Quantcast
Ana Sayfa Arama Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Ekrem Hayri PEKER

Misi Şaraphaneleri

30. 10. 2025-01.11.2025 tarihleri arasında
İzmir’de düzenlenen “3. Ulusal Bağcılık
ve Ürünleri Sempozyumu”na sundum.
Kabul edildi ancak gidip sunum
yapamadığım için programdan çıkarıldı.

Ekrem Hayri Peker

 

BURSA’DA ŞARAPÇILIK

Yaygın olan bilinenin aksine Anadolu’nun temel alkollü içeceği Antik Çağ’dan bu yana şaraptır.

Bağcılık Anadolu’da çok eski çağlardan beri yapılmaktadır. Sümerlerin, Hititlerin ve Mısırlıların birayı ve şarap yaptıklarını ve kullandıklarını biliyoruz.

Yerleşik hayat tahıl üretimi, hayvancılık ve bağcılığı öne çıkarmıştır. Üzümün, asmanın kökeninin Anadolu olduğu iddiası oldukça güçlüdür. Hattilerden başlayarak, Hititler üzüm üretiminin yanı sıra şarap üretimi de yapmışlardır. Boğazköy metinlerinde yer alan “Wiyanna” sözcüğü Hititçe’de şarap anlamına gelir. Günümüzde kullanılan wine, vinus, vino, wein sözcüğünün kökeni ise Hitit’lerin wiyanna sözcüğüdür.

Anadolu’da Elazığ ve Malatya yöresi, Kapadokya, Ankara, Kırıkkale, Bozcaada, Gökçeada, Ege Bölgesinde İzmir, Denizli, Uşak ve Tekirdağ ülkemizin önde gelen bağcılık ve şarapçılık üretim merkezleridir.

20. Yüzyılın başında Bursa’da on dokuz şaraphane bulunuyordu. Emniyet Sandığı’nın bitişiğindeki Rumlardan kalan şaraphane otuzlu yıllarda da faaliyetini sürdürmüş.

Keyder Çağlar (Dünya Ekonomisinde Türkiye 1923-1929) adlı eserinse, “Yunanistan’da bağcılık mübadillerin gelmesiyle büyük önem kazanmıştır” diye yazar (Balkan Tarihi Kongresi, s.384, Samsun-2016, İlkadım Belediyesi yayını).

Bursa’da şarap tüketimi hakkındaki geniş bir bilgiyi bir misyoneri hatıratında buldum.

1840’lı yılların başında Bursa’ya eşiyle gelen Protestan misyoner Eliza Schneider, gözlemlerini mektuplar halinde ABD’de destek aldığı kilise cemaatine iletir.

Madam Schneider, Bursa’daki faaliyetlerini, Bursa’yı, Müslümanları, gayri Müslimleri ve bilhassa üzerinde çalıştıkları Ermenileri anlatır.

Şehirdeki gayri Müslimlerin şaraba olan düşkünlükleri Madam Schneider’i şaşırtır.

Üçüncü mektubunda bu konuya değinir. “Üzüm bol miktarda bulunuyor. Bazıları çok lezzetli. Aydan aya ve okkası (1 okka=1.282 kg) bir sentten satılıyor… Bu şehirde inanılmaz miktarda şarap üretiliyor. Her yıl binlerce fıçı şarap yapılıyor. Neredeyse tüm Hristiyan aileler bu işle uğraşıyor (Hristiyan kelimesini, Müslümanlardan ayırmak için kullanıyorum). Şehrin 12 veya 13 tane şarap dükkânı var. Sıradan şaraplar (maalesef) okkası bir kuruş gibi çok ucuz bir fiyata satılıyor. Daha kaliteli olanların fiyatı biraz daha yüksek. Şarap burada da diğer her yerde olduğu gibi, toplumun belası, aile huzurunun düşmanı, insanların kaderlerini değiştiren ve maneviyatlarını harap eden bir musibet. Hem üst hem alt tabaka hem garibanlar hem zenginler hem asiller hem de ayak takımı tüm iyiliklerin düşmanı olan bu musibete pek düşkün…Türklerin sarhoş edici içmesi Kuran’da yasaklanmış. Ancak dini vecibelerini ve vicdanlarını bırakıp gizli gizli içenler var. Bazıları (aslında çok azı) sarhoş olacak kadar içiyor. Şehrin Ermeni veya Rum mahallelerine kıyasla Türk mahallesi bu konuda çok daha iyi durumda. En kötüsü de Rum mahallesi.

Bu Ermeni ve Rumların bir oturumda tükettikleri şarap miktarı, ölçülü alışkanlıkları olan insanları şaşırtıyor. Hem erkekler hem kadınlar, normal insanlar nasıl su içiyorsa o kadar rahat bardak bardak şarap içiyor…”

Bursa’daki Yahudi Şarapçı Aileler

Kaynak kişi: Semuel Sami Bahar 1949 Bursa doğumlu. 45 yıldır İsrail’de yaşıyor. Yeşil Bursa şarabın sahibi Liya Saban’ın damadı, Flora’nın eşi. (Güzin Değişmez’e Telaviv’den gönderdiği mektupların bir bölümünden alınmıştır)

“Bursa da iki Yahudi aile şarapçılık yapıyordu; Baruh ve Saban ailesi.

Baruh Ailesi: Anne tarafından S. Sami Bahar’ın dedesi Hayim Vitali Baruh 1905 yılında şarap imalatına başlıyor. 1952 yılına kadar, yaklaşık 48-50 yıl Bursa da şarapçılık yapıyor.1905 yılında şaraphanesi Pirinç Hanı’ndaydı. Han içinde depolarda şarap imal edilir.

Vitali Baruh’un şaraphanesinde sek, dömisek, tatlı şarap, bira ve sirke imal edilirdi. Şarabın adı “Misi Şarabı”ydı.

Pirinç handaki imalathanesinde on eleman sürekli çalışırdı. Üzüm alışı zamanında çalışanlar otuza çıkardı. Geçici elemanlar üzüm aldığımız köylerden gelirlerdi ve depolarda yatarlardı. Aylık veya günlük hesaplarının harici, dedem Baruh’un hesabından yemek yerlerdi.

1952’de ölen Baruh’un şaraphanesinin başına oğlu Moşe (Moiz) geçti ve şaraphaneyi Misi köyüne taşır.1964 yılında ölümüyle imalat sona erdi.

Saban ailesi:

S. Sami Bahar’ın büyükannesinin kardeşleri Yuda (Yehuda ve Nesim Saban’ın Çatalfırın’da havuzun yanında meyhaneleri vardı. Kendi şaraplarını satarlardı.

Yuda Saban’ın ölümünden sonra Liya Saban şarapçılığa başladı. Misi köyünde kurduğu şaraphanede imal ettiği şaraba “Yeşil Bursa” adını verdi.

Liya Saban’ın amcası Nesim Saban “Güzel Bursa” Şarabı ile şarap üretimine başladı. Şarap deposunu Beşevler’de inşa eder. Morris marka küçük kamyonetiyle üç damacana ve üç beş şarap şişesiyle dağıtıma başladı. Sonra ailece işleri büyüttüler, bu işten üç aile geçimini sağladı.

Bunlardan başka Madam Rebeka’nın kocası Mösyö Yanto Benevrayim evinde, ev şarabı yaptı. Rebeka’nın evinin altında şarap saklamak için depo vardı. Pek çok Yahudi aile kendileri için rakı ve şarap yapardı.

Şarapçı Hacı Kınalı, “Biz Semuel Sami Bahar’ın kiracısıydık. Şaraphanenin üstündeki evde otururduk, Kademe kademe beton havuzlar, presler, hortumlar musluklarla dolu bir depo, lastik çizmeli adamlar, ağaç fıçılar damacanalar, kapısının altından sokağa sızan şarabi dere. Arap Şükrü Sokağı’nın hemen arkasında, şehrin ortasında bir şaraphaneydi aslında. Zaman zaman sokaktaki meyhaneler depo temizliği yapar ve kamyonlar dolusu yeşil şarap şişesi toplanırdı.”

 

MİSİ KÖYÜ

Eski adı Misi Köyü, şimdi Gümüştepe. Orhaneli yolu üzerinde, etrafı ormanlarla kaplı dört tepenin çevrelediği, eğimli arazi üzerine kurulu tarihî bir yerleşim yeridir. Bursa merkezine 12 km. uzaklıktadır. Ortasından Nilüfer Çayı geçer. Asma yaprağı, misket üzümü, pekmezi ve şarabıyla ünlüydü. 17. ve 18. yüzyıldan kalma yapıların bulunduğu bir yerleşimdir ve 1989 yılında SİT alanı ilan edilmiştir.

Yerleşim yerinin tarihi M.Ö 1800’lü yıllara kadar götürülmektedir. Tarihçiler Trakya’dan Güney Marmara Bölgesi’ne göç eden ve Misyalılar olarak bilinen bir kavmin biri Misi olan üç yerleşim kurduklarını, bunların Romalılarla karışarak MS 5. yüzyıla kadar varlıklarını sürdürdüklerini, bu tarihten sonra da Doğu Romalıların bölgede hâkimiyet kazandıklarını aktarmaktadır.

Bursa Ovası’nın ortasında kuzeyden güneye doğru akan, geçmişte Silvardos (Gümüş Nehir) olarak adlandırılan, zaman içinde adı Nilüfer olarak değişen akarsu, Misi’nin yerleşim için tercih edilmesinin nedenlerindendir. Batı’dan gelen kervanların Bursa’ya ulaşabilmek için aşmaları gereken bu çay üzerindeki köprülerden birisi Misi’deydi.

Bizans döneminde Misi’deki manastırların bağlarından elde edilen üzümle şarapçılık yapılmış; bu zanaatı miras alan Türkler şarap yerine pekmez üretmişlerdir.

1961 yılında ismi “Gümüştepe” olarak değiştirildi. 1987 yılında köy statüsünden çıkarılarak bir mahalle haline getirildi

Tarihsel süreçte en önemli geçim kaynakları ipekçilik, bağcılık ve şarapçılık olmuştur. Günümüzde ipekçilik tamamen, bağcılık ve şarapçılık büyük ölçüde yok olmuştur.

MİSİ KÖYÜNDE ŞARAPÇILIK

Misi köyü uzun yıllar şarap üretim merkezi olmuştur. Köyde üretilen şaraplar Fransa’ya gönderildi. Köyde üretilen üzümler önce Fransa’ya daha sonra İstanbul’a gönderilmiş.

Bursa’daki Misi Şaraphaneleri ve Misi köyünün şarapçı aileleri

Emin Argın: Misi Köy, köprübaşı şaraphanesi, Kayhan’da da yeri vardı.

Ömer Gümüş: Misi Köy, köprübaşındaki şaraphane ve Arap şükrü Sokağı’nda meyhane sahibi

Halit Özmisili: Tahıl Caddesi’nden Reyhan’a inen aralık başında meyhane sahibi

Emin Deveci: Kayhan’da meyhane işletiyordu, daha sonra damadı Mehmet Yeşilkaya işletti

Halil Çakar: Bitpazarında meyhane sahibi

Emin Efe: Arap Şükrü sokağında meyhane sahibi

Tevfik Gündoğdu: Arap Şükrü sokağında meyhane sahibi

Bu ailelerin hepsinin kendi mahzenleri bulunurdu. Şaraplarını ağaç fıçılar ve beton mahzenlerde muhafaza ederlerdi. En çok satış yaptıkları yerler Arap Şükrü Sokağı meyhaneleri ve Kayhan meyhaneleriydi.

Sıra dükkânların arkasında Üç Köfte Meyhanesinde Mürefte Şarabı satılırdı. Üç Köfte meyhanesinin özelliği; köfteler ızgaradan çıktıkça, konuldukları bakır sahanlardan müşterilere üçer üçer servis edilmesiydi.

1978-1979 yıllarında Pirinç Han’ın içinde Misi şarapçısı vardı açık şarap satardı. Eski hapishanenin yanında altmışlı yıllarda şaraphane vardı.

Misili Bardakçı Mustafa Şarap evi

Ömer Gümüş, bardakçı Mustafa’nın oğludur. Kırklı yıllarda bu semte yerleşmişler ve sokağın girişinde bir şaraphane açmışlar.

Misili bir aile Bardakçılar. Misi ile ilgili bölümde kendisine geniş bir yer verdim.

Şaraphanenin kapısında bir çıngırak bulunuyordu. Çalıp beklersiniz, içinde yer varsa kapı size açılırdı. Nedense bir türlü çıngırağı çalıp içine girmedim. Mezelerini müşterilerin getirdiği bir yerdi.

Bursa’da klasik şarapçılığa ilk darbe bağların azalmasından gelmiştir. Bağlar, sanayi tesislerinin artmasıyla değişen klimatik ortam, sanayi tesislerinin baca gazlarının olumsuz etkisi, bağların bulunduğu arazilerin sanayi arazisine dönüşmesi, suni tatlandırıcıların hızla artması ve pekmez tüketiminin azalması bağcılığın sonunu getirmiştir.

Bursa’da şaraplık üzüm üretiminin azalması üzerine, son kalan şarap üreticileri üretimde kullandıkları üzümleri Ege Bölgesinden getirmeye başlamışlardır.

Üzüm üretiminin azalmasının yanı sıra 2002’den sonra mevcut iktidar şarap üretimi üzerine getirilen çeşitli kısıtlamalar küçük üreticilerin şarap üretiminden çekilmesine yol açmıştır.

Özel sektörün ürettiği ve alkolsüz sayılan biraların kahvelerde serbestçe satılması şaraphanelerin sonunu getirmiştir.

Son şaraphanenin kapanması

Anlatan Mustafa Gümüş; “Babamın Misi köyü girişinde şaraphanesi vardı. Çocukluğumdan başlayarak ona yardımcı oldum. Bize şarapçılığı Yahudiler öğretti. En büyük müşterimiz Kuruçeşme Mahallesi, Arap Şükrü Sokağı ve Altıparmak Caddesi’ndeki Yahudilerdi.

O yıllarda sadece bugünkü Arap Şükrü Sokağında değil; Zafer Meydanında, Kayhan ve Cumhuriyet Caddesi’nde çok sayıda şarapçı vardı.

Bizim dükkânımız Sakarya Caddesi (şimdiki Arap Şükrü Sokağı) girişindeydi. Gelen müşteriler kapıdaki çıngırağı çalar, içerisi müsaitse kapı açılır ve içeri alırdık. Müşteriler içeceği şarabın parasını peşin verirdi. Şarabın yanında Nevalesini kendi getirirdi.

Köyümüzde şarapçılık bildiğim kadarıyla 1938-39 yıllarında başladı. Köyümüzde çok bağ vardı ve köydekiler pekmez yapıp satarlardı. Ondan önce köyümüzde Şarapçılığı Rumlar yapıyordu.

Büyük dedem Ali Ağa bölgeden topladığı pekmezleri Balkanlara götürüp satardı. Balkan Savaşı sonrası bu düzen bozulmuş. Pekmez yerine topraktan yapılmış ve sırlanmış bardak satmaya başlamış. Bardakçı diye anılmışlar. Daha sonra aileye soyadı olarak almışlar.

Dedemlere-babamlara şarapçılığı Yahudi Natan Abi öğretti. Köyümüzde 6 aile şarap yapıyordu.

Bursa’da gelişmiş bir fıçı imalatı vardı. Fıçılar çok değişik alanlarda kullanılıyordu. Şarapçılar dışında zeytinciler salamura için kullanıyorlardı. Ayrıca turşu imalatçıları da fıçı kullanıyorlardı. Fıçıdaki turşular daha lezzetli oluyormuş.

C:\Users\HP\Documents\ZZ.MEYHANELER\FIÇI.jpg

Bursa’da öğüt ağacından dokumalar için mekik ve fıçı yapan Koyunlu ailesi de Geçit köyünde şarap üretimine başladılar.

8-10 yaşında dükkânda çalışmaya başladım. Yerleri süpürür şarap servisi yapardım. Şarapçılarla nasıl geçinileceğini öğrendim.

Şarapta istemediğimiz bulanıklık, tortu maddelerinden şarabımızı ayırarak berraklık kazandırıp ve duyusal özelliklerini iyileştirmek için bazı yardımcı malzemelerden faydalanarak durultma yapardık.

Yaptığımız şaraplar satışa sunulmadan önce TEKEL yetkilileri tarafından kontrol edilirdi. Alkol seviyesi %12’yi geçmemesi gerekiyordu. Geçen fıçılar seyreltilirdi.

C:\Users\HP\Documents\ZZ.MEYHANELER\1974.jpg

Ömer Gümüş şaraphanelerinin önünde-1974

Köyümüzde şarapçılık bağların veriminin düşmesiyle gitgide azaldı. Son yıllarda şarap yapmak için İzmir yöresinden üzüm getiriyorduk.

Babama şarapçılık yapmayacağımı söyledim. 1983 yılında üniversiteye girdim. Makine Mühendisi oldum.

Bizim ve köyümüzde neredeyse 100 yıldır süren şarapçılık bir günde bitti. TEKEL kapatılmış yerine TAPDK (Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurulu) kurulmuş. Bizim izinler iptal olmuş. Yeniden başvurmamız gerekiyormuş.

2004 yılındaydık. Bir gün köy girişinde şimdi yıkılmış değirmenin yanındaki şaraphaneyi 15-20 jandarma bastı ve şaraphane sahibini gözaltına aldılar. Şaraphaneyi de mühürlediler.”

MİSİ KÖYÜ VE ŞARAP ÜRETİMİ

1950-1960’lı yıllarda Bursa’da şarap üretimi çok yaygındı. Bağcılık yaygındı. Köylerde pekmez, şıra ve şarap yapılırdı. Çocukluğumda Yenişehir’in Subaşı köyünde bağ bozumuna şahit olmuştum. Toplanan üzümler ayaklarla eziliyordu. Ezilen üzümlerden çıkan üzüm suyu ya taze olarak tüketiliyor ya da şıra yapılıyordu. Az sayıda kişi evlerinde şarap yapıyordu.

Üzümler üzüm teknesine konulurdu. Teknenin bir deliği olurdu. Ezilen üzümler bu delikten aşağı akardı. Toplanan üzüm suyuna pekmez toprağı konulur ve kaynatılır. Toprak alta çöker, pekmez ayrılırdı. Üzümler köfünlerle taşınırdı.

İnegöl’de Doma köyde (Şehitler köyü) şarap yapılırdı. Bu köyde yapılan şaraplardan içmiştim. Epey sert bir şaraptı.

Üzümler özel bir bıçakla kesilirdi. “Bağ Bıçağı” denilen tırtıllı eğri bıçaklar katlanıp tahta sapını içine girerdi.

Misi Köyü’nün şarapları çok farklıydı. Öncelikle köyde yüzlerce yıldır bağcılık ve şarapçılık yapılıyordu. Misi’de yapılan pekmez ve şaraplar çok tutuluyordu.

Toprağın bölünmesi, şehirlerin büyümesi sadece Misi’de değil, köyden kente göç ve hava kirliliği de köylerde bağcılığı öldürmüştü. Köyde bazı soyadları o günleri anlatıyor. Bardakçı, Özbağcı…

Bursa’daki çok sayıdaki şaraphanenin sahibi Misili ve satılan şarap Misi köyde üretilenlerdi.

Misi Köyünden Bir Görünüş

Şaraba farklı tadı veren, köyün kıraç topraklarında yetişen sarı renkli üzümleri ve siyah küçük taneli misket üzümünün aroması Misi şarabını bölgenin en tanınan şarabı yapmıştı. Mudanya iskelesinden yüklenen şarap ve pekmez Avrupa’ya giderdi. Bu ticaret Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra sona erer. Misi’de yapılan şaraplar Bursa’da Kayhan’da Cumhuriyet Caddesi’nde itfaiyenin karşısındaki Üç Köfte’de ve Arap Şükrü Sokağı girişindeki şarap evinde satılırdı.

Misi’de şarap üretimi için 1937 yılında bir kooperatif kurulmuş ve Tekel’in desteği ve kontrolünde şarap üretilmiş. O yıllarda köyde şarapçılıkta marka olan isimler Emin Deveci, Halit, Bardakçı, Haldun diye anlatılmaktadır. Tekel’den izinsiz satılmak için şarap üretilmesi yasaktı.

Günümüzdeki bazı yasaklar o dönemde yoktu. Gazetelerde şarap reklamları rahatça yapılıyordu. 5 Aralık 1956 tarihli Hakimiyet gazetesinde Ankara’da üretilen “Hasan Baba Bağları ve Demirhan Şarapları”nın reklamları yer alıyordu.

25 Aralık 1956 Hakimiyet

O yıllarda Beşevler’de yaşayan Yahudiler köye gelip şarap alırlarmış. Köydeki 7-8 üretici yılda 100-150 ton şarap üretirmiş. Misi Köyü’nde yetişen üzümün tat derecesi 17 boğmaymış. Diğer üretimlerde bu oran 8-12 arasındaymış. Şarapta tat oranı yükseldikçe alkol oranı yükseliyor ve şarabında kalitesini arttırıyormuş. Köyde yetişen misket üzümü de köyde yapılan şaraplara ayrı bir aroma katıyormuş. Köyde 7 adet şarap imalathanesi ve 3-4 şarap içilen meyhane bulunuyordu.

Köydeki şarapçılık alkollü iş yerlerine gelen kısıtlamalardan sonra Bursa’da şaraphaneler hızla azalmaya başladı. 2000 yılına doğru köydeki şarapçılık bitti. 1 001

Köye bağ bozumu zamanı Orhaneli’nden, Kastamonu’ndan çalışmaya gelenler olurmuş. Köydeki hamamın arkasındaki handa kalırlarmış. O yıllarda köyde iki tane han varmış. Orhaneli’ne gidenler yolcular da handa kalırlarmış. Toplanan üzümler İstanbul’a gönderiliyormuş.

Şarap bardakta satıldığı için şarap satılan yerlere ve şaraphanelere bardakçı denilirmiş.

Misi Köyü Girişindeki Köprü ve Misi Deresi

Aktaran Turan Çalay; “En büyük şarap imalathanesi Bardakçıların (en son

Kapanan mahzen) şarap deposudur. Bunların 80 dönüm şaraplık üzüm bağları vardı. Beşevler’de Musevilerin büyük bir şarap depoları vardı. Bunlar deponun yolu daha düzgün olduğu için (arabalarla bile üzümler taşınabilirdi. Misi’ye ancak at, eşek ve katırlarla taşınabilirdi) daha düşük fiyata alsalar da çevre köylüler yetiştirdikleri şaraplık üzümleri buraya satmak zorunda kalırlardı.

İkinci dünya Savaşı yıllarda orduyu beslemek için köy ve çevresinden tonlarca üzüm alınmış.

Araştırmacı Raif Kaplanoğlu, “Bursa’da Bağ Bozumu ve Şarap Kültürü” yazısında Bursa’da şarap üretimi konusunda şunları yazar; “Bursa’nın en zengin ürünlerinden biri olan üzüme bağlı olarak şarap, sirke, şıra gibi ürünler açısından Anadolu’nun en zengin bölgesiydi. Osmanlı döneminde de bağcılık ve şarapçılık sürmüştür.

15.-16.yy. belgelerine göre Bithynia bölgesinde bağcılık yapan 20 kadar köy ve kasaba saptanmıştır. Bursa’da en eski belgelerde Demirkapı Hıristiyanlarının şarap ürettikleri konusunda bilgiler vardır.

1647’de yazılan bir fermana göre de Bursa’nın özellikle Filedar/Gündoğdu, Tepecik, Demirtaş, Kelesen köylerinden şarap getirildiği kayıtlıdır. Bu belgelerden Bursa’nın hemen hemen tüm Hıristiyan köylerinde şarap yapım ve satımı olduğu anlaşılmaktadır.

 

*

Bursa’ya gelen hemen tüm yabancı gezginler Bursa’da şarap içildiğini yazmaktadırlar. 1494-1568 yılında Hans Dernschwam İznik’te şarabı büyük taştan oyulmuş amforalar içinde sakladıklarını yazıyor. Gölün her tarafının ise bağ ve üzümlerle dolu olduğunu belirtiyor. Gezgine göre İznik’te her zaman şarap bulmak olasıdır. 1745 yılında Richard Pockocke Mudanya ve İznik’ten İstanbul’a beyaz şarap ihraç edildiğini yazar.

1855 yılında Bursa’ya gelen Ubicini’ye göre Bursa’nın başlıca üretim maddesi ipek ile şaraptır. Paul Lindau 1897 yılında Bursa’da üretilen şarabın önemli ürünler arasında yer aldığını fakat son yıllarda oldukça gerilediğini, bağların yerini dut ağaçlarının aldığını yazar.

1880 yılında Bursa’ya gelen Mari de Launa Bursa’nın şaraplarını över: ‘Keşiş Dağı’nın beyaz ve kırmızı şarabı çok nefistir.  Bu şarap lezzet açısından Fransızların en güzel şaraplarıyla kıyas edilebilecek nitelikte olup, Anadolu’nun diğer yerlerinde üretilen şaraplara benzemez. Bu şarabın en nefisi Keşiş Dağı’nın güney yamaçlarındaki Akçaköy, Dolanca (Doğancı olmalı) ve Kirazlı adlı köylerin sağlarında üretilir. Eskidikçe güzelleştiğinden dolayı kadri artan ve çoğu zaman tam süzülmeksizin saklanabilen bu şarap uzak yerlere dahi götürülebilir. İstanbul ile Rusya’ya, hatta İngiltere’ye bile satılır.’

1926 yılında Bursa’da önemli ölçüde içki sanayi vardı. Bu tarihte Bursa’daki 21 işletmeden 52.098 kilo şarap üretilmekteydi. Uzun yıllar Bursa’nın en önemli şarap üretim merkezi ise Keşiş Dağı/Uludağ şaraplarını üreten Misi Köyü idi.

Avrupalılar, ipekçilikten önce Bursa’da şarapçılık yapmak üzere gelmişti. 1855 Paris Sergisi’nde, Bursa’da ilk fabrikayı kuran Falkheisen’e Olimpos Şarapları için madalya verilmiştir. Daha sonra Bursa’da çok sayıda ipek fabrikasın sahibi olacak Bayan Augustine Brotte’un da ilk işi Hotel Anatolie adlı oteli işletmek ve şarap üretmek olmuştu. Bursa’dan çok sayıda şarap üreticisinin 1906 yılı Bursa Sergisi’ne katıldığını görmekteyiz. Eczacı Kurdikyan Efendi, şişesi 25 kuruştan satışa çıkarılan 25 şişe eski şarap ile sergiye katılmıştır. Gemlik’te Burgurcuoğlu Dimitri, Orhangazi Yeniköy Nahiyesi Belediye Reisi Şarapnatyan Markor Efendi, Yeniköy’den, Monpalya Ziraat Mektebi mezunlarından Karavasyan Efendi de sergiye gönderdikleri şarap şişeleri ile katılmışlardır.”

Misi’de Bir Bağ

Misi köyü muhtarı 1958 doğumlu Yakup Dülger 08/05/2017 tarihinde köyü ve köydeki şarapçılığı ve nasıl sona erdiğini anlattı:

“Köylüler üzümleri şaraphanelere verirler, bazen bir yıllık emeklerinin karşılığını alamazlardı. Bağlardan toplanan üzümün bir kısmı pekmez, bir kısmıyla da cevizli sucuk yapılırdı.

70’li yıllarda sanayi açıldı üzüm bağları yok oldu. Hava kirliliği asmaları kuruttu.

Misi köylüsünün şarapla pek ilgisi yoktu. Üzüm olduğu için imalathaneler kurulmuş havası ve toprağı çok güzel olduğu için lezzet veriyordu. Şarapçılığa gelince yedi kişi rahat yaşadı, gerisi yoksulluk çekti. Evlerde kesinlikle şarap yapılmadı. Sadece bu birkaç imalathanede şarap yapıldı. Önceleri şehirde bulunan Yahudiler köyden üzümleri alırmış şarapçılık bu şekilde başlamış.

Evlerde sirke yapılır, turşular ev sirkesi ile kurulurdu.,

Temmuz ayında bağ işleri bitince tatil gibi Karacabey’e balık tutmaya gidilirdi. Uluabat gölü boğazında balık çok olurdu. Sepet sepet balık tutulur orada tavada pişirilip yenirdi. Üç gün orada kalınırdı. Kalan balıklar kışlık saklamak için tenekelerde tuzlanırdı. Herkes evine bir teneke tuzlu balık götürürdü. Bu balıkların tadı çok lezzetli olurdu.

Salavat mevkiinde yetişen üzümler ayrı bir lezzetli olurdu. Şöyle bir laf vardı; “Salavatta bağın olsun yüreğinde yağın olsun derlerdi.” Orada yetişen üzümleri özellikle pekmez yaparlardı.”

Yakup Dülger

Köydeki üzüm yetiştiriciliğinin ve şarapçılığının geçmişinin iki bin yıl öncesine kadar uzandığına ait kayıtların olduğunu, köydeki Rumların mübadeleye kadar şarapçılık yaptığını, ellili yıllara kadar İstanbul’a üzüm gönderildiğini söyledi.

Köyde seksenli yıllara kadar şarapçılığın yapıldığını, köyde yedi imalathane ve 4 şaraphane bulunuyordu.

Köyde yetişen siyah misket üzümünden yapılan şarapların tadına doyulmazmış. Bursa’da Misi üzümlerinden yapılan şarapları satan 7-8 şarapçı vardı.

Köyde o yıllarda çok sayıda insanın şarap içtiğini dört şarapçının yanı sıra şaraphanelerde şarap satarmış.

Bağcıların yetiştirdikleri sofralık üzümleri Bursa dışında Karacabey ve Mustafakemalpaşa’da da satarlarmış. Bursa’ya her gün 5 minibüs üzüm gönderilmiş. Üzümleri satmak için Tahtakale’ye giderlermiş. Üzümler daha ziyade Ağustos-Ekim ayları arasında toplanıp satılırmış. Bağcılar römorklara yükledikleri üzümleri askeri levazım amirliğine götürürlermiş. Ellili yıllarda Köyde yetişen sebze ve meyve Bursa’yı beslermiş.

Yakup Bey, 1965-1967 yıllarında okula giderken şaraphanelerin önündeki küfelerden sızan şıranın dere gibi aktığını, arılardan o sokaklara giremediğini anlattı. O yıllarda üzümlerin konduğu köfünlerin eşeklerle taşındığını anlattı.

Şarapçılığı sona erdiren sebeplerin başında Bursa’da açılan otomobil fabrikaları geliyor. Tarımsal uğraşlar, bağcılık yoğun insan gücü geliyordu. Miras yoluyla bağların bölünmesi, gençlerin çalışmak için fabrikaları tercih etmeleri, şehre göç eden damatların toprakları satması bağcılığı zayıflatmış, en son sanayiden gelen kirli hava akımları bağlardaki üzüm verimini düşürmüş, çiy halinde düşen kirlilik bağları kurutmuş, şarapçılığın sonunu getirmiştir.

Köyde yapılan pekmezin kokusu, pekmezden yapılan cevizli sucuğun ve köftenin tadını unutamadığını söyledi.

Şarapçılığı ve bağcılığı olumsuz etkileyen başka bir faktör de şaraphane sahiplerinin şaraplık üzüm üreticilerine ürün bedellerini çok uzun vadeye yayarak ödemeleri olmuştur.

Köydeki şaraphaneler yetmişli yılların başında kapanmaya başlamış. 2006’da köyün girişindeki şaraphane de kapanmış.

En meşhur şarapçılar Ömer Gümüş ve Kaya Ali’ymiş.

Yakup Bey, “Şaraphaneler köyümüzde olumlu bir iz bırakmadı. Çok çektik bu konuda. Resmi dairelere giderdim, benden ev şarabı isterlerdi. Evlerde şarap yapılmadığını anlatamadım.”

Yakup Bey, köyde yıkılan son değirmende “Ah Bir Zengin Olsam” filminin çekildiğini söyledi. Tanju Okan’ın ünlü şarkısı 1971 yılında filme alınmıştır. Filmde Tanju Okan, Murat Soydan ve Zeynep Aksu başrollerdeydi. Filmin final sahnesi değirmende çekilmiş.

Köyde Bir Sokak

Kaya Ali Dede şarap yapımını anlatıyor:

Misili şarapçıların en meşhuru Kaya Dede diye anılan 1939 doğumlu Kaya Ali Yeşilkaya’dır. Doğma büyüme Misilidir. 2013 yılında Gastronomi sergisinin mart sayısında kendisiyle yapılan söyleşi de köydeki şarap imalathanelerinin öyküsünü anlatmıştır.

Bundan 30 yıl öncesine kadar köyde 6 meyhane bulunduğunu, sahiplerinin Bardakçı Mustafa, Emin Efe, Emin argın, Emin Deveci ve Halil Çakar olduğunu söylüyor. Köyde meyhane sözcüğü içkinin içildiği yer değil, şarap üretilen yer anlamında kullanıldığını söylüyor. Şarap buralarda üretildikten sonra tüketilmesi için Arap Şükrü Sokağı’na gönderiliyormuş.

Yörenin şarabı M art ayında asmalar patlamadan aşılanan şıralık üzümden yapışıyor. 1 kilosundan 800 gram şıra alınan üzüm fındık iriliğinde, yuvarlak formda ve beyaz. Kaya Dede, 30-40 kilo çeken asmalar olduğundan söz açıyor. Köylüden üzümün kilosunu 20-25 kuruşa aldıklarını, 20 kuruş vergi verdiklerini, 10 kuruş işçilik ödediklerini, 50-60 kuruşa mal ettikleri şarabın litresini 1 liradan sattıklarını anlatıyor. Düğün ve benzer cemiyet için gelenlere 26 kiloluk damacanalarda litresini 80 kuruşa sattıklarını anlatıyor.

Misi ev şarabının yapılıyla ilgili ayrıntılar veren Kaya Dede: “Üzüm 2-2,5 ay meşe fıçılarda kalıyor. Şıranın çamuru dibe oturuyor. Her fıçıda yaklaşık bir karış çamur birikiyor. Fıçılara ucu süzgeçli hortumu bir karış yukarıdan bağlıyoruz. Şıra hortum sayesinde berrak olur. Bu şırayı başka bir fıçıya alıyoruz. Fıçılar 2-2,5 tona kadar, sarnıçlar 10 tona kadar üzüm alır. Fıçının dibinde kalan çamuru soda kostik ile çalkalarız. Bu işlem 2-3 sefer yapılır. Çamurun temizlenip temizlenmediğini anlamak için fıçının içine 5 tane kükürt çubuğu koyarız, kükürtleri yakarız, içine salarız. On dakika bekleriz. Eğer Fıçı temizlendiyse çubukların hepsi yanar. Eğer yanmazsa bir daha temizleriz. Şarabı fıçıya koyduktan sonra ağzına tülbent koyuyoruz. 10-15 gün kaynama payı var. Depoları ekim ayında açarız.”

Misi ev şarabı 17-18 derece alkole sahip, söz konusu fıçılar meşe ve kestane ağacından yapılıyor. Köydeki şarap depolarını, yerel ağızda sarnıçları kuran Ali Usta’ymış.

Üreticinin en büyük korkularından biri şarabın içine ekmek düşmesidir. Çünkü bir çeşit maya olan ekmek şarabın bozulmasına, kötü kokmasına yol açar. Böyle dutumda kaç ton olursa olsun şarabın dökülmesi gerekirmiş.

C:\Users\samsung\Documents\MEYHANELER\1004558_10202065826406896_6246829441865267044_n.jpg

Kaya Dede

Şinasi Çelikkol, Kaya Ali Bey için şunları anlattı: “Misi köyünden babasının gönderdiği şaraplık üzümleri Doruk İş Hanı’nın bulunduğu sokağa girdiğinizde soldaki arada bulunan şarap imalathanesine getirirdi. Daha sonra amcasının Kayhan’daki şaraphanesinde (meyhanesinde) çalışmış. Bir sebepten araları açılmış ve köye dönüp, şarap imalatına başlamış.”

Yaklaşık yedi-sekiz yıl önce bazlama pişiren köy kadınlarından birisine, “Niye şarapçılığı bıraktınız” dediğimde, bana; “Erkeklerimiz çok içiyor demişti.

Ömrünün son yıllarında Kaya Ali Bey’e şarap yapar diye üzüm satılmamış.

Bursa’nın başka bir şarap yapılan köyü İnegöl’deki Domaköy (Şehitler köyü)’dür. Bu köyde yapılan şaraplar ticaret için değil, içmek için yapılırdı. Birkaç kere içme fırsatım oldu. Piyasada satılan şaraplara göre epey sertti.

*

16 Ağustos 2004 tarihinde NTV’de “Misi şarabı kentleşmeye direniyor” diye bir haber yapılır. Köyün son şarap üreticisi Ömer Gümüş, “bölgenin her yanı üzüm bağlarıyla doluydu” diye hatırladığı çocukluğunda, köyde her büyük hanenin şarap imalatı yaptığını vurguluyor.
Geçen yıllarda ancak, Misi Köyü çarpık kentleşmeden olumsuz etkilendi. Gümüş “Doğanın zamanla katledilip her yerin betonlaşması, üzüm bağlarını kuruttu, şarapçılarımız büyük darbe yedi, imalathaneler teker teker kapanmak zorunda kaldı” sözleriyle köyün son yıllardaki durumunu özetliyor.
Köyde baba mesleğini sürdüren bir tek kendisinin kaldığını ifade eden Gümüş, “Babamın 1940 yılında kurduğu imalathanede, tahta fıçılarda yıllık 30-40 ton şarap imal ediyorum. Bursa’nın dışında İstanbul, İzmir ve Antalya’da müşterilerim var. Geçmişte şarabıyla ünlü olan ve ününü bugüne kadar sürdürmeyi başaran köyümüzde, şarapçılık mücadelesini artık tek başıma veriyorum” diye konuştu.
Gümüş, köyde üzüm bağlarının bulunmaması nedeniyle, üzümleri İzmir’in Selçuk İlçesi’nden getirtiyor.

Şarap Damacanaları

Misi şaraphanelerini Şinasi Çelikkol’dan dinleyelim;

“Seksenli yılların sonu ve doksanlı yılların başında Aynalı Çarşı’da turistlere Karagöz oynatıyordum. O zaman henüz peştemal kuşanmamıştım. Ustaları İstanbul ve Ankara’dan getiriyordum. Kent Otel’de ağırlıyordum. Ayrıca turistler tur düzenliyordum. Turistleri Güneybudaklar köyüne götürüyordum. Güneybudaklar’da turistlere folklor gösterisi yapıyor ve köyde kurduğumuz çeyiz odasını gezdiriyorduk. Folklor ekibini Bursa’dan getiriyorduk. Gençler kıyafet değiştirince tanımıyorlardı.

Buraya giderken Misi köyüne uğrardık. O zaman ahşap konaklar, binalar duruyordu.

Misi’de doksanlı yılların başında dört şarap deposu ve bir şaraphane vardı. Köyün girişinde köprüye yakın bir şarapçı vardı. Sahibi Bardakça lakaplı Ömer Gümüştü. Turistleri oraya götürürdüm. Bazıları şarap içerdi. Kimisi satın alırdı. Ömer Bey fıçıdan kola şişelerine şarap doldurup hediye ederdi.

C:\Users\samsung\Documents\164048 (1).jpg

Ömer Gümüş

Bursa’da Misi köyünden gelen beş şarapların satıldığı beş şarapçı bulunuyordu. Kayhan’da, Cumhuriyet Caddesi üzerinde İnci Sineması’nın karşısında, cadde çıkışında bugün Çokran Plak’ın olduğu yerde ve yanındaki dükkân şaraphaneydi. Üç Köfte’de şarap içilirdi. Bir başka şarapçı Arap Şükrü Sokağı girişindeydi. Bu sokakta Yahudi Vitali’nin de şaraphanesi bulunuyordu.

Şarap bardakta satıldığı için şarap satılan yerlere ve şaraphanelere bardakçı denilirmiş. Köyden İstanbul’a üzüm satılırdı. Şimdi üzüm de şarapta üretilmiyor.

FUJI 036

Köy Girişindeki Şaraphaneden Geride Kalan Fıçı Yıllar İçinde Çürüyüp Gitti.

Burası son şarapçı Ömer Güneş’e aitti. Ömer Gümüş, 1941 yılında doğmuş. Babası Mustafa Gümüş’te şarapçıymış. Kooperatif dağılmış ve ortaklar kendi başına devam etmişler.”

*

1988 yılında Olay gazetesinde Aslan Şahin imzalı bir yazı Misi’de şarapçılıkla ilgili geniş bir yazı çıkar. Köydeki şarapçılık kötü günler geçirmektedir.

Şaraphane sahiplerinden Tevfik Gündoğdu, köydeki şarapçılığın gidişatını iyi görmediğini anlatır. Tevfik Bey, 1965 yılından bu yana şarapçılığı sürdürdüğünü ifade eder. Ancak köydeki üzüm bağları kalan iki şaraphaneyi bile beslememektedir. Tevfik Bey, Ege’den üzüm getirdiğini söyler (son şarapçı Ömer Gümüş şarap yapmak için Ege’den üzüm getirmiştir).

Şaraphane hakkında en son bilgiye yeme içme kültürü hakkında araştırma yapan, Bursalı Hakan Doğu’nun 5 Aralık 2006’da Milliyet blogda yayınlanan yazısında rastladım. Otomotiv sektöründe çalışan Hakan Bey, yeme içme kültürü ve şarapçılık konusunda araştırma yapan bir insan. Bursa’nın iki bin yıllık şarap üreticisi Misi köyüne koşar ama hayal kırıklığı yaşar. Köyde bir şaraphane kalmıştır.

Şaraphane sahibiyle tanışır.

“…Kala kala bir şaraphane kalmış. O da perişan bir yerde bir şeyleri rölantide sürdürüyor. Beraber bir iki kadeh yuvarladık. Bursa yöresinde yetişen kırmızı ve beyazlardan bazı şaraplar yapmış, beyazlar hiç iyi değildi, kırmızılar ise bir nebze daha iyiydi, ama sonuç kötüydü. Benim gibi şarapçılığı İngilizce kitaplardan öğrenen bir mektepli ile kesiklikle alaylı bir üreticinin tartışması pek hoştu. Şarabın ne kadar doğal bir şey olduğunu bana bir kere daha hatırlattı. … O insanlık tarihinin en eski içkisini en doğal yöntemlerle yapıyordu.”

SONUÇ

Üzüm Anadolu’nun kadim bitkisidir. Binlerce yıldır üzüm yetiştirilip, şarap üretiliyordu.

Mübadele ile üzüm üretimi ve şarap üretimi düşmüşse de mübadiller ve devlet desteği ile üretim yükselmiştir. Bağcılık devlet tarafından desteklenmiştir. Zira üzüm o dönemde çok önemli bir besin maddesiydi. Ülkede verem çok yaygındı. Üzüm yetiştirilen köylerde verem yoktu.

Bağcılığın ve başta Misi olmak üzere şarap üretiminin düşmesinin birkaç sebebi vardır. Bunların başında sanayileşme gelmektedir. Sanayileşme hem havayı bozmuştur hem de köyden genç nüfusun göçüne sebep olmuştur.

Beslenme alışkanlıklarının değişmesiyle pestil, sucuk ve pekmez tüketimi azalmıştır.

Şaraphanelere en büyük darbeyi kahvelerde biranın serbestçe satılması vurdu. Artık alkol almak için meyhaneye gitmelerine kalmamıştı.

KAYNAKÇA:

  • Akkılıç, Yılmaz, Bursa’da Yakın Zaman, Bursa-2006
  • Akalın, Güneri. Atatürk Dönemi Maliye Politikaları, Ankara,2008, s. 74
  • Aktan, Nihat, KALKAN Hatice. Şarap Teknolojisi Kavaklıdere Eğitim Yayınları Ankara, 2000
  • Anonim, Gılgamış Destanı. Çeviren: Sait Maden. V. Baskı. İş Kültür Yayınları. İstanbul, Ekim 2017.
  • Anonim, Homerosçu İlahiler’den Pindaros’a Arkaik Yunan Şiiri Antolojisi, Derleyen ve Çeviren: Erman Gören. Yapı Kredi yayınları 2. Baskı. İstanbul, Şubat 2021
  • Atlas Tarih, sayı: 80 Nisan-Mayıs, İstanbul-2023
  • Bursa Ansiklopedisi, İstanbul-2002
  • Can, Alper, Antik Çağ Sözlüğü, Bursa-2015
  • Çalay, Turan, Çalıköy, İstanbul-2018
  • Çalay, Turan, Sıraköyler: Bursa- Nilüfer’in incileri/yeni mahalleleri: Misi, Demirci, Çalı, Yaylacık, Tahtalı, Kayapa, Hasanağa, Akçalar
  • Dağlıoğlu, Hikmet Turhan, On Altıncı Asırda Bursa, Bursa-1940
  • Değişmez, Güzin, Bursa Meyhaneleri, Bursa’da Yaşam Ekim 2017
  • Doğu, Hakan, Milliyet Blog, 5 Eylül 2006
  • Gastronomi, Mart-2013
  • Kaplanoğlu, Raif, Bursa’da Bağ Bozumu ve Şarap Kültürü, www.bursadakultur.org
  • Karaer, Mehmet Melih, Keşiş Dağı’nın iksiri, Dergi Bursa, Ocak-Şubat 2011
  • Karakaş, Özden Bekir, Malt, Bira ve Anadolu’da İçki, www.belgeseltarih.com
  • Peker, Ekrem Hayri, Bursa’nın Meyhaneleri, Şaraphaneleri, Nilüfer Şarapçısı, Misi Şaraphaneleri ve Trilye’de Baküs Şarapçılık, Bursa-2023
  • Pınar, İlhan, Gezginlere göre 18.-19. Yüzyıllarda ve cumhuriyetin ilk yıllarında Bursa, Toplumsal Tarih sayı:8 Ağustos 1994)
  • Scheneider, Eliza Cheney Abbott, Bursa Mektupları, İstanbul-Ekim 2009, Dergâh Yayınları

Gazeteler:

-ANT

-Bursa Hakimiyet

-Gastronomi, Mart-2013

-Hakimiyet Milletindir

-OLAY

-Yeni ANT

Sözlü Kaynaklar

-Hüsnü Usta

-Ömer Gümüş

-Şinasi Çelikkol

-Turan Çalay

-Yakup Dülger

Yazar Hakkında

YAZARLAR
TÜMÜ
SON YAZILAR