Quantcast
Ana Sayfa Arama Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Ekrem Hayri PEKER

Bir Osmanlı Doktorunun Anıları

Yazan: Doktor Şerafeddin Mağmumi
Güncel Türkçe: Cahit Kayra,
Büke Yayınları,
2002-İstanbul

Okuyup, hüzünlendiğim kitaplardan biri. Kitaptan bazı bölümler daha önce Bursa’daki yerel tarih dergilerinde yayınlanmıştı.

Önce yazarı tanıyalım.

ŞERAFEDDİN MAĞMUMİ

İslam Ansiklopedisi

9 Kasım 1869’da Üsküdar’da doğdu. Asıl adı Eşref Fevzi’dir. Tıp öğrenimine Kuleli İ‘dâdî-yi Tıbbî Mektebi’nde başladı, burada üç yıl okuduktan sonra 1887’de Gülhane Mekteb-i Tıbbiyye-i Askeriyyesi’ne girdi. Tıbbiyeden arkadaşları arasında Abdullah Cevdet, İbrâhim Temo, İshak Sükûtî, Hikmet Emin gibi İttihat ve Terakkî Cemiyeti’nin kurucu kadrosu da bulunuyordu. Gülhane Mektebi’nden 1894’te tabip yüzbaşı olarak mezun oldu.

Kuleli Mektebi’nde okurken hürriyetçi fikirlerle tanışan Mağmûmî, Mayıs 1889’da Gülhane Mekteb-i Tıbbiyye’nin bahçesinde oluşturulan İttihat ve Terakkî Cemiyeti’nin kurucu üyeleri arasında yer aldı. Cemiyetin aynı yıl haziran ayında Edirnekapı’da yapılan ilk toplantısında zabıt kâtibiydi. 1894’te Haydarpaşa Hastahanesi’nde göreve başladı. Şubat 1895’te Adana, Halep, Beyrut, Suriye vilâyetlerinde baş gösteren kolera salgını münasebetiyle müfettiş olarak görevlendirildi. Mayıs 1895’te Tarsus, Mersin ve Silifke’de incelemelerde bulundu, bir buçuk yıl kadar bu bölgelerde salgınla mücadele etti. Aynı zamanda buralarda İttihat ve Terakkî Cemiyeti’nin örgütlenmesini sağladı. Paris’te Jön Türkler tarafından çıkarılan Meşveret dergisinde “Sâî” takma adıyla bazı yazıları neşredildi. 1896’da İstanbul’a döndüyse de hemen ardından Kastamonu’da görevlendirildi. Avrupa’daki cemiyet üyelerinin ısrarı üzerine vazifesini bırakarak Romanya üzerinden Paris’e kaçtı.

Paris’te Meşveret dergisinde kendi adıyla yazılar yazdı. Bir taraftan da Paris’teki bir üniversitede iç ve sinir hastalıkları konusunda ihtisas yapmaya başladı. Ahmed Rızâ, Mizancı Murad Bey, Dr. Nazım ile birlikte İttihat ve Terakkî Cemiyeti’ni Paris’te yeniden canlandırmaya çalıştı.

İstanbul’dan serhafiye Ahmed Celâleddin Paşa, Fransa’nın Contrexéville şehrine geldi, gazetelerin kapatılması ve cemiyet üyelerinin İstanbul’a dönmesi için onları ikna etmeye çalıştı. 15 Temmuz 1897’de Cenevre şubesi adına Şerefeddin Mağmûmî ve Reşid Bey imzalı bir beyannâme yayımlanarak neşriyata son verildiği bildirildi. Cemiyet üyelerinin bir kısmı İstanbul’a döndü, bir kısmı da Avrupa’nın çeşitli şehirlerindeki Osmanlı sefaretlerinde görev aldı. Şerefeddin Mağmûmî, Paris’te kalarak tıp ihtisasına devam etti. Bir taraftan da İstanbul’da çıkan Tarik ve İkdam gazetelerine imzasız yazılar gönderiyordu.

Ahmed Rıza’nın cemiyet içerisindeki itibarını arttırdı. Bunun üzerine Şerefeddin Mağmûmî 1901’de Paris’ten ayrılıp Mısır’a gitti. Kahire’de bir muayenehane açtı. Uzman bir hekim olarak Kahire’de daha sonraki yıllarda büyük şöhret kazandı. Kahire, bu sırada Avrupa’da barınamayan Jön Türklerin önemli merkezlerinden biri durumundaydı.

Kahire’de 1903’te Türk gazetesini çıkardılar. Akçuraoğlu Yusuf’un gazetede 1904’te yayımlanan “Üç Tarz-ı Siyaset” adlı makalesi İstanbul’da ve Osmanlı Devleti’nin diğer merkezlerindeki Türkler arasında milliyet nazariyesinin ilk sesi oldu.

Çok sayıda kitap yayınlamıştır. Koleraya Karşı Müdafaa Risalesini1894 yılında Bursa’da yazmıştır. (Kaynak: İslam Ansiklopedisi)

Madenden bir görünüş

1890’lı yıllarda Osmanlı Devleti’nde kolera salgın halde gezmektedir. Devlet yetkilileri İstanbul’dan salgın olan illere doktor göndermeye karar verirler.

Mağmumi de 1894 yılında Hüdavendigâr vilayetinde görevlendirilir. Mağmumi daha önce Bursa’ya gelmiş ve onu “İpek beldesi” olarak tanımlamıştı. Mağmumi, Şirket-i Hayriye vapuruyla Mudanya’ya gelir. Trenle Bursa’ya ulaşır. İstasyondan Bursa’ya giden yolun başında karantina noktası vardır.

Mağmumi, şehrin kırk-elli bin olan nüfusunun 90 bine çıktığını yazar.

Bursa için, “Binaları alçak ve çoğu bir katlı, yarısı iki ve üç katlıdır. Özel meskenlerden taş olanları azdır. Binalar özel bir mimari tarz ile yapılıyor, yan duvarlar ve bölmeler tuğla ve en çok kerpiç doldurulmaktadır.

Taş bin yapılmamasını 1855 depremindeki yıkıma bağlar. Ulaşım landon ve faytonla yapılmaktadır. Bir de briçka adında yaylı makaslı arabalar vardır. Kadınların faytona binerek şehirde gezmesi onu şaşırtır (s.29)

“Yüksek yerden Bursa’ya bakılırsa birçok baca görülür ki hepsi ipek fabrikalarını gösterir. Hepsi günde birkaç kez iş ve paydos düdüklerini çalar… Bu fabrikalarda binlerce kadın çalışır. Köylerden gelen kızlar fabrika yatakhanelerinde kalır”.

Mağmumi, Yeşil Cami, Yeşil Türbe, Yıldırım Külliyesi, Muradiye ve Tophane hakkında bilgi verir.

*

Mağmumi, Haftada bir Emiri Efendi’nin çıkardığı Bursa gazetesinde koleraya ilişkin fenni makaleler yazar. Daha sonra bunları risale halinde toplar.

Mağmumi, on üç gün Bursa’da kalır. Bursa’da 30-35 ipek fabrikası olduğunu yazar. Bunları görevi gereği teftiş eder. Fabrikalardaki ortamı sağlıksız bulur. Çok nemlidir. İşçilerin çalışma şartları kötüdür. Çalışma süreleri 13-14 saat, molalar kısadır. Köylerden gelen kızların kaldığı yatakhaneler çok sağlıksızdır.

Bursa’da biri valiliğe ait olmak üzere üç matbaa bulunmaktadır. Valilik, çarşamba günleri Hüdavendigâr gazetesi çıkarmaktadır. Mağmumi, bu gazetede yazar.

Emiri Efendi’nin matbaası Geyve Han’dadır. Perşembe günleri Bursa, perşembe günleri ise Fevaid (yararlı bilgiler) adında fenni ve edebi bir risale çıkarır. Bursa’da okumaya düşkünlük pek azdır.

Bursa Islahanesi’ni ziyaret eder. Onun yanında “Darülaceze” levhalı taş bir bina vardır. Ancak askeri depo olarak kullanılmaktadır.

Hastaneyi beğenir, ancak sağlık ve hekimlik işlerini “kabul edilebilir” düzeyde bulmaz.

Mağmumi’nin geldiğinde Bursa’da 2 tiyatro kumpanyasının bulunduğunu yazar. Ahmet Vefik Paşa’nın himmet ve gayretiyle yapılan tiyatro, telgrafhanenin karşısındadır. “Bu taş binanın önü parmaklıklarla çevrili, mimi mini bir bahçesi vardır.  İçi, büyük sahnesi, locaları süslüdür. İkincisi kaldığım otelin alt katındadır. Ufak bir sahnesi ve nakışlar işlenmiş locaları vardır. Fakat gelen kumpanyalar ötekisinde oynadıkları için burası terk edilmiş ve çalışmaz bir durumdadır”.

Atranos

Bursa’nın Atronos ilçesinde bir redif zabitinin ölümü üzerine bin bir zorlukla dolu bir yolculuktan sonra ilçeye ulaşır. Yöre BEĞCE olarak adlandırılmıştır. Eniştesi de orada görevlidir.

Kasabayı beğenmez. Doğru dürüst kalınacak yer yoktur. Halkı fakirdir. Orman yakıp tarla açarlar. Birkaç yıl sonra burası verimsizleşirse yeniden başka bir tarla açarlar.

Burada eniştesinde kalır. Ölüm nedeni kolera değildir. Dönüşte mola verdikleri köyde frengi salgın haldedir. Çocuklara bile yayılmıştır. Duruma çok üzülür.

06.05.1322 tarihli bir belgeyle Bursa ve civarında ortaya çıkan frengi hastalığının tedavisi ve yayılmasının önlenmesi için gereken tedbirlerin alınması konusunda bir yazı valiliğe gönderilir

Mağmumi, Mudanya, Siği, Trilye ve Altıntaş’ı ve bunlara yakın köyleri de ziyaret eder, kontrol eder.

Mağmumi ve diğer doktor arkadaşları köyleri dolaşırlar ve ölü çıkan evleri dezenfekte ederler. İçme sularına mikrop karışmaması için uyarırlar.

Köylüler eğitimsizdir. Hiçbirinde “Okul” denmeye layık bir bina görülmez. Eğitim yetersizdir. Öğretmenlerden bazıları adını bile yazamaz.

“Halbuki Hristiyan köylerinde girerken mutlaka bir-iki katlı bir bina göze çarpar.. Sormaya gerek yok, mutlaka okuldur. İçinde muntazam sıralı dershaneler, duvarlarında haritalar, şekiller asılı; öğretmenlerinin çoğu idadi okullarındaki bilimleri bile öğretme gücüne sahip kişilerdir.”

Mağmumi, Ulaabad köyüne giderken gördüğü Issız Han’ın durumuna çok üzülür. Burada boydan boya eski bir sur enkazı ve yere gömülmüş bir hamam kalıntısı vardır.

Göl, beş saat uzunluk ve üç saat genişliğindedir. Çoğu yeri sığdır.

Fransızların ortasını dinamitle havaya uçurduğu Roma köprüsü

Bursa’da kolera salgını kontrol altına alınınca Mağmumi Balıkesir’e yola çıkar.

Mihalıç

“Kasabaya ulaşmadan yel değirmenleri görülür. Çevresi batak olduğu için sıtmasıyla ünlüdür” der. Bandırma yolunun şosesi bozuk ve tamamlanmamıştır.

Bandırma

Mağmumi, bandırma için şunları yazar; “Liman ve rıhtım inşası ve Balıkesir’e kadar demiryolu yapılırsa ufak bir İzmir olur” der.

Mağmumi, burada 13 gün kalır, Belkıs (Kyzikos) harabelerini gezer. Kasabaya yakın olan Erdek’e gider. Burasını da sağlık açısından kontrol eder, beğenmez; “Kasaba her türlü belediye ve sağlık hizmetlerinden yoksundur, genel lağım yapılmamıştır” diye yazar.

Bandırma yörenin ihraç ve ithal limanıdır. Borasit madeni buradan ihraç edilir.

Buradan, batak-çamur dolu bir yoldan, Manyas gölünün yanından bata çıka Susığırık köyüne ulaşır, burada mola verir.

Köy için, “Dere suyu içildiği için bataklık humması, tifo ve dizanterinin yaygın olduğunu” söyler.

Susurluk-Balıkesir şosesinin yapımı bittiği için yol rahattır. Borasit çıkan Sultan Çayırı’ndan geçerler.

Madencilerin daha rahat maden taşımak için ortasını uçurduğu Roma köprüsü

Maden atıkları tepecikler oluşmuştur.

Balıkesir

“15 binden biraz fazladır” der.  Gureba hastanesini gezer. Eksiklerini sordukları için söyler ve memnun olurlar. Burada açık olan kıraathanelerde gazete ve birkaç kitap, roman ve risale görür.

İl maden yönünden zengindir. Boksit, simli kurşun ve krom üretilir. Tren yolu Soma’da bitmektedir. Balıkesir’le arasında deve kervanları yük taşınır.

Ova köylerinde bataklık humması görülür. Kentin içinden geçen ve pis maddelerin atıldığı iki derenin üzerlerinin kapatılmasını ister. Buradan Edremit’e doğru yola çıkar.

Şose, bir müddet sonra bozulur. Kötü bir handa mola verir. Yolda Çamlık denilen yerde mola verir. Uzakta hayal meyal Adalar Denizi ve Midilli gözükür. (O dönemde Ege Denizi adı kullanılmazdı, Adalar Denizi veya Akdeniz denilirdi). Havran köyünü geçer ve Edremit’e ulaşır.

Edremit

Mağmumi, burada çok sayıda zeytinyağı fabrikası olduğunu yazar (s.130). Ama fabrikaların bir yanı da un öğüten değirmendir. Böylece kışın zeytin ezerler, yazın da buğday öğütürler. Kasabada Türkçe gazete bulamaz.Ama İstanbul ve İzmir’de basılan Rumca gazetelerin her yerdedir. Edremit’te ticaret Zeytin ve zeytinyağı üzerinde döner.

Çevredeki bataklıklar sıtmaya sebep olmaktadır. Lağımlar açıkta akmaktadır. Halk içme suyunu tulumbalarla temin ettiği için bataklık humması ve tifo azalmıştır.

Burhaniye taraflarında çiçek hastalığı görüldüğü haberi gelince hemen oraya gider. Hastaları karantinaya alır. Onları taşıyan kayığı dezenfekte eder. Burada da sular denize ulaşmadığından bataklıklar oluşmuştur. Mağmumi Edremit’ten Ayvalık’a geçer.

Ayvalık

Mağmumi, burası için modern bir kent der. Şehirde bir gazinodayken görülmemiş bir fırtına patlar. Yağan dolu kırılmadık cam bırakmaz. Mağmumi, doluların bazılarını tarttırır ve 60 gram geldiğini görür. Yaşlılar, bugüne kadar böyle bir şey yaşamadıklarını söylerler.

Ayvalık Midilli’ye iki mil uzaklıktadır. Şehirde 30-40 Müslüman hane vardır. Şehrin hastanesini beğenmez.

Memur arkadaşlarıyla beraber Cunda Adası’na gider. Adalar ilinin Midilli Mutasarrıflığına bağlı bir ilçe olduğunu yazar.

Ayvalık’ın ürünleri zeytinyağı, şarap, rakı ve konyaktır.

Ayvalık’tayken Genel Sağlık Yüksek Müfettişi Bongowsky Paşa’nın yardımcısından bir mektup gelir. Yeni görevi bildirilir.

Mağmumi, Anadolu, Suriye ve Arap Yarımadası’ndaki kolera salgınının kontrol altına alınması için bölgeye gönderilecek doktorlar arasındadır. Hemen İstanbul’a dönmesi istenir.

Bindiği gemi birkaç kez fırtınaya yakalanır. Batma tehlikesi geçirir. Zar zor İstanbul’a ulaşır.

 

ADANA-TARSUS-HALEP ve ŞAM

Mağmumi, 20 Nisan 1895 günü İstanbul’dan iki doktor arkadaşıyla yola çıkar.  Adalar Denizi’nde yol alırlar. Aktarma için İzmir’de mola verirler. Arkadaşların birisi, İzmir’de seyyar piyangocuya rastlar ve para kaybeder. Mağmumi, “İzmir torba”dan bahseder. Kazanacak numaralar torbada yoktur.

Mağmumi, gittiği yerlerin, tarım ve ticaret, sağlık, gezinti yerleri ve tıpsal topoğrafyasını inceler. Belediye hastaneleri kontrol eder.

Bu açıdan Adana’nın içme suyunun çelik borular yerine açıktan Seyhan Nehri’nden alınmasının ve lağımların sokakta akmasının çok sayıda hastalığa sebep olduğunu yazar. Belediye hastanesini çok kötü bulur.

Buradan Tarsus’a geçen Mağmumi, burayı beğenir, Sular çelik borularla gelmektedir. Hastanesi güzeldir. Ticaret gelişmiştir. Şehirde bir de pamuk ipliği fabrikası vardır.

Mağmumi,Tarsus’un eski yıkıntılar üzerine kurulduğunu, 3-5 metre kazınca başka temeller ortaya çıktığını, onu da kazınca başka temeller çıktığını yazar.

Burada bulunan Yedi Uyurlar” mağarasını gezer.

Buradaki patlayan kolera salgınını kontrol altına alınca Adana’ya döner.

Burada da salgın başlar. Mağmumi, hastaların şehir dışında kurulacak bir karantina merkezi kurulması için rapor verir. Ama onu dinlemezler. Seyhan Nehri kenarına kurulur. Kolera, nehir kenarındaki köylere de yayılır.

Mağmumi, başka bir faciayı da yazar.  Kafkasya’dan sürülen 14. 500 hane Nogay göçmen (Çerkes olmalı), Adana’ya yerleştirilir. Ancak geriye 500 hane kalır. Mağmumi, “İşte toprak durumu ve iklimin niteliği dikkate alınmadan rastgele göçmen yerleştirilmenin acıklı sonucu!” (s: 187)

Anılarından, Tarsus ve Adana bölgesinde ipekçilik yapıldığını öğreniyoruz.

Mağmumi, Payas-Osmaniye-Cebeli Bereket yoluyla Mer’aş’a yola çıkar. Aynı şeyleri yazar; temiz olmayan su kullanımı, açıktaki lağımlar, yetersiz belediye hizmetleri ve şose haline getirilmemiş bozuk yollar.

Adana-Halep arasında şose olsa ticaretin gelişeceğini yazar.

Mağmumi, Mer’aş’tan Elbistan ve birkaç yıl önce isyan çıkan Zeytin (Zeytun) kasabasına da girer. İsyancı Ermenilerin önderleri Adana’da hapistir.

Mağmumi, Mer’aş’tan Ayntap ve Kilis’e gide. Ayntap’da Amerikalı misyonerlerin yaptırdığı modern bir hastane ve kolej vardır. Ayntap ve Kilis yöresinde zeytin çoktur. Çok sayıda yağhane ve sabun fabrikası vardır. Mağmumi, Kilis’teki kolera salgınını kontrol altına alır ve bu arada doktor yüzü görmemiş yüzlerce hastayı tedavi eder.

Boş zamanlarında kırlarda gezen Mağmuği, daha sonra bu yüzden suçlanır. Kolera, hazımsızlık ve ishal için tedbiren halktan bazı meyve ve sebzeyi yememelerini ister. Müftü, bu tedbirlere karşı çıkar. Medreseye topladığı halka, Mağmuni’nin “Kırlardan mikrop toplayıp, şehre yaydığını” iddia eder. Halk, Mağmumi’ye diş biler. Ama Müftü 2 gün sonra koleradan ölünce hava değişir.

Mağmumi, buradan Halep’e gider. Halep, 150 bin nüfuslu bir kenttir. İç ve dış kalesinin surları ayaktadır. Mağmumi, şehirdeki kapalıçarşının İstanbul’daki kadar büyük olduğunu yazar.

Şehirde ulaşım için kullanılan merkep ve katırlara 3-3 kişinin ve kadınların binmesi Mağmumi’yi şaşırtır. Şehirde nakliye deve kervanlarıyla yapılmaktadır. Şehrin içme suyu sağlıksızdır.  Lağım yolları düzgün değildir. Mağmumi, buradan Beyrut’a gider.

Mağmumi, yeni Beyrut’u beğenir ama eski Beyrut’u sağlıksız bulur. Burada on gün kalan Mağmumi, Şam’da kolera salgını çıktığı gerekçesiyle Şam’a çağrılır.

Mağmumi, Şam için şunları yazar, “Cennet kokulu benzetisi yapılmış olan güzel ve mamur memlekettir” diye yazar. Şam’da valilik yapan Mithat Paşa çok sayıda cadde açmış ve modern resmi binalar yaptırmıştır.

Şehirdeki en önemli mabet, eski bir putperest tapınağı olan ve Hristiyanlık hâkim olunca kiliseye çevrilen, Müslümanlar şehri ele geçirince camiye çevrilen Emevi Camisi’dir.

Şam’daki salgın kolera değil, dizanteridir. Hastalığın nedenini bulan Mağmumi kahrolur. Hastalık, Şam’a tren yerine yürüyerek getirilen askerlerimizden çıkmıştır. Hastalık nedeniyle “Yüzlerce babayiğit vatan evladı kırıldı gitti”

Şam’daki işi biten Mağmumi, İstanbul’a dönmek ister. Ama bakanlıktan bir haber gelmez. Bunun üzerine Trablusşam’a gider ve İdare-i Mahsusa’nın Canik gemisine biner. 13 gün süren, fırtınalı ve tehlikeli bir yolculuktan sonra İstanbul’a ulaşır.

İmparatorluğun durumunu gösteren bir kitap. Yol yok, okul yok. Üstelik ülkelerin en önemli varlığı olan nüfusun hastalıktan kırılması…

Yazar Hakkında

YAZARLAR
TÜMÜ
SON YAZILAR