Quantcast
Tarsus’un Çamalan Köyünden Tahtacı Ozan Âşık Talibi – Belgesel Tarih

Dr. Halil ATILGAN
Dr. Halil  ATILGAN
Tarsus’un Çamalan Köyünden Tahtacı Ozan Âşık Talibi
  • 26 Aralık 2020 Cumartesi
  • +
  • -
  • Dr. Halil ATILGAN /

Loading

Tahtacılarının çoğu Güneydoğu Torosları kendilerine yurt edinmiş, genellikle geçimlerini ağaç kesim işlerinden temin eden Türkmenlerdir. Yaptıkları işten ötürü de kendilerine Tahtacı denilmiştir. Adana’nın Kuzeyinden başlayarak Muğla Fethiye’ye kadar uzanan Akdeniz sahil şeridinin denize bakan yamaçlarında onların yerleşik düzene geçtiği görülür. Tarsus’un Çamalan köyü de bahsettiğimiz sahil şeridinde yerleşik düzene geçen köylerimizden biridir.

Eski Adana- Ankara E 5 karayolu köyün içinden geçer. Bu yol üzerindeki Alman Mezarlığı da köyün hemen yanı başındadır. Tespitlerimize göre takriben 1850- 1858 yılları arasında kurulmuştur. Önce Tarsus’a bağlı Taşobası’nın Bekirli mezrasında kurulan köy, daha sonra şimdiki bulunduğu yerde yerleşik düzene geçmiştir. Nüfusu yaklaşık 260, denizden yüksekliği 850metre Tarsus ilçe merkezine uzaklığı ise 43km’dir.

Köyde yakın zamana kadar Malatya’dan, Sivas’tan gelen dedeler vasıtasıyla cemler yapılmış, Alevilik kısmen de olsa yaşatılmaya çalışılmış. Ancak köy halkının şehre göçmesi köyde cemin yapılmasını engellediği gibi, bazı geleneklerin de yok olmasına vesile olmuştur. Buna rağmen köyde bağlama çalan kişiler çoğunlukta olup, deyiş ve nefes türü ezgiler çalınıp söylenmiş. Çevrenin taassubuna rağmen köyde bağlama çalıp söyleme geleneği kendini en iyi şekilde korumuş. Bağlama başa taç edilmiştir. İşte bağlamayı başa taç edenlerden biri de Tahtacı Ozan Âşık Talibi’dir. Ataları Silifke’den Mersin’e, sonra merkeze bağlı Düğdüören, Dalakderesi köylerinden göçerek Çamalan’a gelmiş yerleşmişlerdir.

Ben de bu yörenin çocuğu olmama, köyümün Çamalan’a çok yakın olmasına rağmen Çamalan’ı, Çamalanlıları daha yakından tanımam Ankara İbni Sina Hastahanesinde yatarken gerçekleşti. İbni Sina’da yatarken Çamalanlı Muharrem Talipoğlu’nu tanıdım. Muharrem Âşık Talibi’nin kardeşi idi. Muharrem Talipoğlu ile tanışmam 1998 yılında Tarsus Çamalan’ı Tahtacılarının cemlerini çekmekle devam etti. O zaman Muharrem Talipoğlu vefat etmişti. Çekimler münasebetiyle Çamalanlılarla iyice içli dışlı olduk. Bu içli dışlı olmak bizi Tarsus’la ilgili hazırladığım Geçmişten Günümüze Tarsus Türküleri CD çalışmasına kadar getirdi. Sonra Çamalan köyü ben, ben de Çamalan köyü olduk. Çeşitli vesilelerle başlayan Çamalan dostluğu Âşık Talibi’nin tebliğ halinde sunulmasına vesile oldu.

Bu tebliğinin hazırlanmasında yardımlarını esirgemeyen Âşık Talibi’nin yeğeni Öğretmen Zeliha Kalekci’ye çok teşekkür ediyorum. Onun gayretleriyle bilgiler yazıya döküldü ve okuyanların hizmetine sunuldu.

Aşık Talibi

Âşık Talibi: 04 02 1945 tarihinde Mersin ilinin Tarsus ilçesinin Çamalan köyünde dünyaya geldi. Babasının adı Mustafa, annesinin adı Döndü’dür. Annesi Kayseri’nin Sarıoğlan ilçesinin Yerlikuyu köyünden Çamalan’a gelin gelmiştir. Köyde Urumlu / Urumlu kızı olarak bilinir. Çamalan’da Talibi’nin babasına Ördek Mustafa, ana tarafına Zorlular denir. Âşık Talibi: Anakız, Müslüme, Döndü, Veli (Âşık Talibi) Muharrem, Ahmet olmak üzere yedi kardeştirler. Talibi yedi kardeşin dördüncüsü olarak dünyaya gelmiştir. Muharrem Talipoğlu 2000 yılının temmuz ayında, Müslüme (Talipoğlu) Çatal ise 2010 yılının Nisan ayında vefat etmiş, diğer beşkardeş hayattadır.

Talibi’nin asıl adı Veli’dir. Ördek olan soya adını Talipoğlu olarak değiştirmiş, Zaman içinde Talibi mahlası, Talipoğlu da soyadı olmuştur. Menemenli Tahtacı Türkmen’lerinin Ecemirli kolundan olup, Ağu İçen Ocağına mensuptur. Atalarının İran-Horasan, Suriye-Rakka üzerinden Anadolu’ya geldiğini söylemektedir.

İlkokula kendi köyünde başlayan Talibi 1959 yılında Çamalan Köyü İlkokulundan mezun olur. Sonra Tarsus Lisesinin Ortaokul kısmına kayıt yaptırmasına rağmen okula devam edemez. Ailenin en büyük erkek çocuğu olması birtakım sorumlulukları da beraberinde getirir. Bunun üstüne ekonomik sıkıntılar da eklenince tahsil hayatını devam ettiremez. Ortaokul birinci sınıftan ayrılır. Askere gidinceye kadar ailenin çeşitli işlerine yardımcı olur. Baş işi ağaç kesmedir. Aile nerede ağaç kesiyorsa Talipoğlu’da oradadır.

1964 yılında daha askere gitmeden Kahramanmaraş ilinin Andırın ilçesinde orman işinde çalışırken Aydın Tahtacılarından Şenel adında bir kızla ilk evliliğini gerçekleştirir. Bu evlilikten 1965 yılında bir kızı, 1967 yılında da bir oğlu dünyaya gelir. Kızın adı Döndü, oğlanın adı Haydar’dır. Talibi her ne kadar evli çora çocuğa karışmış olsa da bağlamaya olan tutkusu tüm şiddetiyle devam etmektedir.

O zaman Çamalan köyünde cemler yapılmakta, Malatya’dan, Aksaray’dan Sivas’tan dedeler gelmektedir. Talipoğlu’un içi alev alevdir. “Ah bir bağlama çalabilsem diye içinden geçirir. Bağlama alsa kim öğretecek. Köye hangi hoca gelip ders verecek. Ağaç kesme işi dağlarda. Dağlara hangi hoca gelecek de bu “Do” dur, bu “Re”dir diyecek. Çaresizdir. Bir müddet köye gelen zakirleri ve dedeleri dinleyerek kendini tatmin eder. Ama gün be gün, içinde yangın artarak devam etmektedir. Yangını söndürmek için bağlama almak gerekir diye düşünür. Bu düşüncesini 1963 yılında gerçekleştirir. Adana’ya giderek Ali Limoncu’dan 50 TL’ye bir bağlama alır. Artık Talibi bağlamayla yatar bağlamayla kalkar. Öğrenmek için çok çaba harcar. Her gün çalışmalar yapar. Fakat yardım edecek bir Allah’ın kulu yoktur. İşi zamana bırakır.

Günlerden bir gün aile Maraş’ın Andırın ilçesinden bir ağaç kesme işi alır. Ağaç kesme işine Adana’nın Karaisalı ilçesinin Nergizlik köyünden İsmail Yumuk’da müdahildir. İsmail Yumuk’un bir bağlaması vardır. O da çalıp söylüyor, üstelik de cemlerde de zakirlik yapıyor. Âşık Talibi fırsatı iyi değerlendirir. İsmail Yumuk’tan bilmediklerini öğrenir. Onun ilk feyiz aldığı kişi İsmail Yumuk olur. İsmail Yumuk çalar, Talibi okur. İlk birliktelik Andırın’ın yazlık sinemalarında sahneye çıkmakla başlar. Film başlamadan önce iki delikanlı çıkar zamanın en ünlü türkülerini çalar söylerler ve hiç de bir ücret talep etmezler. İşte Âşık Talibi’nin bağlamayla, sahneyle tanışması bu şekilde başlar. Her gün biraz daha ustalaşarak devam eder. İsmail Yumuk’tan bağlamayla ilgili aldığı bilgileri gün be geliştirerek devam ettirir.

Artık askerlik vakti gelmiştir. Âşık Talibi 23 Mart 1965 tarihinde İstanbul Ayaz Ağa 125. Merkez Jandarma Alay Komutanlığında askerdir. Bağlamaya olan ilgisi Bando Bölüğünde görevlendirilmesine vesile olur. Sazı trompettir. Her ne kadar Bando Bölüğünün trompetçi olsa da bağlamayı elden bırakmaz. Bando bölüğünde notayı öğrenir. Notayla üfler trompetini. Bir gün, beş gün derken trompet üflemek onun fıtık olmasını sağlar. Çare ameliyat olmaktır. Talibi asker ocağında ameliyat olur. Ameliyattan sonra Bando Bölüğünden Sultan Ahmet Ceza Evi Karakoluna dağıtımı yapılır. Onun bağlamayla olan ilgisini tespit eden komutanı İstanbul Radyosu nizamiye nöbetçisi olarak görevlendirir. Artık Âşık Talibi İstanbul Radyosu nizamiyesinin müdavim nöbetçilerindendir.

Ali Ekber Çiçek’e hayrandır. Bu vesileyle onu muhakkak görmek ister. Bir gün görev başındayken nizamiye kapısında dört kişi beklemektedir. Üçü birlikte birisi ayrı. Ayrı olana Ali Ekber Çiçek’i sorar.

—Ben Ali Ekber Çiçek’i tanımak istiyorum. Siz onu tanır mısınız?
—Sen ne yapacaksın Ali Ekber Çiçek’i
—Ben onun hayranıyım. Onun sesini ve sazını çok seviyorum. Hep radyodan dinliyorum. Şimdi fırsat bu fırsat kendisini görmek istiyorum.
—Onu çok mu seviyorsun?
—Evet, çok seviyorum.
—Sen nerelisin?
—Ben Tarsus’un Çamalan köyündenim.
—Alevi misin?
—Evet, Alevi’yim. Daha doğrusu Tahtacı’yım.
—Ali Ekber benim. Sen çok şanslısın. Ali Ekber’i Ali Ekber’den soruyorsun. Bu herkese nasip olmaz. Pekiyi bağlaman var mı? Çalıyor musun?
—Bağlamam var. Kendime göre çalıyorum.
—O zaman bir gün bağlamanı getir göreyim. Sonra gereğini yaparız der.

Veli Talipoğlu, Ali Ekber Çiçek’le işte böyle tanışır. Sonra Nida Tüfekçi ve tüm İstanbul Radyosu sanatçılarıyla tanışma fırsatı bulur. Ama içlerinde en samimi olduğu Ali Ekber Çiçek’tir.

Ali Ekber Çiçek Talibi’nin bağlamasını görmek ister. Talibi de Ali Limoncu’dan 50 TL’ye aldığı bağlamasını getirir. Ali Ekber Talibi’nin bağlamasını beğenmez. “radan bir saz, üstelik göğsü de kavaktan” der. Talibi’ye İstanbul’un ünlü bağlama yapım ustalarından birine 100 liraya bir bağlama yaptırır.

Bağlama çalma konusunda Âşık Talibi’ye yön veren ikinci kişi Ali Ekber Çiçek olur. Talibi’nin Ali Ekber Çiçek’le tanışması dünyasının değişmesini sağlar. Bağlamayla ilgili bir takım teknik bilgiler öğrenir. İsmail Yumuktan sonra ikinci rehberi Ali Ekber Çiçek olur. Askerlik hayatı böyle devam ederken birlik değiştirir. İstanbul Sarıyer Jandarma Karakoluna görevlendirilmesiyle radyo evindeki nizamiye nöbetçiliği de sona ermiş olur. Ama o Ali Ekber Çiçekle hiçbir zaman irtibatını kesmez bu dostluk uzun müddet devam eder. Âşık Talibi Sarıyer Jandarma Karakolundan 1 Ocak 1968 tarihinde terhis olur. Askerlikten sonra köyüne dönen Talibi devamlı bir iş bulma peşinde koşsa da başarılı olamaz. Ağaç kesme işi ile hayatını idame ettirir.

Hayat Çamalan’da devam etmekte fakat o, kendine daimi bir iş bularak çalışmak ister. Gönlünde Avrupa’ya işçi olarak gitmek vardır. Bununla ilgili çeşitli yerlere başvurur. Yıl 1969. Avrupa’ya gitmek için Nazilli’deki bir kooperatife 250 TL para gönderir. Parayı gönderdikten sonra yanına bağlamasını da alarak Nazilli’ye gider. Nazilli’de Talibi’nin elinde bağlamayı gören bir gazinocu geceleri bağlama çalması için teklif götürür. Talibi gazinocuyla 50TL yevmiye ile anlaşarak program yapmaya başlar.

Talibi maalesef Avrupa’ya gidemez. Verdiği 250 TL para da gider. Kısaca dolandırılır. Fakat dolandırılsa da Nazilli Talibi’nin hayatında bir dönüm noktası olur. Zira Nazilli’deki gazinoda bağlama çalarken Erzincanlı Âşık Diyari Baba ile tanışır. Diyari Baba onun ilk ve tek ustasıdır. Âşıklıkla, gelenekle ilgili tüm bilgileri Diyari Baba’dan alır. Diyari Baba usta, Talibi çıraktır. Usta çırak ilişkisi münasebetiyle soyadından esinlenerek Talibi mahlasını Erzincanlı ustası Diyari Baba verir. O elinde bağlaması Anadolu’yu karış karış dolaşır. Tarsus’un ünlü gazelhanlarından Kaplan Tarsuslu ile bir organizatör vasıtasıyla turneye katılır.

Turnede bağlamasıyla Kaplan Tarsusluya eşlik eder, çalıp okuyarak da program yapar. Talibinin âşıklığının yanında bağlaması onun ekmek kapısı olmuştur. Hem çalar hem okur, hem de deyiş söyler. Söyler söylemesine ama teker tersine döner. Ekonomik sıkıntı hat safhadadır. Bu sıkıntılar içindeyken 1969 yılında iki çocukla birinci eşinden ayrılır. Bu ayrılık onun yurdu diyar diyar dolaşmasına vesile olur. Hayat böyle devam ederken 21 Mart 1970 tarihinde Çamalanlı Çataloğulları’nın kızı Gönül’le ikinci evliliğini gerçekleştirir. Gönül Hanımın annesi Gülistan babası Süleyman’dır. Bu evliliğinden de üç kız dört erkek olmak üzere beş çocuk dünya gelir. Bunlar: Tamer, (1971) Hümeyra (1973), Derya (1975), Emre (1977) ve Hüseyin’dir (1980). İkinci evlilikten sonra Talibi’nin yaşantısı istenilen ölçüde yine düzene girmemiştir. Hep bir arayış içinde olduğu gözlenir. 1971 yılında yollar onu alır götürür Edremit’e. Edremit’ín Çepni köylerine. O, köylerdeki düğünlerde bağlama çalıp türkü söyler. Para kazanır. Hayatı idame ettirmeye çalışır. 1974’de Âşık Talibi bu sefer de Ankara’nın köylerinde bağlamasıyla düğün çalarak geçimini temin eder.

Âşık Talibi: 1989 yılında Alevi ozanlardan Âşık Haydar Aslan, Mehmet Eroğlu, Âşık Kederi, Ayten Kavak’ın da katıldığı müşterek bir kaset çalışması yapar. Yapım Görsel Kasetçilik tarafından gerçekleştirir. Bu çalışmanın adı “Alevilikte 12 Hizmet ve Cem Tertibi’’dir. Hemen ardından “Gece gündüz Hayaline Yandığım” adlı ikinci kaset çalışmasını Ayten Kavakla birlikte gerçekleştirir. Bu birlikte yapılan kaset çalışmasında kendisine ait üç deyiş okur. Halil Atılgan’ın hazırladığı: 4 CD’den oluşan Geçmişten Günümüze Tarsus Türküleri CD seti çalışmasında da “Hü deyip kapıdan girdim içeri” dizesiyle başlayan bir Düvaz İmam seslendirir. Bunun dışında her yıl düzenli olarak Abdal Musa, Hacı Bektaş ve Hasan Dede törenlerine katılarak deyişlerini tüm ulusa duyurmayı başarır.

Esas işi ağaç kesme, tahtacılık olmasına rağmen onun yaşantısında değişik işlerle iştigal ettiği görülür. 197 –1979 yılları arasında Tarsus’ta hızar atölyesi çalıştırır. 198 –1987 yılları arasında kamyonuyla nakliyecilik, tankerle mazot taşıma işleri de yapan Talibi 2008 yılında sigortalı olarak emekliye ayrılır.

Âşık Talibi kendine göre bağlamasını iyi çalan cemlerde zakirlik yapan, bağlamasını cemin kurallarına göre en iyi şekilde kullanan, deyişlerini geleneksel olarak çalıp söyleyen bir Tahtacı Türkmen Ozanıdır. Deyişleri Allah, Muhammed, Ali üstüne kurulmuş, bu anlayışa göre de çalıp söylemiştir.

Hü deyip kapıdan girdim içeri
Baktım erenlerin cemi göründü
Varıp eşiğine niyaz eyledim
Gözüme Muhammet Ali göründü

Hey dost hey dost Ali göründü
Hey dost hey dost Veli göründü

Hasan’la Hüseyin divan kurdular
İmam Zeynel Bakır ikrar verdiler
İmam Cafer’e de erdir dediler
İmam Musa Kazım Rıza göründü

Hey dost hey dost Ali göründü
Hey dost hey dost Veli göründü

Taki Naki yolda serin verdiler
Hasanül Asker’e gerçek dediler
Talibi’ye gelen kimdir dediler
İmam’ın Methi Resul da göründü

Hey dost hey dost Ali göründü
Hey dost hey dost Veli göründü

Diyerek üç dörtlükte 12 imamı (Düvaz İmam) ustaca işleyen âşıklar arasında yerini almıştır. Besteleşen bu deyişine Geçmişten Günümüze Tarsus Türküleri CD Seti çalışmasında da yer verilmiştir. Düvaz İmam cemlerde 12 İmamı dörtlüklere anlatmaktır. Düvazdeh de denilir. Üç dörtlükte 12 imamı anlatmak marifettir. Yukarıda verdiğimiz örnekte Âşık Talibi bunu en iyi şekilde dile ve tele dökmüştür. Söylediği deyişlerinin tamamı üç dörtlükten ibarettir. Her nedense deyişler üç dörtlüğün dışına taşmamıştır. Bunların çoğu tarafından bestelenmiş, bestelerini radyo, televizyon, kaset ve CD’lere de okumuştur. O: İlk dizelerinin tele ve dile dökülmesini:

Verdiler elime defter kalemi
Gönlüme geleni yazmaya durdum
Atamadım baştan kader elemi
Başıma geleni yazmaya durdum

Açıldı bağımda gonca güllerim
Dosta ayan olsun benim hallerim
Söylerim sazımla çalar tellerim
Şu bahtın ilinde gezmeye durdum

Talibi’yem sildim gönül pasını
Âşık çeker maşukların yasını
İçmişem elinden ahu tasını
Mecnun’um aşkınla gezmeye geldim

diyerek dile getirir.

O bir gönül insanıdır. Kul yüreği incitmez. Muhannete muhtaç olmak istemez. Yıkar. Yarar boyundan büyük ağacı. Kendine yeter gücü. Hak’tan halktan alır gücünü. Devirirken devletten izinli, Hak’tan özürlü ağacı, koparmaz dalından gülü. Kendi nefsi için kesmez, gelecek için diker ağacı. Bilir doğadaki her bir varlığın önemini. Cemal cemale, insan insanadır yüzü. Kendi içindir arayışının özü.  Ondaki gönlün temeli insana dayanır.

Hacı Bektaşi Veli’nin:

Hararet baştadır taçta değildir
Keramet baştadır saçta değildir
Her ne arar isen kendinde ara
Küdüs’te Mekke’de haçta değildir

dediği gibi, o da aradığı tüm özelliklerin insanda olduğuna inanır.  Bu düşüncesini:

Sürünerek gerçeklere karıştım
Kanatlanıp kuşlar ile yarıştım
Himmet deyip sıra ile el açtım
Aradığın sende bul dendi bana

Dörtlüğü ile dile getirir. Bu dörtlükle aradığı her nesnenin insanın kendisinde olduğunu ifade etmektedir. Zira insan Allah’ın en ulvi yaratığıdır. Allah akıl vermiş, düşünce vermiş. Aklınla da beni bul demiş. Onun için Talibi’de aradığı tüm özelliklerin insanda olduğunu söyler. Şiirlerinde insan hep ön plandadır. Didaktik özellikler içerir. İkilik yoktur birlik vardır. Birlik her zaman beraberliğin ve barışın sembolü olarak değerlendirilir.

Gel sevdiğim senle biraz konuşak
Sakın ikiliğe girme bir daha
Küskün müsün dargın mısın barışak
Yalana dolana kanma bir daha

diyerek düşüncesini açıkça ifade eder. Çünkü birlikten kuvvet doğar ilkesini çok iyi bilenlerdendir. Zira aynı yere vurulunca güç birliği kendini gösterir. Kısaca o: “İkilik yok birlik var / Yalnız onda dirlik var” ilkesine sıkı sıkı bağlıdır. İkiliğin olduğu yerde tüm kötülüklerin ortaya çıkacağına canı yürekten inananlardandır.

Onun gönlünde Şahı Merdan Ali ile Hünkâr Hacı Bektaş Veli’nin ayrı bir yeri ve değeri vardır. Bu değer onun dizelerinde de kendini gösterir. Sensiz dünya başlıklı deyişinde:

Sensiz dünya bana yalan
Dertlilere derman olan
Kâinatın rızkın veren

Yetiş Şahı Merdan Ali
Hünkâr Hacı Bektaş Veli

Kaldır ikiliği serden
Açıla gönüle perden
Şah şehidi Kârbela’dan

Yetiş Şahı Merdan Ali
Hünkâr Hacı Bektaş Veli

Diyerek ikiliğin baştan atılmasını ister. Hem de Şahı Merdan Ali’ye, Hünkâr Hacı Bektaş Veli’ye olan duygularının tercümanı olur. Ona göre birliğinde, dirliğin de yolu sevgiden, muhabbetten, Hhacı Bektaş Veli’den geçer. O bu konuyla ilgili duygularını:

Ara bul diyerek bütün insana
İkilikte değil bir Hacı Bektaş
Ele dik bele şartın koyarak
Horasan’dan gelen sel Hacı Bektaş

Sensin bizim zahir batın ulumuz
Miski amber kokar gonca gülümüz
Sazda sözde her an söyler dilimiz
Senin için çalar tel Hacı Bektaş

Diyerek dile getirir. Onda devletin bölünmez bütünlüğü hiç değişmeyen bir kuraldır. Arı duru bir Türk’tür. Tahtacı Türkmen ozanıdır. Vatanına milletine bağlı, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e son derece sadakatli bir vatanperverdir. Şartlar ne olursa olsun bu konuda hiç tavizi yoktur. “İki gül vardır renkleri solmaz” dizesiyle başlayan deyişi Atatürk sevgisini, Hacı Bektaş Veli’ye olan bağlılığını çok net bir şekilde ortaya koymaktadır.

İki gül vardır renkleri solmaz
Biri Hacı Bektaş biri Atatürk
Cahile nadana sırrını vermez
Biri Hacı Bektaş biri Atatürk

Ser Çeşme başında yolları vardır
Hizmete eğilen kolları vardır
Petekten süzülen balları vardır
Biri Hacı Bektaş biri Atatürk

Birisi ara bul dedi insana
Birisi barış sulh dedi cihana
Talibi’ye gel diyen de bu yana
Biri Hacı Bektaş biri Atatürk

Talibi de aşk vardır. Ondaki aşk, aşkı hakikidir. Yüreği Tanrı aşkı ile doludur. Yaradan’ı sever Yaradan’dan ötürü. Tüm şiirleri bu pencereden bakılarak dile ve tele dökülmüştür. O bu duygularla vurur curasının teline. Tıpkı Koca Yunus’un: “Bir ben vardır benden içeri” dediği gibi: o da:

Bu yol gayet ince hile götürmez
Nadan bahçesinde meyve bitirmez
Dost pazarında metah satılmaz
Bir gerçeğe gönül verilmeliymiş

Diyerek dile ve tele döker.  Bir gerçeğe gönül verilmeliymiş dizesinde bahsettiği gerçek Tanrı’dır. Aşkı hakikinin ta kendisidir. Kutsal aşktır. Onun için asıl olan da budur. Bunun dışındakiler mecazidir. Fanidir.

Talibi’yem sildim gönül pası
Âşık çeker maşukların yasını
İçmişem elinden ahu tasını
Mecnunum aşkınla gezmeye geldim

Dörtlüğünde ki: Mecnunum aşkınla gezmeye geldim deyişindeki mecnunluğunun temelinde yine aradığı gerçek yatmaktadır. Mecnun olmasını sağlayan unsur da aşkta bulduğu gerçektir. Dizelerinde gerçek olan Tanrı’dır.  Dolaylı yollarla anlatılmaya çalışılır. Adları zikretmeden hedefe ulaşmak prensiptir.

Bu nasıl ateştir yanıp tüterim
Bülbül olur dost bağında öterim
Talibi’yem hasta oldum yatarım
Lâl oldu ağzımda dile ne deyim

dörtlüğünde:“Bu nasıl ateştir yanıp tüterim” demektedir. İşte onun bahsettiği “ateş” gerçeğin yürekte bıraktığı ateştir. Talibi o ateşle yanıp tütmektedir. Onun gerçekten maddi aşka dörtlükler düzdüğü hiç görülmemiştir. Dörtlükleri, sazının tellerinin yanıp kavrulması Allah içindir. Şiirlerinin çoğu da bu tema üzerine kurulmuştur.

SONUÇ:

Âşık Talibi daha önce de söylediğimiz gibi Türkiye Cumhuriyeti’nin bölünmez bütünlüğünü savunur. Atatürk ilke ve inkılâplarına canı gönülden bağlıdır. Deyişlerini 11’li, ya da 8’li hece ölçüsüyle söylemiştir. Dörtlüklerinde arı ve duru bir Türkçe hâkimdir Arapça, Farsça sözcükler kullanmamıştır. Cem kültürüyle büyümüş olması onun paylaşımcı, şahsına güç geleni başkasına tatbik etmeyen, kendi halinde, hoş görülü, sevecen bir kişiliğe sahip olmasını sağlamıştır. Allah, Muhammed, Ali sevgisiyle kendisini yetiştirmiş, şiirlerinde de bu duygularını dile getirmiştir. O: Irk, dil, din, renk, mezhep ve cinsiyet ayrımı yapmadan bütün insanları sevgiyle kucaklayan yaratılanı, yaratandan dolayı seven, Yunus’un felsefesini savunarak kimse kimseye kendi inancını ve düşüncesini dayatmadan huzur içerisinde yaşamasını dileyen, Hacı Bektaşı-ı Veli öğretisi ile kendisini yetiştiren bir Tahtacı Türkmen ozanıdır. İnsan olmak- Er olmak onun için çok önemlidir. Ona göre tüm yollar insan olmaktan geçer. O Şah Hatayi’nin: “Önce kendin kendin tanı / Sonra ele nazar eyle” prensibine son derece bağlı bir ozandır.

ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER

ARAYIP BULAYIM

Arayıp mürşidim bulayım dersen
Yatıp ateşlerde kül olmalıymış
Hakikat kapısın açmayım dersen
Nefsin kalesin yıkılmalıymış

Bu yol gayet ince hile götürmez
Nadan bahçesinde meyve bitirmez
Dost pazarında metah satılmaz
Bir gerçeğe gönül verilmeliymiş

Talibi’yim böyle söyler sözünü
İnsanı kâmile bağlar özünü
Görmek diler isen dostun yüzünü
Ölmeden evveli ölünmeliymiş

BUNCA YILDIR
Bun yıldır mah yüzüne bakarım
Durma be sevdiğim gel yavaş yavaş
Kalbime girmiştir nuru cemalin
Şu derdime dermen ol yavaş yavaş

Bakarsan karşında hayalin durur
Uzansam yanına el beni görür
Sokulsam yavaşça gönlümü alır
Sor suaal eyle de gel yavaş yavaş

Talibi dertlidir yanar tüterim
Bülbül olur dost bağında öterim
Dalmışım ummana yiter giderim
Ara be sevdiğim bul yavaş yavaş

GEL SEVDİĞİM

Gel sevdiğim senle biraz konuşak
Sakın ikiliğe girme bir daha
Küskün müsün dargın mısın barışak
Yalana dolana kanma bir daha

Her gördüğün sende güzel sanarsın
Yüreğine ateş düşmüş yanarsın
Kaptansız deryaya gemi salarsın
Her deryaya gemi salma bir daha

Geri durma hep ileri izimiz
Sevgiyle doludur gönül bağımız
Talibi kardeşin dert ortağımız
İstemem yüzüme gülme bir daha

GELME BERİ

Be hey zahit sen bu yana
Geçemezsin gelme beri
Aşk dolusu haram sana
İçemezsin gelme beri

Bir şey yoktur aşktan üstün
Âşıklara deme şaşkın
Bu deryalar boydan aşkın
Geçemezsin demedim mi

Talibi kendi haline
Karga konmasın gülüne
Dünyadan batıl iline
Seçemezsin demedim mi

HACI BEKTAŞ
Ara bul diyerek bütün insana
İkilikte değil bir Hacı Bektaş
Ele dik bele şartın koyarak
Horosan’dan gelen sel Hacı Bektaş

Sensin bizim zahir batın ulumuz
Miski amber kokar gonca gülümüz
Sazda sözde her an söyler dilimiz
Senin için çalar tel Hacı Bektaş

Talibi’yim menzil oldum izinde
Çok şükür celalin gördüm gözümle
Her an yarı değil oldun bizimle
Üstümüzde esen yel Hacı Bektaş

Dr. Halil ATILGAN

Dr. HALİL ATILGAN 1946 yılında Adana'nın Karaisalı ilçesinin İncirgediği köyünde doğdu. (İncirgediği 1993 yılında Mersin ilinin Tarsus ilçesine bağlandı.) İlkokulu köyünde bitirdikten sonra Düziçi İlköğretmen Okuluna girdi. 1964–1965 öğretim yılında Düziçi İlköğretmen Okulundan mezun oldu. Çeşitli illerde öğretmenlik, Halk Eğitimi Merkezi Müdür, Müdür Yardımcılığı görevlerinde bulundu. 1973–1975 yıllarında Çukurova Radyosunun açmış olduğu saz sanatçılığı sınavlarını kazandı. 1984 de Çukurova Üniversitesine Müzik Uzmanı olarak atandı. Çukurova Üniversitesi Güzel Sanatlar Bölümünde Halk Müziği ve Bağlama Dersleri Öğretim Görevlisi, Kültür Sanat Merkezi Müdürlüğü yaptı. 1990 yılında Kültür Bakanlığı Şanlı Urfa Devlet Türk Halk Müziği Korosuna Kurucu Şef olarak atandı. 1993 yılında Ankara'ya alınan Dr. Atılgan koro şefliğinin yanında Kültür Bakanlığı Halk Kültürlerini Araştırma ve Geliştirme Genel Müdürlüğünde (HAGEM) müzik danışmanlığı, repertuvar kurulu başkanlığı görevlerinde bulundu. Zaman içinde Anadolu Üniversitesi AÖF’nin İktisat Bölümünü bitirdi. Adana Valiliği adına yaptığı Geçmişten Günümüze Çukurova Türküleri kaset setinde yörenin özellikli türkülerini beş kasette toplayarak Türk kültür tarihinde bir ilki gerçekleştirdi. Değişik illerde çeşitli görevlerde bulunan Dr. Atılgan; İçel, Yozgat, Adana, Gaziantep, Kıbrıs, Hatay, Muğla, Niğde, Tarsus, Şanlıurfa, Osmaniye, Mersin illerinde folklor derlemeleri yaptı. Derlediği türküleri TRT, TV programlarında kitaplarında yayımladı. Folklorla ilgili araştırmalarını ise; Sivas Folkloru, Türk Folkloru, Anadolu Folkloru, Erciyes, Karaisalı, Güneyde Kültür, İçel Kültürü, Ozan, Türkiye İş Bankası Kültür Sanat, Tarla, Güney Su, Folklor Edebiyat, Ana Yurttan Ata Yurda Türk Dünyası, Ceyhan, Çağrı, Maki, Harran, Türksoy, Çukurova Lobisi, Size, Yörtürk, Turunç, Ardıç Kuşu, Türksözü, Folklar, Türk Yurdu, Düziçi, Işınsu, Türküg, Şehir, Alkış dergilerinde, Karaisalı, Sonsöz, Yeniçağ, Adana Ekspres gazetelerinde Aralık 2021 itibariyle 205 makalesi yayımladı. TRT Çukurova Radyosunda yapımı gerçekleşen Dilde Telde Çukurova, Dadaloğlu Karacaoğlan Yurdundan, Yöremiz Folklorundan programlarının yapılmasında çeşitli katkılar sağlayarak, folklor ve halk müziği konularında konuşmalar yaptı. Üniversitelerde müzikle ilgili konferanslar verdi. TRT, özel televizyon ve radyolara Dilde Telde Anadolu, Ezgi Kervanı, Sanatçı Politikacılar, Kültür Kürsüsü, Anadolu’nun Dili, Türkü Deryasında Bir Damla programlarını hazırlayıp sundu. Yaklaşık 300'e yakın Türk halk ezgisini derleyen, notaya alan Atılgan, bu ezgileri TRT, TV'nin çeşitli programlarında çaldı okudu. Çoğunluğunu Çukurova türkülerinin oluşturduğu yaklaşık 100'e yakın halk ezgisini de TRT repertuvarına kazandırdı. Şefliğini yaptığı halk müziği korolarıyla yurdun çeşitli bölgelerinde konserler veren Halil Atılgan millî ve milletler arası folklor, müzik, halk edebiyatı ve halk oyunları dalında kongre, bilgi şöleni ve seminerlere katılarak Aralık 2020 itibariyle 54 tebliğ sundu. Türk kültürüne hizmetlerinden ötürü 3 Ocak 2004 tarihinde Azerbaycan Vektör İlimler Merkezinden doktora aldı. MESAM- İLESAM-Türk Folklor Araştırmaları Kurumu üyesi olan Dr. Halil Atılgan şiirlerden ve türkülerden hareket ederek sahneye koyduğu Kurtuluş Savaşı Destanı, Türkülerin Dili, Türkülerde Ana, Sevelim Sevilelim, Urfa Kurtuluş Savaşı Destanı müzikal programlarıyla halk müziğine değişik bir sunum kazandırdı. Kültür ve Turizm Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğünden 01 Ocak 2010 tarihinde Devlet Türk Halk Müziği Korosu Şefi olarak emekliye ayrıldı. Dr. Atılgan Türk kültürüne hizmetlerinden dolayı çeşitli kurum ve kuruluşlarca Aralık 2021 itibariyle 17 kez ödüle layık görüldü, geçmişten günümüze 35 kitabı yayımlandı. 2015 yılının Mayıs ayında Tarsus’un İndirgediği köyü – Kaşoba mezrasında Halil Atılgan Toroslar Kültür ve Sanat Evinin (Halil Atılgan Toroslar Yörük Müzesi) açılışını yaparak toplumun hizmetine sunan Atılgan, halen TRT Türkü’de Toprak Kokan Türküler ve Dilde Telde Anadolu programlarını hazırlayıp sunmaktadır. E-Posta: [email protected]

FACEBOOK - YORUM YAZ

Sosyal Medyada Paylaşın:
Etiketler:
Dr Halil Atılgan

BU MAKALELER İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR!

  • YENİ