Ana Sayfa Göçler Kayı Boyunun Sürmeli Çukuruna yerleşmesi

Kayı Boyunun Sürmeli Çukuruna yerleşmesi

  • Ali Eşref UZUNDERE[1]

Dünyanın en muhteşem devleti olan Osmanlı İmparatorluğunu kuracak olan Ertuğrul Gazi’nin başında bulunduğu Kayı’ların Iğdır Ovasında meskûn olduklarını bilmekteyiz. Âl-i Osman ecdadından Sultan Celâleddin maiyetindeki ümeradan biri olduğu ve Anadolu’ya, diğer Harzem ümerasıyla birlikte, gediği birçok araştırmacılar tarafından iddia edilmektedir.

Bu gün Anadolu’da yaşayan Muhtelif Yörük, boy ve oymaklar, kendilerinin Celâleddin Harzemşah’ın maiyeti olduklarını iddia ettikleri gibi, doğu vilayetlerinde ve bilhassa Dersim’deki (Tunceli) aşiretler de aynı iddiada bulunmaktadırlar.[2]

Çok cesur ve mücadeleci bir ruha sahip olan Celâleddin Harzemşah, Cengiziler (Moğol) karşısında uğradığı yenilgiyi bir türlü hazmetmemişti. Anadolu’da güçlü bir devlet kurmak peşindeydi. Sürmeli Çukuru’nda hazırlıklarını tamamladıktan sonra Sürmeli Emirleri Şerafeddin ve Hüsameddin Hızır’ı da yanına alarak, Kağızman deresinden geçip, bu sıralarda Türklerin güç merkezlerinden olan Ahlât’ı kuşatmıştı. Bu sırada buradaki Emirlikler, birlik içinde hareket ediyorlardı. Türkler arasında meydana gelebilecek savaşın, Türk gücünü zayıflatacağını çok iyi bilen Selçuklu Sultanı Alâeddin Keykubâd, Harzemşah toprakların kuşatmaktan vazgeçmiş, onları dostluk ve ittifaka davet etmişti. Bu konuda Prof. Dr. Osman Turan şu bilgileri vermektedir:

“Kendisine büyük emirlerini elçi olarak gönderirken 30 yük ağır kumaşlar, çeşitli yüksek değerde eşya, 20-30 atlı köleyi de hediye ediyordu. Bu münasebetle Alâeddin aynı din ve millet birliği ile birbirlerine bağlı bulunduklarını, Sultan Melik Şah ve Sultan Sancar gibi Büyük Selçuklu padişahları yolunda İslam dünyasına büyük hizmet yapabileceklerini söylüyordu. Bu dunumda âlim, zahid ve din adamlarının yurdu olan ve bu sebeple de “Kubbe tül İslam sıfatını taşıyan Ahlat Muhasarasını terk etmesini istiyor, halife de aynı teklifi yapıyordu.”[3]

Ancak, Harzemşahlar kuşatmayı sürdürmüş, bu kuşatma sırasında her iki taraftan birçok Türk’ün öldüğü gibi, daha çok insan da, açlıktan ölmüştür. Ahlat’ın düşmesi, bölgedeki Türk varlığına zararlı olduğu gibi Sürmeli Emirliği’nin güvenliğini sarsmıştır.  Sultan Alâeddin, bu faciadan sonra, Harzemşahlar üzerine yürüyerek 10 Ağustos 1230 günü Yaslı Çimen’de Harzemşahlar ordusunu yenerek tamamen dağıtmıştır.

Sürmeli Emiri Hüsameddin Hızır, Ahlat’ın muhasarasında yararlıklar göstermiştir.  Emir, Ahlat muhasarası devam ederken, Erciş üzerine yürüyerek kuşatmış ve Erciş’i alarak ordunun erzak ihtiyacını buradan temin etmiştir.

Ahlat’ın alınışından sonra Celâleddin Harzemşah, beraberindeki hanlara ve beylere Ahlat’a bağlı kazaları ikta[4] olarak teslim etmiştir. Harzemşah,  Sürmeli’yi isteyen emirlerinden Orhan’a vermiştir. [5] Bunu duyan Sürmeli Emiri Hüsameddin de: “Sürmeli, atalarımın mezarları ile doludur. Buranın toprakları atalarım tarafından ihya olunmuştu. Ne çare?” diye üzüntüsünü ifade etmiştir.

Bu sırada Amcaoğlu Şerefüddin Ezdere (Ejder) ile oğlu Hüsameddin İsa da Ahlât’ın alınışında gösterdikleri ihmal yüzünden, Şah’ın gözünden düşmüş ve kaçmışlardı. Hüsameddin Hızır, dost olduğu Nesevi vasıtasıyla Vezir Şeref ül-Mülk’e Sürmeli’ye sahip olduktan sonra verilmek üzerde, 10 bin dinar teklif etmiş, O da amcaoğlu Şerefüddin Ezdere ve oğlunun yakalanması şartıyla bu şartı kabul etmiştir.  Hüsameddin Hızır’ da Şerefüddin Ezdere (Ejder)  ile oğlunu tevkif ettirerek,  Sürmeli ve bütün kalelerine tekrar sahip olmuştur.[6]

Dede Korkut Hikâyelerinde “SÜRMELU” [7] adıyla Oğuzların payitahtı (Kışlak merkezi gösterilen) şehirler; “Armavir/ Sürmeli, Artaksata,  Valarsabad ve Divin”dir. Bu şehirler pamuk yetiştirilen iklime sahip olup, Ağrı Dağı ile Elegez Dağları arasında ve Aras boyunda bir günde dolaşılabilecek yakınlıktadır. Bu şehirler, Arsaklı payitahtlarını temsil edip, Aras nehri sağında Iğdır ovasına “Sürmeli Çukuru” adı verilen Iğdır Karakalası’ından ibarettir.

Oğuz Hanlarının kışlak merkezinden olan Armavir (Sürmeli), Meryem Ana adına yapılan çok meşhur kutlu kilise “SUB-MARYAM” (Bizanslılarca: Hagia-Maria’dan dolayı SUR-Mari (Sürmeli/Sürmelü) diye anılan müstahkem şehirdir. Ayrıca Kazan-Han, sülalesinin, düşmandan evini ve hazinesiyle mallarını kurtarıp döndükten sonra, evini diktiği “Altun Takht” yer” olduğu, kaynaklarda yer almaktadır. [8]

Kitab-ı Dede Korkud’da;  “ARKURİ-Yatan Ala-tağ” adının başında görülen ismi taşıyan bu kasaba, 1840 yılında Ağrı Dağı’nın bağrından püskürmesiyle lavlar altında kalmıştır. Burası Osmanlı Tahrir defterlerinde, Sürmeli ahalisinin yazın yayladığı yer olarak “Yaylak-ı Arkurı” diye gösterilen şehir, Ağrı Dağı’nın kuzey yamaçlarında Ahuri/Yenidoğan) köyüdür. Burada o dönemden kalan mezarlık da bulunmaktadır.[9]

Yine Aras boyunun önemli merkezlerinden biri de DİVİN şehridir. Sultan Alpaslan’ın Anadolu’ya geçmeden önceki payitahtıdır. 1894 yılında meydana gelen depremde bu şehrin bütün surları ve yapıları yıkıldı. Kayıtlara göre depremde 70 bin kişi hayatını kaybetti.  Ağrı Dağı eteklerinde ve Aras nehri kıyısında ki bu şehir,  bir daha abat olmamış ve haritalardan silinmiştir.

Kaynaklarda Kayılar, Beyleri Süleyman Şah önderliğinde Anadolu’ya 50 bin çadırla (hane) geldikleri belirtilmektedir. Kayıların Beyi Süleyman Şah, Fırat Nehri’ni atıyla geçerken boğulmuş, Ertuğrul Bey ve kardeşi Dündar’a tabi Kayılar, gelip Sürmeli Çukuru yerleştikleri kaydedilmektedir.

SELÇUKLU DEVRİ  (1045-1239)

İslamiyet’in Türkler arasında yayılmasından sonra Oğuz boyları, ufak kollar halinde, batı ülkelerine akın etmeye başlamışlardır. Anadolu’ya bu akınların en şiddetlisi X. yüzyılda Selçuk oğullarının gelmesiyle kendini göstermiştir. Selçuklular,  asırlardan beri Bizans, İran ve Arap mücadele sahası olan Anadolu’yu mücadele sahası olmaktan çıkarmış, huzur ve güven ortamına kavuşturarak bu günkü yurdumuz Türkiye’yi bizlere kazandırmışlardır.

Selçukluların menşei, milli tarihimiz bakımından çok önemlidir. SELÇUKLULAR: Göktürklerin batı kolunu teşkil eden, Hazar oğuzlarının 24 boyundan en küçüğü sayılan ÜÇOK kolunun DENİZ HAN’ın dört oğlundan en küçük oğlu olan KINIK boyundan gelmişlerdir. DENİZ HAN’ın diğer oğulları; İYDİR, BOĞDÜZ ve YIVA başka Türk boylar meydana getirmişlerdir. IYDİR adı; Kınıkların en büyük kardeşi olan IYDİR Bey’in isminden kalmıştır. Bu gün Anadolu’muzda İYDİR adıyla 23 yerleşim birimi bulunmaktadır. Bu yerleşim yerlerinden biri de Bursa’nın Gürsu ilçesine bağlı İYDİR köyüdür.

Kınıkların Subaşısı olan DADAK Bey, ilk defa Müslümanlığı kabul etmiştir.  Bunun yerine geçen oğlu SELÇUK BEY, devlete kendi ismini vererek, Selçuk oğulları unvanını ortaya koymuştur. Selçuk Beyden sonra yerine torunu ve Selçuklu devletinin Kurucusu Tuğrul-Bey (1037-1053) hakan olmuştur.

“CÂM-I CEM-ÂYÎN” Oğuznamelerine göre; Osmanlı Devleti’nin ceddi olan Kınık boyu da bu tarihlerde Hazar Denizi kıyılarından hicret etmişlerdir. Selçuk oğullarının iyi idareleri az bir zamanda komşuları olan beylikler tarafının benimsenmiş, bölgedeki birçok beylik,  kendi istekleriyle Selçuklulara tabi olmuşlardır. Eski Arsaklılar soyundan olan Danişmentliler bile Horasan’a kadar elçiler gönderip Selçukluların yurtlarına gelmesini istemişlerdir.

Bölgede gittikçe güçlenen Tuğrul Bey, bir ara büyük kardeşi Çakır Bey idaresindeki kuvvetler, Van ülkesiyle Aras nehri boylarına birkaç defa akınlar yapmıştır. 1017 yılı baharında Divin Emirliği, Bizans orduları işgal etmesine kızan Tuğrul Bey, Amcazadesi İbrahim Yenal ile Gence Hâkimi Kutalmış Beyleri, Bizans üzerine göndermiştir. Bu kuvvetler iki yıl içinde Bayburt’a kadar uzanan Bizans’a ait yerleri işgal etmiş, bu sırada Aras havzası ve Sürmeli Çukuru da Selçukluların eline geçmiştir.

Tuğrul Bey bölgede uzun zaman Gazneliler’le savaştıktan sonra Nişabur şehrinde İstiklalini ilan etmiştir. 21 Haziran 1040 tarihinde Gazneye geldi. Gaznelileri 24 Haziran 1040’da Dandanakan Meydan Savaşı‘nda kati hezimete uğratan Tuğrul Bey, yönetim merkezini REY şehrine nakletmiştir. Bu savaş, Selçuklular’ın bölgede hâkimiyetinin başlangıcı ve Büyük Selçuklu Devletinin kuruluşu olarak kabul edilir.

Horasandan sonra İran’ı ve 1063’de Anadolu’da Armenya (Yukarı eller) havalisini kuşatarak hâkimiyet almasından bir müddet sonra taç ve taht yüzünden Tuğrul Bey ile İbrahim Yenal’ın arası açılmış, Tuğrul Bey, Kutalmış’ın yardımıyla tekrar hakanlığı elde etmiştir. Bundan sonra Bizans ülkelerine akınlar sürmüş,  Aras Havzasındaki Divin ve Kars şehirleri muhasara altına alınmıştır.

Tuğrul Bey, 5 Eylül 1063 (8 Ramazan 455) Cuma günü ölünce, yerine kardeşi Çakır/Çağrı Bey’in oğlu Alp Arslan (1063-1072) Selçuklu tahtına geçmiştir. İç işlerini düzene koyan Sultan Alp Arslan, (22 Şubat-23 Mart 1064) Kuzey İran’daki payitahtı REY’den[10] ordusuyla çıkarak, Azerbaycan’a gelmiştir. Alp Arslan’ın Merend’de Rumlar (Bizanslılar) üzerine yaptığı seferde, Büyük Türkmen Beğ’i ve Emiri Tuğ-Tigin, Divin Şeddadlı Emiri Ebul Esvar kendisini saygı ile karşılayıp çerileriyle (askerleriyle) emrine girmişlerdir.

Sultan Alp-Arslan, Hoy ve Salmas ahalisinin yardımıyla, bahar suları çok kabaran Aras Nehrini, üzerine kayıklarla kurulan köprüden ordusunu geçirmiş ve Nahcivan’a gelmiştir. Burada kuvvetlerini ikiye ayıran Sultan Alp-Arslan, 1064 baharında oğlu Melik Şah ile Veziri Nizam-ül Mülk ve kardeşi Yakup’u, kuvvetli bir ordu ile Rumlar (Bizans) üzerine göndermiş, bu seferde Ağrı Dağı ile Aras nehri arasındaki ova (Iğdır Ovası) yanı Sürmeli Çukuru ile merkez  “SUR-MARİ (Sürmeli/Iğdır Kara kalesi’ni feth edilmiştir.

Şehzade Melik Şah ve Vezir Nizam-ül Mülk ve kardeşi Yakup idaresindeki kuvvetler, Rumların elinde bulunan “SUR-MARİ” (Sürmeli/Iğdır Karakalesi) hücum ederken, Çok şiddetli ok yağmuru altında kalmış ve çokça zayiat vermişlerdir.   Hatta Vezir Nizam-ül Mülk ile Horasan Amidi atlarından inip yaya olmak mecburiyetinde kalmışlardır. Bu sırada Melik Şah, ok ile bu kalenin beyini boynundan vurması sonucu, kaledeki savunma bozulmuş, Melik Şah komutasındaki kuvvetlerle kaleye girmiştir.

Bundan sonra, bu kalenin yakınlarında bulunan Kulp (Tuzluca) kalesi fethedilmiştir. Melik Şah, bu kaleyi yıkmak istemişse de, Vezir Nizam-ül Mülk “Türk Müslümanlar için bu muhkem kale, sağlam ve bir üstür ve huduttur”  diyerek yıkıma engel olmuş ve Türkler için bir “üst” olan bu kaleye bir takım bahadırlar yerleştirmiştir.

Bu arada Sultan Alparslan da Aras’ın sol kıyısında (Saat Çukuru) bulunan Serderabat ovasına (Revan) gelip karargâhını kurmuştur. Oğlu ve vezirini karargâhına çağıran Alparslan,  Civardaki bütün kasaba ve kaleleri zapt ederek,  Ağca Kale şehrini kuşatmıştır.

Anadolu’da fethedilen bu topraklar, ileride kurulacak olan Türk devletlerinin birer basamak noktası olacaktır. Bundan sonra Alparslan’ın batıya yaptığı her sefer, Selçuklulara yeni bir yurt kazandırmış, 24 Oğuz boylarının Anadolu’ya yayılıp yerleşmesini sağlamıştır.

Türk tarihi bakımından çok önemli olan ve 1200 yıllarından beri gelip Anadolu’ya yerleşmek isteyen Oğuz Türkleri, Alp Arslan’ın azmi, isabetli görüş ve kararları sayesinde, Oğuz boyları, Anadolu’ya temelli yerleşmiş oldular.

Çeşitli tarihlerde Anadolu’ya gelen Oğuz boyları, kendi adlarını birçok yer ve konak noktalarına isim olarak vermişlerdir. Iğdır’ın ismi de Bu Oğuz beylerinden İydir Bey’in adından başka bir şey değildir. Sözlük manası; bey, sahip, başkan, demek Iğdır adı, bu gün Anadolu’da 23 yerleşim biriminde yaşamaktadır.

KAYI OĞUZLARIN SÜRMELİ ÇUKURU’NA YERLEŞMESİ VE BATIYA GİDEREK OSMANLI DEVLETİNİ KURMALARI…

Selçukluların eline geçtiği günlerden beri Emir ve Beylerle idare olunan Sürmeli Çukuru’nda 1164 tarihinde İbrahim Bey isminde bir oğuz beyi bulunuyordu. Bundan sonra Sürmeli Emirleri arasında çok şöhret kazanan birçok tarihi eserler bırakan Şerafettin Ejder Bey ile yeğeni Hüsameddin Hızır beydir. Ertuğrul Bey ve obasının Sürmeli Çukuru’na gelişi de, bu iki emir dönemine rastlar.

Kayıların, IX. asırdan itibaren Selçukilerle beraber Ceyhun nehrini geçerek İran’a geldikleri konusunda bilim adamları hemfikirdirler.

Bir rivayete göre Ceyhun’u geçen Kayılar, Horasan’da Merv ve Mahan taraflarına yerleşmişlerdir.  Sonra Moğol baskıları üzerine yerlerini yurtlarını bırakarak Azerbaycan’a ve doğu Anadolu’da Ahlat tarafına gelmişlerdir.  Tarihi kayıtlara göre, Kayı boyu, Selçukilerle beraber Horasan’a ve Moğolların baskıları üzerine Celalüddin Harezmşah ile Azerbaycan’a ve doğu Anadolu’ya hicret eylemiş oluyorlar.

Muhtelif rivayetlerin tetkikine bakıldığında; Kayıların Harezm kuvvetleri arasında doğu Anadolu’ya geldikleri savı kuvvetli olup meşhur Oğuz ananesine de uymaktadır. Fakat XI. Asır sonlarından itibaren Diyarbakır Hasankeyf ve Harput’ta hüküm süren Artuklular’, Kayı boyundan olduklarına göre,  bir kısım Kayıların çok zaman önce doğu Anadolu’ya geldikleri unutulmamalıdır. Kayı boylarının Anadolu’ya geldikten sonra ne suretle dağıldıkları hakkında değişik rivayetler vardır. Meşhur olanı; Ahlat’a yerleşen Kayılar, oradan Erzurum ve Erzincan’a daha sonra Amasya’ya gelerek oradan Halep taraflarına göç etmişlerdir.

Caber kalesi civarında reisleri Süleyman Şah’ın Fırat’ı geçerken boğulması üzerine orada durmuşlardır. Burada Kayılar ve onlarla beraber olan aşiretler ikiye ayrılmış, bir kısmı orada kalmış, bir kısmı da Çukurova yöresine gitmişlerdir. Çukurova’ya gidenler burada ikiye bölünerek, bir kısmı Erzurum civarına, (Pasin ovasına/Sürmeli Çukur’a gitmiş, burada da aralarında çıkan itilaf yüzünden bir kısmı asıl yurtlarına (Horasan) dönmüşlerdir.

Ertuğrul Bey ile kardeşi Dündar,  dönemin Selçuklu Erzurum Beylerbeyi’ne başvurarak, 400 çadırlık obasına “kışlak ve yaylak” yeri istemişlerdir.  Erzurum Beylerbeyi de bunlara, Sürmeli Çukuru’nu “kışlak”, Pasinler bölgesini de “yaylak” olarak vermiştir.  Kayı boyu Karakeçili aşireti, yıllarca bu bölgelerde yaylayıp ve kışlamışlardır.

Moğolların bu bölgeyle yaptıkları akınlar üzerine,  Kayılar, orta Anadolu’ya göç edip Selçuklu Sultanı Alâeddin Keykubat’a başvurmuş ve Sultan tarafından Rum hududu Karacadağ bölgesine uç beyliği olarak yerleştirilmişlerdir.

Milli tarihimiz için son derece önemli olan ve Kayı oğuzlarının yıllarca Erzurum, Kars ve Sürmeli yaşadıkları keyfiyetidir. Maalesef tarihçilerimiz tarafından aydınlatılmamış hatta üzerinde durulmamış bir durumdur.

Prof. Mükremin H. Yinanç, “Ertuğrul Gazi” adlı uzun bir tetkik yazısında (İslam Ansiklopedisi IV, 328.337) Osmanlıların menşeinden ve Kayı beylerinin Anadolu’ya gelişleri bahsinden, XV. Ve XVI. Asır kaynaklarındaki haberleri kısaca naklettikten sonra “şu neticeye varılabilir” deyip şöyle anlatıyor:

“ Osmanlı devletini kuran Osmangazi’nin babası Ertuğrul bey’in ecdadı ve mensup olduğu boy Anadolu’nun ilk açılışında, yanı XI asrın ikinci yarsında (Selçuklu) Sultan Tuğrul ve Alparslan’ın ümerasının mahiyetinde olarak Ahlât bölgesine gelmişler ve Anadolu’nun gaza ve fütuhatına iştirak etmişler ve Ahlât bölgesinde yurt tutmuşlardır. Muş, Malazgirt, Eleşkirt ve SÜRMARI/Sürmeli Çukuru ovalarında ve dağlarında kışlak ve yaylak tesis eylemişler ve bilahare Ahlât Emirlerine, yani Sukman Kutbilere tabi olmuşlar ve onların mahiyetinde olmak üzere Gürcülere, bazen da Erzurum ve Erzincan emirleriyle birlikte Trabzon Dukalığına ve bilahare imparatorluğuna karşı yapılan savaşlara iştirak etmişlerdir.

XIII. asrın başlarında Ahlât’ın Eyüp oğullarının eline geçmesi, belki de daha sonra Celaleddin Harzemşah’ın Ahlât bölgesini istilası üzerine Ertuğrul Bey’in babası, mahiyetindeki boy ile birlikte cenuba inmiş ve tıpkı kendisi gibi Kayı soyundan olan Artukoğulları’nın, yani Mardin hükümdarının mahiyetine girmiştir. Bu arada Ertuğrul beyin babası herhangi bir sebeple, beklide kışlamak üzere CABER’e giderken Fırat nehrine boğulmuş olabilir. (1259) Hülagu ordularının Mardin havalısını istilası sırasında, Malatya’nın doğusunda ve Fırat kıyısındaki Germiyanlıların, Kütahya bölgesine gelip yerleşmesi gibi Ertuğrul Bey de mahiyetiyle birlikte orta Anadolu’ya hicret ederek evvela Karacadağ tavattun etmiş, sonra Rum hududunda Söğüt kalesi muhafızı olmuştur. (Bu yazıdan Sürmeli Çukurunun yerinin bile doğru bilinmediği anlaşılıyor.)

Daha önce A. Şerif Beygu, daha doğru olarak “Ertuğrul ile Dündar Bey tekrar Pasin Ovasına Oradan da Iğdır ovasındaki Sürmeli Çukur mahalinde 7 sene kaldıktan sonra batıya hareket ettiler” demiştir. “Erzurum” I. 202-203)

Oruç Bey (Edirneli Oruç) Hicri 899 (1493-1494) yılında bitirdiği  “Oruç Tarihi” adlı eserinde, Süleyman Şah’ın suda boğulmasından sonrası şöyle anlatılmaktadır:

“ Süleyman Şah’ın üç oğlu kaldı. Birinin adı SUNGUR-TEGİN, birin adı GÜNDOĞDU ve birin adı Ertuğrul ki Osman’ın babasıdır.

 Bu üç kardeş Fırat ırmağından Pasin ovasına (Erzurum) geldiler, durdular. Oradan göç edip Sürmeli çukuruna geldiler. Sungur Tegin ve Gündoğdu geri acem ülkesine  (Horasan) gittiler. Ertuğrul orada kaldı. Gaza niyeti edip yerleşti. Üç oğlu oldu Birin adı Gündüz, birin adı Sarunatı ( Saruyatı/ Saru batı) ona Savcı dahi derlerdi. Birin adı Osman Gazı”

Meşhur tarihçimiz Âşık Paşaoğlu da;  Süleyman Şah’ın Anadolu’ya gelişini ve vefatını anlattıktan sonra, Kayılarla ilgili şunları kaydetmektedir:

 “Bazısı Süleyman Şah’ın üç oğluna uydular ki, biri Sungur Tegin’dir. Biri dahi Ertungril’dir. Birisi Gündoğdu dur. Fırat suyunun başından bu üç kardeş geldikleri yola döndüler Pasin Ovasına (Erzurum)  Sürmeli Çukuruna vardılar. Erdungurul orada kaldı.” Diğer iki kardeşin asıl vatanlarına İran mı? Horasan mı? (belirtilmiyor) döndüklerini söyleyerek şöyle devam ediyor. “ Erdungril orada bir nice müddet durdu. Yaylasında (Iğdır) yayladı. Kışlasında kışladı.”

Celaleddin Harzemşah 1225’te Saat-Çukuru’na (Revan ovası) geldiği sırada Sürmeli Çukuru bölgesinde Sür-Mari Emiri olarak hükümet süren Şerafeddin Azdera/ardeza (Ejder) ile Hüsameddin Hızır, kendisine itaatle çerileriyle sultanın ordusuna katılıp öncülük ederek onu Tiflis’i fethinde hizmet görmüşlerdi.

13.asrın başlarında Azerbaycan’da Atabek Uzbek (1210-1225) Ahlât ülkesinde Eyyüblü Melik Eşref (1234) hâkim ve Erzurum’da Muğisüddin Toğrul Şah (1200-1225) hükümdar bulunduğu sırada Pasinler kendisine tabi idi. Pasinler’in aşağısındaki bütün Aras boyu ile Kağızman deresi ve Sürmeli Çukuru ile bunun kuzeyinde ve Aras nehrinin solundaki Serderabat ovasın da “Sür-Marı Emirliği’nin bağlı bulunduğu Sürmeli şehrine Aras üzerindeki büyük köprüden geçilmesinden anlaşılıyor.

Sürmeli Emirliği’nin kuzeyindeki Kars ili toprakları da Hıristiyan Babürlü Türklerin idaresinde bulunuyordu. Milli “ Oğuz töresi”ne göre, 24 Oğuz Boyu’nun en büyüğü ve ağabeyisi sayılan Oğuz Kağan, gökten inen ışık içersinden çıkan “Gök kızı” ile evlendikten sonra doğan ilk oğlu Gün Han’ın dört oğlu olur. Kardeşlerin en büyüğü Kayı Han soyundan gelen ve Boz-Oklu Türkmenleri ile Taş-Oğuzlar kolundan sayılan Kayılardan bir bölüğü gelip Sürmeli Çukurunda yıllarca kalmışlardır.

Kayılar, Malazgirt Savaşı’nın hemen akabinde Anadolu’ya gelen Oğuz boylarındandır. Dolayısıyla onların Anadolu coğrafyası içerisinde yurt tutmaya yönelik göç hareketleri hem Anadolu’nun Türkleşmesi hem de Türkiye tarihinin şekillenmesi bakımından oldukça önemlidir.

Tarihî kaynaklara göre elli bin kadar Tatar ve Türkmen gâza ve cihat maksadıyla önce Erzurum ve Erzincan’a, ardından da Artuklu sahasında yer alan Güneydoğu Anadolu’ya yönelmişlerdi. Kayı boyunun beyi Süleyman Şah, Halep’e giderken Fırat’ta boğulmuş ve “Türk Mezarı” da denilen Caber Kalesi’nde defnedilmiştir. Beylerini kaybeden “Göçer evli”lerin bir kısmı, bugünkü Urfa-Viranşehir ve Mardin-Derik kazaları arasında bulunan Beriyye’ye gitmiş bir kısmı ise Anadolu’ya dağılmıştır. Bu sahalar, Kayı boyuna mensup Karakeçililer’in günümüzde de yoğun olarak yaşadıkları bölgelerdir.

İlk dönem tarih eserlerinde Ertuğrul Gazi’nin babası olarak anılan Süleyman Şah’ın 50 bin kişilik konar-göçer kütlesi ile Anadolu’ya geldiği kayı Osmanlı hanedanının nesebi hakkında en ayrıntılı bilgi Hasan bin Mahmûd Bayatî’nin “Câm-ı Cem-Âyin” adlı eserinde yer alır. Ağabeyisin II. Bayezid ile yaptığı saltanat mücadelesinde yenilen Cem Sultan kaçarak Mısır’da Kölemenler ülkesine sığınmıştı. 1498 yılının hac mevsiminde, Hac farizasının yerine getirmek için gittiği kutsal topraklarda, Akkoyunlu tebaasından bayat boyuna mensup hacı namzedi şair Hasan bin Mahmûd Bayatî’ ile karşılaşıp tanışır.

Hasan bin Mahmûd Bayatî Hasan, II. Murat döneminde (1421-1451), Osmanlı Elçisi Şükrüllâh, Hicri 858 (1448) yılında Karakoyunlu Cihan Şah’ın (1435-1467) Tebriz sarayında gördürdüğü ve “Moğol (Uygur veya Mesrop) alfabesiyle yazılı bulunan “Oğuznamenin” başka nüshasını yanında taşımaktadır.

Cem Sultan, Ondan Osmanlı sülalesinin ataları hakkında Oğuznâme’de yer alan bilgileri derleyerek bir risale (kitap) yazmasını ister. Bayatî hac yolunda bir hafta gibi kısa bir sürede Osmanlıların ataları Kayı Beylerine ait bilgileri  “Oğuznamelerden”  çıkarıp, kendi çağına kadar olan Osmanlı padişahlarına dair bildiklerini de ekleyerek zavallı Şahzede Cem’in adına “Cam-i-Cem- Ayin” adıyla bir risale yazıp verir.

Her türlü siyasi tesir ve düşünceden sıyrılmış olarak doğrudan Oğuzname’lerden alınan bu Kayı boyu soy kütüğüne göre, Kayıların Akkoyunlu ve Karakoyunlar gibi Selçuklulardan çok önceleri Gürcistan’a ve Rum’a (Bizans) komşu olan Doğu Anadolu’da yaşadıkları ve Sürmeli Çukuru’na gelişleri şöyledir:

“Bayatî’ye göre, Osmanlıların soyu Nuh’un oğlu Yafes’e dayanır. Şecere’de Oğuz Han oğlu Gün Han Osmanlıların atası olarak zikredilir.

Bayatî’nin tarihinde dikkate değer bir diğer husus Gün Han’ın oğlu Kayı’nın ölümünden sonra hükümdarlığın adı ile anılan boyun elinden çıkmasıdır. Kayı Han’ın ölümü üzerine Turmış Han çok küçük yaşta tahta geçti. Onun küçük yaşta olmasını fırsat bilen akrabaları idareye el koydular. Böylece kağanlık bir başka boyun eline geçti. Çamur Han ve Toğmış Han’ların hayatları ile ilgili verilen bilgiler dikkate alınırsa bu boyun Salurlar olduğu anlaşılır. Kayılar bu boyun hâkimiyetini kabul ettiler ve boyun ileri gelenleri idarede görev aldılar.

Yine Bayatî’nin verdiği bilgiye bakılırsa H. 250 (M. 864) yılı dolaylarında Salur soyundan Ağa İni’nin tahtan feragati üzerine Kınık boyundan Kerekicü oğlu Tokmurşak oğullarından Lokman Han oldu. Ancak H. 699 (M. 1299) yılında Osmanlıların ikbal yıldızı parlamaya başladı. Selçukoğulları’ndan tahta çıkacak kimse kalmadığı için Anadolu’da saltanat işleri karıştı. Bunun üzerine uç bölgelerindeki gaziler bir araya gelerek Osman Gazi’nin sultan olması yönünde karar aldılar.

“Oğuz Han’ın büyük oğlu Gün Han’ın oğlu Kayı Han’ın 33. Göbekten torunu olan Tok-Temur, “Nice zaman Me’mun Halife (813-833) Ahdinde Gürcistan’a ve Rum’a gaza edip ve 56 yıl beylik eyleyip ve 76 yıl ömür sürüp fevt olmuştur” Bunun oğlu Songur Beğ “Gazalardan gaflet eylemezdi ve çoğu Rum (Bizans) tarafına akın salıp ve akıncı üzerine cem olup iştihar bulmağın, Bağdat Halifesini endişeye itti.”

Abbasilerin sıkıştırması üzerine Kafkaslar yoluyla Kuzeye gidip Deşti-Kıpçak’a (Hazar denizi ile Karadeniz kuzeyine) varıp, oradan Türkistan’da Oğuz’un kutlu yurduna (Horasan) buluşup, kadimi ocaklarında karar eyledi. Bu esnada Salur neslinden Aga İni, han iken feragat edip,  yerini Kınık neslinden Tok-Temur bin Kerekecü (ortak çadırları geren “ kerekileri”= direk yapan hoca denilen ulus oymak beyi evladından Lokman Han’a (Selçukluların dedesi Selçuk’un üçüncü arkadan atası) vermiş idi.[11]

Songur Beğ 80 yıl ömür sürüp 886’ de öldü.  Bunun oğlu Bolgay/Bulgay, beğ oldukda Türkistan’da Hunluğ mukarribi olup; o zamanda Bağdat Halifesi EL-MÜKTEFİ-BİLLÂH  (902-908) idi.  Bunun babası olan Songur Bağ’ı Erzurum’dan  (Bizans hududundan) Türkistan’a göndermekten pişman olmuştu. Zira ol serhadda hayli ihtilal vuku buldu. Bu da 90 yaşında iken 906 yılında öldü.

Bolgay’ın torunu Kara Yatur’un oğlu olan Kayı Beyi Toğrul, İlk Selçuklu Sultanı Muhammed Tuğrul Beyin emektarı elçilikle Bağdat’a gidip döndükten sonra, (Horasan’da Yeni Merv ‘deki “Mahan” Sancağına takaüd olup vardı. 80 yıldan çok yaşamış olduğu halde 1066 yılında orada öldü.

Tuğrul’un oğlu Ay Kutluğ, bunun oğlu Bay Temur, de Hamedan’da Irak Selçuklularına hizmet edip Mahan’daki malikânelerinde tekaüd oldular.  Bay Temur’un oğlu Kızıl Boğa, “dahi Hamedan’a varıp Ali Selçuk’un özel hizmetlerini eda edip Mahan’a dedesi tekaüdüne mutasarrıf iken nagah Cingiz-han zuhur edüp” Harzemşahları bozup ülkelerini alınca, “âlem fesada varup”  bu karışıklık sırasında Kızıl Boğa terki diyar edip Harzem’e (kuzey Hive tarafına) giderken kardan yol bulamayıp batıya yönelerek Ahlât semtlerine gelip, kendi henüz Ahlât’a…..  El ve usul ile sağ salim geçip Van kalesi kurbünde Ercik göl kenarında konup birkaç gün orada kalıp 85 yaşında bulunduğu sırada 1220 yılında burada öldü. Bunun oğlu Kaya Alp,  bası vefat ettikte yarar ve bahadır er olmağın, el ve ulusu ile Ahlât’a varıp, (Eyyüblü Melik ) Eşref Şah’ın (1210-1235) hizmetine müşerref oldu.

Kaya Alp ölünce yerine Kayıların ulus beği olan Süleyman Şah dahi yarar ve bahadır olmağın, Ahlât’ta babası fevt olduktan sonra ol fertlerle el ve ulusu ile Erzurum’a  (Selçuklu Muğsuliddin-Toğrul şahın ülkesine gelip ondan ulusunun sürürlerini barındırmak için yer aramak üzere Halep ve Tarsus (Çukurova) azmini idip ati ile nehri Fırat’ı geçerken suya gark olup.  Büyük beylerini kaybetmiş olan Kayı ulusu geri dönüp Mahan’a varmak istedi.  Süleyman Şahın dört oğlu kaldı. SONGUR-TİGİN, GÜNDOĞDU, DONDAR, ERTUĞRUL. İttifak, babalarından sonra Songur –Tigin Gündoğdu, kendilerine uyanları alıp azm-i şark (Horasan)a gittiler.  Ertuğrul belge kardeşi Dündar, 400 hane göçer ulusuyla Erzurum’a müteveccih olup ve Kınık ve Yozgat’taki Bozok taifesi dahi koşulup onlar Ani kurbünde Sürmeli Çukurunda kalıp, sonradan Ertuğrul beğ ve kardeşi kabileleriyle Sivas kurbüne eriştiklerinde Havik ( Sivas’ın 40 km düzeyinde Kızılırmak üzerindeki Hafik) kalesi etrafında, Moğol ordusunun baskısıyla 1243 Köse dağ savaşına rast geldiler. Sonra varıp Karaca dağ ve Söğüt’e yerleştiler.

1482’de, henüz Fırat’ın doğusundaki yerler Akkoyunluların elinde iken Oğuznameye göre, Hicazda acele ile bir hafta içinde yazılıp Cem Sultan’a verilen yazması Mısır’daki kütüphanelerden Yavuz’un 1517 de Mısırın fethinden sonra İstanbul’a getirilen Cam-i Cem-Ayin’deki bilgilerin doğru olduğu, bundan habersiz yazılan ve Osmanlıların Kayı boyundan olduklarını gösteren kaynaklarda bu gibi ve bunları tamamlayıcı anane haberlerin verilmesinden anlaşılıyor.

Mehmet NEŞRİ’nin 1492 yılında bitirip II. Beyazıt’a sunduğu Osmanlı tarihinde oğuz ananesine göre şöyle deniliyor.

“Kayı ulusu Beyi Süleyman Şah bin Kaya Alp, Fırat nehrinde boğulup Caber kalesi altı Mezar-ı Türk’e gömülünce 4 oğlu kaldı.  Songur Tigin,  Gündoğdu, Ertuğrul, Dondar.  Etraktan (göçebe) Türklerden bazıları bu dört kardeşe uyup yine Rum’a düşüp (Anadolu’ya) gelip,  Fırat başında Pasin ovasına (Erzurum) ve Sürmeli Çukuruna (Tuzluca-Iğdır-Aralık) vardılar. Ertuğrul ve Dündar orda 400 göçer evle kalıp,  diğer iki kardeş talükatını alarak yine Vatan-ı asliyelerine (Horasan’a) rücu ettiler. Ertuğrul nice eyyam anda Pasinler ve Sürmeli Çukuru’nda durup Soğanlı dağları ile Kars Aladağı gibi Pasin ovasında yaylayıp, Pamuk Pirinç yetiştiren Sürmeli Çukurunda kışladıktan sonra yine Rum’a (Anadolu’ya) azm ettiler. Engüri’ye (Ankara/ Haymana) gelip Karacadağ’a nail oldular.

Daha sonra yazılan Osmanlı tarihlerinde de Bayatlı hasan ile Mehmed Neşri’nin naklettikleri haberler teyit olunarak, Osman Gazinin babasının Sürmeli Çukuru’nda yıllarca kaldığı yazılıdır.

İlk Osmanlı tarihini 1502 yılında son şekliyle bitirmiş olan Âşık Paşa oğlu Ahmet ÂŞIK’i de “Tevarih’i Ali Osman”, (İstanbul–1916, s. 3–5) şunları yazıyor:

Süleyman şah 6 yıl “Rum” (Anadolu) da 50 bin göçer ev ile dolaştıktan sonra Halep ilinde Caber kalesi önünde Fırat’ta boğulunca, başında toplanmış bulunan bu göçer evli etrafa dağıldı. Bazısı Bariye (Şam çölüne gitti) Bazısı yine “Rum” a (Anadolu) gittiler. Ve Bazısı Süleyman Şah’ın üç oğluna uydular. (Songur Tigin,  Er-Toğrul ve Gündoğdu)dur. Bu üç kardaşlar geldikleri yola döndüler. Pasin Ovasına Sürmeli Çukuru’na vardılar. Er-Tuğrul orda 400 göçer evle kaldı. Diğer iki kardeş asil vatanlarına gittiler.  Bu sırada Selçuklu I. Sultan Ala edin Keykubat (1219- 1235) yılları arasında padişah oldu. Ertuğrul bunu işitti. Kendi neslinden (oğuzlardan) Sultan Alâeddin Rum’a padişah oldu. “Bes vacip oldu kim düz ve Biri  Saru Yatı bize, erin kıymeti bilinir yere varuruz” dedi. Ertuğrul Gazi’nin biri Osman, biri Gündüz, biri Saru-Yatı adında üç oğlu vardı. Bunlar Sürmeli Çukurundan kalkıp Rum”á geldiler. Karaca Hisar ile Bilecik ovasında Söğüt kasabasında yurt kurup yerleştiler.

 Osmanlı Tarihini yazanların başında gelen Müneccimbaşı bütün rivayetleri tetik ettikten sonra Oğuzlar hakkında şöyle demektedir:

“ Oğuz kavminin tam bilicisi ne dese o olur. Gaipten türlü haberler söyler. Hak Talâ’nın ilham ettiği Bayat boyundan olup Hz. Peygamberin yüzünü görerek Oğuzları hak dinine (İslam’a)  döndürmüş olan KORKUT ATA söyledi ki: “Ahır zamanda hanlık gerü değe, kimse ellerinden almaya Osman neslüdür. İşte sürüp gidiyor.”

I.Kayı kabilesinin Anadolu’ya gelişi hakkında çeşitli rivayetler vardır.  Bunların en doğrusu gene Selçuklu tarihinde ve Dede Korkut Oğuznâmeleri’nde buluyoruz. Süleyman Şah’ın Fırat nehrinde boğulmasından sonra iki oğlu Songur Tigin. Gündoğdu, dönüp kabile halkının bir kısmını ile vatan-ı asilleri Horasan’a gitmiş tarafına gitmiş,  diğer iki oğlu Er-Tuğrul Bey’le kardeşi Dondar Alp Bey ise 400 haneden ibaret kabilelerini Erzurum Emiri’nin gösterdiği SÜRMELİ ÇUKURU’na getirip yerleştirmiştir. (Ertuğrul Gazi ve biraderi Dundar Alp ile Bacın (Pasın/ler ovası ve Sürmeli Çukuru nam mahallerde kararı ihtiyar eylediler.) Pamuk ve pirinç yetişen bu kışlak araziyi çok beğenen Kayı boyu burada hayli kalmışlardır. Velhasıl Ertuğrul Gazı, Pasın ovası ve Sünmeli Çukuru’dan tahminen 630 hududunda (1232-1233 yıllarında) Moğol ordularının baskısı ile ayrılmışlardır. Sultan Alâeddin Keykubad saltanatı döneminde 440 nefer-i merd-i namerd (savaş eri) Sultandan izin alıp Karacadağ’da uç beyi oldu.[12]

Bu rivayetlerden Osmanlı imparatorluğunun kurucusu Ertuğrul Gazi’nin küçük oğlu Osman Beğ’in da Sürmeli Çukuru’unda doğduğu anlaşılıyor.[13] Osman Beğ’in adının aslında Türkçe “Ataman/ Atman olduğu ve Kaynaklarda; ” Atman-Atuman-Otuman-Otman” şeklinde geçmektedir. “Osman” adı Arap kültürü tesiriyle gelmiş ve sonradan resmileşmiş” olduğu bilim âlemince kabul edilmektedir.

Dünyanın en büyük ve en uzun ömürlü (622 yıl)  imparatorluğu’nun kurucusu Osman Bey, ölümünden sonra miras olarak şahsının kullandığı birkaç küçük eşya ile misafirleri için beslediği küçük bir koyun sürüsü bırakmıştı. Bu eşyaları arasında şahsına ait iki uçlu bir kılıç, (Hz. Ali’nin Zülfikar adlı mukaddes kılıcın benzeri)   Türkmenlerin giydiği kırmızı börkten ötürü, onların beyi Osman Bey batılı (İtalya) kaynaklarında “Kızıl Börk” bulunuyordu.[14]

 

Sürmeli Emirliği’nden günümüze Karakale şehir harabelerinde Selçuklu tarzında bir kümbet kalmış olduğu gibi buranın güneyinde Iğdır Merkez Çarıkçı köyü yakınlarında Ahlat-Eleşkirt yolu üzerinde Doğu Anadolu’da kale tipi kervansarayların tek örneği olan Şerafeddin Ejder Kervansarayı kalmıştır.[15]

Çengizilerin (Moğolların) ortaya çıkmasıyla Türkistan’dan batıya doğru yeniden Türk göçlerine şahit oluyoruz. Celâleddin Harzemşah’ın Anadolu’ya geldiği zamanda, dünyanın en büyük devletini kuracak olan Oğuz’ların kutlu boyu KAYI’lar da, eski Oğuzların kutlu yurdu Iğdır ovasına gelip yerleşmişlerdir. Bu gün Iğdır ilinde ve bölgeye komşu bulunan Kars’ın Kağızman, Digor, Ağrı’nın Doğubayazıt ilçelerinde çok sayıda görülen “kaya” veya “kaya” ilaveli yer adları, Kayı boyunun hatıralarıdır.

Ertuğrul Gazi’nın Sürmeli Çukuru’ndan 400 çadırlık ahalisini alarak Domaniç- Söğüt yöresine yerleşmesinden sonra, bölgeye Türk –Moğol kabileleri hâkim olmaya başladılar.

Kayıların yukarında anlatıldığı şekilde Sürmeli Çukuru (Iğdır Ovası’na) gelip yerleştikleri diğer kaynaklarda da teyit edilmektedir.

Hoca Sadettin Efendi “Tacü’t-Tevarih” Kültür Bakanlığı yayını,  Ankara 1992 cilt I, s 26;  “Müneccimbaşı Tarihi”  Müneccimbaşı Ahmet Dede, Tercüman 1001 temel eser, c. I, s.52, Arapça aslından Türkçeleştiren: İsmail Erünsal, “Neşri Tarihi”, Kültür Bakanlığı yayını Ankara 1983 c. I, s.37 Hazırlayan Prof. Dr. Mehmet Altan Koyman.

DİPNOTLAR:

[1]  ae.uzundere@gmail.com

[2]  Nihat Çetinkaya, “Iğdır Tarihi” Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı İst. 1996; s.66

[3]  Nihat Çetinkaya, “Iğdır Tarihi” Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı İst. 1996; s.66

[4] İkita: Mülkiyeti
devlete, kullanım hakkı ikta sahibi denilen şahıslara ait olan toprak.

[5] Nihat Çetinkaya, “Iğdır Tarihi” Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı İst. 1996 s.66

[6] Nihat Çetinkaya, “Iğdır Tarihi” Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı İst. 1996 s.67

[7] Ebu’l-Fida;  Tiflis ile Ahlat arasında bir kale şehri olduğunu kaydettiği ve 1664 yılında Ağrı dağında meydana gelen 7 gün 7 gece süren volkanik patlama sırasındaki depremde büyük ölçüde yıkıldığını kaydettiği belirtilmektedir.

[8] Prof. Dr. Fahrettin Kırzıoğlu Kars Tarihi s.311

[9] (Dede Korkut Oğuznameleri – Prof. Dr. Fahrettin Kırzıoğlu Kars Tarihi I. Cilt / Taş çağından Osmanlı İmparatorluğuna değin)

[10] Rey: Yaklaşık 100 yıl önceye kadar Tahran başkent olmasına rağmen bazı diğer İran şehirlerinden daha küçüktü, öyle ki Rey şehrinin bir kasabası olarak geçiyordu. …)

[11] (Zeki Veldi Togan “ Giriş, I. 174-177 de Selçuklulara ait bu haberlerin doğruluğunu ispat etmiştir.)

[12] “Sahâyıf ül Ahbar”,c. III. s. 268-270.

[13] (F. Kırzıoğlu Kars Tarihi, s.  423-424

[14] Nihat Çetinkaya, “Iğdır Tarihi”,  Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı İst. 1996 s.68

[15]  Anadolu Ajansı Erzurum Bölge Müdürlüğünde muhabir olarak çalıştığım (1981-1989)  dönemde,   süslü taç kapısının bulunduğu büklümündeki kesme taşlar sökülmüş, hanın diğer duvarları kısmen yıkılmış, bu taşlar yöredeki köylüler tarafından ev yapımında kullanılmıştı. Kervan saraydan geri kalan bölümleri de koyun ağılı olarak kullanılıyordu.  “ Ata yadigârı Kervansaray hayvan ağılı olarak kullanılıyor” diye fotoğraflı haber yaptım. Haber basında geniş olarak yer aldı.  O tarihe kadar tescili bile bulunmayan bu kervansaray,   yaptığım haber üzerine Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce tescil edildi ve korumaya alındı. Şerafeddin Ejder Kervansarayı;  Erzurum Vakıflar Bölge Müdürlüğü’nce aslına uygun olarak onarım ve yenileme çalışmaları 2008 /2009 yılında tamamlanan Kervansaray,  Halk Eğitim Merkezi olarak yöre köylülerine hizmet vermektedir.

 

1,132 total views, 7 views today

Comments

Comments