonbahar ve kış ayları boyunca çıplak gözle oldukça rahat görülebilen bu parlak yıldızlar, antik uygarlıklar ve Roma kültüründe “Avcının Kemeri” olarak niteleniyordu. Diğer yıldız da Sirius’du.

Sirius, Procon, Pollux, Capella, Aldebaran ve Rigel kış altıgeni olarak bilinir. Kış Altıgeni’nin Sümerliler, Mısırlılar, Çinliler, Maya ve daha birçok Neolitik kültür tarafından evrendeki yaşam ruhunun kaynağı ve kozmik kaynağı olduğuna inanılıyordu. Orion takımyıldızı altıgen içine yerleştirilmiştir. Dikilitaş ve Palisatları inşa eden çağdaş kültürler olan Hanedan öncesi ve Erken Hanedan Mısır’ı Orion’un her bir firavunun koruyucusu ve alıcısı olan Duat’taki ölülerin ruh saltanatı olan Osiris’i temsil ettiğine inanı(lı?)yordu. Firavunun ruhu Sirius’tan Capella’ya uzanan ruh yolu aracılığıyla Dünya’dan Orion’a taşındı.

Sirius’a gelince, Büyük Köpek Takımyıldızı’nda yer alan bu yıldız, gökyüzünün en parlak yıldızıdır. Güneşten 8.6 ışık yılı uzaklıkta olmasına rağmen parlaklığı güneşin 23 katıdır. Astronomlar Sirius-B için ‘’küçük yıldızlardan biri olmasına karşın yoğunluğu oldukça ağır bir yıldızdır ‘’ derler. İnsan aklının algılamakta zorlanacağı bir nokta ki, bu yıldızdan alınacak minik bir maddenin 1 ton geleceği söylenmektedir.

İlginç bir biçimde bu yıldıza Türk astral kültüründe de demir gibi sert anlamında Demirkazık yıldızı denir. Demirkazık, astral mitolojik Türk tasavvurunda evrenin direği ve göğün kapısı olarak adlandırılır. Sıcak ve soğuğun bu kapıdan geçtiği düşünülür. Bu yıldızın güneşle birlikte doğduğu temmuz ve ağustos ayları orta ve kuzey enlemlerde kavurucu sıcakların olduğu köpek günleri olarak adlandırılır. Bu günlerde sıcaklığa bağlı olarak salgın hastalıklarda da artış gözlemlenmiştir.

Sirius, aynı zamanda, yer aldığı takımyıldızdaki önemli rolünden dolayı, geleneklerde köpek-yıldız olarak da adlandırılır. Sirius-A’nın helyak doğuşu antik Mısır’da Nil Nehri’nin taşmalarını, antik Yunan’da “köpek günleri”nin (kavurucu sıcak günler) başlangıcını, Polinezya’da ise kışı haber veriyor, Pasifik Okyanusu’nda ise gemicilere önemli bir işaret oluyordu.

Eski Mısır’da “Orta Krallık” döneminde, Mısırlılar takvimlerini Sirius’un helyak doğuşuna göre düzenlemişlerdi. Bu takvimde esas alınan gün ise, Sirius’un doğuşunun Güneş’in ışığından yeterince uzaklaşmış olmasından sonra, Güneş’in doğuşundan hemen önce açıkça görülür hale geldiği gündü. Bir başka deyişle bu, Sirius’un Mısır göklerinde 70 günlük yokluğundan sonra belirdiği gündü ve Nil Nehri’nin her yılki taşmasından hemen öncesine ve yaz gündönümüne denk gelirdi. Sirius-A eski Mısır panteonunda İsis ilahesi ile özdeşleştirilirdi ki, İsis, eşi Osiris ve oğlu Horus ile bir üçlem oluştururdu. Sirius’un gökyüzünde görülmediği 70 gün, İsis ve Osiris’in duat denilen öte âlemde bulunduğu dönemi simgelerdi.

Pek çok eski Mısır tapınağı, iç odaları Sirius’u görecek biçimde inşa edilmişti. Örneğin, Keops Piramidi’nin Kraliçe Odası’nın duvarında açılan bir kanal yalnızca Sirius’u görmek üzere yapılmıştı.

Sirius’un, “Cennet’in Kraliçesi” (Ka’ulua) olarak betimlendiği Hawaii’de kış gündönümündeki en yüksek noktasına gelmesi törenle kutlanırdı. Polinezya’da Sirius’le ilgili daha birçok ad saptanmıştır.

Sirius, Eski Mısır, Maya ve İnka’ların; Afrika’da Mali’de yaşayan Dogonların kültüründe büyük yer tutar. Üstelik Dogonlar, yakın zamanda keşfedilen Sirius- C yıldızını da biliyorlardı. Antik kültürlerde bu yıldız kümelerinin büyük bir yeri vardı ve atalarının buralarla bir bağı olduğuna inanıyorlardı.

Dostuma, tufanla ilgili bulduğum bilgileri, kitapları götürüyordum. Polinezya’da tufanla ilgili söylenceler, burada ve dünyanın diğer yerlerindeki piramitlerle ilgili ne bulursam götürüyordum. Bu konularda saatlerce konuşuyorduk. Sanırım sonunda bu yönünü anlayan birini bulmuştu.

Partlarla ilgili bir kitabını okumak için istemişti. Epey tereddüt etti, “Namusuna güveniyorum” dedi. Kitabın içine de kaşesini vurdu. Daha sonra ikişer, üçer kitabını bana vermekte tereddüt etmedi. Vefatından sonra bendeki beş kitabını kızına götürdüğümde çok şaşırmıştı ve “Babam sana ödünç kitap mı verdi?” diyerek şaşırmıştı.

Daha sonra bana 2000 yılında basılan “KÜLTÜRLERDE ŞAHMERAN” adlı kitabı da kendi alanında muhteşemdi doğrusu. Meraklı dostlarıma alıp hediye ettim.

Üçüncü kitabı “MİSTİK/GİZİL SİMGELER GELENEK VE KAVRAMLAR” önce Avrasya Etnografya Yayınları tarafından yayınlandı. Kitabın daha geniş kitlelere ulaşması için girişimde bulundum ve KASTAŞ Yayınevi tarafından basıldı.

*

Son siyasi faaliyeti gazeteci dostu Mehmet Ali Yılmaz’ın CHP Osmangazi ilçe başkanlığına adaylığına destek oldu. Yılmaz’ın Demirtaş’ta tuttuğu seçim bürosuna gidip çalışmalarına destek veriyordu. Seçime başka güçler karıştı ve Yılmaz kaybetti.

Buluştuğumuz birgün keyfi kaçıktı. Sorduğumda, öksürürken boğazından kan geldiğini ve akciğer kanseri olma ihtimali olduğunu söyledi. Kendisine, “Öksürürken boğazın tahriş olmuş olabilir” dedim. Ama maalesef o haklı çıktı.

Sonrasında tedavisini Ankara’da sürdürdü. Hergün kendisini arayıp moral vermeye çalıştım, ama illet onu zayıf düşürdü. En verimli çağında onu kaybettik. Ankara’ya defnedildi. Cenazesine gidecek gücü kendimde bulamadım. Yakın dostları Mehmet Ali Yılmaz ve Raif Kaplanoğlu katıldı.

*

Ölümümün birinci yılında yazdığım dergiye ve Olay gazetesine aşağıdaki yazıyı yazdım. Yazım, Olay gazetesinin kültür sayfasında farklı olarak yayınlandı.

Geçtiğimiz yılın eylül ayı hüzünlü geçti. Hazan mevsimine girerken 26 Eylül günü değerli araştırmacımız Tankut Sözeri’yi kaybettik. Uzunca bir süre kanserle savaştı, ama maalesef bu savaşı kaybetti.

O yerel basında Yeni Bursa ve Haber Gazetelerindeki yazılarıyla tanındı. Gazeteci ve Yazarlar Derneği Yönetim Kurulu Üyesi yaptı. Bursa yerel basınında yüzlerce makaleye imza attı.

Engin kültür birikimi ve insan odaklı iletişim tarzıyla tanınıp sevilen biriydi Tankut Sözeri. 

Ölümü benim gibi dostlarında büyük bir üzüntü yarattı.

Değerli bir “Halk kültürleri” i araştırmacısıydı. İnançlarda Şahmeran, Kültürlerde Şahmeran ve Çok Karşılaşılan Mistik/Gizil Simgeler Gelenek ve Kavramlar isimli kitaplarına, üzerinde çalıştığı “Şaman” adlı yeni kitabını katmaya hazırlanıyordu.

Bu kitapları yazmak için dolup taşmak gerekiyor. Türk Tarihi üzerine derin bir bilgi birikimi, Bektaşi Dedesi, emekli bankacı, espritüel bir zeka ve akıcı bir İngilizceye antikacılığın eklenmesi gerekiyordu. Benim gözümde  Burhan Oğuz’dan sonra Halk Kültürleri konusunda en yetkin kişiydi.

Tarih boyunca günümüze ulaşmış eserlerdeki kültür izlerinin kökenlerini araştırıp bunları okurlarıyla paylaşan bir yazardı. Gizil bilimler üzerine yaptığı araştırmaları yazıya dökemeden aramızdan ayrıldı.

Sıhhatli olduğu günlerde beraber Heykel-Setbaşı hattında tur atar, bazen simit sarayında çay içerdik. Kendisiyle ilgilendiği konularda sohbet ederdik. Bazen Orion kuşağını ve Mısır Piramitlerini, Hebron’u, Mısır dışındaki piramitleri bazen yaradılıştaki sırları, simgeleri ve tarihsel değişimini, Hazreti Süleymanı ve kuşları konuşurduk.

Yaptığı çalışmalar Bursa dışında duyulamadı, duyuramadı.Sadece Barış Partisi Bursa İl Başkanı ve muhalif yazar olarak bilindi. Kıvrak zekâsıyla yazdığı yazılar yüzünden Bursa’nın günlük gazetelerinde YAZDIRILMAYAN BİR GAZETECİ oldu.

Son kitabı “MİSTİK/GİZİL SİMGELER GELENEK VE KAVRAMLAR” D&R mağazalarında okurlarını bekliyor.

Uzun yıllar emek vererek oluşturduğu ve birbirinden nadide binlerce kitaptan oluşan şahsi kütüphanesi adına açılacak bir Halk Kültürleri konulu tematik bir kütüphanede araştırmacıların hizmetine sunulamadı(oğlu ve kızı kitaplarını Mümin Ceyhan Bursa Araştırmaları Kütüphanesine bağışladılar).

Seni her geçen gün biraz daha özlüyorum dostum.

*

Ömrünün son yılında bir Azeri yazarın “ŞAMAN” isimli kitabını çevirmeye karar vermişti. Bununla ilgili olarak KASTAŞ Yayınevi’nin sahibi Erendiz Kasnak’la Cağaloğlu’ndaki Azerbaycan Başkonsolosluğu’na gitmişler ve konsolosluk yetkilileriyle görüşmüşler. Konsolosluk yetkilileri büyük bir memnuniyet duymuşlar ve gerekli izni hemen vermişler. Tankut Bey, gösterilen ilgiden çok memnun olduğunu söylemişti. Maalesef bu çeviri bitmeden dostum hayata gözlerini yumdu.

Foto Galeri

663 Toplam, 4 okuma bugün

Ekrem Hayri PEKER: Kimya mühendisi, araştırmacı, yazar, STK yöneticisi. Bursa Mustafa Kemal Paşa’da (1954) doğdu. Anadolu Üniversitesi Kimya Mühendisliği bölümü mezunu. TUBİTAK veri tabanına kayıtlı “Teknoloji tabanlı Başlangıç Firmalarına Özel İş Geliştirme” mentörü, C Grubu iş Güvenliği uzmanı olarak Nano kimyasalların tekstil materyallerine uygulamalar konusunda üniversitelerde konferanslar verdi. Yayınlanmış kitaplarından bazıları: "Kuşçubaşı Hacı Sami Bey", "Özbek Mektupları", "Yeşim Taşı - Ön Türkler ve Türk Tarihinden Kesitler", "Kafkasya'dan Anadolu'ya - Zekeriya Efendi". Belgeseltarih.com kurucu ortağı ve yazarıdır. E-Posta: ekrempeker@gmail.com