Quantcast
Ana Sayfa Arama Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Bursa’dan Bir Kaza Haberinin Hatırlattığı: Haşalların Evine Uçak Düştü

Hilmi HAŞAL 25 Temmuz 1957 günü Bursa’da feci bir uçak
  • Hilmi HAŞAL

25 Temmuz 1957 günü Bursa’da feci bir uçak kazası olur. Bir jet uçağı Gazcılar Caddesi girişindeki Haşal Otel’in üstüne düşer. İlk anda 29 kişi çarpma ve sonrasında çıkan yangında ölür. Çok sayıda yaralı vardır. Otelin yanında Haşal ailesinin oturduğu ev vardır. 14 kişilik Haşal ailesinden 8 kişi ve kızlarının nişanlısı canlarını kaybeder. Ertesi gün Yeni Ant gazetesi ölü ve yaralı listesini verir.

Hilmi Haşal, Haşal ailesinin yaşadığı uçak kazasını anlatıyor:

Kırcali’ye bağlı Ardino (Eğridere) ilçesinin Dolno Prahovo (Aşağı Tozçalı) -Haşallar- köyünde, ikiz kardeşim Fikri ve ben 7 ya da 8 yaşlarındayken, büyüklerimiz hâlâ “Haşalların evine tayyare düşmüş…” diye üzüntüyle anlatırlardı. O günlerden zihnimize çakılmıştı akrabalarımızın başına gelen felaketin haberi…

“Bursa’daki akrabalarımız büyük Haşal’ın evine çarpan uçak kazasında ölenler, yaralananlar olmuş” diye anlatırlardı. Kısık sesle “eyvah eyvah, iki oğlunun da hanımları, çocukları, gencecik nişanlılar ölmüş… aileden sekiz mi, dokuz mu kişi…” diye ağlayarak söylerdi Necibe ebemiz (babaanne)… Ebemiz sık sık, dualar okuduğunu anımsarım. Bizim Haşallar köyünün o yıllarda en çok konuşulan konusuydu herhalde.

Çocukluğumuzda ve ilk gençliğimizde Türkiye’den gelen misafirimiz, nadir misafirlerden (anımsadığım tek ve en önemli misafir) Hüseyin Haşal dedeydi. Haşal ailesinin (sülalesinin) en yaşlısı, en varlıklısı, en acılısı… İki gelinini, torunlarını uçak kazasında kaybetmiş birisi… İnsan evladının başına gelebilecek felaketlerin en büyüğü… Evlat kaybetmenin acısını yaşamış saygın büyüğümüz Hacı Hüseyin misafir geldiğinde tatlı bir hareketlilik olurdu köyde. Büyüklerimiz onun etrafında toplanırdı. Köydeki komşular sıraya girer, geniş sofra kurup ağırlardı misafiri. Hacı Hüseyin dedenin gelmiş olmasına biz çocuklar da çok sevinirdik haliyle… Getirdiği hediyeler, çeşitli kalem, tırnak makası, lastik terlik, çorap türü eşyalar dağıtırdı. Benim, en çok hediyelerin sarılı olduğu gazete parçaları ilgimi çekerdi. Türkçe bir şeyler okuma açlığımı giderirdi o güzelim küpürler. Okulda Türkçe okumayı öğrenmiştik ama okuyacak kitap, dergi gazete yoktu. (Sonra da yasaklandıydı Türkçe eğitimi…) Hüseyin dedenin gelişi köy halkı ve çocuklar için bayram havası estirirdi. Türkiye’de, Bursa’daki akrabalarımızın varlığını unutmazdık Hüseyin dede sayesinde.

Köyümüz Dolno Prahovo (Aşağı Tozçalı) iki büyükçe mahalleden oluşur: Amatlar ve Haşallar. “Kalay Deresi”nin geçtiği vadinin iki yakasında yer alır. Haşallar’da evlerimiz (dedelerimiz tarafında kurulmuş) taş duvarla çevrili üç harem (avlu) biçimindeydi. Halen ayakta olan yaşlı evler, taş duvar, ahşap kâgir karkas ve taş örtülü eski dağ eviydi. Rodoplar’da ve tüm Balkanlar’da yaygın köy tipi evlerden… Salih dedemizin babası büyük dede Kabil Haşal’ın babası Hacı Mehmet Haşal zamanından kalan iki katlı eski ev, zamanla geniş aileye yetmez olmuş. O nedenle Salih dedemizin de iki katlı yeni ev yaptırmış. Kalabalık aile yıllar yılı ancak sığmış iki eve … Kuzeydoğu taraftaki komşu avlusu Saniye yengelerin evinin olduğu yerdi… Kocası Mümin Haşal erken vefat etmiş. Çok çocuklu bir aileydi. Onların evine bitişik avlu (harem) Koca Haşal’ındı. Salih dedemin amcasıydı Koca Hüseyin Haşal. Kabil dedemizin kardeşi… 1950 göçüyle Türkiye’ye (Bursa’ya) yerleşmişler.

1973’ün 22 Temmuz’unda “Serbest Göçmen” olarak Kapıkule’den Türkiye’ye geldik. Macırhane’deki işlemlerden sonra Bursa’ya gitmek üzere yola çıkıldı… Edirne’de, eşyalar, denkler toparlanıp bir kamyonla Bursa’ya gönderildi. Ailecek Topkapı otogarına vardık. Bizi, büyük dede Hacı Hüseyin Haşal karşıladı. (Serbest göçmen statüsüyle gelebilmemiz için gerekli yasal davetiyeyi ve taahhütnameyi gönderen kişi de oydu…) Bir minibüsle Bursa’ya doğru yola çıkıldı. Hüseyin Haşal dedemiz tuttuğu minibüs bizi gece yarısından sonra Bursa’ya getirdi. Haşallara ait Uludağ Otel’de Anavatan’daki ilk gecemizi geçirdik. Ertesi günden itibaren Bursa’daki yaşantımız Haşal aile-akraba çevresiyle iletişim, haberleşme, ziyaretler derken umutla başladı… Sonra göçmenliğin zorluklarına rağmen sabırla ve çalışmayla devam ettik.

Bayramlarda ilk ziyaret edilen, eli öpülen Hacı Hüseyin Haşal olurdu. Fomara’daki apartmana gidilirdi. Vefatına kadar sürdü bu gelenek… Haşallar sülalesinin ikinci büyük ismi, yaşlı ebemiz (babaanne) Necibe Haşal da vefatına kadar bütün ailenin ziyaret edip elin öptüğü kişi oldu, Yıldırım’da, Beyazıt mahallesinde. Çocuklar, gençler birbirini tanır, göçmenlik koşullarının ekonomik, sosyal zorluğunu aşmaya, uyum sağlamaya çaba harcardı. Sonraki yıllarda bazı geleneksel olaylar, yaşlı aile ziyaretleri falan unutuldu gitti ne yazık ki…

Göçmenlik halleri, ev-bark kurma zorlukları pek çok şeyi öğretti Haşal ailelerine; çok çalışmayı, kesintisiz çalışmayı, dayanışmayı… Yıllar geçtikçe pekişen kanaat bu yönde oluştu! Birkaç yılda yavaş yavaş işine odaklandı herkes, evler yapıldı, çocuklar okullarına başladı, yavaş yavaş uyum sağladı. Hayat çalışarak anlam kazanıyordu. Bulgaristan’dan Türkiye’ye gelmiştik: Sosyalist düzenden Kapitalist düzene geçmiştik. Bütün göçmenler gibi başarılı olmak zorundaydık. Akrabalarımızdan, birbirimizden manevi güç alarak sürdürdük çalışmayı, öğrendik umutlu olmayı, Anavatana tutunmayı.

Yaşadıkça öğrendik!

Aile içinde zaman zaman depreşen büyük acı “uçak kazası” konusu olmuştur. Hacı Hüseyin Haşal’ın iki gelini, nişanlı kızı ne nişanlısı, torunları, dokuz can vefat etmiş. Haşalların hayatında önemli bir dönüm noktasıdır: Tarihin trajedi kayıtlarına, arşivlere geçmiş ve yıllardır hatırlanmaktadır. 26 Temmuz 1957 Cuma günü Haşal ailesinin evine düşen jet uçağı yürekleri dağlamış. Türkiye’de ve Bursa’da büyük üzüntüye sebep olmuş. Bulgaristan’daki köyde ve Türkiye’de uzun süre yas tutulmuş. Kayıplar, kahırla ve rahmetle anılmış, üzüntüsü günlerce anlatılmış…

Hacı Hüseyin dede eşini (Ayşeman Haşal) kaybetmiş… Kızı Fahriye ve onun nişanlısı Yaşar kazada ölmüş. İki oğlunun da (Mehmet’in ve Ahmet’in) eşleri, çocukları vefat etmiş. Haşallardan ve komşu ailelerinden can kayıpları olmuş o kazada. Tesadüfen evde bulunmayan, evin dışında kalan 12 yaşında bir kız çocuğu ağır yaralı, çarşıda, pazarda olanlardan birkaç kişi kurtulmuş… Ulu mahallede mukim insanlar uçak düşmesini, yangını ve büyük korkuyu unutamamış. Hâlâ anlatılmaktadır.

FAHRETTİN HAŞAL ağabey kazayı şöyle anlattı:

“Uçak düştüğünde ailemizden vefat edenler:
Babam Ahmet Haşal’ın annesi Ayşeman nenem…
Annem Züriye
HaşalKardeşim Orhan Haşal (henüz bebek)
Mehmet amcamın hanımı Selime yengemiz
Selime yengenin kızı Nezahat,
Selime yengenin diğer kızı Bedriye
Selime yengenin oğlu Metin…
Babam Ahmet Haşal’ın kız kardeşi halam Fahriye Haşal ve nişanlısı Yaşar Yılmaz enişte…
Ailemizden dokuz can gitmiş uçak enkazında.
Komşulardan, kiracı Hidayet yenge…Hidayet yengenin kızı ölmüş.
Hidayet’in babası Nazmi ölmüş.
Hidayet yengenin kardeşi Halil de ölmüş.
Diğer komşumuz Makbule ablaların çocukları Cavit ve Erkut kardeşler…
Bir başka komşumuz Topaç ailesinden, Kumriye ölenler arasında…
Abdurrahman dayımızın komşuları üç kişi ölmüş: Anne, baba ve yenge… Yenge altı aylık hamileymiş. Adını soyadını hatırlayamadığım bir başka komşudan da ölenler olmuş. Emin olmasam da kazada komşulardan dokuz kişi enkazdan ölü çıkarılmış.”

MEHMET HAŞAL ağabeye sordum neler hatırladığını:

“Olayın şokunu uzun süre yaşadık. Ortalık mahşer yeri gibi… Bağrış, çağrış, ateş duman altında… Enkazın çevresi insan seli… Maalesef o günlerden öncesine ve sonrasına ait fotoğraf yok elimde.”

SANİYE HAŞAL SERT ANLATIYOR:

“Ben çocuktum, 12 yaşında, ilkokul beşe gidiyordum. Annem, yengem tütünde çalışırlardı. (Tekel Tütün Deposu) Öğlen paydosunda yemeğe gelmişlerdi. Fahriye ablam ve nişanlısı Yılmaz enişte de nikâh işlemlerini yaptırıyorlardı o günlerde… Kan tahliline gitmişler, öğleden sonraya kalmış, eve yemeğe gelmişlerdi. Onlar da içeriye geçtiler. Benden küçük amca kızı Nezahat da (dokuz-on yaşlarında) arkalarından içeriye girdi… Herkes evin içindeydi… Ben bahçede kuzuları seviyordum. Ağaç yaprakları veriyordum iki kuzuya… Bir anda evimize uçak çarptı. Patlamayla kıyamet koptu sandım. Komşu teyze çamaşır yıkıyordu. Uçağın bir parçası (tekerlek) ona çarpmış… Ortalık alev topuna döndü… Çığlıklar ve alevler içindeydik…

Uçak kazasından öncesine ait bir fotoğraf:
Resimde görünenler Anne Züriye Haşal, kazadan yaralı kurtulan Saniye Haşal (Sert), Fahrettin Haşal, Bebek Orhan Haşal ve Nezahat Haşal)

Komşumuzun yedi yaşındaki kızı gözlerimin önünde yanıyordu… Saçları, elbisesi, terlikleri alev almış… Kimse yardım edemedi. Gözümün önünden gitmez… Başka bir şey hatırlamıyorum, beni hastaneye kaldırmışlar. Hastanede 40 günden fazla kalmışım. Sonradan anlatılanlara göre pilot uçağın merinos fabrikasına düşmesini engellemek için bizim evlerimizin aşağısındaki çöplük alana denk getirmeye uğraşmış. Orası boştu. (Eski Bursa Terminali’nin bulunduğu yer…) Ev yoktu, etraf tarlalar, çalılıklar ile açıklıktı… Bizim ve komşuların evine düştü. Dehşetli saatleri yaşadı ailemiz ve komşularımız.”

Köyden ve Bursa’dan akrabalarımızı daha eskiden ve daha ayrıntılı bilen amcama Büyük Haşallar ve uçak kazası ile ilgili konuşulanlardan neler hatırladığını sordum.

Amcam ŞEVKET HAŞAL şöyle anlattı:

“Biz uçak kazasından 10 yıl sonra, 1968’de turist pasaportuyla geldik Anavatan’a. İltica ettik. Yerleşmemizde ve burada ev bark edinmemizde Hacı Hüseyin ve oğulları Mehmet Haşal ile Ahmet Haşal kardeşlerden destek gördük. Üçü de rahmetli… Uçak kazası dillerden düşmezdi. Bir aile için, insanlık için feci kaza… Mehmet Haşal ve Ahmet Haşal eşlerini, evlatlarını kaybetmişler. Sonra yavaş yavaş travmanın etkisi azalınca hayata devam etmişler. Çok çalışkan ve tutumlu insanlardır. Kazadan kurtulanlar ve ailelerin diğer üyeleri hayata sarılmışlar. Onlarla kazayı konuşurduk zaman zaman… Önce Mehmet abi vefat etti, 21. 05. 1975’te. Ahmet Haşal da 13. 11. 2013’te vefat etti. Trajediyi yaşamış görmüş insanlardı. Örnek alınacak sabırla ve metanetle sürdürmüşler hayatlarının kalan kısmını. Bulgaristan’dan (Eğridere kazasının Haşallar köyünden) itibaren aile kütüğümüzün ortak hadiseleri evlerinin üzerine düşen uçak faciası etrafında konuşuldu hep… Hâlâ daha konuşuluyor. Ölenler rahmetle anılıyor”

Haşal ailesinin yaşadığı uçak kazası olayı bütün Bursa halkının, Kırcali’de Ardino (Eğridere) ve Dolno Prahovo (Aşağı Tozçalı) Haşallar köyünün hafızasında sözlü anlatılara konu olmuştur. Yöre ahalisi bu hazin olayı unutmamıştır. İşbu metin, Haşal ailesinin başına gelen elim uçak kazası olayını bir kez daha tarihe not düşme ve sevgili Ekrem Hayri Peker’in çabası ile belgesel kitaba dönüşecek kitaba katkı çalışmasıdır. Araştırmacı tarihçi yazar titizliğiyle yayımlanacak kitap umuyorum ki Bursa Osmangazi İlçesi, Ulu Mahalle tarihinde yaşanmış uçak kazasını geleceğe taşıyacaktır. Facianın unutulmamasını sağlayacak, paha biçilmez değerde belgesel olacaktır. Türkiye’deki uçak kazalarını kronolojik sıralamayla basılı-dijital arşiv materyalleri arasına katılmasıyla korunmuş olacaktır.

Dilerim hak ettiğince görülür ve okunur.

Hilmi Haşal Kırcali- Bursa, Ağustos- Ekim 2026

 

ÖZGEÇMİŞ / Hilmi Haşal Kimdir?

Hilmi Haşal 1954‟te, Bulgaristan’ın Kırcali İli, Eğridere(Ardino) İlçesi, Aşağı Tozçalı(Dolno Prahovo) –Haşallar- köyünde doğdu. Temel Eğitim Okulu‟nu aynı köyde okudu, ardından, “Kırcali İnşaat Teknikum‟u Jeodezi ve Kartografi Bölümü”nü bitirdi. 1966’da edebiyata, şiire, okuma-yazma tutkusuna kapıldı. 1968‟den itibaren yayımlansın diye yazdı. 1972‟den ilk şiirleri ve röportajları, Bulgaristan’da, Kırcali Yeni Hayat gazetesinde yayımlandı.

1973 yazında ailesiyle birlikte ‘Serbest Göçmen’ olarak Türkiye’ye geldi. Bursa’ya yerleştiler…

1973‟ten itibaren özel sektörde ve kamuda çalıştı. Çalışırken, Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesinde (AÖF) okudu.

1976‟dan itibaren, şiirleri, düzyazıları ve çevirileri yayınlanmaktadır. Yerel dergi ve gazetelerin yanı sıra; Oluşum, Dönemeç, Somut, Milliyet Sanat, Varlık, Şiir-lik, Biçem, Yeni Biçem, Dize, Akatalpa, Defter, Edebiyat ve Eleştiri, Kül, Kavram Karmaşa, E, Virgül, Yom Sanat, Kitap-lık, Sincan İstasyonu, Ada, Mor Taka, İmgelem Çocukları, Yazılıkaya, Eliz Edebiyat, Patika, Ihlamur, Sarmal Çevrim vb. dergilerde yazmayı sürdürdü.

1991’de Yeni Adana gazetesinin açtığı “Sessizliği Saran Tını”, adlı şiir yarışmasında birinci oldu.

1993‟te, yayınlanmamış kitap dosyası, Son Siren Kuşu ile 1993 Altın Koza Şiir Yarışması’nda “Altın Koza Şiir Ödülü”nü aldı, ayrıca “Behçet Aysan‟ı Anma Ödülü”ne değer görüldü.

1993 mayısında, Bursa’da, bir arkadaş grubunun katılımıyla çıkan, Yeni Biçem dergisinin kuruluşundan kapanışına değin, (72 sayı) yayımlanmasında etkin rol üstlendi, Yayın Yönetmeni yardımcısıydı.

1994‟te, Yol Boyu Notları kitabıyla, ORSEV “Vedat Güler Şiir Ödülü” yarışmasında mansiyon aldı.

(1999 ile 2005 yılları arasında Adana’da yaşadı. Memik Yanık’ın sahipliğinde yayımlanan Türkiye dijital yayıncılığının ilklerinden olan www.adanasanat.com (edebiyat, sanat, şiir) sitesinin içeriğini hazırlamaya katkıda bulundu. Çağdaş Türk Edebiyatı uğruna emek, eser vermiş kişilerin adlarını ve ürünlerini ekrana taşıdı. Üç bine yakın şair-yazar imzasını internet ortamında tanıttı. Şiirlerden, öykü ve denemelerden, günlüklerden oluşan internet portalı tarih sayfalarındaki yerini aldı. Memik Yanık’ın ve ekibinin özverili emeği ve gayreti adanasanat birikimi ile saygıyla anılacaktır.)

2000 yılının başında çıkarılmaya başlanan, Akatalpa dergisinin yayınına (105. sayıya kadar) yoğun çaba harcayarak katkıda bulundu. 2002‟de, Bursa Osmangazi Belediyesi tarafından düzenlenen; 2002 Ahmet Hamdi Tanpınar Şiir Yarışması‟nda, “Bursa‟da Aşk” şiiriyle ikinci oldu.

2005‟te, İzmir Karşıyaka Belediyesi, “Homeros Emek Ödülü 2005” ile onurlandırıldı.

2006’da, Eskişehir Sanat Derneği‟nin, 2006 Yunus Emre Şiir Yarışması, Birincilik Ödülü‟nü kazandı.

2014 BUYAZ (Bursa Yazın ve Sanat Derneği) Şiir Onur Ödülü‟ne değer görüldü.

2022 Devrek Belediyesi “2022 Rüştü Onur Şiir Ödülü” yarışmasını, Çilli Kadraj kitabıyla birinci olarak kazandı.

2009 başında ilk sayısı çıkan aylık eliz edebiyat dergisinin sahibi, sorumlusu ve yayın yönetmenidir. Dergi, 17. yılındadır ve Ekim 2025 itibarıyla 202. sayısı çıkmıştır.

Bütün zamanını şiire, yazıya ayırmak için 2005’te emekli oldu. Ancak, hayatının eserini‟ arama uğruna, üretmekten ve öğrenmekten emekli olmadı. Hayatın verdiği dersleri almaya devam ediyor…

Halen, basılı ve elektronik (sanal) edebiyat-sanat dergilerinde yazmayı sürdürüyor.

ŞİİR KİTAPLARI:

  • Denge/Sizler Adına (1991)
  • Elektronik Yalnızlıklar (1992)
  • Yol Boyu Notları (1993) ORSEV 1994 Vedat Güler Şiir Ödülü -Mansiyon
  • Kozmik Aşk Suçu (1995)
  • Venüs’le Aşk (1997)
  • Son Siren Kuşu (2000) 1993 Altın Koza Şiir Ödülü, Behçet Aysan‟ı Anma Ödülü
  • Dağınık Düş Sepetleri (2001)
  • Yanık Söz (2002)
  • Yaralı Gümüş (2004)
  • Hercai İnci (2011)
  • Mercek Molası-Fotoğraf Okumaları (2011)
  • (Fotoğraflar: Halûk Uygur)
  • Ada Yamacında Yedi Kovan (2012)
  • Ezel Eskizleri (2013)
  • Kalbimin Başkenti (2015)
  • Balkanlı Bulut (2018)
  • Teneke Yazı (2019)
  • Gerisayım Çiçeği (2020)
  • Çilli Kadraj (2021) (“2022 Rüştü Onur Şiir Ödülü”)
  • Arsız Taç Kelepçesi (2022)
  • Mavi Aşk Cemresi (2022)
  • Hiçistan Atlası (2023)
  • Ahrida Güneşi (2024)

Yazar Hakkında