Ana Sayfa Osmanlı Tarihi Çanakkale Savaşı Harp tarihçilerimiz ve Bursalı Mehmet Nihat Bey (1886-1928)

Harp tarihçilerimiz ve Bursalı Mehmet Nihat Bey (1886-1928)

  • Ekrem Hayri PEKER

Mülazım Hasan, “Tekrar Başımıza Gelenler” adlı kitabında “Eğer daha önce esirlik yaşayan komutanlarımız esaret anılarını yazsalardı belki bu kadar kolay teslim olmazdık” diye yazar. Mülazım Hasan, ayrıca Edirne’nin teslim olmasıyla ilgili olarak, Bulgarların nasıl siperlerimizin yanına kadar soktukları projektörleri yakarak siperdeki askerlerimizi etkisiz hale getirdiklerini yazar. Elektrik, akıllı Bulgar subayları elinde etkili bir silaha dönüşür.

Mülazım Hasan, ayrıca Edirne Müdafaasını yapan Şükrü Paşa’yı “Askeri tel örgü dışında kırdırdı. Bulgar Ordusu tel örgüye dayandıklarında müdafaa yapacak asker kalmamıştı” diye eleştirir.

93 Harbinde Gazi Ahmet Muhtar Paşa’nın yanında bulunan Arif Bey, yaşadıklarını ve gördüklerini “Başımıza Gelenler” adlı eserinde acı şekilde anlatır. Ordunun elinde harita yoktur. “Çarlık, rahatsız olmasın” diye harita çıkarılmamıştır. Ordunun süvarisi yoktur. Geri çekilen Rus birlikleri takip edilemez. Süvari kuvveti olarak iki tarafta da eşkıyalık yapan Karapapak Mihrali, çetesiyle orduda süvari görevini üstlenir.

Ahmet Muhtar Paşa, Bursalıdır. 1839 yılında Bursa’da doğmuş. Ahmet Muhtar Paşa, İlk ve Orta eğitimini Bursa’da tamamlar. Bursa Askeri İdadisini bitirdikten sonra İstanbul’a giderek öğrenimini Harbiye Mektebi’nde sürdürür. 1860 yılında Harbiye’yi birincilikle bitirerek kurmay yüzbaşı olur. 21 Ocak 1919 tarihinde 80 yaşındayken İstanbul”da vefat eden Paşa, Fatih Camii avlusuna gömülür.

Ordudaki komutanlar, subaylar, harita okuyamaz. Artvin’de ve Doğu Beyazıt’taki birlikler hareketsiz kalır. Muhtar Paşa’nın yardım götürdüğü Kars Kalesi beklenmedik şekilde teslim olur. Rus Orduları Erzurum’dan püskürtülür. Gazi Muhtar Paşa,  Balkanları müdafaa için çağrılır. Muhtar Paşa cepheden ayrıldıktan sonra Erzurum Kalesi düşer.

Savaş bittiğinde Gazi Muhtar Paşa, Plevne’de destan yazan Gazi Osman Paşa ve Elena kahramanı Fuat Paşa gibi deneyimli komutanlar ordudan uzaklaştırılırlar. Gazi Osman Paşa, sarayda başmabeyinci olur ve iki çocuğu saraya damat olur. Gazi Muhtar Paşa, fevkalade komiser olarak Mısır’a gönderilir. Yirmi yıl sonra döner. 1897 yılında Yunan ordularını bozguna uğratan Ethem Paşa’da ordudan uzaklaştırılır ve sarayda görevlendirilir.

Gazi Ahmet Muhtar Paşa, Çapı büyük Topların Kullanımı, Dumansız Barutlar… Gibi çok sayıda kitap yazmıştır. Paşa, Ayan Meclisinde görev alan Paşa, Miladi takvime geçilmesini savunan yazılar yazmıştır.

1826 yılında yeniçeri ordusunun ortadan kaldırılmasının faturası 1828-1830 yıllarında Rusya’yla savaştaki yenilgi; Kafkasların kaybı, Balkanlarda toprak kaybı ve Yunanistan’ın bağımsızlığı olmuştur. Oysa Mısır Valisi olan Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın kurduğu ordu, kısa sürede Mora isyanını bastırmış ve Girit’de asayişi sağlamıştı.

Osmanlı Devleti’nin Müslüman tebaası matbaayı geç kullanmaya başladı. Okullaşmanın yaygınlaşması da çok geç oldu. Askeri yenilgilerden sonra Prusya Kralına gönderilen elçiyle Kraldan müneccimler istendiği anlatılır. Doğruluk payı olabilir. Zira Osmanlı ordusunda danışmanlık yapan Alman General Moltke, asi Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa’nın oğlu İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetlerle yapılan Nizip Savaşı’ndan önce müneccimlerin Keçi bağırsaklarından fal baktıklarını, ona göre savaş gününü seçtiklerini yazar. Savaş Osmanlı ordusunun yenilgisiyle biter ve Mısır ordusu hiçbir direnişle karşılamadan Kütahya’ya gelir.

Prusya Kralı’ndan müneccim gelmeyince mecburen Mühendis Okulu ve topçuluk okulları açıldı. Ancak bunlar uzun süreli olmadılar. Askeri alanda ciddi diyebileceğimiz okullar Padişah II. Mahmut döneminde açıldı 1827 yılında Tıbbiye, 1835 yılında Harbiye ve 1849 yılında baytar Mektebi açıldı.

Osmanlı Ordusu II. Mahmut döneminde Prusya’dan askeri danışman getirdiyse de esas fayda Polonyalı ve Macar yurtseverlerden gelmiştir. Önce 1830’da Rus Çarlığına ayaklanan Polonyalı yurtseverlerden Osmanlı Ordusunda görev almışlardı. Daha sonra1848 yılında Macaristan’ın bağımsızlığı için ayaklanan Macar yurtseverler ve onlara yardıma koşan Polonyalı yurtseverler, isyanın kanla bastırılmasından sonra Osmanlı Devleti’ne sığındılar. Rus Çarlığı ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun ültimatomuna rağmen Osmanlı Devleti mültecileri iade etmedi.

Mültecilerin çoğu Komiseri Ahmet Vefik Paşa’nın teklifiyle Müslüman olup Osmanlı Ordusu’nda görev aldılar. Bugün, Budapeşte’nin şirin bir meydanında heykeli olan Josef Bem’in, Osmanlı Ordusu’ndaki adı Murat Paşa’ydı.  Osmanlı Ordusu’nda görev alan bu subaylar Kırım Savaşı’nda canla başla savaştılar.

Kırım Savaşı’nı anlatan Tolstoy, Rusya’da subay yetiştiren 20 askeri okul olduğunu yazar. O yıllarda Osmanlı Devletinde bir okul vardır.

Subayların dışında çok sayıda sivil sığınmacı Osmanlı Devleti’nde görev alarak, Topçuluktan, haritacılığa; matematik eğitiminden, veterinerliğe kadar değişik alanlarda Osmanlı Devleti’ne canla başla hizmet ettiler.

1.Mahmut döneminde 1826’da Yeniçeri Ocağı kaldırılınca Askerî Mansure-i Muhammediye ordusu kurulmuştur. Avrupa’nın en güçlü kara ordusu olan Fransız ordusunu, Osmanlı yeni kurulan orduya örnek almıştır. Ancak Fransız ordularının 1870–1871 Sedan Savaşı’nda Alman ordularına yenilmesinden sonra, Osmanlı Erkânı Harbiyesi, II. Abdülhamit dönemi (1882) yönünü Alman ordularına çevirmiştir. Osmanlı Erkânı Harbiyesi, II. Abdülhamit’in de onayıyla Alman İmparatorluğu’nun Başbakanı Bismark’tan askerî uzmanlar istemiştir. 1882’de çeşitli ordu sınıflarına mensup yüksek rütbeli subaylardan kurulan bir Alman heyeti İstanbul’a gelmiştir. Heyetin başkanı Süvari Albay Köhler’di. Bir yıl sonra da Osmanlı ordusunda uzun müddet hizmet edecek olan Albay Colmar von Der Goltz gelmiş ve Köhler’in ölümü üzerine heyet başkanı olmuştur. Alman heyet başkanı Goltz, adını Türk tarihine “Golç Paşa” olarak yazdırmıştır.

Goltz, Berlin Askerî Üniversitesi’nde harp tarihi öğretmenliği yapmıştır. Aynı zamanda Alman İmparatoru II. Wilhelm’e de harp tarihi dersleri vermiştir.  Alman heyeti başkanı olduktan sonra Osmanlı ordusuna ait askerî eğitim kurumlarında reformlar yapmaya başlamıştır. Osmanlı ordusuna uygulamalı eğitim (tatbikat, atış, harp oyunu vb.) vermiştir. Goltz, Harp Akademisi’nde (Erkan-ı Harbiye Mektebi) ilk kez tabiye ve harp tarihi derslerini, 1907’de nazari olarak okutmuştur. Ancak burada harp tarihi bir ders konusu olarak kurmay subayların yetiştirilmesine yardımcı olmak maksadıyla görülmüştür.

Goltz Paşa’yla ilgili olarak İsmail Okday’ın anılarında ilginç bir olay vardır. Son Osmanlı Sadrazamı Tevfik Paşa’nın oğlu, Padişah V. Mehmet Vahdettin’in oğlu olan İsmail Okday’ın Yanya’dan Ankara’ya adıyla yayınladığı anılarına bakalım(s.289-90). 1915 yılı Kasım ayında Von Der Goltz Paşa, kendi isteği ile İngilizlerle savaşan VI. Osmanlı ordusu Kumandanlığı’na tayin edildi. Bu sırada orduyu Nurettin Paşa kumanda ediyordu. Nurettin Paşa, Selman-ı Pak harbini kazanmış, General Towsend komutasındaki İngilizleri Kut-ul Amare kasabasına hapsetmişti.

Görev devri esnasında Golt Paşa ve Nurettin Paşa tartışırlar. İhtiyar Müşir (orgeneral); “Düşmana karşı yapılacak hücum, onun evvela siperlerini kesif bir topçu ateşi altında bunaltıp ondan sonra piyade hücumuna geçilmesi suretiyle olmalıydı. Halbûki, siz bunun tersini yapıyor evvela piyadeyi hücuma kaldırıyor, ondan sonra topçu atışlarına geçiyorsunuz. Bu yüzden birliklerinizin ağır kayıplara uğramansa sebep oluyorsunuz. Bu bölgedeki birliklerin hepsi Anadolu’nun Türk Mehmetçiklerinden kuruludur. Bunların sevk noktalarından buralara gelirken zaten yüzde otuzu hastalık, gıdasızlık ve bakımsızlıktan yolda ölüp gitmiştir. Kalan yüzde yetmiş ini de siz silah, cephane, yiyecek ve içecek bakımından noksansız muhafazalı olan ve siperlerde bulundukları içinde emin bir şekilde müdafaa harbi yapan İngilizlere beyhude yere kırdırıyorsunuz” diyordu. İsmail Hakkı Bey, Kazım Karabekir’in de bu görüşe katılıyordu.

Oysa İsmail Hakkı Bey, Yanya’nın Güney’inde bulunan Kozmira’da yapılan savaşlardaki Mehmetçik kırımından bu şekilde bahsetmez. Arnavutlardan kurulu alayın kaçmasıyla Manolassa tepeleri ve Aetoraki Dağı Yunanlıların eline geçmiş, yapılan hücumlarda Anadolu Mehmetçiklerinden kurulu iki tümen büyük zayiat vermiş, Arnavut alayı hücuma katılmamıştır.

Savaş sonrası yokluklar içinde bulunan genç Türkiye cumhuriyetinin var gücüyle demiryolu yapmaya çalışmasının bir sebebi de asker nakli sırasındaki yüksek kayıptır.

*

Askeri tarihçilik alanında faaliyet gösteren subayların birisi de Süreyya Paşa’dır. Kadıköy’de sinema, opera, plaj, çiftlik ve yün işleyen Adalet Mensucat Fabrikası’nı kuran Süreyya Paşa (İlmen) Osmanlı ordusunda havacılık şubesini kuran subaylardan birisidir. Erkan-ı Harbiye İkinci Şubesi Müdürü görevindeyken Ceride-i Askeriye’de makaleler yazar, askeri konularda kitaplar kaleme alır. İlk kez askeri cep takvimini hazırlar.

Mehmet Nihat Bey, 1886’da Bursa’da doğmuştur. Bu nedenle kendisine Bursalı denilmiştir. Babası Abdulvahap, dedesi Özbekistan’ın Buhara kentinde doğan Hacı Vikvik’tir. 1928’de görev esnasında kaza kurşunu ile İzmir’in Güzelbahçe ilçesinde (Kilizman) şehit düşen Kurmay Yarbay Bursalı Mehmet Nihat Bey, 42 yıllık kısa hayatına kendi harp tecrübelerinden (Trablusgarp, I. ve II. Balkan Harpleri, I. Dünya Harbi, Kurtuluş Savaşı) ve yabancı kaynaklardan çevirdiği 39 harp tarihi eserini sığdırmıştır.

Bursalı Mehmet Nihat Bey, Trablusgarp, Balkan Harbi, Çanakkale ve İstiklâl Savaşı’na katılmıştır. Uzun yıllar Harp Akademisinde öğretmenlik yapmış ve birçok kurmay subayı fikrî yönden etkilemiştir. Cumhuriyet’in ilk yıllarında Harp tarihi içerikli konferanslar vermiş, vefatından bir yıl öncesine kadar Çanakkale’yi ziyaret edenlere, çarpışmaların geçtiği mekânlarda, çok değerli bilgiler aktarmıştır.

Nihat Bey, yaşadığı dönem ve katıldığı savaşlar itibarıyla döneminin koşullarını objektif bir gözle analiz etmiş ve kendinden sonra gelecek nesillere büyük eserler bırakmıştır. Tanık olduğu olayları kaleme alarak yakın tarihimize ışık tutmuştur.

Osmanlı ordusunda gerçek anlamda harp tarihinin, teşkilat halini alması ise I. Dünya Savaşı döneminde (29 Mart 1916’da) İstanbul’da Karargâhı Umumiye’nin (Erkânı Harbiye) 16. Şubesi olarak “Tarihi Harp”’in kurulmasıyla başlamıştır. Bu teşkilat askerî tarih olaylarına ait belgeleri toplayarak bir arşiv kurmaya çalışmıştır. 1917’de “Harp Cerideleri ile Vesaik-i Harbiye Dosyaları Hakkında Talimat” (Harp Cerideleri ile Harp Belgeleri Dosyaları Hakkında Yönetmelik) çıkarılarak askerî tarih çalışmaları yönlendirilmiştir. 16. Şube, 10 Kasım 1919’da 8. Şubeye dönüştürülmüş ve olaylara ait belge tasnifine başlanmıştır. Olayların gruplandırılmasında “Balkan Harbinden Önceki Harpler”, “Balkan Harbi”, “1. Dünya Harbi”, “Sağlık Harp Tarihi”, “Veteriner Harp Tarihi” ve “Arşiv” başlıkları saptanmıştır. Erkânı Harbiye-i Umumiye, Tarihi Harp Şubesi, 3 Temmuz 1920 yılında, “Tarih-i Harp Tahrir Heyeti” (Harp Tarihi Yazma Kurulu) adıyla, askerî tarih çalışmalarını sürdürmüştür. Adı geçen kurul, 1921’de Tarihi Asker’i Encümeni; 1922 yılında “Genelkurmay Encümeni” adını aldıktan sonra aynı yıl “Tarihi Harp Şubesi”, 1926 yılında da “Harp Tarihi Dairesi” olmuştur.

Kısaca anlatılan bu süreçte Bursalı Mehmet Nihat Bey, ilk harp tarihi çalışmalarının içinde olmuş ve bizzat kurucuları arasında yer almıştır. Nihat Bey, 1907’de Harp Akademisi’nde öğrenci olmasından dolayı sınıf arkadaşlarıyla birlikte ilk kez nazarî harp tarihi alan şanslı öğrencilerden olmuştur. Harp tarihinin önemini bu dönemde kavramıştır.

Bursalı Mehmet Nihat Bey, askerlik hayatı boyunca harp tarihi açısından önemli olan kişisel notlarını harp tarihine vesika oluşturması bilinciyle hazırlamaya başlamıştır. Özellikle Balkan ve I. Dünya Harpleri esnasında gelecek kuşakların ders alabilmesi için tanık olduğu olayları objektif bir biçimde yazmıştır. Osmanlı Erkânı Harbiyesi, Bursalı Mehmet Nihat Bey’in bu özelliğini takdir etmesinden olacaktır ki genç bir subay olmasına rağmen 30 Eylül 1918’de İstanbul’da Yıldız Sarayı’nda bulunan Harp Akademisi Müdür Yardımcılığı’na atamış ve ardından Harp Akademisi ile ilgisi sürmek koşuluyla Erkânı Harbiye, 16. Şubede (Tarihi Harp) görevlendirmiştir. Bu şubenin gerçek anlamda Harp Tarihi şubesi olması için çok çalışmış, bilgi ve tecrübelerini aktarmıştır. 1918’den itibaren Harp tarihi açısından önemli yabancı kaynakları Türkçeye çevirmeye ve tanık olduğu savaşları yazmaya başlamıştır. 10 Kasım 1919’da 16. Şubenin 8. Şubeye dönüştürülmesi ve modern anlamda harp tarihi için arşiv oluşturmak üzere, olaylara ait belge tasnifine başlanmasında etkin rol almıştır

Cumhuriyet’in ilk harp tarihçisi olan Nihat Bey’in yazdığı eserler, zamanın çok ötesinde tarafsız bir kalemle ustaca yazılmış, hatalar ve ders alınması gereken noktalar titizlikle işlenmiştir.  
14 Mayıs 1905 tarihinde Harp Okulundan teğmen olarak mezun olmuş ve kurmay sınıfına ayrılmıştır. Haziran 1912’de Çanakkale Ordusu ile İtalya Savaşı seferberliğine katılmıştır.29 Eylül 1912’de Balkan Savaşı seferberliği dolayısıyla Büyük Karargâh-ı Umumi Kurmay Başkanlığı emrine verilmiş ve 19 Ekim 1912’de yüzbaşı olmuştur.

Kasım 1912’de kurmay sınıfına kabul edilen Mehmet Nihat Bey, Balkan Savaşı’ndan sonra savaş sonunda harp okulunun açık bulunan harp tarihi öğretmeni yardımcılığına atanmıştır.

Çanakkale Savaşı başlayınca 28 Mart 1915’te Çanakkale Truva yakınında Kalvert çiftliğindeki 15.Kolordu karargâhına atanmış, 15. Kolordu Harekât Şube Müdürlüğü yapmıştır. Daha sonra

9 Ocak 1916’ya (düşmanın Çanakkale’yi boşalttığı tarih) kadar Çanakkale Seddülbahir cephesi Güney Grubu Harekât şube Müdürlüğü’nü yapmıştır.

1 Eylül 1916’da binbaşı olmuştur. Değişik tarihlerde 6.Tümen ve Kafkas Grubu karargâhlarında bulunmuş, Başkomutanlık Kurmay Başkanlığı 2. Başkanlığı’nda görevlendirilmiş ve 12 Ekim 1918’de  Harp Akademisi Müdür Yardımcılığı’na atanmıştır.

Daha sonra Genelkurmay Harp Tarihi Şubesi’nde görevlendirilmiş ve daha sonra Genelkurmay 2. Şube Müdür Yardımcılığında, Veliaht yaverliğinde ve Harp Akademisi öğretmenliğinde görevlendirilmiştir.

Mustafa Kemal (Atatürk) Paşa, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkarak başlattığı Millî Mücadele’ye birçok gönüllü subay gibi Kurmay Binbaşı Bursalı Mehmet Nihat Bey’de katılmak istemiştir. Bunun için Mustafa Kemal Paşa’dan izin istemesi üzerine kendisine şu haber gönderilecektir;

“Bursalı Binbaşı Mehmet Nihat Bey gibi değerli bir zabitimizin Anadolu’ya geçmemesi gerekir. Millî Mücadele’de savaşacak düzenli ordunun, eğitim görmüş tecrübeli kurmaylara daha çok ihtiyacı vardır. Böyle kıymetli zabitimizin İstanbul’da kalarak Harp Akademisinde yetiştireceği öğrencilerini Anadolu’ya göndermesi daha faydalı olacaktır.”

Mustafa Kemal Paşa, Yunanlıları Anadolu’dan atmak için Doğu ve Güney cephelerindeki kuvvetleri, Kocaeli bölgesindeki kuvvetleri Büyük Taarruzdan önce bir noktaya toplamaya başlayacaktır. Harp tecrübesi olan değerli komutanlara ihtiyaç duyduğu için Kurmay Binbaşı Bursalı Mehmet Nihat Bey’inde Anadolu’ya geçmesini ister. Büyük Taarruz’dan önce Mehmet Nihat Bey, Anadolu’ya geçmiş ve 6. Kolordu Kurmay Başkanı görevine tayin edilmiştir.

1922’de yarbay olmuştur. Bursalı Mehmet Nihat Bey, Cumhuriyet döneminde harp tarihi çalışmalarına hız vermiştir. 29 Ağustos 1923–06 Şubat 1926 yılları arasında Harp Akademileri Harp Tarihi Öğretmenliği ve Genelkurmay Neşriyat Şube Müdürlüğü yapmıştır. 1928’e kadar İstanbul ve Çanakkale’de harp tarihi konferansları vermiş, bizim tespit edebildiğimiz kadarıyla 39 harp tarihi eserini ülkemize kazandırmıştır. Kendisinden sonra harp tarihçisi olacak öğrenciler yetiştirmiştir.

1926’da 5. Alay Komutanlığı’na atanmıştır.

İzmir Müstahkem Mevkii Tugay Komutanı iken, bir görevden döndüğü sırada geceleyin Jandarma nöbetçi eri tarafından atılan kurşunla 14 Temmuz’u, 15 gecesi Temmuz‘a bağlayan gece 1928’de şehit olmuştur. Mezarı İzmir Güzelbahçe yolu mahalle mezarlığındadır.

En önemli eseri olan, 1213 sayfa ve 107 kroki içeren üç ciltlik “Balkan Harbi, Trakya Seferi” eserinin I. ve II. ciltleri 1924, III. cildi 1928 yılında basılmıştır. Kendi harp tarihini yazan Bulgar Genel Kurmayı bu eserden faydalanmıştır.

Mehmet Nihat Bey bu savaşın kaybedilme sebebi olarak şunları yazar: “… (Orduda) yokluklar ve kötülükler ise başlıca ‘Bilim ve bilgi sahibi olma’ noksanlığından doğmuştur. Ordu ‘tarihini ve harp tarihini’ bilmiyordu, incelememişti. Kuruluş ve malzemesini bilim ve bilgiye değil, hayal ve isteğe ve basmakalıp teorilere dayandırmıştı. … Sayıları 1100’ü geçen tabura ve bu oranda çeşitli sınıflara sahip bir teorik ordu kuruluşunu kâğıt üzerin çizmekle taklitçisi olmak istediğimiz Alman Ordusu’nun bir kısım talimatname ve yönetmeliklerini yalan yanlış çevirerek yarım yamalak orduya dağıtıvermekle, bizde de bulunsun diye alman Ordusu’ndaki bazı okul ve kurumları yarım yamalak taklit edivermekle istenen sağlamlığa sahip bir temele dayanarak vücuda gelmeye başlamış ve hatta gelmiş olduğu kabul edivermiştik.”

Mehmet Nihat Bey “Balkan Harbi, Trakya Seferi” eserinin III. Cildini şu sözlerle bitirir: “Bu ciltte beni iten içtenlik ve iyi niyettir. Kendime göre yanlış gördüğüme yanlış, kötü saydığıma kötü dedim. Bu savaştan ders alan bazı subaylar Büyük Harpte, istiklal muharebelerinde yüksek nitelik göstermişlerdir.”

Eski kuşak subayların ordunun NATO emrinde olmasına karşı çıkmasının altında yabancı subayların danışmanlığında ve yönetiminde olmasının Balkan Savaşı ve I.Dünya Savaşı’nda nelere mal olduğunu yaşamışlardı.

Eserleri:

Eski Yazılar:

  1. Balkan Harbi, Trakya Seferi, 1. cilt, 1340(1924)
  2. Balkan Harbi, Trakya Seferi, 2. cilt, 1924
  3. Balkan Harbi, Trakya Seferi, 3. cilt,  1928
  4. Büyük Harp, 1., 2., 3., 4.cilt, Almancadan çeviri 1926
  5. Büyük Harp’te Türk Harbi, 1. cilt, 1927
  6. Büyük   Harp’te   Türk   Harbi,   2.cilt,   1928(Türk   Cepheleri Harekâtı)
  7. Büyük Harp’te Türk Harbi,  3.cilt 1928
  8. Harbi Umumi Tarihi, l ve 2.cilt, çeviri
  9. Büyük Harp’te Çanakkale Seferi,   çeviri,   İlhami Fevzi Matbaası, 1926
  10. Harbi Umumi’de-Seddülbahir (Cenup) Grupları Muharebatı, 1336 (1920) telif
  11. Harbi Umumi’nin Tenkidi, çeviri
  12. Harbi Umumi’nin İhzar ve İdaresinde Alman Erkan-ı Harbiyesı, Genaral Kol, çeviri
  13. Harbi Umumi’de  Fransız Sefer Planı ve Harbin İlk Ayı. çeviri
  14. Harbi Umumi’de Genaral Moltke’nin Mektupları ve Hatıratı. çeviri
  15. Trakya’da Osmanlı-Bulgar Muharebesi, 1335(1919)
  16. Balkan Harbi’nde Çatalca Muharebesi, Konferans.1341(1925)
  17. Çanakkale Seferi, Charleroux’dan çeviri. Binbaşı Nihat ve Yüzbaşı Asım, İst Askeri Matbaası 1337(1921)
  18. Meşhur Osmanlı Sefer ve Muharebeleri’nde Sevk ve İdare
  19. Napoleon Muharebatı (Hazırlanmakta olan)
  20. Kont Schilliffın’in Canne adlı eserinin 2.cildi, çeviri
  21. Liege ve Namur’un Zaptı, çeviri
  22. 13.Kolordu’nun İran Seferi, telif
  23. Falkenhein’in Hatıratı, çeviri
  24. Harbi Umumi Silsilei Neşriyatı
  25. Rus-Japon Harbi (hazırlanmakta)

Öğretim Notları:

  1. Harp Çantası (Kurmay Subay Muhtırası)
  2. Kıtaat-ı   Cesime’nin   Tabiyece  İstihdamları   Hakkında Muvakkat Talimname, çeviri
  3. Atlı Farazi   Tatbikat  ve  Tatbikat   Seyahatleri’nin Suret-i Tertip ve İdaresi
  4. 1870-1871 Seferi

Ölümünden  Sonra Yayımlananlar:

  1. Alman-Avusturya Şark Cephesi’nde 1914 Yaz Seferi, Grafik Halinde, Yazan Em. Albay Von Montey, çeviren Bnb. Nihat, İstanbul Askeri Matbaa, 1930 (yeni yazı)
  2. 32-1914’ten 1916’ya Kadar Balkan ve Türkiye’de Büyük Harp, 95 sayılı Askeri Mecmuanın tarih kısmı, çeviri, İstanbul Askeri Matbaa 1934 (yeni yazı)

 KAYNAKÇA:

-Ahmad, Feroz, İttihat ve Terakki, İstanbul-2010
-Arif Bey, Başımıza Gelenler, İstanbul-1973
-Avcıoğlu, Doğan, 31 Mart’ta Yabancı Parmağı-İstanbul-1998
-Aydın, Mahir, Şarki Rumeli Vilayeti, Ankara-1992
-Hasan Amca, Doğmamış Hürriyet, İstanbul, 1989
-İmbert, Paul, Osmanlı İmparatorluğunda Yenileşme Hareketleri, İstanbul, (Basım yılı yok)
– İnalcık, Halil, Devlet-i Aliyye-III, İstanbul-2016
– İnalcık, Halil, Devlet-i Aliyye-IV, İstanbul-2017
-Mantran, Robert, Osmanlı Tarihi, İstanbul-1995
-Mardin, Şerif, Jön Türklerin Siyasi Fikirleri (1895-1908), İstanbul-1992
-Mülazım Hasan, Tekrar Başımıza Gelenler, İstanbul-1991
-NTV Tarih, Nisan-2010
-Okar, Mehmet Ali, Osmanlı’nın Balkanlardaki Son On Yılı, İstanbul-2013
-İsmail, Okday, Yanya’dan Ankara’ya, İstanbul-1975
-Ortaylı, İlber, İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı, İstanbul-2016
-Özyüksek, Murat, Anadolu ve Bağdat Demiryolları, İstanbul-1988
-Peker, Ekrem Hayri, Teşkilat-ı Mahsusa’dan Kuşçubaşı Hacı Sami, İstanbul-2011
-Ramsaur, E.E. ,Jön Türkler ve 1908 İhtilali, İstanbul-1982
-Stoddard, P,Teşkilat-ı Mahsusa, İstanbul-1993
-Tolstoy, Sivastopol, Ağustos 1885, İstanbul-2005
-Türsan, Tuğgenaral O.Nurettin “Askeri Tarih Yazarı ve Harp Akademileri Tarih Öğretmeni Kur. Yb. Bursalı Mehmet Nihat Bey, Cumhuriyetin En Büyük Askeri Tarihçisine Vefa Borcu, Harp Akademileri Basımevi, İstanbul -Ocak 1996
-Uzer, Tahsin Makedonya Eşkıyalık Tarihi ve Son Osmanlı Yönetimi, Ankara, 1999

NOT: Bu yazı “Türk Dünyası Uygulama ve Araştırma Merkezi Yakın Tarih Dergisi” Cilt 1, Sayı 3 (2018), sayfa. 98-108’de yayınlanmıştır.

 

361 Toplam Okuma, 1 Bugün

Ekrem Hayri PEKER

Ekrem Hayri PEKER

Kimya mühendisi, araştırmacı, yazar, STK yöneticisi. Bursa Mustafa Kemal Paşa’da (1954) doğdu. Anadolu Üniversitesi Kimya Mühendisliği bölümü mezunu. TUBİTAK veri tabanına kayıtlı “Teknoloji tabanlı Başlangıç Firmalarına Özel İş Geliştirme” mentörü, C Grubu iş Güvenliği uzmanı olarak Nano kimyasalların tekstil materyallerine uygulamalar konusunda üniversitelerde konferanslar verdi. Yayınlanmış kitaplarından bazıları: "Kuşçubaşı Hacı Sami Bey", "Özbek Mektupları", "Yeşim Taşı - Ön Türkler ve Türk Tarihinden Kesitler", "Kafkasya'dan Anadolu'ya - Zekeriya Efendi". Belgeseltarih.com kurucu ortağı, yazarı ve yayın yönetmenidir.

Comments

Comments