Ana Sayfa Göçler Anadolu’ya yerleştirilen Kumanlar (Manavlar)

Anadolu’ya yerleştirilen Kumanlar (Manavlar)

• Ekrem Hayri PEKER
1327’de Kocaeli yarımadasının büyük bir bölümü Osmanlı kumandanı Akçakoca Bey (Kocaeli ismi Akçakoca’dan gelir) tarafından Bizanslılardan alındıktan birkaç yıl sonra Orhan Gazi tarafından İzmit şehri de alınmış, Şile çevresinde ise Anadolu’dan getirilen Türkmen aşiretleri iskân ettirilmiş, yöre Türkleştirilmeye başlanmıştır. Yıldırım Beyazıt döneminde kumandan Yahşi Bey Şileyi 1391 ve 1395 yıllarında iki kez fethetmiştir. Bizanslıların Şile’yi geri almak için gösterdikleri çabalar sonuç vermeyince, 1401 yılında yapılan anlaşma ile Şile’nin Türk toprakları olduğu resmileştirilmiştir. Şile çevresine yerleştirilen Türkmen aşiretlerinin lakapları kurdukları yerlere isim olmuştur. Çengiloğulları (Çengilli), Gökmenler (Gökmaslı köyü), Hasanoğulları (Hasanlı köyü), Çitaklar (Çataklı köyü), Karamanoğulları (Karamandere köyü), Yakupoğulları (Yakupku), İsaoğulları (İsaköy) gibi. Köydeki yerli halka “Manav” denilmektedir.
Manav Türkleri Özellikle Batı Anadolu’da yoğunlaşan Türk halkı. Anadolu’ya göç ederek gelen Türklerden bazıları yerleşik hayata geçerek tarım faaliyetlerinde bulunmaya başlamışlardır. Buna bağlı olarak manavlık ; “Yerleşik Türkmen Topluluğu”, “Türkçe dışında dil bilmeyen”, “Hareketli nüfusa karşın yerini değiştirmeyen, devamlı olarak orada oturan”, “Batı Anadolu’ya dışarıdan gelen (göçmen/muhacir) ve göçebelikten yerleşmiş (Yörük) nüfus dışında eskiden yerleşmiş köylüler” olarak tanımlanmaktadır.
*
Manav kelimesi, öz-Türkçe bir sözcüktür. Türkmenin göçmeyenine manav denilirdi. Manav deyimine “Orhun kitabelerinde de rastlanmaktadır. Bey anlamına gelmektedir. Manav sözcüğünün; Türkistan’daki Kazak-Kırgız ve Sibirya’daki Yakut (Saha) Türkleri’nde kullanılan, koruyucu soylu kişi ve boy beyi anlamına gelen “Manap” ve “Manag”dan geldiği sanılmaktadır. Eski Türkçede “v” sesinin olmamasından dolayı, “Manap” sözcüğündeki “p” ve “Manag” sözcüğündeki “g” sesinin yumuşayarak “Manav” sözcüğünün ortaya çıktığı düşünülmektedir.
Kırgızistan’daki Manas destanında yer alan ve soylu beylere verilen Manap ifadesi Manavların Manas destanıyla ilgili olduklarını da gösterir. Bazı köylerde yapılan araştırmalarda, Balkanlar’dan Anadolu’ya geçen ve Bizanslılar tarafından Batı Anadolu’ya tampon maksatlı yerleştirilen Kuman-Kıpçak-Peçenek Türklerinin Oğuz Türkleriyle kaynaşmasıyla ortaya çıkan Türk grubu olduğu görüşünü benimseyen Türkologlar da mevcuttur.
Türkologlara göre, Manavların, Türk soylu olduğunu gösteren en önemli delil, Mongolid karakteristikleridir; Manavlarda gözlerdeki çekiklik ve yuvarlak yüz hatları hemen fark edilebilir. Son derece uysal, mülâyim ve başkası tarafından söylenenlere fazla karşı çıkmayarak yani tartışmayarak geleneksel yaşamlarını sürdüren Manavlar kendi ifadeleri ile “yedi kez düşünmeden adım atmayan” bir yapıya sahiptirler. Bu uyumlu ve uysal yapıları, başkalarına “sen bilirsin” ya da “siz bilirsiniz” ifadesinin sık kullanılmasında da kendini göstermektedir. Manav Türkleri, uzun yıllar Rum köyleri ile komşuluk yapmışlar ve uyumlu kişilikleriyle onlarla iyi geçinmişlerdir.
Tüm manav köyleri dini açıdan “Sünni-Hanefi”dir.
Kendilerini Manav olarak ifade eden Türkler ağırlıklı olarak Batı Anadolu’da ve Marmara bölgesinde yaşamaktadır. Manavların ve manav köylerinin bulunduğu iller şöyledir: Sakarya, Düzce, Eskişehir, Bilecik, Bursa, Kocaeli, Balıkesir, Çanakkale, İstanbul (Şile, Ağva, Ömerli), Tekirdağ, Manisa, İzmir, Antalya, Konya, Afyon, Uşak, Kütahya, Bolu, Ankara-Nallıhan, Zonguldak, Kastamonu, Mersin, Isparta, Yalova, Diyarbakır (Çermik, Çüngüş)
Rum medeniyetinin içinde Balkanlar’dan gelip Bizans kralı tarafından Anadolu’ya yerleştirilen ve doğudan gelen akınlardan korunmak amacıyla yerleştirilen sayısı azımsanmayacak kadar Türki Peçenek-Kıpçak-Kuman-Uz topluluğu da vardı. Bizans kayıtlarına göre, Müslüman-Türkler Anadolu’ya gelmeden önce binlerce Türkçe kendilerini Manav olarak ifade edenler ağırlıklı olarak Marmara, Ege, iç Anadolu’da yaşarlar. Manav yerleşimlerinin olduğu yerler şöyledir:
İstanbul, Tekirdağ ,Kırklareli, Sakarya ,Düzce, Bolu, Karabük, Zonguldak, Kastamonu, Kocaeli,Yalova, Bursa, Bilecik, Balıkesir, Çanakkale,Eskişehir, Kütahya, Uşak,İzmir,Manisa,Afyon,Konya, Ankara, Kırşehir, Burdur, Isparta, Antalya,Adana, Mersin, Muğla…
*
Laszló Rásonyi’nin Doğu Avrupa’daki Türklük adlı Selenge Yayınlarından 2006 yılında yayınlanmış kitabının 214. sayfasında Kargala sözcüğü konusunda şu bilgiler vardır: Küçük Kumanistan’da Kunszentmiklós şehri çevresindeki bir yerin adıdır.
Büyük Kumanistan’da ise Karga yer adları vardır. Kargala adı herhalde Kargalı’dan, sık sık zikrettiğim -ı>-a ses değişmesiyle meydana geldi. Turgay ve Orenburg çevresinde de Kargalı yerine Kargala yer adları mevcut idi. Bu yerler Macaristan ile ilgili yer adlarıdır. Aynı kitabın 256. sayfasında “Kumanların Moğollardan kaçmış bakiyeleri, mesela 1240 sıralarında dahi Anadolu’da yerleştirilmişti” ifadesi kullanılmaktadır. Kumanların diğer adı Kıpçak’tır. Kıpçak sözcüğü sarışın, mavi gözlü, açık tenli insanlar için kullanılmaktadır. Aynı kitabın 155. sayfasında Kumanların 1237’de Bizans İmparatoru Johannes Vatatzes tarafından Anadolu’ya yerleştirildikleri de yazmaktadır. Bu yüzden Kargalar adının Kargala sözcüğü ile ilişkisi dikkate alındığında bu köye ilk yerleşenlerin Kuman Türkleri olduğu açıkça görülebilir. Kastomonu’daki Şeyh Şaban-ı Veli türbesinde de bir mezar taşında “Kumanoğlu Hüseyin Efendi 1762” yazmaktadır. Bu mezar taşı bu tarihlerde bile Kastomonu bölgesinde Kumanların yaşadığını açıkça gösterir.
Kumanlar Karadeniz havalisindeki atlı göçebe halklardandır. Kargalar köyünde de 1960’lara kadar at kültürünün varlığı bu köy yerleşiminin Kuman yerleşimi olduğunun ispatı olarak görülebilir. Bir başka özellikleri de Kuman-Kıpçak adının hiddetli, kızgın, öfkeli insanlar anlamında komşu kabileler tarafından kullanılması da bu halkım tipik özelliğidir.
Kumanlar saç tıraşlarını kafalarını yülüyerek yapmaktadırlar. Bilge Umar’ın İnkılâp Yayınlarında 1993’te basılan Türkiye’deki Tarihsel Adlar adlı kitabının 388. sayfasında Karga-Kargı sözcüklerinin Anadolu’daki dağ ve burun adlarında beklenebileceğinden pek çok daha fazla sayıda olarak karşımıza çıktığı yazılmaktadır. Yazar Karga-Kargı sözcüklerini Karaka-Kırakalı adlar gibi Luwi dilinden ya da onun ardılı dillerden gelme Karka-Kıraka (doruk yeri, uç yeri, çıkıntı yeri) anlamlarını verdiği görülmektedir. Yazarın bu sözcükleri Luwi diline bağlamaya çalışarak zorlamasına katılmak mümkün değildir. Laszló Rásonyi’nin kitabının 131. sayfasında Kuman kabileleri sayılmış bunlardan Mısır-Memluk Sultanı Kalavun’un Burçoğlu kabilesinden olduğu yazılmıştır.

856 total views, 2 views today

Ekrem Hayri PEKER

Ekrem Hayri PEKER

Kimya mühendisi, araştırmacı, yazar, STK yöneticisi. Bursa Mustafa Kemal Paşa’da (1954) doğdu. Anadolu Üniversitesi Kimya Mühendisliği bölümü mezunu. TUBİTAK veri tabanına kayıtlı “Teknoloji tabanlı Başlangıç Firmalarına Özel İş Geliştirme” mentörü, C Grubu iş Güvenliği uzmanı olarak Nano kimyasalların tekstil materyallerine uygulamalar konusunda üniversitelerde konferanslar verdi. Yayınlanmış kitaplarından bazıları: "Kuşçubaşı Hacı Sami Bey", "Özbek Mektupları", "Yeşim Taşı - Ön Türkler ve Türk Tarihinden Kesitler", "Kafkasya'dan Anadolu'ya - Zekeriya Efendi". Belgeseltarih.com kurucu ortağı, yazarı ve yayın yönetmenidir.

Comments

Comments