Ana Sayfa Kafkasya Tarihte Çerkes-Gürcü İlişkileri

Tarihte Çerkes-Gürcü İlişkileri

  • Mahmut Bİ

Çerkes-Gürcü ilişkileri oldukça uzun bir geçmişe dayanmaktadır. Bu ilişkilere geçmeden önce,  Çerkes ve Gürcü Halklarına kısaca değinmekte yarar vardır.

Çerkesler1, tarihin çok eskiden beri tanıttığı ve değişik adlarla tanımladığı, zengin bir tarih, edebiyat, kültür ve medeniyete sahip kadim bir autochthon ( yerli ) Kafkas Halkıdır.

Çerkesler kendilerini “ Adığe “ olarak adlandırırlar. Çerkesler’deki inanışa göre, kendilerini Güneşin evlatları olarak tanımlarlar. Çerkesler’deki ilk gens adı da “ DĞE “, Güneştir ve güneşle de doğmuştur. “ Çerkes “ adı, diğer Kafkas toplumlarda olduğu gibi, başkalarının kendilerine verdikleri bir isimdir. “ Çerkes “, kar yağan yerin öz evlatları, beyleri anlamına gelir. 2

Çerkesler, eskiden çok daha geniş sahalara yayılmış olan bir köke sahiptiler. Karadeniz kıyılarından Dinyeper nehrinin batısına kadar olan yerlerdi ve Kafkasya’nın çok karışık halkında ziyadesiyle Çerkes kanı bulunduğu aşikardı.

Kafkasya Bölgesinin tabii karakterini ve hayatiyetini kazandıran Kafkas Sıra Set Dağları’nın güneyine tekabul eden ve literatürde Kafkas Ötesi 3 olarak  adlandırılan bölgenin etnik bünyesini oluşturan Halklar’dan biri olan Gürcüler’in, kendilerine verdikleri “ Kartvel “ adının Gürcüler’in ilk  anayurtları olarak anılan “ Kalde “ ile ilgili olduğu düşünülen “ Kardu “ dan geldiğini savunanlar da vardır. 4

  1. yüzyıl Gürcü yazarı Leonti Mroveli’nin araştırmasına göre;  Gürcüler, Çerkesler ve başka Kafkas Halklarının ataları, Targamos’un sekiz oğlu Haos, Kartlos, Bardos, Movakan, Lekos( Lakos ), Heros, Kavkas ve Egros’tur. Gürcüler’in atası Kartlos, Çerkeslerin atası ise Kavkas’dır.5 Tabi bütün bunlar birer faraziyeden ibarettir. Ama bir gerçek var ki, o da,  her iki Halkın en az  2.700 yıldır Kafkasya Bölgesinde  birlikte yaşamaktadırlar.

Aslında, M.Ö. VII. yüzyıl sonlarında veya VI. yüzyılda, Kimmerler Anadolu’da Mask’ların topraklarını ele geçiriyorlar. Bunun üzerine Mask’lar( Mitskh’ler ), VI. yüzyılda doğuya doğru göçerek Kafkasya Bölgesine güneybatıdan girip, Tiflis’in kuzeyinde Aragoy ile Kura nehirlerinin birleştiği yerin yakınına yerleşip, yerli halkla kaynaşmışlardır. Buraya Mitskheti( Mitskhe Yurdu ) veya Kakheti( Kakhe Yurdu ) denmiştir. Yerleştikten sonra kendilerinden “ İberyalı “ diye bahsedilir ki, bu “ İberli “ demek olmayıp, “ İber Ülkesi Halkı “ demektir.6

Buraya adları verilen İber Halkı eski bir Kafkas Halkı’dır. Tarih Gürcüler’in bölgeye M.Ö. VII.-VI. Yüzyıllarda Anadolu’dan gelip zamanla yayıldığını gösterdiğine göre, İber ve Gürcü ataları birbirinden ayrı halklardı. Zaman hepsini Gürcüleştirmiştir.

Bugünkü Gürcistan antik çağda “ İberya “ diye yad edilirdi. Tamamen bir kara devletiydi. Karadeniz’e kıyısı olan “ Kokhide “ ile hiçbir bağlantısı yoktu. İç tarafta idiler. Ancak, 1800’lü yıllardan sonra, özellikle Sovyet yönetiminde( Stalin zamanında ) Karadeniz sahiline çıkmışlardır.7

Bugünkü Gürcistan’ın doğusundaki Kartli ve Kakheti Devletleri 8 M.Ö. IV. Yüzyılda tek bir devlete dönüşerek Mtskheta’yı başkent yaptılar. 9

Bugün “ Urbelyan “ ailesi M.Ö. 400-350 yılları arasında Çin’den gelip, Mtskhete’nin kuzeyindeki vadilere yerleşmişlerdi. Gürcistan’da Kral Hanedanı olan Bagratid’lerden sonra en ünlü derebeyi ailesi Urbelyan’ilerdir. Bu ailenin Prens sülalesinden olduğunu  Fransız seyyah Alexander Dumas “ Kafkasya Maceraları “ adlı eserinde belirtmektedir. Urbelyani’lerin Bagratid’lerle olan asırlık rekabetleri XII. yüzyıl Gürcü Krallarına tamamen tabi olmalarıyle sona erdi. Bu aile,  Kafkasya’nın XVIII.-XIX.yüzyıllarda işgali sırasında Ruslar’a yararlı hizmetlerde bulunduğunu, Çin güncelleri ve Gürcistan tarihi sözetmektedir.10

Genel kabule göre, İberya ya da Kartli Krallığının kurucusu Kartlos soyundan “ Farnauz “ veya “ Farnavaz “dır.

Kral Farnavaz( Parnavaz )’ın bilimlerin yayılmasına büyük katkıda bulunduğu ve Gürcüceyi Kartli Devletinin resmi dili olarak ilan ettiği gibi, ilk Gürcü harflerini, yazısını yani “ Mahsadrul “’u icad ve kabul edilir. Kartli M.Ö. III.yüzyılda Büyük Krallığa dönüştü. 11

Çok sayıda kullanılan farklı dillere rağmen Kafkasya Bölgesinde köklü, ortak ve kendine özgü kültür alanı( Kafkas Kültürü ) oluşmuştur. Ayni şekilde  Kafkasya’da Musevilik, Müslümanlık ve Hristiyanlık dinlerine mensup insanlar olmasına rağmen köklü ortak düşünce daima ön planda tutuldu. Kafkasya Halkları tarih boyunca başka toplumlara hiç saldırmamışlardır.

Tarihi incelediğimizde; Rus işgaline kadar,  Kafkasya  Halkları hiçbir zaman birbirleriyle ciddi anlamda düşman olmamış ve birbirlerine saldırmamışlardır. Bazı kere meydana gelen çatışmalar emsalleri arasında kanlı olaylara nazaran çok hafif ve önemsizdir.

Buna karşılık, dış baskılar ve istilalar karşısında Kafkasya ve Kafkas Ötesinde birlikte hareket ettikleri görülmüştür. Örneğin, Çerkesler, Kafkas Ötesinde meydana gelen olayları ve bu olayların meydana getirdiği değişimleri his ve onları dikkatle takip etmişler ve bölgenin geleceği ile sıkı bir surette ilgilenmişlerdir.

Bu nedenle, Kafkas Ötesini işgal eden kuvvetler, Kafkas Halkları’nın tehdit ihtimali karşısında uyanık davranmağa, hatta kaleler meydana getirmeğe mecbur olmuşlardır.

Hatta, bazen Kafkas Ötesinde çarpışan devletlerden bazıları, özellikle Gürcüler, Kafkas Halkları’nın ittifakını temin etmek sureti ile düşmanlarına ve rakiplerine karşı koymak istemişlerdir.

Örneğin, Ermenistan Kralı Sumbat( Sembat ) Biuritian, Larvand’ı öldürmüş ve ayni Kralın kardeşi olan Artaşan’ı tahta çıkarmış olduğunda, Gürcistan Kralları Azork( II. Mihridet ) ve Armazel( 87-107 ), Asetinleri ve Lekleri yardıma çağırdılar.  Gürcülerin Leki olarak adlandırdıkları Dağıstan halklarından Laklar olup, İslamiyete yaptıkları fedakarlıklar nedeniyle Gazi Kumuk diye de anılırlar. 12

Bazuk ve Ambazuk adlarını taşıyan ve iki kahraman kardeş olan Asetin Kralları, Peçenekler ve Çik( Zigh ) ler, yani Çerkesler de beraberlerinde olmak üzere, orduları ile Gürcistan’a geldiler. Gürcüler eskiden beri Çerkesler’e “ Ciki “ derlerdi. Yaşadıkları ülkeye de “ Ciketi “ şeklinde adlandırmaktaydılar. Bizans ve Yunanlılar “ Zigh “ diye adlandırırlardı.  13  Lek Kralına gelince, o da Dzurdukh’ları , yani Waynakh’ların atalarını ve Dido’ları peşine takarak Gürcistan’a yardıma geldikleri bilinmektedir. 14

Bilindiği üzere; Helen dünyasını Uzakdoğu’ya İran ve Hindistan’a bağlayan ticaret yolu genellikle Kafkasya Bölgesinden, o dönemde Kolkha( Kolkhide ), Kartli( İberya ) ve Albanya olarak adlandırılan ülkelerden geçiyordu. 15

Miladi IV. yüzyılın ikinci yarısına kadar olan dönemde Kafkasya’da canlı bir ticari faaliyet hüküm sürmüştür. Pontus Krallığı sayesinde özellikle Karadeniz kıyılarında koloniler kuran Yunan tüccarları bunda önemli pay sahibi olmuştur. Bundan sonra Hunlar’ın ortaya çıkması ile bu canlılık sona ermiştir. Hunların Yunan kolonilerini ortadan kaldırmasıyla ticaret merkezlerinin geliri azalmış ve genelde bütün Kafkasya ve Kafkas Ötesinde ticaretin sönmesine bir başlangıç teşkil etmiştir.16

Kartli Kralı Mitridates döneminde, ilk defa Roma ve Kartli arasındaki dostluk bağlarının bir belirtisi olarak Mtskhete’de bir yazıt dikilmişti. 17

Kartlis Tshovreba’ya göre; Romalılar döneminde, I.yüzyılda Hz. İsa’nın havarilerinden Andria Gürcüleri, Abhazları ve Cikleri( Çerkesleri ) Hiristiyanlaştırmak için çok uğraştı. Ama Cikler o dönemde kabul etmediler.

Roma ve Kartli arasındaki dostluğa rağmen, Hristiyanlığın Gürcistan’da yayılması Azize Nino sayesinde gerçekleşmişti.( 330 ) En önemli nedeni de,  İran’ın Zerdüştlüğü bölgede yerleştirmek ve yaymak istemesi idi. 18

İslamiyetin Kafkasya’da hakim olmasından önce bölgede Animizm-Natüralizm karışımı eski bir inanç yaygındı. Museviliğin pasif kalmasına karşın bir ilahi din olarak Hiristiyanlık nisbeten daha etkili olmuştur. Gürcüler’e komşu olan Asetinlere  III. yüzyılda, Abhazya’ya IV. yüzyılda, VIII.yüzyıldan itibaren Çeçenler ve İnguşlar, Dağıstan Bölgesinde  V.yüzyılda, Çerkesler arasında ise IV.-VI.yüzyıllar arasında  Hiristiyanlıkla tanışmışlardır. 19

Ufuk Tavkul, “ Kafkasya’da Kültürel Etkileşim “ adlı kitabında, bu konuda şöyle diyor; “ Kafkasya Halkları arasında Hiristiyanlığın ilk önce kuzey Karadeniz kıyılarında bulunan Çerkesler arasında, sonra Gürcistan’da yayıldığını gösteren arkeolojik kalıntılar ortaya çıkarılmıştır. Çerkesler arasında Hiristiyanlığın yayılmasında en önemli rolü Bizanslılar oynamıştır. Hiristiyanlığın ilk önce Karadeniz kıyılarındaki Çerkesler arasında yayıldığını ispat eden arkeolojik belge 519 yılına aittir. Osetya, Çeçen ve Avar bölgelerinde Hiristiyanlık Gürcistan üzerinden yayılmıştır. Bu bölgelerdeki Gürcü yapısı çeşitli Hiristiyan mabedleri bunu göstermektedir. Yine bu bölgelerde Avar ve Çeçen dillerinde Gürcü harfleriyle yazılı Ortaçağ başlangıcına ait levhalar çıkarılmıştır. 20

Ortaçağ kültürünün parlak bir örneğini yaratan Gürcüler, atalarından orijinal bir edebiyat ve zengin bir sanat devralmıştır. Gürcüler, Ortaçağda ve daha sonraki dönemlerde Ruslarca yiğitlikleri ve savaşçılıkları ile tanınmışlardır.

Gürcü kültürünün komşuları Çeçenler üzerinde de büyük tesiri olmuştur. Hafta( Kvire ) , Pazar günü( Kvirende ), Cuma( Peraska ) kelimeleri Gürcüceden Çeçenceye geçmiştir. Çerkesçe’de papaz anlamına gelen Şogen-Şovcen kelimeleri Osetçedeki Şogen kelimesinden geçmiştir. N. F. Yakovlev Osetçe’de papaz anlamına gelen Şogen kelimesinin Gürcüce siyah elbiseli anlamına gelen Şavi-gani kelimesinden geldiğini ileri sürmektedir. 21

Kafkasya’da ondokuz asır gibi uzun bir zaman devam eden Hiristiyanlaştırma çabalarının başarısızlıkla sonuçlanması oldukça ilginç ve ayrı bir araştırma konusu teşkil etmektedir.

A.T. Şortanov; “ V.yüzyılda Hrıstiyanlığı benimseyen Çerkesler, Pagan kültürünün temsilcileri olmayı sürdürdüler ve XVI.-XVIII. yüzyıllarda İslamiyeti kabul ettiklerinde bile, kutsal ağaçlıklara(meşe topluluğu) saygı duymayı( Kotıj ) ve pagan tanrıları Thağaleg, Tlepş, Şıble ve diğerleri adına kutsal bayramlarını kutlamayı sürdürdüler.” Diye yazmıştır. 22

Öte yandan, Gürcü kayıtları Konstantiopol’de düzenlenen VI. Ekümenik Konseyinin Çerkesleri Mıtskhetia Patriğine bağlandığını ve Gürcistan’daki Katoliklerin Karadeniz’den Hazar Denizi’ne kadar, Çerkesler dahil olmak üzere, tüm Halklara Papaz gönderildiğini ifade etmektedir. 23

Buna karşılık, Çerkes Papazlarının Gürcistan’a bağlı olması yalnızca nominal de olabilir. En iyi ihtimalle bu durum kuvvetli olasılıkla Çerkes Rahiplerini Mıtshet Patriğine, Papazlığa atama için gönderme ile sınırlı tutulmuş, hatta bu bile düzenli bir şekilde yapılamamıştır. 24

Gürcistan, Çerkesya üzerinde gerek politik gerekse kültürel etki yaratmak için fazlasıyla uzaktı. Bunun yanında Kafkas Sıra Set Dağları’ndan kaynaklanan engeller bu iki ülkeyi ayırmıştır.Bu nedenden ötürü Gürcü-Çerkes ilişkileri düzensiz bir yapıya sahipti, diyebiliriz.

O dönemde Çerkesler arasında  Hiristiyanlığı yayma konusunda Gürcistan’a kıyasla Bizans’ın daha büyük bir rol oynadığını söylemek mümkündür.25

Ayni şekilde, o süreçte Bizans’ın etkisinden mi yoksa Yunan etkisinden mi saptamalarda bulunacağımızı tahmin etmek oldukça güçleşiyor.

Örneğin, Kafkasya’nın kuzeybatısında Sentina, Humara ve Zelençuk kiliselerini inşa edenlerin Yunanlılar mı yoksa Gürcüler mi olduğu konusunda tartışmalar hala sürmektedir. 26

Tarihçi, Nikolai G. Javakhishvili’ye göre, Gürcü Kralları geçit vermeyen Kafkas Sıra Set Dağlarının kuzey taraflarında yaşayan Halklarla askeri ve siyasi ilişkilere büyük önem vermiş ve komşularla dostane ilişkilerini devam ettirmişlerdir. Eski çağlardan beri Gürcüler ve Çerkesler doğal müttefik idiler. I.yüzyıl ve XVI.-XVIII. yüzyıllarda tesis edilen birlik, dış düşmanlara karşı korunmak amacıyla oluşturulmuştur.

  1. Javakhishvili, Kartli ve Kakheti’deki Cerkezişhvili soylu Gürcü ailesinin Çerkes kökenli olduğunda söz eder. Bu soylu aileden birçok başarılı siyasetçi ve askeri komutan çıkmıştır.

Vahuşti Bahrationi, kaynaklara göre, “  Onlar Çerkesya-Kimoni’den geldikleri için, Çerkezişhvili yani Çerkes oğlu denmiştir. Onlar, Kraliçe Tamara döneminde gelen Prenslerdi.” Ama Çerkezişhvili’lerin bir kısmı, daha sonra, XVI. yüzyılda Gürcistan’a gelip yerleştiler.

Giorgi Çerkezişhvili göre( 1886-1971 ); Çerkes Prensi Aladağ, birtakım nedenlerden dolayı yaşadığı toprakları terk etmek zorunda kaldı. Tüm ailesiyle birlikte Gürcistan’a göç eden Prens Aladağ, Hiristiyanlığı kabul etmiş ve  Gürcü Kralı tarafından Manavi köyü’ne iskan edilmişlerdir. Çerkes Prensinin sarayı bu köyde idi. Kral daha sonra, Çerkezişhvili soylu ailesine Tohliauri, Çailuri, Giorgitsminda köylerini de bağışlamıştır. Çerkezişhvili sülalesinin yaşadığı köyler ve topraklara, Çerkeslerin yeri anlamında “ Sacerkezo “ denmiştir. Bu topraklar bugünkü Sagareco ve Gurcaani ilçelerinin sınırları içinde yer almaktadırlar.

Bugün bu sülaleden en ünlü kişiler olarak, yazar ve Papaz Nikoloz Aladağoğlu Çerkezişhvili ve Papaz Tripile Çerkezişhvili’yi söyleyebiliriz.

Kuban havzasında hissedilen Gürcü etkisi yalnızca XI.yüzyıldan XIII.yüzyılın başına kadar ayakta kalan Bagrat yönetimleri kurulduğunda Bizans etkisine üstün gelebilir.

Fars Prensi II. Mirvan’ın yerine Gürcistan’ın Kralı seçilen I. Vahtang Gürgaslan’ı(445-499) çocuk yaşta(10 yaşında) tahtı işgal etmesini fırsat bilerek Gürcistan’a akın eden Asetin ordusu, işgalden sonra büyük miktarda ganimetle birlikte, Kralın kızkardeşi Mihranduht dahil bir çok kimseyi esir alarak Derbent yolu ile geri dönmüşlerdi. 27

Bu durumu içine sindiremeyen Kral Gürgaslan 16 yaşına geldiğinde, daveti üzerine toplanan ceman 220 binin üzerindeki bir kuvvetle Daryal geçidinden Osetya topraklarına girdi. Her iki ordu arasında Aragvi nehri civarında cereyan eden savaşta galip gelen Kral Gürgaslan,  Asetinler’in talebi üzerine yapılan barış antlaşmasına göre, 30.000 Asetin esirine karşılık, Kralın kız kardeşi Mihranduht Gürcüler’e iade edildi.28

Gürcüler’le Asetinler arasında cereyan eden bu olay nedeniyle zedelenen  komşuluk ilişkileri, Müslüman Araplar’ın  Gürcistan’ı istila ettikleri VII. yüzyıl sonuna kadar sürmüştür.

Gürcü tarihçi Cuanşer’e göre; VIII. yüzyılın ilk yarısında, Kafkas Ötesinde işgalini sürdüren Araplar, Gürcistan’dan Abhazya’ya kaçan Gürcü Kralı Mir( Miryan ) ve Arçil kardeşlerin peşinden Abhazya’ya giren Araplar Anakopia kalesine kadar işgal ettikleri köy ve kentleri feci bir şekilde yağmaladılar. 29

Leonid Mroveli’nin yazdıklarına göre; o dönemde, Abhazya Kralı I. Leon, kendisine sığınan Gürcü Kralları ve ailelerinin durumundan etkilenmişti. Çerkes, Asetin ve diğer kardeş komşu Kafkas Halklar’ından yardım istemek için Asetinler’in Sobgi kalesine gitmişti. 30

Nitekim, Anakopia kalesinin savunmasında Abhazlar ve kendilerine sığınan Gürcüler dışında, sözkonusu kardeş Kafkas Halkları’nın savaşçıları da canlarını hiçe sayarak Arap ordusunu geri püskürtmüşlerdi. 31

Abhazya Kralı Leon, Anakopia’daki savaşta en küçük bir desteği olmayan Bizans İmparatoruna, her şeye rağmen, Anakopia zaferini bir haberciyle bildirdi. İmparator bu habere hemen Mir ve Arçil’e bir mektup göndererek başarılarını kutladı. 32

Tarihçi Cuvanşer’in yazdığına göre; Bizans İmparatoru, Abhaz Kralı Leon’a da gönderdiği ayrı bir mektupta şöyle diyordu:

“ Abhazya iktidarını tamamen sen ve oğullarına ve onlardan doğacak  olanlara bırakıyorum. Sana sığınan Kartvelya Kralını ve yanındaki Gürcüler’e değer verip ağırladın, onları korudun. Bundan sonra da onları koru. Egrisi( Lazika )’deki topraklara da zarar verme. Onlar senin yanındayken de, ülkelerine döndükten sonra da.” 33

Bu mektupta açık ve net bir şekilde anlaşıldığı gibi, Bizans İmparatoru, Arap ve Hazar tehlikesine karşı kardeş Abhaz ve Gürcü Halkları’nın birlikte hareket etmesini istemektedir.

Yoan Sabanisdze’nin yazdığına göre; o dönemde( VIII. yüzyıl sonlarında) Abhazlar ve Gürcüler sıcak ilişkiler içindeydiler. Araplar’dan kaçan Gürcü Kartli  Kralı Nerse, önce ailesini, daha sonra kendisi Abhazya’ya gidip uzun süre Abhaz Kralının konuğu olmuştur. 34

Ardından diğer Kartli Eristavları 35 Arçil, Yoanna, Cuanşer ve daha bir çoklarının da sığınmaları izledi Nerse’yi. 36 Bu olaylar VIII. yüzyılın seksenli yıllarında oldu.

Araplar’ın çeşitli vilayetlere ayırdıkları Gürcistan’ı Tiflis’ten idare ediyorlardı. IX. yüzyılda Hazar Türkleri’nin yardımıyla Bizans’ın hakimiyetinden kurtulup, bağımsız bir devlet haline gelen Abhazya’nın da, Gürcüler gibi, Tiflis valisi İshak bin İsmail zamanında Araplar’a haraç verdiği kabul edilmektedir. 37

Gürcü tarihçi Ancabadze’ye göre; X.yüzyılın ikinci yarısında 975’de Kral ilan edilen III. Bagrat ( 975-1014 ), feodal Gürcistan’da var olan çeşitli Krallıkları birleştirme adına bir ilki başarmıştır.  Bunların arasında Abhaz Krallığı çok büyük önem taşımaktadır. 38 Ülkesinin sınırlarını Kuzeyde Çerkesya’ya kadar genişletmişti. Hatta Kartlis Tshovreba’ya göre, Çerkesya’nın bir kısmı o dönemde Gürcistan Krallığının sırları içinde bulunuyordu. Sumbat Davitis Dze’ye göre de, Ciketi ( Çerkesya )’den Gurgen Denizi’ne( Hazar Denizi’ne ) kadar bütün Kafkasya’nın Kral III. Bagrat’ın  hakimiyetinde idi.

Nitekim o tarihte kurulan devletin adı “ Sakartvelo “( Gürcistan )’dur. 39

Abhaz tarihçi Valeri Beygua, bu konuda şöyle diyor:

“ III. Bagrat’ın annesi Granduht Feodosi’nin öz kardeşiydi. Abhaz Kralı Gerg’in kızıydı ve Gürcü Kralı Gurgen ile evliydi. Feodosi, babası Gürcü Kralı soyundan olan Gurgen’in oğlu, yeğeni III. Bagrat’ın Abhaz Krallığının başına geçirdi. 40

Gürcüler, Kafkasya Bölgesi dışından gelen tesirlere kapılmadıkça Kafkas Sıra Set Dağları’nın kuzeyinde yaşayan Asetin, Çerkes ve Dağıstan Bölgesi Halklarından her zaman dost muamelesi gördükleri, yaşanan olaylar ispat etmiştir. Hatta dostane ilişkiler sayesinde akrabalıklar tesis edilmiştir.

Örneğin; Gürcüler’le Asetinler arasında akrabalık ilişkileri olmuş, Gürcü Kralı III. Bagrat’ın oğlu Greguvar, Asetin Kralının kızı Ayda ile evlenmiştir. 41

Asetinler, X.-XII. yüzyıllar arasında altın çağlarını yaşıyorlardı. Devletin başında Kral Durgulel bulunuyordu. Bizans ve Gürcistan ile hanedan bağları kurmuştu. Kızkardeşi Borena, Gürcü Kralı IV. Bagrat’ın( 1027-1072 ) eşi idi. Yeğeni Mariya ise( Borena ile IV. Bagrat’ın kızları ) Bizans İmparatoru ile evlenmişti. Durgulel’in kızı İrina da önemli bir Bizans Komutanı ile evlenmişti. Gürcü Kralı IV. Bagrat’ın annesi de Alda adlı bir Asetin idi. 42

Bagrat, Gürcü diliyle madeni para( sikke ) bastırmıştı. Bu sikkede şunlar yazılıydı:

“ Ya İsa ! Kartveller’in, Abhazlar’ın Kralı olan Bagrat’ı âli et ! ( Üstün kıl/ Yücelt)”.43

Bagrat’ın oğlu “ Sezar “ ünvanlı II. Yorki, hüküm sürdüğü süre içinde Melek Han ve Alparslan’la sürekli olarak savaştı ve sonunda Gürcistan onlar tarafından zapt edilerek Gürcü Kralı Kafkas Sıra Set Dağları’nın kuzeyindeki Kafkas Halkları’na sığınmak zorunda kaldı.44

Kabardey Çerkesleri arasında yaşayan Bijo soyu, kan davası yüzünden Gürcistan’dan kaçarak Kabardey’e gelen ve Hatukey’e yerleşen bir Gürcü’ye dayanmaktadır. 45

X.yüzyılın başlangıcından itibaren de Çerkesler ve Asetinler, Hazar boyunduruğunun palangalarını çözmüştür. Özellikle o dönemde “ Kasog “ diye adlandırılan Çerkesler, Kafkasya’nın batı bölgesini, Kuban Havzasını ve Karadeniz kıyılarının büyük bir alanını işgal ederek önemli bir siyasi güç kimliği kazanmaya başlamıştı. 46

Aynı yüzyılda yaşamış bir Arap yazarı olan Mesudi’ye göre; Çerkesler “ Tala “ adını verdikleri yumuşak, dayanıklı ve kaliteli keten kumaşı, Gürcistan dahil tüm komşu ülkelere ihraç ediyorlardı. 47 Bu kumaştan dikilen bir elbisenin fiatı 10 Dinar’a ulaştığına göre, Orta Çağ başlarında Çerkesler arasında kumaş dokuyuculuğunun ev içi ekonomiden çıkıp, Pazar üretimi düzeyine ulaştığını göstermektedir.

IV.-X. yüzyıllarda Kırım, Slav, Alan( Asetin ), Gürcü, Abasg, Bizans ve İran ile gelişen ticari ilişki Çerkesler’in ekonomik hayatında büyük rol oynuyordu.

Çerkesler, komşularla yaptıkları ticarette, özellikle Bizans, Gürcistan ve Rusya’dan Hristiyanlık eşyaları( madeni haçlar, azize heykelcikleri, ritual aletler v.s.) alıyorlardı. Bu da, Çerkesler arasında Hristiyanlığın yayıldığını da ortaya koymaktadır. 48

Çerkesya etnoğrafyasına değerli katkılarda bulunan Fransız asıllı Leonti Yakovleviç Lyulye( 1820-1860)  “ Çerkesya “ adlı eserinde ; Hristiyanlığın Çerkesler arasına Gürcü Kralları tarafından yayıldığı görüşünü,  “ Haç “a verdikleri “ Cur “ adı da destekliyor.” Cur “ kelimesinin Gürcüce “ Haç “ anlamına gelen “ Cvari “ kökünden geldiğinden söz eder.49

Aslında, yukarıda değinildiği gibi, Hiristiyanlık Çerkesler arasında Bizanslılar sayesinde yayılmıştır. Kafkas Halklarının dillerinde haç anlamına gelen ortak kelimelerin ( Cor, Cuer, Juer, Cuar, Dzvar ) kökeni Gürcü dilinde haç anlamına gelen Cvari kelimesine dayanır. A. T. Şortanov ise, kelimenin kökeninin Farsçada “Dört “ anlamına gelen “ Çar “ kelimesi olduğunu ve buradan Gürcüceye haç anlamında Cvari biçiminde geçtiğini ileri sürmektedir. 50

Arap yazar Mesudi, “ Murc Ez-Zeheb “ adlı eserinde; “ Çerkesler’in , gemiler yoluyla Trabzon( Trabezund ) ile ola ticari ilişkileri “ geliştirdiklerinden sözediyor. 51 Çerkes yazar A.Y. Chirg; Eskiçağ( Strabos, Tacitus v.d.), Ortaçağ( Al-Mesudi, D. Luteriano v.d.) ve XIX. yüzyıl (  L.Y.Lulye, F.F.Tornau, F.Dubua de Monpere, J.Tebu de Marini gibi gezginler ) kaynaklar üzerinde yaptığı araştırmaya göre;  Çerkes denizciliğinin çok eskilere dayandığını, bir boğazdan bir diğerine yapılan ticarette, deniz seferlerindeki gibi, kürekli ve yelkenli  gemiler( Kadırgalar ) kullanılırdı.  60-70 kişilik olan bu gemilerin kapasitelerinin 140 kişiye çıktığı da olurdu. Karadeniz kıyılarında da devam eden Kafkas-Rus savaşında bu gemilerden faydalanılmıştır. 52

Gürcistan’ın en güçlü Kralı II. Davit Agmaşebeli  zamanında( 1089-1125 ), 654 yılından beri Arapların elinde bulunan Tiflis 1122 yılında Gürcistan topraklarına katıldı. Ülkenin sınırları; Nikopsiya’dan Daruband( Derbent )a kadar, Ovseti( Osetya )den Aragatsi( Ermenistan )ye kadar uzanıyordu. Trabzon ve Şirvan da, İmparatorluğa bağlı birer Prenslik durumundaydı. Gürcistan bir Kafkas Birliği İmparatorluğu haline gelmişti. Onun zamanında;  İranlılar, Araplar ve Selçuklu Türkleri’nden oluşan 400.000 dolayındaki işgalci kuvvetlere karşı Didgori’de 14 Ağustos 1121 tarihinde kazandığı büyük zaferde Gürcüler yanında yer alan Kıpçaklar ve Asetinler’in büyük payı bulunmaktadır. 53

  1. H. M uhamedov’a göre, Alanlar ( Asetinler ) ve Kıpçaklar Gürcü Kralının aracılığıyla birbirlerine teminat vererek karşılıklı barış ve sevgi ortamını oluştururlardı.54

Didgori zaferinden sonra, Kıpçak ve Gürcü Krallarının anlaşmaları doğrultusunda, 40.000 Kıpçak ailesi Osetya topraklarından geçip, Gürcistan’a indiler ve oraya iskan edildiler.55

Gürcistan Kralı III. Giorgi( 1154-1184 ), Asetin Kralı Huddan’ın kızı Burduhan ile evliliğinden olan kızları Tamara( Tamar Dedopali ), 1178’de babası tarafından tahtın varisi ilan edilerek taç giydi. 1184’de III. Giorgi’nin ölümüne kadar, baba ve kızı birlikte Gürcistan’da hüküm sürdüler. 56

Kraliçe Tamara, XII. yüzyıl sonunda Osetya Prensi Soslan David ile 1193’de evlenerek, Asetinlerle olan akrabalığı pekiştirdi. 57 Gürcistan’da kazanılan  zaferlerde, David Soslan’ın mahiyetindeki Gürcü ve Asetin birliklerinin payı büyüktür.

İşgalci kuvvetlere( İranlılar, Bizanslılar, Araplar ve Selçuklu Türkleri ) karşı kazandığı zaferler üzerine, David Soslan “ Gürcistan’ın keskin kılıcı ) ünvanını aldı. 58

Fakat bu kudreti kendisini ve Kraliçe Tamara’nın Kafkaslı karekterine, Gürcü ordusunda bulunan Kafkas kökenli askerlere, kendisinin ve Kraliçenin hemşehrilerine borçluydu.

Med Cunatıkho Yusuf İzzet Paşa da, Tamara döneminin en büyük onur payı kuşkusuz eşine ait olduğundan sözeder. 59

  1. Mağalaşvili’nin yazdığına göre; Kraliçe Tamara ve kızı Rusudan’a  muasırları, hükümdar olduğunu tebarüz ettirmek için, Kraliçe( Dedopali ) değil, Kral( Mepe ) diye hitap ediyorlardı. Kafkaslı komşularına karşı Kraliçe Tamara büyük dedesi Davud’un esaslarını koyduğu politikayı sürdürmüştü.60

Kraliçe Tamara, akrabaları olan Abhazlar’a da çok değer veriyordu. Çünkü büyükannesi Abhaz’dı. Oğlu Gerg’e Abhazca “ aydınlık “ anlamına gelen “ Laşa “ ünvanını takmıştı. Kendisi ise sık sık Sohum’a gidip dinlenirdi. Sohum’u çok seviyordu. 61

Abhaz tarihçi Valeri Beygua’ya göre; XI. ve XIII. yüzyıllarda Gürcü Krallarının uyguladığı dış politikada da akrabaları olan Abhazlar önemli bir yer işgal ediyordu. Abhaz ordusu olmaksızın, Gürcü ordusu hiçbir savaşa katılmıyordu. Araplar Gürcistan’a saldırınca, Abhazlar Gürcüler’in yanında yer alarak Gürcistan topraklarını savundular. Ayni şekilde, İranlılar’a karşı Gürcüler’in yanında yeralan Abhazlar İranlılar’a karşı savaştılar. 62

Tamara ve David öldükten sonra Gürcü feodal devleti zayıflama ve parçalanma belirtileri göstermeye başladı. 1220 yılından sonra, Moğolların Kafkas Ötesine akınlar yapmağa başlamalarıyle birlikte Gürcistan’ın altın çağı da sona ermiş oldu.

Moğolların, XIII.yüzyılın başında( 1222-1238 ) ve XIV.yüzyılın son çeyreğinde( 1394 ) giriştikleri akınlar ülkenin iktisadi ve kültürel hayatında bir daha onarılması imkansız yaralar açtı. Moğollar’ın Kafkasya Bölgesini iki kez istila etmelerinin en önemli amacı Kafkasya’yı güneye bağlayan ve stratejik öneme sahip, bugünkü adları ile ; Sohum askeri yolu, Asetin askeri yolu ve Gürcü askeri yolu’na hakim olmaktı. Bu istilaların en önemli sonuçlarından birisi de,  bir kısım Alanlar( Asetinler)’in Moğol baskısı karşısında bugün Güney Osetya diye adlandırılan topraklara yerleşmeleri olmuştur. 63

Gürcistan tarihçileri, Asetinler’in Kafkas Sıra Set Dağları’nın güney yamaçlarına, Moğollar’ın tesiriyle( 1260-1270 ) yıllarında yerleşmeye başladıklarından sözeder. Hatta, Asetin göçlerinin XVIII. yüzyıla kadar devam ettiğinden sözedilir. 64

Aslında, Asetinler’in buraya yerleşmeleri M.Ö.VII. yüzyılda Sarmatlar’la başlar, M.Ö.V.yüzyılda İskitler’in ardından Miladi IV. Yüzyılda Hun’ların Kafkasya Bölgesini istilası sırasında bir kısım Alanlar( Asetinler ) buraya yerleşmişlerdir. Bölgeye yerleşen Alanlar yeni bir lehçe oluşturdular. Gürcü Halkı ile yakın ekonomik, politik ve kültürel bağlar kurmuşlardır. 65

Karaçaylı tarihçi İsmail Miziyev’e göre; Karaçay-Malkar’lıların ataları olan Alan-Aslar, Orta Çağlarda Gürcüler’le çok yakın ilişki içerisinde idiler.

XIV.-XV. yüzyıllarda, Gürcistan’ın dağlık bölgelerinden Malkar’lılara esir olan Gürcü Prensler dahi olmuştur. Örneğin, Eristav Riziya Kvenipneveli adlı Gürcü Prensinin Basiyani halkı( Malkar Türkleri ) tarafından esir edilişi ve Tshovati köyü kilisesinde toplanan parayla serbest bırakılması konusuyla ilgili olarak, Ksan adlı dağ geçidinde yer alan Tshovat adlı kilisede muhafaza edilen “ Altın-Haç “ ın üzerindeki kitabede bahsedilmektedir. 66

XVI.-XVII. yüzyıllarda ise, Gürcistan ile Rusya arasındaki ilişkilerin geliştirilmesinde Malkar’lı Adabol, Abay ve Karaçay’lı Kırım Şavhal adlı Prens sülalelerinin büyük rolü olmuştur. Adı geçen Karaçay-Malkar’lı Prensler, 1639-1650 yılları arasında Rusya’nın Yevlev, Goloçanov, Zaharev, Elçin ve Bajenov adlı elçilerine büyük yardımlarda bulunmuşlardır. Rus Çarı, elçilere yolda karılaşacakları kavimlerin Prenslerine verilmek üzere “ Rus elçilerinin himaye edilmesi hakkında fermanlar “ verilmiştir. 67

Mingrel Kralı Daoban Wamek Criistav’ın, Kral V. Bagrat( 1360-1393 ) adına Çerkesya’ya 1390 yılında düzenlediği akında; Çerkesya’daki kiliseleri ve putperest tapınakları yıkar. Bu yıkıntılardan mermerleri taşıtarak Kopi’deki Piskoposluk kilisesini yaptırır. 68

Türk yazar Kadircan Kaflı, Çerkesya’ya akın düzenleyenin Gürcistan Prensi Vemakh Dadni olarak belirtir. 69

Bu olaydan sonra Çerkesler Mingrelya’ya akın düzenleyerek bu olayın intikamını pek acı bir şekilde aldılar. XV. yüzyılda Dağıstan Bölgesinde oturanlar Gürcistan’a sayısız akın düzenlemişlerdir. 70 Yüzyılın sonunda Gürcistan parçalandı. XVI. yüzyılda Kartli, Kakheti, İmereti Krallıklarıyla, Samtshe Prensliği ortaya çıktı. Kartli Kralı I. Lauarsabi döneminde Gürcistan’ın doğu bölgesi İran’a, batı bölgesi ise Osmanlı Devletine bırakıldı. Bu durum, bir dizi savaşa yol açtı. 71

Çerkes Filolog Baturay Özbek’in araştırmasına göre; 1509 yılında Kabardey Bölgesi Çerkes Pşı’sı( Prensi ) Yinal’den, Gürcü kroniklerinde “ Tzandia Daphitanin “ yani dehşet verici ve korkunç bir Hükümdar olarak söz edilmiştir.

Kral Yinal, Çerkesya’ya saldıran Gürcü ve Mingrel ordularını durdurur. Bu savaşta Gürcü Prensi Dadian yaşamını yitirir.  Diğer Gürcü Prensleri ve komutanlarının çoğu Çerkesler’e tutsak düşer. Bu tutsakları Abhazya Patriği Malakia Gürcüler adına bedellerini ödeyerek özgürlüklerine kavuşturur. 72

Gürcü kaynaklarına göre; Gürcü Aragva Eristavları, Herkeulidze Prensleri ve başka bir takım Gürcü Aristokrat soyları Asetin kökenli idiler.

Asetin feodal beylerinin Gürcü feodal sınıfı ile yakınlaşıp, onlarla kaynaştılar; sosyal, dini ve kültürel yönden birleştiler.

Asetinler, Gürcü politik yaşamı içinde aktif olarak yer aldılar. Onların üzüntü ve sevinçlerini kardeşçe paylaştılar. Dış işgalcilere karşı birlikte mücadele ettiler.

Güney Osetya’nın zaptedilmez dağlık bölgeleri, dış işgalcilerden kaçan Kartliya ve İmeretiya Krallarına ve Aristokratlarına güvenli bir sığınak oldu. Dış işgalcilere ve ülke içindeki feodal baskıya karşı birlikte mücadele, Gürcü ve Asetin Halkları arasındaki dostluk ilişkisini de pekiştirdi. 73

Öte yanda; Çerkesya o dönemde hemen hemen tek etnikli bir bölgeydi. 74 Abazalar ( Aşşuwalar ) ve Karaçay-Balkarlar o bölgeye XIII.-XIV. Yüzyıllardan itibaren yerleşirken, Nogaylar’ın bölgeye yerleşimi ise daha sonraki yüzyıllarda( XVIII. y.y.) gerçekleşmiştir. Diğer bölgelerde yaşayan Asetinler’e, Çeçen-İnguş’lara ve Dağıstan Bölgesi Halkları’na tarihte “ Çerkes “ dendiği iddiasının da hiçbir bilimsel dayanağı yoktur. 75

XV.-XVI. yüzyıllarda Kafkasya’yı ziyaret eden Alman Seyyahı Joahnn( Hans ) Schiltberger, Paho Carpini ve İtalyan Giorgio İnterianno, o dönem içerisinde “ Çerkes “ olarak tanımlanan Halkın, kendilerini “ Adığe “ olarak tanımladıklarından sözedilmektedir. 76

Bundan sonra, “ Çerkes “ ve “ Circassiens “ adları, XVI. yüzyılın sonlarına doğru Kafkasya üzerine yöneltilen ve sonu gelmeyen baskı ve saldırılarıyla dünya siyasal platformlarının güncel konuları arasına girmiştir.

Kabardey Çerkesleri, güçlü tarım ve hayvancılık faaliyetleri ile Kafkasya Bölgesinin en önemli politik gücü haline geldikleri XV. yüzyıldan itibaren XVIII. yüzyıllara kadarki dönemde Kafkas Halkları arasında özenilmeye ve örnek alınmaya başlandı. Kabardey Çerkesçesi uzun yıllar Kafkasya’nın Uluslar arası dili olarak kullanıldı. Kabardey Çerkes Prenslerinin adet ve töreleri( Xabze ) ve onların aristokratik davranış kuralları, giysileri, müziği, dansları, şarkıları bütün Kafkasya Bölgesine yayıldı. 77

Baturay Özbek’in araştırmasına göre; Bu dönem içinde; Kabardey Çerkesleri, tüm komşu Halklar üzerinde tam hakimiyet kurmuşlardı. Uzak komşuları olan Çeçen-İnguş ve Asetinler de Kabardey Çerkesleri’nin vasalları idiler. Kafkasya’nın bu küçük monarşilerine Şamhal beyliklerinden, Abaza beylerine kadar herkes Çerkesler’e vergi vermesi zorunluydu. 78

Baturay  özbek’in belirttiğine göre; XVI. yüzyılda da bir Kabardey Çerkes Prensesi ile Gürcü Kralı görkemli düğün merasimiyle politik bir evlilik yapmıştır.

Venedikli gezgin Barbaro Josafat’a göre; Çerkesler, Gürcistan Krallığının iç işlerine karışarak, Kral seçimlerinde etkin rol oynuyorlardı. Örneğin, XVII. yüzyılda  Kakheti Krallığı Çerkesler tarafından yönetilmiştir. 79

Kartlis Tshovreba’ya göre; “ 1563 yılında  Kabardey Prensin kızı Rusudan, Batı Gürcistan’ın İmereti Kralı II. Giorgi( 1565-1583 ) ile evlendi. Kraliçe Rusudan 1578 yılında vefat etti. İki oğlu vardı. Bagrat( 1565-1578 ) ve Levan( 1573-1590 ). İmereti Kralı’nın vefatından sonra Levan tahta oturdu.” 80

“ Kraliçi Rusudan büyük kızkardeşi, Batı Gürcistan’da Guriye bölgesinin Prensi II. Giorgi Guriyeli( 1565-1583 ) ile evlendi. Küçük kızkardeşi ise, Mengrelya’nın Prensi III. Giorgi Dadiani( 1572-1582 ) ile evlendi.”

“Mengrelya’nın en güçlü Prensi olan II. Levan Dadiani için Çerkeslerle  iyi ilişkiler çok önemliydi. Çerkeslere yakınlık göstermesi neticesinde  oğlu Prens Aleksandr 1640 yılında Kabardey Prensi Aleguko Şegenuko’nun kızıyla evlendi.”

“Ama en önemlisi, Doğu Gürcistan( Kartli )nin Kralı, VI. Vahtang’ın, Kabardey Çerkes Prensinin kızıyla evlenmesidir. Prenses, Hiristiyanlığı kabul ettikten sonra, ismini değiştirdi. Rusudan adını aldı. Kendisi daha önce V. Vahtang’ın büyük  oğlu Giorgi ile evlenecekti. Ancak, Giorgi’nin 1695 yılında İran’da iken vefat etmesi üzerine,  VI. Vahtang ile evlendi. Vahtang da Kral ilan edildi.”

“Kraliçe Rusudan çok sosyal bir kadındı. O, Kral’ın kardeşleri olan İyese ve Domenti’yi ölüm cezasından kurtardı. Kraliçe Rusudan’ın 6 çocuğu vardı. Onlarda; Rustam, Tamar, Anna, Mariyam( Tuta ), Bakar ve Giorgi.”

Gürcistan XV.yüzyıl sonundan başlayarak İran ve Osmanlı Devleti tarafından kuşatılmıştı. Yabancılara karşı mücadele veren Gürcüler, ülkenin bağımsızlığını korumak yolunda ağır kayıplar verdiler. Sürüp giden yabancı egemenliği, sürekli saldırılar ve ağır vergiler, ülkeyi gittikçe zayıflattı. Gürcistan’ın Birliği XV.yüzyıl sonunda parçalandı. 81

Diğer taraftan; Çerkesler’in Çarlık Rusya’sı ile siyasi anlamdaki tarihsel ilişkileri, III. İvan( 1462-1505 ) ve IV. İvan( 1534-1584 ) döneminde kurulmuştur. Bu dönemde yakın komşuları ve Kırım’lıların tehdidi altında olan Kabardey Çerkesleri ile diğer batı Adığe( Çerkes ) grupları, Moskova’ya temsilciler göndererek Çar İvan’dan yardım ve koruma istemişlerdi.

1552 yılında, Osmanlı Sultanı ile anlaşan Kırım Hanlığı’nın tehdit ve toprak talepleri yüzünden, Besleney kabilesinden egemen Çerkes Prensleri-Prens Magushko, Prens İvan Ezbuzluk ve Prens Tanaşuk- Kasım 1552’de ziyaret ettikleri Korkunç İvan’dan kendileri için arabuluculuk yapmasını, kendilerini ve topraklarını serf olarak almasını ve kendilerini Kırım Hanlığı’ndan azad etmesini rica ettiler. Delegasyon Ağustos 1555’de “ gereği araştırmak “ üzere emirler veren Moskova büyükelçisi Andrei Schepotev ile beraber geri dönmüştür. 82

1555 yılında ise, bu kez Hristiyan Çeçenler’den 150 kişilik bir heyet Moskova’ya vararak, himaye edilmelerini istemişti. Onlar da Osmanlı Türk ve Kırım Tatarları’nın baskınlarından kurtarılmasını istiyorlardı. Çar İvan, verdiği cevapta; Rusya’nın Osmanlı Devleti ile barış içinde yaşamayı arzu ettiğinden, Türkler’e karşı bir şey yapamayacağını, fakat Kırım Tatarları’na karşı Çerkesler’le birlikte, Çeçenleri koruyabileceğini söyledi. 83

Tarihçi Akdes Nimet Kurat, o tarihlerde Moskova’ya gelen Çeçen beylerinden bazıları ve oğulları( Çerkesler gibi ), Ortodoksluğu kabul ettiklerine göre, Moskova’ya gelenlerin Müslüman olmadıklarını söylüyor. 84

Besleney ve Jane Prenslerinin Moskova’daki başarısını gören Kabardey Çerkes Prensleri de onlara uymaya karar verdi. 1556 yılında Astarhan Türk Hakanlığı’nın da Ruslar’ın eline geçmesi üzerine, birkaç Çerkes Beyi ile birlikte 1557 yılında Başkanlığını Prens Kangliç( Kliç ) Kanuko’nun yaptığı bir Kabardey  Çerkes heyeti Moskova’ya bir ziyaret gerçekleştirildi. 85

Çerkes yazar Ramazan Traho; “ Prens Kangliç Kanuko’nun, Moskova heyetinin Prens İdar Temrugo ve Tazret( Tizrüt ) Prensleri adına saygı gösterdiğini… Delegelerin, müttefiki oldukları Gürcü Kakheti Kralı adına da konuşmuş Kabardeyler ve Gürcüler’le birlikte onlara iyi davranacak ve düşmanlara karşı destek verebilecek Moskova Çarına biat etmiş olduklarını belirtmek gerekir.” Diyor. 86

Delegasyonun Moskova’ya gelişi ve Gürcü Kralından gelen mesaj Çar’ın gururunu okşamıştı. 1558’de büyükelçi Sigismund Augustus’a, Hükümdarının İverya’nın İranlılar tarafından işgalini iki yıl öncesinden öğrendiğini ve bu haberin kendisini çok rahatsız ettiğini söylemesi için talimat verilmişti. 87

Sonuçta, Moskova Çarı, Kabardey Çerkes Prensi İdar Temruko’nun kızı Prenses Goşeney( Maria ), Rus tüccarlarının dinlenmeleri için Tarku’da bir koloni kurulması karşılığında 20 Ağustos 1561 tarihinde evlenmiştir. 88

Çar Fedor I. İvanoviç zamanında( 1584-1598 ), Rusya’nın Kafkasya Bölgesindeki pozisyonunun güçlendirilmesi ve Gürcü Kralının savunulması amacıyla, Hazar Denizi’nde, Terek nehrinin ağzında yeni “ Terk “ kenti kuruldu. 89

Kakheti Kralı Aleksandr 28 Eylül 1587 tarihinde Moskova ile yaptığı antlaşma gereğince, Rusya’nın himayesi altına girmişti. 90

Osmanlı-İran savaşı sırasında( 1578-1590 ), asıl Gürcistan, Şirvan ve Derbent işgal altındaydı. 1589 yılında bir Gürcü sefaret heyeti Moskova’yı ziyaret ederek Osmanlılar’a karşı Rusya’dan yardım istedi. Çar, 1587 tarhli antlaşma gereğince Gürcistan’a gönderdiği bir memur ile, “ Gürcistan Kralının Moskova Çarı’na sadakat yemini etmesine, Moskova tabiiyetinin bir nişanesi olmak üzere her yıl Moskova sarayına 50 parça acem kumaşı, altın ve gümüş işlenmiş 10 halı gönderilmesine “ karar verilmiş ve buna karşılık Çar da bu ülkeyi her türlü yabancı saldırılara karşı korumayı vaat etmişti. 91

1589 tarihinden itibaren Rus Devlet adamları Gürcistan’a er veya geç kesin surette bütün Rus Çarı’nın hakimiyeti altına geçmesi gereken bir ülke gözüyle bakmaya başladılar.

Çar Fedor I. İvanoviç 1593 yılında sanki geleceği görürcesine kendisine;” İberya toprağının, Gürcü Krallarının, Kabardeyler’in,( diğer-batı ) Çerkesler’in ve Dağlı( Kafkas ) Prensliklerin efendisi “ ünvanını vermiştir. 92

Ruslar,  Gürcistan ile kesin surette birleşme girişimlerini, Çar Boris Godunov( 1598-1605 ) zamanında yenilediler. 1594 yılında Boynak bölgesinde uğranılan yenilginin öcünü almak için, 1604 yılında Voyvoda Boutourlin kumandasında Tarku’yu işgal ettiler. Fakat 1605 yılında Şamhal’ın iki oğlu Bata ve Adil Giray’ın kumandasındaki kuvvetler tarafından, dönüş yolunda, hezimete  uğradılar. Rus kumandanı, iki oğlu dahil 7.000 üzerinde insan öldü. Rus kuvvetleri yanında yeralan Terkee ve Grebentsi Kazakları da mahvoldu. 93

Rusya’nın Kafkasya Bölgesine karşı yürüttüğü saldırı ve işgal siyaseti Çar Petro I. Aleksieviç döneminde( 1682-1725 ) tekrar gündeme gelerek kuvvet kazanmıştır.

1689 yılında fiilen Çar’lık tahtına oturan Çar Petro’nun gayesi büyüktü; meşhur vasiyetnamesinde “ Rusya’nın Doğu Siyasetini “ açıkça belirtmektedir. Vasiyetnamesinde, Asya ile ilgili olan kısmın tahakkuku için, daha ilmi bir şekilde meşgul olmak üzere ilk defa tesis edilip, haleflerinin ikbal ettiği  “ Doğu İlimleri Akademisi “ meydana getirilmiştir. 94

Dağıstan Bölgesini işgal etmiş olan Ruslar, Agrahan çayı ile Sulak nehri arasında “ Holy Cros Fort “( Kutsal Haç Kalesi )ni kurdu. Daha sonra kurulan “ Kızılyar “( Kızlar ) 1763 tarihine kadar Ruslar’ın Kafkasya Bölgesindeki yönetim merkezi-Başkenti oldu. 95

XVIII. yüzyılın ikinci yarısında iktidara gelen II. Katerina zamanında(  1762-1796 ), Kabardey bölgesinde feodaller arasında devam eden mücadelede güçsüz düşen Pşı( Bey ) Kansoko Kurgoko, taraftarlarıyla( 49 aile ) birlikte Rus himayesine girip, Mezdagu( Mozdok ) ormanlığına yerleşti ve Hristiyanlığı kabul etti. 1763 yılında da bölgede bir Ortodoks kilisesi yükselmeye başlamış ve yoğun bir yerleşim merkezi ortaya çıkmıştı. 96

Terek kıyısındaki bu köy, misyonerlik hareketinin merkezi, aynı zamanda Rus işgalinin köşe taşlarından biri olarak kabul edilmektedir.97

Bu suretle, Orta Kafkasya ciddi bir tehlike ile karşılaşmış bulunuyordu. Bunun neticesinde Kabardeylerin Kafkasya’nın diğer kısımlarına yardım etmeleri imkanı zayıflamış, Kafkasya’nın Doğu ve Batı Bölgelerinin mafsalını teşkil eden bu bölge şiddetli bir baskı ve tehdit altına girmiş oluyordu. 98

Osmanlı Devleti ile Rusya Arasında imzalanan 1739 Belgrad Barış Antlaşması gereğince, Kabardey Çerkeslerinin yaşadığı bölge, serbest bölge, addedilerek bağımsız olduğu açıklandı. Fakat Rusya’nın Azak kalesini aldıktan sonra, Çerkeslerin yaşadıkları toprakları tazyike, işgale ve yeni kaleler inşa etmeye başlamaları üzerine, 1763’de ayaklanan Kabardey Çerkesleri 1764 de toplanan “ Büyük Xase “ meclisinde savaş kararı alındı. Ruslarla ilk büyük savaş 1769 yılında oldu. Rus ordusu çok zayiat verdi. 99

Petersburg Hükümeti, Kabardey Çerkeslerini “ Rusya’ya sadık kalmaya meylettirmek “ için, Kabardeylere, Prensleriyle yakın ilişkisi olan Gürcü Prensi Korgeneral Bakar’ı yolladı. 100

Kabardey Bölgesini dıştan ve içeriden entrikalar yoluyla ele geçirme çabalarının faydasız olduğunu gören Petersburg Hükümeti, başka çaresi kalmayarak doğrudan istila faaliyetlerine geçti.

Aytek Namitok’un araştırmasına göre; Batı Çerkesleri ile birleşen Kabardey Çerkesleri Rusya sınırlarına saldırılar düzenlediler. Birkaç yıl devam eden askeri saldırılar sonunda, 1767’de Kabardeylerin bir kısmı topraklarını terk ettiler ve Kuma nehrinin yukarı kısımlarına, ittifaka girdikleri Trans-Kuban Çerkeslerine yakın bir bölgeye göç ettiler.  1769 da Rus Generali Medem kuvvetleri Kabardey Bölgesini işgal ettiler. 1771’de Kabardey Çerkeslerine sunulan önemli bir belgede “ Kabardey’in İmparatorluğun( Rusya ) bir parçası olduğu “ belirtilmektedir. 101

Devam eden Osmanlı-Rus savaşının( 1768-1774 ) ardından imzalanan 21 Temmuz 1774 tarihli Küçük Kaynarca Antlaşmasının 23. Maddesi Gürcistan ve İmeretiya( Mengrelya ) sorunu ile ilgilidir. Çok çapraşık yani anlaşılmaz olan bu maddeye göre, gerçi Rus askerlerinin zapt ettikleri kaleleri geri vermeleri ve Gürcistan’dan çekilmeleri bildirilmişse de, Gürcistan ve Mengrelya “ en eski sahipleri “ kim ise ona ait olacağı belirtilmiştir. 102

A.Nimet Kurat, bu madde ile ilgili olarak şöyle der; “ Rus açıklamasına göre: Osmanlıların buralardan tamamiyle çekilmeleri icabediyordu. Türklere göre ise: Gürcistan ve özellikle Mingrelya Osmanlı Devletine ait olması gerekiyordu. İşte, bu çapraşık açıklamadan, çok geçmeden Rusya ile Türkiye arasında anlaşmazlık çıkacak ve ihtilaf büyüyecektir. 103

Antlaşmanın ardından devam eden savaşta, Güney Dağıstan Bölgesi hariç neredeyse tüm Kafkasya Kabardey Çerkeslerinin yanında yer almıştı. 1779’da Kabardey Çerkesleri ile Ruslar arasında savaşların en kanlısı gerçekleşti. Hazırlıksız yakalanan Kabardey Çerkeslerin çoğu öldü. Yaklaşık 50 Prens ve 350’den fazla soylu Ruslar’a teslim olmayı reddederek bu savaşta öldü. 104

Eşit olmayan güçler arasındaki bu mücadelede, Kabardey Çerkes göçmenlerini kabul etmek için Daryal geçidine askeri bir birlik yollayan Gürcistan Kralı II. İraklı’yı bilen Kabardey Çerkesleri arasında Gürcistan’a göç etme umutlarını teşvik etti. 1781’de Rusya komutanı bu planı öğrendikten sonra, Gürcistan’a giden bütün yolları kapattı. 105

M.R. Gasanov’a göre; Bu dönemde Rusya, İran ve Osmanlılar arasında Kafkasya konusunda süren mücadelelere rağmen Dağıstan’ın Gürcistan ile olan ticari ilişkileri de devam etti. Dağıstan’ın burka, palas ve halıları Gürcistanda büyük bir taleple karşılanıyordu. Bundan başka Dağıstan bölgesi halkları, Gürcistan’da çeşitli tarım ve hayvan ürünleri de satıyorlardı. Dağıstan ile Gürcistan arasındaki bu ticari ilişkiler Derbent, Huhade(Şeki), Şamahı, Bakü, Kızlar, Mozdok ve Astrahan’da gerçekleşiyordu. 106

Diğer taraftan; Gürcülerin yorulmak bilmeyen ruhu, soylu VI. Saakadze’nin kızkardeşi Makrine ile 1611’de evlenen Kartli Kralı II. Luarsab( 1606-1615 ) ve Kakheti Kralı I. Taymuraz( 1605-1648 )’da fazlasıyla vardı. Her iki Kral döneminde, Osmanlılar ve İranlılara karşı mücadele verildi. 107

  1. Luarsab’ın İranlılar tarafından öldürülmesi üzerine, Giorgi Saakadze sayesinde Çerkes kökenli Kral Taymuraz İranlıları ülkeden çıkardı. Kartli ve Kakheti’yi tekrar bir yönetim altında birleştirdi. 108

Gürcülerle olan savaşta 60.000 askerini kaybeden İran Şahı, Taymuraz’ı Kral olarak tanıyıp, Gürcistan’dan uzaklaştı. Giorgi Saakadze, Taymuraz ile olan çekişme sonunda Bazalati savaşından sonra 1626’da İstanbul’a sürgüne gönderildi. Konya Valiliğine atanan G. Saakadze 1629’da Gürcistan’a dönerken yolda Hüsrev Paşa’nın emriyle idam edildi. 109

İranla olan mücadelede tükenen ve yorgun düşen Doğu Gürcistan Prensleri İslamiyeti benimseyerek İran’ın himayesinde siyasal güçlerini korudular. İslamiyeti benimseyen Bagratlı Hanedanından Rustam( 1632-1658 ) ve V. Vahtang( Şah Navaz )( 1658-1675 ) Kartli ve Kakheti’yi güçlü bir yönetimle yeniden birleştirerek, siyasal ve kültürel etkinlik alanını İmeretiya’ya kadar genişlettiler. Ülkede düzen ve barış yeniden sağlanmış oldu. 110

Çerkes efsanelerine göre, Gürcistan Kralı Rustam’ın üçüncü oğlu, Şhaguaşe( Belaya ) nehrine karışan bir nehir olan Kurcıps çevresine yerleşmiştir. Dahası, buna ilişkin yeterli kanıt olmamakla birlikte, Kartullar, Anzorlar, Endarlar ve Eristavlar gibi bazı Kabardey Çerkes ailelerinin köklerini Gürcü aristokrasisinden aldıklarını Kadir Natho “ Kafkasya’da ve Kafkasya Dışındaki Çerkesler “ adlı kitabında belirtmektedir. 111

Tarihçi A. Nimet Kurat, “ Türkiye-Rusya “ adlı eserinde; Gürcü Kralı Taymuraz 1658 yılında Moskova’ya geldiğini ve Çar Aleksey Mikhayloviç’ten, Gürcistan’ı İran ve Türkiye’ye karşı korumasını istediğini, ancak Moskova Hükümetinin Osmanlı Devletine karşı olmaktan çekindiğinden, Gürcüler’in himaye taleplerinin kabul edilmediğinden sözeder. 112

Malkar Prenslerinden Aydabol oğlu Artutay 1658 yılında Gürcü Kralı Taymuraz ile birlikte Moskova’ya gittiğinde, orada Çar’ın misafiri olarak kalmıştır. 113 Aydabol sülalesi, kendilerine karşı isyan eden halka boyun eğdirmek için o dönemin en güçlü Kabardey Prensi olan Kaytuko Aslanbeg’den yardım istemişlerdi.114

Misost Abayevin yazdığına göre; Malkar Beylerinden Orusbiy soyu Gürcü-Svan Beyleriyle kız alıp-vererek ve süt akrabalığı yoluyla akrabalık kurmuşlardı. Gürcü-Svan Beylerinden Dadeşkeliyanilerle akrabalık kuran Orusbiyler böylece kendilerini baskı altında tutan Kabardey Prenslerinden Hatohşuk ailesine karşı onlardan bir destek sağlamışlardı.115

1770 yılında Karaçay’da bulunan Gildenşteld, Karaçaylıların  Svanlara ve Gürcülere kendi ürettikleri keçe ve kumaşları satıp karşılığında ihtiyaç maddeleri aldıklarını bidirmektedir. Gildenşteld, Karaçayların o yıllarda Kabardey’e yünlü kumaş, keçe, av hayvanlarının derilerini getirip sattıklarını, Kabardey  Çerkeslerinden de tuz, ince dokunmuş kumaş ve işlenmiş deri aldıklarını belirtmektedir. J. Klaproth da bu ticaretten sözetmektedir. 116

XVIII.yüzyıl başlarında Rusların yenilikçi önderi ve en meşhur Çar’ı olan Deli Petro I., Prut nehri civarında Osmanlı’nın Baltacı Mehmed Paşa ordusu tarafından hezimete uğratıldığı sıralarda, Kartli’de Kral VI. Vahtang( 1721-1724 ) hüküm sürüyordu.

  1. Vahtang gayet zeki, tedbirli, siyasi bir kişiliğe sahipti. 117 Fransız kaşif Jacgues François Gamba’nın ifadesine göre; Kartli Kralı VI. Vahtang’ın eşi Kraliçe Rusudan( Ö.1740 ), Kabardey Prensin kızı idi ve Çerkes kanı taşıyordu. II. İraklı’nın anneannesi Kraliçe Tamar( 1696-1746 ) da, Rusudan’ın kızı olduğu için o da, Çerkes kanı taşıyorlardı. Kraliçe Tamar’ın Kızı Kabardey Prensesi oldu. Med Cunatıkho Yusuf İzzet Paşa, kendisinin İslam dinini kabul ettiğinden sözeder. 118 Hatta, 1724 yılında İmereti Bölgesi ve ardından merkezi Gürcistan’ın Osmanlılar tarafından fethedilmesi üzerine, Kral Vahtang Rusya’ya kaçarak Büyük Petro’dan yardım istemişti. 119

1744 yılında İran Şahı Nadir Şah Kafkas Ötesini istila ettiğinde, Kakheti ve Kartli Bölgelerini Osmanlılardan alıp, Kartli’ye Bagrat Hanedanından “ Taymuraz’ı” ve Kakheti’ye de oğlu İraklı’yı Vali olarak atamıştır. Ülkeyi baba oğul birlikte idare etmişler. Taymuraz 1762’de Petersburg’da öldüğünde yasal olarak veliaht olması gereken VI. Vahtang’ın oğlu Bakar hemen Petersbug’dan Tiflis’e koşarak halkı İraklı aleyhine ayaklandımak istediyse de başaramayarak tekrar Rusya’ya kaçmak zorunda kalmıştır. 120

Kakheti Kralı II. İraklı( Erekle=Heraklius ), ardından Samtshe’yi yeniden ele geçirmek için 1768’de Ruslar’dan yardım istedi. II. İraklı komutasındaki Gürcü kuvvetleri 20 Nisan 1770 tarihinde Aspindza’da parlak bir zafer kazandılar. İmzalana Küçük Kaynarca Antlaşması ile Batı Gürcistan’da Osmanlı etkisi sınırlandı ve Rusya Gürcistan’ı müttefiki durumuna getirdi. 121

1774 yılında ise, Kafkas Sıra Set Dağlarının her iki yöresinde yerleşik Asetinler, kendi iradeleri ile Ruslar’a katıldılar.

  1. İraklı( Erekle ) tam 53 yıl Gürcistan’da egemen olmuş olup, vatanın gelişmesi ve refahı için bir bakıma Büyük Petro’yu taklit ettiği görülür. Kendisi XVIII. yüzyılın en büyük simalarından biridir.

Fethi Güngör’e göre; Kafkas Halkları XVIII. yüzyılda Kafkas Ötesi ile ilişkileri artmaya başlamıştı. Gürcü askeri yolu başlıca ulaşım kanalıydı. Azerbaycan sınırında hayvan ve emtia ticareti sebebiyle sıkı temaslar olurdu.

Kızlar ve Mozdok kaleleri ticaret merkezi haline gelmişti. Kafkasya’ya çok fazla Rus gelmeye başladı. Bu da Kafkaslılar’ın Kafkas Ötesi ile ticari ilişkileri arttırdı. Rus emtiası çoğalmaya başladı.

Kabardey, Osetya ve Gürcistan arasında politik ilişkiler vardı. Gürcü Kralı VI. Vahtang, Kabardey Çerkes Pşısı Tam Sultan’ın kızıyla evlenmişti. Abhaz kabilesinden Marşaniye Büyük Kabardey’e bağlanmıştı. Kabardey Beyi’ne danışarak politika üretiyordu. 122

Kartli ve Kakheti Kralları Kafkas savaşcılarını, gayr-ı Kafkas komşu Hanlarıyla savaşırken yardıma da çağırırlardı.

Bunun dışında, karşılıklı göçler olmuştur. Örneğin, bir Asetin, Waynakh, Balkar ve Karaçay grupları Gürcü dağlarına göçmüştü. Çok sayıda Ermeni ve Gürcü merkezi Kafkas’a gelmişti. 123

1820-1824 yılları arasında Kafkasya’yı ziyaret eden, Fransız kaşif Jacguas François Gamba’nın ifadesine göre; Gürcü Krallarının teşkil ettikleri askeri kıtalar için gerekli paralı askerleri Kafkas Halklarından temin ediyorlardı.

Bunlar arasında, Çerkes süvarilerinin mükemmel ve sadık olmaları, atlarının da, güçlü ve uzun mesafelere dayanıklı bir yapıya sahip olmaları tercihte birinci sırayı teşkil ediyorlardı.

İraklı ve babası Taymuraz zamanında çeşitli savaşlarda Çerkes süvari tugaylarını teşkil ettiklerini, Çerkesya’dan temin edilen Kabardey atlarının Kafkas Ötesine, Gürcistan’a Daryal boğazından gönderildiğinden sözetmiştir.

Kartlis Tshovreba!ya göre ; 1736 yılında İsfahan şehrine Nadir Şah ile görüşmeye gitmiş olan Kaheti’nin Kralı I. Taymuraz’ın yanında, aslen  Kabardey Çerkesi olan  Kayhosro Çerkezişhvili’nin 60 kişilik savaşçı grubu vardı. Kral II. Erekle’nin en iyi savaşçılarını Kayhosro’nun adamları teşkil ediyordu.124

Bugün Gürcistan’da Çerkezişhvili sülalesinden 2912 kişi yaşamaktadır. Ayrıca, Çerkes kökenli Gürcü sülalesinden; Çargazia’dan 1064; Çerkeziya’dan 662; Çerkezian’dan 53; Cikiya’dan 6432; Cikidze’den 1278 ve Çikadze’den 25 kişi Gürcistan topraklarında yaşamaktadır.

İngiliz gezgin Richard Vilbraham 1837 yılında Gürcistan’a gitti. Gündeliğinde Doğu Gürcistan Kakheti’de yaptığı seyahati ve muhteşem Çerkes atlarından sözeder.

Gürcü şair ve asker Gubeliani Grogory( 1804-1883 ), 1831 yılında Petersburg’a giderken , gördüğü Çerkes atlarından sözeder. Aynı şekilde, Gürcü yazar Giorgi Leonidze, Tsinandali ve Ggbaidze( 1914-1994 ) şiirlerinde saf Çerkes atlarından sözederler.

Yaşamı at sırtında geçen Çerkes Halkı, engin bir at kültürüne sahiptir. Çerkes atı, tazı gibi ince düz karınlı, adaleli, yapılıdır. Uzun ve ağır yol koşullarına dayanıklı, hızını düşürmeyen, tersine gittikçe daha da arttıran, şövalyesini ağır yollarda aylarca taşıyabilen, gerektiğinde durmaksızın koşmak suretiyle onlarca kilometrelik mesafeleri alabilen, durduğunda biriki kişneme ve derin nefesle kolayca dinlenip yeniden yola koyulmak için geme yüklenen, yine aynı hızlı yürüyüşüyle yolu alabilen gerçek bir dağ atıdır.125

Çerkes yazar Ç’eraşe Tembot, “ Çerkes Kızı Gulez “adlı kitabında, en iyi cins Çerkes atlarının başlıcalarını: Şşewelıxhu, Jıraşte, Khrımşşowkhal, Khundeyt, Abıkhu, Hağundekhu, Şecerekhu, Açetır, Tram, Yeğan Yeseney, Şağdıy ve Beçkhan olarak belirtmektedir.126

Katerina, zamanın büyük filozofu olan ünlü Volter’e yazdığı bir mektupta İraklı için, “ kuvvet ve kudret sahibi bir hükümdar ve akıllı, cesur bir kişidir.” Demişti. 127

İraklı bunca çabasına ve başarılarına karşın; Katerina’nın tahta geçmesiyle Rusya’nın Kafkasya Bölgesine yönelik işgal hareketleri sırasında, 1765 yılında Kabardey Bölgesinde Mozdok kalesini yaptırması, 1769 yılında Mozdok ile Graben kentleri arasında Volga Kazakları’nı yerleştirmesi, Osmanlılarla İranlıların birbirini izleyen ve ardı arkası kesilmeyen saldırıları nedeniyle Gürcistan’ı viraneye çeviriyordu. Bunlardan başka veliaht sorununda huzursuzluk yaşamaktaydı.

İraklı bunca çabasına ve başarılarına karşın, yine de belirtilen nedenlerle ülkesinin varlığından ve geleceğinden ciddi biçimde kaygı duyuyordu. Bu yüzden Gürcistan’ın varlığını korumak ve sürdürmek için bir önlem düşündü. Ne yazık ki bu önlemle İraklı en büyük hatasını işlemiş, tam tersine, ülkenin demir bir ele, amansız bir düşmana teslim etmiş oluyordu. 128

Gürcistan Kralı İraklı’nın bulduğu önlem, Rusya himayesini kabul etmekti. Kuşkusuz Ruslar’ın hile ve oyunları bütün niceliğiyle kendisini, dolayısıyla etkiliyordu. Çünkü, Ruslar Kafkasya’nın taşıdığı önemi bütün çıplaklığıyla kavramış ve takdir etmişlerdi.

Bu nedenle; Ruslar, Kafkasya’yı peyderpey işgal etmekte ve Derbent taraflarını göçürmeye çalışmakta oldukları gibi, bu çetin Kafkas Sıra Set Dağlarını güneyden de kavramak, Osmanlıların kesin işgalinden önce Kafkas Ötesine de pençelerini geçirmek istiyorlardı. 129

O sıralarda İran tahtında oturan Ali Murat, Gürcistan’ın kendisine boyun eğmesinde ısrar etmesi üzerine, çaresizlik içinde kalan İraklı Ruslar’ın korumasını kabul etti. Kendisinin Hıristiyan olması ve Gürcistan’da Hıristiyan dininin egemen olması, kuşkusuz Osmanlılara karşı Rusya’yı tercih etmesine neden oluyordu. 130

Görüşmeler sonunda, 24 Temmuz 1783 tarihinde Kafkasya’da askeri hattı üzerinde bir şehir olan Giorgiyevsk’te imzalanan antlaşmayla Rusya Gürcistan’ı düşmanlarına karşı koruyacaktı. Gürcistan bağımsızlığı ve toprak bütünlüğü de güvence altına alınıyordu. Bu antlaşmayla Rusya, Osmanlı Devletine karşı başlatılacak harekatlar için Gürcistan’ı bir üs haline getirmiş oluyordu. 131

Kabardey Çerkes elçilerinin dediklerine bakılırsa, eğer Rus Çarı kendilerine yardım ederse, Gürcistan da Moskova’nın himayesine girmekte geçikilmeyecektir. 132

Nitekim, 3 Kasım 1783 tarihinde iki Rus nişancı taburu Gürcülerin alkışları arasında Tiflis’e girmişti. Daha sonra, 24 Aralık 1784 tarihinde özel bir heyet, İraklı’ya Gürcü Krallığını onaylayan ve bununla birlikte Gürcistan’ın Rus yönetimine girdiğini ilan eden bir bildiri, düzenlenen özel bir törenle halkın önünde açıkladı. 133

Maalesef bu tarihten itibaren Gürcistan Rusya’ya ilhak ediliyor; Gürcülerin yüzyılları alan tarihsel Kafkas geleneklerine, siyasal varlığına, son ve kesin bir darbe vuruluyordu. Artık bu günden itibaren Kakheti ve Kartli’de, Gürcistan’ın merkezinde bir Gürcistan Devleti ve Gürcülük değil, bir Rus siyaseti, Rus yönetimi ve Rusluk görülmektedir.

Gürcülerin Rusya koruması altına girmeleri ve özellikle bir Rus askeri gücünün Tiflis’e girip yerleşmesi, çevredeki İslam devletlerinin ve özellikle de Osmanlılarla Müslüman Kafkas Halklarını çok kızdırdı ve kaygılandırdı. 134

XVIII. yüzyıl Rusya’nın Kafkasya’da işgal ve kolonizasyon dönemi oldu. 1783 yılında Kırım’ı tamamen topraklarına kattıkları gibi, Gürcistan’ı da himayesi altına almakla Kafkasya Bölgesini gerek kuzeyden gerekse güneyden kavramış bulunuyordu.

Bütün bu olaylar karşısında Gürcistan, ne Rusların fiilen koruması olanağına kavuşabilmiş, ne iç ayaklanmalar yüzünden içte güç ve kuvvet kazanabilmiş, hatta ne de o zaman her türlü siyasal düşüncenin üstünde egemen ve etkili olan dinsel anlaşmazlıklar yüzünden Müslüman Kafkas Halkları ile birlik, Kafkasya’nın bağımsız varlığının korunması ve savunulması fikrine- öteki Halklar gibi- hizmet edebilmiştir. Tam tersine, Ruslar’ın koruması altına girmesi Osmanlılar’dan başka İranlılar’ın da intikam duygularını, kin ve düşmanlıklarını çekmişti. 135

Gürcistan Kralı İraklı, 1774 yılında Ruslar’ın himayesine girdikten sonra, 1791 yılında kendini bağımsız olarak kabul eden Asetin Halkına vergi dayatamıyacağını kabul etmek zorunda kalmıştı. Ocak 1851 tarihinde Rus Çarlığı Osetya’nın Kafkas Ötesindeki topraklarını, Gürcistan’dan bağımsızlığını tanıdı ve Eylül 1852 tarihinde bu karar resmen onaylandı. 136

İran’dan sürekli tehditler üzerine, 1795 yılında Dağıstan Bölgesine gelen Ruslar Zubof komutasında Derbent üzerinden güya İran tarafına, gerçekte ise fütühat için bir askeri güç sevketmeye karar verdiler. 25 Mart 1796 tarihinde Kızılyar’da toplanan bu askeri kuvvetle, önce Derbent zaptedildi. Katerina’nın ölümü üzerine tahta geçen Pavel’in ilk işi İran seferini durdurdu. Tüm askerleri geri çektirdi. 137

1800 yılında, Avar ve Cungutay Han’a bağlı kuvvetler, İngur nehri önünde Gürcü askerleriyle yaptıkları savaşta yenildiler. Bu olay, Kafkasya ve Kafkas Ötesi Halklar arasında düşmanlığın doğmasına neden oldu.

Gürcistan Kralı XII. Giorgi, himayeyi kafi görmeyerek Rus Çarı I. Pavel’e Gürcistan’ın tamamiyle Rusya’ya ilhak etmesini dileyerek, müracaatta bulundu. Rus Çarı bunu kabul etti ve bir Rus Genarelinin komutasında 1801 yılında Gürcistan’da bir “ Hükümet “ kurularak, Gürcistan’ın Doğu kısmı, Kartli, Kakheti, İmeretya ve Guriya Rus İmparatorluğuna ilhak edildi. 138 Bu olayın ardından,16 Şubat 1801 tarihinde Çar  I. Aleksandr, Gürcistan ve beraberinde Abhazya’nın da Rusya’ya tamamen ilhak edildiğini ilan etti.

Ondokuz asır boyunca hüküm süren Ruslar, bu sure içinde idare sisteminde, okullarda Gürcü dilini kaldırmağa ve halkı Ruslaştırmaya başladılar. Krallığı kaldırarak bağımsızlıklarını ellerinden aldılar. Gürcüler, Hiristiyan Ruslar’dan yardım beklerken, onlar Müslümanlardan daha çok kötülük yaptılar. 139

Rusya’nın bu istilacı, emperyalist ve Ruslaştırma siyasetine karşı yapılan birçok ayaklanmalar şiddetle bastırıldı ve Gürcü hanedan üyeleri ve bu hanedanın dayandığı zadegan zümresi Rusya’ya sürülmek suretiyle tamamen imha edildi.140

Bu harekatla, Ruslar Kafkas Ötesinde üs kurmuş ve Anapa kalesine kadar olan sahil şeridini komple kontrolleri altına almış oluyorlardı.

Hatta , Abhazların talebi üzerine, Çar I. Aleksandr 17 Şubat 1810 tarihinde imzalayıp yayınladığı deklarasyonda, Abhazya’nın Rusya’ya bağlandığı duyurulduktan sonra, 5 Temmuz 1810 tarihinde Sohum’u işgal etmişlerdi. İşgali kabul etmeyen Abhaz Halkı ve Asılzadelerin bir kısmı yurtlarını terk ederek Çerkesler’in topraklarına, Kuban Bölgesine yerleşmiş ve mücadelelerini buradan sürdürmüşlerdi. 141

Gürcistan’da da bazı Gürcü Beyleri Rus hakimiyetine karşı gelmek istemeleri üzerine, Çar I. Aleksandr, Gürcistan’ın bir Rus Eyaleti haline getirilmesi için daha esaslı tedbirler aldı. Rusya’nın görevli olarak ,18 Ocak 1801 tarihinde gönderdiği Tüm.Gen. Knorring Gürcistan’da ancak iki yıl kalabildi.142

Onun yerine Gürcü asıllı olan  Prens Tsitsianov, 1802 yılında Gürcistan’ın idaresine memur edildi.” Rus Çar’ının sadık bir uşağı olan “ Tsitsianov, az sonra Doğu Gürcistan’ı da Rus idaresine aldı. Tsitsianov’un bu davranışı Çar adına Gürcistan Krallığını yapacak demektir. 143

Prens Tsitsainov’a Kafkasya’da “ altınayak “ lakabı verilmişti. Vaktiyle bacağını köpek ısırmış, sonra kesilmiş ve yerine altından bir bacak takılmış diye anlatılır. 144

Fakat, Giorgi’nin karısı Kraliçe  Mari ve çocukları saltanat haklarından vazgeçmemişlerdi. Buna rağmen, Rusya’ya sürgün edildiler. Kafkas Genel Valiliğine getirilmiş olan General Tsitsianov diğer Gürcü Prenslerini de hükümdarlık haklarından mahrum etti ve Gürcistan tarihe karıştı. 145

Vatanlarını seven Gürcüler, Grandük Parnaus, Yulan ve Aleksandr, 1805 ılında Dağıstan Beylerine, Kabardey Çerkeslerine ve civar kabilelere mektupla ve temsilciler yollayarak yardım ve dayanışma ricasında bulundu. Kafkas Halklarının yardımlarına dayanarak özgürlük mücadelelerini devam ettirdiler. Fakat Tsitsianov’un çabuk manevraları ve aldığı tedbirler sayesinde isyan bayrağını açan Gürcüler düşüncelerini gerçekleştiremedi. Tsitsianov’un Gürcistan’daki bu tutumları nedeniyle, daha sonra, Baku’da idam edildi. 146

1813 yılında Grandük Aleksandr Gürcistan Kralı ilan edildi; Lezgi, Pşav, Tuş ve Asetinler’in başında Tiflis üzerine yürüdü. 147 Ancak, Kartli’de Kafkasya Genel Komutanı General Godoviç bizzat mahiyetindeki askeri kuvvetle, ayrıca onun emrindeki komutanlardan General Urbeliyan’ın İmereti( Lazika ) içindeki kuvveti ile bu ayaklanma sonunda bastırılmış, dinginleştirilmiştir. 148

Rus tarihçiliğinde Kafkas-Rus savaşının başlama dönemi olarak 1816-1818 yılları kabul edilmektedir. Tsitsianov’un yerine  Kafkasyanın işgalinin tamamlanmasına memur  edilen ( Gaddar ) General A. P. Yermolov, Özel Gürcistan Kolordu Komutanı görevine  1817 yılında atanmıştı. 1816 yılında Kafkasya’daki Rus askeri birliklerin tamamı, Özel Gürcistan Kolordu adı altında bir araya getirilerek yeniden örgütlendi. 1820 yılında bu kuvvetler Kafkasya Kolordusu adını aldı. 149

General Fadayev’e göre, Kafkasya savaşının( Kafkas-Rus savaşının ) başlangıcı, aslında Rusya’nın Gürcistan Prensliğini kendi topraklarına kattığı tarih olan 1801 yılıdır.

Aslında, Kafkas-Rus savaşı yukarıda da anlatıldığı gibi, 1763 yılında Mozdok kalesinin inşa edildiği ve Kızılyar ile Mozdok arasında askeri müstahkem Hat kurulduğu zamandı. Bu tarihte Kabardey Çerkesleri ilk defa Ruslar’ın işgal ve kolonizasyon hareketlerine karşı ayaklanmışlardı.

General V. A. Potto’ya göre, “  Kafkasya fethinin temeli bizzat o sırada atılmıştı.” 150

Çerkesler, özgürlüğe düşkünlükleri nedeniyle zilleti kabul etmeyip, zalime karşı her devirde kahramanca direnmişlerdir. 151

İşgalci Rus ordularına karşı 1763 yılında başlayan “ Özgürlük Savaşı “, 1864 yılında Çerkes kabilelerinin etkisiz hale getirilmeleri ve kitleler halinde yurtlarından koparılarak sefalet içinde Osmanlı İmparatorluğu topraklarına zorunlu olarak göçmeleri ile sona erdi.

Eğer soykırımın tanımı “ bir etnik grubun veya halkın kasten yok edilmesi “ ise, Rusya Çerkeslere karşı bunu 1682 yılında tahta çıkan Deli Petro’nun saltanatı sırasında başladı. Yukarıda, Deli Petro’nun hedefi ve vasiyetnamesinden söz edilmiştir.

XIX. yüzyılın ilk yarısında,  Kafkasya’nın toplam nüfusu 5 Milyon’du. Bu rakamın 2,5 Milyon’nunu Çerkesler, Karaçay-Malkar ve Abhazlar teşkil ediyordu. Soykırım ve sürgün sonrasında, Çerkesya’da  1897 yılında yapılan nüfus sayımına göre, Çerkeslerin nüfusu  76.058 idi. 152 Bu rakam, Kafkasya’da yaşayan Çerkes Halkının kasten yok edildiğini belgelemektedir.

Tarihte; “ Muhaceret ( Göç ) “, “ Büyük Göç “, “ Sürgün “, “ Soykırım “, “ Yistanbulakue( İstanbul yolculuğu ) “ gibi adlarla anılan bu olay, tarihin tanık olduğu büyük dramlardan biridir. 153 Aradan 150 yıl geçmesine karşın olay tüm boyutlarıyla ortaya konulabilmiş değildir.

Bilindiği üzere; Türkiye Cumhuriyetini oluşturan yaklaşık 75 Milyonun yaklaşık yarısı dünyanın her hangi bir yerinde etnik temizlik, soykırım ve sürgüne uğramış ve bu acılardan kurtulabilmiş insanların torunlarından oluşmaktadır.

Anadolu’da Türk kimliği altında yaşayan Çerkesler’in sürgünü ile ilgili bir “ Sürgün ve Soykırım Anıtı “ dikilmesi konusunda, bugüne kadar STK( Sivil Toplum Kuruluşları ) tarafından bir girişimde bulunulmadığı gibi, Çerkesler’in sürgün ve soykırıma uğradıkları konusunda da bir karar alınamamıştır. 154

Diğer taraftan; Çarlık rejimini yıkan 1917 Devriminden sonra bağımsızlığına kavuşan Gürcistan, Paris Barış Konferansına ( 1920-1921 ) katılan ve İngiltere, Fransa gibi büyük devletlerin de bulunduğu 22 ülke tarafından bağımsızlığı hukuken tanındı. Ancak, 1921 yılında Stalin ve Orconikidze yönetimindeki Kızılordu Gürcistan’a girmesiyle birlikte Tiflis’te Sovyet yönetimi kuruldu. Bu tarihten sonra Sovyet yönetimine karşı ayaklanmalar devam etti. 155

Nihayet, 9 Nisan 1991 tarihinde bağımsızlığını ilan eden Gürcistan, Rusya’nın nüfuzundan sıyrılarak dış dünyayla ilişkiler kurmaya çalışmıştır. Bu dönemde, değişik ülkelerle yapılan diplomatik ziyaretler, ülkenin dış politika geliştirme çabası olarak nitelendirilebilir. Yapılan ziyaretlerde Gürcistan’ın Kafkasya Bölgesindeki önemi üzerinde duruluyordu.

2012 yılı itibariyle Gürcistan’ı 51 ülke resmen tanımıştır. 58 ülke ile diplomatik ilişkiler sağlanmıştır. 115 ülke ile diplomatik ilişkiler geliştirilmiş ve 37 uluslar arası üst kuruluşa üye olmuş durumdadır.

Batı yanlısı bir politikaya yönelen Gürcistan,1992 yılında AGİK ve BM’e kabul edildi. Bunun dışında Nato’ya girmek için entegrasyon sağlamaya çalıştığı gibi, AB üyeliği için temaslarını sürdürmektedir.

Bilindiği üzere; Gürcistan üzerinde kurulu olduğu bölge, stratejik konumu nedeniyle yakın geçmişe kadar büyük güçlerin- Ruslar, Türkler ve İranlılar- egemenlikleri altına almak istedikleri mücadele alanlarından birisi olmuştur.

Gürcistan,  son yıllarda içinde bulunduğu bölgede barışın tesis edilmesine çalışmakta;  Türkiye ve Kafkas komşuları ile sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasi alandaki ilişkilerini arttırmak için gayret gösteren bir devlet görüntüsü vermektedir. Türkiye ile 30 Temmuz 1992 tarihinde imzaladığı antlaşma ile dostluk, işbirliği ve iyi komşuluk ilişkilerine önem verdiğini göstermiştir.

Gürcistan Karadeniz’e sahildar bir devlet olması, bölgenin  jeopolitik açıdan “ karasal “ sıkışmışlığın getireceği sıkıntılardan uzak kalmasını sağlamasını sağlamakta ve  adeta dünyaya açılan bir kapı görevini üstlenmektedir.

Bu nedenle; Gürcistan ve diğer Kafkas Ötesi ülkelerin bağımsızlığı ve gelecekteki güvenliği, Kafkasya bölgesi  ile politik olduğu kadar,  ekonomik yönden de sıkı sıkıya bağlantılı olduğu  gerçeği göz ardı edilmemelidir.

Dolayısıyla Kafkas Ötesi, haklı olarak barış ve refaha ulaşmak isteyen kırılgan ve hassas bir bölgedir. 156

Rusya’nın kendi iç işlerine karışmasına bir tepki olarak Gürcistan, son zamanlarda dikkatini Kafkas Sıra Set Dağlarının kuzeyine çevirdi. Özellikle de Çarlık Rusya’nın Çerkeslere karşı 1864’de gerçekleştirdiği Soykırımın tanınması için mücadele veren Uluslar arası Çerkes Harekatı, Gürcistan’ın ilgisini çekti. Zamanlama açısından çarpıcı olan şey Çerkes soykırımının 150. Yıldönümü, 2014 yılında bağımsız Çerkesya’nın son başkenti Soçi’de yapılacak olan kış olimpiyatlarına denk gelmesi.

Tarihsel olarak Gürcistan, Kafkasya Halkları arasında her zaman önemli rol oynamıştır. Fakat aralarındaki siyasi yapı sorununu çözmek için 1992 yılında Gürcistan Abhazya’yı işgal edince Kafkasya’nın kuzeyindeki etkisini kaybetti ve neticede Çerkesleri de bir taraf seçmek zorunda bıraktı. 2.000’nin üzerinde Çerkes gönüllü, Kabardey-Balkar Cumhuriyetinin başkenti Nalçık doğumlu Sovyet ordusundan emekli bir Albay olan Soslan Sosnaliyev liderliğinde bu savaşa katıldı. 157

Bununla birlikte, Gürcistan hiçbir zaman Çerkeslere karşı protestoda bulunmadı. Bunun bir nedeni, Gürcistan’ın politikalarını “ bağımsız olmayan “ Çerkesler seviyesine indirmeden devletler seviyesinde sürdürerek direkt olarak Rusya Devletini kendine muhatap almak istemesiydi. Bir diğer nedeni ise, Rusya Hükümetinin bile denemesine rağmen başaramadığı bir şeyi( Çerkesler’in Abhazya’ya desteğini engellemeyi ) başarmaya çalışması anlamsız gözükmesiydi. 158

Abhazya, son yıllarda Rusya ile Gürcistan arasında olumsuz yönde gelişen ilişkilerin  tutsağı olmamalı. Bu dönemde, Abhazya ve Gürcistan arasında zedelenen eski ilişkilerin  yeniden düzelmesi,  güce dayalı olarak  değil, karşılıklı diyalogla çözülebilecektir.

Abhazya ve Gürcistan’da saygı duyulan Gürcü tarihçi Giorgi Anchabadze, Rus gazeteci Andrei Babitsky ile yaptığı ve Eko Kavkaaza’da 8 Şubatta yayınlanan söyleşide bu konuda şöyle diyor; Ben tarihin her şeyi hak ettiği yere oturtabileceğini inanıyorum. Abhazya’nın siyasi durumu ne olacağı ve nerede sınır olacağı gibi konular hakkında konuşmuyorum. Bu gelecekteki tarihin, son tahlili değildir. Nedir önemli olan ? Var olan iki halk arasındaki bağları yeniden kurmaktır. Eminim yeniden kurulacaktır. Tarihçiler, sanırım artık daha mantıklı konulara odaklanmaya başlayacaklardır. 159

Gürcistan, bazı analizciler tarafından “ simetri siyaseti “ olarak tanımlanan ve Kafkas Halkları ile daha yapıcı ilişkiler kurma çabalarını arttırarak aynı zamanda bölgedeki ayrılıkçı anti-Rus hareketleri destekleyen bir politikayı izlemeye başladığını görüyoruz.

Şubat 2010 ayında, Gürcistan Parlamentosu “ Kuzey Kafkasya Parlamentoları ile Dostluk ve İşbirliği Grubu “ adlı yapı kurdu. Gürcü Parlamentosu, Kuzey Kafkasya Parlamentolarına hitaben bir bildiri yayınlayarak, “ Kafkas Medeniyetini geliştirmek “ ve “ Rusya ile Gürcistan arasındaki siyasi ilişkilerin giderek kötüleşmesine rağmen, Kafkas Halkları arasındaki tarihi dostluk bağlarını koruma “ çağrısında bulundu. 160 Ancak, yerel Parlamentolar, Gürcistan Parlamentosunun çağrılarına henüz her hangi bir cevap vermediler.

Gürcistan’ın, Çerkes dünyası ile yeniden iletişim kurmak için başlattığı “ Konferanslar Savaşı “ Kafkasya’ya yönelik siyasetinin  en başarılı hamlesi olmuştur. Gürcü siyaset uzmanı Aleksandr Rondeli’nin yorumuna göre; bu karar, Gürcistan’ın Kafkasya’daki imajını geliştirmek arzusunu taşımaktadır.161

Bu olay Çerkes Halkı içerisinde olumlu yanıt aldı. Gürcistan için de olumlu olmuştur.

Nitekim;  ilki 20-21 Mart 2010 tarihinde, Washington merkezli Jamestown Vakfı ve Tiflis’teki İlia Devlet Üniversitesine bağlı Uluslar arası Kafkasya Çalışmaları Okulu ile  birlikte  Tiflis’te düzenlediği  “ Saklı Milletler, Süregelen Suçlar: Geçmiş ve Geleceğin Arasında Çerkesler ve Kuzey Kafkas Halkları “ adlı Konferans, Batı Medyasının “ Çerkes Sorunu “ ile tanışmasını ve Çerkeslerin XIX. yüzyılda yaşadığı trajik olayları, Yahudi( ve Ermeni ) soykırımından önce, modern tarihteki ilk soykırım olarak tanınmasını sağladı. 162

Söz konusu Konferansa, Kafkasya ve Kafkasya dışından bir çok Kafkasya Uzmanı, ağırlık olarak ABD’den olmak üzere, bazı Çerkes aktivistleri ve Gürcistan Parlamentosundan bazı Milletvekilleri katıldılar.

Konferansın sonunda Çerkes katılımcılar tarafından, XIX. yüzyılda Rusya’nın Çerkes Halkına karşı gerçekleştirilen katliam ve sürgünlerin “ Çerkes Soykırımı “ olarak tanınması için  Gürcistan Parlementosu nezdinde bir deklarasyon imzalandı. 163

2010 yılının Haziran ayında Gürcistan Parlamentosunda Gürcü bilim adamlarının “ Kuzey Kafkasya Soykırımı “ üzerine bir sunum yaptıkları bir toplantı düzenlendi.

Rusya İmparatorluğunun XIX. yüzyılda gerçekleştirdiği “ Çerkes Soykırımı “nın tanınması sorunu, Gürcistan Parlamentosu’nun dört komitesi tarafından ; Gürcü tarihçi Bezhan Korava’nın, Tiflis arşivinde yaptığı araştırmalar neticesinde soykırım ve sürgün olayı ile ilgili  olarak tespit ettiği belgeleri ve bu konudaki  bilimsel açıklamalarını, bir yıllık sure  içinde incelendi.

Gürcistan Parlamentosunun diaspora ve Kafkasya’dan sorumlu Komite Başkanı Nugzar Tsiklauri, yaptığı açıklamada; konuyla ilgili olarak Gürcistan Parlamentosuna dünyanın bir çok ülkesindeki Çerkes diasporalarından başvurular olduğunu söyledi.164

20 Mayıs 2011 tarihinde toplanan Gürcistan Parlamentosu, Çerkeslere yönelik olarak XIX. yüzyılda uygulanan katliam ve sürgün uygulamalarının “ Soykırım “ olarak tanıyan resmi bir karar aldı. 165         Kararda;

“ Çarlık Rusya’sının XIX. yüzyılda, önceden planlanlayarak Çerkesleri katlettiği, bu katliamlara planlanmış açlık ve salgın hastalıkların eşlik ettiği, bu durumun Soykırım, kendi topraklarından Sürgün edilen Çerkes Halkının da Mülteci olarak tanınması “ gerektiği bildirildi. 166

Türkiye’de demokrasi açılımı sürecine paralel olarak “ Çerkes “ duyarlılığının hissedilir hale geldiği bir dönemde BM üyesi Gürcistan,  Çerkes Soykırımını tanıyarak Rusya’ya yumuşak karnına umulmadık bir kroşe indirdi. Trajediye “ Soykırım “ diyen ilk ülke oldu. 167

Böylece Gürcistan tarafından tanınan Çerkes Sorununun, 2014 Olimpiyatlarına kadar olan süreçte uluslar arası bir sorun hale gelmiştir. Gürcistan’ın Çerkes Soykırımını tanıması, Abhazya’yı da zor bir durumda bıraktı. Zira Abhazya, kendisini Gürcistan’a karşı olan savaşında ve bağımsızlık rüyasında destekleyen Çerkes Halkı ile bu rüyayı gerçeğe dönüştüren Rusya arasında bir seçim yapmak zorunda bıraktı. 168

Gürcistan Devleti’nin aldığı bu karar, soykırım mağduru Çerkeslerin acılarını bir nebze olsun hafifletmektedir. Uluslar arası düzeyde bir gelişmenin sinyalini veren bu durum üzerinde önemle durularak, Diaspora’da yaşayan Çerkes Aydınları  tarafından Birleşmiş Milletler üyesi diğer Devletler nezdinde yapılacak girişimlerde de gündeme getirilmesi ve bu konuda yapılacak ciddi çalışmaların sürdürülebilmesinde, Gürcistan Devleti yetkililerinin destek ve yardımları çok önemlidir.

Nitekim, Gürcistan Parlamentosu İnsan Hakları ve Sivil Entegrasyon Komitesi Başkanı Laşa Tordiya’nın 20 Mayıs’ta yaptığı; “ Çerkes Soykırımının tanınması meselesini Avrupa Birliğinde, Avrupa Parlamentosunda ve Gürcistan’ın temsil edildiği tüm uluslar arası örgütlerde gündeme getireceğiz.”  169 Açıklamasıyla, bu konuda Gürcistan Devleti yetkililerinin desteğinin devam edeceği belirtilmektedir.

Bu olaylar cereyan ederken; Rusya’nın genelde üst düzeylerde olan bilim ve araştırma enstitülerinden en saygın olanların katılımıyla Ekim 2011 ayında Rostov’da “Soykırımı kabul eden Gürcistan ve edecek olan ülkelere gerekli cevabı verecek olan bir “ Kurum “  oluşturulduğu, Mikhail Rozin tarafından açıklandı.170

Öyle anlaşılıyor ki,  bu “Kurum”; Soykırım ve Sürgün ile ilgili tüm tarihi belgelerin taraflı, Rusya karşıtı ve ön yargılı olarak yorumlandığını, dolayısıyla spekülasyonlardan ibaret olduğunu söylemeye çalışıyorlar.

Bu  “ Kurum “un vereceği cevap, öncelikle kendi “ gerçekleri “ üzerine oluşturacakları karşıt argümanlar üzerinde hazırlayacakları bir gerçektir.

Ancak, XIX. yüzyılda Çerkes Halkına uygulanan baskı, katliam ve sürgün ile ilgili tarihi gerçekleri yansıtan belgelerin Tiflis arşivinde mevcut olduğuna göre, Rusya’da oluşturulan söz konusu “ Kurum “ un vereceği cevabın, bu doğrultuda tutarsız olacağı aşikardır.

770 Toplam Okuma, 1 Bugün

Comments

Comments