(Turan Akademik İlim Fikir ve Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı 57, 2026, s. 81-138)
BASKLARIN ve BASKÇANIN YOLCULUĞU[1]
Giriş
Georgeos Díaz-Montexano, ‘The Turkic-Altaic Roots of Old İberian Language[3]’ (Eski İber Dilinin Türk-Altay Kökleri) başlıklı çalışmasında İber yarımadasındaki Erken Türk kültürü dönemi arkeolojik ve dil bulgularını ortaya koymaktadır. Bu çalışmanın bir kısmını oluşturan ve ayrı basım olarak da yayınlanan “About the İberians and how they identified themselves in their inscriptions as Turkos, Turkes, Turki, Turgi and Turane[4]” (İberyalılar ve yazıtlarında kendilerini Turkos, Turkes, Turki, Turgi ve Turane olarak nasıl tanımladıkları hakkında) yazısında özellikle altını çizdiği konular Türkologlar ve kültür tarihçileri için son derece önem arz etmektedir:
Georgeos Díaz-Montexano, “İberyalılar ve yazıtlarında kendilerini Turkos, Turkes, Turki, Turgi ve Turane olarak nasıl tanımladıkları hakkında”ki yazısında şu bilgileri vermektedir: İber runlarıyla (runik alfabesi ile) yazılmış bazı metinlerde, “Bay/kol/birlik/bölüm/birinci kol”dan gelen batır kahramanlarının bir listesini tespit edebildim. (İbero dilinde göl bir[..) ve bir Kagagate (şeflik, prenslik, krallık veya imparatorluk’?) olarak yazılır) ve adı geçen kişilerden, efendilerden veya tanrılardan gelen diğer metinler, “Turan toprakları” veya “Turan bozkırları” ile özdeşleştirilenler, turkos (Panl0.30a, P3,187Empuries-a), turkes (g.1.4 ve Panl 0.30a, P3,187Empuries-a), turki ve turgi terimleriyle özdeşleştirilenler iki şehirde: Arke Turki “Özgür/egemen/bağımsız ve güçlü Türk” (cityF ve Ili-Turgi) “Turgi ülkesinin başkenti”, yukarıdaki resimde, ön yüzde, OIL metninin altında görülebileceği gibi, sikkelerinde kimlik sembolü olarak şehrin kralının yüzünün önünde hilal ve yıldızı zaten kullanmış olan bir şehir [O IL(ITURCI) kısaltması] ve, arka yüzünde ise İberyalı bir atlı ILITVRGI’nin altında. Latince yazılmış metinlerde bunlar her zaman TURGİ veya TURCI (Latince’de turki olarak telaffuz edilir) olarak görünür. Böylece antik Turdu veya Turtu halkının kimliğini (mükemmel Altay-Proto-Türk dilbilgisiyle) tespit etmeyi de başardım. Bunlar Greklerin turde-tanoi (çoğul), Romalıların turdetani (çoğul) dedikleri, Turdu terimine atıfta bulunan bir Yahudi olmayan isimdir (çünkü -tanoi ve -tanı halkı belirten eklerdir). Ayrıca, Tur dili kasabasına veya klanına ait olan İberlerin klasik kaynaklarında da ifade edilir. Burada Yunanca veya Latince yolla (-tanoi veya -tani ekleriyle) değil, İberce konuşulur. Etnik bir terimi veya nüfus adını belirten tam bir Arkaik Türkçe yazıt [ek +(V)1(V)] olduğunu gördüğümüz İberce yoluyladır. Bahsettiğim İber yazıtı, ürünün alıcılarını (ürünün amaçlandığı insanları) belirten bir etiket olarak büyük bir kabın (Latince “dolium”) üzerine yazılmıştır; bu büyük kabın üstünde ve etikette, mükemmel bir arkaik ‘Türkçeyle: TURTULARKA, yani “Turtular için” anlamına gelir; bunu “Turtu veya Turdu halkına veya onlar için” olarak anlayabiliriz, yani aynı turde(tanian) veya turduli için anlamına gelmektedir. Batır asil unvanıyla listelenen kahramanlar veya asil savaşçılar şunlardır: Bilostanes, Ibeidike, Aufbim, Sortike, Bilosbim, Lakuargis, Abarkis, Adintanes, Agirtibas ve Belas. Metnin (MÖ. 300 civarına tarihlenen) ve bugüne kadar hiç kimsenin hiçbir şekilde tercüme etmediği, Altay-Türk kökleri ve gramerleri aracılığıyla şu şekilde tercüme edilebilir: “… Batir Bilostanes, Batir Ibeidik […], Batir Aurbim, Batir Sortik […], Batir Bilosbim, Batir Lakuargis […], Batir Abarkis, Batirs Adintanes (ve) […], Batir Agirtibaâ ve Belas, ayrıca Batir, (Ibe)irika’nın Kagagate’sinden (krallığından?): içinde kanat (kol, birlik, bölüm, kol) ilk… […] Batir Ibeidik’ti (bir) …” (Ne yazık ki metin eksik). Bu metnin kurşun kalemle yazılmış halini şu sayfada görebilirsiniz: https://atlantisng.com/blog/lista-de-nobles-guerreros-batir-del-kanagate-de-ibeirika/

Palamos Girona’dan (Katalonya) savaşacak soylu savaşçı şeflerin bir listesi.

Kuzeydoğu İberya ikili işaret sistemi, MÖ 4.-3. yüzyıllar. Yazarın Ferrer i Jane 2005, Y’nin Na (/na/) olarak yazıldığı ciltten uyarlanmıştır.

Kazak Türk batır’ı. Kabanbai (17. yüzyıl). Vaşak veya kurt yüzlü göğüs plakasına dikkat edin. Lİbericolara çok benzer
Turanlı olarak anılan bireyler için deliller şunlardır: “Turanlı Bakara” (epigrafik başlığında İbero dilinde bakara turane olarak yazılmıştır. “f.9.7 a”) “Nalirli Turanlı, Antin (veya) Andin” (epigrafik başlıkta İbero dilinde Antin Nalir Turane olarak yazılmıştır. “f.9.5”) ve “Turanlı tanrı veya zengin Nalir efendisi. Ban” (aynı epigrafik yazı tipi İbero dilinde ban Nalir bai turane olarak yazılmıştır. “E9.5”). Nalir terimini henüz tanımlayamadım. Belki Proto-Altayca ile ilişkili olabilir: *nâIV ‘toprak, arazi’ > Proto-Türkçe: jalan “tarla, bozkır”, dolayısıyla İber dilinde nalir (çoğul da olabilir) “toprak, ülke, bozkır” biçimi, İbero dilindeki bal (bkz. Proto-Türkçe: baj (~ -n) 1 “kutsal” 2 “Tanrı” 3 “gerçek, güvenilir, dürüst” ve Proto-Türkçe: bâj 1 “zengin”, “soylu”), kendilerini bazı “Turan topraklarından” veya “Turan bozkırlarından” gelen kişiler veya tanrılara atıfta bulunuyor olabilir. Bu hipotez doğruysa, o zaman şu sonuçlara ulaşırdık: “Bozkırlardan gelen Turanlıya, Antin (veya) Andin” ve “Bozkırlardan gelen Turanlı tanrı veya zengin efendiye, Ban” veya aynı anlama gelen “Bozkırlardan gelen Turanlı tanrı veya zengin efendiye, Ban” denir. Ban ise, İber metinlerinde sıkça tekrarlanır, çoğu durumda görünüşe göre büyüklük sıfatı olarak, yani “büyük”, “en büyük değere sahip olan”, “süperi ot” vb. gibi büyüklük anlamlarıyla kullanılmıştır. (Bkz. Proto-Türkçe: bani — boni – ‘büyük’, ‘büyük’ > Çuvaşça: Dolayısıyla İberler arasında Ban adında bir tanrının olması mümkündür. Ve bu, Ban adı banibar (yani Ban-baj-bar) ve Banbai adlı bazı adak metinlerinde görülür. Ayrıca Banbai, Banban, Banbas, Bankurs olarak da geçmektedir.
Proto-Türkçe’ye dönersek bu hipotez daha da güçlenir: baj (~ – n), 1 kutsal 2 “Tanrı” 3 “gerçek, güvenilir, dürüs”t, bu da baj gibi bir formun kökenine izin verir ve, böylece, ban gibi biraz kısaltılmış bir biçimde İber diline evrilmiş olabilir. Teori doğruysa, İberyalıların Avrupa’dan geçerken, İberya’ya gelmeden önce yeni tanrılar için terimler yaratabildiklerini (veya benimseyebildiklerini) ve tam da burada, İberya’da, uzun bir zaman geçmesine rağmen, uzak Altay-Türk ve Turan akrabalarından zaten izole edilmiş bir şekilde, kendi tanrılarını bile yaratabildiklerini unutmamalıyız. Başka bir deyişle, İber tanrılarının, Orta Asya ve Sibirya bölgelerinin Altay-Türk dünyasında bilinen tanrılarla birebir aynı olması zorunlu değildir. Bugün tüm arkeologlar, İberyalıların (en yakın tarih olarak) MÖ 1300 veya 1200’den itibaren İberya’da olduklarını kabul etmektedir, çünkü “Urnfield kültürü[5]” ile gelmiş olabilecekleri düşünülmektedir, ancak uzun zamandan beri İber yarımadasında bulundukları da göz ardı edilmemelidir. Her halükarda, bir kültür olarak, Hıristiyanlık döneminin başlangıcına doğru ortadan kaybolmuş görünüyorlar. Bu nedenle İberya’da uzun süre kalmışlardır; bu süre, büyüsel-dinsel dünya da dahil olmak üzere kültürün her alanında birçok yenilik yaratmaya fazlasıyla yetmiştir. Gerçekten ilginç olan, yaklaşık on beş yıldır kanıtladığım kadarıyla,Bask Dili Euskera (Iski veya Eski dili) ile belirli bir akrabalığı olan eklemeli bir dille gelmiş olmalarıdır. Bask dilinin aynı zamanda Altay dilleriyle, özellikle de Türk dilleriyle de bir bağlantısı vardır. Bana öyle geliyor ki, hem Baskça (Ön-Proto-Baskça) hem de İberce (Ön-Proto-İberce), Ön-Proto-Türk olarak kabul edebileceğimiz bir dilin konuşulduğu Orta Asya veya Batı Asya’da bir yerlerde ortaya çıkmış olabilir. Ancak İber dili daha arkaiktir, yani Euskera (İski, Eski) veya Baskça, İber dilinden çok daha yeni bir kökene sahip gibi görünmektedir.

Mutlak veya tamlayan yapıda: Turkos betan “Türklerin Denizi mi?”
Datif –dative- (bir niteliğin var olduğu kişiyi belirtmek için) yapıda: bin Turkes ka “Türk atlısı için” veya “Bin Türk için”
Bu çalışmanın amacı ise Hamit Zübeyir Koşay ve Georgeos Díaz-Montexano’nun araştırmaları ekseninde Bask Tarihine ve Baskça’ya dikkat çekmek olacaktır.
Basklar ve Baskça Hakkında Görüşler
Hamit Zübeyir Koşay Türkiye’de Basklar üzerine ilk çalışma yapan bilim insanlarından biridir.O“Dil Mukayeselerine Göre Basklarla Türklerin Temasları, Göç Yolları ve Zamanları Hakkında”[6] makalesinde batılıların şu görüşlerini sıralamaktadır:
Kari Wilhelm Humbolt “Prüfung der Untersuchungen über Urbewohner Hispaniens vermittelst der Waskischen Sprache, Berlin, 1821” adlı eserinde; İber’leri özel dil konuşan Sicilya, Sardinya, Korsika, Güney Fransa hatta İngiltere adalarında izleri bulunan bir kavim olarak tanıtır. Onun kanaatine göre bu günkü Basklar başka yerlere sürülmüş olan veya temsil edilmiş bulunan bu ırkın bakiyesidir.
Graslin “De I’lberia, Paris, 1839’’ adlı eserinde İberia’nın Grekler tarafından İspanya’ya verilmiş yanlış bir ad olduğunu gösterdi. Basklar’ın şimdikinden daha geniş bir sahayı hiç bir zaman işgal etmediklerini de ispata çalıştı.
M. Blade “Origine des Basques, Paris, 1869” adlı eserinde Humbold’un nazariyesini kökünden çürüttü. Ona göre İberia ancak coğrafî bir terimdir, İberik ırk veya kavim yoktur. Bask İber nazariyesi bir masaldır. Basklar yabancı ırklara daima kapalı idiler.
Diğer taraftan antropologlar (Broka, Thurnam, Davis, Huxley, Busk, Virchow, Tubino) Avrupa’da Neolitik çağda küçük yapılı, uzun veya beyzi kafataslı ve ölülerini mezara gömen bir ayrı ırk olduğunu ve bunların bakiyesine Belçika, Fransa, Britanya, Almanya, Danimarka ve İspanya’da rastlandığını ve tipik örneklerinin Basklar olduğunu ileri sürdüler. M. D’Arbois de Jubainville “Les premiers habitants de l’Europe, Paris, 1877” adlı eserinde İber’leri Atlante’ların halefleri olarak gösterdi.
Tubino “Los aboriginenes İbericos, Madrid, 1876” adlı eserinde ise İspanya ve Şimalî Afrika’da megalitik âbideler inşa eden kavmi eski İberler ve bugünkü Basklar olarak gösterdi.
Bu meyanda Varro ve Dionysius ise İspanya İberleri ile Kafkasya İberlerini, şark ve garp kolu olmak üzere aynı kavim saymaktadırlar.
Georges Poisson (Dr. Şevket Aziz Kansu tercümesi) “Avrupa’nın İskân Tarihi, 1950, sah. 71” de Bordogne ile Güney Charente’yi zamanımızda hemen tamamen Cro-Magnon ırkının ahfadı olarak telâkki eder. Ayni eser İberya medeniyetinin gelişmesi bahsinde “bütün bu ırkî karışmalardan Bosch’un/Pireneli (adını verdiği yeni bir medeniyet doğar. Anthropoloji bakımından bu medeniyet Yarımadada sakin diğer etnik gruplardan, mezosefal bir tiple ayrılır ki bu tipe modern Basklar’da rastlanır (sah. 174) demektedir.
John E. II. Nolan “Life in the Land of the Basques. The National Geographic. February 1954” de halk iştikakcılığına sapan şu nazariyeyi aksettirir: “Taş Çağı’ndan kurtulmuş olabilecekleri teorisi, Bask dili Eskuara’da taştan yapılmış kesme aletleriyle ilgili olan bazı kelimelerle desteklenmektedir. Kan gruplarında daha da güçlü kanıtlar bulunmuştur ve bu da Baskların çok erken bir Avrupa soyundan geldiğini göstermektedir. Dahası, Baskların kan grupları (s. 309) Batı Avrupa’nın diğer uç bölgelerindeki halkların kan gruplarına benzerdir, örneğin İrlanda’nın bazı kısımları, Kuzey Galler ve İskoçya ve İzlanda. Bu gerçek kendi başına bazı otoriteler tarafından Baskların eskiden yaygın bir nüfusun kalıntıları olduğu şeklinde yorumlanmıştır.”
Ağlebi ihtimal (büyük ihtimalle) bu son nazariyeye istinaden İspanya iç harbi, sırasında General Franko, Basklar’ın yaşadıkları Bilbau şehrini muhasara ettiği zaman, Lloyd Georges’ı Basklar’ı Galyalılar’ın kardeşi sayarak ablukayı derhal kaldırtmak için teşebbüse geçmiş ve Canterbury Başpiskoposu da onun bu hareketine iştirak etmişti.
1929 tarih baskılı ‘“Der Frossc Brockhaus’’ da Basklar’ın eski yerli halk olduğunun aşağıdaki şekilde tekrarlandığını görüyoruz: “Tarih öncesi araştırmaların sonuçlarına göre Basklar, daha önce varsayıldığı gibi İberyalılar değil, sınır bölgelerinde İberyalılarla daha güçlü bir şekilde karışan süperpopülasyonun bir kalıntısıdır. Bascons ismi ilk kez MS 3. yüzyılda Romalılar arasında ortaya çıkmıştır. Bask kültürü ve etnik kökeni Keltler, Romalılar, Batı Gotları, Mağribiler ve Romalılardan neredeyse hiç etkilenmemişti.”
Aynı Ansiklopedinin 1953 baskısında ise daha ihtiyatlı bir ifade ile “Basklar, İspanyolca: Kendi dillerinde Vascos Euskaldunak, Hint-Avrupa öncesi. Pirenelerin batı kesimindeki Biskay Körfezi’ne kadar olan halklar” oldukça sıra dışı bir örnektir. Bask dili, Basklar tarafından Euskara, Eskuara, u, a, g olarak adlandırılır ve Batı Avrupa’nın dilleri içinde hayatta kalan tek Hint-Avrupa dışı dildir.” tabiri kullanılmıştır.
Buraya kadar sıraladıklarımız Basklar’ın ırkî menşeleri hakkında Batı âleminde yerleşen kanaatleri aksettirmektedir[7].
Hamit Zübeyir Koşay görüşlerini şu şekilde belirler: “Basklar İspanya ve Cenubî Fransa’ya gelip yerleştikten sonra Türklerle doğrudan doğruya’’ temasta bulunmamışlardır. Hâlbuki Bask dilindeki iare (ödünç) kültür kelimeler arasında Türkçeden geçenler Pretürk, devrine ait olmayıp Türk devrine aittir. Diğer tabirle daha yakın bir devreye (Milâttan az evvel veya az sonra) aittirler. Basklar büyük muhaceret dalgalarına katılarak Milâttan bir kaç asır sonra bugünkü yurtlarına gelip yerleşmişlerdir[8].

Hamit Zübeyir Koşay’a Göre Baskların ve Baskçanın Göçü [9]
Hâlbuki bugün çoğunlukla kabul gören görüş İber Yarımadası’nda Bask dilinin Romalıların gelişi öncesinden bu yana var olduğudur. Ancak taraftarı az da olsa bu görüşe karşı görüşler de vardır. Bu karşı görüşe göre İber Yarımadası’nda Romalıların gelişi öncesi zamanlar için Bask dilinden söz edilmesi olanağı yoktur. Bask dilinin İber Yarımadasına gelişi Roma dönemine ya da Ortaçağın başlangıcına denk düştüğü düşünülmektedir. Türk bilim insanı/araştırmacı Hamit Zübeyir Koşay da bu gürüşü savunmuştur. H. Z. Koşay’a göre Basklar Hunların itelemesiyle başlayan hareketlilik sonucu önce Kafkaslara, Hazar’ın güneyine kadar inmiş sonra Karadeniz’in kuzeyin Avrupa içlerine yönelmiş, sonunda İspanya’ya ulaşmıştır. Tüm bu yolculuklar sırasında da Macarlar, Türkler gibi Ural-Altay halklarıyla birlikte olmuşlardır. Romalıların gelişi öncesi konuşulduğu alanda tek başına hüküm sürmediği düşünülen Baskça daha verimli, sağlıklı bir yol bulunamadığından, İberce sözcüklerin irdelenmesi, anlaşılması için kullanılıyormuş olsa da Baskça İberceden gelmemektedir. Bunun en önemli kanıtı İberce metinlerin Ortaçağ ya da günümüz Baskçası yardımıyla çözülememesi. Öyleyse yer ve kişi adlarında rastladığımız benzerlikleri nasıl açıklayabiliriz? Bu türlü sözcük benzemeleri karşılıklı kültürel alışverişin sonucudur. Benzerlikler bununla kalmamakta, sözcüklerin ve seslerin yapısında bile gözlemlenmektedir. Örneğin [tar] bitimi hem İbercede hem de Baskçada Türkçedeki [-lı/-li] ekine eş bir göreve sahiptir. Baskça ‘bilbotar’ Bilboalı, İberce ‘Saitabietar’’ Saetabisli demektir[10].

Georges Díaz-Montexano’ya Göre Baskların ve Baskçanın Göçü[11]
Georges Díaz-Montexano ise Eski İber Dilinin Türk-Altay Kökleri “The Turkic-Altaic Roots of Old İberian Language” isimli çalışması ile Hamit Zübeyir Koşay’dan ayrılmaktadır. M. Ö. 7700’de Altaylardan ayrılan Baskların ataları pre-proto-(Erken)Türklerönce M. Ö. 6000’da Kafkasya İberyasına daha sonra ise M.Ö. 4500’de bugünkü İspanyadaki topraklarına yerleşmişlerdir[12].
Mehmet Bayraktar’da “En Eski Türk Tarihi ve Ur, Su, Mo Adları” eserinde “Bugün çoğunlukla İspanya’da ve daha az olarak da Güney Fransa’nın Pyreneler bölgesinde yaşayan Basklar, birçok bilgine göre Türk soylu bir halktır. İspanya İberlerinin bir devamıdırlar. İspanya İberleri, en geç yaklaşık DÖ 6.000 yılı Kafkasya’nın İberia bölgesinden İspanya’ya göç etmişlerdir. İspanya veya Hispanya’nın en eski adı, onların adıyla eski Grekler tarafından “İberia” olarak anılıyordu. Bütün modern dönem batılı tarihçiler de Baskların eski İberler olduğunu kabul eder[13]. Burada Baskları incelemiş olan modern dönem batılı tarihçilerin çoğunluğu, dil ve soy özellikler ve dinsel inançlar gibi çeşitli açılardan onların, genelolarak Ural-Altaylı bir halk oldukları, özel olarak Türkler, Finliler, Macarlar ve Moğollar gibi Türk soylularla ilişkisini ortaya koymuşlardır. İspanya İberlerinin ve onların bugün yaşayan kalıntıları Baskların, Türk soyluluğunu anlamak için İspanya’nın diğer eski halklarının ve coğrafi birim adlarının da iyi bilinmesi gerekir. İspanyollar özellikle coğrafi birim adlarının çoğunu bugün değiştirmişlerdir. Ancak çok eskiye bile gitmeden günümüzden 150-200 yıl öncesi yazılmış İspanya’yı anlatan tarih ve coğrafya eserleri okunduğunda birçok coğrafi birim adının ilk bakışta Türkçe adlar olduğu açıkça görülür. Biri-iki örnek verecek olursak, ilk örneğimiz Turan kenti veya yeri anlamındaki Turaniana adı olsun. “Turaniana, Baetica İspanya’sında Murgis ve Urci arasındaki kıyıdan çok uzak olmayan bir yerdir; Torque (Türk) … adı gibi farklı adlarla da anılmıştır[14]”. İkinci örneğimiz, Sibaria adı olsun; bize Sibirya adını çağrıştıran Sibaria, Tarraconensis İspanya’sında Salmantica ‘nın kuzeyinde bir kenttir. Farklı adlarından birisi, Saburra’dır; bu ad da bize Subarları (Saburları) hatırlatır”[15]demektedir.
Georges Díaz-Montexano’nun sunduğu arkeolojik ve dil verileri bugüne kadar gösterilenlerin en güçlülerindendir. Araştırmacı yukarıdaki haritada Pre-Proto-(Erken)Türk halklarının batı İberya’ya ulaşana kadar izledikleri rotayı açıklayabileceğini düşünmüştür. Prensip olarak rota, Altay Dağları’ndan çok da uzak olmayan bir bölgede, belki de güney Sibirya’dan başlayacaktır. Bu halklar, genellikle Pre-Proto-(Erken)Altay olarak adlandırılsalar da, Pre-Proto-(Erken)Türklerdir. Georges Díaz-Montexano, o halklara Pre-Proto-(Erken)Türk, demeyi tercih etmektedir. Gerçekten Pre-Proto–(Erken)Türk, yani Proto-(Ön)Türkçe[16]den daha eski olacaktır. İber dili, orijinal Pre-Proto–(Erken)Türk dilinin, en azından bunun bir kolunun, Proto(Ön)-Altay dilinden ayrılan batı kolunun, tüm bu kardeş dillerin gelişmesinden ve daha sonra dallanıp budaklanmasından önce, bir tanıklığı olmuştur. Bu yüzden Georges Díaz-Montexano, batı’nın İberos halkından olan bu insanlar, muhtemelen bir insan hareketiyle gelen batı kolunun Pre-Proto-(Erken) Türkleriydi” demektedir. Ona göre bu Pre-Proto-(Erken)Türklerin bir kolu, batı kolu Batı’ya doğru hareket etti ve rotasında Doğu İberya’dan, Kafkasya’dan geçti. Diğer kol Batı İberya’ya, İspanya ve Portekiz’e ulaştı.
Georges Díaz-Montexano görüşlerine şu şekilde devam eder: “Bu İki nedenden dolayıdır: Birincisi, eski yazarların bize söylediklerinin bu olduğunu unutmamalıyız. Kafkasya İberya’sındaki İberyalıların Batı İberya’ya ulaşanlar olduğunu ve böylece oradaki insanları doğurduklarını iddia eden Strabon gibi büyük otoriteye sahip birkaç antik yazar vardır. Batı İberya da İberos ile aynı adla bilinir. Mesele şu ki, İber dili Kafkas dilleri ile karşılaştırıldığında, bunlar ister Çin-Kafkas (Dene-Kafkas) dilleri, ister Kartvel dilleri olsun, neredeyse hiçbir benzerlik yoktur. Benzerlikler çok az, sadece birkaç seste benzerlikler bulduk ve bunlar, farklı aileler arasında asla ödünç vermeyen temel kelime dağarcığının dışında kalan seslerdi. Çekirdek temel kelime dağarcığının, kendisini farklı dillerden oluşan bir aileye asla ödünç vermeyen kelime olduğunu zaten biliyorsunuz. İbero ve Baskça ile yaptığım şey bu, daha iyi Baskça ile çünkü o hala canlı olan bilinen bir dil, ama İbero ile çalışma daha zor oldu, çünkü o sadece ölü bir dil. yazılı kalıyor ve biz hâlâ deşifre ediyoruz, yani henüz yüzde yüz deşifre edilmemiştir”.
Georgeos Díaz-Montexano’nun bu görüşüne karşın farklı düşünceleri de hatırlatmak gerekir:
K. Bouda ise Şumerce, (Batı Kafkas dilleri ve Tibetce ile mukayese yapmaktadır. (Die Bezichungen des Summcrischen zum Baskischcn, Wcstkaukasischen und Tiebetischen. Leipzig 1938. Mittcilungen des Altoricntal. Gesellschaft, Bd. XII. 3).
J. B. Lisscarrague ise reybî bir eda ile Japonca ile mukayese yapmaktadır. (La soidisant parente des langues basques et japona- ise, Revista International de Estudios vascos, b. III).
F. von den Velden’e göre Baskça bir Afrika dilidir. (Das Bask- ische eine afrikanische Sprache. Der nordafrikanische der keltischen Sprachen).
Lucian Bonaparteda Fince ile mukayese eder. (Langue Basque et langues finnoises, 1862, London).
R, Lafon, Baskçayı Kafkas dilleri arasına yerleştirir. (Basque et langues Kartvclles. Revista International de Estudios vasos, 1933. p. 171).
Schuchardt, Baskça ile Gürcü dili arasında akrabalık aramaktadır. (Das Baskische und die Sprachwissenschaft, Leipzig 1925, 35).
A. Winkler, Baskça ile Ural – Altay ve bu meyanda Türkçe arasında mukayese yapmakta bazı kelimeleri sıhhatli tespit etmekte fakat neticede sıfatın Bask dilinde isimden sonra gelişine ve diğer bazı gramer özelliklere bakarak iki dilin akraba olmadıkları neticesine varmaktadır. (La langue Basque et les langues uralo – altaiques. Halle, 1917)[17].
Dr. Jose Alemany ise Baskça’yı ayni zamanda Ural – Altay illileri ve Kafkas dilleriyle mukayese etmektedir. (Mas pruebas del Vasco con el Caucasico y con las lenguas uralo-altaicas. Boltin de la Academia Espanola. Tomo XX.).
1953 baskılı “Der Grosse Brockhaus” da ayrı bir Ligur nazariyesi ile karşılaşıyoruz. Bu nazariyeye göre Bask dili özelliklerini Kafkasya’dan Ligurler) getirmişlerdir. Metin şöyledir: “Bask dili, Baskça Euskara Eskuarau hâlâ yaşayan Hint-Avrupa kökenli olmayan bir Batı Avrupa dilidir. M. S. 6. yüzyılda Biskay Körfezi’nde yaşayan Ligurya kıyı kabilelerinin dilinin bu bölge diliyle karışmasından ortaya çıkmıştır. Merkezin doğusundaki Vascones’i su bastı. Ebro takımları, Vascones’in orijinal dili birçok İber unsurunu bünyesinde barındırıyordu (güneydoğudaki Vascones’in eski komşuları İberyalı İllergetes’lerdi) ve aynı zamanda zorla söylenen sözleri Latince’ye de yakındı. Vascones’un bir kısmı zaten Romanize edilmişti. Yapısı (geçişli ve geçişsiz fiillerde öznenin farklı ele alınması, fiil formlarına nesne zamirinin dâhil edilmesi) ve en eski kelime dağarcığı bakımından Bask dili Kafkas dilleriyle akrabadır. Bu dil tipinin taşıyıcıları muhtemelen Liguryalılardı. Kelime dağarcığında İber ve Latince’nin yanı sıra Kelt, Got ve çok sayıda Romanesk unsur da yer alıyor. Karakteristik özelliği, çekim eklerinin (edatların) zenginliği ve sınırlayıcı çekimdir vb[18].”
Öncelikle şu belirtilmelidir ki Kafkas dillerine has sanılan gramer özelliklerinin birçoğu Ural – Altay dillerinde de vardır. Postposition’lar (son takılar), kelimelerde iteration (tekrarlama) cümle terkibi gibi. Hatta sıfatın isimden sonra gelişi, Bask diline has değildir. Nitekim Türkçede de Güzel ev yanında Osman Paşa, Veled Çelebi, Fatma Sultan gibi terkipler vardır[19]. Tabiatıyla Bask dilinde Castellan, Lâtin, Alman ve Arap tesirleri de gösterilmiştir. Son zamanlarda İspanyol ve Fransız tesirleri de çok kuvvetlidir. Resmî işlerde Baskça’nın kullanılması yasak olduğundan bu dil gerilemekte ve tedricen unutulmaktadır. 13 ve 14. asırlarda Kastilya ile birleşen Bask vilâyetleri 19. asra kadar büyük ölçüde istiklâllerini muhafaza etmişler ve 1834 – 40 ve 1873 – 76 iç harplerini müteakip 1876 da imtiyazları (fueros) azaltılmış, 1939 da ise büsbütün kaldırılmıştır[20]. Franco rejimi sırasında Baskça kullanımı engellenmeye çalışılmıştır. Günümüzde ise Bask dili, yarım yüzyıl önce marjinal, hatta yok denecek kadar az olduğu yerlerde bugün hem coğrafi hem de işlevsel olarak yerleşmiştir. Baskça konuşanlar 1991’deki %24,1’den şu anda %36,2’ye ulaşmıştır. Çoğunluk hâlâ Baskça bilmemektedir, çünkü %45,3’ü İspanyolca konuşmaktadır; ancak Baskçayı akıcı bir şekilde konuşmayan fakat anlayan, “pasif Baskça konuşanlar” veya alıcılar olarak adlandırılan grubun büyüklüğü ve önemi artmaktadır. Bask dilinin kullanımının normalleştirilmesi stratejilerinde bu gruba giderek daha fazla önem verilmektedir. İspanya’da ve Fransa’da, Bask dilinin eğitimde kullanımı da bölgeden bölgeye ve okuldan okula değişmektedir[21].
Erol Kaymak (Cihangir) “Dil Araştırmaları Yönünden Bask Dili ve Basklar” çalışmasında Hamit Zübeyir Koşay’ın görüşlerini kamuoyuna tanıtacak şekilde sunmuştur[22]. “Basklar kendi halk geleneklerinde Yafesin Oğlu Tubal’ın ahfadı olduklarını söylerler. Mesudî Mürucu z-Zeheb’de İspanya’nın şimalinde Araplarla mücadele eden kavimlerden bir kısmının (İskitler olduğunu kaydeder. Bu rivayetlerin de onların doğu menşeli olduklarını gösterme bakımından dikkate değerdir”[23].
Tekrar Baskça-Kafkas dilleri ilişkisine bakarsak Erkan Yurtaydın çalışmasında bu hususa şu şekilde değinmektedir: Baskça ve Kafkas Dilleri, bu tür bir ilintilendirme, hatta akrabalık ilişkisinin kurulması Trombetti, Bouda, Uhlenbeck ve Lafon’un araştırmaları ile başlamıştır; daha sonra Tovar da buna katılmıştır. Ancak, H. Vogt 1955 yılındaki karşı görüş çalışması ile bu yöndeki irdelemelerin hızının kesilmesine neden olmuştur. Ancak, her şeye rağmen özellikle belirli bir Kafkas dil takımı ile Baskçanın bir şekilde ilişkisi (illa akrabalık değil) olabileceği düşüncesi bu görüşe en soğuk bakan araştırıcılar tarafından bile paylaşılmaktadır. Luis Michelena Baskça ile Kafkas dillerinin ilişkilendirilmeleri konusuna çok taraftar olmamasına karşın, eski Libya dili ve Berberi lehçeleriyle karşılaştırıldığında Baskçanın Kafkas dillerinden Kartvel takımına (Gürcüce, Acarca, Mingrelyaca, Svanca, Lazca) daha yakın olduğunu söylüyor. Baskça ile Kafkas dillerinin ilişkilendirilmesinden yana olan Lafon’un görüşlerini aktarmak istiyoruz şimdi de (Lafon,1960: 96). Basklar Cro-Magnon insanından evrimleşmiştir. En azından MÖ. 2000 yılından bu yana şu anda bulundukları topraklardadırlar. Öyleyse Kafkas dilleri ile akrabalığı olduğu öne sürülen bir dil bu denli uzak bir coğrafyada nasıl ortaya çıkmıştır? Anadolu ya da Kafkaslara yakın topraklarda yaşayan insanlarca taşınmış olsa gerek sonradan Baskçaya dönüşecek olan bu dil. Dille birlikte maden işleme uygulayımları ve kubbe biçiminde gömüt oluşturma alışkanlığının da geldiğini düşünebiliriz. MÖ. 2000 yıllarında bugünkü Endülüs ve Portekiz’de bu tür gömütler yaygındı. Endülüs’deki bir bölümü oldukça eskiye dayanan ve Baskçayı andıran yer adlarının varlığı bu varsayımı desteklemektedir[24]. Baskça [su] sözcüğü ‘ateş’ anlamına gelmektedir. Sözcükteki [ts] sesi zamanla [s]’ye dönüşmüştür. Lakça [c’u]da ‘ateş’ anlamındadır. Gürcüce [c’v] ‘yakmak’ anlamına gelmektedir. Baskçada eskiden var olan çoğullaştırma eki [-tzu]nun dengi Abhazcada [-coa]dır. Baskça sen, siz anlamına gelen [zu] kuzeybatı kafkas dillerinde (Çerkezce, Ubıhca, Abhazca) çoğul siz anlamındaki [soe]’dir. Baskça [-antz] (‘-e doğru’)= Abhazca [-(a)ndza] (‘-e doğru’)dır. Baskça eylemleri ettirgen çatıya dönüştüren [ra-] öneki Abhazcada da aynı işleve sahiptir. Bu tür benzerliklerin rastlantısal olmadığına ve ödünçlemeler yoluyla da gerçekleşemeyeceğine inanan Lafon Baskça ile Kafkas dilleri arasında bir ‘aile’ bağı olduğunu öne sürüyor ve bu aileye Euskera-Kafkas ailesi adını veriyor. Baskça ve diğer dillerle ilişkisi ile ilgili olarak aile birliği dışında bugün tümüyle terkedilmiş olan ve benzer sözcüklerin sayısal oranına dayanan bir yöntem de kullanılmıştır. Tovar ve arkadaşlarınca 1961 yılında bu yöntem Baskça’ya uygulanmış. Karşılaştırma için Kafkas dillerinden Avarca (kuzeydoğu takımı), Çerkezce (kuzeybatı) ve Gürcüce (güney) seçilmiştir. Benzerlik oranları sırasıyla % 5.37, 7.52 ve 7.52 şeklindedir. Yine aynı çalışmaya göre Baskça ile Sus Berbercesi arasındaki sözcük benzeşme oranı % 7-10’dur; Rif Berbercesi ile ise % 6-9’dur. Echenique Finli araştırmacı Timo Riiho ile Baskça ve Finceye uyguluyor bu Yöntemi, sonuç % 5’in altındadır (Echenique,1987: 28)[25].
Mehmet Bayraktar’ın görüşü ise: Larrarnendi, Don Juan Bautista (Erroy Aspiroz), Astarloa, gibi daha birçok tarihçi Baskların, Kafkas İberia’sından İspanya’ya ilk gelen ve oranın ilk halkını oluşturan İberlerden olduğunu kabul ederler. Nitekim kendisi de bir Bask olan tarihçi Le Chanoine E. Inchauspe (18 ı 5-1902) de “İbcrler, İspanya ‘nın ilk oturanlarıdır[26]” dedikten sonra (Les Iberes ont ete les premiers habitants de l’Espagne.), bugünkü Basklar ve diğerleri, kan ve dilolarak bu İberlerden gelenlerdir[27]” demektedir. (Lcs Basques actuels sont les descendants et les restes de ces Iberes par le sang et par le langage.). Böylece Basklar da kendilerinin, Kafkas İberia’sından İspanya’ya geldiklerini kabul ederler şeklindedir.
Hamit Zübeyir Koşay da “Dil mukayeselerine göre Basklar’la Türkler’in temasları…,” adlı araştırmasını yazdıktan sonra Charles Bouda’nın dört makalesini tetkik imkânını bulduğunu ifade eder: Bask – Kafkas dil grubu nazariyesini ortaya koyanlardan biri olan Charles Bouda “L’Euskaro- Caucasique. San Sebastian 1951, adlı yazısını Don Julio de Urquijo’ya, “müşahedelerinden mürekkep bir inci kolyesi, olarak ithaf” etmektedir. Charles Boudo ve kendi mukayeselerimizi yan yana koyuyorum” demektedir[28]:
Bask, aga “perche: Çeçen ga “branche” Ch. Bouda.
Türk. ağae, yıgaç “Holz, Baum” Radlof; Divan C. Bockclmann.
Bask, ago, aho “bouche”: Abhas yo id. Ch. Bouda.
Türk, ağız “Mund” Divan. C. Brockelmann.
Bask, altz, altza “aune-kızılağaç”: Abhaz al id. Ch. Bouda.
Türk. Alça (R. I. 422. AD. A). “Wilde pflaumen” aluç Divan.
Bask, atso “vieille femme, sorciere, grand mere”: Avar e, o “femelle, femme” Ch. Bouda.
Türk, açı, âçi “alte Frau” Divan. Besim Atalay, C. Brockelmann”.
Bask, ergi “bouvillon”: Darg. q’arya “genisse” Ch. Bouda.
Türk, argun “Füllen von einem wilden Hengst und einer zahmen Stute” Divan. C. Brockelmann.
Bask, eri “malade”: Cauc. septentr, *e, “etre malade,” Ch. Bouda.
Türk. (Kazan v, s.) irenci-mek “etre malade”.
Bask, itamı, itan “prier, demander”: Gürcü tkhov, Mingr. tkv “prier, demander” Ch. Bouda.
Türk. Utin-mek “prier” Kazan lehçesi.
Bask, haz-i “nourrir”: Abhaz adza, aza id. Ch. Bouda.
Türk. aş (R. I. 583) ve Divan “Spcise” aşa-mak “yemek”.
Bask, jabal “lâche, faible, ealm”: Çerkes bel “se eâcher” Ch. Bouda.
Türk, yavlak (R. III. 269) “sehleeht” yablak (Uygur) “sehleeht, übel” Analitischer İndex 55.
Bask, kume, ume “petit d’animal” ema-kume “femme”: Gürcü q’ma “jeune homme, eselave, valet, paysan” Ch. Bouda.
Türk kuma “ikinci genç kadın” A. D. 253.
Bask. lertzun, lerstun “grue-turna”: Avar latehen. lak latehin, Çeçen letehi “faucon-şahin” Ch. Bouda.
Türk Laçin “faucon-şahin” (R. Sagay, Şor, Caf. Müh. id. Hou.), Çağatay. Divan laçın “Falke” Divan. C. Brockelmann.
(Bu kelimenin Türkçeye ve Kafkas dillerine ve eğer mukayesede mana kayması doğru ise Baskçaya diğer bir dilden geçtiği kabul edilebilir. Zira Türkçede L ile başlayan kelime yoktur.)
Bask. Ol-du “pourrir”: Gürcü ole. “lieu marecageux” Ch. Bouda. Türk, ul-mak “pourrir /tefessüh etmek, Tarama Dergisi TT. 1244.
(Türkçe ve Bask ayniyeti dikkate şayandır: -du (-mak) karşılığı muahhar bir tekâmüldür[29].
Bask. Osa-tu “guerir, se guerir” osa-sun “sante”: Avar teh’a-go “vif, vivant” Ch. Bouda.
Türk esen (R. 1. 871: Divan, C. Brockelman) (gesund”.
(Türkçe ve Baskça şekil yakınlığı ve mana ayniyeti dikkate şayandır.)
Bask, ud-a “ete”: Lak int “printemps” Ch. Bouda.
Türk, yaz (R. III. 225; Divan C. Brockelmann) “Frühling, Sommer”
Bask, urra-tu “dechirer, fendre, poindre”: Svane rho “poindre” Ch. Bouda.
Türk, yır-t-mak (R. III. 477; Divan C. Brockelmann) ‘zerreissen’’ (kelime başındaki y için bundan önceki kelimeye bakınız. Ayni hal Türkçenin kendisinde de vardır. Irak-yırak, ır-yır gibi).
Bask, uzi-tu “diviser”: -Avar su, Artçhi su-su, lak. su-s “couper” Ch. Bouda.
Türk, üz-mek Uygur. III. 41. 8. “abgeschnitten wcrden (Strick), Divanda üz-lün-mek, üz-lüş-mek, üz-lürmek şekilleri vardır. C. Brockelmann.
(Burada da Türkçenin Kafkas dillerine nazaran Baskçaya daha yakın olduğu şüphe götürmez).
Bask, zin “serment, vrai, sincere, fidele” de tzin: Mingr. tin-u “droit” Ch. Bouda.
Türk, çin (R. III. 2070; Divan C. Brockelmann) “wahr, zuverlâssig- doğru; gerçek, sahih”.
Ch. Bouda’nın (Etymologies Basques, IX. Extrait de “Eusko- Jakintza Voluume 5, Nos 3-6, 1951) adlı eserinden de bir misal verelim:
Bask. Esek-i, isegi, esegi, cchegi, eskei ‘‘suspendre’’ Ch. Bouda bu kelimeyi mukayese için Kafkas dillerinde benzerini bulamıyor. Buryat ve Yenisey dillerinde şu mukayeseyi yapıyor: Buryat -cikin “suspendre” Yenissei sigen- “suspendre, peser” Hâlbuki Türkçede çok daha yakın karşılığı vardır:
Türk, as-mak (R. I. 535) “ahângen/suspendre” Divan C. Brockelman. Divanda aynı kelimenin asılmak, aşınmak, asışmak şekilleri de mevcuttur. Bask dilinde eskeki “pendille-askı”, askıda olan küçük şey, manasına geldiğini yine Ch. Bouda’nın yazısından öğreniyoruz, sahife 220[30].
Bask, tare “rejeton d’arbre, de plante” tara “jeune branche d’arbre” talika “tige d’un jeune arbre” Ch. Bouda-Schuchardt bu kelimeyi lâtince ile hal etmeğe çalışıyorlar. Sah. 220.
Türk, tal- (R. III. 880) “Zweig-jeune branche d’arbre”. Ch. Bouda “La valeur et l’importance des etymologies euscaro-caucasiques pour les epoques de civilisation humaine” adlı makalesinde eski ırklarına bağlılıkları ile müftehir olan Basklar’ın Kafkas akrabalığından şikâyetçi olmayacaklarını ifade ederek sözlerini bitiriyor. Biz de Basklar’ın eski Türk kültürü ile yoğrulmuş olduklarına işaret ederek menşelerinin ancak Türkolojinin yardımı ile ve onun ışığı altında çözülebileceğine inanıyoruz. Bunu söylerken kavimler müzesi halinde olan Kafkas dil ve kültür camiasını küçümsemiyor, bilâkis Türkoloji için de bu sahanın önemini temamiyle müdrik olarak şimdiye kadar Üniversitelerimizde Kafkas araştırmaları İçin bir kürsü ihdas edilmemiş olmasını eksiklik sanıyoruz[31].
Erkan Yurtaydın araştırmasında “İberce, Baskça ve Türkçenin Ortak Yönleri” ne şu şekilde yaklaşmaktadır: İberce’de sözcüklere ekler eklenerek yeni biçimler türetilir. Tıpkı Baskça, Türkçe gibi. Ek eklenen bölüm (ör. kökler) Hint-Avrupa dilleri[32] gibi bükünlü dillerin tersine hiçbir değişime uğramaz. Kısaca söylemek gerekirse, İberce Ispanyolca gibi bükünlü bir dil değil, Baskça, Türkçe gibi bağlantılı (bitişken) bir dildir. Baskçada tümcelerin öğeleri Avar, Gürcü, Quechua dilleri ile Türkçe ve Roma Latincesinde olduğu üzere ÖNY (Özne+Nesne+Yüklem) sıralamasında dizilir. Ancak İngilizce ve Türkçenin tersine AS (Ad+Sıfat) sıralamasına sahiptir Baskça, tıpkı İspanyolca gibi. Baskçada ve İbercede sözcükler (r) sesi ile başlamaz, tıpkı Türkçedeki gibi[33].
Klasik Latincede [f] sesi ile başlayan sözcüklerin hemen hemen tümü günümüz Latin dillerine sözcük başındaki [f] sesini yitirmeden evrilmişlerdir. Bunun tek istisnası İspanyolcadır. Bu tür sözcüklerin [f] sesi tamamen yok olmuş ya da soluklu [h] sesine dönüşmüştür. Bu değişimin Baskçanın etkisiyle gerçekleştiği düşüncesi konu ile ilgili tüm dilcilerce itirazsız kabul görmektedir. Bu noktada Türkçe yerel ağızlardaki fırın/hırın ikiliğini anımsamakta yarar olduğunu düşünülmelidir[34]. Erkan Yurtaydın çalışmasında, kimi İberce kişi adları sunarak bu ortaklığı açıklar: Abar, an, anar, ars, atan, balar, bartas, bas, bin, bir, bor, bos, ekes, eler, eten, ike, kon, kurtar, sakar, seken, selko, sili, sor, tan, tanek, tar, tarban, tas, taska, teker, tiker, tikis, tumar, turs, turkir, urke[35].
Georgeos Díaz-Montexano’nın şu ifadelerinin Ön-Türkçe Baskça akrabalığı açısından önemi büyüktür: “Euskara veya Baskça ve İber dilinde deşifre edebildiğim her şeyi dünyadaki tüm dil aileleriyle karşılaştırdığımda, sonuçlar hep aynı, en yüksek benzerlik yüzdesi ile Altay dilleri ki şimdi İngilizce olarak genellikle trans-Avrasya, yani Transeurasian olarak adlandırılırlar. Çünkü Altay tabirini kullanmak istemeyen bazı araştırmacılar arasında ihtilaf vardır ama bu saçmadır, çünkü sonu aynıdır ve aynı makalelerde size Trans-Avrasya veya Proto-(Ön)Altay diyorlar, Trans-Avrasya veya Proto-(Ön)Altay dili, tüm dillere kaynaklık ediyor ve dünyanın büyük bir bölümünde konuşulmaktadır”.
Hamit Zübeyir Koşay “üzerinde çok konuşulduğu, yazıldığı halde Fransa ve İspanya’ da yaşayan Bask dilinin kökeni sorusu hâlâ çözülmemiştir” demekte ve sözlerine şu satırlarla devam etmektedir. Şimdi hep beraber aşağıdaki Baskça sözlüklerden alınan kelimeleri gözden geçirelim. Görülecektir ki bu dil Türkçeye yakındır, Bask sorusu ancak Türkoloji ve Ural-Altaistik ile çözülebilir[36]:
Çobanlık Devri:
Bask: sokor- bir veya daha fazla yaşta buzağı
Türk: sığır – yakın, mana kayması ile
Bask: biga (taure = buğa)
Türk: buğa
Bask: ziriko “mouton” = koyun
Türk: sarık (Kazan ve Kırgız Türk lehçelerinde) bir çeşit koyun
Bask: elhi “troupeau” = sürü
Türk: yılki, ilki, at sürüsü
Bask: zuta “lait” = süt
Türk: süt
Bu sözler çok eski hayvan yetiştirme çağında Türkler’in Basklar’la hiç olmazsa komşu olduklarına delâlet eder.
Bask: eremu ‘‘bois, foret”
Türk: (Kazan lehçesi): ereme çalılık, alçak ağaçlı orman
Bask: gona “Peltz”, robe vetment de femme”
Türk: gön “peau tanne” debağ edilmiş deri (İlk giyimler deridendir)
Bask: puka “crapaud” kur-bağa
Türk (Çağatay): baka (kurbağa, kaplumbağa)
Bask: ibai “nehir, ırmak”
Türk (Anadolu, Ilgın, İshaklı, Afyon v.b.): İba “çiğ, nem”
Bask: aita “pere”
Türk: ata
Bask: anai,“frere” = kardeş
Türk: ini (Küçük kardeş)
Bask: apa “büyük hemşire”
Türk: (Kazan – Kırgız): apa (Büyük hemşire)
Bask: apun “baiser” = öpmek
Türk: öp-mek
Bask: argokin “masculin = erkek”
Türk: Erkek[37]
Bask: âr “mâle=erkek”
Türk: er, ir (aynı mânada)
Bask: begi “oeil = göz”
Türk: bak – mak (görmek, göz ile ilgili olabilir.)
Bask: buruko “Coiffure de femme, beret”
Türk: börük
Bask: dei “action d’appeler”
Türk: di-mek
Bask: dündü – “obscure” = karanlık
Türk: dün, tün (gece)
Bask: egaşi ‘‘femme, maitresse”
Türk (Çağatay): ağaçe (zevce, kadın)
Bask: egaşo “chef, maître”
Türk: ağa
Bask: egun “jour, aujoud’hui” = bugün
Türk: gün, kün
Bask: erdi “moitie” = yarım
Türk (Kazan, Karayım): yartı, Türkiye yarı
Bask: ereka “ruisseau, canal”
Türk: arık, su arkı
Bask: giza “homme” = kişi
Türk: kişi; Yakut: kişi, Sümer: giş (insan)
Bask: hel “arriver” = muvasalat
Türk: gel-mek
Bask: heren “be‘lle – fille, bru”
Türk: gelin (r, 1 semi – vokal değişmesi)
Bask: il “mourir” = ölmek
Türk: öl – mek, ul + mek (Kazan)
Bask: iliki “cadavre” = ölü
Türk: Ölü aynı manada ulik = ceset (Kazan)
Bask: Khabaral “tumeur”
Türk: kabar – mak, kabarcık
Bask: kızkın “renfrogne, de mauvaise humeur”
Türk: kızgın, kız – mak[38]
Bask: sogır “sourd, qui n’enlend pas” = işitmeyen
Türk: sağır
Bask: zori ”gelb, jaune” sarı
Türk: sarı
Bu örneklerin hepsi Baskça sözlüklerden alınmıştır. Hamit Zübeyir Koşay 1957 yılında hazırladığı çalışmasında daha fazla Baskça/Türkçe kelimeyi karşılaştırarak açıkladığı halde 1972 yılındaki bu yazısında “dergide fazla yer tutacağı için kısaltma zarureti hâsıl olmuştur” [39] diyerek örnekleri fazla vermemiştir.
Bu konunun ihmalini ise şu cümlelerle özetlemektedir: Çünkü salahiyetli Türkologlar dolayısıyla Ural – Altaistler bu konulara her nedense eğilmemişler, âdeta çekinmişler ve serap arkasından koşanların zümresine katılmaktan ürkmüşlerdir. Ural Altaylı kavimlerin de protohistuarı ve prehistuarı vardır. Ana dava bunun aydınlatılmasıdır. Bu hususta, antropolog, etnolog ve linguistler birlikte çalışmalıdırlar[40]. Görüldüğü üzere Hamit Zübeyir Koşay 1957 ve 1972 yılında yayınladığı makalelerle Türkiye’de Baskça hususunda kıymetli bilgiler vermektedir.
Baskların Pirene Dağları ile biz Körfezi arasında göçerek yerleşmeye mecbur edilmiş bir kavim olduğunu göz önüne alırsak tarihi süreç boyu birçok kavimlerle ilişkili, hatta karışmış oldukları muhtemeldir. Baskları bilinen dil ve kavim gruplarından herhangi birine ithalden önce onların lenguistik ve etnografyasında saklı bundan gerçek delillere dayanan adı geçen ilişki ve göç yollarını tespit etmek gerekir[41]. Basklar’ın ecdadı yahut onları terkip eden unsurların mühim bir kısmı Türklerle çobanlık devrinde temasta idiler. Bask dilindeki ehli hayvanların mühim bir kısmı, ayrılmaz grup halinde Türkçedir[42]. Baskların Türklerle ilişkisi bir defaya mahsus değildir. Oldukça eski bir zamanda, ihtimal onların Uralları geçmesine müteakip bugün Kazan Türklerinin oturdukları Kama Nehri bölgesine kadar uzanarak onlardan bazı kelimeler almışlardır. Bu alışveriş sadece bir bölge Türklerine ait görünmekle beraber bu sırada Basklar ve Macarların ecdadı ile de temasa geçmişler ve onlardan da kelime alıp vermişlerdir. Basklar Orta Asya steplerinden güneye inerek Kuzey Kafkasya’da ziraatçı kavimlerle ilişkiye geçince onlardan da bu konuyla ilgili kelimeler almışlardır. Bu temasın uzun sürmesi muhtemel bu yolculuklar neticesinde dillerin bünyesinde de kuvvetli etkileri meydana gelmesi mümkündür[43].
Bask dilinde yalnız Anadolu Türkçesi ile izah ve mukayesesi mümkün bazı kelimeler de vardır. Bu kelimeler diğer Türk lehçelerinde gösterilemez ise Yakın Şark’ın eski ölü dillerinden miras kalmış olabilirler. Nitekim yer adlarında da emsali çoktur. Bu kelimeler Kafkas, İran ve Mezopotamya gibi komşu ülkelerden de geçmiş olabilirler. Bask dilinde Sümerce, Tibetçe, Japonca gibi dillerle bir mukayese imkânı varsa bunları da Ural – Altaislik’in henüz lâyıkıyle aydınlatılmayan meseleleri arasına almak gerekir. Ayni mukayeseleri daha geniş ölçüde adı geçen diller ile Türkçe arasında da yapmak mümkündür. Baskça ile Kelt dilleri arasında mukayese tezimizi zayıflatmaz, belki takviye eder. Bask gona eski Kelt gunna “Pelz, Rock”, İngilizce Gown, Türkçe Kön “Leder”, Gön “peau tannee” mukayesesi gerekir. Baskların batıya göçlerinde Anadolu’dan geçip geçmedikleri kestirilemez. Baskça ve Etrüskçe bey manasına gelen Lar müşabehet (benzerlik) veya ayniyeti içini Litre (sözlükte) başka bir izah bulmak gerekir[44].
Hamit Zübeyir Koşay’ın 1957’de hazırladığı makalesindeki “Baskça – Türkçe kelime mukayeseleri”ni mümkün olduğunca kısaltmadan vermek gerekmektedir. Çünkü bu makaledeki örneklerin günümüzde yeniden gündeme taşınması araştırmacılar için kolaylık sağlayacaktır:
I. ÇOBANLIK DEVRİ
Bask. Zokher, veau d’un an (T. P. 537).
Sokor,veau mâle d’un an et plus (Lh. p. 934).
Mukayese ediniz:
Sığır (Osm). Sıyır, Sir, eine erwachsene Kuh, ein Ochs[45]; Radlof Cilt IV. 618.
Sıyır (Barata, Kazan, Töbol, Tarançi, Karayim) – Sir, sığır, die Kuh. Radlof IV. 626.
Sır, Sigar (Samoyed, Ostyak), Kuh. Cenup Ostyak’da Sağar, Cenubi Vogul’da sa’ır, KV. Saor, Kuh. A. K. E. 620, 546[46].
Nemeth “A törökseg öskora[47]. E. B. A. 165 de: Sığır” tehen, tkp. “fejos” yani sağımlık ile izah eder.
Keresteciyan ise Sanskrit Çakkara beouf; Cagkara “taureau” ile Türkçe Sıgır’ı mukayese eder. Kerest. 233.
Menşei ne olursa olsun Bask Zokhor, Türkçeye en yakındır. Sıyır ve sir sonraki bir inkişaftır.
Bask. Biga, miga “taure” henüz doğurmamış genç inek, düğe.
T. L. p. 503.
Biga, genisse de deux ans, Syn. Miga (b prmute en m.) Lh. 165.
Behi, vache. T. L. 534.
Behi, vache. Syn. (boeuf ou vache) abelgori (L’origine romane de beou (gasc.) ou bueg (esp.) qu’on attribue â ce mot ne semble pas s’applitpıer â la meme famille[48]. V, beh-be-IV. Lh. 130-131.
Beh – semble une racine commune â plesieurs noms d’animaux[49]:
beh-i, beh-or, beh-oka. Lh. 125.
Bei, vache. Var. de behi. Lh. 132.
Behi, boeuf ou vache[50]. Fabre.
Türk (Kirgiz, Nogay ete.) “bia and bija (biye) “a mare”
Mançu bi in biren (Z. 504) “atigresse”, bimsu (Z. 503) “a partrid-‘ geh-en” (musu, muşu) “partridge-keklik”.
SK (Güney Kore) pi “female”, piza “a female slave”.
SK, phi-ma “a mare”, phi-a-ma “a mare”. Ramsted 200, 214. Şekilce ayni olmakla beraber mana farkı dolayısiyle Türk Boğa’yı ancak hatırlatmakla iktifa ederiz. Semantik bir tahavvül de düşünülebilir:
Türk Buga, buka, boğa: Buka. (A. T.), Buga (Çağatay), Boğa (Osm,) der Bulle, der Stier. Radlof 1648.
Vugur, Ochse.
Mongol, Kalm. Buga, Stier, Mançu buga, Tunguz Buka.
Macar Bika’Stier R. O. XIII. 360 Türkçeden iare (ödünç) kelime.
Ayrıca bakınız: Budenz Ny. K. X. 78.
Hind – Avrupa dillerinde: Lat. Bos bôvis “Rind”; Gr. bous, boos, dor. Bws “Rind”; Air. Bô “Kuh”; Arm. Buc “Lamm” Germ. an. Bukka Bokkr “Bock”; Ags. Bucca “Ziegenbock” Buce “Damm hirseh” Mannchen bestiemter Tierarten Ahd[51]. Boe, Air. Boce.
Bakınız: Walde 95[52].
(Schon langst und mit Recht hat man aber auch die Sippe von
nhd. Bock, air. Boce. aw. buza-“ziegenbock, arm. bue “Lamm”,
die aus dem Indogermanischen keine Deutung findet, aus dem
Altaischen hergeleitet. A. Nehring, SIKU p. 82. Güntert: Ursp-
rung der germanen[53] S, 57)
Kafkas dillerinde: Awar buga “Rind, Stier, Bunduch ete. Buga
“Ochse”.
Afrika: Sudan Dinka buog “Rind”, im Bantu Suabeli mbogo “Büffel”,
Konde Imbogo, Sotho Poho “Stier”.
Kassi devri Bugaş “Pferde name”. Kemal Balkan. Nazi-Bugaş “şahıs
adı”. Bugaş’ın gölgesi manasına. Nazi-Marutaş bir Tanrı adı oldu-
ğuna göre Bugaş da tanrı olabilir. Delitsch nazariyesi. 1884).
Bark. Ziriko “mouton” T, L. 325.
Zikhiro, Zikhiru “boue châtre”. Ne s’emploie en S. que comme
terme injurieux. Lh. 1087. Burada Bask dili içinde “Methathese”
ve “Semantique” tahavvül (değişim) dikkate değer.
Mukayese ediniz:
Türk Sarık (Kazan, Kirgiz) ı-das Sehf (Kazan), Sarık saranı (Kazan get.) das Lamm; Sarık marık, Sehafe und desgleichen. 2-Das Russische Sehaf (Kirgiz). Radlof IV, 322.
Bu kelime Osmanlı Güney Türkçesinde yoktur.
Bask, Elhi var. Eli “troupeau, multitude, ete.”; Elhi or (H). troupeau.
Lh. 235. Elhi, ele “Vieh herde”.
Türk Yılkı (Altay, Tuba, Teleut, Kun, AT, Orhon). 1- (A. T.) das Heerdenvieh, 2-Pferde, die in Heerden leben. Radlof Cilt III. 485. Yılgı (Küerik, Kızıl, Uygur) 1-das Vieh, die Pferde (Uygur), 2 das Pferd (Synonym von at) Küerik, Kızıl. Radlof III. 486. Cılkı (Kirgiz, Kazan) – Yılgı Radlof IV. 128.
Ilkı (Osman) vergi. Yukı “in Freiheit, heerdemveise lebende Pferde”. Radlof I. 1376.
Yılgı (S. D. D.) at sürüsü, hergele. Muhtelif hayvan sürüsü.
Ilki (S. D, D. Çorum) sürü; Iırhı (S. D. D. Erzurum) at sürüsü[54].
Yakut şilgi “Pferde” Nâmeth 66/29.
Keresteciyan İştikak (Dil Bilgisi) lügatinde şu mukayeseyi yapmıştır:
İlki, t. or. Yılkı “troupeau de chevaux” (at sürüsü). Cf. basque elhi Grec agele “troupeau de chevaux[55]”. Kerest. 45.
Heinrich Winkler’in zikr olunan eserinde de ayni mukayese mevcuttur:
Bask. Elhi, ele “Viehherde”, türk. İlki “Pferde herde”.
Bask. Zaldi “cheval”. T. L. 73. Lh. 1066.
Mukayese ediniz:
Türk. At (alle Dialecte, Kom. at (Osm. OT). Radlof I. 441.
Çuvaş Ut, Yakut At Nemeth 8. “Pferd”, das beschnittene Pferd.
Mançu Adın “Heerde”.
Burada hayli şekil ayrılığı olduğu için daha evvelki mukni misaller olmasa mukayeseye cesaret edemezdik. Kelime başındaki (Z-) ve kelime ortasındaki (-l-) izaha muhtaçtır. Böyle Türkçeye nazaran anorganik sayılabilecek (-1-) diğer kelimelerde de mevcuttur. Meselâ Saltzea “vendre” L. Fabre 382. Bask. Saldu “vendre”, Azkue: El vascuence 1949 p. 6. Mukayese ediniz:
Türkçe sat- “vendre” verkaufen, handeln (Uygur, Osmanlı, Kırım, Çağatay ete.) Radlof IV. 375.
Koppers, Samoyed’ler için Ren geyiği ne ise Türkler için de, ekonomi bakımından, at odur, der “Ayni esas mevzuun bir variente’i her ikisinin de menşeindeki “avcı” çıkış noktası da oldukça iyi kavranılabilir. Her ikisinde de, hayvan yetiştirmenin aklî ve dünyeviliği şüphe uyandıramayacak şekilde tebarüz ettirmektedir ve menşede hem Ren geyiği hem at evvel emirde et ve yük hayvanı sıfatlarını haizdirler ve tek tük bazı istisnalardan sarfınazar bu hayvan henüz binek hayvanı değildir; sistematik surette sütlerini sağmak ve üzerlerine binmek keyfiyetleri bütün tezahürlere bakılırsa, at besleyen Türko-mongollarda zaman itibariyle ikinci olarak baş göstermiş ve buradan, komşu Ren geyiği yetiştiricilerine, bilhassa Sayan mıntıkasında, sirayet etmiştir. A. Gahs’dan naklen[56].”
Keresteciyan sah. 4. at’ın esas manası hakkında şu mütalaayı yürütür: “A supposer que ce mot ture represent la racine du verbe atlamak-sauter, il y aurait lieu de la rapprocher du sanscrit atya, qui signifie, marcheur, cheval (de at, atanıi marcher d’une facon continue); il en est de meme de cet autre mot sanscrit kranta – cheval, participe present du verbe kram-marcher; et de l’hebreu sus-cheval et (sûs)-sauter (de joie)[57].
Bask. Zuta “lait”. git. Lh. 1115.
Mukayese ediniz:
Türk. Süt (Osmanlı), Söt (Kazan) lait”, Süt (Uygur, Çağatay, OT.
Tarançi, Altay, Teleut, Lebed, Şor, Sagay, Koybal ete.) “die Milch” Radlof IV. 834. Çuvaş söt; üt “Milch”
Mongol Sün (sonst sü, dialektisch auch[58] tü RudnevMSOS XXXII. 12. Kore Çeet, Çet “milk, the breasts”.
Bask dilinde ayrıca süt manasına gelen esne vardır:
Bask. Esne “lait”. T. L. 275. Aşağıdaki izahat Finn-Ugur dilleri bakımından bir ışık verecek durumdadır.
Ostyak. esem-jink, Vogul sökw-vit (Kv. saxu-vit, KLV. süx-üt, ALV. Şük-üt, TV. Çuk-it’) asıl manası meme suyu demektir. Zira Vogul sakw, Ostyak esem “Brust, Euter”; Vogul vit, Ostyak jink “Wasser” manasına gelmektedir. A. K. E. 597.
Bask. İdi, 1-pirimitivement ce mot signifiait taureau[59] (actuellement zezen, 2-boeuf. Lh. 4.81; Taureau, zezen, idi-aketz T. L. 503.
Türk. Ut (alttürkisch),Ud (Uygur); “Zweitens gibt es cin alttürk. ut, uygur. ud Oehl halt es für möglich, dasz ihnen einen schallmalendes hu öder *wu zugrunde liegt. Im chinesischen gibt es ein kut, kuöt, Ochse[60]”. Nehring SİKU. p. 80.
Dravid (Kolami, Naikunde) küte “Kuh”.
Sümer gu‘âlter gud “Stier”.
Kafkas (Mingrel, Lezgi) xodzi “Ochse”[61].
Şüphesiz çok eski bir kültür kelimesidir, Bask ve Türkler ’in daha Asya’da iken temasları ile ilgili olabilir.
Çobanlıkla ilgili sözler arasında ‘‘herbe, gras” karşılığını da aramamız gerekir:
Bask. Atse “herbe” Lh. 122.
Türk. Ot (Kırım, Mom. Altay, Teleut, Lebet, Sagay, Koibal, Kaçins, Küerik, Kirgiz, Karakirgiz, Uygur, Çağatay, Tarançi, Osm., Azeri, Karayım) hülasa bütün Türk lehçelerinde “Uflanzen, die den Thicren zum F’uttcr dienen” Radlof 1, 1100.
Ut (Kazan, Tobol) “das Gras, Kraut”. Radlof 1. 1702.
Ot (Yakut) “Gras”. Nemeth 34.
(Keresteciyan Sah. 49 da bu Türkçe kelimeyi anglais weed-id.; anglo-saxon weod “herbe” ile de mukayese eder. Bu Hind – Avrupa ve Ural – Altay dilleri teması bakımından ayrı tetkike değer). Kafkasya’daki Karaçay Türk lehçesinde hayvanların yediği bitki Hants’dır.
Çobanlık hayatının ayrılmaz unsuru olan çoban köpeği medlûllerinin karşılaştırılması bizi ileri götürmemektedir.
Bask. Chakur, Hor “chien”. T. L. 74. Türkçede Ör-“havlamak manasına gelirse de (it ürür kervan yürür) bu mukayese zoraki olur[62]’.
Bask. Astoaç, âstua “âne”, astana “anesse, femelle del’âne” T. L. 18. Türk, aşak, eşek, işek, eşek (Osmanlı, .Kazan, Kırgız v.s.), Azak (Çuvaş).
Lat. Asinus “Esel”, Got. Asilus “Esel” stammen als Lehnworte (dureh thraiksch illyrische vermittlung?) aus einer Kleinasi- atischen Sprachen Arın. eş. Walde 65.
Sümer. Anşu, anşe – eşek.
Bu kelimenin Türk, Hind – Avrupa ve Mezopotamya dillerine şamil bir kültür kelimesi olduğu meydandadır.
Yakardaki mukayeselere Bask – Türk temas bölgesini aydınlatabilecek diğer bir kaç kelime mukayesesini de burada eklemeliyiz[63]:
Bask. Erlia, erlea “Mouche â miel, abeille” Fabre p. ı.
Erle “Abeille” T. L. p. 6. / Erle 1- (A. H.) abeille; 2 – essaim. Lh. 259. Erle kofoin “Ruche” Lh. 259′.
Türk Arı (Osm.) die Biene Çer-arı (Sagay) Wespe Radlof 1. 265 Arı (Küerik, Barba, Şor, Sagay, Ragbuzi, Uygur, Azeri, Çağatay) Radlof 1. 265. Arıkovanı (Osmanlı) “Benenkorb” 1. 265.
Burada önce Bask, kofoin[64] kelimesi üzerinde duralım: Osmanlıca Çağatay kovan, koğan (Radlof II. 664) 1 – eine eylinderförmiger Kasten, 2 – der Bienenstock, manalarına gelmektedir. Kovuk (Osmanlı) hohl, ausgehölt, die Höhlung, manalarına gelir. Rad. II. 665.
Erle (deki(-l-) ise tıpkı Bask. zaldi-Türk, at ve Bask, salt-Türk, sat de olduğu gibi anorganik’dir.
Şu halde Bask, erle kofoin-Türk, arı kovanı veya arı Köfünü’den başka bir şey değildir. Arı sözünün aslında Türkçe olup olmaması ayrı bir davadır. Keresteciyan iştikak lügatinde (sah. 7) zirdeki mukayeseyi eklemiştir:
Al Eski Hind ali-h”, âli (-ala)” abeille, scorpion, et ârâ “âlene; Kabyle “guepe; basque erle “abeille”.
2. BASK’LARIN ŞİMALDE ORMANLIK – STEP BÖLGESİ İLE TEMASLARI
Basklar’ın bir aralık step bölgesinden ormanlık step bölgesiyle temaslarına zirdeki kelimeler tanıklık eder:
Bask Eremu (Oihan c. A. II. 1 – bois, foret; 2 – landes plus ou moins couvertes de bois. Syn. eremu. Lhande p. 795.
Türk ereme, arama (Kazan) dichtes niedriges Gestrüpp[65]. Radlof 1. 700. eremelik, ereme-lik (Kazan) eine mit dichten, niedrigem[66] (Gestrüppe bewachsene Stelle. Rad. 1. 760.
Şimal bölgesi ile Basklar’ın temasa geldiklerini gösteren kelimeler arasında “meşe-Eiche” karşılığı da vardır. Kelt dillerinde bu aynen mevcuttur[67].
Bask. Âme-iz, air. Omna, acorn. onne-n “Eiche”. Fr. von den Velden. Ametz (A. II.) chene-tauzin. Lh. 39.
Türk. İmen (Baraba, Kazan) 1 – die Pappel (Baraba), 2 – die Eiche (Kazan) Radlof 1. 1573. aman (Karayim) der Baumstumf. Rad.
1. 949. eman (Kirgiz) die Eiche. Radl. 1. 949.
Bask, Kelt ve Türk münasebetini gösteren diğer bir kültür kelimesi de şudur:
Bask, gona, ak. (eski Kelt) Gunna ‘‘Pelz, Rock (>engl. gown); Mose (Şimali Afrika) gango, Asante Huna-m “Haut”, Bilin Gano “Le- der”. Von F. von den Velden: Der nordafrikanische Untergrund der keltischen Sprachen[68].
Lhanda lûgatmda sah. 376 da bu kelime Roman iaresi olarak gösterilmiştir:
Gona 1 – robe vetement de femme, 2 – tablier, devantiere. Lh.
Türk. Kön (Baraba, Kirgiz, Teleut, Lebet, OT.) 1 – gegorbenes Leder (Bârâba, Teleut), 2 – nuntes (gelbes) Leder, 3 – Stiefelschaft (Lebet) Radlof II. 1241.
Gön (Osmanlı) cuir, peau tannee; tanned leather.
Mongol Köm “thick hide”.
Kore Kumeri in pal-tui-gumeri “the heel; pal “foot, tui” behind, and kum “the hard skin”(?). Ramstedt S. K. E. 130.
Kerestcciyan da Türk, kön, gön’in İngilizce Gown ile münasebetini göstermiştir:
Gön (Osm.) cuir, peau tannee; Gcorgien kani-peau; ndob (Afrique) Koanyu “peau”; Cymrique Gwn, I’anglais Gown “casaque, soutane, robe”. Kerst. 308.
Basklar’ın Step – Orman bölgesinde Türk kabileleri ile temasına diğer bir delil de aşağıdaki kelime ve söz klişesidir:
M. H. L. Fabre’ın “Dictionaire Français – Basque 1870 p. 62 de şöyle bir izah vardır:
Convulsion, s. f. contraction des muscles: Gozanen kiskurtea, Türk. KÖZÜN (Kazan) der Krampf; anı közün yıyıra, er hat den Krampf. Radlof II. 1337.
Yıyırmak, cıyırmak ile kıskartmak ayni manaya gelirler.
cıyır-yıyır– (Kazan, Kirgiz) 1 – zusammendrücken, zusammend- rângen, runzeln. 2 – ein Zeug in Falten zusammenlegen. Radlof IV. 119[69].
Kıskar (v) Altay, Teleut, Lebet, Şor, Sagay, Küerik, Kirgiz, Kazan, vön kıska+ar” sich verkürzen, kurz werden. Radlof II. 809.
Kıskart (v) kurz machen, verkürzen. Radlof II. 809.
Bask sözünü bu klişesi ile ancak Volga boyu Türkçesinde biliyoruz.
Step – Orman bölgesi hatırasını taşıyan diğer kelime de şudur:
Bask. Bas “Wüste”; ir. fas “leer”, abret. guas-ce (<* bas-) Leere.
Quara bado, Hausa butu “leer”, Quara beşa “nackt”.
F. von den Velden. (Afrika mukayeselerini de olduğu gibi gösterdik.)
Bask. Baso archaiq. 1 – foret v. basa, 2 – montagne. Baso-ar (Hb.) montagnard. Lh. 116.
Bask. Basa “sauvage: qui vit ou git ou pousse âl’etat sauvage. (probablement de baso, foret, car basa adj. ne saurait preceder le nom[70]) Lh. 114..
Türk. Basu (Kazan) das Feld, der Acker; arış basuwı “ein Rogenfeld”.
Takır basu “das Brachfeld” Radlof IV. 1532.
Bu eski devrin hatıralarını taşıdığını sandığımız kelimelerden diğer bir tanesi de kurbağa “Kröte” karşılığı olan kelimedir:
Bask. Puka “crapaud, Syn.: apho. Lh. 889.
Türk. Baka (Çağatay, Sart, Tarançi, Kirgiz, Karakirgiz, Kazan)” der Frosch, die Kröte. Radlof IV. 1437.
Kaplu-baka (Osm.) tortue, m. â. m. “grenouille â carapace”; kor- baka “crapaud”. Kerest. 93.
Yakut Baga “frosch”. Nemeth 10.
Macar. Beka “Frosch”. R. O. XIII, 360. Eski Çuvaştan iare.
- BASKLAR’IN FİN – UĞURLAR VE BU MEYANDA
MACARLAR İLE TEMASLARI
Bask. Bake I-paix, calme, tarnquillite. Lh. 102.
Bakhea “paix, etat de guerre. Fabre 244.
Macar Beke Id. (pröbltâk több török szocsaladdal egyeztetni, igy: 1 – vö. pl. csagatj bikik ‘megkötött, 2 – tarancsi böka’erö eros, etc[71]. Barezi Geza, Magy Szofejtö Szotâr. 1941 s. 18.
Bask. Hirur, hiru “trois”, T. L. 525.
Hirur “trois”. Fabre 374[72].
Macar Hârom-id. vo. Vog. körem’ua., Ostyak cholym’ua., Fin. kolme ete. Barezi 114.
Bask, habuin “ecume” Lh. Ahuna Fabre 99. Hagun, Gahun TL. 149.
Macar. Hab id. Barczi 106.
Vogul. chump “hullam”, Ostyak chomp, ua.
Bask. Hiralgo “nouvelles, notices”, Lh. 443.
Macar, Hir İd.
(talan honf. el. török jöveveny, vö. csuvas chypar ua., megfclelöi üz, kipesak, turki, sziberiai tipusu nyelvekben. A. török szö arab jöveveny, de nagy elterjedtsege bizonyitja regiseget. Az egyeztetes komolyabb akadalyai a hangtani nehezsegek[73]), Barczi Geza, Magyar Söfejto Szotar. 1941).
Not: Arapça haber ile Hir mukayesesinden önce Bask Hiralgo’daki Hir kökü üzerinde durulmuştur. H.Z.K.
Basklar Finler ve Macarlardandır diyen bilginler, İspanya İberleri ve Baskların dil ve Prof. Sayee köken olarak Fin ve Macar halklarıyla irtibatı üzerinde durmuşlardır. Örneğin Robert Ellis, Baskların, Turani vc Fin kökenli olduğunu düşünmüştür. 1. Thurnam ise, Norveçli anatomi bilgini Anders Retzius’un (1798-1860) Keltler öncesi Avrupa’daki Turanların iskelet çalışmalarından bahsederken söz konusu bilginin Baskları, Turan Soyunun bugün yaşayan temsilcileri olarak gördüğünü şöyle anlatır: O (Retzius), Baskların Turan Soyunun yaşayan temsilcileri olduğuna inanmıştır[74]. ( … Turanian race, of whom he believed the Basques to be he living representatives.) Turnam’ın kendisi de hem Alman dilbilimcilerin çalışmalarına, hem de Estonyalı Karl E. Baer’in (1792- 1879 çalışmalarına dayanarak Baskıarın Hind-Avrupalı bir halk olmadığını kabul ederek, onların bir Fin boyu olan Lapplar ile aynı halk olduğunu şöyle belirtir: “ … Turani diye adlandırılan soy, Hind-Avrupalı halkların Batı’da yayılımları öncesi Avrupa’nın en erken popülasyonunu teşkil etmiş olduğu farz edilir; dilleri dil sınıflamasına hâlâ meydan okuyan Basklar, kesinlikle Hind-Avrupalı değildirler, Lapplar ile şekillendikleri varsayılmıştır …[75]” ( … , a so-called Turanian race is supposed to have constituted the earliest population of Europe, prior to the extension of Indo-European peoples in the west; and the Basques, whose language still defies classification, and is certainly not Indo-European, have been conjectured to form, with the Lapps, … ) Bask dili ile Fin dilleri arasındaki akrabalığı anlatan başka bir bilgin de prense Louis-Lucien Bonaparte’dır[76].
Baskların Fin ve Macar kökeninden olduğunu anlatan bir başka tarihçi de Bergmann’dır. O, şöyle der: “Adları muhtemelen demir veya kılıç (karşılığı Fince vaski) demek olan Basklar veya Vaskesler, o halde Laponların ilk kuzenleridir; onlar aynı kökene aittirler, fakat Finlilerden ve Macarlardan daha eski bir kola aittirler. Baskların dış fızikleri, güzel Fin tipini andırır ve lehçeleri, Fin dillerinin genel fızyonomisini taşır. O halde Baskça, Lapon lehçesinde benzerliğe sahiptir[77]”
- KAFKAS – BASK MÜNASEBETİ
Basklar çobanlık devrini Türkler’in normal hayat süren oymakları yanında geçirdikten sonra güneye Kafkasya’ya sarkmışlar, orada Kafkas kavimleri ile temasa gelmişlerdir. Ziraate ait kelimelerden bir kaçı Türkçedeki şekillerden ziyade Kafkas dilleri ile mutabakat gösterir Misal:
Bask. Gari “ble, froment” Lh. 338. arm. Gari “Gerste” georg, K’eri das mit bask. identisch İst, aber, auch im Mingrelischen und ‘ Lazischen, ferner im Abchas. A-har “Gerste Hafer”, verseh. Hare, bur. Harri, Wersch. gur “Weizen” wicderkehrt[78]. A. Nehring, S. I. K. U. p. 135.
Bask dilinin Gürcüce ve Kafkas dilleri ile akrabalığını müdafaa edenler bilhassa bu kelimeye ve kısmen Türkçe ve Ural – Altay dillerinde de gösterilebilecek Gramer hususiyetlerine istinad ettirmektedirler. Kanaatimizce burada da ancak kültür tesiri bahis konusudur. Bask ve Kafkas dillerinde müşterek yirmili sayı sistemi, Alfredo Trombetti’nin Elementi di Glottologia’da bahs ettiği (El sistema vigesimal de numeracion) de bu cümledendir. Arpanın buğdaydan daha önce malûm olduğu tahmin edilmektedir[79]. Türkçe Arpa “Horde- um sativum” aslında Hind Avrupa, Kafkas dillerine şamil bir kültür kelimesidir:
Türk. Arpa (Kirgiz, Tarançi, Kazan, Azeri, Kırım, Çağatay, OT. Kom. Osman. Uygur) die Gerste. Radlof 1. 333.
Mongol Arbai, arwa (K. W.) “Gerste, Hafer”.
Mançu Arfa “Schwarze gerste”.
Macar Arpa. Türkçeden iare söz. Budenz Ny. K. 77.
Arm. Gari “Gerste”
Gr.xri<*keri.
Lat. Hordeum.
Ahd. Gerste.
Afgh. Örbüşah.
Bask. Gari.
Grorg. K‘eri[80].
Mehmet Bayraktar’da eserinde bu hususa değinmektedir: “Wheat” (buğday) kelimesinin İberler tarafından “Ogai” olarak adlandırıldığı “Gari” kelimesinin ise yaz tahılı (buğday veya arpa) için kullanıldığını belirtiliyor. Bugün bile Baskça’da “gari” kelimesi tahılla ilgili bazı bağlamlarda kullanışıyor. Bu tür etimolojik bağlantılar, bazı tarihçiler ve dilbilimciler tarafından spekülatif kabul edilse de Baskların ve İberlerin kadim bir halk olarak Avrupa’da tarımla uğraşan en eski topluluklardan biri olduğu fikrini destekliyor[81]. H. Winkler Baskça’yı sözcükler ve dil yapısı açısından Kafkas dilleri ailesine bağlar[82].
- ANADOLU – BASK MÜNASEBETİ
Bask Anadolu münasebetini gösteren yukarıda zikri geçen astoa kelimesinden başka her halde eski ölü dillerin bakiyesi olan ve halen Türk Dil Kurumunun Söz Derleme Dergisi Cilt 2. 1941 sahife 545 I de tesbit edilen ve yaygın olmayan “tavşan” karşılığıdır:
Bask. Erbi “lievre” Lh. 251.
Türk. Eripisi (Çorum) tavşan.
Bask. İbai “fleuve, riviere, au fig. torrent”, Lh. 478 TL. 189.
Türk. İba I. Çiğ, nem (bu gece iba düşmüş: Oyaca “Haymana-Ankara’, İlgın, Bozkır, Seydişehir “Konya”, Aybastı “Ordu”, Yukarı ilinek “Şarkî karaağaç”, “Isparta”, “İshaklı”, “Bolvadin-Afyon”, “Hisarlıkayâ”, “Polatlı”, “Haymana”, 2-Ratıp: Bu çamaşır daha iba duruyor ‘Konya”.
Söz Derleme Dergisi, Cilt 2, sah. 778 Türk Dil Kurumu, 1941.
Bask Ephel “1 – tiede, 2 – au fig sans zele, sans energie” Lh. 245. Ephel “tiede”, ertephel “â demi -tiede”, ertepbeldu “tieder a demi”, TL. 510[83].
(Not: Burada erte-ephel-yarı-ephel, orta-ephel mürekkep kelimesinde sıfatın mevsuftan önce gelmesi Türkçe gibidir. Hâlbuki Bask dilinde sıfat mevsuftan sonra, gelir. Bu ayrılık Türkçe ile ilgisi olmadığına delil olarak gösterilir. Hâlbuki Veled-Çelebi, Osman-Paşa gibi terkiplerde “determinatif” unsurlar pek âlâ isimden sonra gelebiliyor).
Türk. Efil-efil (Anadolu Söz Derleme Dergisi 1941 sah. 507) “1 – Hafif hafif, yavaş yavaş (Rüzgârın esmesini tavsifde kullanılır) 2 – serin serin (Eskişehir), efilti (İçel) hafif rüzgâr. Efillen-mek (Erzurum) koku yayılmak. Efirti (Bor-Niğde) pek yavaş, fakat serince esen rüzgâr.
Bask. Erain-suge “Dragon (serpent d’airain?)” Lh. 248.
Heransuge “Dragon, serpent fantstique[84]” L. T. 143. ,
Suge “reptil” Lh. 945.
Türk. Evren (Anadolu S. D. D. 2/561) “Ejderha, büyük yılan”.
Bask. Gori “I-incandescent, porte â la chaleur[85]” Lh. 381.
Türk. Osmanlı “her tarafı yanıp içine kadar ateş haline gelmiş kömür veya odun parçası” Türkçe sözlük. T. D. K. 1955 sah. 641.
Akkor-ak kor “ak korluk halinde bulunan narı beyza: volta yayında kullanılan kömürler işlerken akkor halindedir, sah. 21.
Bask”, makil “schort staff”.
Makola, 1 – sorte de balon âcroc scrvant â tailler l’ajone et la fougere[86], 2 – cacolet. Lh. 706.
Makhila, makhil, “batön” L. T. 38.
Türk. Makal (Gümüşhane-Anadolu) “Bahçivan çapası” Söz Derleme / Dergisi. Cilt 3. 1033.
Bask. Tini Lh. 968, Thini, thina “sommet, cime” Lh. 963.
Tini “sommet de-montagne”, T. L. 481.
Türk. Tin (Karadeniz kıyıları) “tepe, zirve-sommet, cime”, S. D. D. 1365.
Yalnız bu mukayeseler Basklar’ın eski taş devri yerli ahalisi bakiyesi olduklarına dair nazariyeyi çürütmeye kâfidir[87].
Anadolu’dan gelip geçmiş kavimlerin ölü dillerine ait kelimeler coğrafi isimlerde olduğu gibi halk diline geçmiş olarak Türkçede de yaşaması pek mümkündür. Bu hususta esaslı araştırma yapılmamış olmakla beraber bir kaç misal verebiliriz;
Etrüsk. Balteus, baudrier, ceinture; mot etrusque d’apres Varron[88] “kılıç kayışı”.
Türk oriental: baldak est l’anneua du ceinturon auquel le sabre est attache. de Vaux.
Türk Osmanlı Balta, 3. Gümüş bel kemerlerine süs için takılan küçük ve dişli pârçalar. Baltalı kuşaklar çok eyi yakışır (Beypazarı – Ankara) Söz Derleme Dergisi 1939 cilt I. 161 (tabii bu kelimenin Balta-Ax ile bir münasebeti yoktur).
Altay dilleri ile Etrüskçe arasında diğer müşterek kelime şudur:
Etrüsk Begoe, nymphe, type de magicienne, auteur d’un des livres fulguraux des Etrusques. Son nom paraît dans les monuments sous la forme Veku[89]. /Türk Oriental et Osmanlı buge, magie. B. Carre de Vaux p. 90.
Osmanlı, Türkmen büğü, büyü “die Magie, die Zauberei[90]” – bügi, bügü, bui Radlof IV. 1883. Bögü (Çağatay) “weiser”.
Mongol Böge, Mongur bo “chamane”, “Hexmeister”.
Munda Byga “medicine – man” Hevesy E. U. J. 141.
Bu mukayeselerin Bask – Etrüsk akrabalığı nazariyesini teyid bakımından da önemi vardır. Ayrıca hatırlayınız: Etrüsk ve Bask Lar-bey Littre.
Mehmet Bayraktar’ın Basklar incelemesindeki şu tespitlerde yukardaki yaklaşımlara katkıda bulunmaktadır: “Basklar Etrüsklerdendir: Hıristiyan Felsefesi Yıllığı adlı dergi 1837 yılında Dublin’de yapılan bilimsel faaliyetleri anlatan “Sir Wiliams Betham, İrlanda Kraliyet Akademisi’nin geçen yılın 22 Ocak oturumunda eski Etrüsk dilinin, İbernokeltik diliyle aynı olduğunu ispatlamak için bir bildiri okudu”[91] haberini vermiştir. Blade de aynı kaynağa istinaden, Betham’ın eski Etrüsk dili ile Baskçanın (Eskuara) aynı dilolduğunu söylediğini belirtir[92].
- BASK DİLİ İLE TÜRKÇE MUTABAKATLARA
(COINCIDENCES) DAİR LGATÇE
Bask Aitaso, aitona “aieul, grand-pere” /Aita “pere” Lh. 21.
Türk. Âta. (Tarançi, Tobol, Kazan, Kirgiz, Osmanlı, Çağatay, Sart, Krim, Koman) Vater, grossvater, Vorfahr. Radlof I. 449.
Mukayese ediniz:
Bask. Amaso, amona “aieule, grand mere”.
Mongol Eme “frau”, Eme (Mançu) “Mutter”.
Dravid, Tel. Amma, ama “Mutter[93]”.
(Bask ai-Türk a: ilk hecedeki bu uzatma Bask dilinin bir özelliğidir. Meselâ: melek manasına gelen “ange” ayni hususiyeti gösterir.
Bask. Aingeru 1 – ange-, 2 – enfant vetu de blanc. Lh. 20).
Bask, anni, anaie “frere”. Lh. 41.
Anaya “id,” Fabre 140.
Türk. İni (Tarançi, Teleut, Altay, Çağatay, Osmanlı, Azeri, Uygur), ani (Baraba, Kırgız), ono (Shera Yögur) Yunger-brother.
İni “der jüngere bruder”. Nemeth 33.
Samoyed. Jen. İnna‘a, ina “âlterer Bruder”; Finn eno, Est. onu “Mutter Bruder”, İnas Macar “gyerköcz” Budenz Ny. K. X. 84.
Dravid: Tam. Kan. anna-Tel. anna “âlterer Bruder”.
Berber: ana, Nubisch. enga “Bruder”, F. Hymmel Ethn. 72.
Guechua (İnce) wayna “jeune”: Türk, ini “frere cadet”. Georges Dumezil, Studia Linguistica VIII/I. 1954 Lund.
Bask. Apa “nom que les puines donnent âleur soeur aînee comme / ane âleur frere aînee/Oncle du pere ou de la mere/arrieregrand’ pere ou grand’mere /nourrice[94]. Lh. 47.
Türk. Yukardaki mana nüanslarının hepsi Türkçede mevcuttur:
Apa (Kazan, Kırgız) “âltere schwester, tante[95]”; epe (Kırım, Ka- rayiın) İd. Ebe (Tarançi)” die jüngere schwester der mutter, die âltere schwester[96].
Çuvaş. Appa “âltere schwester, die jüngere schwester meines vaters öder meiner mutter[97]”.
Samoyed Apa, appa “âltere schwester”. Sauvageot 39.
Türk. Ot. apa “grandfather” (<*papa) and mongol baba, kalm. bâwa elder brother who takes the place of a father[98]. Ramstedt.
Bask. Apa “baiser” Lh. 47.
Apun “baiser” Lh. 50. ;
Türk, öp/mek (Tarançi, Baraba, Şart, OT. Kırım, Kom. Karayım, Uygur, Çağatay, Osmanlı) “küssen”. Radlof I. 1308-Up- (Kazan) İd.
Macar âpol/ni (csökolni) İd. Budenz Ny. K, X. 77, 325.
apolâs (Szekely) “csokolgatâs”.
Hittit Hierogi. APXE– “lieben” Meriggi 94.
Bask. Arba “traîneau rustique[99]” Lh. 53[100].
Türk. Araba (Kırım, Kun, Osmanlı, Azeri, Çağatay, OT Karayim) arba, abra, “der Wagen”, Radlof I. 261./Arba (Kırgız, Kazan, Kırım) -araba, haraba, abra, “der Wagen”, Radlof T. 335. Burada mana kayması, (eğer mukayese doğru ise) şayanı dikkattir. İlk nakil vasıtası tekerlekli arabadan önce şüphesiz kızak idi. Karlık arazide olduğu gibi dağlık arazide meselâ Artvin’de (Türkiye) bugün dahi baharda bile kızak kullanılır. Râsânen şu mukayeseyi yapar: gtü. tü. araba, az. harava “wagen”.
özb. haral “Pflug”,
mong. aral “schlitten; Gabeldeischsel”
ma. fara “schlitten; Femerstangen, Gabeldeichsel”
olça, goldi para ‘‘schlitten’’
finnisch purila, purilas “Schleife, Zwei lange Stangen auf beiden Seiten des Pferdes, mit den hintern Enden auf der Erde schleppend und mit einem dazvvisehen gebundenen Brett, welche die Unterlage für die Fuhre bildet[101]” Marti Râsânen, Uralaltaische For- sehungen (U. A. J. XXV. H. 1-2, 1953).
Harol (Ahlat – Türkiye) buğdayı bir hat üzerinde ekebilmek için sapanın arkasına iki uzun tahta konur. Bu tahtalarla kurulan sapana harol denir. A. D. s. 162.
Keresteciyan araba‘yı yunanca âpw, a’ipw “veho” köküne bağlar.
Bask. Argokia “masculin, ine”, Fabre 210.
Türk. Erkek (Kun, Çağatay, Osmanlı “mânliches Wesen, das mânnehen” von tieren[102]” /Ergek (Şor) “kater” Radlof.
Ar (Çuvaş) “Maun, Knabe”.
İrgâx (Yakut) “Mânnchen[103]”. Nemeth, O. J. A. 78.
Birlikte hatırlayınız:
Bask. Ar “mâle”, ar-meme “mâle et femelle” Lh. 67.
Türk. Er (Kırgız, Kara Kırgız, Sagay, Koybal, Kaçins) ar (Teleut, Altay, Şor, Lebet, Kumandit, Tarançi, Tobol, Osmanlı, Uygur)” der Mann. Radlof I. 751, 753.
Bask. Asaltzea “tremper, couvrir une chose d’un liquide[104]”.
Türk. Islat/mak (Azeri) von ısla-t “anfeuchten, nass maehen[105]”. Radlof I. 1393/Islanmak (Osmanlı) “feucht, nass sein”.
Bask. Aürra “enfant, jeune, fils, fille. Fabre 107.
Türk, Uri “oğul, erkek”, Anal. İndex. Uygur. /Ahmet Temir’e göre ’ Ori okumak daha doğru olur. “Sohn, mânlich”,
Mongol. Ori (Kow. 439)[106].
(Ramstedt S. K. E. 177 de şu mukayeseyi yapar:
Oturk. Uigur Ory “son” oryogul id. /Mo. Ori “young, boy, young man”, Kore, Orabi, arabi, orabeni ”brother used by and the relation to a sister”, ar-emi “wife of the brother”, oraba) oppa (from the childrens’ speech); *ol, *or “male child, son, boy”).
Bask. Bakida “conjonction s. f. jonction de deux chosses ensemble”. Fabre 56. ,
Türk. Bağ (Çağatay, OT. Tarançi, Sart, Kırım, Azeri, Türkmen) “der Strick, das Band, die Fessel; der Bündel, das Paket” Radlof IV. 1446.
Bağlamak (Osmanlı, Kırım, Azeri, Türkmen, Kun) – beylemek. ‘anbinden, binden, festbinden, einen Knoten machen[107] “Radlof IV. 1456.
Yakut. Bai-“to tie”.
Bask. Basi “sale, degoûtant” Lh. 116.
Türk. Pis (Osmanlı, Azeri, Çağatay) von pers. pes, unsauber, sch- mutzig. Radlof IV. 1350.
Bask. Begi “Oeil” Lh. 122/Begira “regarder” Lh. 124.
Begi “Auge”; air. fega-d “das Sehen”/Afrika dilleri: eg. bq, bg, bx, kafa baq, waq id. Bulanda feke-t, Bola peka-ş, Sarar puga-s et “Auge”. Von F. von den Velden: Der nordafrikanisehe Untergrund der keltisehen Sprachen[108].
Türk. Bak– “to regard, to look on intently[109], schauen, regarder”.
Bak– (Osmanlı, Azeri, Türkmen, Kırım, Çağatay, Tarançi, OT. Kun, Kırgız, Karakırkız, Kazan, Karayim) “schauen, hinseh- auen” Radlof IV. 1335.
Tunguz, baka-“to find out, to hit; to fix the eyes on[110]”.
Quechua (İnca) paya “voyant” “Paq en vue de, pour”, paq-ta “attention” Dumezil.
(Keresteciyan Türk bak sözünü Sanscrit paçiyami “voir” ile mukayese eder. Sah. 93).
Bask. Begit-harte “Auge-Zwischen raum-Gesich[111]t” Kari Bouda Begitarte “Visage” T. L. 547.
Bet var. de begi, oil, dans quelques composes[112]. Lh. 156.
Bet-arpegi “face, visage Lh. 156.
Türk. Bet (Osmanlı, Kırım), Bit (Çağatay, Kazan) “das Gesicht” Radlof IV. 1617.
Ostyak. Pugodem, Vogul. Pajt “Orcza, Pofa”. Budenz M. F. Sz. 72[113].
Bask. Harte, arte, erdi halb, Hâlfte moitie Lh. 252.
Türk. Yartı (Haraba, Kazan, Karayim) “die Hâlfte, halb” Radlof
III. 145./Orta (Tarançi, Kırım, Koman, Kırgız, Şor, Sagay, Koybal, Kaçins, Küerik, Osmanlı, Uygur, Çağatay) ‘“die Mitte die Hâlfte”. Radlof. I. 1064.
Bask. Ber var, de bera “seul, unique, seulement” Lh. 141.
Türk. Bir / Çuvaş Per / Yakut Bir “un”.
Bask. Biro “grain de raisin” Lh. 174 /Bir-bil “rond” Lh. 174.
Türk. Börlögön (Kazan) “die Felsenbeere”-börölgön. Radlof IV. 1721-1719. (Rubus saxatilis).
Finn – Ugor. Çeremis mör “beere”; Votyak. borı, bore “grosse walderdbeere (fragaria collina).
Hind – Avrupa. Grek, moro-n, lat. moru “brombeere”.
Kafkas. Kürin mer “brombeere, himbeere”. AKE. 172.
Maori, pura-pura “Saat”. Eduard Stucken MVAG. 1926 p. 62.
Sümer, buru “Frucht”.
Burada yine önemli bir kültür kelimesi ile karşı karşıyayız. Baskça Türkçeye en yakındır. Basklar Step – Orman bölgesinde öğrendikleri bir sözü cenup bölgesinde üzüm ile tanışınca eski kelimeyi üzüm danesine kullanmışlardır.
Bask. Buru-ko “1 – Coiffure de femme, mouchoire de tete, 2-beret[114]. Lh. 189.
Türk. Börük (Kırgız) (lie Mütze Radlof. 1699 /Börk (Çağatay, Tarançi, OT. Karayim, Koman) – Börük. /Burik (Kazan) id.
Yakut. Bârgâsa “mütze” Nemeth Öj. H. A. 66.
Mongol. Bürge (K. W.) “leichter sommerhut, halmhut[115]”.
Türkçe börk, börük’i bürü– “bedecken” ile izah ederler.
Ancak Back, buru, bürü “tete” manasına gelmektedir. Bu daha uygun düşer. Lh. 188.
Bask. Bost “cinq” Lh. 181 /Bortz “cinq”. Lh. 180.
Türk. Beş (AT. Osm.) Biş (Çağatay, OT. Tarançi, Sart, Türkmen, Kırım, Azeri, Kazan, Tobol) “fünf”. Radlof 1685, 1787.
Bask. Chapata, chapataska “babouche”. T. L. 3.
Zapata “soulier syn. oski, oinetakoak”, Lh. 1072.
Türk. Çabata (Kazan vom pers. Çabatan) “die Bastschuhe” Radlof III. 1930[116].
Bask. Dei “action d’appeler[117]” Lh. 200/deitzea “appeler, v, a. nommer. Fabre 15.
Türk. Di-mek (Kazan) sagen, nennen. /di (Osm.) Aussruf zur Auf- munterung. Radlof III. 1751.
De-mek (Osmanlı, Kırım, Çağatay, Tarançi, Knrayim, Kırgız) “sagen” Badlof 1654.
Bask. Dündü “obscur, nuageux”. Lh. 214.
Türk. Dün (Osmanlı) “Nacht”, tün (Kazan), tön (Çağatay), tün (Uygur) id.
Çuvaş, tem, “dark” /Yakut, tün “Nacht” Nemeth Öj. H. A. 58.
Mongol. tüne “darkness, dark forest”.
Kore, dun “night”. Ramstedt SİKE. 60.
Cf. Keresteciyan Türkçe kelimeyi russe ten “ombre”; anglais dun “obscur”; allemend dunkel “sombre” ile karşılaştırır. K. 148.
Bask. Egaşi (egachi) “femme, maitresse” Lh. 220.
Türk. Egeçi (agâçi) “tante” Çağatay lehcesi/âgâci id. Koman lehçesi.
Mo Agaçe (Çağatay, OT.) “Ehefrau, Frau. /Agaçı (Kazan, veraltet) id. Radloff I. 151.
Mongol Ege-çi, Ektşi (K. W.) “altere Schwester[118]”.
Karşılaştırınız:
Bask. Egaşo (boh.) “chef, maitre, homme[119]”. Lh. 220.
Türk. Aga (Osm. Azeri) 4 – “Herr, Officier, Vornehmer[120]” Radlof I. 143. Aga hemen bütün Türk lehçelerinde vardır. Büyüklük ifade eder.
Bask. Egun “1 – Jour, elarte du jour, 2 – aujourd’hui[121]. Lh. 224.
Türk, kün (Altay, Teleut, Lebet, Şor, Kırım, Sagay, Koybal, Kaçins, Küerik, Baraba, Kırgız, Karakırgız, Koman, Orhun, Uygur, Çağatay, Osmanlı) “der Tag, die Sonne” –Gün. Radlof II. 1436.
Çuvaş Kün id.
Yakut. Kün “Sonne” Nemeth 43.
Mançu. Chun “Soleil”.
Tunguz. Chün id.
Finn. Siung “Soleil”.
Sümer. Kun “illumination, manifestation de la lumiere.
Tokhâr. Kom “Tag, Sonne”. Nemeth, A törökseg Oskara 168 de bunu tesadüfî benzeyiş olarak izah eder.
Georges Dumezil ise “Studia Linguistica VIII/I 1954 de Türkçe kün Quechua (İnca) Q’uni “chaud” ile mukayese eder[122].
Bask. Er, var. de Eri ou erhi, “doigt”, dans les derives erpuru, erkoro,
erma mi, ete. Lh. 245.
Erria “doigt, partie de ma main”, Fabre 93.
Türk. Ernek . parmak. Divan. Bk. Erğek (Caf. T. T. An. İnd. U.),
krş. Radlof, (Sagay, Koybal, Kaçins) ergek:, Pekarski Yakut
Erbeh
Divanü Lugat-it Türk dizini sah. 191.
Not: Burada-ek eki kaldırıldıktan sonra Bask Eri, Erhi ile mukaye-
sede güçlük kalmaz. Hatırla, bacak, parmak, ayak, tırnak v.s.
kelimelerde -ak, -ek kökü umumidir.
Bask. Er’a, er’e “brûler” Lh. 266/Erre “brûler” L. T. 54. /Erretzea
Fabre 34.
Türk. Ör (Söz Derlerme Dergisi 1947 Cilt 3. Sah. 1113) “kor, köz”,
Ört– ‘‘yakmak =brûler” Divan 464.
Bask. Erdi “moitie” L, T. 318. /Erdi “halb, Hâlfte” Karl Bouda. 23.
Türk, Yartı (Barbara, Kazan, Karayim) “die Hâlfte, halb” Radlof
III. 145. Cartı (Kırgız) id. Rad. IV. 34. Yarı (Osmanh) “die
Hâlfte. Radlof III. 120.
Bu kelimenin kökü yarmak (Bütün lehçeler) “zerspalten, zertheilen[123]”
fiiline dayanmaktadır. Radlof III. 102. Baskça Erdiratu “zerreiszen”, erditu “grebâren, sich halbieren, sich teilen[124]” fiillerinde de aynı mana saklıdır. Kari Bouda.
Bask. Ereka 1” ruisseau, 2 – ravin, 3 – canal” Lh. 268.
Türk, Arık (Kırgız, Karakırgız) “Bewâsserungsgraben, durch
welche man das Wasser auf die Felder leitet[125]” Radlof I. 269.
Ark (Osmanlı) id.
Sulama ile ziraat usulünün en mühim kelimelerinden biridir.
Bask Galde “demande”, galdat “demander” L. T. 123.
Galde “demande d’une chose que l’on desire obtenir[126]” Lh. 328.
Galdu “demande.” Lh. 328.
Türk Kol (Koman, Uygur, Karayim) “biten” Radlof II. 584. /Kola
(Çağatay) “bitten” Radlof II. 585.
Elam ku-ul-la-h “bitte”, ku-ul-la-ak-u-me “Meine Bitte[127]”, F. Bork,
Elamische Studien 1933 p. 31[128].
Bask. Gatea, gatia “aller, marcher”, “se transporter” Fabre II Yoatea. Türk. Kit-mek (Kazan, Baraba)-kat-mek. “fortgehen, fortfahren, sich entfernen[129]” Radlof II. 1347.
Git-mek (Osmanlı) “gehen” Radl. 1622.
Bask. Geri “ceinture, le milieu du corps[130] “Lh. 353/Gherikoa” endroit du corps oû l’on attache la ceinture: Gherria. Fabre 40.
Türk. Kur (Radlof II. 916, Divan I. 39, I) “Leibgurt[131]”. /Kuri (Divan I. 114, 10) “um ihm herum[132]”. /Kur, Kor (Shera Yögur. E. Mannerheim) “girdel”.
Yakut. Kur “Leibgurt” Nemeth 38.
Sümer Gi-ri “Gürtel” Ş. L. 36.
Bask. Giza “homme” Lh. 361 /Gişot, dim. de gizon “hommlet”.
Gizon “I’etre humain, l’homme[133]” Lh. 362.
Türk. Kişi (Tarançi, Koman, Kırım, AT. Çağatay, OT. Osmanlı, Karayim) der Mensch Radlof. II. 1392.
Yakut. Kişi “Mensch, Mann” Nemeth 75.
Ostyak Kassek “homroe”.
Gürcü. Katsi “homme” Keresteciyan 294.
Sümer. Gi-iş “mannlich” Ş. L. 211/Giş “insan, hizmetkâr, bir kimse” U. S. SZ. 17.
Urarto. Gişşure “Mann” Tsereteli: Die nenen haldischen Inschriften. s. 27 (E. U. 417).
Çok eski birçok dillerde müşterek iptidaî mefhumlardan biri olduğuna şüphe yoktur.
Bask. Iadi “sois”; Jeiki hadi “leve-tois”. Lh. 395.
Türk. Haydi, hayda “nun, vorwârts[134], Hayda git “dass du vortkommst[135]”. Radlof II. 1740.
Bask. Hatz “vestige, empreinte de pied d’homme ou d’animal[136]”, trace” Lh. 420 T. L. 517 – Herecha.
Türk. İz (Tarançi, Sart, Kırgız, Karakırgız, Koman, Kırım, Osmanlı, Çağatay, OT. -İs, İz Radlof, I. 1536.
Mongol. Erigen, vgl. urspr. *ere, eri “furche”- tü. iz “Spur”, Kaim, eren (K. W.) “streifen; gestreift; bunt; bild”.
Mançu. İren “gekrâusel auf dem Wasser[137]”.
Bask. Hel “Sens general d’arriver”. Lh. 429.
Heldu “venir[138]” T. L. 539[139].
Türk. Gel (Osmanlı), Kal (Tarançi, Altay, Teleut, Lebet, Şor, Küerik, Kırım, Kun, Uygur, Çağatay, Karayım), Kel (Kırgız, Sagay, Koybal, Kaçins), Kil (Baraba, Tobol, Başkurt, Kazan) – “kom- men; venir”.
Yakut, kal. “kommen[140]”, Nemeth 22.
Bask. Heren “belle-fille, bru[141]” Lh. 435.
Erren “bru” L. T. 54.
Türk. Kelin (Uygur, Çağatay) “Schwiegertochter, frau des jüngeren bruders öder nahen verwandten[142]”, Kaşgari kelin “Braut, schwi- eger tochter” /Kin (Çuvaş <‘kalin) id.
Fin – Ugor. Mordvin kel Ostyak kili “jüngere schwester der frau[143]” Züryen kel “schwagerin”, Fin. kaly “schwâgerin”.
Nemeth U. T. K. 96, A Törökseg öskora 161 (E. B. A).
Gürcü kali “Mâdehen, Dame”, A. Nehring S. î. K. U. p 33.
(Alfons Nehring: Studien zur Indogermanischen Kultur und Urheimat p. 33 de “Ebenfals nach Bleichsteiner entspricht dem georg.
kali “Mâdehen, Dame “ein.bask. *al-in alaba “Mâdehen”).
Biz bunu kabul etmiyoruz. Bask. Alaba, Türk Abla mukayesesine bakınız:
Baskça’da kelime başındaki h– çok defa, Türkçe’deki kelime başı k-, g- ye tekabül eder. Bu bahse bakınız.
Bask. Hiri “Ville” Lh. 444. T. L. 546.
İri “ville, cite. Var. hiri Lh. 539.
Türk. Or (Kırgız, Kırım, Çağatay, Koman, Osmanlı) “1 – die Grube, das Loch, 2 – Ein Wall mit einem Graben, eine Befestigung (Osmanlı). Radlof I. 1046/Or (Kırgız), Ur (Başkurt) “fortification”.
Çuvaş Hola “ville” Budenz Ny. K, 1. 211.
Munda Orak “maison, lieu d’habitation “Rivet Sumerle mukayese eder. Sümer ‘U-ru“Stadt” Ş. L. 83.
(Osmanlı Orbegi– commendant d’une fortresse, designait par metonymie, la ville, meme gu’elle etait destinee â proteger: comparez l’allemand burg’langlais castlc ete. qui servent âformer des noms devilles[144]. Keresteciyan 50).
Bask. İl “mourir”, Azkue: El Vascuence 1949 p. 6.
İl “les sens et les composes de hil” Lh. 503.
Hil “Subst. cadavre de personne; Verbe mourir” Lh. 440.
U1 var. de hil “mourir” Lh. 1001[145].
Türk. Öl (Tarançi, Altay, Lebet, Tuba, Şor, Sagay, Koybal, Kaçins, Kırgız, Karakırgız, Kırım, Koman, Uygur, Çağatay, Sart, Osmanlı, Azeri, Karayim v, s.)-ül- “sterben” Radlof I. 1243. Ül– (Kazan, Baraba, Tobol, Koybal, Sagay) “sterben” Radlof I. 1845.
Çuvaş Vil-, id.
Yakut Öl, “sterben” Nemeth 41.
Mongol ala “Türk, öldürmek” /Mançu alül . v. caus. Ny. K. XIII, 233.
Vogul Vel-, al- “ersehlagen, tödten” /Macar Öl-, id.
Bask. İliki “calavre”, var. Hiliki-tu “devenir cadavre” Lh. 508.
Türk. Ölük (Tarançi, Uygur, Çağatay, Osmanlı, OT.) von öl-k “der Verstorbene, Todte, Leichnam”. Radlof I. 1249 /Ölüklük (Çağatay) die Leiche. Radlof I. 1250 /Ölüg (Sagay, Koybal, Kaçins, Şor, Lebet) “todt, verstorben”. Radlof I. 1250.
Bask. İkusi “voir” Lh. 549 /Erakus “faire voir” faktitif de Ikus, Lh. 248. Ayrıca Bask. Begi “oeil” L. T. 340 /Beghia “Oeil”, Fabre 236. Bu iki kelimede Türkçe Göz “oeil” ve Gör “voir” ile Bak-ak “regarder” köklerinin saklı olduğunu sanıyoruz.
Türk. Köz “Auge” eigentlich “Sehen” von dem Stamme Kör “sehen[146]”, köz-et, kös-ter “schenlassen, zeigen”, karak “Auge Pupille” eigentlich “schauer” von kara– “schauen, sehen” R. O. XIV. M. Bernhârd.
Türk. Bak– (Osm. Azeri, Türkmen, Kırım, Çağatay, Kırgız) “schauen’ R. (Keresteciyan sah. 307 de Türkçeyi Hind – Avrupa dilleri ile de mukayese eder; grec kws, ’Okkos, et osse-id., d’oû ’Ossomai regarder, correspondant au turc gözlemek. Latin ocuset oculus-oeil. Anglais to gaze -regarder fixement).
Bask. Khabar “sec jusgue âl’aridite” khabarstu “seeher â la chaleur jusqu’â coınplcte siccite et jusqu’au recroqueviller â la chaleur”. Lh. 593.
Türk kavur, kavır (v) Osmanlı –kaur “brennen, rösten, braten” Radlof II. 408.
Kaur (v) Baraba, Azeri, OT. “rösten, braten” Radlof II. 51.
”Kaurma, (Kırım, Çağatay) ‘geröstete Weizen öder geröstete Gerste” Radlof II. 52.
Kaurmaç (OT.) “geröstete Weizen öder geröstete Gerste” II. 52[147].
Bask. Khabarö “tumeur”, khabarö-tu “se renfler en tumeur” Lh. 593.
Türk Kabar-mak (Kırım, Kazan, Osmanh, Çağatay, Azeri) “sich erheben, emporsteigen; anschwellen, sich auf blasen[148]” Radlof II. 440. /
Kabar (Osmanh, Z.) “eine Blase, Rindsblase, Wasserblase, Geschwulst” Radlof 441.
Kabarcık (Osmanlı) von kabar-cık “die Geschwults, Blase, das Blâschen” Radlof II. 444.
Yakut Xabırı (mit) einer Völbung versehen[149]”.
Mongol Qaba, d (u) – (K. W.) “schwellen, anschwellen (das Fleisch)[150]”.
Bask. Kalpar “chauve, chauve au sommet de la tete[151]” Lh. 580.
Türk. Kel, (Osmanlı) “der Grind, eine Krankheit der Kopfhaut; die Kahlköpfigkeit in Folge des Grindens[152]” Radlof II, 1108. (Karşılaştırınız: allemand kahl-chauve, latin calvus, sanscrit k’allita -id. Keresteciyan 291).
Bask. Kezka “souci, inqietude, remords, scrupule, sollicitude, soin” Lh. 593.
Kezkatu, khechatu “se soucier”, T. L. 483.
Türk. Kuşku-lanmak (Osmanlı) “aufgescheucht werden”. Radlof
II. 1208. (Bu kelime Kazan lehçesinde de vardır. H. K.)
Bask. Kızkırıtu “bruit confus, eclat de rire clameur ou eri occasionne par la peur” ef. İzkiritu. Lh. 613.
Türk. Kıçkır– (Kazan) “schreien” Radlof II. 795.
Kıçır– (Altay, Teleut) “schreien, rufen” Radlof II. 793.
Bask. Kizkin “renfrogne, de mauvaise humeur” Lh. 613.
Kiskail “grille, rötie, surchauffe, brûle” Lh. 612.
Türk. Kizgin (Çağatay) “erregt, aufgeregt, heiss, erhitzt, eifrig[153]” Radlof II. 878.
Kızgın (Anadolu) “kızdırılmış, kızmış olan, öfkeli”, Türkçe Sözlük 1955. sah. 447.
Kiz-mak (Çağatay) “erhitzt, heiss, glühende sein[154]” Radlof II. 876.
Çuvaş Xer “rot werden”.
Macar gerjed “entflammen” /Eszt-Kirg “glut, flanıme, Funke” /Finn
Küra “flamme, glut” A. K. E. 296[155].
Mânda Kuskusau “verârgert, beleidigt”, Hevesy 222.
(Burada R-Z tahavvülü nazarı dikkate alınmalıdır.)
Bask. Ları “1 – grand, gros, volumineux, 2 – grandi, qui a crû en âge, personne faite, mûre, 3 – Grosse piece, en parlant d’argent[156]”, Lh. 656.
Türk. İri-yarı (Osmanlı), iri “great, big; large; bulky; voluminous[157]”, iriyarı bir adam, “a huge person; a gigantic man[158]”, Türkçe İngilizce Sözlük, A. Vahid Moran, 1945, sah. 544.
Bask. Lar’u, lar’ü ”1 – peau qui couvre del’homme et des animaux, 2 – peau depouille des animaux, 3 – cuir des animaux[159]” Lh. 656.
Larrûa “peau, enveloppe d’animal, de fruit, ete[160]. “Fabre 252.
Larru “peau”, T. L. 365.
Türk. Yarı (Anadolu. Çankırı) deriden yapma içerisine eğrilmiş iplik konur nesne”, Anadilden Derlemeler 416.
Yarı, (Kazan, Budagof II. 327) “1 – die Haut zwischen den Fingern”, 2 – ein Leder streifen, der Riemen”, Radlof, III. 120. Hatırlayınız: Yarkanat (Kazan, Çağatay, OT.) -yarı-kanat. die Fledermaus. Radlof III. 135.
Yarû (Teleut, Altay, Koman) “gegorbenes Leder”,
Yarû-kanat “die Fledermaus”, Radlof III. 131.
Bask. Mulko, molkho “grappe, particulierement de raisin; troupe” Lh. 748.
Türk. Bölük (Osmanh, Çağatay, Kırını, Kırgız) “der Theil”, ein mensehenhaufen” Radlof IV. 1701.
Bask. Muin “cervelle”. L. T. 67/Buru-muin “cervelle” Lh. 188.
Fuin “cervelle, moelle”, muin “seve” Lh. 313.
Türk. Bain, beyin (Osmanlı, Azeri) –bajin, mâjin “das Gehirn”. Radlof IV. 157. /Miy (Kırgız, Sagay, Koybal, Kazan) “das Gehirn” Radlof IV. 2148.
Çuvaş. Mime “Mark, Gehirn” Aşmarin 313.
Yakut. Maji “Gehirn, Verstand” Nemeth Öj. H. A. 23.
Bask. Oiher’ “tortueux, oblique, de travers[161]” Lh. 796.
Türk. Aykırı (Osmanlı) –aygırı “geil, ausserordentlich” Radl. 13. Aykır (Karakırgız) “die Lange, Ausdehnung eines Gegenstan- des[162]”. Radlof I. 13[163].
Bask. Okher “1 – tordu, devie, oblique, 2 – contrefait. 3 – borgne, qui n’a pas qu’un oeil[164]” Lh. 801/ Fabre 30.
Türk. Sukır (Kazan) -sokır “blind” Radlof IV. 752.
Sokur (Kırgız, OT. Koman, Kırım) “blind” einaugig, einen Fehler im Auge habend [165](Kırgız) Radlof IV. 521.
Kör (Kırım, Osmanlı, Uygur) “blind” Radlof II. 1248.
Bask. Olhua, âlöa “avoine” Fabre.
Olho id. T. L. 31.
Türk. Yulaf (Osmanlı) “der Hafer” Radlof III. 555.
Grec Oulai, Olai “örge grossiere”.
Cabyle Alu “ble” Keresteciyan 86.
Bask. Ongi-tu “reparer, raccommoder, reınettre en etat, â la mesure[166]” Lh. 811.
Ongi, “toutes sortes des biens, materiels ou spirituels. Lh. 806.
On “bon, qui a de la bonte, just, droit” Lh. 805.
Ontzia, onzea “ameliorer” Fabre.
Türk. Ongar-mak (Kırgız, Kırım, Uygur, Çağatay) “von ang-ar. richtig machen, verbesseren, ausbesseren, durchführen, grade machen, heilen” Radlof I. 1027.
Onat (Çağatay) von On+at, vergi, onat “gut, schön”. Radlof I. 1029.
On-mak (Kırgız, Uygur, Osmanlı) “gelingen” gerathen” Radl. I. 1026.
On-mak “S’âmeliorer, prosperer, progresser”. Keresteciyan 58.
Japon. Un “bonne chance, bonne fortune” Kerest. 58.
Bask. Oreko, orpheko “1 – pedales du metier â tisser, 2 – pedale de piano” Lh. 826/Orpeko “pedale” T. L. 366.
Türk. Öreke (Kırım, Osmanlı), vgl. örke “die Spule, Spindel; der Geburtsstuhl” Radlof I. 1218. Ürke (Çağatay) “die Spindel” Radl I. 1836. -iğağacı.
Öreke (Ankara, Kayseri), öreki (Çankırı) “keten, ip eğirmek için âlet” Anadilden derlemeler 1932, sah. 302.
Bask. Satsu, satsü “1 – au prob sale, plein d’ordures, malpropre, 2 – au fig. sale, souille, qui a des saouillures morales.” Lh. 919, Syn. zikin[167].
Türk. Sası (Osmanlı, Kırım, Koman, Kazan) “faul, übelreichend”
Sası-mak (Koman, Kazan, Kırgız) “stinken, übelreichen, in Fâulniss übergehen[168]”.
Sasık (Karayim, Kırgız) -sası. Radlof IV. 395.
Sazık (Uygur, Şor) “stinkend, der Sumpf; der Gestank, der übel Geruch[169].
Sazı-mak (Altay, Teleut, Lebet, Küerik) “übelriechen, stinken[170]” Radlof IV. 398.
Bask. Sogor’ “sourd, qui n’entend pas[171]” Lh. 932, 382-gor.
Sor-gor “sourd” L. T. 485. ‘
Türk. Sagır (Osmanlı) “taub” Radlof IV. 267/sagırca “schwerhörig”.
Bask. Supe, süpe (A,) “foyer” Lh. 942.
Su,.sü “feu” Lh. 940.
Türk. Suba (Osmanlı, Kırım) “der Ofen im Zimmer öder der Back- ofen[172]” Radlof IV. 559.
Bask, Tşuta. “lait” Lh. 990, Zuta “lait” Lh. 1115.
Türk. Süt “lait”.
Bask. Tzar’amiko “egratignure”. Lh. 991.
Türk. Tırmık (Osmanlı) “die Kralle “kedi tırmığı” die Krallen der Katze” Radlof 1332. Cilt II.
(Bask Gatu “chat; kedi” sözünün de müşterek olduğunu hatırlaya biliriz.)
Bask. Umu– “mou, mur, blet” Lh. 1002.
Türk. Yumşak (Osmanlı, Çağatay, Tarançi, Koman) weich, milde” Radlof III. 585.
Çeremiş. Jomozgo “fein”.
Munda. Dhima “gut, mild” Hevesy F. U. .1. 170.
Bask. Ur “eau, en gen; riviere, etange, lac, mer” Lh. 1004.
Hur “eau” Lh. 459.
Türk. Irmak (Osmanlı) “ein grosser Fluss, der Strom” Radlof 1373.
Bask. Ur-tu “fondre, liquefier; se fondre, se liquefier” Lh. 1006.
Türk, İri-mek (Tarançi, OT. Karayim) “schmelzen (intr.) zerfliessen, zerrinnen[173]” -ari-mek (Altay, Teleut, Lebet, Baraba, Tarançi, Kırım, Çağatay, , Osmanlı) “schmelzen, sich auflösen” Radlof I. 761 –eri-mek (Kırgız, Karakırgız, Sagay, Koybal, Kaçins) id. 762[174].
Yakut. İr– “auftauen, schmelzen” Nemeth Öj. H. A. 27.
Japon. İri “schmelzen” Wingler 283.
Bask. Üharte “İle” Lh. 1023.
Ugartea “İle terre entouree d’eau[175]”, Fabre 163.
Ugarte, Üharte “İle” L. T. 236.
Türk. Otruğ Divan I, 97-28. /(Otruğ (Uygur An. înd,), “Otrav (Kazan)” “ada” île. Radlof I. 1112 “die İnsel”, Methatese ile.
Bask. Zikoitz “avare” T. L. 31/Zikor “avare” Lh. 1088.
Türk. Sıkçıl-sık-çıl “cimri, kısmuk”. S. D. D. 1216.
Sıkra, Sıkravu “cimri”, “kısmık” S. D. D. 1216.
Sık– (Uygur, Osmanlı, Kırım, Altay, Teleut, Kırgız, Kun, Kazan) “drücken, pressen, zusammendrücken[176]” Radlof IV. 605.
Bask. Zingira “See”, Heinrich Winkler K, SZ. X. 159.
(Diğer lügatlerde: İtşasoa, Fabre 236; İtsaso, T. L. 310).
Biz bu kelimede Türkçe Dingiz, deniz ve Macarca Tenger sözü karşılığını sezmekteyiz:
Türk. Deniz (Osmanlı), Tengiz (Çağatay) “la mer”, Dingiz (Kazan) id. Tines (Çuvaş) <Kazan dingiz. /’Tangiz (Ot. Uig.) “Sea, Ocean”.
Mongol. Tengîs “Meer, sea, inland-sea “<turk.”
Kore. Then “vacant, empty”. Ramstedt 280.
Macar. Tenger “sea”. (Çuvaş -r ile iare kelime Budenz Ny, K. X. 89. (Kelime başında z-~t- Bask dilinin kendisinde de var:
Bask. Zotal “motte de terre et de gazon; ecobuage; plaque, feuille[177]” Lh. 1105. var. Total, şotal karşılaştır: Türk. Tütel (Kazan, Tobol) ein Gemüsebeet. Radlof III. 1572.)
Bask. Zirika “toute espece de bâton â bout pointu dont on se sert pour exiter en piquant[178]” Lh. 1094.
Türk. Sırık (Altay, Teleut, Lebet, Kırgız, Osmanlı, Kırını) “die Stange” Radlof IV. 640. /Sırık (Koybal, Kaçins “ein Pfeil mit Knocheneinsatz[179]”. Radlof IV. 641.
Türk. Sırık, Sirik “pole, rod”, Kore, Siren “poles on which to hang clothes[180]”. Ramestedt, 235)[181].
Bask. Zor, var. de Zo’ri “pou” Lh. 1101.
Zorri “pou” T. L. 394. / Zörrid, “pou” Fabre 269.
Türk. Sirke Osmanlı, Kırım, Tarançi, (Teleut, Altay) “die Nisse” Radlof IV. 705. Sirka(Kazan) “die Nissen” R. 740.
Çuvaş Şırga id.
Macar. Şerke, bolgar-törk* Şirkâ alakbol. Nemeth Ü, T. K. 78.
Mordvin. Sar-ko “nisse”.
Votyak Serar, seral “nisse”.
Kafkas: Kürini Sar “wurm”. A. K. E. 328.
Bask. Zori “gelb” Heinrich Winkler.
Hori “Jaune”, T. L. 267.
Oria “Jaune”, Fabre 188.
Türk. Sarı (Osmanlı), Sarig (Uygur, Çağatay) ete.
Çuvaş. Sare “gelb”. /Yakut kaidevi tekabül aragas “gelb” Nemeth 9.
Mongol. Şara “gelb” R. O. XIV. 242.
Macar, Şarga, şar, şarig “gelb”. Türkçeden iare. Ny. K. X. 87 R. O. IX. 293.
Avesta zairi “gelb”; Ai. hâri-h “gelb, goldig” Walde 299.
Sümer ara ârû-sarı. Kerest. 208, 215.
Bask. Zuri “weiss”, Heinrich Winkler.
Zuri 1 – blanc, Zaidi zuri “cheval blane, 2 – blane-gris, grisonnant[182]” Lh. 1112. Churi“blafard, pâle” Fabre 29. /Sur (Teleut, Tobol) blaugrau” R. IV. 764.
Zuri, churi “blanc”, T. L. 44.
Türk. Sarigşin – Tsaritsin (Stalingrad) “the white town”: mongol -şin “building[183]”, S Kore sjen “a walled city”. Ramstedt S. İ. K. E. 229. Soro (Kazan), Sur “grau, grausehimmel[184] (pferd), Sur-at (Altay) “Schimmel”. Radlof.
Çuvaş Şure “weiss”.
Japon Siro “weiss”.
Finn. Siera “schimmel (pferd)”.
Bask, dilinde kelime başında Z-/s- değişmesi kaidevidir:
Bask. Zigilu “seau”, Latin Sigilo Lh. 1086.
Bask. Zigaro “cigare” Lh. 1086.
Bask. Zepola “oignon”, ciboule, Espanyol cebolla. Lh. 1082[185].
Hamit Zübeyir Koşay tüm bu karşılaştırmalı örnekleri verdikten sonra kanatini şu sözlerle noktalamaktadır: “Basklar menşeleri itibariyle bir Asyalı kavimdir. Onların Türk- ler’le temasları çok eski olup bu temas muhtelif bölgelerde mükerrer surette vukua gelmiştir. Basklar en son Volga (İdil) bölgesindeki Türkler ile temasa gelmişler ve takriben 1700 senedenberi de bu temas kesilmiştir. Basklar’ın bugünkü yurtlarına kadar göçleri Hunlar’ın Alanlar ile olan mücadeleleri ve Alanlar’ın batıya sarkmaları neticesinde, Kavimler göçünün talî bir dalgası halinde vukua gelmiştir. Basklar’ın göçleri sırasında temas ettikleri kavimlerle olan münasebetleri iare kelimeler şeklinde dillerinde inikâs etmektedir. Basklar’ın menşei davasının halli İskitler’in kavmi terkiplerinin izahı ile sıkı surette bağlı olsa gerekir[186].
Mehmet Bayraktar da bu görüşü teyit etmektedir: Basklar Turanlıdır: C. G. von Arndt, R. C. Rask, M. d’ Abadie, H. Charencey, Prens Louis-Lucien Bonaparte ve F. Max Müller gibi birçok batılı bilgin, Bask dili ile Turanların dili arasındaki akrabalıktan bahsederek, Baskların TuranIı bir halk olduğuna işaret etmişlerdir[187]. Ch. C. J. Bunsen, Bask dilini ve Prenelerde konuşulmuş eski dilleri, Turani dile ailesine dâhil etmiştir[188]. Baskların dili ve Prof. Sayee kökeniyle ilgili kendi zamanına kadar ortaya atılan kuramları eleştirdikten sonra J. F. Blade (1827-1900) de Baskların Turanlı olduğunu şöyle anlatır: “Bask dili, Afrikalı, Semitik ve Aryan dilleriyle hiçbir morfolojik yakınlık sunmaz; fakat onu Turanî dil guruplarına yaklaştırmak daha meşrudur; hatta Yeni Dünyanın kuzey kısmının dillerine de yaklaştırmak meşrudur. O halde bana öyle geliyor ki, böylece davet edilmiş olarak gelecek araştırmacılar Turan alanında ve Kuzey Amerika alanında faydalı şeyler işleyeceklerdir[189]”.
Basklar Sakalardandır: Birçok eski ve modern tarihçi ve coğrafyacı, Baskların Saka soylu olduğunu kabul etmiştir. Örneğin ünlü İngiliz tarihçi H. C. Rawlinson Baskların dilinin, onların Saka kökenli olduğunu göstermektedir der: Modern Bask dili, İberlerin Saka kökenli olduğunu doğrulamaktadır[190]. Fransız dilbilimci ve tarihçi Terrien de Lacouperie de Bask dilinin Sakaca Turanî bir dil olduğunu söyler[191]. Aynı şekilde Ch. Steur de İberlerin eski boylarından bahsederken onların Sakalardan olduğunu söylemektedir: “Ligureler, Ambronlar ve Kimbreler (Kimmerler) gibi, eski yazarların köken itibariyle Avrupa Sarmat ülkesinden olduklarını söyledikleri bir Saka soyudur[192]. R. Ellis de Baskları ve İberleri Sakalardan görmüştür: “İberleri, Turanlar ve Amerikalılar (Kızılderililer) ile aynı bir soyun dalları olarak düşündüğüm için, onlar için Rask’ın kullandığı Saka unvanını benimsedim[193]”. İberlerin İspanya’nın ilk halklı olduğunu söyleyen Graslin de sözlerini şöyle bitirmiştir: “Bilinmeyen zamanlarda Keltler ve Sakalar adları altında merkezi ve batı Avrupa’yı, hatta adaları İber halkları, sadece Asyalı halklardan olabilirler”[194]. Bask Dili ve Sumerce ilişkisi: Bazı bilginler özellikle dil açısından Akad’ca (ilk dönem batılı bilginler Sumerceye Akad’ca demişlerdir) ile Baskça arasındaki yakınlıktan bahsederler. Örneğin, Sumercenin en eski Turanî dilolduğunu ve Sumerce ile Baskçanın ilişkisinden söz eden A. H. Prof. Sayee şöyle der: “Gerçekte, sorunu daha fazla incelediğimde ilişki daha fazla yakın görünmekte, daha özellikle de sahip olduğumuz Turanî dil ailesinin en eski örneğiyle eski Babil’in Akad dili yenice keşfedilince, bu karşılaştırma amacıyla kullanıma konulmuştur[195]. … Derin zaman, mekân ve sosyal ilişki aralığına rağmen hala Akad’cada ve Baskçada ortak birçok sözcüğün varlığını fark edebiliyoruz[196].
Georges Díaz-Montexano makalesinde şu değerlendirmeleri yapmaktadır: “Arif Cengiz Erman da bir karşılaştırma yapıp kitabında 200 kadar kelimeyi göstermiştir. Bunlar karşılaştırdığı 200 Baskça ve Türkçe terimdir. Fakat aynı durum Hamit Zübeyir Koşay’da da vardır ve çoğu kelimeler temel söz varlığının dışındadır. Bu nedenle Baskça ile Türkçe arasındaki akrabalığı göstermek için yeterli değildir”. Georges Díaz-Montexano kendi yaptığının “akrabalığın kanıtlanıp kanıtlanamayacağını kontrol edebilmek için temel kelimelere odaklanmak gerekiyor” demiş ve bunu “Academia. edu”da yayınlamıştır. Bu çalışmasında, karşılaştırma için kullandığı seslerin yaklaşık % 70’inin, farklı ailelerden gelen diller arasında asla ödünç vermeyen, temel kelime dağarcığından gelen seslerin nasıl çok ikna edici bir şekilde ilişkili olabileceğini göstermeye çalışmıştır. Proto-Altay sesleri ve bunların içinde Türkçe, Moğolca, Tunguzca, Korece ve Japonca seslerle, yani genel olarak tüm Altay dilleri arasında dağıtılan seslerle, ancak ikna edici ilişkilerin çoğu (bu nedenle potansiyel akrabalar) bulunur. Türk dillerinde ve %10 veya daha azı diğer dillerdeki sesler arasında dağılmıştır. Çin-Kafkas ve Kartvelian, yani Kafkas dilleri gibi coğrafi olarak yakın ailelerin yanı sıra bazı Ural, Çin-Tibet ve Dravid dillerinde, yani ilkel Proto-Altayların temas halinde olduğu halklar ve bu nedenle ses alışverişinin kendisi gerçekleşmiş olmalıdır. Ancak sırayla hepsi, atalardan kalma bir Mikrofil dilinden paylaştıkları aynı birkaç sesi koruyabilirdi[197] demektedir.
Avrasya/Nostratik veya Borean gibi Mezofil
Her halükarda, farklı aileler arasında asla geçmeyen 100 temel kelimeden oluşan “Swadesh Listesi” ile zaten yapılmış olan karşılaştırmanın gösterdiği şey, hiç şüphesiz Euskera veya Baskça’nın Trans-Avrasya veya Proto-Altay makro ailesine ait olduğudur. Türk, Moğol, Tunguz, Kore ve Japon dillerinin geldiği aynı dil makro ailesindendir, ancak hiç şüphesiz Baskça Türk dillerine çok daha yakındır. Ancak hem Euskara hem de Bask ve İbero, Moğol dillerinde bulunan kelimeler, Tunguz dillerinde bulunan kelimeler, Japonca ve Korece’de bulunan kelimeler ve sadece Türk dillerinde bulunan kelimelerin bir karışımını sunar. Bunlar aslında Baskça ve İber diliyle yapılan bu temel sözcük dağarcığı karşılaştırmalarında çoğunluğu oluşturan sözcüklerdir[198].
Georges Díaz-Montexano’na göre “bu hem Bask dilinin hem de Batı İberya’nın eski İberya dilinin çok eski bir Erken-Ön-Türk koluna ait olduğunu düşündürüyor; bu kol Proto-Altay dilinden 6.000 ila 5.000 yıl önce ayrılmaya başladı; bir kısmı, Kafkasya’nın Doğu İberya’sını geçtikten sonra yaklaşık 4500 yıl önce Batı İberya’ya ulaşana kadar Batı’ya doğru yoluna devam etti. Bu daha sonra Batı Proto-Öncesi Türkçenin kolu olurken, Proto-Altay makro ailesinin Orta Asya’da kalan aynı gövdesinin başka bir parçası Doğu Proto-Öncesi Türkçeyi doğurdu. Türkçe ve bundan sonra diğer tüm Türk dilleri gibi Altay dili daha sonra ortaya çıktı. Batı Erken-Ön-Türkçe konuşanların Kafkasya’nın Doğu İberya bölgesinden geçtiği bir gerçek gibi görünüyor, çünkü İbero ve Euskara veya Baskça’da bunu kanıtlayan bazı kelimeler (az da olsa) buldum, ancak kültürel terimlerin sesleridir, yani farklı ailelerden bile olsa diller arasında kendilerini çok kolay ödünç veren seslerdir. Hiçbiri asla ödünç alınmayan temel kelimelerden değildir ve bu, bu Kafkas kelimelerinin kültürel temas yoluyla ödünç alınmış kelimeler olduğunu gösterir. Proto-Öncesi terimini kullanmayı seviyorum çünkü bu Ön-Proto-Türk kavramının, her ikisi de yaklaşık 4500 yıl önce Batı İberya’ya ulaşan batı kolundan gelen bu ilkel halkların dilini en iyi tanımlayan kavram olduğuna inanıyorum. Asya’da kalan ve aralarında Pre-Proto-(erken-Ön)Türk uygarlığının doğuşunun en az 6.000 veya 5.000 yıldır gelişmekte olduğu doğu kolundakiler gibi”[199].
Dr. Yuri birçok dilin fono-sözdizimini karşılaştırdığı çok ilginç bir çalışma yapmıştır. Matematiksel ve bilgisayar yöntemlerini ve Öklid uzaklık formüllerinin birleşimini kullandığı bir çalışmadır. En çok bilinen Euskara veya Bask dilini, dünyanın en önemli dil ailelerinden bazılarının 61 dille karşılaştırdı. Sadece Orta Asya dilleriyle değil, pratik olarak tüm dünya dilleriyle ilgiliydi ve çalışma onu, Euskara veya Bask dilinin Altay-Türk dillerine diğerlerinden çok daha yakın olduğu sonucuna götürdü. Bu semantik üzerine bir çalışma değil, yani kelimelerin anlamları üzerine bir çalışma değildi. Farklı aileler arasında asla sağlanmayan 100 temel sesin yalnızca “Swadesh Listesini” dikkate almanın gerekli olacağı kelimelerdi. Yani bu sadece fonetik üzerine bir çalışmaydı. Fono-sözdizimsel, yani seslerin, ünlülerin ve ünsüzlerin nasıl ses çıkardıkları ve tüm seslerin birbirleriyle nasıl birleştiği ve bir dilde kelimelerin başında R olması veya mengene gibi özellikler hakkındadır. Örneğin R ile başlayan kelimeleriniz yok. Fono-sözdiziminin içerdiği şey budur. Bu fonosentaktik çalışmalar yapıldığında dillerle de bu açıdan ilişkilendirilebilir. Daha sonra, sözlük açısından, “Swadesh Listesi”nin 100 kelimesinin temel sözlüğünü de ilişkilendirebileceğiniz ortaya çıkarsa, o zaman bu zaten pratikte tartışılmaz bir bilimsel tezdir. Euskara veya Baskça Altay-Türk dillerinin çoğu ile aynı fono-sözdizimini sunar ve ayrıca, “Swadesh” in temel söz varlığı içinde yer alan Altay-Türk sesleriyle yüksek bir örtüşme yüzdesi sunar. Listesi farklı aileler arasında asla ödünç vermeyen seslerdir[200]. Georges Díaz-Montexano araştırmasıyla bunu başarmıştır.
Bu nedenle, bilimsel dilbilim yöntemlerine saygı duyan ve diğer ideolojik veya ırkçı konulara daha fazla ağırlık vermeyen herkes için en ufak bir şüphe olmaksızın, Euskara veya Bask ve Altay-Türk dilleri akrabadır, atadan kalma bir “Ana Dili” paylaşırlar, Proto-Öncesi Türkçe ve Proto-Altay olacak bir “Büyükanne Dili”. İbero’yu dünyadaki tüm dil aileleriyle karşılaştırdığımda da aynı şey görülmektedir. Shaverio Ballester Gómez, İber Yarımadası’ndaki en önemli dilbilimcilerimizden biridir. Bu araştırmacı Katalan, yani İspanya’nın kuzeydoğusundaki Katalonya’dan, daha çok İberyalıların yaşadığı bölgeden, tek başına, Georges Díaz-Montexano’dan bağımsız olarak, ele aldığı tek konu olan fonosentaktik açısından benzer sonuçlara ulaşmıştır[201].
Şimdi Shaverio Ballester Gómez ve Georges Díaz-Montexano işbirliği yaptığı ifade edilmektedir. Ancak birbirlerini tanıdıklarında, Yuri’ninkine benzer, ancak matematiksel ve bilgisayar yöntemleri olmadan, yalnızca bir kılavuzdan bağımsız olarak mantıksal morfo-tip ve fono-sözdizimsel bir çalışma yürütmektedirler. Analojik bir şekilde, fono-sözdiziminin en açık özelliklerini karşılaştırarak ve böylece aynı şeyi keşfettiler, en iyi benzerlikler tartışmasız Altay-Türk dillerinde bulunur. Öyle ki İbero ve Euskara ya da Baskça hiç şüphesiz (en azından fonetik açıdan) Georges Díaz-Montexano tercih ettiği gibi Altay-Türk halklarıyla akrabadır. Yani kökleri Proto-Öncesi Türkçe’de aranmalıdır[202].
Georges Díaz-Montexano’nun makalesinin Türkoloji çalışmalarında üzerinde önemle durulması gereken bir araştırmadır. Türkçe ile akraba olan diller her geçen gün adeta dil arkeolojisi çalışmaları ile ortaya çıkmaktadır. Bu çalışmalar mutlaka kültürel arkeoloji ve tarihi belgelerle de güçlendirilmelidir. Örneğin Shaverio Ballester Gómez’in Katalan olduğu da gözden kaçmamalıdır. Çünkü Kat-Alanlar ile Türk Uygarlığının temsilcisi olan Alanların kuvvetli bağları olduğu ortaya çıkmaktadır.
İberce
İberce güneyde bugünkü Endülüs’ün doğusundan, kuzeyde Fransa’nın Akdeniz kıyılarına denk gelen İspanya sınırındaki güney batı ucuna kadar olan bölgede, belirtilen bölgeler de dâhil olmak üzere konuşulan bir dildi. Muhakkak kendi içinde lehçe-ağız ölçeğinde bölünmeleri vardı. Ama ne yazık ki günümüzde bu ayrıntı hakkında fikir sahibi değiliz, bu nedenle bu konuda yorum da yapamıyoruz. Bugün kabul gören görüş sınırlarını yukarıda çizdiğimiz bu bölgede İbercenin tek dil olmadığı yönündedir. Ancak bu dili konuşanların çokluğu ve özellikle ticari ilişkilerin etkisi İberce’yi baskın dil konumuna getirmiştir. İber yazı düzenleri: İber dilini yazıya aktarmak için dört ayrı yazı düzeni kullanılmıştır:
1) Latin abecesi.
2) Greko-İber abecesi.
3) Güney (doğu) İber yazı düzeni.
4) Kuzeydoğu İber yazı düzeni
1) Latin abecesi: Yaygın bir kullanıma sahip olmadığı görüşü egemendir.
Günümüze ulaşan örnek sayısı ikidir. (Jaen ve Elche yazıları)
2) Greko-İber abecesi: Aşağı yukarı bugünkü Alicante ve Munda’ya denk düşen yerlerde İÖ IV. yüzyıl İÖ III. yüzyıl arası Iyon abecesinden uyarlanmış bir abece kullanılmıştır. Yunan-İber abecesi adı verilen bu abece ile göreceli olarak uzun metinler günümüze ulaşmıştır. Ör.: Alcoy (Alicante) kurşun tableti.
3) Güney (doğu) İber yazı düzeni: En çok kullanılan yazı, hem abece hem de hece simgeleri içeren İber yazısı düzenidir. Murcia’dan güney Fransa’ya kadar olan alanı kapsayan bölge kullanılan bu yazı ikiye ayırılır: Güney (doğu) ve kuzeydoğu İber yazıları. Güneydoğu İber yazısı: Özellikle Jaen ve Albecete’de örnekleri bulunmuştur. Kuzeydoğu yazısına göre daha eski bir yazıdır.
4) Kuzeydoğu İber yazı düzeni: Bu yazı çok daha yaygındır. Hatta bu nedenle İber yazısı dendiğinde, çoğunlukla kastedilen bu yazı düzenidir. Her iki yazı biçiminin de Tartessos yazısından kaynaklandığı günümüzde araştırmacılarca kabul gören görüştür. Ancak bu yazıların Tartessos yazısından evrilme süreci ve biçimi konusundaki görüşler yerine tam oturmamıştır. Güneydoğu yazısının kimi simgeleriyle ilgili hâlâ kuşkular olmasına karşın kuzeydoğu simgeleri tartışmasız kabul görmektedir. Kelt İberleri incelerken (çoğunlukla) İber yazısını kullandıklarını söylemiştik. Kelt İberlerin kullandıkları yazı kuzeydoğu İber yazısıdır. İberlerden günümüze ulaşan yazı örneklerinin en eskileri İÖ V. Yüzyıla dayanırken, en yenileri Augustus dönemine (İS.14 Augustus’un ölümü), hatta Iulius Claudius hanedanı dönemine denk düşmektedir. Ancak birçok yazı örneğinin tarihlendirilmesinin hâlâ gerçekleştirilemediği de eklenmelidir[203].
Hem güneydoğu, hem de kuzeydoğu İber yazısında ünlüler ve sürekli ünsüzler (genizsiller, titrekler, yanünsüzler, ıslıklılar) için abece simgeleri kullanılmıştır. Kapantılılar için ise hece simgeleri yeğlenmiştir. Ancak, titreşimli-titreşimsiz ayrımına gidilmemiştir. Yani, Tartessos simgelerinde gördüğümüz gibi k+ünlü çevriyazımı ile belirtilen simge hem k+ünlü, hem de g+ünlüye denk gelmektedir. Bu durum t ünsüzü için de geçerlidir (t+ünlü, d+ ünlü). Yunan-İber yazısında kolaylıkla ayırdedilebilen bu sesler ne yazık ki iki İber yazı düzeninde de ayırdedilemiyor. Dolayısıyla yazıtların çevriyazıları titreşimsizler yeğlenerek yazılsa da her keresinde titreşimli seçeneğini de akla getirmek zorundayız. İber yazı düzeninin doğru çözümlemesini 1922 yılında Manuel Gomez Moreno gerçekleştirmiştir. Günümüzde Manuel Gomez Moreno’nun önerdiği okuma biçimi itirazsız kabul görmektedir. Kendisi hiçbir zaman sunduğu çözümleme-okuma önerisine nasıl ulaştığını açıkça ortaya koymamıştır. Ancak, Gomez Moreno’nun çözümünü kolaylaştıran üç noktaya işaret ediliyor:
1. Kimi çift dilli sikkelerde darphane yerinin (kentinin) hem İber simgeleri hem de Latin abecesiyle sunulması,
2. 1908 yılında Ascoli tunç tabletinin bulunması: İÖ 89 yılına tarihlenen bu Roma yazıtında Roma ordusunda hizmetleri geçmiş, dolayısıyla da kendilerine Roma vatandaşlığı verilen İber subaylarının adları, babalarının ve memleketlerinin adları ile birlikte sayılmaktadır (Velaza, 1996: 33),
3.1921 yılında Yunan-İber abeceli İber yazıtı Alcoy kurşun tabletinin bulunması[204].
Akitanca-Baskça
Akitanlar-Basklar: Demir Çağı’ndan başlayarak (İÖ 1000 ve sonrası) bugünkü Navarra ile Guipúzcoa ve Huesca’nın kimi yörelerinde yaşamış olan BASKONLAR adlı bir budunun varlığından haberdarız. İber Yarımadasının alınışı sırasında Romalılara direnmişlerdir. Sertorius’a karşı yürüttükleri savaş (İÖ 77-74) dolayısıyla adlarından ilk kez söz eden Titus Livius’dur. Vizigotlar zamanında (İS VI. yüzyıl) kuzeye yönelen bu Baskonların bir bölümü Fransa’nın güneybatısına (Aquitania/Aquitaine) yerleşti. Yörenin adı Gaskonya diye anılır oldu. Fransanın eski yönetsel bölümlenmesinde resmen adı geçen Gaskonya (Gascogne [Fr.])’nın merkezi AUCH yerleşimiydi. (Lafon 1960: 92) tarihde AUSCI (Lat.) adlı bir budun olduğunu, söz konusu yörede yaşadıklarını, Bask dilinde “Baskça” anlamına gelen EUSKERA sözcüğü ile AUSCI budun adının aynı köke sahip olduğunu söylüyor. Baskların diğer bölümü ise bugünkü Bask bölgesine yöneldi. Pamplona yakınlarında kuzeydoğu İber simgeleriyle basılmış paralarda okunan barskunes ya da baskunes ifadelerinin Basklarla, daha doğrusu Baskonlarla ilgili olduğu hemen anlaşılıyor. Hint-Avrupa bars- kökünden kaynaklanan ve Keltçe çoğul barskunes (baskunes) sözcüğünün “dağlılar, yüksek yer insanları” ya da “gururlular, kibirliler” anlamına geldiği düşünülüyor. Ancak, günümüzde “barskunes = vascones” görüşüne temkinli yaklaşılıyor[205].
Akitanca: Genel kanı Romalıların gelişi öncesi Akitanya’da bugünkü Baskça ile çok benzeşen bir dil konuşulduğudur. Bu sonuca Akitanya’daki kişi ve yer adlarının irdelenmesi sonucu varılmıştır. Bu sözcükler Ortaçağ Baskçası ile büyük benzerlikler içermektedir. Bu noktada bugünkü Bask dilinin en eski metinlerinin ortaçağdan öteye gitmediği gerçeğini özellikle vurgulamamız gerekmektedir. X. yüzyıldan kalma Glosas Emilianenses’de Baskça açıklamalar olduğunu biliyoruz. Tüm Ortaçağ boyunca yeni Latin dilleri aracılığıyla Baskça ve Bask dünyası ile ilgili kanıtlara ulaşılabilse de gerçek anlamda Baskça yazılmış ilk edebi eser 1545’de Bordeaux’da basılmıştır. Kısa bir şiir seçkisi niteliğindeki bu yapıtı oluşturan kişi Aşağı Navarra’daki (Fransa) Saint-Michel-le Vieux papazı Mosen Bernart Dechepare’dir (Echenique, sh. 89). Akitanca ve Baskça arasındaki sözcük benzerlikleri iki dilin ortak bir dilden gelmiş olabileceği ya da Baskçanın Akitancadan doğmuş olabileceği görüşlerini akla getiriyor. Akitanca ile ilgili bilgileri Romalıların gelişi sonrasına ait, içerisinde Akitanca sözcüklerin (kişi adlarının) geçtiği Latince yazıtlardan elde ediyoruz. Akitancanın ses yapısının, bugünkü Baskçaya dayanarak oluşturulan (belki de doğru ifadeyle yeniden yaratılan) “eski” Baskçanın ses yapısıyla karşılaştırılabilir nitelikte olduğu söylenmektedir[206].
Baskça ve İberce ile ilgili olarak bugün kabul gören düşünce aralarında bir akrabalık ilişkisi olmadığı ve fakat yapı bakımından benzedikleri yönündedir. Baskça Bilbao’nun doğusundan Mauleon’a, Biarritz’in güneyinden Pamplona’nın kuzeyine yaklaşık dörtte üçü İspanya’ya, geriye kalan üçte birlik bölümü Fransa’ya ait topraklarda konuşulmaktadır günümüzde. İspanya’da Vizcaya’nın dörtte üçünde, Guipuzcoa’nın her yerinde, Navarra’nın ve Alava’nın kuzeyinde konuşulmaktadır. Birçok dünya dilinde olduğu gibi Baskçada da lehçeler vardır. Bu lehçelere ait çeşitli ağızlar söz konusudur. Baskça lehçeleri ile ilgili ayrıntılı bir çalışma yapan ve bu konuda bir lehçe haritası hazırlayan (prens) Louis- Lucien Bonaparte’nin adını anmak gerekir[207].
Bask lehçeleri şunlardır:
Vizcaya lehçesi Guipuzcoa lehçesi____________Labortanca
Yukarı Navarra (kuzey) lehçesi Aşağı Navarra (batı) lehçesi
Yukarı Navarra (güney) lehçesi Aşağı Navarra (doğu) lehçesi
Suletince
Bunca ayrıma karşın Basklar dillerini tek bir adla tanımlıyorlar. Ancak bu ad da söyleniş olarak bölgeden bölgeye farklılık göstermektedir: Euskera, Euskara, Eskara, Uskera, Uskara, Üskara (Üska biçiminde söyleniyor). Basklar yaşadıkları topraklara Bask Ülkesi anlamında Euskal (h)erri diyorlar. Basklılar kendilerine Euskeldun, Euskaldun, Eskaldun, Eskualdun, Uskaldun, Üskaldün (tekil tüm bu seçenekler) adını veriyorlar. Bask Dili Akademisi tüm Basklarca benimsenecek ortak bir dil yaratma kararı almış (1918), ne var ki bu işe ancak 1968 yılından başlayarak girişebilmiş, 1973’ten itibaren de (EUSKARA) BATUA resmî işlemler dili olmuştur[208].
İberce, Baskça ve Afrika-Asya Dilleri
İberce, Baskça ve Hami Dilleri: Aralarındaki kimi benzerliklere dayanılarak Baskça ile Hami dilleri ilişkilendirilmek istenmiştir. 1932 yılı sonrası etkisini yitiren bu görüşe A. Tovar 1966 yılında yeniden güç katıyor. Tovar’a göre Baskça bir Afrika dili olmasa bile çok eski çağlarda Hami-Sami dilleri ile bir takım oluşturmuş olduğu savlanan Avrupa-Afrika, daha dar bir çerçeveyle Avrupa- Sahra dil katmanı içinde yer almış olmalıdır. Tovar Baskçada eril-dişil ayrımı olmamasına karşın eylem çekimlerinde yeralan [k] ve [n] birimlerinin ikinci şahıs erkek ve bayan adıllarının kimi işlevlerini yerine getirdiğini belirtiyor. Berbercede bu [k] ve [m] biçimindedir. (Echenique,1987:23). İbercenin de Hami-Sami dil ailesiyle ilintili, hatta akraba olabileceği görüşü de ileri sürülmüştür. Tovar İbercede ‘eban’ sözcüğünün Berberce ‘taş’ anlamına gelen benzerinden hareketle bunu gündeme getirmiş ancak, ısrarcı olmamıştır. Hubschmid İberya, Fransa, İtalya ve Kuzey Afrika’yı içeren bir batı Akdeniz ya da Avrupa-Afrika kuramı öne sürmüştür. Ribezzo’nun Yunan-Roma metinlerinde geçen ve Akdenizin birbirinden uzak topraklarında, üzerlerinde yaşayan halklarla ilintili olmayan yer adlarından yola çıkarak ortaya attığı ortak bir Akdeniz dil katmanı kuramı ise yer adlarından başka kişi adlarına ve Akdeniz çevresi dilleri ünlülerinin geçirdiği değişimlere dayanıyordu. Bertoldi ise Akdeniz’de bir Afrika-İber dil katmanından söz etmektedir. Etrüskleri, Lidleri, Kasitleri, Misyalıları ve İberleri bu takım içerisinde saymaktadır[209].
Baskça ve Çukçiçe: Baskça ile Sibirya’nın en kuzeydoğu ucunda yaşayan Çukçilerin dili arasında bile benzerlik olduğu düşünülmüştür. Çukçicedeki [r-] öneki ile Baskçadaki [ra-] öneki eylemleri ettirgen çatıya dönüştürmeye yaramaktadır. Bu noktada Türkçe’de aynı işlevi gören [-ir-] içeki anımsamak gerekiyor[210].
Georgeos Díaz-Montexano da, Hamit Zübeyir Koşay’ın çalışmalarını takdir etmektedir. Fakat daha öncede vurgulandığı gibi Türklerle birliktelikleri ve İber yarımadasına gelişleri tarihi konusunda ondan ayrılmaktadır.
Çünkü Hamit Zübeyir Koşay, Basklar ve Türkleri milattan sonraki üçüncü yüzyılda birbirlerinden ayrıldığı sonucuna çok yakın bir zamanda gösterir. Hâlbuki Georgeos Díaz-Montexano göre, onların kökleri ve dilleri binlerce yıl önceki atalarından geliyordu. Fakat her halükarda bahsetmek gerekir ki Hamit Zübeyir Koşay çok bilgili bir insandı ve birçok sesi karşılaştırdığı en ufak bir şüpheye yer bırakmadan (en azından benim de dâhil olduğum çoğu kişi gibi) çok iyi bir çalışma yaptı. Açıktır ki bu sesler tesadüfî benzerlikler olarak açıklanamazdı. Gerçekte, geçmişte bir noktada iki nüfus arasında bir ilişki olmuş olmalıdır. Çoğu dilbilimci, dilleri birbiriyle ilişkili olup olmadıklarını görmek için karşılaştırmak istediklerinde 100 temel sesten oluşan “Swadesh Listesini” kullanır (bazı dilbilimciler 200 sesten birini, diğerleri ise 45 sesten yalnızca birini kullanır, bunun da gösterdiği gibi daha büyük bir miktara başvurmak gerekli olmayacaktır).
Örneğin, Baskça ve Türkçe karşılaştırmasının sonucu, bu iki dilin bir “Swadesh Listesi” aracılığıyla yalnızca temel sözcük dağarcıklarını karşılaştırarak, aynı kökten gelen sözcüklerle %3 ile %1 arasında ilişkili olduğunu ortaya çıkarsa, her iki dile de ait olur. Aynı mezofile, yani, her ikisi de Avrasya dili olan bu durumda, her ikisi de dilbilimcilerin Boreana (Borean) adı altında önerdikleri uzak Proto-Paleolitik veya Mezolitik dilin torunları olacaktır.
Yüzde, %11 ile %4 arasında aynı kökenli olduğunu ortaya koyuyorsa, o zaman Baskça ve Türk aynı mikrofiluma aittir, bu durumda her ikisinin de Mezolitik ve Orta Çağ’da konuşulduğu tahmin edilen Avrasya veya Nostratik’in torunları olduğu anlamına gelir. Avrasya’nın çoğunda Neolitiktir.
Yüzde,% 35 ile% 12 arasında akrabaları ortaya çıkarırsa, o zaman Baskça ve Türkçe aynı aileye aittir, bu nedenle her iki dil de Proto-Altay’ın torunları olacaktır. Yüzde, % 80 ile% 36 arasında akrabaları ortaya çıkarırsa, o zaman Baskça ve Türkçe aynı alt aileye aittir, bu nedenle her iki dil de Proto-Türkçe’nin torunları olacaktır. Yüzde, % 100 ile% 81 arasında akrabalık gösteriyorsa, o zaman Baskça ve Türkçe aynı dile aittir, bu nedenle her iki dil de sadece lehçeler, Türk lehçeleri veya Bask lehçeleri olacaktır. Buna en eski belgelenmiş kanıtlar karar verecektir. Yani, tarihsel verileri, metinleri veya referansları olan bahsettiklerinden ve tanımladıklarından daha eski, ilke olarak bu, diğerinin yalnızca bir lehçe olarak türediği temel dil olacaktır.
Öte yandan, temel kelime dağarcığı dışındaki seslerle elde edilen herhangi bir yüzde, ne kadar yüksek olursa olsun, yalnızca kültürel temasların, yani geçmişte bir noktada yakın olan iki halkın kanıtı olarak kabul edilecektir. Coğrafi temas ve tam da bu nedenle, temel kelime dağarcığına ait olmayan, yani farklı diller arasında asla (veya nadiren) ödünç vermeyen kelimeler değiş tokuş edildi. Ancak hiçbir şekilde aynı dilin lehçeleri olarak veya aynı alt aile, aile, mikrofil, mezofil dilleri olarak akraba oldukları kanıtlanamadı. Georgeos Díaz-Montexano göre bugüne kadar yaptığı ve yayınladığı karşılaştırma (Henüz bitirmediği) Asya, Afrika, Amerika ve Avustronezya dillerinin tüm büyük makro aileleriyle birlikte Euskara veya Baskça, en büyük tesadüflerin (kökteşlerin) Altay-Türk dilleri ile bulunduğunu ve içinde bulunduğunu zaten ortaya koydu. Türkçe ile bunlar, zaten % 60’a yaklaşıyor. Ona göre bu yüzden Bask dilinin de Proto-(Ön)Türkçenin soyundan geldiği sonucuna varmak gereklidir ve ancak bunun daha çok Pre-Proto’nun (Erken) soyundan geldiğini düşünmektedir.
En azından yaklaşık 6.000 ila 5.000 yıl önce Proto-(Ön)-Altay makro ailesinden ayrılır ayrılmaz, biri batılı diğeri doğulu olmak üzere iki kola ayrılan Türkçe, Pre-Proto-(Erken) Türk dilinin batı kolu, yaklaşık 4.500 yıl önce İberya’ya ulaşarak İbero ve Baskça’ya ve kesinlikle bize yazılı kanıt bırakmadan yol boyunca kaybolacak diğer dillere yol açacaktı. Pre-Proto-(Erken) Türkçenin doğu kolu, yaklaşık 5.000 ila 4.500 yıl önce Proto-(Ön)Türkçeyi ve bu da elbette mevcut tüm Türk dillerini doğuracaktı. Kısacası, bazı karşılaştırmalarda gördüğü gibi biraz “zayıf” nokta, karşılaştırılan seslerin çoğunun, farklı dil aileleri arasında asla sağlanmayan 100 temel ses listesinde yer almamasıdır[211].
Kaan Arslanoğlu’nun Batı Dilleri ile Türkçe bu arada Baskça ile de benzerlikleri ve “Türkçe’nin Kök Dil” olduğu tespitleri de günümüzde yapılmış değerli çalışmalardandır: https://www.insanbu.com/sozluk olarak internet ortamında yayınladığı ve halen erişime açık sözlüğünü “Batı Dillerindeki Türkçe Kökler Sözlüğü” ismiyle Türkçe ve İngilizce yayınlamıştır:
Ahoa, Aho (Baskça): ağız. (H. Tarcan) Sümerce İg>ağız. (M.İ. Çığ)
Ak, aka, akatsbako (E. Kelt. Bask.): saf, mükemmel (Nyland). Eski Türkçedeki Ak: saflık, temizlik sembolü, ‘aka‘: büyük, ulu, saygıdeğer kişi. Aka, akabu (EKB): üstün, yüce (Nyland). Türkçe ‘Aka’.
Alaba (Bask): kız evlat, soylu kadın (H. Tarcan) Abla?
Alatz (Bask): mucize. Eski Türkçe Alas, alaz: Ateş, ateşteki kutsal ruh (Şamanist gelenekte)
Ama (Bask): ana (H. Tarcan). Ama (E. Kelt Bask): rahibe, ana (Nyland).
Arabata (Bask): araba (H. Tarcan).
Aratz (Bask): pür, saf. Arığ, arı (Türkçe): temiz, pak, saf (DLT)
Atavus (Latin.): dedenin dedesi, onun dedesi. Ata, atalar. Aita (Eski Kelt Bask.): baba, ata, dede (Nyland) (B. Keresteciyan)
Atera, ate (Eski Kelt. Bask.): çıkmak (Nyland). Baskça ‘ate’ dışarı demek. ‘Atera’ ise kapı. Eski Türkçe id veya it: Göndermek, terk etmek, bırakmak (Yazıtlar). Itinerary (İng.) yol, güzergah.
Ausıkı (Bask.): ısırık. (H. Tarcan)
Eku (Eski Kelt Bask): peace of mind. Akıl huzuru (Nyland). Türkçe ‘eke‘: Dahi, çok akıllı, bilge.
Eri, errieta (Eski Kelt Bask): fight, savaşmak, dövüşmek (Nyland). ‘Er‘, ‘erlik‘ ile ilgili? Err (EKB): savaşçı (Nyland). Sümerce ‘ere, er’: ‘kul’ demek. Eren: sıralı asker, işçi (M. İ. Çığ).
İmi, im, imitazio (Eski Kelt, Bask): harf, harf karakteri (Nyland). Türkçe im: işaret, alâmet. Bakınız: ‘image‘ maddesi.
İtoka (Eski Kelt, Bask), quickly: Atik?
Ogasun (Eski Kelt, Bask): zenginlik, servet, varlık (Nyland). Ogur (Eski Türkçe): baht, talih, mutluluk, bereket, bolluk, uğur (DLT).
Ona, onarpen (Eski Kelt Bask): salvation, admission. Kurtuluş, kabul, onay (Nyland). Onamak, onmak, onaylamak, iyileşmek, sağalmak. Onaşmak: kabullenmek (DLT).
Ort (Alm): >yurt (B. Keresteciyan), orde (Bask.): yer, yurt.
Pure (İng.), pura, purus (Latin.): temiz, arı. Arı (Schor. Saga, Osm. Uygur) saf, temiz; arıt: (Kom. Kırım, Uygur) saflaştır, temizle. Ari Irk (Aryan race) kuramlarının temelinde de Sanskritçe soylu, onurlu, saygın demek olan ‘arya’ kavramı yatar. Kuşkusuz bunun ‘pure’ ile bir ilgisi vardır. Urukluk (Uygur) iyi köken, asillik. “Ürdük ‘soylu’ (Yakut). Türk Dili -dük ve Hint-Avrupa-Semitik -i nispet eki. Kök ür-, ar- ‘kut’ anlamlı.” (A. Atabek) Purus (Latin.) , Pure (İng.) : Temiz, saf, pür, arı. “from Latin purus ‘clean, clear; unmixed; unadorned; chaste, undefiled,’ from PIE root *peue- ‘to purify, cleanse’? Middle Irish ur ‘fresh, new;” OED Ariğ (Yazıtlar). Arı: temizlemek; arığ: temiz, saf (DLT). Sümerce ‘ar, ara, ra’: Eski Türkçe ‘arıtmak’, temizlemek (M. İ. Çığ). Ari, arık (Türkçe)> arya (Sanskritçe)> pure (B. Keresteciyan). Baskça: aratz. Pur (F)>arı (H. R. Tankut)
Reach, arrive (İng.); erreichen (Alm.); approach (İng.); rego, erigo (Latin.): gitmek, varmak, yaklaşmak. Erişmek. ‘İre‘: (Latin.): gitmek. İer, er, ir (Tob. Kırım), (Altay, Tel. Schor. Leb. Kırgız. Tob. Sag. Koib.) ermek, erişmek, yetişmek, varmak, spinnen, errichten, kurmak, germek. Arrive İngilizce sözcüğünün dış kaynak açılımlarında ‘ar-rive’ gibi çözümlemeler var. İlk bölüm ‘ar’ yönelim belirtiyor, Latince ‘ad’ ön ekinin değişmiş biçimi olduğu ifade ediliyor. Bu ön ek sadece ‘a’ veya ‘e’ye de dönüşebiliyor. Türkçede de aynı seslerin aynı anlam verdiği iddiaları var. (Çavdaroğlu). Zaten Güneş-Dil kuramının çıkış metinlerinde de bu konu üstünde çok duruluyor. Çoğu sesin, hecenin verdiği iddia edilen anlamlara katılmasak da? Burada, Almanca’daki çoğu ön ek için ‘anlamsız’ dense de, sıklıkla kullanılan ‘er’ ön eki, başına geldiği pek çok sözcükte Türkçe ‘er’de olduğu gibi ‘ermeyi, tamamlanmayı, varmayı’ çağrıştırıyor. ‘Reach’ için Sanskritçe ‘ar’ (kök) açıklaması: to bring near, to reach, obtain etc. Tam anlamıyla Türkçe: ermek, erişmek, varmak. Rego, erigo (Latin.): eErmek > Baskça aroa (B. Keresteciyan).
Second (İng.): ikinci. İki: ek-ki. Ekki (Altay, Tel. Leb.) iki (Radloff) “ekindi ‘ikinci’ (von Gabain). Batı dilleri – Türk Dili arasında S > boş ses kuralı var. Örnek çok.” (A. Atabek) (Başta sonradan konulmuş ‘s’ yi çıkarın, s-econ > ikinci.) Second > secundo (Latin.) > ikinci > deux (F) > oguei (Bask) > ikosi (Yun.) (B. Keresteciyan). Uigindi (Latin.) > yirmi (İ. H. Danişmend). Second ve ikinci kök bağlantısı (O. Süleymanov)[212].
Halûk Tarcan’ın “Ön-Türk Tarihi” isimli araştırmasındaki tespitler de Baskları ve Baskça’yı hayli aydınlatır konumdadır. Halûk Tarcan eserinin “Baskların Kökeni” başlıklı kısmında şu bilgileri vermektedir:
Basklar Ülkesi, Pirenelerden Bişkay Körfezi’ne doğru uzanan, Fransa ile İspanya arasında sıkışmış bir üçgen şeklindedir. Basklarla ilk temasımız Etno-müzikoloji yoluyla olmuştur. Seyrettiğimiz bir Bask oyununun, Karadeniz laz oyunu, Heyemola’nın hemen aynı olduğunu müşahede ettik. Bask müziği üzerine CNRS’te yapmış olduğumuz sistemli çalışmalar sonucu karşımıza geleneksel halk müziğimizin karakteristiği olan Aksak Tartılar çıktı. Bunun üzerine Bask sorunu üzerine eğildik. Baskların kökeni, bugüne kadar tespit edilememiş, sonunda onların, Magdalena döneminden kalmış olacağı fikri kabul edilmiştir. Bask diliyle, Fin-Ogur, Eskimo, Güney Kuzey Amerindien dilleri arasında akrabalık tespit edilmiş, fakat müşterek köklerin azlığı bu konuda kati bir sonuca varılmasına izin vermemiştir. Bütün bu araştırmalar esnasında, Fin-Ogur grubunun “bir kökeninin” Türkçe olduğu düşünülmemiştir (ayrıca G. Dumezili, Keçua dil’i ile Türkçe arasındaki yakın akrabalığa da dikkati çekmiştir) (Rntretien a ec D. Eribon, G. Dumezil, Gallimart, Paris 1987) Basklarla Ön-Türkler arasındaki ilişkileri tespit edelim: San Sebastian kenti, San Telmo Müzesinde bulunan ve 15- 16. yüzyıllarda inşa edilmiş olan bir binanın plaketindeki yazı dikkatimizi çekti. Bu konuda bilgisine başvurduğumuz Kazım Mirşan, Ankara 26 Kasım 1987 tarihli mektubunda bize şu açıklamayı gönderdi[213]: “Içkı Türkistan’ın Hotan kentinin Lob ilçesinden 17 kilometre uzaklıktaki Aq-Sipil (Akkale) kalıntılarında bulunmuş olan Karuştı alfabesi ile Bask yazısı büyük yakınlık göstermektedir. Bu alfabe Tabigaç Ongudu At Oq denen Oğuz kollarından birine aittir. Karuşti ya da Aq-Sipil yazısının çok önemli yönü, Türkçede sayıların ne şekilde yazıldıklarını göstermesidir. Aq-Sipil bugün, Taklamakan’ın kumları içine gömülmüş bir haldedir ve Baskların buralardan gelmiş olacağını düşündüğümüze göre bunun nedeni hemen anlaşılıyor: Kuraklıktan kaçış. Taklamakan Çölü Karadeniz’den daha büyük olan Uçuğıy Köl’ün kuruması sonucu doğmuştur. Hotan bu denizin güneyinde 7.200 metre yükseklikteki Karakurum dağlarının eteklerinde bulunur. Tam bir sahil şehri konumundadır. Bugün Uçuğıy Köl’den kalan bir çatlak içinde tarım nehrinin zayıf bir kolu olan Hotan Derya Akar. Baskların Uçuğıy Köl’ün güneydoğusunu yarısına kadar içine alan buradaki ilk Ön Türk devleti, Oq- Onım Oğ halkından olması gerekir. Oq- Onım Oğ devletinin Kuzey sınırı Oq-Ur Köl’dür. Bugün Gobi’nin devamı olan Çungarya bölgesidir[214].(s. 329). Oğ- Ur’un Kuzey sahilinde, Urumçi kenti bulunur. Liman şehridir. Bask dilinde Uruntzi, Göl gemisi demektir. Basklar Oq Ongım Oğ devletinden olduklarına göre oq’lardan gelmiş olmaları düşünülür. Bask diline bir göz atalım: Basklar kendilerine Esqüal derler. Bu ön Türkçede Egemen halk demektir. Hemen hatırlatalım ki Ön Türkçede daima yöneten halk, egemen halk, kutsal halk gibi deyimler kullanılır. Örneğin, İskit adı, Uç Esik El At “Lider olan halk” deyiminden doğmuştur. Basklar ülkelerine yerleştikleri yere Esküalherri derler. Herri= yeri olduğuna göre, Esküal Herri Esküal yeri demek olacaktır. Baskça, Türkçe gibi sentetik ve bitişken (aglütinante) bir dildir[215]. Etnolojik buluntulara gelelim: Basklardaki en eski masallardan başta geleni Mari’ye (Tataristan’ın kuzeyinde ufak bir cumhuriyettir) aittir. Mari genel olarak bütün ruhların kraliçesidir; yer ve doğada her şekle girer: ağaç, çalı, karga, akbaba olduğu gibi aynı zamanda, fırtına bulut olabilir. Fakat esas işi: yer altında, mağaralar boşluklar çatlaklar arasında akan sulara derelere hükmetmektir, adı Andere’dir. Ana Dere, Büyük Asya mitolojisindeki Ak ana. Aynı motife, Pelaçlarda (Pelasg) da görürüz. Fransızcası Dame Binache, Mere de Cavernes diye verilir. Sümerlerde de İnannadır( in- ana). Mari’nin esas adının Maya olduğu tahmin edilmektedir. Mari’nin bir kocası vardır, maju. Fakat halk onu sugoii ya da Sugaar diye bilir, yılan demektir. Büyük bir yılandır, göklerde oturur; yer toprağını kuyruğunun içine almıştır. Astrofizikçiler için dünyayı kuyruğu içine alan kudreti, güneş rüzgârını ifade eder. Güneş Rüzgarı da Güneş sisteminin içinde bulunduğu Astro fiziksel bir kudrettir. Su, Ateş, Suhar, Alev (sugin Demirci) demektir. Öyleyse yılanın ateşten olduğunu düşünebiliriz. Mari’nin girdiği şekillerden biri de ateşten toptur. Mari Bazen çok şık giyinir. Elinde altın bir saray tutar, eteği kırmızıdır. Bu kazan hanlığını 1496’da kuran Uluğ Han’ın sembolüdür. Mari’nin ayakları pek çok halde kuş ayağı şeklindedir. Baskların sembolü kaz ayağıdır. Aynı motife Edremit’te kaz dağında tahtacıların sembolü olarak görürüz (kaz ayaklı Mari, Sümer’de de bulunur). Basklar kendilerinin dolmen halkı olduklarını söylerler, dolmenler ruhların uçması için yapılmış platformlardır. Basklar Pelasglardan geldiklerini iddia ederler ve Pelag sözünün esas şeklini verirler: Pelaç, Pelaçak Şahin demektir. Ön-Türklerde Her kabilenin bir Totemi olduğuna göre bir grup Öz-Türk’ün de kendilerini Şahin diye adlandırmış olmaları, geleneklerimize tamamen uygundur. Bir Karadeniz ilçemizde uzaktan vadiden vadiye anlaşma ıslık diliyle yapılır. Basklarda anlaşmak için ıslık dili kullanırlar[216]. Lazlarımız Alay mı ediyorsun sorusunu alaytasın diye sorarlar. Basklar da bu soruyu tamamen aynı şekilde sorarlar Allaitasun. Bazı iddialara göre Basklar Karadeniz kıyılarından gelmişlerdir. Elimizdeki 25.000 sözlü sözlükte yaptığımız kısa bir tarama sonucu 30 kadar Baskça sözcüğün bugünkü dilinde benzerlerine bulduk: Ahu ,Au= ağız( tatarca avıs), ‘aitzin= giriniz( açın), Aita= Ata, Alaba= kız( abla), ama= ana, arabata= araba, arreba= akraba, asıkı, Ausıkı= ısırık, baratze= bahçe, egun= gün, Eiki= iyi ki, embata= fırtına( inbat), golotxal=kaba kulak( Kulak), haran= Vadi( Harran), Herry= ilçe, yer, ıxul= sır, Sükut( içil), Ixıltı= sessiz( içildi), Xımıxt, zımıtz= Şimşek,Ximixtaka, Zimiztaka= Şimşek,, Xıpıl= çipil,Xirin= ishal( cırcır…onomatope), Xırrıska= cırcır böceği, Xirtil= yırtıl,Xıxkor= cız, Kor, Akkor, Xizlal= yanmış, cis kalmış, zakur= büyük köpek( zagar), zirika= sırık, karrı= buz( kar- iri), Guipuzkoa= buzdan donmuş Toprak Yamaç[217]. Bazı atlar Baran Anday..Qurigaru=Quriğaru Asya’da), Batı (Anadolu’da) Bask yazıtlarının okunması ile onların Ön-Türk kökenli olduğu konusundaki düşüncemizin doğru olduğu ortaya çıkacaktır. Bask dikilitaşlarından yukarıya almış olduğumuz örneklerin her biri birer Ön-Türk damgasıdır. Bunlardan en çok rastlanan ve Oqung (oq halkının başarısı ya da oq Uygarlığı) diye okunan birleşik damgayı, üst Asya’da Ulukem Vadisi, Sülyek Kaya resminde görmekteyiz, tarihi en çok yedinci bindir, bir petroglifle yer almış olduğu göz önünde bulundurulursa bu tarihten çok aşağılara inmek gerekecektir petrogliflerin tarihi – 15/ -8 arasındadır. Aynı oqun (oqung) damgasını Doğu Anadolu’da, Van’da Başet yazıtında bulmaktayız. Yazıt tarihi eksi 4000 olarak verilmiştir fakat biz bunun eksi 6.000 olacağı kanaatindeyiz. Özetlersek: San Telmo Müzesi yazısı, Baskların kendilerine verdikleri Esküal adı, Baskça ve Türkçe cümle kuruluşları arasındaki paralellik tespit etmiş olduğumuz bazı damgalar, Aksak tartılar ve öteki mitolojik elemanlar Baskların kökeni konusunda çok sağlam hareket noktalarını oluşturmaktadır[218].
Roma İşgali ve Sonrası
Yunanlıların İberia, Romalıların Hispania adlarıyla andığı ve günümüzde İspanya Krallığı ve Portekiz Cumhuriyeti topraklarından oluşan İber Yarımadası batı Akdeniz’in iki üstün gücü Roma ve Kartaca’nın kozlarını paylaştığı yerlerden olmuştur. Roma İÖ 201 yılından itibaren güney ve güneydoğu kıyılarından başlayarak İber yarımadasını ele geçirmeye girişmiş, İÖ 17 yılına gelindiğinde ise bu işlem tamamlanmıştır. Bu fetih harekâtı kimi zaman çok çetin geçmiştir. Örneğin bir Kelt İber kenti olan Numantia halkı yirmi yıllık barışlı, savaşlı bir süreç boyunca (İÖ.153-İÖ.133) Romalılara karşı bağımsızlığının koruyabilmiştir. En sonunda Roma konsül Scipio’yu yollamıştır bu sorunun çözümlenmesi için. On beş aylık bir kuşatma sonucunda mücadeleyi yitireceklerini anlayan Numantialılar tüm kenti yakarak intihar etmişlerdir. Romalılarla birlikte Latin dilinin egemenliğine giren İber Yarımadası’nda Romalıların girişi öncesi diller hemen ortadan kaybolmamıştır. Bu süreç oldukça uzun bir zamana yayılmıştır. Hatta o dillerden bazıları günümüze kadar ulaşabilmiştir[219].
O dillerden Baskça çeşitli lehçelere ayrılmıştır. Bask lehçeleri şunlardır: Vizcaya lehçesi Guipuzcoa lehçesi Labortanca, Yukarı Navarra (kuzey) lehçesi Aşağı Navarra (batı) lehçesi, Yukarı Navarra (güney) lehçesi Aşağı Navarra (doğu) lehçesi, Suletince. Bunca ayrıma karşın Basklar dillerini tek bir adla tanımlıyorlar. Ancak bu ad da söyleniş olarak bölgeden bölgeye farklılık göstermektedir: Euskera, Euskara, Eskara, Uskera, Uskara, Üskara (Üska biçiminde söyleniyor). Basklar yaşadıkları topraklara Bask Ülkesi anlamında Euskal (h)erri diyorlar. Basklılar kendilerine Euskeldun, Euskaldun, Eskaldun, Eskualdun, Uskaldun, Üskaldün (tekil tüm bu seçenekler) adını veriyorlar. Bask Dili Akademisi tüm Basklarca benimsenecek ortak bir dil yaratma kararı almış (1918), ne var ki bu işe ancak 1968 yılından başlayarak girişebilmiş, 1973’ten itibaren de (EUSKARA) BATUA resmî işlemler dili olmuştur[220].

Bask Bölgesinin Yedi Vilayeti[221]
“Kaybolan kültürlerin, hatta belki de kaybolan ulusların olduğu bir çağda yaşıyoruz. Fransız olmak, Amerikalı olmak sınırlı bir kavramdır. Eğitimli insanlar yerel gelenekleri uygulamaz veya yerel yiyecekler yemez. Ürünler dünyanın dört bir yanına gitmektedir. Çeşitliliğimizi kaybediyoruz ancak uyum kazanıyoruz. Buna direnenlerin tarih tarafından geride bırakılacağı söyleniyor. Ancak Basklar, sİber uzay da dâhil olmak üzere zamanları kucaklayarak kendilerine ait hiçbir şeyi kaybetmemeye kararlılar. Hiçbir zaman tuhaf bir halk olmadılar ve ne geri kalmış ne de asimile olmayı başardılar. Kültürlere açılan o harika pencere olan yemekleri bunu gösterir. Yemek pişirme konusunda kabul görmüş bir dehayla, dünyanın diğer bölgelerinden gelen ürünlerin kullanımına öncülük ettiler. Ancak onları her zaman uyarladılar, onları Bask yaptılar[222].
Bask kimliğindeki merkezi kavram, sadece Bask halkına değil, Bask dilinde etxea olarak bilinen bir eve ait olmaktır. Etxea veya echea, Bask soyadlarının en yaygın köklerinden biridir. Etxaberria “yeni ev” anlamına gelir, Etxazarra “eski ev” anlamına gelir, Etxaguren “evin uzak tarafı” anlamına gelir, Etxarren “taş ev” anlamına gelir. Atalardan kalma kırsal evlere atıfta bulunan bu soyadlardan düzinelercesi vardır. Javier adı, Etxaberria’nın kısaltması olan Xavier veya Xabier’den gelir. Bir ev, bir klanı temsil eder. Çoğu toplumda belirli bir aşamada klanlar olmasına rağmen, Basklar bu kavramı korumuştur çünkü Basklar neredeyse her şeyi korur. Her evin, evin üyeleri için bir mezarı ve evin manevi başı olan bir etxekandere’si, nerede olurlarsa olsunlar, tüm ev üyeleri için dua ve kutsamalarla ilgilenen bir kadın vardır, ister canlı ister ölü olsunlar. Genellikle doğuya bakan ve doğan güneşi selamlayan, kapının üzerine Bask sembolleri ve evin kurucusunun adı kazınmış bu evlerin her zaman adları vardır, çünkü Basklar bir şeye ad vermenin onun varlığını kanıtladığına inanırlar. Izena duen guzia omen da. Adı olan şey vardır[223].
“Türkler de yerleşim yerlerindeki en yüksek tepeye çıkarlarmış ve ellerindeki tef ya da ebraniye benzeyen elleriyle ritim tutarak TAN, Güneşi doğurana kadar bu şekilde ritimlerle seslenirlermiş. Güneşin annesi TAN‘a sesleniyorlarmış Könül könül diye yani güneşi doğururken TAN‘a böyle müzikli seranat yapıyorlar demek ki o doğum esnasında. Açıkçası köklerimizin derinine indikçe kendimiz köklerimizle gurur duymakla birlikte şaşırıyoruz” (Aktaran Şair Dilek Gönül).
Bugün bile bazı Basklar kökenlerini, aynı bölgeden bir yurttaşa aile isimleriyle değil, yüzyıllar önce yok olmuş olabilecek bir yapı olan evlerinin ismiyle tanıtarak hatırlarlar. Kurucular yok olmuş olabilir, aile ismi kaybolmuş olabilir, ancak evin ismi varlığını sürdürür. Yirminci yüzyıl şairi Gabriel Aresti, “Ama babamın evi varlığını sürdürecek” diye yazmıştır.
Ve bu çelişki – evi korurken dünyayı kovalamak – Fransa ve İspanya’nın yok olmasından uzun süre sonra bile hayatta kalmalarını sağlayabilir[224]. Baskların Fransa ve İspanyadan daha eski tarihi olduğunu hem dilleri hem de tüm Turan coğrafyasında bulunan taş anıtlar göstermektedir. Taş anıtlardan “Dolmenler” bunun tipik çarpıcı örneklerindendir. Haluk Tarcan Ön-Türk Tarihi isimli eserinde “Basklar kendilerinin dolmen halkı olduklarını söylerler, dolmenler ruhların uçması için yapılmış platformlardır[225]”demektedir.
Dolmenler
Avrupa’da Layard, Rawlinson, Layard’ın İskoç danışmanı Fergusson gibi bilgin diplomatlar 1800-1880 yılları arasında yaptıkları arkeolojik çalışmalarda Asur, Babil, Sümer gibi eski uygarlıkların kalıntılarını ortaya çıkarmış ve bu uygarlıklarda Asya kökenli Turani toplulukların yapıcı etkisi bulunduğunu kanıtlarıyla duyurmuşlardır. Yaşamının büyük bir bölümünü adadığı “Eski Çağlar Mimarisi” çalışmalarının sonunda Fergusson, “6000 yıl önce Avrupa’da Aryanların değil Asya kökenli “Turanlıların egemen olduklarını” gözler önüne sermiştir. Fergusson’a bu çalışmalarından dolayı “İngiltere Kraliyet Mimarlar Enstitüsü” ödül vermiştir. Fergusson, dünyanın dört bir yanındaki taş anıtları incelemiş ve taş yapıların, anıtların ve dolmenlerin kurulduğu yerlerin Türkçe konuşan Turan kökenli halklar tarafından yapıldığını, yer adlarının sonu “ak” sesiyle biten Türkçe sözcükler olduğunu kanıtlamıştır. M. Betrand 1864‘te Fransa’nın 31 yöresinde saptadığı 2225 dolmenin 517‘sinin adlarının “ak” ile bittiğini tespit etmiştir. Ferguson, “Turanîler VIII.-IX. Yüzyılda İngiltere ve Fransa’ya, XI-XII. Yüzyılda İskandinavya’ya egemen oldular” diye ekler[226].
James Fergusson, 1877 yılında yayınladığı, “Rude Stone Monemen All Countries” adlı kitabında dünyadaki taş anıtları yazmıştır. Fergusson, Avrupa, Hindistan, Mısır ve Amerika’yı dolaşmış ve bu kitabı yazmıştır. Kitabının 30 ve 31. Sayfalarında “Çin, Moğolistan, Tatariristan, Hindistan, Yunanistan (Pelasglar), Etrürya ve Avrupa’daki tarih öncesi anıtları yapanlar Turanlılardır” diye yazmıştır. Fergusson, kitabının 507. Sayfasında “Turanlı milletlerin egemen olduğu yerler, Aryenlerin hiç ulaşamadığı yerlerde yaşayanlardır. Avrupa’daki dolmenleri inşa edenler kesinlikle Aryen ırkından değildirler, bu eserleri damarlarında Turan kanı taşıyanlar etmiştir. Turanlılar dünyanın en uzak köşelerine hâkim olmayı sürdürmüşler” diye yazmıştır (Atatürk, bu makaleyi 1930 yılında Türkçeye çevirtmiştir)[227].

Bulgaristan Sakarts Köyü (Sakar Dağları) Dolmen (Fotoğraf: Y. Mimar Rest. Uzm. Mehmet Ali Esmer Özel Arşivi)
Hem dilbilimsel, hem tarihsel kanıtlarla Avrupalının atalarının Turanlı Türkler olduğunu savunan Fergusson, onları “Dolmenler İnşa Eden Turan Irkı” (özgün İngilizce metinde, aynen; “Dolmen building Turanian race” ve “damarlarına Turanlı kanı bulaşmış bir ırk”(özgün İngilizce metinde, aynen: “a race with any taint of Turanian blood in their veins”) sözleriyle niteliyordu[228].
Kafkasya’dan Bask’a Dolmenler
Avrupa’daki taş anıtların başka bir örneği de dolmenlerdir. Kafkasya, Trakya, Batı Anadolu, Güneydoğu Anadolu ve Orta Doğu’da gördüğümüz dolmenleri Akdeniz ülkelerinde görmekteyiz[229].

Edirne Müzesi Bahçesinde Dolmen (Fotoğraf: Y. Mimar Rest. Uzm. Mehmet Ali Esmer Özel Arşivi)
Etimolojik olarak “megalit” kelimesi, Yunanca “mega” (büyük) ve “lithos” (taş) kelimelerinden oluşur. Yakın Doğu’nun Antik Çağ’daki yapısını inceleyen, Gordon Childe göre megalitler, batıl inançlar ve ayinler gibi bazı dinsel olaylar için büyük taşlardan yapılmış olan anıtlardır. Dolmenler (Megalitlerin oda biçimli ve birçok türü olan mezar anıtlar), menhirler (Genellikle tek başına duran, büyük boyutlu işlenmiş, ya da işlenmemiş kaba taşlar), sıra ile dizilmiş dik taşlar ve kromlekleri (Cromlech-dik çevrek taşlar) kapsayan megalit anıtlar, Avrupa, Afrika, Asya, Okyanusya ve Amerika’da olmak üzere yeryüzünün büyük bir kesimine yayılmışlardır[230].
Birçok bilim adamının ilkel büyük taş anıtlar olarak tanımladığı megalit anıtlar, yapılarında büyük blok taşları bulunduran dolmenler, kapalı yollar, menhirler (dev taşlar), sıra ile dizilmiş dik taşlar ve kromlekleri bünyesinde toplar. Ayrıca bazı araştırmacılar dikilmelerindeki temel amacın toplu gömmeler olması ve planlarındaki benzerlikler nedeniyle, kaya mezarlarını da megalit anıtlar kapsamı içine alarak, ayrı bir grup oluşturma eğilimindedirler. Megalitler, Kuzey Avrupa’da en çok Polonya, İngiltere, Fransa’nın Atlantik kıyıları, Hollanda, Almanya, İsveç, Danimarka ve Belçika’da görülmektedir. Akdeniz’de Malta, Sardunya ve Kıbrıs adaları dışında megalit anıtlar, “bereketli hilal” olarak adlandırılan bölgede; Suriye, Lübnan, İsrail, lrak, İran, Anadolu, Türkmenistan, Kafkaslar ve Bulgaristan’da olmak üzere çok geniş alanda görülürler. Megalitler İtalya’nın topuğundan, Kuzeybatı İrlanda’ya, Güney İspanya’dan ve Portekiz’den Danimarka’ya ve Güney İsveç’e kadar uzanırlar. Filistin, Ürdün ve İsrail’de çok sayıda dolmen görülmektedir. Bazen birbirinden çok uzakta olan anıtlar arasında büyük benzerlikler görülebiliyor iken; birbirine çok yakın mekânlardaki birbirinden çok farklı olabiliyor[231]?
Kafkas dolmenleri
Ancak dolmen gruplarının aralarında uzun mesafeler bulunması, gerekse bu dolmen gruplarının kendine özgü hali etkiler taşıması açısından bağımsız birer merkez olarak görülmesi gibi nedenlerle tek çıkış merkezli olma olasılığı zayıflamaktadır. Megalitleri yayanların deniz yollarıyla göç eden bir halka mal eden ve anıtların ilk çıktıkları yerlerin Akdeniz olabileceğini savunanlar olduğu gibi, Kafkasya bölgesinden gelmiş olabileceğini savunan bilim adamı çoktur. Konunun işlevsel boyutu ile ilgilenenler megalitlerin gömme için kullanılmalarından başka sosyal gruplaşmalarda sembolik, anıtsal ve dini bedelli bir kalıcılık sağlayarak ölüler ve yaşayanlar dünyası arasında bir iletişim aracı gibi görülmüş olabileceklerini savunurlar.
Basklar-Dolmenler
Dolmenler, Bask ve Kafkasya arasındaki bağı gösterir. İspanya ve Fransa’daki Bask bölgesi F. Baudel’in ada diye tanımladığı yalıtılmış bölgelerden birisidir. Dolmenler, Bask ülkesinden Çerkesya’ya kadar bütün Akdeniz kuşağında görülür. Arilerin, Cermenlerin tarih Akdeniz’e girmelerinden önce Yafetik halklar Akdeniz’de, Balkanlar, Anadolu ve Orta Doğu’da yaşıyorlardı. Dolmenler üzerine araştırmalar yapan Markovin, Cezayir’in Konstantin şehri yakınlarındaki Roknisa anıt mezarında bulunan eşyaların Kuzeybatı Kafkasya’da bulunan dolmenlerdeki eşyalarla aynı olduğuna dikkati çekmiştir. Benzer durum Korsika, Sardunya ve Sicilya’daki dolmenler de görülmektedir. Markovin, aynı durumun Türkiye Trakyası’ndaki Lalapaşa- Boyunlu dolmeni içinde geçerli olduğunu belirtir[232].
Bask bölgesi gibi tarihte “Ada” diye tanımlanan bölgeden başlayan dolmen kültürü Portekiz, Cezayir, Korsika, Sardunya, Sicilya gibi Akdeniz kıyılarından Balkanlar ve Trakya’ya; oradan da Kafkasya’ya kadar uzanan bir ortak kültürü işaret eder. Maykop bölgesindeki dolmenler MÖ 3000 yılın ortalarına tarihlenirken, Bask bölgesindeki dolmenler ise MÖ 4000 ila 3000 yıllarına tarihlenir. Bu durum Kafkasya sakinlerinin Bask bölgesinden göç etmiş olabileceği tezinin öne sürülmesine sebep olmuştur. Akdeniz akıntılarının yönü de bu kanıyı güçlendirmektedir. V. A. Trifonov’un yaptığı araştırmalara göre, Kafkasya’daki dolmenlerin yaşı MÖ 3400-3000 tarihlerine çekilmiştir[233].
Bu noktada bir parantez açıp “Erken Türk Kültürü” dönemlerinden itibaren sadece Tolmen (Dolmen) taşları değil “Tal” olgusunun analizini de yapmak gerekmektedir. Semih Tufan Gülaltay “Tanrı’nın Türkleri” isimli eserinde bu analizi detayları ile vermektedir.
“TAL” Olgusunun analizi[234]:
Altay Türk kozmolojisinde, gök tanrının (tengere) emirleri yer kürede (ak yayık) yükselen, tolmenlere (til) yer tanrının (ülgen) yazıcısı (yarlıkçızı) olan kamçı şeklinde bir şimşekle kazınırdı. Tolmen adı verilen taş kitabelere, tanrı buyrukları gök tanrının şimşek şeklinde kazıdığı harflerle aktardığı düşünülürdü. Tanrının gönderdiği emirler kamuya kamçı şeklinde bir yıldırımla taşlar üzerine kazınmak suretiyle iletildiği düşünülürdü. Aşağıdaki Altay Türklerinin ilahisinde:
“Ülgen piyding yarlıkçızı, Kızıl pulut kuyaluu, Kızınguluu tiskindüü Kuba yalgın kamçıluu, Tengerede til alışkan Ak Yayık![235]” denilmektedir. “Yer tanrı Ülgen’in yazıcısı, Kızıl bulut kenarlı, Ebem kuşağı dizginli, Şimşek, ateşten kamçılı, Gökten haber alan Ak Yayık” Yukarıdaki metinde, “tengerede til alışkan Ak Yayık” kelimesi “gökten haber alan yeryüzü” anlamına gelmektedir. Altay Türkünün mantığında; dikili taş kitabeler, göklerin emrini yerlere ileten kutlardır. Altay Türk kozmolojisinde, yükselti ifadeleri “tal” kök kelimesi ile belirtilmektedir. Altay Türküne göre, uçsuz bucaksız ormanlar, yerkürenin dört bir bucağında bulunan sınır taşları olan Tolmen’ler (Talaluu) olarak adlandırılırlardı. Şaman dualarında, şamanın kutsal davulu için: “Tört talaluu aba yıştung tübüneng” “Dört köşeli (talaluu) büyük ormanın kökünden” yapıldığı ifade edilerek, şaman davulunun tanrısallığı vurgulanmaktadır[236]. Bu şaman davulunun kasnağı da, ormandaki kutsal sedir ağacından (taldap) seçilerek yapılırdı. “Taldap etken pu kajım” “Kutsal ağaçtan seçerek yaptığım kasnağım” denilmek suretiyle tanrısal şamanların davullarına tanrısallık yüklenmektedir[237].
Orta Asya’daki Tur dini metinlerinde; “sarıg önglüg törtkil yir ulug mantal” (sarı renkli, dört köşe, ulu yer mandala’sı-ayin yeri-)[238]denilmektedir. Yukarıdaki metinde yer tanrı (yir ulug mantal) olarak adlandırılırken yer tanrının dört kutsal yönde dikili olan tolmenler (ulug mantal) olarak sıfatlandırılmıştır. Yer tanrının (sarıg) öncüsü olan (önglüg) bu kutsal yer tanrı tolmenleri kadim Tur dininde önemli sembollerdir. Bu metini örnek olarak vermemizdeki sebep yer tanrının “sarıg” sıfatının önemini arz etmek içindir. Yer tanrıdan doğan toprak anaya dikili olan tolmenler “yeşil, kırmızı, sarı” Tur dini aşamalarının en üst katı olan “sarıg katı”n temsilcisi, gök tanrı temsilcisidirler. Kadim Tur dininin en önemli eserlerinden biri Altay Türk’lerinin geçmişi on bin yıla dayanan Maaday Kara destanıdır. Destanda kadim Tur inancına göre gökyüzünün çökmesini önleyen “demir terek” isimli kavağın her iki yanında “göğün dibini koruyan” iki adet Türk’lerin türeyiş destanının kahramanı olan ongunları “kara kartallar” vardır. İşte bu kara kartallar “yerden göğe” uzanmak suretiyle gökyüzünün insanların üzerine çökmesini önleyen, yerkürenin “tal ortogo” (ortasında dikilen) koruyucudurlar: “Ceti üyeli temir terek tal ortodo, Eki tüney kara mürküt bar boluptır. Tırmaktan almıs keptü, Üç teneri ol tübinle, Ay kanattu kuş ötkürbes, Üç Altaydın ol sırtıla, Ay sandu an ötkürbes, Teneri tübi tozuuçızı, Eki kara ol mürküdim, Temir terek tal ortogo[239]”
Görüldüğü üzere Tur dini mantığında, evrenin ortası anlamında dikilen taşlara “tolmen” denilirdi. Kağanların ordugâhları ve bu ordugâh içerisindeki dikili yazılar evrenin ortası (orda: ordu) kabul edilirdi. Maaday Kara destanında, başbuğun kamçısı savaşçılık timsali, boğa derisinden örülerek (tolgop) yükseltilmiş tolmen timsali devasa bir yükseltiye benzetilmektedir. Boğa derisinden şeritler halinde kesilen deri parçalarının, “dolanarak” (tolanarak) örülmesine ve bu örgü halindeki uzun deri parçasına “tolgop” denilmektedir. Bu kamçının verdiği mesajların tanrısal mesajlar olduğuna ve bu kamçının tolmen timsali olduğu kadim Tur dini inancına göre destanda anlatılmaktadır. Togzon çardın terezinen (Doksan boğanın derisinden), Tolgop etken odus köstü (Örülmüş, otuz gözlü), Üç üyelü, mönün saptu bu (Üç kuyruklu gümüş saplı), Kamçıdı (Kamçıyı), Aç bilekke toltoy tutkan (Bileğinden sallandırıp), Köbön calan bu (Bozkır gibi pamuktan geniş eyer), Tokumın (Bezini), Ködürgençe bu tudungan (Kaldırıp), Attu-çuulu baatırım (Namlı şanlı yiğidim), Altın ejik açıp kirdi. (Altın kapıyı açıp girdi). Bilindiği üzere Romanın kapılarına dayanan Hun başbuğu Atilla’nın da sıfatı “Tanrının Kırbacı”dır. Çünkü Atilla Han kadim Tur dini emirlerini bütün dünyaya hâkim kılmak için savaş meydanlarında at süren bir Tur dini nebisidir, nebi başbuğdur[240].
Tur dinine göre, yeryüzündeki nehirler, suların kaynağı olan ay tarınçasının kanıdır. Nehirlerin üzerinde parlayan Dolunay (Tolunay) bu nehirlerin aydan, yukarıdan akarak geldiğinin timsalidir. Nehirler toprak ananın kanı sayılırlar. Gece ırmağın üzerinde parıldayan “Tolunay”a bakan Altay Türk’leri akan nehrin, aydan bir parça olduğunu düşünerek nehirleri “ay tanrıçasının kanı” kabul ederlerdi. Maaday Kara destarunda da “talay” kelimesi nehir için kullanılmıştır. Türk kozmolojisinde tanrı buyruklarını anlatan kitabeler olan tolmenler tanrısal bilgilerin üzerine yazıldığı kutsal taşlardır. Bilgeliğin tanrısı da kadim Tur dininde “su tanrısıdır” Altay Türklerinde Tengiz Han, Sümer Türklerinde Enki kutsal bilgileri iletenlerdir. İşte gökteki aydan akan bu “talay”lar Altay Türk’üne göre aydan gelen bilgilerin kaynağıdır. Kadim Tur dininde nebilerin sıfatları da “su ayağı Er Korkut” ya da “Apar” (Abar: Abraham: İbrahim) olarak yansımıştır[241].
Maaday Kara’nın eşinin önündeki “beyaz talku” at direğine atını bağlamıştır. Burada Maaday Kara gök tanrı timsali (beyaz) kişiliktir. Onun At direği de öylesine muhteşemdir ki yerden göğe uzanan “kutsal tolmen”dir. İşte bu kutsal “talmen” metinde “tal-ku” olarak adlandırılmıştır. Orta Asya’daki “Talas” yazıtlarında, “tal” kök kelimesinden türetilme olarak şöyle bir satır vardın. “katunu.. … tulu kalmış”, “Yer tanrı katından sözler ifade eden, tolmen (tulu) dikilmiş (kalmış)” denilmektedir. Buradan da anlaşılacağı üzere buradaki Tolmenlere “Talas” adı verilmesi tesadüfî değildir[242]. Talas yazıtlarının diğer bir metninde de: “Size talçıg eren size oğlan çur ulayu kalmış katunu tulu kalmış” denilmektedir. Anlamı ise şöyledir: “Size tanrısal sözleri talçıg: tolmen) eriştiren tanrı, size ulak olarak oğlu tanrı kut kağanı bırakmış, yer tanrının (katunu) sözleri (tulu: tolmen) bırakmış”. Orta Asya’da “Uyukturan” yazıtlarında “kanım tülberi kara budun külüg kadaşım sizime” denilmektedir. Anlamı ise: “Tanrının inayetiyle (kanım) dikilen tolmen (tülberi) halk kitlesinden kardeşlerime sözümdür”. Uygur Türk’lerinden günümüze intikal eden Turfan metinlerinde, Buda Tur dininin bilgesi olarak “Alp şakimuni” kişilik olarak anlatılmıştır. Bu kişinin, tanrısal bilge olduğu ve tanrısal biligleri getiren “tolu” (tolmen timsali kişilik) olduğu anlatılmaktadır. “Ada kang adı kötrilmiş tolu tükel bilge biliglig alp şakimuni”. Dede Korkut Oğuzname’sinde yer tanrının (karı) dört önemli vasfı, dört önemli sıfatından biri “tab” kök kelimesiyle “tolduran tobdur” ifade edilmiştir. Buradaki “tolduran” kelimesi yerkürenin üzerine dikilmiş “tolmenlerin” durma halidir. Bu “tolduran”m üzerindeki Tur dini buyruklar, üzerindeki kitabe ise ilahi emir anlamında “tobdur” (toptur) olarak anlatılmaktadır[243].
Dede Korkut Oğuzname’sinde Kazan Han’ın ordusu savaşta düşman askerlerinin kellelerini keser, yener. Hatta bu kelleler bir tepe şeklinde öyle yükselir ki! Adeta kesik başlardan tolmen haline gelir. “Bir kıyamet savaş oldu, Meydan tolu baş oldu[244]”. Eski Türk metinlerinden tespit edilen aşağıdaki söz Orta Asya Türkleri için gök kubbenin çökmesini önleyip, onları ölümden koruyacak tolmenin (telim) kutsiyeti anlatılmaktadır. “Yağızdaki alkınçsız telim kut” (Yerküre üzerindeki ölümden koruyan, ölümsüz tolmenim kutsaldır)[245] .
Sonuç
Georges Díaz-Montexano ve Hamit Zübeyir Koşay’ın araştırmalarıyla çıktığımız Basklar ve Baskça yolculuğunda onları destleyen birçok kaynağa ulaşmak da mümkün oldu. Kazım Mirşan, Mehmet Bayraktar, Erol Kaymak (Cihangir), Erkan Yurtaydın, Kaan Arslanoğlu, Haluk Tarcan, Cengiz Özakıncı, Arif Cengiz Erman bunlardan ilk ulaşılan araştırmacılardı. Baskça ile Türk dilleri ve akraba dillerin kök akrabalığını gösteren çalışmalar mutlaka önümüzdeki yıllarda artarak devam edecektir. Kültürel benzerlikleri özellikle dolmenler başlığı altında inceleyen Semih Tufan Gülaltay ve Ekrem Hayri Peker’in yaklaşımları ile Y. Mimar Rest. Uzm. Mehmet Ali Esmer[246]’in yazıya dönüştüreceği saha çalışmalarının fotoğrafları okuyucuya hayli özgün bilgiler sunmaktadır. Uzak Asya’dan Batı Avrupa’ya kadar uzanan coğrafyada Türk Dili ve Kültürü tarihin derinliklerinden bugünlere taşındıkça gelecekte Yüksek bir Türk Uygarlığı ve Türk felsefe’nin temelleri atılacaktır. Türklüğün zengin tarih ve dil kökleri “tikelde millî, tümel de ise evrensel[247]” Türk felsefesinin kapılarını aralamakla kalmayacak dünyaya barış ve huzurun verilerini de sunabilecektir. Bu noktada Türk felsefesinin Erken Türk Uygarlıklarından bugüne taşınabilmesi için Turan coğrafyasını “jeo-felsefe” bağlamında tüm Turanî halklarların birikimi ile birlikte yolculuğunu sürdürmenin katacağı zenginlik Avrasya coğrafyasını da aşacak Baskça’nında ötesinde Amerikan yerlilerinden kutuplara kadar uzanacaktır. Turanî halkların işaret taşları olan dolmenlerle (Tolmen) Bask-Türk Kültürü, Baskça-Türkçe bağlantısı ile olan serüvene Levent Ağaoğlu’nun Levend’Nâme isimli sahasında özgün eserinden talay (okyanus) kavramını burada vurgulamak da Türk okuru için çok anlamlı olacaktır: Talay-Okyanus
İki birig ertimiz. İki sümüz boldı. Türk budun kılınğalı Türk kağan olurğalı Şantung balıkka talay ögüzke tegmiş yok ermiş. Kağanıma ötünüp sü iltdim.
İki bin idik. İki ordumuz oldu. Türk milleti kılınalı, Türk kağanı oturalı Şantug şehrine, denize ulaşmış olan yok imiş. Kağanıma arz edip ordu gönderdim (Bilge Tonyukuk Yazıtı, MS 720, Tola Irmağı, Moğolistan[248]).
Ağaoğlu’nun eserindeki Talay’la ilgili şiirleri ise Türk denizciliğinin Erken Türk Uygarlığı döneminden bugünlere uzanan seyrine de ışık tutmaktadır: “Talay’lara/ Hem de Mı’sırlara/ Mısrîlerle, Mısralarla/ Sofralar kurula/ Yesevî Divanınla/ Sofyalar oluna/ Yenisey, Orhun’dan,/ Bilge Tonyukuk’tan/ Taş Yazıtlarla/ Has Hâcib’lerden Yûsuf’larla/ Dîvân-ı Yûnus’larla./ Dem, Mütefekk’irân/ Dem, Türk’ân/ Kızılelma’m/ Tur’an! /14 Mayıs 2018”[249].
“Yinçü Ögüz aşıldı/ Şantung balıka/ Talay ögüzke tegdi/ Aşılanlar, ulaşılanlar/ İlkler yaşandı/ Yaşananlar/ Taşa yazıldı/ Yaşadı yazdı/ Çağları dağları aştı/ Bugüne taştı/ Gözler yaşardı/ Gökler boşandı/ Bozkırlar yeşerdi/ Ekinler göverdi/ Sevdalar yaşandı/ Batı doğu/ Kuzey / güney/ Yönler şaştı/ Taşın döndü başı/ Yazılınca yönlendi/ Ben’ler, Sen’ler/ Onlar, binler/ Biz’ler/ Şaştı kaldı/ Bilge’miz dendi/ Hem kaleme/ Hem kılıça[250]”
“Talay ögüzke/ Dalay Lama/ Buda Buda/ Engin okyanuslar/ Derin dünyalar/ Çin’de, Hind’de/ Türkistan, Hindiçin’de/ Buda’lar, Tay’lar/ Tamiller, Tibetliler/ Hun, Göktürkler/ Türkler, Oğuzlar/ Bilgelik yazıtında/ Soğutlar, Tabgaçlar/ Şantung balık kıyısında/ Okyanus’a ulaşan/ Tonyukuk’lar/ Milâttan önce/ Binikiyüzlü yıllar/ Pasifik Okyanusu/ Ohotsk kıyılarında/ Hunlar atalar/ Kadınlar çocuklar/ Geyikler, tabışkanlar/ Küçük Asya’dan/ Büyük Asya’ya/ Okyanus’a yol olurlar/ Irmaklar, Beş Denizler/ Bizim denizler/ “Bize Hayreddinli derler”/ Hind Okyanusu’nda/ Levendler,/ Kızıl Sakallılar/ Deltalarda birikir/ Dağlar ırmaklar/ Denizlere deryalara/ Talaylara kavuşur/ Göller nehirler/ Mavi Tuna’lar, Yeşil Nil/ Kızılırmak, Sarı Irmaklar/ İlhamlarını hep/ Bilge’den, Tonyukuk’tan/ Taş Yazıttan alırlar/ Yaylalar, Halaylar/ Engin Talaylar/ Deryalar, denizler/ Göller, ırmaklar/ Semâlar, dağlar/ Dar gelir talaylar/ Mavi Tuna’lar,/ Lâcivert Vatan’lar/ 16 Ocak 2020[251]” Semih Tufan Gülaltay’ın “Tal” olgusunu getirtiği açıklık ile Levent Ağaoğlu’nun Talay (Deniz-Okyanus) şiirleri bir arada düşünüldüğünde Erken Türk Uygarlıklarındaki felsefî derinlikde gözler önüne serilmektedir. Dolmenlerin yolculuğu Basklara ve Baskçaya eşlik etmiş Turanî kavimlerin Talay (Deniz) özlemiyle Altay Yaradılış destanından itibaren Türklüğün bilinçaltında yer etmiştir. Georges Díaz-Montexano’nun Baskların yolculuğunu Altaylardan başlatması “Altay Yaradılış Destanı” ile başlayan Talay özlemi ve Dolmen kutsal işaret taşları (Atalarını/Atalarının Ruhunu emanet ettikleri) boyutlarıyla da incelenmesi gerekmektedir.
Kaynaklar
Abdülkadir İnan, Eski Türk Dini Tarihi, Kültür Bakanlığı Yayınları, İstanbul, 1976.
Cengiz Özakıncı, Kalemin Namusu 1, Türk Savun Kendini, Otopsi Yayınları, İstanbul, 2019.
Dolmen Fotoğrafları: Y. Mimar Rest. Uzm. Mehmet Ali Esmer Özel Arşivi
Ekrem Hayri Peker, Taşların Yolculuğu, Bilge Baykuş Yayınları, Bursa, 2021.
Emel Esin, Türk Kozmolojisine Giriş, Kabalcı Yayınları, İstanbul, 2001.
Erkan Yurtaydın, İberce, Baskça, Afrika-Asya Dilleri ve Türkçe, Dil Bilimi, Dil Bilgisi ve Dil Eğitimi, Cilt IV – Bildiriler, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu,05/ 01/2015, s.1979-1990.
Erol Kaymak, Dil Araştırmaları Yönünden Bask Dili ve Basklar, Tanıtım Dergisi, Yıl 7, Sayı 80- 81, Mart- Nisan 1986. s. 68- 70.
Halûk Tarcan, Ön-Türk Tarihi, Kaynak Yayınları, İstanbul, 1998.
Hamit Zübeyir Koşay, Dil Mukayeselerine Göre Basklarla Türklerin Temasları, Göç Yolları ve Zamanları Hakkında, Belleten, C. XXI, Ekim 1957, Sayı 84, s. 521-500. Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1957., Etnografya Folklor Dil Tarih v.d. Konularda Makaleler ve İncelemeler, Ayyıldız Matbaası A. Ş. Ankara, 1974.
Hamit Zübeyir Koşay, Türk Dili İle İlgili Prehistorik İzler, Belleten, Cilt XXXVI, Sayı 141, s. 71-77, Ocak – 1972. Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1972., Etnografya Folklor Dil Tarih v.d. Konularda Makaleler ve İncelemeler, Ayyıldız Matbaası A. Ş. Ankara, 1974.
Georges Díaz-Montexano, , ‘The Turkic-Altaic Roots of Old İberian Language’, Eski İber Dilinin Türk-Altay Kökleri, https://www.academia.edu/74277052/
Georges Díaz-Montexano, About the İberians and how they identified themselves in their inscriptions as Turkos, Turkes, Turki, Turgi and Turane, İberyalılar ve yazıtlarında kendilerini Turkos, Turkes, Turki, Turgi ve Turane olarak nasıl tanımladıkları hakkında,
https://www.calameo.com/read/0037674714eb80f67cbca
Kaan Arslanoğlu, Batı Dillerindeki Türkçe Kökler Sözlüğü, Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık, İstanbul, 2025.
https://www.insanbu.com/sozluk
Levent Ağaoğlu, Levend’Nâme, Büyük Asya Destanı, Türkiye & Türkistan Şiirler (1997-2022), İstanbul, 2022.
Mark Kurlansky, The Basque History of The World, Walker&Company, New York, 1999, s.XII.
Mehmet Ali Esmer:
https://independent.academia.edu/Esmermehmetali/CurriculumVitae
Mehmet Bayraktar, En Eski Türk Tarihi ve Ur, Su, Mo Adları, Düzenleyen: Turgay Tüfekçioğlu, Altınordu Yayınları, Ankara, 2025.
Mevlüt Uyanık, Felsefeyi Anadolu’da Yeniden Yapılandırmak, Kırmızılar Yayıncılık, Eskişehir, 2020.
Nerea Azurmendi Zabaleta, Bask Dili Konuşanların Sayısı Artıyor, Ancak
Kullanımında Bir Artış Yok, https://basquetribune.com/the-basque-language-gains-speakers-but-no-surge-in-usage/
Semih Tufan Gülaltay, Tanrı’nın Türkleri, Kafkas Yayıncılık, İstanbul, 2004.
https://www.britannica.com/topic/Urnfield-culture
- Hamit Zübeyir Koşay’ın Basklar ve Baskça ile ilgili çalışmalarını 1986 yılında “Tanıtım” Dergisinde okuyuculara duyuran Erol Cihangir Beye ve günümüzde Georgeos Díaz-Montexano’nun ‘Eski İber Dilinin Türk-Altay Kökleri’ başlıklı makalesini bizlere ulaştıran Vedat Köle Beye teşekkür ederiz. ↑
- Eskişehir Osmangazi Üniversitesi, Türk Dünyası Uygulama ve Araştırma Merkezi Kurucu Müdürü ↑
- Georges Díaz-Montexano, a. g. m., https://www.academia.edu/74277052/ ↑
- Georges Díaz-Montexano, a. g. m., https://www.calameo.com/read/0037674714eb80f67cbca ↑
- Urnfield kültürü (MÖ yaklaşık 1300-750 ), Avrupa’nın Geç Tunç Çağı kültürüne ait bir kültürdür. Bu ismi ölüleri yakma ve küllerini toprak kapların yerleştirilmesi daha sonra tarlalara gömülen urnlere koyma geleneğinden alır. Urne kültürü ilk olarak Doğu-Orta Avrupa ve Kuzey İtalya’da ortaya çıktı; daha sonra MÖ 12. yüzyıldan itibaren urne kullanımı mezarlıklar veya urne tarlaları, giderek Ukrayna, Sicilya, İskandinavya ve Fransa genelinde İber Yarımadası’na yayıldı; bu hareket muhtemelen halk göçleriyle ilişkiliydi. Çoğu bölgede, düz mezarlardan oluşan gerçek Urne tarlası geleneği devam etti; ancak zaman zaman urnelerin üzeri yuvarlak höyüklerle örtülmüştür. https://www.britannica.com/topic/Urnfield-culture ↑
- Hamit Zübeyr Koşay, Dil Mukayeselerine Göre Basklarla Türklerin Temasları, Göç Yolları ve Zamanları Hakkında, Belleten, C. XXI, Ekim 1957, Sayı 84, s. 521-500. Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1957., Etnografya Folklor Dil Tarih v.d. Konularda Makaleler ve İncelemeler, Ayyıldız Matbaası A. Ş. Ankara, 1974. ↑
- Hamit Zübeyr Koşay (1957), a. g.m., s. 309-310. ↑
- Hamit Zübeyr Koşay (1957), a. g.m., s. 310-311. ↑
- Hamit Zübeyr Koşay (1957), a. g.m., s. 349. ↑
- Erkan Yurtaydın, İberce, Baskça, Afrika-Asya Dilleri ve Türkçe, Dil Bilimi, Dil Bilgisi ve Dil Eğitimi, Cilt IV – Bildiriler, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu,05/ 01/2015, s. 1985-1986.pp.1979-1990. ↑
- Georges Díaz-Montexano, , ‘a. g. m., https://www.academia.edu/74277052/ ↑
- Pre-proto-Türkler için “ErkenTürkler” ifadesini kullanmak uygun olabilir ↑
- Mehmet Bayraktar, En Eski Türk Tarihi ve Ur, Su, Mo Adları, Düzenleyen: Turgay Tüfekçioğlu, Altınordu Yayınları, Ankara, 2025., s. 782. Winning (W. B.): A Manual of Comparative Philology, London, 1838, s. 125. ↑
- Mehmet Bayraktar, a. g. e., s. 782., Dyer (Th. H.): “Turaniana”, A Dictionary of Greek and Roman Geography, ed. W. Smith, London, 1873, e. 2, s. 1239; Itin. Ant., s. 405. ↑
- Mehmet Bayraktar, a. g. e., s. 782. ↑
- Proto-Türk, Proto-Türkçe için “Ön-Türk”, “Ön-Türkçe” ifadesini kullanmak uygun olabilir. ↑
- Hamit Zübeyr Koşay (1957), a. g. m., s. 311. ↑
- Hamit Zübeyr Koşay (1957), a. g. m., s. 312. ↑
- Hamit Zübeyr Koşay (1957), a. g. m., s. 312. ↑
- Hamit Zübeyr Koşay (1957), a. g. m., s. 313. ↑
- Nerea Azurmendi Zabaleta, Bask Dili Konuşanların Sayısı Artıyor, Ancak Kullanımında Bir Artış Yok
https://basquetribune.com/the-basque-language-gains-speakers-but-no-surge-in-usage/ ↑
- Erol Kaymak, Dil Araştırmaları Yönünden Bask Dili ve Basklar, Tanıtım Dergisi, Yıl 7, Sayı 80- 81, Mart- Nisan 1986.,s .68-70. ↑
- Erol Kaymak, a. g. m., s .69. ↑
- Erkan Yurtaydın, İberce, Baskça, Afrika-Asya Dilleri ve Türkçe, Dil Bilimi, Dil Bilgisi ve Dil Eğitimi, Cilt IV – Bildiriler, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu,05/ 01/2015, s. 1987. ↑
- Erkan Yurtaydın, , a. g. m., s. 1988. ↑
- Mehmet Bayraktar, a. g. e., s. 783., Le Chanoine Inchauspe: Le Peuple Basque: Sa Lanque, Son Origine, Paris, 1892, s. 13. ↑
- Mehmet Bayraktar, a. g. e., s. 783., Agy.: Age., s. 19. ↑
- Hamit Zübeyr Koşay (1957), a. g. e., s. 345. ↑
- Hamit Zübeyr Koşay (1957), a. g. e., s. 346. ↑
- Hamit Zübeyr Koşay (1957), a. g. e., s. 347. ↑
- Hamit Zübeyr Koşay (1957), a. g. e., s. 348. ↑
- Üstelik Hint-Avrupa dilleri teorisinin genel kabulü her geçen gün azalmaktadır. ↑
- Erkan Yurtaydın, a. g. m., s. 1988. ↑
- Erkan Yurtaydın, a. g. m., s. 1988-1989. ↑
- Erkan Yurtaydın, a. g. m., s. 1989-1990. ↑
- Hamit Zübeyr Koşay, Türk Dili İle İlgili Prehistorik İzler, Belleten, Cilt XXXVI, Sayı 141, s. 71-77, Ocak – 1972. Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara – 1972., Etnografya Folklor Dil Tarih v.d. Konularda Makaleler ve İncelemeler, Ayyıldız Matbaası A. Ş. Ankara, 1974. s. 304. ↑
- Hamit Zübeyr Koşay (1972), a. g. m., s. 305. ↑
- Hamit Zübeyr Koşay (1972), a. g. m., s. 306. ↑
- Hamit Zübeyr Koşay (1972), a. g. m., s. 307. ↑
- Hamit Zübeyr Koşay (1972), a. g. m., s. 307. ↑
- Erol Cihangir, a. g. m., s. 69. ↑
- Hamit Zübeyr Koşay (1957), a. g. m.,s .313. ↑
- Hamit Zübeyr Koşay (1957), a. g. m.,s .313., Erol Cihangir, a. g. m., s. 69. ↑
- Hamit Zübeyr Koşay (1957), a. g. m.,s .314. ↑
- yetişkin inek, öküz ↑
- Hamit Zübeyr Koşay (1957), a. g. m.,s .314. ↑
- Türklerin eski çağları ↑
- (öküz veya inek) abelgori (Bu kelimeye atfedilen beou (gasc.) veya bueg (esp.)’in Romanca kökeni aynı aileye ait gibi görünmüyor.) ↑
- Birçok hayvan isminin ortak kökeni gibi görünüyor. ↑
- Öküz veya inek. ↑
- “Keçi” Buce “Damm hirseh” Belirli hayvan türlerinin erkeği ↑
- Hamit Zübeyr Koşay (1957), a. g. m.,s .315. ↑
- Ancak, Proto-Hint-Avrupa dilinde hiçbir açıklaması bulunmayan Yeni Yüksek Almanca *Bock*, Eski İrlandaca *Boce*, Eski İngilizce *buza* – “geyik”, Ermenice *bue* uzun zamandır “kuzu” kelimelerinin ailesi, Altay dillerinden türemiştir. A. Nehring, SIKU s. 82. Güntert: Cermen dillerinin kökeni ↑
- Hamit Zübeyr Koşay (1957), a. g. m.,s .316. ↑
- At sürüsü ↑
- Hamit Zübeyr Koşay (1957), a. g. m.,s .317. ↑
- Bu *ture* kelimesinin *atlamak* fiilinin (zıplamak) kökünü temsil ettiğini varsayarsak, bu kelime Sanskritçe’deki *atya* kelimesiyle karşılaştırılmalıdır; bu kelime yürüyen, at anlamına gelir (sürekli yürümek anlamına gelen *at*, *atanıi* kelimelerinden türemiştir); aynı durum, *kram* fiilinin (yürümek) şimdiki zaman ortacı olan diğer Sanskritçe *kranta* kelimesi (at) ve İbranice *sus* (at) ve *(sûs)* (sevinçle zıplamak) kelimeleri için de geçerlidir. ↑
- Aksi takdirde sü ↑
- Başlangıçta bu kelime boğa anlamına geliyordu. ↑
- İkinci olarak, Eski Türkçede *ut*, *uygur* kelimeleri vardır. Oehl, bunların yansıma sözcüğü *hu* veya *wu*’ya dayandığını düşünüyor. Çincede ise *kut*, *kuöt*, yani öküz kelimesi vardır. ↑
- Hamit Zübeyr Koşay (1957), a. g. m.,s .318. ↑
- Hamit Zübeyr Koşay (1957), a. g. m.,s .319., Konya’da oturan Carcarların dilinde çökel “chien” manasına gelmektedir. Burada Baskça ile ilgili eski bir Anadolu kelimesi saklı olabilir. ↑
- Hamit Zübeyr Koşay (1957), a. g. m.,s .319. ↑
- Hamit Zübeyr Koşay (1957), a. g. m.,s .320., Anadolu’da Gülek’te Köfün “Çamağacı gövdesinden uzunlama ayrılmış şeritleri hasır örer gibi örerler, üzüm, meyve sepeti olarak kullanırlar. / (Nuri Can) ↑
- Yoğun alçak çalılık ↑
- Düşük yoğunluk ↑
- Hamit Zübeyr Koşay (1957), a. g. m.,s .320. ↑
- Kelt dillerinin Kuzey Afrika alt tabakası ↑
- Hamit Zübeyr Koşay (1957), a. g. m.,s .321. ↑
- Vahşi: Vahşi halde yaşayan, yatan veya büyüyen şey. (Muhtemelen *baso*, orman kelimesinden türemiştir, çünkü *basa* sıfatı isimden önce gelemez.) ↑
- Türk halklarının birçoğuyla uyumludur, örneğin: 1 – bkz. örneğin csagatj bikik ‘tied, 2 – Tarançi böka’erö eros, vb. ↑
- Hamit Zübeyr Koşay (1957), a. g. m.,s .322. ↑
- Talan honf. el. Türkçe kökenli, bkz. Çuvaşça chypar ua., Megfclelöi üz, Kipesak, Türkçe, Sibirya tipi dillerde. A. Türkçe Arapça kökenlidir, ancak geniş yayılımı eski çağlara dayandığını kanıtlamaktadır. Anlaşmaya varılmasının önündeki en ciddi engeller fonolojik zorluklardır. ↑
- Mehmet Bayraktar, a. g. e., s. 787., Thurnam (J.): Ancient British and Gaulish Skulls, London, 1865, c. 1, s. 4-5. ↑
- Mehmet Bayraktar, a. g. e., s. 787., Thurnam (l): Age., s.11. ↑
- Mehmet Bayraktar, a. g. e., s. 787., Bonaparte (L. -L.): Langue Basque et Langues Finnoises, Londres, 1862. ↑
- Mehmet Bayraktar, a. g. e., s. 788., Bergmann (F. G.): Les Peuples Primitifs, s. 50 dipnot 1. ↑
- Gari “arpa” georg, K’eri, Baskça ile aynıdır, ancak Mingrelce ve Lazca’da da, ayrıca Abhazca’da da. A-har “arpa yulafı”, versorgen Hare, bur. Harri, Wersch. gur “buğday” ters çevrilmiş ↑
- Hamit Zübeyr Koşay (1957), a. g. m.,s .323-324. ↑
- Hamit Zübeyr Koşay (1957), a. g. m.,s .324. ↑
- Mehmet Bayraktar, a. g.e., s. 790. ↑
- Mehmet Bayraktar, a. g.e., s. 790., Winkler (H.): Das Baskische und der vorderasiatisch mitrellaendische Voelkerund Kulturkreis, Breslau, 1909 ↑
- Hamit Zübeyr Koşay (1957), a. g. m.,s .324. ↑
- Ejderha, hayalî yılan ↑
- Akkor, ısı üreten ↑
- Ardıç ve eğrelti otlarını kesmek için kullanılan bir tür sivri uçlu top. ↑
- Hamit Zübeyr Koşay (1957), a. g. m.,s .325. ↑
- Kemer, kuşak; Varro’ya göre Etrüskçe bir kelime. ↑
- Nymph, bir tür büyücü kadın, Etrüsk fulgural kitaplarından birinin yazarı. Adı anıtlarda Veku şeklinde geçmektedir. ↑
- Sihir, büyücülük ↑
- Mehmet Bayraktar, a. g. e., s. 786-787., Annales de Philosophie Chretienne, Paris, 1838, yeni seri c. 17, s. 315. ↑
- Mehmet Bayraktar, a. g. e., s. 787., Blade Cl-F.): Etudes sur l’Origine des Basques, Paris, 1869, s. 3. ↑
- Hamit Zübeyr Koşay (1957), a. g. m.,s .326. ↑
- Büyük kız kardeşlerine verdikleri isim, örneğin büyük erkek kardeş/baba veya anne amcası/büyük dede veya nine/dadı. ↑
- Abla, teyze ↑
- Annenin küçük kız kardeşi, büyük kız kardeş ↑
- Ablam, babamın küçük kız kardeşi veya annemin küçük kız kardeşi ↑
- Dede” (<*papa) ve Moğol baba, kalmuk. bâwa babanın yerini alan büyük erkek kardeş anlamına gelir. ↑
- Kırsal kesimde kullanılan kızak ↑
- Hamit Zübeyr Koşay (1957), a. g. m.,s .327. ↑
- “Döngü, atın her iki yanında, arka uçları yerde sürüklenen ve bunlara bir tahta bağlanmış iki uzun direk; bu tahta, yükün tabanını oluşturur.” ↑
- Erkek varlık, hayvanların “erkekliği” ↑
- Erkek ↑
- Islatmak, bir şeyi sıvıyla kaplamak ↑
- Nemlendirmek ↑
- Hamit Zübeyr Koşay (1957), a. g. m.,s .328. ↑
- Bağlamak, düğümlemek, tutturmak ↑
- Kelt dillerinin Kuzey Afrika kökenli etkileri ↑
- Bakmak, dikkatlice bakmak ↑
- Öğrenmek, vurmak; gözleri dikmek ↑
- Göz-Aralık-Yüz ↑
- Bazı bileşik yağlar ↑
- Hamit Zübeyr Koşay (1957), a. g. m.,s .329. ↑
- Kadın saç modeli, başörtüsü, bere ↑
- Hafif yaz şapkası, hasır şapka ↑
- Hamit Zübeyr Koşay (1957), a. g. m.,s .330. ↑
- Aramak ↑
- Abla ↑
- Şef, usta, adam ↑
- Beyefendi, subay ↑
- Gün, günlük menü, 2 – bugün ↑
- Hamit Zübeyr Koşay (1957), a. g. m.,s .331. ↑
- Bölmek, ayırmak ↑
- Yarıya bölmek, ayırmak ↑
- Sulama kanalı, suyun tarlalara yönlendirildiği kanal ↑
- Birinin elde etmek istediği bir şey için yaptığı talep ↑
- Benim talebim ↑
- Hamit Zübeyr Koşay (1957), a. g. m.,s .332. ↑
- Ayrılmak, devam etmek, gitmek ↑
- Kemer, vücudun ortası ↑
- Bel kemeri ↑
- Etrafında ↑
- İnsan, adam ↑
- Evet, ileriye doğru ↑
- Öne geçmenizi sağlar ↑
- İnsan veya hayvanın ayak izi, kalıntısı ↑
- Sudaki dalgalanmalar ↑
- Gelmek ↑
- Hamit Zübeyr Koşay (1957), a. g. m.,s .333. ↑
- Gelmek ↑
- gelin, gelin ↑
- Gelin, küçük erkek kardeşin eşi veya yakın akraba ↑
- Kadının küçük kız kardeşi ↑
- Kale komutanı, metonimi yoluyla, korunması amaçlanan şehir adını da belirtmiş olurdu: Şehir adlarını oluşturmak için kullanılan Almanca *burg* ve İngilizce *castle* kelimeleriyle karşılaştırın. ↑
- Hamit Zübeyr Koşay (1957), a. g. m.,s .334. ↑
- “Göz” kelimesi aslında “görmek” anlamına gelen Kör kökünden türemiştir. ↑
- Hamit Zübeyr Koşay (1957), a. g. m.,s .335. ↑
- Yükselmek, çıkmak; şişmek, kabarmak ↑
- Çıkıntılı ↑
- Şişmek, (etin) şişmesi ↑
- Kel, başın üst kısmının kellliği ↑
- Uyuz, kafa derisi hastalığı; uyuzdan kaynaklanan kellik ↑
- Heyecanlı, telaşlı, kızgın, harıl harıl, istekli ↑
- Isıtılmış, sıcak, akkor halinde ↑
- Hamit Zübeyr Koşay (1957), a. g. m.,s .336. ↑
- 1 – Büyük, iri, hacimli, 2 – yetişkin, olgun, yetişkin olmuş, 3 – Büyük parça ↑
- Büyük, geniş; iri; hacimli; hacimli ↑
- Devasa bir insan; dev gibi bir adam ↑
- 1 – İnsanları ve hayvanları kaplayan deri, 2 – Hayvan postu, 3 – Hayvan postu ↑
- Deri, hayvan veya meyve kabuğu vb. ↑
- Eğri, eğik, yanlamasına ↑
- Bir nesnenin uzunluğu, kapsamı ↑
- Hamit Zübeyr Koşay (1957), a. g. m.,s .337. ↑
- 1 – eğri, sapmış, eğik, 2 – sahte. 3 – tek gözlü, birden fazla gözü olan ↑
- Tek gözlü, gözünde kusur olan ↑
- Onarmak, tamir etmek, çalışır duruma getirmek, ölçmek ↑
- Hamit Zübeyr Koşay (1957), a. g. m.,s .338. ↑
- Pis kokmak, kötü kokmak, çürümek ↑
- Bataklık pis kokuyor; iğrenç koku, berbat koku. ↑
- Kötü kokmak, pis kokmak ↑
- Sağır, duyamayan ↑
- Odadaki fırın veya fırın ↑
- Erimek (geçişsiz) erimek, kaçmak ↑
- Hamit Zübeyr Koşay (1957), a. g. m.,s .339. ↑
- Ada, suyla çevrili kara parçası ↑
- Bastırmak, sıkmak, sıkıştırmak ↑
- Toprak parçası ve çim; kontrollü yakma; levha, tabaka ↑
- Cinsel uyarılma amacıyla batırılarak kullanılan her türlü sivri uçlu çubuk ↑
- Kemik parçalı bir ok ↑
- Kıyafetleri asmak için kullanılan direkler ↑
- Hamit Zübeyr Koşay (1957), a. g. m.,s .340. ↑
- 1 – Beyaz “beyaz at”, 2 – beyaz-gri, kırçıllı ↑
- “Beyaz şehir”: mongol -şin “bina” ↑
- Gri, gri gökyüzü ↑
- Hamit Zübeyr Koşay (1957), a. g. m.,s .341. ↑
- Hamit Zübeyr Koşay (1957), a. g. m.,s .342. ↑
- Mehmet Bayraktar, a. g. e., s. 785., Müller (F. M.): Lecrures on the Science of Language. Secomde Series, New york, 1865, s. 252. Bunsen (Ch. C. J.): Outlines of the Philosophy of Universal History, London, 1854, c. l , s. 287. ↑
- Mehmet Bayraktar, a. g. e., s. 785., Bunsen (Ch. C. J.): Outlines of the Philosophy of Universal History. London, 1854, c. 2, s. 19-20. ↑
- Mehmet Bayraktar, a. g. e., s. 785., Blade (J. F.): Age., s. 490. ↑
- Mehmet Bayraktar, a. g. e., s. 785-786., Rawlinson (C. H.): “Notes on the Early History”, JRAS. 1855, c. 15, s. 234. ↑
- Mehmet Bayraktar, a. g. e., s. 786., Terrien de Lacouperie: Les Larıgues de la Chine avant Les Chinois, Paris, 1888, s. 139. ↑
- Mehmet Bayraktar, a. g. e., s. 786., Steur (Ch.): Ethnographie des Peuples de I’Europe, Bruxelles-Paris-Londres, 1872, c. l , s. 37. ↑
- Mehmet Bayraktar, a. g. e., s. 786., Ellis (R.): Peruvia, s. IV ↑
- Mehmet Bayraktar, a. g. e., s. 786., Graslin (L.-F.): De l’Iberie, Paris, 1938, s. 448. ↑
- Mehmet Bayraktar, a. g. e., s. 789., Prof. Sayce ( A. H.): Principles of Philology, s. 22. ↑
- Mehmet Bayraktar, a. g. e., s. 789., Prof. Sayce (A. H .): Age., s. 108. ↑
- Georges Díaz-Montexano, a. g. m., https://www.academia.edu/74277052/ ↑
- Georges Díaz-Montexano, a. g. m., https://www.academia.edu/74277052/ ↑
- Georges Díaz-Montexano, a. g. m., https://www.academia.edu/74277052/ ↑
- Georges Díaz-Montexano, a. g. m., https://www.academia.edu/74277052/ ↑
- Georges Díaz-Montexano, a. g. m. https://www.academia.edu/74277052/ ↑
- Georges Díaz-Montexano, a. g. m. https://www.academia.edu/74277052/ ↑
- Erkan Yurtaydın, a. g. m., s.1983. ↑
- Erkan Yurtaydın, a. g. m., s. 1984. ↑
- Erkan Yurtaydın, a. g. m., s. 1984-1985. ↑
- Erkan Yurtaydın, a. g. m., s. 1985. ↑
- Erkan Yurtaydın, a. g. m., s. 1986. ↑
- Erkan Yurtaydın, a. g. m., s. 1986. ↑
- Erkan Yurtaydın, a. g. m., s. 1986. ↑
- Erkan Yurtaydın, a. g. m., s. 1986-1987. ↑
- Georgeos Díaz-Montexano, a. g. m., https://www.academia.edu/74277052/ ↑
- https://www.insanbu.com/sozluk, Kaan Arslanoğlu, Batı Dillerindeki Türkçe Kökler Sözlüğü, Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık, İstanbul, 2025. ↑
- Halûk Tarcan, Ön-Türk Tarihi, Kaynak Yayınları, İstanbul, 1998, s. 328. ↑
- Halûk Tarcan, a. g. e., s. 329. ↑
- Halûk Tarcan, a. g. e., s. 329. ↑
- Halûk Tarcan, a. g. e., s.330 ↑
- Halûk Tarcan, a. g. e., s. 331. ↑
- Halûk Tarcan, a. g. e., s. 333. ↑
- Erkan Yurtaydın, a. g. m.., s. 1979. ↑
- Erkan Yurtaydın, a. g. m.., s.1986. ↑
- Mark Kurlansky, The Basque History of The World, Walker&Company, New York, 1999, s.XII. ↑
- Mark Kurlansky, a. g. e., s.6. ↑
- Mark Kurlansky, a. g. e., s.6-7. ↑
- Mark Kurlansky, a. g. e., s.7. ↑
- Haluk Tarcan, Ön-Türk Tarihi, Kaynak Yayınları, s. 330. ↑
- Cengiz Özakıncı, Kalemin Namusu 1, Türk Savun Kendini, Otopsi Yayınları, İstanbul, 2019, 834-835. ↑
- Ekrem Hayri Peker, Taşların Yolculuğu, Bilge Baykuş Yayınları, 2021, Bursa., s.41. ↑
- Cengiz Özakıncı, a. g. e., s.836 ↑
- Ekrem Hayri Peker, a.g.e., s. 59. ↑
- Ekrem Hayri Peker, a.g.e., s. 60. ↑
- Ekrem Hayri Peker, a.g.e., s. 60. ↑
- Ekrem Hayri Peker, a.g.e., s. 69. ↑
- Ekrem Hayri Peker, a.g.e., s. 70. ↑
- Semih Tufan Gülaltay, Tanrı’nın Türkleri, Kafkas Yayıncılık, İstanbul, 2004., s. 370. ↑
- Semih Tufan Gülaltay, a. g. e., s. 370., Abdülkadir İnan, Eski Türk Dini Tarihi, Kültür Bakanlığı Yayınları, İstanbul, 1976, s.82. ↑
- Semih Tufan Gülaltay, a. g. e., s. 370. ↑
- Semih Tufan Gülaltay, a. g. e., s. 370., Abdülkadir İnan, s. g. e., s. 117. ↑
- Semih Tufan Gülaltay, a. g. e., s. 371., Emel Esin, Türk Kozmolojisine Giriş, Kabalcı Yayınları, İstanbul, 2001. s. 169. ↑
- Semih Tufan Gülaltay, a. g. e., s.372. ↑
- Semih Tufan Gülaltay, a. g. e., s.372. ↑
- Semih Tufan Gülaltay, a. g. e., s.373. ↑
- Semih Tufan Gülaltay, a. g. e., s. 374-375. ↑
- Semih Tufan Gülaltay, a. g. e., s. 375. ↑
- Semih Tufan Gülaltay, a. g. e., s. 376. ↑
- Semih Tufan Gülaltay, a. g. e., s. 378. ↑
- https://independent.academia.edu/Esmermehmetali/CurriculumVitae ↑
- Mevlüt Uyanık, Felsefeyi Anadolu’da Yeniden Yapılandırmak, Kırmızılar Yayıncılık, Eskişehir, 2020, s. 27., Nermi Uygur, Türk Felsefesinin Boyutları, YKY, İstanbul, 2012, s. 79-82., Ömer Naci Soykan Söyleşisi, Türkiye’de/Türkçe’de Felsefe Üzerine Konuşmalar, Yayına Hazırlayan: M. Cüneyd Kaya, Küre Yayınları, İstanbul, 2009, s. 48, 68-69. ↑
- Levent Ağaoğlu, Levend’Nâme, Büyük Asya Destanı, Türkiye & Türkistan Şiirler (1997-2022), İstanbul 2022, s.31. ↑
- Levent Ağaoğlu, a. g. e., s. 29. ↑
- Levent Ağaoğlu, a. g. e., s. 30. ↑
- Levent Ağaoğlu, a. g. e., s. 55-56. ↑




