Quantcast
Badırga Kybele’si ve Nilüfer’deki Kybele Kültü – Belgesel Tarih

Dr. Elif Burcu ÖZKAN
Dr. Elif Burcu  ÖZKAN
Badırga Kybele’si ve Nilüfer’deki Kybele Kültü
  • 25 Haziran 2018 Pazartesi
  • +
  • -
  • Dr. Elif Burcu ÖZKAN /

Loading

ÖZET: 2015 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın izniyle Nilüfer Belediyesi’nin desteği ile Uludağ Üniversitesi adına Prof. Dr. Mustafa Şahin başkanlığında Nilüfer ilçesinde sürdürülmekte olan yüzey araştırmaları doğrultusunda Badırga Mahallesi’nde bir ev yıkıntısının kalıntıları arasında bir Kybele heykeli tespit edilmiştir. İki tarafında yer alan aslanlarla birlikte tahtta oturur vaziyette betimlenen Kybele, birçok kültürde farklı isimlerle de olsa yer bulmuş ve daima tapınım gören bir tanrıça olmuştur. Anadolu’da da yoğun bir şekilde tapınım gören Kybele’nin izlerine Bithynia Bölgesi’nde sıklıkla rastlanılmaktadır ve bu yerlerden birisi de Badırga Mahallesi’dir. Bu bölgede Ana Tanrıça kültünün bulunduğuna dair bir delil niteliğinde sayılabilecek olan bu heykelin benzer formları da yine yakın çevrede ve tüm Anadolu’da karşımıza çıkmaktadır. Bu kapsamda Kybele ve Ana Tanrıça kültü tarih boyunca önemini korumuş ve hemen hemen her kültürde başka bir ruha bürünerek kendini göstermiştir.***

Anahtar Kelimeler: Nilüfer, Badırga, Kybele, Heykel, Yüzey Araştırması, Kült.

  • Murat Akın
  • Elif Burcu Özkan**

* Yüksek Lisans Öğrencisi, Uludağ Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Arkeoloji Bölümü, Nilüfer Bursa. E-mail: [email protected]

** Öğr. Gör.. Uludağ Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Arkeoloji Bölümü, Nilüfer-Bursa. E-mail: [email protected]

*** AKIN, Murat; ÖZKAN, Elif Burcu, “Badırga Kybele’si ve Nilüfer’deki Kybele Kültü”, Odryses’ten Nilüfer’e: 1. Uluslararası Nilüfer Sempozyumu, Genişletilmiş Sempozyum Metni, Nilüfer Belediyesi, Bursa, 2016, s. 69- 94

 

Kybele Statue of Badırga and the Cult of Kybele In Nilüfer

ABSTRACT

In the year 2015, by courtesy of the Ministry of Culture and Tourism, surveys on behalf of Uludağ University and headed by Professor Dr. Mustafa Şahin, have been conducted in Nilufer district. In line with these surveys, a statue of Cybele among the ruins of a house in the Badırga neighborhood has been identified. Cybele is an Anatolian goddess which has been depicted as sitting on a throne with the lions on either side, has always been worshiped and found a place even under different names in many cultures. In Anatolia, Cybele was intensively worshipped and her traces has frequently been come upon in Bithynia region and one of the places she was worshipped within Bithynia is Badırga neighborhood. Similar forms of this sculpture, which can be considered as an evidence showing that the cult of Mother Goddess existed in this region, has emerged again in close vicinities and also in almost whole Anatolia. In this context, the Mother Goddess Cybele cult has remained important throughout history and has manifested itself in almost every culture dressed up in a different spirit. In this work, after touching on the history and attributes of Cybele, we will put forth the specialities and features of the Cybele statue has found in Badırga.

Keywords: Nilüfer, Badırga, Kybele, Statue, Survey, Cult.

 

Anadolu’da Kybele Kültü ve İkonografisi

Tarih boyunca birçok uygarlıkta farklı isimler altında tapınım görmüş Ana Tanrıça tapımının izlerini taşıyan en eski bulgular İÖ ilk bin yılın erken döneminden başlar. Tarihleri çok daha eskiye, Paleolitik Çağ’a uzanan tanrıça figürlerinin en eski örneklerinden biri ise Aşağı Avusturya’da bulunmuş olan ve İÖ 30.000-25.000 arasına tarihlendirilen Willendorf Venus’udur. Kalkolitik Çağ’da[1] bu tanrıça heykellerinin yanı sıra yiyecek ve içecek kaplarının üzerinde de şematik ve simgesel olarak kadın figürleri görülmeye başlanmıştır.[2] James’e göre Üst Paelolitik Çağ’dan Hristiyanlık dönemine, Hindistan’a ve Akdeniz’e varıncaya kadar birçok bölgede görülen Ana Tanrıça inancının beşiği Güney Rusya bozkırları ve Batı Asya’dır[3]. Bereketi temsil eden Ana Tanrıça’nın aynı zamanda vahşi hayvanların eğiticisi (“Ἡ Πότνια Θηρῶν”), el değmemiş doğanın ve dağların hâkimi olduğuna inanıldığı için tasvirlerinin çoğunda yanı başında aslanlar bulunmaktadır.[4] Çatalhöyük’te mağara duvarlarında görülen boğa tasvirleri veya boynuzları da, tıpkı Mısır’da ve Ege’de bulunmuş olan, yanında aslan, kaplan, leopar ya da boğalarla oturan tanrıça örneklerinde olduğu gibi ya tanrıçanın vahşi hayvanlar üzerindeki egemenliğini ifade etmekteydi ya da Ana Tanrıça inancındaki erkek öğeyi temsil ederek muhtemelen yeniden doğuşu veya ergenliğe erişi simgeleyen bir ritüeldi.[5] Bu kültün varlığını ortaya koyan ve Paleolitik dönemden başlayarak günümüze uzanan arkeolojik buluntular dünyanın çeşitli bölgelerinde bulunmakla birlikte en yaygın olarak Anadolu ve Akdeniz çevresinde ortaya çıkmıştır.[6] Antik dönemde de gerek Hellas’ta ve Roma’da, gerek Batı ve Orta Anadolu’da Kybele kültünün yer aldığını yine tanrıçaya ve külte ait çeşitli tasvirlerin ve kült objelerinin yanı sıra çoğu zaman edebî metinlerle ve yazıtlarla da kanıtlamak mümkündür.

Anadolu’da Vuruşemi, Hepat, Arinna, Nana, Ma, Kybele, Leto, Latona, Kupaba olarak isimlendirilen Ana Tanrıça Suriye ve Filistin’de Mariamne (Marianna), Yunan kültüründe ise Rheia olarak yer bulmuştur.[7] Yunanlıların tanrıçayı Kybele ismiyle devşirmesinin nedeni olasılıkla Phrygia’da tanrıçaya Kubile, Kubileya ve Kubelaya gibi isimler verilmesinden dolayıdır.[8] Antik Çağ’da Orta ve Batı Anadolu’da, özellikle Hellas’ta ve Roma’da olmak üzere Akdeniz dünyasında önemli bir yer edinmiş olan, toplumsal hareketlerde ve yönetimde bile gücüne inanılmış olan Kybele kültü, ona yüklenen vasıfları toplumlar ve çağlar boyu korumuş güçlü bir tapınım geçmişine sahiptir. Sakarya Nehri ile Büyük Menderes Nehri’nin yukarı kesimi arasında kalan Phrygia ve Lydia bölgesinde Erken Neolitik Dönem’den itibaren Kybele inancı bulunuyordu. Phrygler İÖ 12. yüzyılda Kavimler Göçü ile Balkanlar’dan (muhtemelen Makedonya’dan) gelerek önce Anadolu’nun kuzeybatısındaki Bithynia Bölgesi’ne, yaklaşık 500 yıl sonra ise Orta Anadolu’nun batı kısmındaki –sonradan kendi adlarıyla anılacak olan ve Hitit Devleti’ne ait topraklarda bulunan–Phrygia Bölgesi’ne yerleşmişlerdir. Anadolu’ya dışarıdan geldikleri halde Tanrıça Kybele’yi kendi yerel tanrıçaları gibi benimseyen Phryg’ler, bölgede önceden var olan bu Ana Tanrıça tapımını benimsemiş ve korumuştur. Öyle ki, Kybele’yi tasvir ettiği düşünülen buluntuların en eskisi Phryg Dönemi’ne ait olan İÖ 1. binyıla, en yenisi ise İS 5.yüzyıla tarihlendirilmektedir. Yani Phrygia’nın siyasi özgürlüğü sona erene kadar Ana Tanrıça bu bölgenin baş tanrıçası olma özelliğini sürdürmüştür.[9] Kybele’nin ilk kült merkezi ise Antik Galatia bölgesinin güneybatısında, bugünkü Ankara-Eskişehir yolu üzerindeki Sivrihisar ilçesine 13 km. uzaklıkta yer alan Pessinus (Ballıhisar) köyünde bulunmaktadır.[10] Bu köyde tanrıça onuruna inşa edilmiş olan tapınak, İÖ 3. yüzyıla veya daha eskiye ait olup Kybele’ye adandığı bilinen en eski tapınaktır. Dolayısıyla Pessinus (Ballıhisar) kültün diğer bölgelere yayılmasında rol oynayan en önemli kenttir. Kybele’ye tapım özellikle Phrygia ve Lydia bölgelerinde yoğun olarak gerçekleşmiş olsa da Anadolu’nun hemen her bölgesine yayılmıştır. Anadolu’da tanıdıkları Kybele inancını benimseyen Yunanlar kültü hem yerleşimler kurdukları Anadolu kıyı kentlerine, hem güney kıyılarına tanıtmışlardır.[11] Daha sonra Romalıların Anadolu’ya hâkim oluşuyla birlikte Kybele’yi kendi dinlerine uyarladıkları dönemden itibaren Troia ve Pergamon da Kybele kültünde önemli rol oynayan kentler arasında girmiştir.[12] Özetle; Phryglerin Anadolu’ya gelişinden 1000 yıl öncesinden itibaren var olan Kybele tapımı buradan Ionia’daki Yunanlara, Ege adalarına, oradan Hellas’a ve sonunda Roma’ya yayılmış ve böylelikle çağlar boyunca çeşitli toplumlarda önemli bir yere sahip olmuştur. Dağ ve Bereket Tanrıçası olarak bilinen Kybele, Yunanlar ve Romalılar tarafından “Tanrıların Anası”, “Büyük Ana” ya da “İda Dağı’nın Anası” olarak tapınım görmekteydi.[13] Hellenistik Dönem’de Kybele kültünün görüldüğü tüm Anadolu kentlerinde Kybele diğer tanrı ve tanrıçalar arasında hep daha geri planda tapınım görmüşse de Roma Dönemi’nin sonlarına kadar Anadolu’nun Ana Tanrıçası olma işlevini sürdürmüştür.[14] Böylece Anadolu’da özellikle Phrygia’da başlayan kültün yolculuğu Eski Yunan dünyasına ve yazınına, oradan Roma dünyasına geçtiği için Kybele gerek arkeolojik buluntularda gerekse Antik literatürde yüzyıllar boyunca ve sıkça yer almaya devam etmiştir.

Tanrıçayla ilgili Phrygia’da bulunan en eski kült simgeleri İÖ 8. yüzyıla ait olup yontu anıtlarda tanrıçanın yer alışı İÖ 7 yüzyılda başlamıştır.[15] Phrygia dışında Kybele ile ilgili tapınım ve ritüellere ait ilk izlere ise Kyzikos (Erdek)’ta rastlanmış, Sardis’te ve Miletos’ta da Ana Tanrıça’ya ait çok sayıda arkeolojik eser gün ışığına çıkarılmıştır. Kybele’nin bahsinin geçtiği ilk yazınsal kaynak olarak da, içinde Paleo-Phryg dilinde dokuz kere “Matar” (anne) kelimesi geçen İÖ 7. yüzyıl–6. yüzyılın ilk yarısına ait olduğu sanılan bir Phryg yazıtı gösterilmektedir.[16] Pausanias’ın aktardığına göre Kybele’ye ait en eski tasvir ise Batı Anadolu’da Magnesia yakınındaki Sipylos (Yamanlar) Dağı üzerindeki kaya anıtı üzerinde bulunmuştur.[17] Anıt üzerindeki nişin içerisinde tasvir edilen ve başında bir taç (polos) bulunan Kybele, ellerini göğsünde kavuşturur vaziyette taht üzerinde oturmaktadır. Bunların dışında, beşi Boğazköy’de, on beşi Gordion’da bulunmuş olan, en basit olanları tepelerinde insan başına benzer yuvarlak bir çıkıntı bulunan dikdörtgen taşlar olan kültle ilgili idollerden ve Phrygia kırlarında bulunmuş olan çifte idollerden yine en eski buluntulara örnek olarak bahsedilebilir.[18] Kybele’nin ikonografik olarak antropomorfik şekilde gösterilen tek tanrısal varlık olma özelliği taşıdığı Phrygia’da özel evlerde de tapınım gören bir tanrıça olduğunu özellikle bulunan adak nesnelerinden ve yazıtlardan anlamak mümkündür.[19]

Hatta bu yazıtlardan ve hanelerde bulunan kült objelerinden yola çıkılarak bölgede hastalıkları iyileştiren, anneleri ve çocukları koruyan (kourotrophos) tanrıça olarak da tapınım gördüğü anlaşılmaktadır.[20] Ancak aynı bölgede bazı mağara duvarlarında ve açıkhava tapınaklarının önyüzlerinde, dağlara oyulmuş halde bulunan üçgen kaya nişleri bulunmuştur. Kybele’ye adanmış tapınım yerlerine ait olarak görülen bu nişlerin üçgen formunda oluşu doğurganlığı veya tanrıçayla bağlantılı olarak dağı sembolize ettiğini düşündürmektedir. Kayaların ön yüzünde tasvir edilen kapı aralıkları onun koruduğu dağa girişi yansıtan ve tanrıçanın doğal mağara evini çağrıştıran tasvirlerdir.[21] Phrygia’da aynı zamanda sayıları 15’in üzerinde boş mimari cephe bulunmuştur. Roller’a göre bunların tanrıçanın kabartma heykelini içeren oyma cephelere benzemesi tanrıçanın taşınabilen bir imgesini koymak üzere tasarlanmış olduğunu düşündürmektedir.[22] Genellikle bu oyma cephelerin yanında bulunan merdiven sunaklar tanrıçanın en yaygın kült anıtları arasındadır.[23] Genellikle dikdörtgen şeklindeki dikine oyulmuş çukurlar ise Roller’a göre Kybele onuruna yapılan sunuların materyalleri için depo işlevi gören yerlerdir.[24]

Gerek kült objeleri gerekse atribütleri açısından Kybele’ye ait Orta ve Batı Phrygia’daki buluntular farklılıklar göstermektedir. Daha çok kült nesnelerine ve tanrıça betimlerine rastlanan Orta Phrygia’ya has bir atribüt, tanrıçanın elinde tuttuğu -muhtemelen nar olan yuvarlak cisimdir. Yine Orta Phrygia’da ve Gordion kentinde bulunan tasvirlerinde en karakteristik atribüt olarak yırtıcı kuşa, Batı Phrygia’daki tanrıça tasvirlerinde ise kadehe, kâseye ve aslana rastlanmaktadır.[25] Tanrıçanın özellikle bu bölgedeki tasvirlerinde yanında doğan ve şahin gibi yırtıcı av kuşlarıyla betimlendiğini görürüz. Tanrıçayla ilgili özellikle hanelerin çevresinde bulunmuş olan adak objeleri taş idoller, taş ve terracotta av kuşları olmakla birlikte bu av kuşları tanrıçanın adak sunusu olarak kullanılan en yaygın atribütüydü.[26] Tanrıçaya eşlik eden ve onun atribütleri olan tüm bu yırtıcı hayvanlar tıpkı aslanlar gibi ona güç sembolü anlamını yüklemekteydi.[27] Bölgeden bölgeye değişiklik gösteren bir başka örnek olarak, yine İÖ 6. yüzyıla tarihlenen Anadolu’nun doğusu ile batısı arasında sanatsal farklılık gösteren ve Kybele heykeltıraşlık yapıtlarında kendi aralarında bir grup oluşturan heykel türlerinden söz edebiliriz.[28] Bu gruplardan Boğazköy heykel grubunda, kent kapısı önünde bulunan niş içerisinde ayakta duran tanrıçanın başında polos ve altında pileli uzun eteklik bulunmakta, vücudunun üst kısmı çıplak olup elleriyle göğüslerini tutmaktadır. İki yanında ise tanrıçanın ayinlerinde kullanılan kithara ve çifte flüt çalan kısa pantalonlu iki çocuk bulunmaktadır.[29] Ankara’da bulunan ve niş içerisinde yer alan Kybele kabartmasında ise tanrıça başında polos ve üzerinde himation ile; sağ elinde kulplu ve gaga ağızlı testi, sol elinde ise güvercin tutarken betimlenmiştir. Erken geometrik dönem sanatında düz ve yüksek bir taçla (polos) tasvir edilen[30] Kybele, uygarlığı, kentleri ve kuleleri koruduğuna inanıldığı Hellenistik dönemden itibaren genellikle kule duvarı şeklindeki taç ile betimlenmiştir. Ancak Suriye’ye özgü uzun polos’un tıpkı nar ve müzik enstrümanı atribütünde olduğu gibi yalnızca Kybele’ye has bir atribüt olmadığını, Karkamış ve Malatya civarından İÖ 11. yüzyıl ila İÖ 9. yüzyıl tarih aralığına sahip Kubaba buluntularında da polos’un betimlendiğini belirtmeliyiz.[31]

Antik edebî kaynaklara baktığımızda, Yunan yazarlardan Timotheos, Diodoros, Pausanias ve Hermesianaks’tan Latin şair Ovidius’a kadar pek çok yazarın eserinde çeşitli versiyonları bulunan Kybele’nin doğuşuna yönelik mythosların farklı yorum ve kurgularla yer aldığını görmekteyiz. Bu mythosların ve Kybele ritüellerine dair detayların yanı sıra arkeolojik buluntularla ilgili kimi önemli bilgilere de yine bu kaynaklarda rastlamak mümkündür. Örneğin yazar Plinius, “Historia Naturalis” eserinde, Atina’da Ana Tanrıça onuruna inşa edilen tapınak Metroon’da yer alan ve İÖ 5. yüzyıla ait çok önemli bir tahtlı Kybele heykelinden bahsetmiştir.[32]  Atinalı heykeltıraş Agorakritos’un yaptığı, yanında aslanlarla otururken ve elinde bir tef (tympanon) tutarken tasvir edilen bu Kybele heykeli daha sonra birçok örnekte görülmeye başlanmıştır.[33] Hatta Hellenistik dönem sonrasında Hellas’ta ve Anadolu’da yaygınlaşmış ve standart olarak kabul edilmiştir.[34] Bu örnekten itibaren Kybele, Greko-Romen birçok sanat eserinde tıpkı Rhea gibi elinde bir tympanon tutarken ve yanında aslanların bulunduğu tahtta oturur halde tasvir edilmiştir. Tıpkı Gordion’da bulunmuş olan Hellenistik Dönem tasvirlerinde olduğu gibi Badırga Kybele’si de muhtemelen bu standart heykel türünün devamı niteliğini taşır.[35] Her ne kadar Badırga’da bulunan heykelin kolları kırık olduğu için ellerinde ne tuttuğu bilinemese de aynı tasvir türündeki diğer örneklerle karşılaştırıldığında aynı şekilde tympanon tutuyor olmasının mümkün olduğunu söyleyebiliriz (Resim 14-15).

Tympanon atribütü Assyria’da, Güney-doğu Anadolu’da, Neo-Hitit merkezlerinde, Kıbrıs ve Girit’teki Grek iskânı bulunan bölgelerde Rhea kültürüyle ilgili olarak İÖ 8. yüzyıl tasvirlerinde de karşımıza çıkmaktadır.[36] Karkamış’ta ise bir Kubaba tasvirinde de tympanon görülür ve Bøgh’a göre Kybele’yi Karkamış Tanrıçası Kubaba ve Girit Tanrıçası Rhea ile bir tutan Yunanlar Kubaba atribütleri olan enstrümanları Kybele’ye ait olarak düşünerek ödünç almışlardır.[37] Tanrıçanın Phrygia ve Lydia’daki atribütleri arasında yer almayan tympanon (tef), böylelikle tanrıçanın en iyi bilinen Yunan atribütü haline gelmiş ve gerek edebî gerek arkeolojik tasvirlerde Roma Dönemi’ne kadar aralıksız olarak kullanılmıştır.[38] Roma Dönemi’nden itibaren ise Kybele’nin orada cinsellik ve doğurganlığın yanı sıra şehri yabancı işgalcilerden koruyan şehirli tanrıça olarak da görülmesinden dolayı, tympanon atribütü yerini kraliyet asasına bırakmıştır.[39] Tympanon haricinde tanrıçanın kültüne ait pek çok atribüt ve karakter de yine Anadolu’daki tasvirlerde yer almamaktadır. Örneğin hadım rahipler (Galloi), kymbalon (zil), tanrıçanın âşığı ve ritüellerinin eşlikçisi olarak gerek edebî kaynaklarda gerek bazı tasvirlerde yer bulan Attis de yine Phrygia kaynaklı olmayıp Greko-Romen örneklerde karşımıza çıkmaktadır.[40]

Tahtta oturur vaziyette betimlenen Ana Tanrıça’nın bir ya da iki yanında aslanların bulunması veya bazı tasvirlerde aslanlar tarafından çekilen arabada oturuyor olması ise onun vahşi yaşam üzerindeki kontrollü gücünü sembolize eder.[41] Kybele’nin aslan atribütüyle tasvir edilmesinin bir başka nedeni olarak da, Diodoros’un aktardığı Kybele’nin doğuş mythos’undan hareketle bebekken dağa bırakılan Kybele’nin vahşi hayvanlar tarafından yetiştirildiğinin temsil edilmesi ya da tanrısallığının, topluluk içindeki en önemli kadın olarak saygın konumunun güçlü bir hayvan simgesiyle yansıtılması gösterilir. Phrygler III. Aleksandros’un Anadolu seferlerinden sonra eski Anadolu formları yerine Yunan formunda kült eşyaları betimlemişlerdir.[42] Her ne kadar tanrıçanın yırtıcı kuş ve aslan atribütleri Anadolu’nun Tunç Çağı’na ait dinsel simgeleri olsa da[43] Yunan öncesi döneme ait tasvirlerinin yalnızca bir veya iki tanesinde aslanlar görülmektedir. Ionialı Yunanların Tahtlı Ana Tanrıça heykel tipinden etkilenen Lydia’da ise krallığın önemli ve sık kullanılan bir sembolü olduğu için daha fazla sayıda aslanlı Kybele örneğine rastlanmaktadır.[44]

Badırga Kybele Heykeli

Badırga Mahallesi’nde yapılan yüzey araştırması sonucunda ortaya çıkartılan Kybele heykeliyle birlikte o dönemde bölgede bir Ana Tanrıça tapımının olduğu gün yüzüne çıkmıştır.

Ortalama bir insan vücudu ölçüleri neredeyse yarı yarıya tasvir edildiğinde bu tür heykelcikler kült heykelinden ziyade adak heykeli olarak kabul edildiği için bu heykelin de olasılıkla adak heykeli niteliğinde olduğunu söyleyebiliriz.

Heykel yaklaşık olarak 70 yıl önce yıkılan bir tekkenin kalıntılarının yer aldığı boş bir arsada ortaya çıkartılmıştır (Resim 1).[45] Uzun yıllar boyunca korunmasız olarak her türlü doğa olayına maruz kalan heykelin üzerinde yeşil yosun tabakaları dikkat çekmektedir.

Bununla birlikte mermer heykelin bazı bölgelerinde ise kararmalar ve yoğun miktarda aşınma göze çarpmaktadır. Ancak her ne kadar yoğun bir tahribat görmüşse de tanımlama yapmak için elverişlidir. Cepheden oturur şekilde oluşturulmuş heykelin omuz bölgesinden yukarısı ve başı korunamamış, kolları ise dirseklerinden itibaren kırık şekilde günümüze ulaşmıştır (Resim 2). Bu yüzden duruş pozisyonları anlaşılamasa da sağ kolun dirsek bölümünde yer alan dübel deliğinden hareketle olasılıkla bu kolun ileriye doğru uzatıldığı akla gelmektedir (Resim 3). Ayrıca kol kısmında yer alan dübel deliği, eksik olan kolun sonraki bir dönemde yerine tekrar yerleştirilmiş olabileceğini düşündürmektedir. Oturarak betimlenmiş kadının her iki yanında da sağrıları üzerine oturan aslan figürleri yer almaktadır. Bu aslan figürlerine bakıldığında taht ile elbise kıvrımları arasında sıkışmış gibi işlendiği ve proporsiyon bozuklukları olduğu dikkat çekmektedir.

Heykelin sağ tarafında bulunan aslanın baş kısmı eksik olup vücudu ise yoğun bir aşınmaya maruz kalsa da yelelerinin matkapla işlendiği görülmektedir (Resim 4). Aynı şekilde sol tarafta bulunan aslanın da çok daha fazla aşınmaya uğramasına rağmen yelelerindeki matkap işçiliği göze çarpmaktadır (Resim 5).

İkonografik açıdan değerlendirildi-ğinde her iki yanında yer alan aslanlarla birlikte oturarak tasvir edilen figürün Kybele’ye ait bir heykel olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Kybele, üzerine olasılıkla khiton giymiş olarak ve göğüs altından bağlanan bir kemerle betimlenmiş tir (Resim 6).

Khiton’un üzerine ise himation (manto) giydiği görülmektedir. Manto, vücudun üst bölümünü açıkta bırakacak şekilde kalçasının sağından ilerleyip kucağı üzerinden geçerek aşağıya doğru inmektedir. Kucak üzerinde toplanmış şekilde yoğun bir kumaş izlenimi vermektedir (Resim 7). Heykelin ayakları açık olarak cepheden işlenmiş ve manto ucu ayaklar ile khiton’u gösterecek şekilde açık bırakılmıştır. Khiton’un etek kıvrımları ise hafif olarak işlenmiş olup daha sade ve kendi içerisinde parçalanmış olarak betimlenmiştir. Aynı zamanda bu kıvrımlarda da matkap izlerine rastlamak mümkündür (Resim 8). Heykelin sağ bacağı zemine tam olarak düz bir şekilde basarken, sol bacağı diğerine göre bir miktar yukarıda ve kendi soluna doğru 450 açıyla çekilmiş vaziyettedir.

Bu duruş ise kaba ve kalın olarak işlenen mantoda sade ve düz kıvrımlardan oluşan bir hareketlenmeyi meydana getirmiştir (Resim 9). Bu kaba ve kalın kumaş detayı Orta ve Batı Phrygia’da bulunan Hellenistik Dönem’e ait tahtta oturan Kybele tasvirleriyle benzerlik göstermektedir.[46] Bacaklar her ne kadar kaba bir kumaşla örtülmüş olsa da vücuda tamamen yapışarak az da olsa transparanlığı ortaya çıkartmaktadır.

Kybele her iki tarafında da korunmuş izlerden anlaşıldığı üzere arkalıklı bir taht üzerinde oturmaktadır (Resim 10a-b). Ağırlığını kendi soluna doğru vermiştir ve her iki yanında da kollarının bulunduğu bölümde tıraşlanmış birer platform bulunmaktadır. Bu platformlardan sağındaki dikdörtgen şeklindeyken, solundaki öne doğru daralan üçgen şeklindedir. Heykelin arka kısmı ise tıraşlanarak düz bir şekilde bırakılmış ve bundan hareketle olasılıkla bir yere dayanmış olarak kullanıldığı fikrini düşündürmektedir.

Kybele heykellerini oluşturulma stillerine göre ayıracak olursak kabaca ayakta duranlar veya oturanlar olarak gruplandırabiliriz. Hellas’ın doğusunda yanında aslanlarla ayakta durur vaziyette tasvir edilen Kybele İÖ 6. yüzyıl sonunda yalnız başına veya kucağında aslanla oturur vaziyette tasvir edilmeye başlanmıştır.[47] Oturan tanrıça şeklinde yapılmış küçük figürinler de erken dönem Phrygia geleneğine aittir.[48]

Bu tür Kybele heykelleri arasında en yaygını arkalıklı yahut arkalıksız bir taht üzerine oturarak betimlenenlerdir. Hellenistik malzemelere ve nesnelere öncelik eden tasvirler olarak Kuzeybatı Anadolu’da, özellikle Pergamon’da bulunmuş olan tasvirlerden söz edilebilir.[49] Bu tasvirlerde Kybele sağ elinde phiale tutmakta ve köpeğe benzer bir aslanın yanında tahtta oturmaktadır. Badırga Kybelesi’nin kollarının ve başının korunamamış olduğu için yalnızca heykelin eksik olan kısımlarının anlamlandırılması hususunda benzer örneklerle yapacağımız karşılaştırmalarla bazı noktalara değinebilmekteyiz. Örneğin, oturan Kybele heykellerinin tıpkı bu öncül örnekler gibi genellikle phiale ve tympanon tutarken ve yanında aslanla tahtta oturur şekilde betimlenmesinden hareketle bu heykelin de benzer şekilde oluşturulduğunu düşünebiliriz.

Genel olarak baktığımızda oturarak tasvir edilen Kybele heykelinin benzer formdaki örneklerinde her ne kadar boyut olarak bir hayli farklılıklar görülse de stil ve atribütler açısından oldukça benzer yönleri dikkate değerdir. Diğer örneklerde ve bilhassa sikkeler üzerinde yer alan tasvirlerde başında çoğunlukla stephane bulunan Kybele, Badırga’da karşılaştığımız bu örnekte de muhtemelen benzer şekildeydi. Aynı zamanda hemen hemen tüm örneklerinde karşımıza çıktığı şekilde sol elinde tympanon’u ve sağ elinde tuttuğu phiale’siyle olabileceğini söylemek olasılıkla doğru olacaktır. Bu bağlamda sonraki dönemlerde yapılacak çalışmalarla birlikte bölgedeki Ana Tanrıça tapınımının izleri daha net olarak tespit edilip daha kesin bilgilere ulaşılabilecektir.

Badırga Kybele’siyle benzer stilde oluşturulmuş diğer buluntulara bakacak olursak; öncelikle Çatalhöyük kült odasında bulunmuş olan ve İÖ 6. binyılın ilk yarısına tarihlenen pişmiş toprak üretimi Ana Tanrıça heykelciği, bu formda oluşturulan heykellerin prototipi olarak gösterilebilir (Resim 12). Bu heykelcikte Kybele, Yunan ve Roma sanatındaki örneklerinden bir hayli uzak bir formda betimlenmiştir. Her ne kadar doğurganlığı sembolize etmek adına vücudu kilolu ve çıplak olarak gösterilse de taht üzerinde oturması ve her iki tarafında da aslanlarla birlikte betimlenmesi kendinden sonra gelen heykellere öncülük ettiği görüşünü kanıtlar niteliktedir. Badırga Kybele’si de her iki tarafında aslanların yer aldığı bir formda olduğu için, iyi korunmuş olan benzer formdaki farklı heykellerle karşılaştırılması yararlı olacaktır.

Örneğin, Anadolu’da bulunan ve Staatliche Museen zu Berlin’de 8260 envanter numarasıyla sergilenen Kybele heykelciği her iki tarafında da aslan bulunan ve arkalıklı bir taht üzerinde oturan formda oluşturulmuştur (Resim 13). Cepheden be-timlenen Kybele, başında stephane ile ve uzun saçlı halde görülmektedir. Tanrıça göğüs altından bağlı khiton ve üzerine himation giymiş vaziyettedir ve elbise kıvrımları benzer şekilde sol dizin yukarı çekilmesiyle yoğunlaşmıştır. Bir tabure üzerine basan Kybele’nin her iki yanında betimlenen aslanlara ek olarak kucağında da bir aslan yer almaktadır.

Sağ elinde olağan olarak phiale tutarken, sol elinde farklı bir atribüt olan bir anahtar tutmaktadır.

Yine aynı formda oluşturulan heykele örnek olarak, Priene’de bulunmuş, Staatliche Museen zu Berlin’de TC 8634 envanter numarasıyla sergilenen bir başka pişmiş toprak heykelcikten bahsedebiliriz. Bu heykelcikte Kybele, oturur vaziyette her iki tarafında ve kucağında yer alan aslanlarla birlikte betimlenmiştir (Resim 14). Göğüs altından bir kemerle bağlanan khiton ve üzerine himation giymiştir. Başında ise yine stephane bulunmaktadır. Ayak taburesi üzerine basan tanrıçanın sağ elinde phiale ve sol elinde tympanon yer almaktadır.

Archeologiko Mousio Eanis’te 585 envanter numarasıyla sergilenen, Aiane’de bulunmuş pişmiş toprak Kybele heykelciği de yine arkalıklı bir tahtta oturur şekilde ve her iki tarafında yer alan aslanlarla betimlenmiştir (Resim 15). Badırga Kybele’siyle oldukça benzer bir formda olan bu heykelcik de üzerinde göğüs altından bir kemerle bağlanan khiton ve himation giymiş şekilde tasarlanmıştır. Başında stephane bulunan tanrıça bilinen atribütleriyle birlikte sağ elinde phiale ve sol elinde tympanon ile betimlenmiştir.

Bir başka oturan Kybele heykelciği İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde 1157 envanter numarasıyla sergilenmektedir ve Kütahya’da bulunmuştur (Resim 16). Her iki tarafında da aslanların bulunduğu heykel yine aynı formda oluşturulmuştur. İki kolu da kırık olan heykelciğin ellerinde ne tuttuğuna dair herhangi bir yorum getirmek zordur. Üzerine göğüs altından bağlanan bir khiton ve himation giymiş olarak betimlenen Kybele’nin başında da stephane bulunmaktadır. Arkalıklı bir taht üzerine oturan tanrıça sanki ayakta durur gibi görülmekte ve vücutta proporsiyon bozukluğu göze çarpmaktadır. Bu heykelcik de bir bölümü eksik olan Badırga Kybele’sine benzer bir örnektir.

 İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde korunan bir diğer heykelcik ise 787 envanter numarasıyla sergilenen ve İznik’te bulunmuş olan Kybele heykelciğidir (Resim 17). Her iki tarafında da aslanların bulunduğu tanrıça arkalıklı bir taht üzerine oturmuş ve bir ayaklık üzerine basmaktadır.

Başında stephane’si ve uzun duvağıyla betimlenen Kybele, göğüs altından bir kemerle bağlanan khiton ve onun üzerine de manto giymiştir.

Özetle Badırga’da bulunan Kybele heykelinin korunan kısımlarına bakarak çalışma konusunu oluşturan Badırga Kybele heykelinin de hemen hemen aynı dönemde üretilmiş olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

Bunlarla birlikte sikkeler üzerinde de aynı stilde oluşturulmuş Kybele tasvirleri yer almaktadır. Arkalıklı bir taht üzerinde oturur şekilde ve her iki tarafında da aslanların bulunduğu tasvirlere Bithynia, Phrygia, Thrakia, Pisidia ve Ionia gibi farklı Kucak üzerinde toplanan manto (himation) ve elbise kıvrımları Badırga Kybele’siyle oldukça benzer özellikler taşımaktadır. Sol elinde tympanon tutarak betimlenen tanrıçanın sağ eli bilek kısmına yakın bir yerden kırıktır ve öne doğru uzattığı elinde ne tuttuğuna dair bir bilgi mevcut değildir.

Madrid Museo Nacional del Prado’da 220E envanter numarasıyla sergilenen Kybele heykeli de her iki tarafında da aslanlar bulunan arkalıklı bir taht üzerine oturur şekilde oluşturulmuştur (Resim 18). Başı ve sağ kolu eksik olan heykelde Kybele yine göğüs altından bağlanan bir khiton giymiş ve üzerine de bacaklarını kapatacak şekilde örtülmüş bir mantoyla betimlenmiştir. Sol dizini yukarı çekmesiyle oluşturduğu kıvrımlar, Badırga Kybele’sine benzer niteliktedir. Tanrıça olağandışı olarak sol elinde bir bereket boynuzu tutmaktadır ve bu sıklıkla rastlanan bir örnek değildir. Sağ elinde ise korunamadığı için ne tuttuğu bilinememektedir. Her iki tarafında yer alan aslanların yelelerinde matkap izlerini görebilmek mümkündür.

Heykel sanatındaki örneklerin dışında steller üzerinde de oturur şekilde ve her iki tarafında da aslan olan Kybele tasvirleri bulunmaktadır. Örnek olarak; İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde 676 envanter numarasıyla sergilenmekte olan ve Kyzikos’un yakınlarında yer alan Debleköy’den bulunan adak stelini gösterebiliriz (Resim 19).

İki katlı stel olarak bilinen formda oluşturulmuş adak stelinin üst bölümünde yer alan Kybele kabartması tıpkı heykel ve heykelcik örneklerinde olduğu gibi arkalıklı bir taht üzerine oturmuştur ve cepheden işlenmiştir. Baş kısmı tahrip olan kabartmanın geri kalan bölümü oldukça iyi korunmuştur ve Badırga Kybele’sini anlamlandırmakta önemli bir tasvirdir. Göğüs altından bağlanan bir khiton ve bacaklarının üzerini kapatacak şekilde örtülmüş bir manto giyen tanrıçanın elbise kıvrımları da sol ayağını yukarıya doğru çekmesiyle birlikte çalışmanın konusunu oluşturan heykel ile mutlak surette benzerlik göstermektedir. Sol elinde tympanon ve sağ elinde phiale tutarak betimlenen Kybele, birçok tasvirde de görüldüğü gibi bilinen atribütleriyle birlikte karşımıza çıkmaktadır. Buradan hareketle Badırga’da ortaya çıkartılan ve kollarının pozisyonu ile elindekiler hakkında bilgimizin olmadığı Kybele heykelinin olasılıkla böyle göründüğünü düşünmek yanlış olmayacaktır.

Heykel için kesin bir tarihlendirme yapmak oldukça güçtür. Ancak bazı belirgin ipuçları sayesinde onu kesin olmamakla birlikte belli bir döneme yerleştirmek mümkün hale gelmektedir. Üzerine giydiği manto Kybele’nin bacaklarını tamamen kapatsa da kumaşın hafifliğiyle birlikte bir transparanlık söz konusudur. Aynı zamanda kumaştaki kıvrımların sadeliği ve düz bir görünüm vermesi heykelin Hellenistik Dönem’e tarihlendirilmesine olanak sağlamaktadır. Örnek verecek olursak Bursa Arkeoloji Müzesi’nde 3265 envanter numarasıyla sergilenmekte olan Miletopolis kökenli bir adak stelinde betimlenmiş, bir taht üzerinde oturur şekilde ve her iki tarafında aslan bulunan bir Kybele tasviri ön plana çıkmaktadır (Resim 20).

Kybele’nin oturmasıyla birlikte üzerine giydiği mantoda oluşan kıvrımlar hem sadelik hem de derinlik açısından Badırga Kybele’siyle oldukça benzer özellikler göstermektedir. İÖ 2. yüzyılda üretildiği savlanan bu adak steline bakacak olursak bölgelerde rastlanmaktadır (Resim 21-26).

Sikkeler üzerindeki tasvirlerden hareketle bu duruşun Antik dönemde oldukça yaygın olduğunu ve sıklıkla kullanıldığını görebilmekteyiz. Her iki tarafında da yer alan aslanlarla profilden betimlenen tanrıça hemen hemen bütün örneklerinde arkalıklı bir taht üzerinde oturmaktadır. Aynı zamanda buluntuların tamamına yakınında ise her iki kol da ileriye doğru uzatılmış, sağ elinde phiale ve sol elinde tympanon tutar şekildedir. Yine başında bulunan stephane de bilinen atribütlerindendir. Sikke tasvirlerinin büyük bir bölümünde yer alan bu atribütlere bakarak Badırga’da bulunan veya

Kybele ritüellerinin unsurlarına edebî bir örnekten yola çıkarak bakarsak; tanrıça edebî metinlerde Phrygia’daki unsurlarından farklı olarak hadım Attis’i, gizemli ritüelleri ve hatta tympanon’u da içeren Greko-Romen karakteristikleriyle, özellikle Roma Edebiyatı’nda taşkın ayinlerle, hadım etme törenleriyle, esrimeyi ve çılgınlığı teşvik eden yüksek sesli müzikle ve renkli kolları ve başı eksik olan Kybele heykelinin tamamlanması hususunda yorum yapmak daha kolay olacaktır. Anadolu’nun geneline yayılan Kybele inanışının Badırga’nın bulunduğu coğrafyada da görülmesi bu heykelin münferit bir buluntu olmadığını ve Nilüfer’de bir Kybele (Ana Tanrıça) tapımının varlığını göstermesi açısından oldukça önemlidir.

Kybele tapımının ritüelleriyle ilgili olarak ise genellikle dağ başındaki kayalıklarda, gündüz ile gecenin eşit olduğu günlerde tanrıça onuruna Megalesia Bayramları’ndan söz etmek gerekir. Bu kutlamalar çerçevesinde düzenlenen dinsel törenlerde, tympanon (tef), kymbalon (zil) ve flüt gibi müzik aletleriyle çifte balta, phiale (kutsal kâse), kernos (sunu kabı) ve pastos (tapınak/ kraliyet asası, sağ elinde de phiale (kutsal kâse) veya kernos (sunu kabı) tutarken betimlenmiştir. En erken örneklerinden birinde de Kybele yine çifte flüt ve tef ile betimlenmiştir.[50]

giysiler içinde hadım rahiplerle karakterize edilerek yer almıştır.[51] Bu tasvirlerin yer aldığı Kybele ayinleriyle ilgili Latince bir şiir bizler için âdeta canlı tasvir niteliğini taşımakta ve ritüellerin aşamalarını bizlere aktarmaktadır. Romalı şair Catullus (İ.Ö. 84–54) Anadolu’yu ziyaret ettiği sırada Kybele törenlerini görmüş, kültün bu karakteristiklerinin anlatıldığı ve orada söylenen ilahilerin ölçüsünde uzun bir şiir yazmıştır.[52]  93 dizeden oluşan bu şiirin kültün unsurlarına dair olan kısımları şöyledir:

niveis citata cepit manibus leve tympanum, tympanum tuom, Cybebe, tua, Mater, initia, quatiensque terga taurei teneris cava digitis canere haec suis adortast tremebunda comitibus:
..
Phrygiam ad domum Cybebes, Phrygia ad nemora deae,
ubi cymbalum sonat vox, ubi tympana reboant, tibicen ubi canit Phryx curvo grave calamo

thiasus repente linguis trepidantibus ululat, leve tympanum remugit, cava cymbala recrepant.

“Aldı hemen bembeyaz ellerine hafif tefi, Senin tefini, ey Cybebe, Yüce Ana!

Gizli ayinlerini senin,
Vurarak boğa derisi tefin sırtına, ince parmaklarıyla,
Başladı yoldaşları için titreyerek mırıldanmaya.

İzleyin Phrygia’yı, tanrıçanın Phrygia’daki korularını,

Orada zillerin sesi çınlar, tefler yankılanır, Kıvrık flütünü çalar Phrygialı flütçü ağır ağır, Titretip dillerini aniden feryat eder şenlikçiler, Hafif tef karşılık verir, çınlar oyuk ziller.”

Carm (Catullus, Carm., 63: 8-11, 19-23, 28-9): Lat. Çeviren: Elif Burcu Özkan

 

KATALOG

Eser Adı: Kybele Heykeli

Bulunduğu Yer: Badırga Mahallesi.

Korunduğu Yer: 13 numaralı evin bahçesi.

Malzemesi: İnce kristalli, gri damarlı beyaz mermer.

Korunma Durumu: Üst kısmı yağmur ve nemden dolayı hafif bir yosun tabakasıyla kaplanmıştır. Aynı zamanda heykelin tüm yüzeyinde kararmalar ve etkili bir aşınma göze çarpmaktadır.

Ölçüler: Yükseklik: 66 cm, Genişlik: 54 cm, Derinlik: 30 cm.

Sağdaki Aslanın Korunan Uzunluğu: 34 cm, Genişliği: 9 cm, Derinliği: 11 cm.

Soldaki Aslanın Korunan Uzunluğu: 32 cm, Genişliği: 9 cm,

Derinliği: 6 cm.

Sağdaki Platform: 25×11 cm, Soldaki Platform: 20×11 cm.

Kıvrımlar Arasındaki Genişlik: 1,5 cm, Derinlik: 1 cm.

Koldaki Dübel Çapı: 1,5 cm, Derinlik: 1,5 cm.

Dönemi: İÖ 2. Yüzyıl

Tanım: Omuzlarından yukarısı tahrip olmuş ve kolları dirseklerinden kırık olan bir kadın heykelidir. Kollar büyük ölçüde tahrip olduğu için pozisyonları tam olarak anlaşılamamaktadır ancak sağ kolun dirsek bölümünde yer alan dübel deliği olasılıkla kolun ileriye doğru uzatıldığını düşündürmektedir. Ayakları da korunamamış olan heykelin yüzeyinde etkili bir aşınma mevcuttur. Cepheden oturur şekilde oluşturulmuş kadın figürünün sağında ve solunda olmak üzere 2 adet aslan yer almaktadır. Yine baş kısımları tamamen tahrip olmuş olsa da bacakları önemli ölçüde korunmuştur. Buradan hareketle de aslanların kadın figürünün yanında oturdukları görülmektedir. Sağda yer alan aslanın yelelerinin matkapla oyularak oluşturulduğu görülmektedir. Diğer aslanda ise yoğun tahribat olsa da matkap izleri olduğuna dair belirtiler mevcuttur. İkonografik açıdan değerlendirildiğinde aslanlarla betimlenmiş olan kadının Kybele olduğu anlaşılmaktadır. Kybele üzerine göğüs altından bağlanan bir kemerle giydiği peplos ile betimlenmiştir. Üst vücudunu açıkta bırakan mantosu ise kalçasının sağından ilerleyip kucağı üzerinden geçerek aşağıya doğru inmektedir.

Ayakları açık olarak cepheden işlenmiştir. Manto ucu ayakları ve peplos’u gösterecek şekilde açıkta bırakarak bir miktar yukarıdan geçmektedir. Peplos’un etek kıvrımları düz bir hat şeklinde ve kendi içerisinde parçalanmış olarak betimlenmiştir. Kybele, her iki yanda da korunan izlerden anlaşıldığı kadarıyla arkalıklı bir taht üzerinde oturmaktadır. Kybele’nin solunda oldukça tahrip olmuş durumda olan kraliyet asasının izleri de görülmektedir. Heykelin sağ ve sol tarafında, kolun bulunduğu yerde üzeri düzeltilerek perdahlanmış birer platform yer almaktadır. Bu platformlardan sağ taraftaki dikdörtgen biçimde, sol taraftaki ise arkadan öne doğru daralan üçgen biçimindedir. Heykelin arka tarafı ise işlenmeden düz olarak bırakılmıştır. Bu bağlamda ise heykelin bu şekilde bir yere dayanmış olarak kullanıldığı anlaşılmaktadır. Heykelin stil özellikleri detaylıca irdelendiğinde elbise kıvrımlarının yapısı ve derinliklerine göre belirli bir döneme ait olduğu fikrini benimsemek zor değildir. Karşılaştırma örneği olarak verilen buluntuyla Badırga Kybele’sine baktığımızda stil olarak hemen hemen aynı oldukları göze çarpmaktadır. Bu yüzden eserin üretildiği dönemi İÖ 2. yüzyıla tarihlemek yanlış olmayacaktır.

Karşılaştırma: Şahin, 2000: 241, Levha XC, LK1. (Resim 20).

 

RESİM LİSTESİ

Resim 1: Heykelin arazide bulunduğu yer ve genel görünümü.

Resim 2: Kybele’nin cepheden görünümü.

Resim 3: Koldaki dübel deliği detayı. Resim 4: Sağında yer alan aslanın detayı. Resim 5: Solunda yer alan aslanın detayı. Resim 6: Khiton ve kemer detayı.

Resim 7: Vücudunun üst bölümünü açık bırakan manto ve kucak üzerinde toplanan kumaş.

Resim 8: Etek kıvrımları ve matkap izleri.

Resim 9: Yukarıya çekilen bacak ve manto kıvrımları.

Resim 10a: Tahtın arkalığının sağ tarafı. Resim 10b: Tahtın arkalığının sol tarafı. Resim 11: Heykelin tıraşlanmış arka kısmı. Resim 12: Çatalhöyük’ten Ana Tanrıça.

Resim 13: Kybele heykelciği. (Simon, 1997: 755, Nr. 58).

Resim 14: Priene’den Kybele heykelciği. (Rumscheid, 2006: Taf.3 Abb. 2)

Resim 15: Aiane’den Kybele heykelciği. (Vokotopoulou, 1994: 274, Abb.352)

Resim 16: Kütahya’dan Kybele heykelciği. (Simon, 1997: 754, Nr. 51)

Resim 17: İznik’ten Kybele heykelciği. (Simon, 1997: 754, Nr. 50)

Resim 18: Kybele heykeli. (Simon, 1997: 754, Nr. 53)

Resim 19: Debleköy’den Kybele adak steli. (Simon, 1997: 752, Nr. 37)

Resim 20: Kyzikos veya Mudanya’dan adak steli. (Şahin, 2000: 241, Levha XC, LK1)

 

Kaynakça ve Kısaltmalar

Antik Kaynaklar

Catull. Carm.
C. Valerius Catullus, Carmina, Wilhelm Kroll (ed.) (Leipzig und Berlin 1929), Teubner.

Hyg. Fab.
Hyginus, Fabulae, Peter K. Marshall K.G. Lipsiae (eds.), (2002) Saur Verlag.

Paus. Peri. Hell.
Pausanias, Peri Helledos, W. H. S. Jones (çev.), (London 1933), Harvard University Press.

Plin. H. N.    Gaius Plinius Secundus, Historia Naturalis, John Bostock (çev.) (London 1855), Taylor and Francis, Red Lion Court.

 

 

Modern Kaynaklar

Albayrak, 2007
C.Albayrak, Anadolu’da Kybele-Attis Kültü, Ankara. (Yayınlanmış Yüksek Lisans Tezi), Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.

Bayladı, 2005
D. Bayladı, Mitoloji Sözlüğü, Say Yayınları, İstanbul.

Bøgh, 1997
B. Bøgh, “The Phrygian Background of Kybele”, Brill, Numen Vol. 54, Fasc. 3, 304-339.

Claerhout – Devreker 2008
I.Claerhout–J. Devreker, Pessinus: Ana Tanrıça’nın Kutsal Kenti, (Çev.) Betül Avunç, Homer Kitabevi, İstanbul.

Çapar, 1979a
Ö. Çapar, “Anadolu’da Kybele Tapınımı”, A.Ü. Dil Ve Tarih Coğrafya Fakültesi Dergisi, Cilt: XXIX, Sayı: 14, Ocak Haziran 1971-Temmuz-Aralık 1978, Ankara Üniversitesi Basımevi, Ankara, 191-210.

Çapar, 1979b
Ö. Çapar, “Roma Tarihinde Magna Mater (Kybele) Tapınımı”, A.Ü. Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Dergisi, Cilt: XXIX, Sayı: 1-4, Ocak-Haziran 1971-Temmuz-Aralık 1978, Ankara Üniversitesi Basımevi, Ankara, 167190.

Ergener, 1988
R. Ergener, Ana Tanrıçalar Diyarı Anadolu, Yalçın Yayınları, İstanbul.

Fink, 2007
G. Fink, Antik Mitolojide Kim Kimdir?, İlya Yayınevi, İzmir.

İndirkaş, 2006
Z. İndirkaş, “Çağlar Boyu Ana Tanrıça İnancı ve Türk Resmine Yansımaları”, Osmanlı Bankası Arşiv ve Araştırma Merkezi, 27 Aralık 2006 Tarihli Konuşma Metni, İstanbul. (Çevrimiçi: http://www.Obarsiv.Com/Pdf/Vct_ ZuhreindirkasPdf) 30.04.2014.

James, 1959
O. James, The Cult of the Mother-Goddess: An Archaeological and Documentary Study, New York.

Jehle, 2012
M. Jehle, Helden, Götter und Giganten, Helmut Lingen Verlag Gmbh, Köln.

Jennett, 2008
K. D. Jennett, Female Figurines of the Upper Paleolithic, San Marcos, Texas, Honors Thesis, Presented to the Honors Committee of Texas State University-San Marcos, for Graduation in the University Honors Program.

Meyer, 1987
W. Meyer, The Ancient Mysteries, A Source Book of Sacred Texts: 3: The Anatolian Mysteries of the Great Mother and her Lover, and the Syrian Goddess, Philadelphia, University of Pennsylvania Press, Pennsylvania.

Parlak, 2012  S. Parlak, Antik Dönem Anadolu Kültleri ve Kült Merkezleri, Ankara (Yayınlanmış Uzmanlık Tezi), T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Güzel Sanatlar  Genel Müdürlüğü.

Patacı, 2007
S. Patacı, Hellenistik Dönemde Batı Anadolu’da Kybele Tapınımı, İzmir (Yayınlanmış Yüksek Lisans Tezi), Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.

Rein, 1996
M. J. Rein, “Phrygian Matar: Emergence of an Iconographic Type”, Cybele
Attis & Related Cults: Essays in Memory of M. J. Vermaseren, ed. Eugene N. Lane, E. J. Brill, Leiden, 223-238.

Roller, 1988
L. E. Roller, “Phrygian Myth and Cult”, Notes in the History of Art 7,3/4, Special Issue: Phrygian Art and Archaeology, 43–50.

Roller, 1991
L. E. Roller, “The Great Mother at Gordion: The Hellenization of an Anato- lian Cult”, Journal of Hellenic Studies CXI, 128-143.

Roller, 1999

Lynn E. Roller, In Search of God the Mother, the Cult of Anatolian Cybele University of California Press, Berkeley, Los Angeles and London,1999.

Roller, 2004
L. E. Roller, Ana Tanrıça’nın İzinde, Anadolu Kybele Kültü, (Çev.) Betül Avunç, Homer Kitabevi, İstanbul.

Rumscheid, 2006
F. Rumscheid, Die Figürlichen Terrakotten von Priene, Weisbaden, Rei- chert Verlag.

Simon, 1997
E.Simon, “Kybele”, (Ed.) Hans Christoph Ackermann, Lexicon İcono- graphicum Mythologiae Classicae: (Lımc VII), Fondation Pour le Lexicon Iconographicum Mythologiae Classicae, Zürich und Düsseldorf, La Uni- versity Of Michigan, Artemis-Verlag, 747-766.

Stewart, 1970
J. Stewart, “The Silence of Magna Mater”, Harvard Studies in Classical Philology, Vol. 74, Cambridge, Department of the Classics, Harvard Uni- versity Press, 75-84.

Şahan, 2005
M.Şahan, “Tarih Öncesinde Anadolu’da Tanrıça”, Burdur Eğitim Fakülte- si Dergisi 10, Burdur, 37-49.

Şahin, 2000
M.Şahin, Miletopolis Kökenli Figürlü Mezar Stelleri ve Adak Levhaları, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara.

Vermaseren, 1977
J. Vermaseren, Cybele and Attis, the Myth and the Cult, (Çev.) A. M. H. Lemmers, London, Latimer Trend and Company Ltd., Plymouth, Thames And Hudson Ltd.

Vokotopulou, 1994
I.Vokotopoulou, Makedonen die Griechen des Nordens, Athen, Editionen Kapon.

 

[1] İÖ 5600-3500

[2] Şahan, 2005: 39

[3] James, 1959: 11-2.

[4] Meyer, 1987: 113.

[5] İndirkaş, 2006: 2

[6] İndirkaş, 2006: 2.

[7] Bayladı, 2005: 294 vd.

[8] Patacı, 2007: 12.

[9] Roller, 1988, 47.

[10] Claerhout-Devreker, 2008:

[11] Vermaseren, 1977:

[12] Vermaseren, 1977:

[13] Fink, 2007: 238 vd.

[14] Patacı, 2007: 45.

[15] Roller, 2004: 119

[16] Roller, 1988, 43.

[17] Paus. Peri Hell.: III, 22; 4.

[18] Roller, 2004: 93.

[19] Roller, 1991: 130; Bøgh, 1997: 308, 315, 326.

[20] Bøgh, 1997: 308

[21] Rein, 1996: 223 vd.

[22] Rein, 1996: 223 vd.

[23] Roller, 2004: 110.

[24] Roller, 1999: 98.

[25] Roller, 1991: 129; Bøgh 1997: 304, 316; Roller 2004: 98.

[26] Roller, 1991: 130; Roller, 2004: 93.

[27] Roller, 2014: 47.

[28] Çapar, 1979a: 196.

[29] Çapar, 1979a: 196-7.

[30] Vermaseren, 1977: 16

[31] Vermaseren, 1977: 18

[32] Plin. H.N. XXXVI, 4

[33] Bøgh, 1997: 307.

[34] Roller, 1991: 136; Welch 1996: 469.

[35] Roller, 1991: 136.

[36] Roller, 1999: 137, 170-74.

[37] Bøgh, 1997: 316-7.

[38] Bøgh, 1997: 316; Patacı 2007: 22.

[39] Bøgh, 1997: 309.

[40] Bøgh, 1997: 309.

[41] Stewart, 1970: 76.

[42] Roller, 2004: 119

[43] Roller, 2004: 119

[44] Bøgh, 1997: 324, 332.

[45] Detaylı ölçüler ve esere ait diğer bilgiler katalog kısmında yer almaktadır.

[46] Roller, 1991: 131.

[47] Roller, 1991: 136.

[48] Roller, 1991: 132.

[49] Roller, 1991: 137.

[50] İndirkaş, 2006: 3.

[51] Bøgh, 2007: 304–5.

Dr. Elif Burcu ÖZKAN

Klasik Filolog, Çevirmen, Akademisyen, Yazar. İstanbul Üniversitesi Latin Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı’nda Lisans (2004) ve Yüksek Lisans (2008) eğitimlerini tamamladı. Aynı Anabilim dalının Doktora eğitiminin son tez dönemini sürdürmektedir. 2006-2013 yılları arasında Latince ve Eski Yunanca alanında özel ders öğretmenliği yaptı. 2009-2010 eğitim yılında Kocaeli; Tev-İnanç Türkeş Özel Lisesi’nde Latince öğretmenliği yaptı. 2013-2014 eğitim yılından beri Bursa- Uludağ Üniversitesi'nde Öğretim Görevlisi olarak görev yapmakta; üniversitenin çeşitli bölümlerinde Latince ve Eski Yunanca Grameri; Latin ve Eski Yunan Edebiyatı derslerini yürütmektedir. Klasik Filoloji, Arkeoloji, Felsefe ve Tarih alanlarına yönelik yazdığı akademik makaleler 2013 yılından beri akademik kitaplarda ve süreli yayınlarda yayımlanmaktadır. Mayıs 2021'den bu yana şiirleri ulusal şiir ve edebiyat dergilerinde yayımlanmaktadır. Latinceden çevirdiği ve Yüksek Lisans tezinde incelediği Seneca- De Constantia Sapientis (Bilgenin Sarsılmazlığı) adlı eseri 2017 yılı Eylül ayında Doğu Batı Yayınları (Ankara) tarafından yayımlanmıştır. "LARVA" (Artshop Yayıncılık, 2019) ve "KOZA" (Öteki Yayınevi, Mayıs 2021) adında iki şiir kitabı bulunmaktadır. İletişim:[email protected]

FACEBOOK - YORUM YAZ

Sosyal Medyada Paylaşın:

BU MAKALELER İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR!

  • YENİ